Son dönemlerde Hong Kong’da meydana gelen gösteriler üzerine
birçok kişi Doğu Türkistan’da aynı türden olayların olup-olamayacağını merak
eder oldu.
İki bölgenin tarihi, coğrafi, siyasi, sosyal ve ekonomik
durumunu mukayeseli olarak bilmeyenler, Hong Kong yaşananların yakın gelecekte
Doğu Türkistan’da da çıkabileceğini, bunun için ABD başta olmak üzere batılı
bir kısım devletlerin dezenformasyon ile kamuoyunu manipüle ettiğini iddialı
bir şekilde dillendirmeye başladılar.
Doğu Türkistan’da yaşanan insan hakları ihlallerini takip
eden ülkemizdeki bir kısım milliyetçi-mukaddesatçı kesim ise, biraz da duygusal
olarak, bir an önce Doğu Türkistan’da da Hong Kong’da yaşananlara benzer
olayların, yani bir nevi intifadanın vücuda gelmesini sabırsızlıkla bekler
olmuştur.
İki bölgenin belli başlı bazı hususlarda mukayesesi Doğu
Türkistan’da Hong Kong’da yaşananlara benzer olayların yaşanıp-yaşanmayacağını
gözler önüne serecektir.
Malum olduğu üzere, Hong Kong’da 100 yılı resmi kiralama
usulü ile olmak üzere, 150 yıllık İngiliz hâkimiyeti, bölgenin 1997 yılında
Çin’e devredilmesiyle sonuçlanmış ve yeni sistem “bir devlet iki sistem” olarak
adlandırılmıştı. Hong Kong, 1997 yılından sonraki 50 yılda da, komünist
liderliğindeki bir ülkenin parçası olacak, ancak kapitalist ekonomik
özerkliğini koruyacak, kısmen demokratik siyasi sistem yürürlükte olacaktı.
Zikredilen bu dönem sonrası Hong Kong’un “özel bölge” adıyla idari sistemi
şekillendirilmişti.
Doğu Türkistan ise 1949’da Komünist Kızıl Birlikler
tarafından işgal edilmiş, 1 Ekim 1955 tarihinde ise bölgenin idari sistemi
“Xin-jiang Uygur Özerk Bölgesi” olarak adlandırılarak, merkezi yönetime
eklemlendirilmişti.
Hong Kong (1.106 km2)’un Doğu Türkistan (1.824.418 km2)’a
göre kat be kat küçük olan coğrafi alanı bulunmasına rağmen, nüfus yoğunlu ise
Hong Kong’da daha baskındır. Hong Kong’un nüfusu 7.392.000 iken Doğu
Türkistan’ın nüfusu, 2015 yılı Çin resmi makamlarının verilerine göre
23.597.300’dir. Yani Doğu Türkistan’da km2’ye 0,0773 kişi düşerken, Hong
Kong’da bu sayı 668,354 kişidir. Bu anlamda da iki bölge birbirine
benzememektedir.
Hong Kong’daki hukuki durum dolayısıyla, halk tam
demokrasiye geçmek ve Tiananmen benzeri olayların özel bölgede yaşanmaması
adına 1997 sonrası taleplerini demokratik teamüller içerisinde aramakta ısrarcı
olmuşlardır. Mesela 2002 yılında, Çin merkezi hükümetinin baskısı ile Hong Kong
hükümeti, kamuoyunda tartışmalı “Madde 23” olarak bilinen yasa tasarısı ile
yabancı siyasi örgütlerin veya organların bölgede siyasi faaliyette
bulunmalarını ve siyasi kuruluşların yabancı kuruluşlarla bağ kurmasını
yasaklamak istediğinde Hong Kong halkı ayağa kalkmıştır. Tasarı, yaklaşık
350.000-700.000 Hong Kong vatandaşının Temmuz 2003’te protestolarından sonra
geri çekilmişti.
31 Mart 2019 sonrası başlayan protestoların temelinde de
yine demokratik hakların korunması ve iyileştirilmesi isteği yatmaktadır.
Merkezi Çin hükümetinin talebiyle çıkarılması teklif edilen “suçluların iadesi”
tasarısının, insan hakları ihlalleri konusunda geçmişi pek de parlak olmayan
Merkezi Komünist Çin yönetimin, tasarının kabul edilmesi sonrası ilerleyen
dönemlerde rejime muhalif herkesin iadesini isteyebileceği korkusu insanları sokaklara
dökmüştür.
1997-2019 arasında Hong Kong’da protestosuz yıl geçmezken,
1955 sonrası Doğu Türkistan’da en ufak bir nümayiş (1990 Barın, 1997 Gulca,
2009 Urumçi… vb.) Çin kolluk kuvvetleri tarafından acımasızca bastırılmıştır. 5
Temmuz 2009 Urumçi olaylarında bölgeden aldığımız haberlerde 2000’in üzerinde
ölü var olduğu söylenmişse de, Çin resmi makamları 197 Uygur Türkü’nün öldüğünü
ifade etmiştir. Hong Kong’taki olaylarda ise henüz bir ölüm vakasına tesadüf
edilmemiştir. Yani kanuni hak olan demokratik protesto hakkını Hong Kong halkı
sonuna kadar kullansa da Doğu Türkistan’da böyle bir hakkın olduğuna hiçbir
kimse bırakın tevessül etmeyi, tasavvur dahi edememektedir.
Yine bilindiği üzere Hong Kong’un en büyük ikinci ticaret
ortağı ABD’dir. ABD’nin Hong Kong’la yaptığı mal ve hizmetler ticareti 2018’de
67,3 milyar dolar olarak gerçekleşmişken aynı durum Doğu Türkistan için “0”dır.
Amazon, Apple, Bank of America, Disney gibi ABD merkezli
büyük şirketleri, Haziran 2017 itibariyle, Hong Kong’da temsil eden 283 bölge
merkezi ve 587 bölge ofisi bulunmaktadır. Aynı durum Doğu Türkistan’da, kısa
sürede kapatıldığını öğrendiğimiz birkaç kahve dükkanı hariç, “0”’dır.
2017 yılında, Hong Kong’da 22.000’den fazla ABD vatandaşı
yaşamakta idi ve 1,2 milyon ABD’li ziyaretçi bu “özel bölge”yi ziyaret etmişti.
Yine Bölgede görev yapan on binlerce ABD askeri personeli de dahil olmak üzere
Asya’da yaşayan ya da bu ülkeleri ziyaret eden yüz binlerce Amerikalı
bulunmaktadır. Aynı durum Doğu Türkistan’da ise koca bir “0”dır.
Hong Kong’da ABD örneği özelinde olduğu gibi yabancı
şirketler, şirketlerin temsilcilikleri veya çalışanları bolca bulunup-yaşıyor
olsa da, Doğu Türkistan’da iki elin parmaklarını geçmeyecek, o da Çin ortaklığı
ve söz hakkı ile, göstermelik şirket veya çalışan yabancı bulunmaktadır. Bu
türden kişilerin çok sıkı takip edildiğini, gelenlerin ise kısa sürede bölgeden
ayrılmak zorunda kaldığını ifade etmek durumun mukayese edilmesine katkı verir
kanaatindeyim.
Hong Kong’da Komünist Parti aleyhine faaliyet gösteren
STK’lar olmak üzere, Falun Gong gibi sistem aleyhtarı büyük halk kitlelerine
hitap edebilen oluşumlar var ise de aynı Durum Doğu Türkistan’da tabi ki koca
bir “0”’dır.
Hong Kong’da 31 Mart sonrası başlayan protesto eylemlerinin
sebebi Hong Konglu bir gencin Tayvan’da kız arkadaşını öldürmesi üzerine
iadesine onay verilecek tasarının Hong Kong meclisine getirileceğinin
öğrenilmesi üzerine başlamıştı. Suçlusuna bile sahip çıkabilen bir Hong Kong’a
karşılık, milyonlarca insanı, bilaistisna suçsuz bir şekilde hapse atılan,
işkenceye, tecavüze, ırkî ve dinî aşağılamaya maruz bırakılan bir halk, bırakın
olayları protesto etmeyi, sokağa çıkamaz hale getirilmiştir.
30 milyonun üzerinde ırk ve dindaşımızın yaşadığı bir
bölgede resmi bir konsolosluğumuzun dahi olmadığını, Yunus Emre, Yurtdışı
Türkler Akraba Topluluklar Başkanlığı gibi resmi kurumlarımızın temsilcilik
veya ofis açamadığı, dünyanın dört bir tarafında her türlü kurban ve sosyla
yardım organizasyonu yapabilen STK’larımızın dahi adım atamadığı bir coğrafyada,
insan hakları ihlallerinin neler olduğunun öğrenilmesi bile bir mucize gibi
durmaktadır. Tabi ki öğrenilebildiği kadarıyla…
Kafasını kaldıranın sonu meçhul bir yolculuğa çıkarılacağı
korkusuyla yaşayan bir bölgenin, canı pahasına suçlusunu bile iade etmemek için
direnen bir bölgeye dönme veya benzeme ihtimalini siz değerli okuyucularımızın
takdirine bırakalım.