Soğuk Savaş sonrası uluslararası sistemin kültürel fay hatları üzerinden okunmasına önemli katkı sunan Samuel P. Huntington, The Clash of Civilizations and the Remaking of World Order adlı eserinde Türkiye’yi “torn country” (bölünmüş ülke) kategorisinde konumlandırarak, modernleşme ile medeniyet aidiyeti arasındaki gerilimi analizin merkezine yerleştirmiştir. Huntington’a göre Türkiye, Batılılaşma yönünde irade gösteren elitleri ile İslam medeniyetine kültürel bağlılığını sürdüren toplumsal yapısı arasında sıkışmış; bu nedenle ne Batı’ya tam entegre olabilmiş ne de alternatif bir medeniyet liderliği geliştirebilmiştir. Bu çerçevede Türkiye için üç olası stratejik yönelim öngörülmektedir: Batı’ya entegrasyon çabalarının sürdürülmesi, İslam dünyasına yönelerek liderlik iddiasının güçlendirilmesi ya da iki medeniyet arasında kalıcı bir kimlik bunalımının devam etmesi.
Bu yaklaşım, analitik açıklayıcılığına rağmen, 21. yüzyılın dönüşen jeopolitik ve jeoekonomik dinamiklerini kavramakta sınırlı kalmaktadır. Öncelikle Huntington’ın modeli, medeniyetleri birbirinden keskin sınırlarla ayrılmış bloklar olarak ele alan ikili (binary) bir yapı üzerine kuruludur. Oysa günümüz uluslararası sistemi, sabit medeniyet bloklarından ziyade, çok katmanlı etkileşim ağları ve esnek ittifak yapıları üzerinden işlemektedir. İkinci olarak, Huntington Türkiye’yi büyük ölçüde dışsal dinamiklere tepki veren bir “ara form” olarak değerlendirirken, devletlerin stratejik önemini ve sistem kurucu kapasitesini yeterince dikkate almamaktadır. Son olarak, enerji hatları, ticaret koridorları ve dijital altyapılar üzerinden şekillenen yeni jeoekonomik düzen, medeniyet temelli analizlerin ötesine geçen yeni bir kavramsal çerçeve gerektirmektedir.
Tam da bu noktada Afro-Avrasya yaklaşımı, Türkiye’nin konumunu yeniden tanımlayan alternatif bir paradigma sunmaktadır. Bu yaklaşım, Türkiye’yi Batı ile İslam dünyası arasında tercih yapmak zorunda olan bir aktör olarak değil; Afrika, Avrupa ve Asya kıtalarının kesişiminde yer alan çok katmanlı bir bağlantı merkezi (hub state) olarak konumlandırır. Böylece mesele, medeniyetler arasında bir aidiyet tercihi olmaktan çıkarak, farklı jeopolitik ve jeoekonomik havzalar arasında bağlantı üretme kapasitesine indirgenir. Bu bağlamda Türkiye, klasik anlamda bir “köprü ülke” değil; farklı sistemleri birbirine entegre eden, akışları yönlendiren ve yeni etkileşim alanları üreten bir “merkez ülke” ya da daha ileri bir ifadeyle bir “asansör ülke” olarak tanımlanabilir.
Afro-Avrasya yaklaşımının temel varsayımı, uluslararası sistemin artık medeniyet blokları üzerinden değil, dağıtılmış ağlar (distributed networks) üzerinden işlediğidir. Bu çerçevede Türkiye’nin stratejik değeri, hangi medeniyete ait olduğundan ziyade, hangi ağları birbirine bağlayabildiği ve bu ağlar içerisindeki akışları ne ölçüde yönlendirebildiği ile ölçülmektedir. Enerji güvenliği, lojistik koridorlar, dijital bağlantısallık ve ticaret hatları gibi alanlar, bu yeni paradigmanın somut karşılıklarını oluşturmaktadır. Bu durum, Türkiye’nin eşzamanlı olarak farklı kurumsal ve bölgesel yapılarla etkileşim kurabilmesini mümkün kılan ve klasik çok taraflılık anlayışını aşan esnek ve ağ temelli bir çok taraflılık stratejisinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır.
Sonuç olarak, Huntington’ın Türkiye’yi bir kimlik problemi üzerinden tanımlayan yaklaşımına karşılık Afro-Avrasya perspektifi, Türkiye’yi bir kapasite ve konum avantajı üzerinden yeniden okumaktadır. Bu dönüşüm, Türkiye’nin uluslararası sistemdeki rolünü pasif bir “arada kalmışlık” durumundan çıkararak, aktif bir “sistem kurucu” aktöre dönüştürmektedir. Dolayısıyla Türkiye’nin önündeki mesele artık “hangi medeniyete ait olduğu” değil, “hangi jeostratejik ağları nasıl yönettiği” sorusu etrafında şekillenmektedir. Bu da Huntington’ın üçlü yol ayrımını aşan, daha esnek, çok boyutlu ve proaktif bir stratejik ufka işaret etmektedir.
Yazar Hakkında
Doç. Dr. Hakan Arıdemir, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesidir. Uluslararası Hukuk, Bölgesel Deniz Jeopolitiği Meseleleri ve Uluslararası Deniz Hukuku alanında çalışmalarını sürdürmektedir. Afro-Avrasya Araştırmaları Enstitüsü’nün kurucu başkanı olan Doç. Dr. Arıdemir, ulusal ve uluslararası düzeyde birçok akademik projeye, çalıştaya ve yayın faaliyetlerine öncülük etmektedir. Türkiye’nin Afro-Avrasya vizyonu ve Türk dünyası stratejileri üzerine analizler üretmektedir.


