Prof. Dr. A. Beril TUĞRUL
22 Mayıs 2026 tarihinde İstanbul’da düzenlenen “2. İstanbul Doğal Kaynaklar Zirvesi – (II. Istanbul Natural Resources Summit) – INRES 2026”da Türkiye’nin enerji hedeflerinin deklere edildiği gözlenmiştir. Burada şunu belirtmek gerekir ki; hayli geniş katılımlı Uluslararası bir platformda Türkiye enerji politikalarına ilişkin böylesi bir deklarasyon dikkat çekmiş bulunmaktadır. Bu bağlamda, T.C Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın himayesinde düzenlenen söz konusu Zirve’de, T.C. Cumhurbaşkanı’nın yaptığı açılış konuşmasının önemli mesajlar içerdiği görülmüştür. Bir başka deyişle Türkiye’nin enerji ve doğal kaynak politikasının artık küresel ölçekte belirleyici bir güce dönüştüğünün diplomatik açıdan ilanı, öne çıkan en önemli husus olmuştur denebilir.
“İstanbul Doğal Kaynaklar Zirvesi (INRES 2026)”
Bilindiği üzere geçen yıl, Türkiye tarafından 2 Mayıs 2025 tarihinde ilki düzenlenen “İstanbul Doğal Kaynaklar Zirvesi (INRES)”’te enerjinin geleceğinin masaya yatırılması amaçlanmıştı. Geçen yılki Zirve’ye 9 ülkeden 10 bakan katılmıştı.
Bu yıl ise Zirve’ye daha geniş bir katılım olmuş ve 10 ülkeden (Türkiye, Azerbaycan, Bulgaristan, Gürcistan, Libya, Moldova, Nijerya, Sudan ve Somali’den) 8 bakan ve 3 bakan yardımcısı ile toplam 45 ülkenin üst düzeyde temsil edildiği görülmüştür. Bir başka deyişle, Türkiye’nin merkezi bir konumunda yer aldığı üç kıta olan Asya, Avrupa ve Afrika’dan Zirve’ye, enerji paydaşları çerçevesinde bakan seviyesinde katılımlar gerçekleşmiştir.
Tüm katılımcılar kapsamında; yerli ve yabancı yatırımcılar, sektör temsilcileri, uluslararası, kamu şirketi yöneticileri, enerji şirketlerinin CEO’ları, finans kuruluşları ve bağımsız uzmanlar, araştırmacılar ve akademisyenler de Zirve’de yer almıştır.
2. İstanbul Doğal Kaynaklar Zirvesi’nde 3 Ana Gündem başlığının öne çıktığı ifade edilebilir. Bunlar; “Enerji Güvenliği”, “Devlet Politikaları” ve “Finans ve Yatırım” konuları olmuştur.
Enerji Güvenliği bağlamında bu yılın en önemli enerji politik olayı olan Hürmüz krizinin ve küresel enerji akışlarının güvenliği ele alınmıştır. Devlet Politikaları çerçevesinde enerji ve yatırım politikalarında devletlerin üstlenmesi gereken roller üzerinde durulmuştur. Finans ve Yatırım kapsamında ise enerji ve maden sektöründeki yatırım fırsatları, finansman modelleri ve küresel ekonomik gelişmeler masaya yatırılmıştır.
Bu ana başlıklara ilaveten, doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı, kritik mineraller, enerji dönüşümü ve uluslararası iş birlikleri üzerinde de durulmuştur. Bu bağlamda Zirve’nin yalnızca sektörel platform olarak değil, küresel enerji mimarisinin yeniden şekillendiği stratejik bir etkinlik olarak hayata geçirildiği söylenebilir.
Zirve’de Türkiye’nin betimlenen Hedefleri
2. İstanbul Doğal Kaynaklar Zirvesi’nde öncelikle Türkiye’nin “enerjide merkez üssü” olma hedefi açıklanmış bulunmaktadır. Bu bağlamda, Türkiye’nin “enerji hub” vizyonunun güçlendirildiği belirtilmiştir. Petrol ve doğal gazın hâlâ stratejik kaynaklar olduğu ve bu kaynaklara erişimin devletler için kritik önemde olduğu vurgulanmıştır. Türkiye’nin jeopolitiği ve doğu batı aksı bağlamında konumu gelecek projeksiyonu ile birlikte betimlenmiştir.
Bununla beraber öz kaynak olan yenilenebilir enerji kaynaklarının önemi üzerinde de durulmuştur. Ülkenin yenilenebilir enerji hedeflerinin yükseltilmiş olduğu belirtilerek nükleer yatırımlar ve kritik mineraller stratejik öncelikler arasında ifade edilmiştir. Böylelikle, Türkiye’nin uzun vadeli enerji stratejisi, küresel krizler (COVID-19, Rusya-Ukrayna savaşı, Hürmüz gerilimi) sonrası daha görünür hâle getirilerek betimlenmiş olmaktadır.
İlaveten, Türkiye’nin enerji hedefleri uzantısında enerji güvenliğinin ulusal güvenlik ve bağımsızlıkla doğrudan ilişkili olduğu ifade edilmiştir. Dolayısıyla, enerjinin artık yalnızca ekonomiyle ilişkilendirilemeyeceği, ekonominin ötesinde, milli güvenlik ile olan ilişkisinin giderek öne çıktığı ve içinde bulunduğumuz süreçte bağımsızlığın temel unsuru haline geldiği dile getirilmiştir.
Bunlardan ayrı olarak, Türkiye’nin küresel enerji aktörleriyle iş birliği vurgulanarak doğal kaynaklarda küresel iş birliği ağlarını güçlendirilmesi üzerinde durulmuştur. Dolayısıyla Türkiye, çevre ülkeler bağlamında bölgesel enerji-jeopolitiğin mimarisinde belirleyici aktör olarak konumlandığı ifade edilerek bu konuda atılan adımlar belirtilmiştir.
Zirve’de üzerinde durulan önemli iki konu olarak da kritik mineraller ve hidrokarbonların öne çıktığı görülmüştür. Burada, Türkiye’nin stratejik konumu geniş bir yelpazede ele alınarak ifade edilmiştir.
Tüm bu enerji-politik konuların hayata geçirilmesine ilişkin olarak Türkiye’nin uluslararası yatırım ve finansman modellerini geliştirmeyi amaçladığı da belirtilmiştir. Bu bağlamda, küresel değer zincirinde daha etkin rol almanın gerekliliği vurgulanmıştır.
Ayrıca, Türkiye’nin uzun vadeli hedefleri üzerinde de durulmuş ve çeşitlilik ve yedeklilik içeren çok boyutlu enerji stratejisinin benimsendiği belirtilmiştir. Dolayısıyla kırılgan küresel ortamda dayanıklı bir enerji mimarisi kurmanın önemi betimlenmiş olmaktadır. Bu kapsamda Karadeniz gazı, LNG/FSRU tesisleri ve farklı enerji yatırımlarının, Türkiye’nin stratejik kartları olarak öne çıkarıldığı görülmüştür.
Bütün bunlardan ayrı olarak, enerji-politik konuların bazı riskler ve zorluklar içerdiği de betimlenmiştir. Bunlar arasında önemli bir tanesi jeopolitik gerilimler olduğu ifade edilmiştir. Bu konuda özellikle “Enerji hatlarının güvenliği” konusu öne çıkmaktadır. Fazla olarak bölgesel rekabetin artmasının da bu konudaki riskleri ve zorlukları artırıcı unsur olarak görüldüğü net bir şekilde ortaya konmuştur.
Bir başka riskli konunun “Fiyat Dalgalanmaları” olduğu belirtilmiştir.Son dönemlerde petrol ve doğal gaz fiyatlarında görülen %50’ye varan artışların küresel istikrarsızlığın yarattığı bir konu olduğu belirtilmekle birlikte önemli sorunları da beraberinde getirdiği ifade edilmiştir.
Öte yandan ortaya çıkabilecek “Çevresel Baskılar”dan da bahsedilmiştir. Bu bağlamda, büyük ölçekli enerji ve maden projelerinin ekosistem üzerindeki etkileri konusu da ele alınmıştır. Bunun için bilinçlendirme ve ileri teknoloji kullanımının önemi vurgulanmıştır.
Sonuç
2. İstanbul Doğal Kaynaklar Zirvesi’nin, Türkiye’nin enerji ve doğal kaynak politikasının betimlendiği bir platform olarak hayata geçtiği söylenebilir. Fazla olarak, Türkiye’nin küresel ölçekte belirleyici bir güç olarak konumlanma durumu ve hedefleri de net olarak uluslararası bağlamda ortaya konduğu gözlemlenmiştir.
İlaveten konu, Zirve’de stratejik olarak değerlendirilmiş ve Türkiye’nin enerji ve doğal kaynak politikalarının küresel ölçekte belirleyici bir rol oynayabileceği deklere edilmiş olmaktadır. Bir başka deyişle diplomatik bir platform olan 2. İstanbul Doğal Kaynaklar Zirvesi’nde, Türkiye uyguladığı ulusal güvenlik ve uluslararası dengeler bağlamında doğrudan belirleyicisi bir ülke olarak enerji politiği yönlendirme konusundaki kararlığı da betimlemiştir.
Burada şunu da belirtmek gerekir ki; ABD/İsrail-İran çatışması sonucunda ortaya çıkan Hürmüz Boğazı krizinde çözüme yaklaşıldığı gibi ifadeler kullanılıyor olmasına rağmen sahada bölgesel stresin pek de kolay sonuca ulaşamayacağı öngörülebilmektedir. Tam da bu süreçte Türkiye’de böylesi bir Zirve’nin düzenlenmesi ve Türkiye’nin alternatif enerji yolları bağlamında jeopolitiğini önceleyen enerji politik hedeflerin ortaya konması stratejik bir hamle olarak nitelenebilir.
Tüm bu değerlendirmelerin ışığında öz olarak belirtilmek istenirse, (ülkeler enerji politik siyasalarını çok da açıklamazken) Türkiye’nin stratejik enerji hedeflerini Uluslararası bir Zirve’de açıklaması, bölgemizin ve dünyanın geçmekte olduğu enerji ağırlıklı süreç bağlamında düşünüldüğünde, küresel enerji jeopolitiğinde kendi konumlamasını betimleyerek çevre ülkeler başta olmak üzere global ölçekte mesaj verdiği bağlamında yorumlanabilir.


