14.6 C
İstanbul
Cuma, Nisan 3, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 5

Web Summit’te Filmster Network Sinema Endüstrisini Yeniden Tanımlıyor

Lizbon, Portekiz – 12 Kasım 2025
Film endüstrisini kökten değiştirmeyi hedefleyen Filmster Network, Web Summit 2025’te beta lansmanını gerçekleştirdi. Dünyanın dört bir yanından 1.000’den fazla sinemacı platforma kayıt oldu. Filmster Network, “filmciler tarafından, filmciler için” geliştirilen ilk platform olarak dikkat çekiyor.

Günümüzde film yapımı büyük stüdyoların hâkimiyetinde ve bağımsız sinemacılar dağınık iş akışları, sınırlı kaynaklar ve yüksek maliyetlerle mücadele ediyor. Senaryo, çekim planı, ekip yönetimi ve üretim bilgileri genellikle farklı sistemlerde tutuluyor, bu da yaratıcılığı yavaşlatıyor ve maliyetleri artırıyor. Filmster Network bu sorunu çözmek için tek bir ekosistem sunuyor.

Platform; senaryoları üretim öğelerine dönüştürüyor, ekipleri yönetiyor ve her projeden elde edilen bilgiyi merkezi olarak saklıyor. Böylece bağımsız sinemacılar, büyük stüdyolar kadar verimli çalışabiliyor ancak yaratıcı kontrolü kaybetmiyor. Ayrıca Filmster’ın geliştirdiği Reel Sense teknolojisi, izleyici etkileşim potansiyelini analiz ederek yapım ve dağıtım için daha önce yalnızca stüdyoların erişebildiği içgörüleri bağımsız yaratıcıların kullanımına sunuyor.

Kurucu Anush Venkataraman, vizyonlarını şu sözlerle özetledi:
“Hayatta kalmak için hikâyeler anlatmalısınız. Filmster Network, yaratıcıların bunu dünyanın her yerinde, izin beklemeden yapabilmesi için gerekli araçları ve bağlantıları sağlıyor.”

Filmster Network, film yapım sürecini yeniden tanımlıyor: daha fazla film, daha verimli üretim ve küresel ölçekte yaratıcı özgürlük. Platform; senaryo analizinden çekim planlamasına, ekip ve kaynak yönetiminden proje bilgisi saklamaya kadar tüm süreci tek bir yerde topluyor.

Filmster Network Hakkında
Filmster Network, bağımsız sinemacılar ve yapımcılar için tasarlanmış küresel bir platformdur. Senaryo çözümleme, zamanlama, ekip yönetimi ve bilgi saklama gibi süreçleri tek bir ekosistemde birleştirir. Reel Sense teknolojisiyle yapımcılar, izleyici davranışlarını analiz ederek projelerini daha etkili şekilde planlayabilir.

Haber: Ferhat Yıldırım

BloodGPT ve Smartcare Afrika’da Yapay Zekâ Sağlık Devrimi Başlatıyor

Lizbon, Portekiz – 11 Kasım 2025
Afrika’da sağlık hizmetlerine erişimdeki kritik boşlukları kapatmayı hedefleyen iki yenilikçi girişim, Web Summit 2025’te önemli bir iş birliğini duyurdu. BloodGPT, yapay zekâ destekli laboratuvar sonuç yorumlama platformu, ve Smartcare Health Solutions, Afrika’da birinci basamak sağlık hizmetlerini dönüştürmeye odaklanan sağlık teknolojisi şirketi, Nijerya’da 5.000 hastaya aylık ücretsiz AI tabanlı laboratuvar sonucu yorumlama hizmeti sunacak pilot projeyi başlattı.

Neden Önemli?

Nijerya, hızla artan nüfusu ve ciddi sağlık personeli açığıyla karşı karşıya. Ülkede her 5.900 kişiye yalnızca bir klinik veya hastane düşüyor. Yapay zekânın laboratuvar süreçlerine entegrasyonu, bu darboğazı hafifletmeyi, tanı süreçlerini hızlandırmayı ve hasta-hekîm etkileşimini iyileştirmeyi amaçlıyor.

BloodGPT, karmaşık laboratuvar verilerini dinamik görsellerle sunarak hem hastaların hem de doktorların sonuçları daha iyi anlamasını sağlıyor. Sistem, referans dışı değerleri otomatik tespit ediyor, testler arasındaki trendleri görselleştiriyor ve ek inceleme gerektirebilecek biyobelirteçleri belirliyor. Bu sayede iş akışları hızlanıyor, doktorlar evrak işleri yerine hastalarla daha fazla zaman geçirebiliyor.

Pilot Proje ve Gelecek Planları

Proje kapsamında BloodGPT, Smartcare’in Nijerya’daki 15 sağlık kuruluşu ile çalışacak. Bu ağ; devlet birinci basamak sağlık kurumlarını, önde gelen eczane zincirlerini ve özel hastane gruplarını kapsıyor. Başarılı bir pilot uygulamanın ardından çözümün beş Afrika ülkesine daha genişletilmesi planlanıyor.

BloodGPT CEO’su Jonathan Kron, iş birliğinin önemini şöyle vurguladı:
“Araştırmalar, Nijeryalı sağlık profesyonellerinin %77’sinden fazlasının yapay zekânın hizmet kalitesini artırabileceğine inandığını gösteriyor. Biz bu potansiyeli gerçeğe dönüştürmek istiyoruz.”

Smartcare CEO’su Dr. Oluseyi Adebayo-Olubi ise şunları ekledi:
“BloodGPT’yi ilk gördüğümüzde Afrika’ya getirmek istediğimizi biliyorduk. Yapay zekâ sayesinde doktorların haftada 4–7 saat süren laboratuvar sonucu inceleme süresi 30 dakikaya düşecek.”

Proje, Smartcare’in yatırımıyla ve BloodGPT’nin sağladığı ücretsiz kullanım kredileriyle finanse ediliyor. Pilot uygulama, talep düzeyini, entegrasyon sürecini ve gelecekteki beyaz etiket çözümlerini değerlendirmek için kullanılacak.

BloodGPT Hakkında

2024’te kurulan Delaware merkezli BloodGPT, laboratuvar sonuçlarını saniyeler içinde yorumlayan yapay zekâ platformudur. %99,99 doğrulukla veri çıkarımı yapan sistem, hekim tükenmişliğini azaltmayı, personel açığını gidermeyi ve sağlık hizmetlerine erişimi iyileştirmeyi hedefliyor. Daha fazla bilgi için: bloodgpt.com

Smartcare Health Solutions Hakkında

Smartcare, Afrika’da birinci basamak sağlık hizmetlerini dönüştürmek için bağlantılı tanı sistemleri, yapay zekâ destekli klinik iş akışları ve yeni nesil EHR çözümleri geliştiriyor. Daha fazla bilgi için: smartcare.africa

Haber: Ferhat Yıldırım

bTd Travel & Jets, Web Summit Lizbon’da Yeni Dönemi Başlattı

Lizbon, Portekiz – 11 Kasım 2025
Küresel yapay zekâ destekli seyahat ve concierge platformu bTd Travel & Jets, Web Summit Lizbon 2025’te gerçekleştirdiği duyuruyla dikkatleri üzerine çekti. Şirket, Seed-2 yatırım turunu tamamladıktan sonra İspanya, Meksika ve Körfez ülkelerine açıldığını, Google AI ile geliştirilen yeni yapay zekâ concierge hizmetini başlattığını ve Neymar Jr.’ın Suudi Arabistan’dan Brezilya’ya dönüş uçuşunu organize ederek yılın en çok takip edilen özel jet operasyonlarından birine imza attığını açıkladı.

Küresel Büyüme ve Yeni Pazarlar

ABD, Brezilya ve Portekiz’de güçlü bir ivme yakalayan bTd, 2025’in son ayında Dubai ve Abu Dabi’de operasyonlara başlayacak, 2026’nın ilk çeyreğinde ise Doha ve Riyad’a açılarak Web Summit Qatar ile uyumlu bir genişleme stratejisi izleyecek. Bu hamle, bTd’ye Körfez bölgesinde hava, kara, deniz ve konaklama hizmetlerini tek platformda birleştiren ilk seyahat teknolojisi şirketi olma avantajını sağlıyor.

Google AI ile Yapay Zekâ Concierge

bTd, Google AI iş birliğiyle geliştirdiği kişisel seyahat asistanı sayesinde rezervasyon yönetimi, kurumsal seyahat için fiyat takibi, karbon salınımı dengeleme ve yolcu analitiği gibi özellikleri kullanıcı deneyimine entegre ediyor. Ayrıca, “Empty Seat Upgrade Program” ile business class yolcularını özel jetlerdeki boş koltuklarla eşleştirerek ticari ve özel havacılık arasında benzersiz bir köprü kuruyor.

Sürdürülebilirlik ve Etki

Web Summit Rio ve Lizbon’da IMPACT Startup olarak tanınan bTd, 2025’te 90 metrik ton CO₂ salınımını dengeledi, 20 özel jet boş uçuşunu optimize ederek havacılıktaki %40’lık boş uçuş sorununa çözüm sundu. Bu, 10 Lizbon–Miami charter uçuşuna eşdeğer bir çevresel etki anlamına geliyor.

Finansal ve Operasyonel Başarı

  • Gelir: 2024’e göre %42 artışla Ağustos 2025 itibarıyla 2,5 milyon dolar, yıl sonunda 3,2 milyon dolar hedefleniyor.
  • Müşteri Portföyü: 9.000+ kullanıcı (1.700+ HNWI, kurumsal hesaplar ve AMEX Centurion gibi B2B2C ortaklıklar).
  • NPS: 70+ puan, 5 ülkede 7/24 çok dilli concierge ekibiyle destek.

Özel Jet Operasyonları

Ocak 2025’te bTd, Neymar Jr.’ın Suudi Arabistan’dan Brezilya’ya dönüş uçuşunu organize etti. Üç jet ve dört helikopter içeren bu operasyon, Flight Radar’da yılın en çok takip edilen uçuşlarından biri oldu ve bTd’nin küresel lojistik kabiliyetini gözler önüne serdi.

Stratejik Ortaklıklar ve Gelecek Planları

bTd, XP Private Bank, AMEX Centurion, Bradesco Visa Infinite gibi markalarla beyaz etiketli ve ortak markalı programlar geliştirerek özel jetlerden lüks otellere, villalara, spor araçlarına ve yatlara kadar entegre seyahat avantajları sunuyor. Şirket, bugüne kadar 2,2 milyon dolar yatırım aldı ve 2027’de 30 milyon dolar değerlemeyle Seri A turuna hazırlanıyor.

Kurucu & CEO Manoel Suhet, vizyonlarını şöyle özetliyor:
“2021’de Web Summit Lizbon’da Alpha startup olarak başladığımız yolculuk, bugün küresel ölçekte etki yaratan bir şirkete dönüştü. Neymar Jr.’ın uçuşunu organize etmekten Google AI ile yapay zekâ concierge hizmeti başlatmaya kadar, inovasyon ve sürdürülebilirliği lüks seyahatle buluşturuyoruz.”

bTd Travel & Jets Hakkında

2017’de kurulan bTd Travel & Jets, özel jetler, ticari uçuşlar, oteller, villalar, yatlar ve kara taşımacılığını tek bir ekosistemde birleştiren yapay zekâ destekli küresel concierge platformudur. ABD, Brezilya, Portekiz, İspanya ve Meksika’da faaliyet gösteren şirket, 2026’da Körfez bölgesine açılacak. Google AI, AMEX ve XP gibi stratejik ortaklıklarla desteklenen bTd, 90 MT CO₂ dengelemesi, 3,2 milyon dolar gelir hedefi ve lüks seyahatte teknoloji odaklı yaklaşımıyla 1,2 trilyon dolarlık küresel seyahat pazarında fark yaratıyor.

Haber: Ömer Faruk Yıldırım

Web Summit 2025 Lizbon’da Kapılarını Açtı

Dünyanın en büyük teknoloji buluşmalarından biri olan Web Summit 2025, bugün Portekiz’in başkenti Lizbon’da başladı. On binlerce katılımcının akın ettiği etkinlikte teknoloji, inovasyon, yapay zekâ ve dijital dönüşüm dünyasının önde gelen isimleri bir araya geldi.

Açılış gününde düzenlenen panellerde, dijital çağın etik sınırları, yapay zekânın toplumsal etkileri ve sürdürülebilir teknoloji vizyonu ön plana çıktı. Organizasyonun bu yılki teması, “Teknoloji ve İnsan Arasındaki Denge” olarak belirlendi.

Üç gün sürecek zirve boyunca, 2.000’den fazla konuşmacı, farklı sektörlerde yaşanan dönüşümleri tartışacak. Katılımcılar, geleceğin şehirlerinden medya endüstrisindeki yapay zekâ uygulamalarına, enerji teknolojilerinden siber güvenliğe kadar pek çok başlıkta düzenlenen oturumlara katılabilecek.

Etkinliğin en dikkat çeken bölümlerinden biri ise “Startup Island” alanı oldu. Bu bölümde genç girişimciler, fikirlerini uluslararası yatırımcılarla buluşturma fırsatı yakaladı.

Portekiz hükümeti, Web Summit’i yalnızca bir teknoloji etkinliği olarak değil, ülkenin dijital diplomasi gücünü pekiştiren küresel bir buluşma noktası olarak değerlendiriyor. Lizbon’un sokakları bugün, dünyanın dört bir yanından gelen teknoloji tutkunlarının enerjisiyle dolup taştı.

Web Summit 2025, 13 Kasım’a kadar sürecek ve teknoloji dünyasının geleceğini şekillendirecek oturumlara ev sahipliği yapmaya devam edecek.

GÜNEY KARAYİPLERDE YAŞANANLARA ENERJİ POLİTİK BİR BAKIŞ

Prof. Dr. A. Beril TUĞRUL

Giriş
Son dönemlerde Güney Karayiplerde dikkat çekici riskli gelişmeler yaşandığı görülmektedir. Burada; “Güney Karayipler” ifadesiyle Venezuela, Guyana, Kolombiya, Trinidad, Togo ve Panama kastedilmektedir. Bir başka deyişle Karayip denizine kıyısı olan ve/veya bölge adası durumunda olan bu ülkelerin son dönemde krizli gelişmeleriyle dikkat çektikleri gözlenmektedir.
Bu bölgede yer alan özellikle Venezuela ve Kolombiya, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarafından uyuşturucu kaçakçılığından sorumlu tutularak gerilimli gelişmeler yaşamaktadırlar. Bu bağlamda, Ağustos 2025’te ABD’nin Venezuela Başkanı’nın tutuklanması veya mahkûm edilmesine ilişkin bilgi sağlanması karşılığında daha önce vereceğini bildirdiği 25 milyon dolarlık ödülü 50 milyon dolara yükselttiğini duyurmasıyla birlikte iki ülke arasında siyasi gerilim artmış bulunmaktadır. Bilindiği üzere, hayli uzun bir süredir Venezuela ile ABD arasında çoğu kez krizli durumlar yaşandığı gözlenmiştir. Bununla beraber bu gerilimin son olarak hayli yükseldiği görülmektedir.

Ağustos 2025 sonunda ABD Başkanı’nın talimatıyla Karayiplere, bir denizaltı ile yedi savaş gemisinden oluşan deniz savaş grubunun gönderilmesiyle bölgede tansiyon yükselmiş ve kriz boyutu hayli artmış görünmektedir. Son olarak da ABD’nin en büyük uçak gemisi de bölgeye gönderilmiş olduğu ve özellikle Venezuela deniz trafiğinin gözetim altında tutulduğu izlenmektedir. Ayrıca uyuşturucu taşıdığı gerekçesiyle bazı Venezuela gemilerine karşı engellemeler yapıldığı da bildirilmektedir.

Bütün bu gelişmelerden sonra Venezuela bu hamlelerin ülkesine ilişkin “rejim değişikliğini” amaçladığı yorumunu yaparak ülkede (geniş çaplı olarak nitelenebilecek) seferberlik ilan ettiğini duyurmuştur. Ayrıca, Venezuela Başkanı: “Karayipler’de benzeri görülmemiş bir askeri hareketlilik olduğunu, nükleer denizaltıların bölgede konuşlandırıldığını ve ülkesini hedef alan binin üzerinde füzenin varlığını ve (yine Karayip ülkesi olan) Porto Riko’nun da ABD planına dahil edilmesinin söz konusu olduğunu” ifade etmiş bulunmaktadır.

Gerçekte, ABD ile Venezuela arasındaki sorunlar çok da yeni değildir. Hayli uzun bir süredir ABD ile Venezuela arasında genellikle de giderek tırmanan sorunlar, ABD’nin yaptırım uygulamasına neden olmuştur. Son olarak (Ağustos 2025’teki gelişmelerden sonra) Ekim 2025 başında Venezuela, BM Güvenlik Konseyi’ne resmi bir mektupla müracaat ederek konunun acil olarak ele alınmasını talep etmiş ve ABD’nin ülkesi üzerinde artan baskılarına ilişkin olarak uluslararası toplumun dikkatini çekmeye çalışmıştır. İlaveten Venezuela Başkanı ABD’nin Karayipler’deki askeri faaliyetleri bağlamında Papa’dan destek talebinde de bulunmuştur. Tüm bu girişimlerde Venezuela, ABD’nin uyuşturucu ile mücadeleyi bahane ederek ülkesini işgal planları olduğunu öne sürmektedir.
Öte yandan, Kolombiya ile yine ABD arasında da uyuşturucu sebebiyle ciddi boyutlarda diplomatik gerilim yaşanmaktadır. ABD Hazine Bakanlığı’na bağlı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC), Kolombiya Cumhurbaşkanını, eşi ve oğluyla birlikte İçişleri Bakanını yaptırım listesine katmış olup bu kişilere mali yaptırımlar uygulanmasını gündemine almış bulunmaktadırlar.
Kolombiya, ABD ile diplomatik gerilimi çözmek için toplantı yapıldığını ve iki ülkenin dış ilişkileri bağlamında uyuşturucuyla mücadele stratejilerini geliştirme konusunda kararlılık gösterildiğini duyurmuş olsa da Kolombiya Cumhurbaşkanı’nın sert söylemleri ve ABD’nin yaptırımları, iki ülke arasındaki gerilimin kısa vadede yatışmayabileceği izlenimini vermektedir.
Ayrıca Venezuela Parlamentosu, ABD’ye ait bir savaş gemisinin Karayipler’de konuşlandırılmasına izin verilmesinin ardından, (Venezuela açıklarındaki ada devleti olan) Trinidad ve Tobago Başbakanını ülkede “istenmeyen kişi” ilan etme kararı almış bulunmaktadır.
Her ne kadar ABD’ye giren uyuşturucu maddenin önemli bir kısmı Kolombiya üzerinden giriyor olarak bilinse ve Venezuela’nın da uyuşturucu temininde rolü olduğu ifade edilse de bu durum yeni ortaya çıkmış bir husus değildir. Ayrıca konu uzmanları, ABD yetkilileri istemese hiçbir uyuşturucunun ülkelerine girişinin mümkün olamayacağını da ifade etmektedirler. Son olarak ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), bir uçak gemisi saldırı grubunu Kolombiya sahillerine bakan Pasifik Okyanusu’na sevk etmiş bulunmaktadır.
En son olarak ise ABD Başkanı, Venezuela’ya yönelik operasyon olabileceğini ima eder ifadeler kullanmış olup Venezuela Başkanının günlerinin sayılı olduğu yönündeki söylemi de dikkatleri çekmiş bulunmaktadır.

Hal böyle olunca son dönemde yaşanan krizli gelişmelerin arkasında, farklı nedenlerin olabileceği akla gelmektedir. Bu bağlamda konu ve bölge irdelendiğinde, arka planda enerji politik konseptlerin yadsınamaz bir olgu olarak cesametle kendini gösterdiği de görülmektedir. Konuyu enerji politik açıdan ele almadan önce, Güney Karayipleri hızlıca gözden geçirmek yerinde olacaktır.

Güney Karayipler
Güney Karayiplerin önemli bir ülkesi Venezuela (resmi adıyla Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti) olup Karayip Denizi kıyısında; batısında Kolombiya, güneyinde Brezilya, doğusunda ise Guyana ile çevrelenmiş bir ülkedir. Ülke, Karayip Denizinde bazı ada ve adacıklara da sahiptir. Buna karşın yüzölçümü 900.000 km2’den fazla olan Venezuela açıklarında (güney Karayipler içinde yer alan) Trinidad ve Tobago gibi ada devletçiği ile Hollanda Krallığı’na bağlı olan Aruba, Curacao, Banaire adaları da yer almaktadır (Şekil 1).

Şekil 1 Güney Karayipler Bölgesi ve Bazı Petrol Sahaları


Bölgede önemli bir diğer ülke olan Kolombiya, 50 milyonun üzerinde nüfusuyla dil ve etnisite bakımından dünyada çeşitliliği bol olan ülkelerden biridir. Panama, Venezuela, Brezilya, Peru ve Ekvatorla da komşudur ve Karayip Denizinden ayrı olarak Büyük Okyanusa da kıyısı bulunmaktadır.
Tarihsel olarak bölge incelendiğinde; Güney Karayipler bölgesinde yaşayanlar, 16. Yüzyılda bölgeye gelen Avrupalılara karşı önemli direniş gösterseler de önemli bir kısmı İspanya tarafından sömürgeleştirilmiştir Bununla beraber, 19. Yüzyılda İspanya’dan bağımsızlığını ilan eden ilk bölgeler de yine buralar olmuştur. Önceleri (bugünkü Kolombiya, Ekvador, Panama ve Venezuela’yı içine alan) “Büyük Kolombiya Devleti” kurulmuş olsa da daha sonra bağımsız, farklı ülkeler ortaya çıkmıştır. Ancak, bölge ülkelerinde çoğu kez istikrasızlıklar görülmüş ve siyasi kargaşalar yaşanmıştır.

Enerji Politik Açıdan Güney Karayipler
Bölgenin enerji politik açıdan öne çıkan önemli ülkesi Venezuela’dır. Yeraltı kaynakları açısından hayli zengin rezervlere sahip olduğu görülmektedir. Maden kaynakları olarak; demir, bakır, boksit, altın, elmas, nikel, çinko, titanyum ve (kolumbit ve tantalit minerallerinin bir karışımı olan ve çoğu kez niyobyum ve tantal da içeren) koltan sayılabilir. Özellikle altın, bakır ve demir gibi ana cevherlerde, dünyanın %10 ila %23’ü gibi önemli bir kısmına sahip bulunmaktadır.
Enerji kaynakları açısından Venezuela’nın, dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip olduğu belirlenmiştir. ABD Jeoloji Servisi’nin araştırmalarına göre muhtemel rezervlerle birlikte 513 Milyar varil rezervin bulunduğu anlaşılmış olup bu miktar, Suudi Arabistan rezervlerinin iki katı mertebesindedir. Petrol ise Venezuela’nın GSYH’nin yaklaşık yarısını oluşturmaktadır. Ayrıca ülkede farklı petrol bölgeleri ve bu bölgeleri kıyıya bağlayan enerji boru hatları ve rafinerilere de sahip bulunmaktadır.
Venezuela petrolden ayrı olarak kömür ve doğal gaz rezervlerine de sahiptir. Doğal gaz rezervlerinin 5,8 Trilyon m³ mertebesinde olduğu ifade edilmektedir. Ancak bu kaynakların tam kapasiteyle kullanıldığı söylenemez.
Öte yandan Kolombiya da önemli petrol ve doğal gaz rezervlerine sahiptir. Kolombiya doğal gaz rezervi; yeni keşfedilenlerle birlikte yaklaşık olarak 170 Milyar m3 olduğu tahmin edilmektedir. Petrol rezervleri olarak ise 2,3 milyar varil kadar kanıtlanmış petrol rezervi bulunduğundan bahsedilmektedir.
Venezuela’nın ticaret portföyüne bakıldığında; ihracatının %95’ini aşkın bir kısmını petrol satışı oluşturmaktadır. Burada şunu da belirtmek gerekir ki; Venezuela, yıllık enerji kaynağı ihtiyacının yaklaşık %250’si kadarını her yıl çıkarmaktadır. Dolayısıyla ülkenin enerji ihracat kapasitesinin gerçekten hayli yüksek olduğu görülmektedir. Kolombiya ise doğal gaz üretiminin %1’ini ihraç edebilmektedir.
Her iki ülke de (uyuşturucu ticareti ile ilişkili olarak) ABD’nin yaptırımları ile karşı karşıya olup bu durum tüm ticaretlerini olumsuz etkilemektedir. Yapılan enerji ihracatının daha çok Panama Kanalı üzerinden Uzak Doğuya yapıldığı gözlenmektedir. Ancak bilindiği üzere ABD Başkanı 2025 Ocak ayında görevi devraldıktan sonra Panama’ya ve Panama Kanalı’na yönelik olarak ABD’nin bu bölgeye etkin olması gerektiği gibi açıklamalar yapmıştır. Böylesi bir durum, Uzak Doğu ülkelerini olduğu kadar Karayip ülkelerini de dolayısıyla Venezuela ve Kolombiya’yı da yakından ilgilendirmektedir.

2022 yılı sonuna yaklaşılırken ABD çıkışlı önemli bir çokuluslu petrol şirketi, Venezuela’da enerji kaynağı üretimine başladığında ABD ile Venezuela ilişkileri ılımanlaşmış ve petrol yaptırımları bir miktar hafifletilmiştir. 2024’te de Venezuela yönetiminin, muhalefetle anlaşmaya vardığını duyurmasından sonra ise petrol, doğal gaz ve altın sektörlerine yönelik ABD, uyguladığı bazı yaptırımları askıya almıştır. Böylelikle, 2025 yılı başı itibarıyla Venezuela’nın önemli miktarda petrol ihraç ettiği ülkeler arasında ABD, İspanya, Fransa, Hindistan ve İtalya bulunduğu gözlenmiştir.
2025 yılı başında yeni ABD Başkanı’nın göreve başlamasından sonra Venezuela’ya uyuşturucu ticareti konu edilerek yeni yaptırım kararları alınmıştır. Bu durum, Venezuela’nın uluslararası petrol ticaretinden izole edilme riskini artırmış görünmektedir.
Öte yandan Venezuela, doğu komşusu Guyana ile hayli eski bir geçmişe sahip sorunlar da yaşamaktadır. Şöyle ki; Venezuela Guyana’nın Essequibo bölgesi üzerinde hak iddia etmekte olup Essequibo Nehri’nin iki ülke arasında doğal sınır olması gerektiğini savunmaktadır (Şekil 1). Guyana tarafından konu 2018’de Birleşmiş Milletlerin yargı organı olan Uluslararası Adalet Divanına (ICJ) taşınmıştır. Buna karşın, konuyla ilgili olarak Venezuela’nın 2023 yılında düzenlediği referandumda %95 gibi yüksek bir oranla Essequibo’nun Venezuela’nın bir parçası olması gerektiği desteklenmiştir.
Esequibo’da, zengin petrol rezervlerinin yanı sıra altın, kömür ve değerli taşlar bulunduğu bilinmektedir. Son olarak Esequibo’da özellikle 2015’te keşfedilen yüksek kaliteli büyük miktardaki petrol rezervleri ihtilafı artırmış görünmektedir.
Guyana’nın, ABD çıkışlı önemli bir çokuluslu enerji şirketine verdiği petrol arama ve çıkarma izninin ardından Venezuela verilen bu izne tepki göstererek yasa dışı ilan etmiştir. Guyana’da günlük 1200 varil olan petrol üretimi (2023’ten sonra giderek artmış ve) 400 bin varile çıkmış bulunmaktadır.
Bunlardan ayrı olarak Guyana ve Venezuela açıklarında ve bu bölgede yer olan ada ülkeleri ve sömürgelerinin arasında Münhasır Ekonomik Bölge belirleme sorunu bulunduğu da anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, Trinidad ve Tobago’nun 294 milyar m³ doğal gaz rezervine sahip olduğundan bahsedilmektedir. Esequibo açıklarında, (sorunlu) Venezuela-Guyana Münhasır Ekonomik Bölgesi’ndeki denizde, hayli önemli olduğu ifade edilen enerji kaynağı rezervlerinin bulunması da sorunu büyütmekte ve kriz boyutuna getirmektedir.

Sonuç
Burada öncelikle şunu belirtmek yerinde olur ki; uyuşturucu sorunu tüm dünya ülkeleri için yadsınamaz önemde bir sorun durumundadır. Kolombiya’nın konuya ilişkin oynadığı rol de küçümsenemez. Ancak bu durum yıllardan beri süregelen bir sorundur ve daha önce günümüzdeki gibi bir siyasi ve askeri kriz boyutuna ulaşmamıştır.
Zamanlamaya bakıldığında (yukarıda açıklandığı üzere) tam da devasa enerji rezervlerinin bölgede keşfedildiği ve ABD kaynaklı çokuluslu şirketlerin bölgede çalışma yapmak istemelerine karşın özellikle de Venezuela’nın bu istekleri kabul etmediği bir sürece rastlaması dikkat çekmektedir.
Bu bağlamda, Güney Karayiplerin ve özellikle de Venezuela’nın enerji zenginliğinin, ekonomik ve jeopolitik açıdan büyük bir öneme sahip olması, konuyu ve bölgeyi vazgeçilmezlik boyutuna taşımaktadır. Ancak, bu kaynakların verimli ve sürdürülebilir şekilde kullanılmasının her zaman mümkün olmadığı da gözlenmektedir. Burada, ABD’nin (uyuşturucu bağlamında da olsa) uyguladığı yaptırımların ciddi etkisinin olduğu görülmektedir.
Dolayısıyla bölgede devasa petrol ve doğal gaz rezervleri olsa da ülke ekonomilerinin olumsuz etkilendiği gözlenmektedir. Bu bağlamda durumun (radikal değişimler olmazsa), giderek artan bir kriz yumağına evrilebileceği de söylenebilir.
Öz olarak belirtmek gerekirse; ABD’nin, Güney Karayiplerde uyguladığı gerilimli ve militarist gelişmeler her ne kadar uyuşturucu sorunu kapsamında ortaya çıkmış gibi görünse de arka plandaki önemli nedenin enerji politik olduğu izlenimi edinilmekte olup ideolojik çatışmalardan öte jeopolitik ve enerji temelli konjektürel bir sorun bağlamında konunun tehlikeli şekilde tırmanıyor olduğu ifade edilebilir.

HealthBlokk Web Summit’te 500 Beta Kullanıcıyla Test Başlattı

Lizbon, Portekiz – Kasım 2025
Avusturya merkezli HealthTech girişimi HealthBlokk, Web Summit 2025’te “Impact Startup” olarak seçilmesinin ardından, restoranlarda güvenli ve şeffaf yemek deneyimi sunmayı hedefleyen platformunun beta test sürecini başlattı. Şirket, konferans haftasında 500 erken kullanıcıyı beta programına davet ederek, gerçek zamanlı alerjen filtreleme sistemini Lizbon’daki seçili restoranlarda test ediyor.

HealthBlokk, gıda alerjileri, intoleranslar ve özel beslenme tercihleri olan kişilerin dışarıda yemek yerken yaşadığı stresi ortadan kaldırmayı amaçlıyor. Mevcut uygulamalardan farklı olarak, kullanıcılar için tamamen ücretsiz olan platform, restoranlara ise alerjen yönetimi, yasal uyumluluk ve müşteri memnuniyetini artırma imkânı sağlıyor. Avrupa’da yaklaşık 130 milyon kişi alerji, intolerans veya diyet kısıtlamalarıyla yaşıyor; bu durum restoranlarda ciddi bir sorun oluşturuyor. Araştırmalara göre alerjik reaksiyonların %20–30’u restoran ortamında gerçekleşiyor ve AB düzenlemelerine göre alerjen bilgisi sunmayan işletmeler 40.000 €’ya kadar ceza riskiyle karşı karşıya.

HealthBlokk’un Kurucusu ve CEO’su Shideh Heravi, kişisel deneyiminden yola çıkarak bu çözümü geliştirdiğini belirtiyor:
“Yıllarca sosyal yemeklerden kaçındım, konferanslarda aç kaldım çünkü laktozsuz seçenekleri doğrulayamıyordum. Personelin mutfakla sürekli iletişim kurması hem onlar hem bizler için stresli. HealthBlokk bu süreci anında, güvenli ve sorunsuz hale getiriyor.”

Web Summit, HealthBlokk için ideal bir test ortamı sunuyor: 70.000 uluslararası katılımcı, yoğun programlar ve yabancı bir şehirde yemek zorunluluğu. Pilot restoranlar, uygulamanın ilk sonuçlarını paylaştı: alerjen sorgularında günlük 3 saate kadar zaman tasarrufu ve müşteri memnuniyetinde artış.

Beta Test Programı, Altice Arena ve Web Summit’in ana etkinlik alanlarına yakın restoranlarda yürütülüyor. Kullanıcılar, uygulama üzerinden alerjen ve diyet filtrelerini deneyerek, navigasyon ve kullanılabilirlik hakkında geri bildirim veriyor. Ayrıca kültürel beslenme alışkanlıkları ve yeni özellik talepleri toplanıyor. Uygulama şu adresten erişilebilir: healthblokk.com/map

HealthBlokk, Web Summit sonrası beta verilerini analiz ederek uygulamayı geliştirmeyi, Avrupa’nın farklı şehirlerinde lansman yapmayı ve restoran zincirleri ile yemek dağıtım platformlarıyla iş birlikleri kurmayı planlıyor. Şirket, bu süreci hızlandırmak için kısa süre önce 50.000 € melek yatırım aldı.

HealthBlokk Hakkında
2025 yılında Avusturya’da kurulan HealthBlokk, gıda alerjisi, intoleransı veya özel diyet tercihleri olan kişilere güvenli ve keyifli yemek deneyimi sunan iki yönlü bir platformdur. Ücretsiz web uygulaması, kullanıcıların uygun restoran ve menüleri anında bulmasını sağlarken, B2B çözümü restoranlara alerjen yönetimi, dijital uyumluluk ve yeni müşteri kazanımı imkânı sunar. Şirket şu anda Avusturya ve İsviçre’de aktif olup Avrupa genelinde büyümeyi hedefliyor.

Web Summit Impact Startup Programı
HealthBlokk, sosyal veya çevresel fayda sağlayan erken aşama girişimleri destekleyen Web Summit Impact Startup programına seçildi. Program, girişimlere görünürlük, mentorluk ve yatırımcı bağlantıları sağlıyor.

Haber: Ferhat Yıldırım

Sudan Krizi’nin Afro-Avrasya Güvenlik Mimarisine Etkisi

Sudan’da 2023’ten bu yana devam eden iç savaş, sahada yalnızca askerî bir rekabet değil; devlet yapısının tamamen çökmesine yol açabilecek çok katmanlı bir dönüşüm oluşturmaktadır. Hızlı Destek Kuvvetleri – Rapid Support Forces (RSF) tarafından uygulanan sistematik etnik temizlik ve altın temelli savaş ekonomisi, Darfur’u bir yandan insani felaketin merkezine dönüştürürken diğer yandan bölgesel terör ekosistemine açılan stratejik bir kapı hâline getirmektedir. El-Faşir’in düşüşü, bu tablonun hem sembolik hem de operasyonel kırılma anı olarak değerlendirilmelidir.

Sudan’daki çöküşün etkileri Darfur sınırlarının çok ötesine taşmış durumdadır. Sahel hattında —Nijer, Mali, Burkina Faso ve Nijerya— yükselen cihatçı örgütlenmeler, Sudan’daki güvenlik açığından beslenmektedir. Libya’dan Çad’a uzanan milis hareketliliği, silah ve savaşçı devşirme hatlarıyla birleşince bölge, IŞİD’in Rakka modeline benzer idari ve askerî yapılanma girişimlerine açık hâle gelmektedir. Bu nedenle Sudan, Sahel merkezli terör dalgasının yeni cephesi olma potansiyeli taşımaktadır.

Tam da bu noktada, ABD Başkanı Donald Trump’ın Truth Social üzerinden yaptığı açıklama, bölgenin artık büyük güç rekabetinin gündemine girmekte olduğunu kanıtlamaktadır. Trump’ın Nijerya’daki terör saldırılarıyla ilgili olarak paylaştığı; “Bu saldırıları durdurun, yoksa ABD gerekeni yapar” şeklindeki sert ifadeler, Sahel ve Batı Afrika’daki radikalleşmenin milli güvenlik ölçeğinde ele alınmakta olduğunu göstermektedir. Bu tutum, Sudan’daki çöküşün Sahel’i tetikler nitelikte olduğu yönündeki bir önceki paragraftaki tespitimizi güçlendirmektedir.

Bölge dışı aktörler de kendi jeostratejik öncelikleri doğrultusunda sahayı şekillendirmektedir.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), RSF ile geliştirdiği finansal ve lojistik ağ üzerinden Darfur’daki altın kaynaklarına erişimini sürdürmekte ve Kızıldeniz hattında nüfuzunu artırmayı hedeflemektedir. Çin, Deniz İpek Yolu güvenliği ve Kızıldeniz liman yatırımlarının korunması gerekçesiyle “egemenlik ve istikrar” vurgulu, çatışmadan uzak ama sonuç odaklı bir politika izlemektedir. Rusya ise Afrika Korps üzerinden hem altın hem liman erişimi sağlayarak, Batı’nın boşalan alanında paramiliter nüfuz artışı yakalamaya çalışmaktadır. ABD ise terörle mücadele ve göç güvenliği ekseninde yeniden oyuna dönüş sinyalleri vermektedir. Bu karmaşık tablo, Sudan krizini yalnızca bir iç savaş olmaktan çıkarıp büyük güç rekabetinin yeni kesişim noktası hâline getirmektedir.

Uluslararası örgütler düzeyinde ise tutumlar sınırlı kapasiteyle şekillenmektedir. Birleşmiş Milletler (BM), RSF’nin Darfur’daki uygulamalarını “soykırım benzeri vahşet” olarak nitelendirmekte; ancak Güvenlik Konseyi’ndeki ayrışmalar nedeniyle bağlayıcı karar üretmekte zorlanmaktadır. İnsani erişim çağrıları, sahadaki güç gerçekliğini değiştirememektedir. Avrupa Birliği (AB) ise Sudan’daki çöküşü bir göç ve insani kriz riski olarak görmektedir. Ukrayna dosyasına yoğunlaşmış olması nedeniyle, reaktif ve kriz-odaklı bir çizgide ilerlemektedir. AB’nin en belirgin kaygısı, Sudan kaynaklı yeni bir göç dalgasının Akdeniz üzerinden Avrupa’ya yönelmesi ihtimalidir.

Bu gelişmelerin küresel ticaret güvenliğine doğrudan yansıması ise Kızıldeniz üzerinden hissedilmektedir. Süveyş Kanalı ve Bab el-Mendeb hattı, dünya deniz ticaretinin yaklaşık %15’ini taşıyan kritik bir koridor niteliği taşımaktadır. Sudan’ın çöküşü bu hat üzerinde yeni bir güvenlik kırılganlığı doğurmakta; navlun maliyetlerini, enerji fiyatlarını ve özellikle Avrupa’nın tedarik zincirleri üzerindeki baskıyı artırmaktadır.

Türkiye’nin konumu bu noktada kritik önem taşımaktadır. Kızıldeniz güvenliği, Doğu Akdeniz ve Ege güvenliğiyle jeostratejik olarak birbirine bağlıdır. Sudan’daki her gelişme, göç ve terör baskısının Türkiye–Avrupa hattına yönelmesi anlamına gelmektedir. Türkiye, Suriye kaynaklı göçün maliyetini yaklaşık on yıldır tek başına taşımaktadır; ancak Sudan’dan kaynaklanabilecek yeni bir dalga, bu kez hem Türkiye’yi hem de Avrupa’yı doğrudan etkileyecek bir tabloyu beraberinde getirmektedir.

Sudan Krizi, Afro-Avrasya güvenlik mimarisinin yalnızca zayıf halkasını değil, aynı zamanda geleceğin güç dengelerini belirleyecek yeni kırılma hattını temsil etmektedir. Bu kriz, bir yandan Sahel’den Kızıldeniz’e uzanan jeopolitik fay hattını tetiklerken, diğer yandan küresel ticaret yolları, enerji güvenliği, göç ve terör dinamiklerini aynı anda etkilemektedir. Türkiye açısından bu tablo, coğrafi uzaklık kavramını ortadan kaldırmakta; Kızıldeniz’de yaşanan her sarsıntı, doğrudan Akdeniz ve Ege güvenliğine yansımaktadır. Dolayısıyla Ankara, Sudan-Çad-Libya ekseninde kaynağında güvenlik diplomasisini, Kızıldeniz’de çok taraflı deniz güvenliği girişimlerini ve Avrupa ile yük paylaşımına dayalı yeni bir işbirliği mimarisini eş zamanlı biçimde güçlendirmek zorundadır. Yönetilmeyen her risk, Türkiye’nin sınırlarında, piyasalarında ve ulusal güvenlik çevresinde katlanarak büyüyecektir. Ancak doğru stratejik hamlelerle Sudan Krizi, Türkiye için jeopolitik maliyet üretme süreci olmaktan çıkıp bölgesel düzen kurma kapasitesini doğrulayan bir fırsata dönüşebilecektir. Bu yönüyle Sudan, Afro-Avrasya çağının büyük sınavlarından biridir— ve Türkiye bu sınavın merkezinde yer almaktadır.

Yazar Hakkında

Doç. Dr. Hakan Arıdemir, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesidir. Uluslararası Hukuk, Bölgesel Deniz Jeopolitiği meseleleri ve Uluslararası Deniz Hukuku alanında çalışmalarını sürdürmektedir. Afro-Avrasya Araştırmaları Enstitüsü’nün kurucu başkanıdır. Ulusal ve uluslararası düzeyde birçok akademik projeye, çalıştaya ve yayın faaliyetine öncülük etmektedir. Türkiye’nin Afro-Avrasya vizyonu ve Türk dünyası stratejileri üzerine analizler üretmektedir.

Yüksek Verimli Enerji Depolama Dönemi Başladı

Temiz enerji teknolojilerinde dünyanın lider markalarından Sungrow, enerji üretiminde verimlilik ve kararlılığı artıran yeni nesil Enerji Depolama Sistemleri (ESS) ile Türkiye pazarında yeni bir dönemi başlattı. Türkiye’deki ilk ESS kurulumunu başarıyla tamamlayan şirket, ülkenin temiz enerji dönüşümüne katkı sunmak üzere stratejik bir adım attı.

2017 yılından bu yana Türkiye’de faaliyet gösteren Sungrow, kısa sürede PV invertör pazarında liderliğe ulaşarak güvenilir bir marka konumuna geldi. Şimdi ise enerji depolama ve güç dönüştürme sistemleriyle yatırımların verimliliğini artırmayı hedefliyor. BloombergNEF tarafından 2024 yılında “Dünyanın En Güvenilir Markası” seçilen Sungrow, güçlü Ar-Ge altyapısı ve global deneyimiyle yatırımcılara uzun ömürlü, güvenli ve yüksek performanslı çözümler sunuyor.

Dünya genelinde hayata geçirdiği temiz enerji projeleriyle küresel referans noktası haline gelen Sungrow, aynı kapsamlı deneyimi Türkiye’ye de taşıdı. Geniş ürün yelpazesiyle konut, ticari ve endüstriyel tesislerden şebeke ölçekli santrallere kadar farklı ölçeklerde enerji depolama çözümleri sunuyor. Bu sistemler enerji arz-talep dengesini optimize ederken yenilenebilir kaynakların entegrasyonunu kolaylaştırıyor, uzun batarya ömrü, akıllı enerji yönetimi ve yüksek verimlilikle sürdürülebilir enerji üretimini destekliyor.

“Enerji Depolama Yatırımları Temiz Enerji Hedefleri İçin Kritik”

Sungrow Türkiye Genel Müdürü Candaş Gültekin, Türkiye’nin temiz enerji hedefleri için enerji depolama çözümlerinin önemini şu sözlerle vurguladı:

“Türkiye temiz enerji alanında çok büyük bir potansiyele sahip. 2035 ve 2050 hedefleri, ülkemizin gerçek potansiyelini ortaya çıkarmak açısından çok değerli. Enerji üretiminde verimliliği artırmak, sürekliliği sağlamak ve artan talebi karşılayabilmek için enerji depolama yatırımları kritik öneme sahip. Sungrow olarak yenilikçi çözümlerimizi Türkiye’ye taşıdık. Anahtar teslim entegre sistemlerimiz, güçlü Ar-Ge’miz ve uzun vadeli iş birliği anlayışımızla Türkiye’nin temiz enerji dönüşümüne liderlik etmeye devam edeceğiz.”

PowerTitan: Endüstriyel Ölçekte Güç ve Güven

Sungrow’un amiral gemisi PowerTitan, endüstriyel ve şebeke ölçekli projeler için tasarlanmış yüksek enerji yoğunluklu sıvı soğutmalı bir enerji depolama sistemidir. Tam entegre yapısı sayesinde kurulum süresini kısaltır, işletme maliyetlerini düşürür ve maksimum performans sağlar. 5.015 kWh’a kadar modüler kapasite, 1.123–1.497 V sistem gerilimi aralığı ve -30°C ila +50°C çalışma sıcaklığı ile zorlu koşullarda bile yüksek verimlilik sunar. Akıllı sıvı soğutma teknolojisi, hücreler arası sıcaklık farkını minimumda tutarak batarya ömrünü uzatır. LFP batarya yapısı, düşük bakım ihtiyacı ve uzun ömür avantajı ile yatırımcılara düşük maliyetli, yüksek geri dönüşlü çözümler sağlar.

PowerStack: Modüler, Esnek ve Akıllı Depolama

Ticari ve endüstriyel projelere yönelik PowerStack modeli, 455 kWh’e varan kapasitesi ve 110 kW güç çıkışıyla ölçeklenebilir bir çözüm sunar. AI destekli ısı dengesi ve sıvı soğutma teknolojisi sayesinde hücreler arası sıcaklık farkını 2,5 °C’nin altında tutarak güvenli ve kararlı bir çalışma sağlar. Sungrow’un iSolarCloud platformu üzerinden uzaktan izlenebilen sistem, yenilenebilir kaynak entegrasyonu ve acil durum yedekleme ihtiyaçları için kesintisiz enerji güvenliği sunar.

Konutlara Yönelik Akıllı Enerji Bağımsızlığı

Sungrow, bireysel kullanıcılar için geliştirdiği SBH100–400 yüksek gerilimli LFP batarya serisi ile evlerde enerji bağımsızlığını mümkün kılıyor. Güneş enerjisi sistemleriyle entegre çalışan bu çözümler, gündüz depolanan enerjinin akşam veya kesinti anlarında kullanılmasını sağlıyor. 10–40 kWh arasında değişen kapasite seçenekleri, %100 kullanılabilir enerji kapasitesi ve 28 kW’a kadar güç sağlayan performansıyla SBH serisi, konutlarda sürdürülebilir enerji yönetiminin yeni standardı haline geliyor. Sessiz çalışması, kompakt tasarımı ve bakım gerektirmeyen yapısı ile modern evler için ideal bir çözüm olan SBH serisi, kullanıcılarına hem ekonomik hem çevreci bir enerji geleceği sunuyor.

Türkiye’nin Enerji Dönüşümünde Sungrow İmzası

Sungrow, sunduğu kapsamlı ürün portföyüyle konutlardan sanayiye, şebeke ölçekli santrallerden akıllı şehir altyapılarına kadar her ölçekte yüksek verimli enerji depolama çözümleri sunarak Türkiye’nin enerji dönüşümünde öncü rol üstleniyor.

İstatistikler:

Sungrow’un dünya çapındaki kurulu enerji kapasitesi: 405 GW+

Global ESS (Enerji Depolama Sistemi) kurulumu: 12 GWh+

Türkiye’deki Sungrow PV invertör pazar payı: %35+

Çalıştığı ülke sayısı: 170+

Ar-Ge personeli oranı: %40

Uludağ Elektrik’ten Pembe Fatura Hamlesi

Uludağ Elektrik, toplumsal sorumluluk anlayışıyla her yıl Ekim ayında gerçekleştirdiği “Pembe Fatura Projesi” ile meme kanseri konusunda farkındalık yaratmaya devam ediyor. Bursa, Balıkesir, Çanakkale ve Yalova illerinde 5 milyondan fazla kişiye hizmet veren şirket, bu yıl da erken teşhisin önemine dikkat çekmek amacıyla faturalarını pembe renge dönüştürdü.

Şirket, 40-69 yaş aralığındaki kadınların meme kanseri taraması için aile hekimlerine, KETEM’lere ve SHM’lere başvurabileceklerini vurgulayan mesajları fatura altlarında paylaşarak, her haneye ulaşmayı hedefliyor. İşlem merkezlerinde pembe kurdelelerle karşılanan müşteriler, bu görsel semboller aracılığıyla bilinçlendirilirken, sosyal medya ve dijital platformlarda yürütülen kampanyalarla farkındalık daha geniş kitlelere taşınıyor.

Bu yıl projeye eklenen “Pembe Fatura Kutuları” ise kamu kurumlarıyla iş birliği içinde dağıtılıyor. Kadın yöneticilere ulaştırılan bu kutuların içinde pembe kurdeleler, farkındalık kartları ve sembolik objeler yer alıyor. Kutuların üzerinde düzenli muayene ve erken tanının önemi anlatılıyor. Bu adım, yerel yönetimlerin desteğiyle farkındalık zincirinin genişletilmesini amaçlıyor.

Uludağ Elektrik Genel Müdürü Remezan Arslan, enerji sektöründe hizmet vermenin ötesinde toplum sağlığına katkı sağlamayı öncelikli sorumluluk olarak gördüklerini belirtti. Kadın çalışan oranının yüzde 54 olduğunu vurgulayan Arslan, bu hassasiyetin “Pembe Fatura” projesine de yansıdığını ifade etti. Arslan, “Kadın istihdamına verdiğimiz önem, toplumsal sorumluluk anlayışımızın güçlü bir yansıması. Bu projeyle milyonlarca insana ulaşarak farkındalık oluşturuyoruz” dedi.

Proje kapsamında bu yıl Yalova Valisi Dr. Hülya Kaya ve Yalova Cumhuriyet Başsavcısı Duygu Bayar Öksüz gibi kanaat önderleriyle görüşmeler gerçekleştirildi. Bu ziyaretlerle, yerel yönetimlerin desteği alınarak toplumsal bilincin yaygınlaştırılması hedeflendi.

Uludağ Elektrik’in “Pembe Fatura Projesi”, sadece bir kurumsal kampanya değil; erken teşhisin hayat kurtardığı bir hastalıkta, toplumu bilinçlendirme çabasının güçlü bir örneği olarak öne çıkıyor.

İtalya Bari, Karsan’la Tamamen Elektrikli Toplu Taşımaya Geçiyor

Avrupa’da toplu taşımada sessiz bir devrim yaşanıyor. Türk otomotiv devi Karsan, bu dönüşümün en güçlü aktörlerinden biri olarak İtalya’da varlığını her geçen gün artırıyor. Şirket, son olarak Bari Belediyesi’nin açtığı elektrikli otobüs ihalesini kazanarak, kente 42 adet 18 metrelik yüzde 100 elektrikli e-ATA otobüsü kazandıracak. Teslimatlar Haziran 2026’da yapılacak ve araçlar, Bari’nin yeni Hızlı Otobüs Taşımacılığı (BRT) projesinde hizmet verecek.

Bari’de ikinci adım

Karsan, İtalya bayisi Kmobility ile birlikte yürüttüğü proje kapsamında, Bari’deki elektrikli toplu taşıma dönüşümünün ilk fazını başarıyla tamamlamıştı. Şimdi ise yeni ihale ile kentin sürdürülebilir ulaşım vizyonuna bir kez daha katkı sunuyor. Karsan CEO’su Okan Baş, “Bari’de dönüşümün ilk adımlarını birlikte atmıştık. Araçlarımızın yarattığı yüksek memnuniyet, yeni sözleşmelerin de önünü açtı. Bugün İtalya’da 340’ın üzerinde elektrikli aracımız toplu taşımada aktif görev yapıyor. Ülkedeki istikrarlı büyümemizi sürdürmeye kararlıyız” dedi.

Sıfır emisyonla 450 kilometrelik menzil

18 metrelik Karsan e-ATA otobüsleri, şehir içi ulaşımda hem çevreci hem de yüksek performanslı bir çözüm sunacak. Her biri 300 kW gücünde iki bağımsız şarj girişiyle donatılan araçlar, kısa sürede enerji dolumunu tamamlayarak 450 kilometrenin üzerinde menzil sağlayabiliyor. Böylece Karsan, Avrupa standartlarında tasarlanmış modern araçlarıyla Bari halkına konforlu, sessiz ve tamamen emisyonsuz bir ulaşım deneyimi sunacak.

İtalya Karsan için stratejik pazar

Karsan CEO’su Baş, İtalya’nın şirketin Avrupa’daki büyüme stratejisinde kilit konumda olduğunu vurgulayarak, “İtalya’da 40’tan fazla şehirde aktif olarak hizmet veriyoruz. Burada markamıza duyulan güven, bizi Avrupa’nın elektrikli ulaşımında güçlü bir oyuncu haline getiriyor. 2018’de kurduğumuz Karsan Europe ile operasyonlarımızı ve müşteri ilişkilerimizi güçlendirdik. Her geri bildirimi ürün ve hizmet kalitemizi geliştirmek için değerlendiriyoruz. Bu vizyonumuz, bize uzun vadeli iş birlikleri ve yüksek müşteri memnuniyeti olarak geri dönüyor” ifadelerini kullandı.

Mobilitenin geleceğinde bir adım önde

Karsan, yalnızca elektrikli otobüsleriyle değil, aynı zamanda otonom sürüş teknolojileri ve hidrojenli modelleriyle de Avrupa’daki dönüşüme yön veriyor. Şirket, ADASTEC ile geliştirdiği Seviye 4 otonom e-ATAK modeliyle dünya çapında bir ilke imza atmıştı. 6 metreden 18 metreye kadar tamamen elektrikli ürün gamı sunan Karsan, Avrupa’da bu ölçekte tam elektrikli portföye sahip ilk ve tek üretici olma unvanını taşıyor.

Türk mühendisliğinin Avrupa’daki sesi

Bursa Hasanağa’daki modern tesisinde yıllık 20 bin araç üretim kapasitesine sahip olan Karsan, hem Türkiye’de hem Avrupa’da toplu taşımayı yeniden tanımlıyor. 59 yıllık deneyimini yenilikçi teknolojilerle buluşturan şirket, artık yalnızca bir üretici değil; şehirlerin geleceğini şekillendiren bir mobilite markası olarak öne çıkıyor.

Karsan’ın Bari hamlesi, yalnızca bir ihale kazanımı değil; Türk mühendisliğinin Avrupa ulaşımında kalıcı bir iz bırakmasının da simgesi.

E-Ticaret Haftası’nda Yapay Zeka ve Fintech Rüzgarı

Türkiye, dijital ekonomideki en büyük buluşmasına hazırlanıyor. Ticaret Bakanlığı himayesinde, ETİD ve TOBB Türkiye E-Ticaret Meclisi iş birliğiyle düzenlenen Türkiye E-Ticaret Haftası, 21–22 Kasım tarihlerinde İstanbul Lütfi Kırdar Kongre Merkezinde “Future-Commerce / Geleceğin Ticareti” temasıyla gerçekleştirilecek.

90 milyar doları aşan işlem hacmiyle Türkiye’nin en dinamik ekonomik alanlarından biri haline gelen e-ticaret sektörü, bu dev organizasyonda yatırımcıları, girişimcileri, teknoloji şirketlerini, akademisyenleri ve kamu temsilcilerini aynı çatı altında buluşturacak. Etkinlik, yalnızca ticaretin değil, dijitalleşmenin geleceğini şekillendirecek fikirlerin de adresi olacak.

“Türkiye Artık Dijital Altyapı Üreten Bir Ülke”

T.C. Ticaret Bakanlığı Elektronik Ticaret Daire Başkanı Çağatay Yasin Karaboğa, e-ticaretin artık Türkiye’nin ekonomik büyümesinde stratejik bir kaldıraç olduğunu vurguladı. Karaboğa, “Türkiye artık sadece dijital tüketici değil, dijital altyapısını üreten ve ihraç eden bir ülke. 90 milyar dolarlık e-ticaret hacmiyle ekonomiye doğrudan katkı sağlıyoruz. Bu etkinlik, sektörün tüm aktörlerini bir araya getirerek adil, sürdürülebilir ve kapsayıcı bir dijital ekosistemin temelini oluşturacak” dedi.

“E-Ticaret, Ekonominin Yeni Büyüme Motoru”

Elektronik Ticaret İşletmecileri Derneği (ETİD) Başkanı Hakan Çevikoğlu, e-ticaretin reel ekonomideki dönüşüm gücüne dikkat çekti: “E-ticaret artık ekonominin yeni büyüme motoru. KOBİ’lerden global markalara kadar herkes bu dönüşümün içinde. Bu etkinlik yalnızca sektörün geldiği noktayı değil, önümüzdeki on yılın dijital ticaret vizyonunu da ortaya koyacak. Türkiye, e-ihracat potansiyelini her geçen gün büyütüyor ve biz bu dönüşümün merkezinde yer almaya devam edeceğiz.”

Yapay Zeka, Fintech ve Yeni Nesil İş Modelleri Gündemde

Etkinlikte “Yapay Zeka ile Dönüşen Ticaret”, “Davranış Bilimi ve Tüketici Zihni”, “Sürdürülebilir Dijital Ticaret” ve “Fintech Yenilikleri” gibi başlıklar öne çıkacak. S2B (Startup to Business) görüşmeleriyle start-up’lar yatırımcılarla bir araya gelirken, Dijital Zihinler ve Gelecek Fabrikası alanında genç girişimciler, üniversiteler ve teknopark projeleri sahne alacak.

Katılımcılar ayrıca S2C (Startup to Corporate) görüşmeleri, yapay zeka atölyeleri, girişimcilik oyunları ve inovatif eğitim modülleriyle geleceğin ticaret ekosistemini deneyimleme fırsatı bulacak.

Türkiye E-Ticaret Ödülleri: Dijitalin Öncüleri Sahneye Çıkıyor

Etkinlik kapsamında düzenlenecek Türkiye E-Ticaret Ödülleri, dijital dönüşümün liderlerini onurlandıracak. Yılın en yenilikçi girişimleri, kadın girişimciler ve sürdürülebilir markalar ödül alacak.

Ziyaretçileri Dijital Ticaret Monoliti karşılayacak — bu özel dijital enstalasyon, Türkiye e-ticaret ekosistemine ait anlık verileri dev ekranlarda yansıtarak dijital ekonominin nabzını tutacak.

Etkinlik ve kayıt detayları: www.turkiyeeticarethaftasi.com/tr

OSS Derneği, Türk Otomotivini Paris’te Küresel Arenaya Taşıdı

Türk otomotiv satış sonrası sektörü, tarihinde ilk kez Equip Auto Paris 2025 Fuarı’nda millî katılım ile temsil edildi. OSS Derneği öncülüğünde, ALZ International organizasyonuyla ve T.C. Ticaret Bakanlığı desteğiyle gerçekleştirilen bu adım, Türkiye’nin küresel otomotiv arenasındaki varlığını güçlendirdi.

Fransa’nın başkenti Paris’te düzenlenen fuar, 50’nci yılını kutlarken 1400 katılımcı ve 100 bin profesyonel ziyaretçiyi ağırladı. Türkiye’den 16 firmanın yer aldığı Türk Pavilyonu, Avrupa tedarik zincirinde rekabet gücü artan yerli markalar için stratejik bir vitrin oluşturdu.

“Küresel Oyuncularla Aynı Sahnedeyiz”

OSS Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ali Özçete, fuar sonrası yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:

“Equip Auto Paris, ilk kez millî katılımını üstlendiğimiz bir organizasyon olması nedeniyle bizim için çok değerli. Uluslararası dev markalar ve global üreticilerle yan yana olmak, Türk sektörüne büyük bir prestij kazandırdı. 2027’de yapılacak fuarda da aynı ölçekte yer alacak olmamızın sözünü almak, bizim için ayrı bir gurur.”

Büyükelçi Yunus Demirer Türk Firmalarını Ziyaret Etti

Fuarın ikinci gününde Türkiye Cumhuriyeti Paris Büyükelçisi Yunus Demirer, OSS standını ve Türk firmalarının stantlarını ziyaret etti.

Büyükelçi Demirer’e Ticaret Başmüşaviri Murat Gören ve Ticaret Müşaviri Gonca Köksal Ensari eşlik etti. OSS yönetimi, heyete Türkiye’nin otomotiv satış sonrası sektöründeki gelişmeleri ve uluslararası iş birliği hedeflerini aktardı.

Avrupa Pazarında Güçlü Büyüme

Fransa, Türkiye için stratejik bir pazar konumunda. Ülke, toplam ithalatının %36’sını otomotiv ürünlerinden karşılıyor.

Türkiye’nin Fransa’ya otomotiv yan sanayi ihracatı, 2024 yılında 983 milyon 362 bin dolara ulaştı ve bir önceki yıla göre %15,5 artış gösterdi.

Bu veriler, OSS Derneği’nin öncülüğündeki Paris temsiliyetinin ticari etkisinin büyüklüğünü de ortaya koyuyor.

Avrupa’nın Kalbinde Türk İmzası

Equip Auto Paris, otomotiv satış sonrası sektöründe yarım asrı geride bırakan bir organizasyon olarak bu yıl 50’nci kez düzenlendi.

Otomotiv değer zincirinin tüm paydaşlarını bir araya getiren fuar, yenilikçilik, iş birliği ve sürdürülebilir mobilite temalarıyla öne çıktı.

Türk firmaları, bu büyük etkinlikte yalnızca ürünlerini değil, Türkiye’nin teknolojik dönüşüm kapasitesini de başarıyla sergiledi.

OSS Derneği’nin liderliğinde gerçekleşen ilk millî katılım, Türkiye’nin satış sonrası otomotiv sektöründe uluslararası alanda söz sahibi olma hedefinde önemli bir kilometre taşı oldu.

Paris’te atılan bu adım, yalnızca bir fuar katılımı değil, Türk otomotiv vizyonunun küresel vitrine taşınması anlamına geliyor.

Mursal Barajı Çevresinde Derin Sessizlik

Bir zamanlar kalkınmanın sembolüydü; şimdi ise unutulmuş bir mirasın sessiz tanığı…

Gazeteci dostum Murat Alişiroğlu, bana Sivas Divriği’deki Mursal Barajı’nın fotoğraflarını gönderdi. Sadece fotoğraflar değil, bölge halkıyla yaptığı samimi sohbetleri de paylaştı. Onların sesi, yorgun bir suyun yankısı gibiydi… Ve ben, duyduklarımı ve gördüklerimi bir ayna misali yansıtarak, bu yazıyla Sivas’ın değeri olan Nih Çayı üzerindeki Mursal Barajı’na ve mirasımıza sahip çıkmayı amaçladım.

Barajın temeli 1986’da atıldığında Divriği umutla doluydu. “Bölge canlanacak, tarlalar bereketlenecek” deniliyordu. 1992’de hizmete giren bu dev eser, hem sulama hem enerji üretimiyle köylerin kaderini değiştirecekti. O günlerde devletin gücü, mühendisliğin kudreti, geleceğin umudu vardı.

Bugün ise o umudun yerini sessizliğe bırakması zihinlerimizde çok üzücü bir iz bırakıyor. Paslanmış direkler, kırık lambalar, harap bekçi evleri… Devletin bir dönem “gelecek yatırımı” olarak inşa ettiği baraj, artık ihmalin aynasına dönüşmüş.

Köylüler, “Devlet bu barajı yaptı ama sonra unuttu. Biz sahip çıkılmasını istiyoruz.” diyor.

Barajın su kullanımından gelir elde edildiği söyleniyor ama o gelir bakım, güvenlik ya da çevre düzenlemesine yansımıyor. Bekçi evi yıllardır boş, çevre otlarla kaplı, sosyal alan yok.

Kısacası, eserimiz kendi kaderine terk edilmiş.

DSİ 19. Bölge Müdürlüğü geçtiğimiz haziranda sınırlı bir bakım yapmış; borular boyanmış, trafolar yenilenmiş. Fakat köylünün talep ettiği çevre düzenlemesi, ağaçlandırma ve sosyal alan çalışması yapılmamış.

Oysa halk barajın yalnızca enerji değil, yaşam kaynağı olmasını istiyor. Ağaçlar, banklar, ışıklar… İnsanların yeniden barajla bağ kurabileceği bir alan hayal ediyorlar.

Divriği halkı bu kez doğrudan DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta’ya sesleniyor:

“Sayın Genel Müdür, bu barajın suyuna değil, mirasına sahip çıkın. Gelin, yerinde görün, 40 yılın ihmali bu topraklara yakışmıyor.”

Mursal Barajı artık sadece bir enerji yatırımı değil, Türkiye’nin kalkınma hafızasında unutulmuş bir semboldür.

Bu yazı bir sitem değil, bir çağrıdır.

“Devlet kendi eserine sahip çıkmalı, halkın sesi duyulmalıdır.”

Orta Vadeli Plana Enerji Politik Bir Bakış

Prof. Dr. A. Beril Tuğrul

Giriş

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan Orta Vadeli Program (2026-2028) Eylül 2025’te açıklanmış bulunmaktadır. Bilindiği üzere; “Orta Vadeli Program (OVP)”lar ekonominin üç yıllık yol haritasını içermekte olup makroekonomik hedefler ile ekonomik ve sosyal alanlarda izlenecek politikaları belirlemektedir. Bu bağlamda OVP’ler; daha uzun vadeli olan “Kalkınma Planları”ndan farklı olarak daha öz şekilde kamuya ilişkin olarak bütçe hazırlanması ve yasal düzenlemelerin gerçekleştirilmesinde yol gösterici olmaktadırlar.

2026-2028 yıllarına ait üç yıllık perspektifi içeren son açıklanan OVP, 8 Eylül 2025 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Beklendiği üzere bu OVP’te de 2026-2028 Program dönemine ilişkin makroekonomik büyüklükler, bütçe dengesi, kamu idarelerinin ödenek tavanları ve öncelikli reform alanlarına ilişkin politika ve tedbirleri ortaya konulmuştur.

Kalkınmanın ve makroekonominin önemli bir argümanı olan “enerji” konusuna, OVP’de farklı başlıklar altında yer verildiği görülmektedir. Bu konu önümüzdeki dönemde, enerji politikaları açısından önem taşımakta olup burada ele alınarak incelenmeye ve değerlendirilmeye çalışılacaktır.

OVP (2026-2028)’in Enerji Konuları Açısından Değerlendirmesi

Orta Vadeli Program (2026-2028)’e bakıldığında enerji politikalarını da yakından ilgilendiren “Sürdürülebilir Büyüme” konusuna ayrı bir önem verildiği görülmektedir. Bu bağlamda “Yeşil Dönüşüm” sürecinin hızlandırılmasına öncelik verileceği anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere; “Yeşil dönüşüm”, iklim değişikliği ve kaynakların verimli kullanımı için geliştirilmiş bir kavram olup, ekonomik ve çevresel sürdürülebilirliği kapsamakta ve döngüsel ekonomi, yenilenebilir enerji kullanımı ile karbon ayak izinin azaltılması gibi uygulamaları içermektedir.

Yeşil dönüşüm kapsamında yenilenebilir enerji konusunda atılımlar yapılmasını ve Türkiye ekonomisini yakından ilgilendiren “AB (Avrupa Birliği) Yeşil Mutabakatı”na uyum da kastediliyor olmaktadır. AB Yeşil Mutabakatı bağlamında T.C. Ticaret Bakanlığınca “Yeşil Mutabakat Eylem Planı” da hazırlanmış bulunmaktadır. Bu plan ile AB ve dünya ekonomisindeki dönüşüm politikalarına uyum hedeflenmektedir denebilir.

Burada enerji politikaları açısından önemli bir husus, Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında şekillenmiş olan “Yeşil Enerji” kavramı olmaktadır. AB’de “Yeşil Enerji” ise, yenilenebilir kaynaklarla birlikte çevreye zarar vermeyen ve iklim nötr hedeflere katkı sağlayan enerji türlerini ifade etmektedir. Bir başka deyişle, Avrupa Birliği (AB), yeşil enerjiyi iklim değişikliğiyle mücadele, sürdürülebilir kalkınma ve enerji arz güvenliği hedefleri doğrultusunda tanımlamaktadır.

Son olarak AB, doğal gaz ve nükleer enerjiyi “yeşil yatırım” ve dolayısıyla “Yeşil Enerji” kapsamı içine almış bulunmaktadır. Konuya ilişkin olarak Avrupa Parlamentosu, Temmuz 2022’de yapılan oylamayla “Doğal Gaz” ve “Nükleer Enerji”nin “Yeşil Enerji” olarak tanımlanmasına onay vererek enerji politikaları açısından önemli bir kararı hayata geçirmiştir.

Bu bağlamda OVP (2026-2028)’e bakıldığında “2050 Karbon Nötr” hedefine hizmet edecek enerji kullanımının öne çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Bir başka deyişle, yenilenebilir kaynaklar içinde betimlenen güneş, rüzgâr, hidroelektrik, biyokütle ve jeotermal gibi doğal döngülerle yenilenen kaynaklar ile doğal gaz ve nükleer enerji programlarına önem verileceği anlaşılmaktadır.

Ayrıca yayınlanan OVP’de “Yeşil Enerji” projelerinin HIT-30 programlarıyla destekleneceği ifade edilmektedir. Bilindiği üzere; HIT-30 Türkiye’de yüksek teknolojili ve yüksek katma değerli yeni yatırımları teşvik etmeyi amaçlayan bir programdır. Bu programlarla; yerli üretim kapasitesini artırmak, kritik teknolojilerde dışa bağımlılığı azaltmak, ihracata yönelik üretimi teşvik etmek ve küresel rekabette Türk firmalarının konumunu güçlendirmek amaçlanmaktadır. Desteklenen yatırım alanları arasında “Yeşil Enerji” de yer almaktadır. Ancak, bu OVP’den sonra “Yeşil Enerji” projelerine daha çok öncelik verilerek destekleneceği söylenebilir.

OVP 2026-2028’de yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretiminin artırılması ve enerjide ithal kaynaklara bağımlılığın azaltılması ve yerli ürün kullanım şartı içerecek şekilde YEKA projelerinin geliştirilmesi ve de deniz üstü rüzgâr enerjisi potansiyelinin değerlendirilmesine yönelik çalışmaların yürütüleceği vurgulanmaktadır.

Bilindiği üzere YEKA; “Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanı” olarak yenilenebilir enerji teknolojilerinde yerli üretimi teşvik etmek, teknoloji transferini hızlandırmak ve maliyet avantajı sağlamak amacıyla geliştirilmiş bir yatırım modelidir. Bu model kapsamında, kamu ve hazine arazileri ile özel mülkiyete konu araziler üzerinde yenilenebilir enerji santralleri kurulabilmektedir. Ancak burada dikkat çeken husus; deniz üstü rüzgâr enerjisi potansiyelinin değerlendirilmesine yer verilmiş olmasıdır. Bu husus, denizel bağlamda yeni rüzgâr potansiyellerinin belirlenerek teşvik edileceği anlamına gelmektedir.

OVP’de değinilen bir diğer husus; enerji yoğun sektörler öncelikli olmak üzere rekabetçilik ve yerli üretim dikkate alınarak enerji verimliliğini artırılmasına da yer verilmiş olmasıdır. Enerji verimliliği hayli uzun bir süredir üzerinde durulan bir konu olmakla beraber bu konunun rekabetçilik, bir başka deyişle seçicilik açısından öne çıkarılıyor olması ve dolayısıyla ihale şartnamelerine kadar girebilecek şekilde gereksinim kapsamında olacağını akla getirmektedir.

Fazla olarak, “Yenilenebilir enerji kullanım oranı ve enerji verimliliği yüksek yeşil binalar ile bunlara yönelik Ulusal <Yeşil Sertifika Sistemi> yaygınlaştırılacaktır” ifadesi kullanılmaktadır. Bu ise, sadece (bir ileri uygulama olan) yeşil bina yapımına değil sertifikalandırmaya da önem verileceğini göstermektedir. Yine bilindiği üzere <Yeşil Sertifika Sistemi>; Türkiye Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından geliştirilmiş yerel bir yeşil bina sertifikasyon sistemidir. Dolayısıyla yeni OVP ile ulusal sertifikalandırmanın öne çıkarılacağı ve uygulamalarda yerli sertifikalandırmanın aranacağını söylemek mümkündür.

Bir başka dikkat çeken husus ise; “Endüstri Bölgeleri, Organize Sanayi Bölgeleri, Küçük Sanayi Siteleri için hammaddeye erişim, lojistik, enerji, demiryolu ve liman bağlantısı, tedarik zincirine uygun çevre ve afet boyutu açısından sürdürülebilir şekilde oluşturulacaktır” ifadesinin kullanılmış olmasıdır. İlgili sistemlere ilişkin uygulamalar zaten var olmasına karşın “çevre ve afet” konuları çerçevesinde enerji iletim, dağıtım sistemleri ile trafolar açısından çevresel değerlendirmelerin daha çok üzerinde durulacağı ve buna ilişkin projelerin geliştirilmesi istenerek öne çıkarılacağı anlaşılmaktadır.

OVP’de yer alan bir diğer konu; “jeotermal kaynakların yanı sıra, rüzgâr, güneş ve biyokütle gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının da kullanılacağı “Organize Tarım Bölgeleri”nin sayısının artırılacağının belirtilmiş olmasıdır. Türkiye seracılıkta jeotermal enerjinin kullanılması konusunda lider ülke durumundadır. Şimdi ilgili uygulamaların sadece jeotermal enerji bağlamında değil, enerji çeşitlendirmesiyle arttırılacağı açıklanmış olmaktadır. Bu husus hem gıda ve hem de enerji politikalarını destekleyen bir anlayış olarak kendini göstermektedir.

Önemli bir konu da; “savunma sanayii, yapay zekâ, siber güvenlik, temiz ve sürdürülebilir enerji ile uzay teknolojileri gibi stratejik alanlarda nitelikli işgücü yetiştirmeye yönelik kamu-üniversite-özel sektör işbirliği programlarının hayata geçirilmesi” konusuna değinilmiş olmasıdır. Özellikle sürdürülebilir enerji konusunda nitelikli eleman yetiştirilmesi ve bunun için akademik çevrelerin kamu ve özel sektör bağlamında motive edilmesinin belirtilmesi anlamına gelecek işbirliğinden bahsedilmesi enerji sektörü için lokomotif bir anlam ifade etmektedir.

Ayrıca, “ithalatın makroekonomik çerçevedeki hedeflerle çelişmeyen seviyelerde kalmasını teminen, arz güvenliği boyutu da göz önünde bulundurularak, enerji ve diğer kritik emtialar gibi unsurların yurtiçinde üretimi teşvik edilecek ve tüketim malı ithalatına olan talep sınırlandırması”na değinilmektedir. Bu husus enerji sistemleri ve ekipmanları için yerli ve milli unsurlar üzerinde durulacağı manasına gelmektedir. Dolayısıyla da ülkemiz için yeni alanların ve istihdamın yaratılacağı betimlenmiş olmaktadır.

Yine önemli bir ifade de; “stratejik ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi, enerji ve gıda arz güvenliğinin temini, bölgesel bağlantısallığın artırılması ve uzak kıtalarla bağları, ülkemiz öncelikleri doğrultusunda kuvvetlendirilmesine yönelik politikalar, etkin ve bütüncül bir biçimde sürdürülecek olmasının” belirtilmesidir. Bu husus, enerji bağlamında ele alındığında; doğal gazın da Yeşil Enerji kapsamına alındığı düşünülürse Türkiye’nin “Enerji Merkezi” olma yönündeki enerji politikalarının devam edeceği ve daha uzun menzillerle, bir başka deyişle Türkiye’ye göre uzak olarak nitelenebilecek bölge ve ülkelerle işbirliğine gidileceği anlamına gelmektedir.

Başka önemli bir konu da; “nükleer enerjinin elektrik üretim portföyüne dâhil edilecek olması, nükleer kapasitenin artırılmasına yönelik yeni proje ve teknolojiler geliştirilmesi ve nükleer santrallerde kullanılan ekipmanların yerlilik oranlarının artırılması”ndan bahsediliyor olmasıdır. Bu husus Akkuyu Nükleer Santralının devreye alınmasından ayrı olarak yeni projelere sıcak bakıldığı anlamına gelmektedir. Ayrıca, “yeni proje ve teknolojiler” ifadesiyle; dünyada yeni bir trend olarak ortaya çıkan “Küçük Modüler Reaktörler -SMR (Small Modular Reactor)”ler bir başka deyişle, 300 MW’a kadar kurulu güce sahip, geleneksel nükleer reaktörlere göre daha küçük, esnek, temiz ve güvenli kabul edilen reaktörlere enerji politikaları içinde yer verileceğini akla getirmektedir. İlaveten hidrojen teknolojili enerji kullanımının da daha öne çıkarılabileceğini düşündürmektedir.

Sonuç

Türkiye için temel politika belgelerinden biri olan OVP (2026-2028), 2026’dan başlayarak önümüzdeki üç yıl için bir yol haritası niteliği taşımaktadır. Bir başka deyişle önümüzdeki yıldan itibaren Merkezi Yönetim Bütçe süreçlerini de etkileyecek bir doküman olarak nitelenmektedir. Nitekim OVP (2026-2028), 2026 bütçe çalışmalarının başlama döneminde yayınlamış bulunmaktadır.

OVP (2026-2028)’de kararlılıkla uygulanan politikalar sonucunda hedef olarak; Türkiye ekonomisinin Türkiye Yüzyılına yaraşır bir şekilde tarihi bir başarıya ulaşacağı, milli gelirin ilk kez 1,5 trilyon doları aşacağı ve kişi başına düşen gelirin 17 bin doların üzerine çıkarak ülkemizin tarihinde ilk defa yüksek gelirli ülkeler grubuna dâhil olabileceği ifade edilmektedir.

Tüm bu iddialı hedeflerin gerçekleştirilmesi için yadsınamaz önemi olan enerji konusuna ilişkin olarak OVP (2026-2028)’de enerji ile ilgili hususlara bakıldığında (yukarıda ayrı ayrı irdelendiği üzere) sıkça yer verildiği görülmektedir.

Öz olarak belirtilmek istenirse, OVP 2026–2028 döneminde; enerji politikaları bağlamında Türkiye’nin ekonomik büyümesinin dışa bağımlılığın azaltılması ve yeşil dönüşüm hedefleri açısından Yeşil Enerji kullanımı açısından kritik bir rol üstleniyor olarak görüldüğü ve yerli ve yenilenebilir kaynaklara odaklanarak enerji arz güvenliğini artırmayı ve sürdürülebilir kalkınmayı desteklemeyi amaçlıyor olduğu söylenebilir.

Web Summit Lizbon’da Çocuklar İçin Sorumlu Yapay Zekâ Vizyonu Tanıtıldı

İngiltere merkezli EdTech girişimi Jules Stories, çocuklara yönelik ekran bağımlılığını azaltan yapay zekâ destekli öğrenme cihazıyla dikkat çekiyor. Şirket, Web Summit 2025’te yatırımcılara 550 bin sterlinlik ön tohum yatırım turunun son dilimini açtığını duyurdu. Bugüne kadar 340 bin sterlin toplayan girişim, yıl sonuna kadar turu tamamlamayı hedefliyor ve sonraki büyüme aşaması için risk sermayesi fonlarıyla görüşmelerini sürdürüyor.

Yapay zekâ eğitimde devrim yaratıyor, ancak mevcut çözümler çoğunlukla ekran odaklı ve çocuklara uygun değil. Jules Stories farklı bir yaklaşım benimsiyor: 4–10 yaş arası çocuklar için ekran yerine sesli etkileşim, hikâye anlatımı ve müfredata uygun içerikler. Ürün, güvenlik, gizlilik ve ebeveyn kontrolünü merkeze alarak tasarlandı. Kurucu ve CEO Sandra Falque, vizyonlarını şöyle özetliyor: “Çocukların dikkatini dağıtan değil, gelişimlerini destekleyen bir yapay zekâya ihtiyacı var. Biz, güvenli ve yaratıcı sesli deneyimler sunarak ebeveynleri sürecin merkezine koyuyoruz. Jules, bu anlayışı hayata geçiriyor.”

Jules Stories’in öne çıkan özellikleri arasında ekran bağımlılığını azaltan tasarım, ebeveyn kontrolü, uygunsuz içerikleri filtreleyen yapay zekâ güvenlik katmanları ve müfredata uygun hikâyeler, oyunlar ve etkinlikler yer alıyor. Şirketin gelecek planları arasında ön tohum turunun son dilimini Web Summit’te yatırımcılara açmak, yıl sonuna kadar katılan yatırımcılara erken destek avantajları sunmak ve aileler, okullar ile müzelerle iş birliği içinde ürün geliştirme sürecini sürdürmek bulunuyor.

Jules Stories, çocukların hayal gücünü ve öğrenme becerilerini destekleyen, ekran bağımlılığını azaltan yapay zekâ tabanlı bir öğrenme cihazı geliştiriyor. 4–10 yaş arası çocuklara yönelik bu cihaz, hikâye anlatımı ve oyunlarla eğitimi eğlenceli hale getirirken ebeveynlere tam kontrol sağlıyor.

Afro-Avrasya’nın Kalp Kapakçıkları: Türk Boğazları

Türk Boğazları, Karadeniz’i dünya deniz ticareti sistemine bağlayan tek doğal çıkış hattı olması sebebiyle 21. yüzyıl güvenlik mimarisinin merkezinde yer almaktadır. Boğazlar, yalnızca coğrafi bir geçiş rotası değil; enerji koridorları, ticaret yolları, gıda tedarik zinciri, dijital iletişim kabloları ve bölgesel güç projeksiyon kabiliyetlerini kesen çok katmanlı bir jeopolitik düğüm noktasıdır. Bu nedenle Boğazlar meselesi, devletlerin hukukî argümanları kadar, donanma teknolojileri, ekonomik çıkarlar ve jeoekonomik rekabet düzlemlerinde de şekillenmektedir. Osmanlı İmparatorluğu ve devamında Türkiye Cumhuriyeti’nin son üç asırlık tarihsel hafızası incelendiğinde, Boğazlar üzerinde kurulan hassas denge siyasetinin, devletin varlığını sürdürme kapasitesinde hayati bir rol oynadığı, hatta çoğu durumda devletin bütünlüğünü muhafaza eden stratejik mihver işlevi gördüğü söylenebilir. Nitekim bu suyolları, yalnız Türkiye için değil, giderek bütünleşen Afro-Avrasya’nın kalp kapakçıkları gibi işlev görmekte; kıtalar arası ticaret, güvenlik ve enerji akışının ritmini düzenlemektedir.

Ukrayna-Rusya savaşı sonrasında Karadeniz, küresel güç mücadelesinin yeniden ısınan sahalarından biri hâline gelmiştir. Savaş, NATO’nun bölgedeki varlık talebini artırırken, Rusya’nın deniz kontrolü için daha agresif stratejiler geliştirmesine yol açmıştır. Türkiye, Montrö Sözleşmesi kapsamında savaşan devletlere ait savaş gemilerinin Boğazlardan geçişini kısıtlayarak, uluslararası dengeleri gözeten dikkatli bir diplomasi yürütmüştür. Bu karar, Karadeniz’deki askerî gerilimin kontrol altına alınmasına katkı sağlamış, bölgenin küresel enerji akışları ve tahıl ticareti açısından ne kadar kritik olduğunu açık biçimde göstermiştir. Böylece Türkiye, Boğazlar üzerindeki yetkilerini kullanarak hem çatışmanın yayılmasını önlemiş hem de Karadeniz’in dünya için önem taşıyan stratejik bir istikrar bölgesi olduğunu teyit etmiştir.

Küresel tahıl piyasalarında yaşanan dalgalanmalar, Boğazların yalnız askerî değil, aynı zamanda stratejik ekonomik bir arter olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Karadeniz Tahıl Koridoru Anlaşması’nın kesintiye uğraması, Afrika ve Orta Doğu’da gıda tedarikini tehdit ederek insani kriz ihtimalini artırmış; buna karşılık Türkiye’nin anlaşmayı hayata geçiren arabuluculuk rolü, Boğazlardaki gemi akışının artık insani güvenlik perspektifiyle ele alınması gerektiğini göstermiştir. Bu girişim, Türkiye’nin Afro-Avrasya vizyonunun somut çıktılarından biri olarak değerlendirilebilir; zira Ankara, kıtalar arası gıda güvenliğini koruyarak uluslararası sistemde yapıcı bir denge üretmiştir. Dolayısıyla, bu yeni boyut gelecekte Boğazların diplomatik müzakerelerde daha geniş, çok katmanlı ve insani hassasiyet içeren gündemlerle anılacağını işaret etmektedir.

21. yüzyılın yükselen deniz harp konseptlerinden insansız deniz araçları, yapay zekâ destekli gözetim sistemleri ve uzaktan kumandalı mayın temizleme dronları, mevcut deniz hukukunun sınırlarını zorlamaktadır. Bu durum, Boğazların geçiş rejiminde tonaj, bayrak ve seyrüsefer sürelerine dayalı geleneksel ölçütlerin ileride yetersiz kalabileceğini ortaya koymaktadır. Teknoloji, deniz üstünlüğünü sadece donanma varlıklarıyla değil, düşük maliyetli asimetrik platformlarla da mümkün kılmaktadır.

Enerji boyutunda ise Türkiye’nin Karadeniz gaz keşifleri, Türk Akımı ve TANAP gibi hattın devamlılığı açısından Boğazların jeoekonomik koridor niteliği güçlenmiştir. Avrupa’nın Rus fosil yakıtlarına bağımlılığı azalırken, alternatif enerji senaryolarının tam ortasında Türkiye, enerji nakil güvenliğini kontrol eden aktör konumunu pekiştirmektedir.

Kanal İstanbul projesi, Boğazlar üzerine yeni bir stratejik boyut getirmiştir. Projenin Montrö’ye tabi olup olmayacağı yönündeki hukuki tartışmalar, aslında bir jeopolitik niyet okumasıdır. Bazı küresel aktörlerin projeyi desteklemesi, kimilerinin ise karşı çıkması; Karadeniz’e kimin, ne kadar ve nasıl erişim sağlayacağı sorusunun gelecekte daha sık gündeme geleceğini kanıtlar niteliktedir.

Bununla birlikte mavi ekonomi perspektifi, Boğazların ekonomik değerini artırmaktadır. Balıkçılık hakları, deniz turizmi, kıyı ötesi rüzgâr santralleri, yapay ada projeleri ve karbon yutak alanları yeni stratejik öncelikler yaratmıştır. Bu alanların yönetimi, ulusal güvenlik kadar mavi diplomasi gerektirir.

Türkiye’nin önündeki temel stratejik hedef, çok vektörlü dış politika dengelemesini koruyabilmektir:

  • NATO ittifakı üzerinden bölgesel güvenlik koordinasyonu,
  • Rusya ile kriz yönetimli iş birliği,
  • AB ile enerji arz entegrasyonu,
  • Orta Asya ile lojistik bağlantı,
  • Orta Doğu ile gıda–enerji ticaret entegrasyonu.

Bu çoklu denge, Boğazların Türkiye açısından sadece askerî bir emanet değil, jeopolitik bir kaldıraç olduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak, Türk Boğazları; 21. yüzyılın değişen tehdit kümeleri, arabulucu güçlerin projeksiyon yetenekleri, gıda–enerji güvenliği dinamikleri, yapay zekâ tabanlı deniz harp araçları, uluslararası hukuk tartışmaları ve iklim diplomasisi başlıklarının kesişiminde durmaktadır. Türkiye’nin Montrö rejimini koruma hassasiyeti, statükoya saplanmış bir refleks değil, jeopolitik akılcılığın ve stratejik olgunluğun dışa vurumudur.

Boğazlar, geçmişte olduğu gibi bugün de bir coğrafya değil, küresel düzenin sinir uçlarıdır. Bu sinir ucuna dokunan her güç, yalnız suya değil; tarihe, hukuka, ekonomiye ve güvenliğe temas etmektedir. Türkiye ise bu temas noktasının stratejik anahtarı olmaya devam edecektir.

Yazar Hakkında

Doç. Dr. Hakan Arıdemir, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesidir. Uluslararası Hukuk, Bölgesel Deniz Jeopolitiği meseleleri ve Uluslararası Deniz Hukuku alanında çalışmalarını sürdürmektedir. Afro-Avrasya Araştırmaları Enstitüsü’nün kurucu başkanıdır. Ulusal ve uluslararası düzeyde birçok akademik projeye, çalıştaya ve yayın faaliyetine öncülük etmektedir. Türkiye’nin Afro-Avrasya vizyonu ve Türk dünyası stratejileri üzerine analizler üretmektedir.

Epsan, Mühendislik Plastiklerinde Yeşil ve Akıllı Dönemi Başlattı

Plastik ve kauçuk endüstrisinin en prestijli etkinliklerinden biri olan K Show 2025, 8–15 Ekim tarihleri arasında Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlendi. Bu yıl “Plastiklerin Gücü! Yeşil – Akıllı – Sorumlu” temasıyla gerçekleştirilen fuar, sektörün geleceğini şekillendiren inovatif çözümlere ev sahipliği yaptı. Etkinliğe katılan Epsan, sürdürülebilir mühendislik plastikleri ve yüksek oranda geri dönüştürülmüş ham madde içeren yeni nesil ürünleriyle büyük ilgi topladı.

Yaklaşık yarım asırlık üretim deneyimini çevre odaklı vizyonla birleştiren Epsan, otomotiv, elektrik-elektronik, beyaz eşya ve inşaat gibi stratejik sektörlere yönelik yüksek performanslı mühendislik plastiklerini fuar ziyaretçileriyle buluşturdu. Şirketin standında sergilenen geri dönüştürülmüş poliamid çözümleri ve karbon ayak izini azaltan üretim uygulamaları, katılımcılardan tam not aldı.

Epsan Yönetim Kurulu Başkanı Bora Efe, K Show 2025’in şirketin küresel hedefleri açısından önemli bir dönüm noktası olduğunu belirtti:

“Bu fuar, mühendislik plastikleri alanında geliştirdiğimiz sürdürülebilir çözümleri uluslararası ölçekte tanıtma fırsatı sundu. Geri dönüştürülmüş ham madde kullanımı ve çevreye duyarlı üretim anlayışımız, global iş ortaklarımızın en çok ilgi gösterdiği konular arasında yer aldı. Biz Epsan olarak, teknolojiyi sorumlu üretim anlayışıyla buluşturuyoruz ve geleceğin çevre dostu endüstriyel standartlarına yön vermeyi hedefliyoruz.”

K Show 2025’te bu yıl döngüsel ekonomi, dijitalleşme ve toplumsal sorumluluk temaları öne çıktı. Etkinlik boyunca düzenlenen forumlar, start-up alanları ve genç profesyonellere yönelik özel programlar, sektörün dönüşümüne ışık tuttu.

Epsan, fuar süresince Salon 6 – Stand A60’ta çok sayıda uluslararası iş ortağı ve tedarikçiyle bir araya geldi. Şirketin sürdürülebilirlik merkezli ürün portföyü, fuar boyunca ziyaretçilerden yoğun ilgi gördü. Epsan, yüksek mühendislik plastikleri alanındaki yenilikçi yaklaşımıyla Avrupa ve Amerika pazarlarında konumunu daha da güçlendirerek, Türk sanayisinin küresel rekabet gücünü artıran markalar arasında yer aldı.

Epsan Hakkında

Yaklaşık 50 yıllık deneyime sahip Epsan, yüksek performanslı mühendislik plastikleri üretiminde Türkiye’nin öncü markalarından biridir. Şirket, otomotiv, elektrik-elektronik, beyaz eşya, tarım, mobilya, inşaat ve sağlık sektörlerine yönelik çevre dostu çözümler sunmaktadır. Türkiye’deki üretim tesisinin yanı sıra Avrupa’da dört, Amerika’da bir ofisi ve lojistik merkezi bulunan Epsan, 32.000 metrekarelik alanda yılda 72.000 tonluk üretim kapasitesiyle faaliyet göstermekte, üretiminin yüzde 65’ini ihraç etmektedir.

800 Bin Litre Su, E-Fatura Sayesinde Korundu

Enerji sektöründe dijitalleşme yatırımlarıyla öne çıkan Uludağ Elektrik, çevre dostu vizyonunu elektronik fatura sistemiyle bir adım öteye taşıyor. 1,9 milyondan fazla abonenin tercih ettiği uygulama, hem kullanıcı deneyimini kolaylaştırıyor hem de doğaya önemli katkılar sunuyor.

Bursa, Balıkesir, Çanakkale ve Yalova başta olmak üzere 5 milyondan fazla kişiye enerji hizmeti veren şirket, elektronik fatura uygulamasıyla her yıl tonlarca kağıt tasarrufu sağlıyor. Bu dijital dönüşüm sayesinde yaklaşık 39 ton karbondioksit salınımı önlenirken, 800 bin litreden fazla suyun korunmasına da katkıda bulunuluyor.

Uludağ Elektrik yetkilileri, e-faturanın sadece çevresel değil, aynı zamanda operasyonel verimlilik açısından da önemli bir dönüşüm aracı olduğunu vurguluyor. Şirket, müşterilerin faturalarına güvenli dijital kanallar üzerinden ulaşabilmelerini sağlayarak hem hız hem de güvenlik sunuyor.

Elektronik faturaya geçmek isteyen aboneler, müşteri işlem merkezlerinden veya 444 6 646 numaralı çağrı merkezini arayarak başvuru yapabiliyor.

Uludağ Elektrik, “doğayı koruyan dijital çözümler” vizyonuyla çevre bilincini artırmayı, karbon ayak izini azaltmayı ve sürdürülebilir gelecek hedeflerine katkı sunmayı sürdürüyor.