7.6 C
İstanbul
Perşembe, Nisan 9, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 144

SAP, doğalgaz acil ihbarlarında yüzde 93 hız kazandırdı

Kurumsal uygulamalar ve yazılım alanında dünya lideri SAP ve Türkiye’nin en büyük 2. özel doğal gaz dağıtım şirketi Enerya, enerji ve doğal gaz sektöründe iş gücü yönetimi alanında öncü bir projeye imza attı. “WFM Mobil Çözüm Projesi” olarak içerisinde SCADA ve GIS gibi önemli entegrasyonları barındıran geniş çaplı proje 5 ay gibi kısa bir sürede tamamlandı. Projenin hayata geçirilmesiyle Enerya’nın Acil 187 çağrılarının analizi, ihbar oluşturma, ihbar noktası tespiti ve sektör vanasının kapatılmasını gerektiren boru hasarları gibi hayati önem arz eden konularda yüzde 93’ün üzerinde hız kazandığı açıklandı.

SAP, Türkiye’de doğal gaz sektöründeki en eski iş ortaklarından Enerya ile işbirliğini genişleterek yeni bir projeye daha imza attı. Bu yıl 22.si gerçekleşen SAP Forum İstanbul kapsamında düzenlenen bir basın toplantısıyla sonuçları duyurulan WFM (İş Gücü Yönetimi ) Projesi’nde SAP’nin SAP Syclo Work Manager çözümü Enerya sistemlerine entegre edildi. BTC Bilişim Hizmetleri ile iş birliği içinde 5 ay gibi kısa bir sürede tamamlanan proje ile Enerya’nın saha iş gücü yönetimi için SAP Syclo Work Manager’la hem saha ve periyodik bakımları hem de açma/kesme gibi doğal gaz sektöründeki saha çalışanlarının neredeyse tüm operasyonlarında dijital dönüşümü gerçekleştirildi. Bu dönüşümle ciddi bir verimlilik artışı ve iş gücü tasarrufu sağlandı.

SAP ve Enerya’nın ortaklıklarını genişletmesini değerlendiren SAP Türkiye Genel Müdürü Uğur Candan, “Artık tüm sektörler dijital inovasyon üzerine odaklanmış durumda. Özellikle doğal gaz sektörüne baktığımızda acil operasyonlarda hız, verimlilik ve kalite hayati önem arz ediyor. Enerya ile hayata geçirdiğimiz proje kapsamında SAP Syclo Work Manager çözümümüz ile olası risklerin asgariye indirilmesi gibi önemli bir hedefle birlikte operasyonel verimliliğin ve hizmet kalitesinin artırılmasına katkıda bulunduğumuz için gururlu ve mutluyuz. Bugün yaşadığımız dijital devrimin hedefi insan hayatına dokunmak ve iyileştirmek. Modern dünyada teknoloji ile insanları, süreçleri ve nesneleri akıllı bir biçimde birleştirme şansına sahibiz. Bu proje de Enerya çalışanları, iş ağları ve SAP Syclo Work Manager çözümü ile teknolojinin gücünü bir araya getirerek, dijital dönüşümün şirketlere, sektörlere ve de ülke ekonomisine kattığı değeri bir kez daha gözler önüne seriyor. SAP Türkiye olarak; enerji sektörüne örnek olacak bu proje ve benzerlerini diğer sektör oyuncularıyla da hayata geçirmeyi umuyor; sektörün güvenli, verimli ve kesintisiz hizmet sağlamasına katkıda bulunmayı arzu ediyoruz.” dedi.

STFA Enerji Grup Başkanı ve Enerya Genel Müdürü Aslan Uzun ise şunları söyledi; “İnsan ve diğer canlıların sağlığı ve can güvenliği bizim tek vazgeçilmezimizdir. Bu farkındalık ve anlayışla WFM Projesi ile tüm abonelerimizin can güvenliğine yatırım yaptık. Acil durumlara ilişkin süreçleri ve sistemi iyileştirerek, sistemi insani hatalardan arındırarak hata payını ve müdahale etme süresini neredeyse sıfıra indirdik. Sahadaki operasyonel gücümüzü teknolojiyle buluşturup dijitalleştirerek hızlı, verimli, nokta atışı, hatasız bir süreç oluşturduk.
SAP ile gerçekleştirdiğimiz projenin bizler için iki önemli nedeni mevcut. İlk önceliğimiz insan sağlığı. SAP Syclo Work Manager sayesinde kaza riskleri azaldı. İkinci olarak da personelimize operasyonel anlamda çok ciddi bir destek sağladık. Projenin hayata geçirilmesinin ardından yaptığımız analizlerde ihbar oluşturma, ihbar noktası tespiti ve sektör vanasının kapatılmasını gerektiren boru hasarları gibi hayati önem arz eden konularda ortalama %93’ün üzerinde hız kazandığımızı gözlemledik. Arızalı bölgeye en yakın ekibin hızlı müdahalesi yaklaşık 90 saniyelerden 5 saniyeye düştü. Ayrıca ihbar yerinin tespiti de 60 saniyeden 2 saniyeye indi. Personellerimizin üzerindeki iş yükünün ve risklerin azalmasını sağlayarak personel memnuniyeti, teknoloji ile hizmet kalitemizi artırarak müşteri memnuniyeti sağladık. Alarm yönetimi ile gaz arzı güvenliğine katkı sağladık.”

Doğal Gaz Sektöründe Öncü Olacak Proje
Enerya, WFM projesi ile 187 Acil operasyonunu SAP Syclo Work Manager ile dijitalleştirdi. Projenin hayata geçirilmesiyle çok yüksek hacimde veri bulunduran SAP, GIS (Coğrafi Bilgi Sistemi-Geographical Information Systems),ve SCADA (Supervisory Control and Data Acquisition- Merkezi Denetleme, Kontrol ve Veri Toplama) sistemlerindeki ana verilerin senkronizasyonu ile sistem performansları ve iletişimleri efektif hale getirildi. Ekiplerin ve ihbarların etkin yönetimi ile operasyonel maliyetler azaldı. Eksik malzeme kontrolü ve ramak kala olay bildirimi ile iş sağlığı ve güvenliği süreçlerine katkı sağlandı. Acil operasyonda görevli ekiplerin operasyonel yetkinlikleri teknoloji ile desteklenerek, oluşabilecek hayati ve hukuki riskler asgariye indirildi. Personelin üzerindeki iş yükü ve risklerin azalması sağlanarak personel memnuniyeti; hizmet kalitesi artırılarak da müşteri memnuniyeti sağlandı.

SAP hakkında:
Kurumsal uygulama ve yazılım alanında dünya lideri olan SAP, dünya çapında 87.000’den fazla çalışanı, önde gelen ürün ve servisleri ile müşterilerinin iş alanlarındaki inovasyonu artırmasına yardımcı oluyor. SAP çözümleri, üretim, gıda, tekstil, otomotiv, sağlık, perakende, finans ve kamu sektörünün de aralarında yer aldığı 25’ten fazla sektörde, 180’ ülkede faaliyet gösteren farklı ölçeklerdeki 365.000’den fazla SAP müşterisinin iş süreçlerine destek veriyor. Almanya merkezli faaliyet gösteren SAP SE, New York ve Frankfurt’un da aralarında yer aldığı birçok borsada “SAP” sembolü ile işlem görüyor. SAP’nin iş yazılımları alanındaki liderliğini Türkiye’de de devam ettiren SAP Türkiye, şirketin 65. ülke ofisi olarak 2001 yılında kuruldu. Bugün SAP Türkiye, Ankara ve İstanbul’da yer alan ofisleri ve İstanbul Teknopark’ta yer alan SAP Geliştirme Merkezi dahil olmak üzere 250 kişilik uzman bir ekip ile 1300’ün üzerinde kuruma hizmet vermektedir. SAP’nin dünya genelindeki yaygın kullanımına paralel olarak Türkiye’de yıllık ciroya göre en büyük 10 şirketin 8’i iş süreçlerini, en büyük 10 bankanın 9’u ve Borsa İstanbul listesinin en tepesindeki şirketlerin %70’ten fazlası iş süreçlerini SAP çözümleri ile yönetiyor. Türkiye’de neredeyse her evde SAP sistemi üzerinde üretilen on ürün bulunuyor. Kurulduğu günden bu yana Türkiye’deki gelirlerini ve çalışan sayısını istikrarlı olarak artıran SAP Türkiye, ekosistemindeki onlarca iş ortağıyla birlikte 4000’in üzerinde nitelikli iş gücüne de istihdam imkânı sağlamış bulunuyor. SAP Türkiye hakkında daha ayrıntılı bilgi için www.sap.com/turkey adresini ziyaret edebilirsiniz.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Türk ihraç ürünleri Katar’da tanıtıldı

Suudi Arabistan’ın başını çektiği Arap ülkelerinin Katar’a uyguladığı ambargo sonrasında, Türkiye’nin Katar’a yaptığı ihracat yüzde 90 artış hızı yakalarken, gelişen Türkiye – Katar ekonomik ilişkilerine yeni bir halka daha eklendi.

Katar ile mevcut ticaretimizi geliştirmek ve ihracatımızı arttırmak amacıyla, Katar’ın başkenti Doha’da, 26-29 Ekim 2017 tarihlerinde ilk kez düzenlenen Food&Consumer Industries Exhibition (FCIE) Fuarı’na Ege İhracatçı Birlikleri, Türk gıda ürünlerini tanıtmak ve ihracatçı firmalarımızı temsil etmek amacı ile info stand ile katıldı. Katar’a uygulanan ambargo sonrasında ilk yardım uçakları ve gemileri de ambargonun başlangıcından saatler sonra İzmir’den hareket etmişti.

Katar’a uygulanan ambargo sonrasında en büyük desteği Türkiye’nin gösterdiğini hatırlatan Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Sabri Ünlütürk, İzmir’den çok sayıda gemi ve hava kargo uçağı ile gıda yardımının Katar’a ulaştırıldığını, “Katar-Türkiye İş Forumu ve İkili İş Görüşmeleri”nin iki ülkenin ekonomi bakanlarının katılımıyla Ege İhracatçı Birlikleri Organizasyonuyla 3 Ağustos 2017 tarihinde İzmir’de iki ülkeden 300’ün üzerinde iş adamının katılımıyla gerçekleştirildiğini, Doha’da, 26-29 Ekim 2017 tarihlerinde ilk kez düzenlenen Food&Consumer Industries Exhibition (FCIE) Fuarı ile iki ülkenin ticaret hacminin artmasına katkı sağlayacak yeni bir halkanın eklendiğini söyledi.

Katar, 150 milyar dolarlık yatırıma gebe

Katar’ın kişi başı gelirde dünyanın en zengin ülkesi olduğuna dikkati çeken Ünlütürk, “Katar’da düzenlenecek 2022 Dünya Futbol Şampiyonası için 150 milyar dolarlık altyapı ve inşaat gerçekleştirilecek. Dünya genelinde en büyük 250 müteahhitlik firmasının 46 tanesi Türk firması. Bu sektörde Çin’den sonra dünya ikincisiyiz. Türk firmalarının bu konjektürde bu pastadan büyük dilimi alabileceği bir iklim var. Türk müteahhitlik firmalarının Katar’da gerçekleştireceği projelerde Türk ürünleri daha yoğun kullanılacağı için ihracatımız Katar’a artış gösterecektir. Katar’da Türkiye’nin enerji ihtiyacını sürdürülebilir şekilde sağlayabileceği bir partner olabilir” diye konuştu.

Katar gıda ihtiyacının yüzde 90’ını ithal ediyor

Katar’ın gıda üretiminin Katar iç tüketiminin sadece yüzde 10’unu karşılayabildiği bilgisini paylaşan Ünlütürk şöyle devam etti: “2019 yılında gıda tüketimlerinin yüzde 8 artacağı tahmin ediliyor. Gıda tüketiminin büyük çoğunluğu ithalat yoluyla karşılanması ve Katarlı firmaların alım gücünün yüksek olması Türk gıda ihracatçıları açısından büyük avantaj. Food& Consumer Industries Exhibition (FCIE) Fuarı’nın Türk gıda ihracatçılarına yeni fırsatlar açmasını bekliyoruz.”

Food& Consumer Industries Exhibition (FCIE) Fuarı’na 8 ülkeden 91 firma katılım gösterirken Katar Ticaret Odası Başkan Yardımcısı Mohamed bin Ahmed bin Towar al-Kuwari, Türkiye Büyükelçisi Fikret Özer ve Doha Ticaret Müşaviri Burak Güreşir fuarda Türkiye standının ziyaretçileri arasında yer aldı. Fuara, Türkiye’den Ege İhracatçı Birlikleri dışında Dardanel ve Exeloo Food firmaları katıldı.

Türkiye’nin Katar’a ihracatı yüzde 29 arttı

Türkiye, 2017 yılının Ocak – Eylül döneminde Katar’a 382 milyon 183 bin dolarlık ihracat gerçekleştirdi. Katar’a ihracatımız 2016 yılının aynı döneminde ise 296 milyon 912 bin dolar olmuştu. Katar’a olan ihracatımız yüzde 29 artış gösterdi.

Arap ülkelerinin Katar’a uyguladığı ambargo sonrasında 4 aylık dönemde Türkiye’nin Katar’a yaptığı ihracat ise; yüzde 90 artış rakamına ulaştı. 2016 yılı Haziran – Eylül döneminde Katar’a yaptığımız ihracat 114 milyon dolar seviyesinde iken, 2017 yılının aynı zaman aralığında 216 milyon dolara çıktı.

Türkiye’nin Katar’a 2017 yılının Ocak – Eylül döneminde yaptığı gıda ürünleri ihracatı ise; 2016 yılına göre yüzde 98’lik artışla 57.5 milyon dolardan 114 milyon dolara fırladı. Su ürünleri ve hayvansal mamuller sektörü, Türkiye’nin Katar’a yaptığı gıda ihracatında 38 milyon dolarlık pay ile en fazla ihracat yapan sektör oldu.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Türkiye, EY Yenilenebilir Enerji Ülke Çekiciliği Endeksi’nde 16. sıraya yükseldi

Uluslararası danışmanlık ve denetim şirketi EY’nin Yenilenebilir Enerji Ülke Çekiciliği Endeksi’nde Türkiye, geçtiğimiz yıla göre 3 basamak birden yükselerek 16. sırada yer aldı. Endekste Türkiye’nin yenilebilir enerjide daha fazla yabancı yatırımcı ilgisi çektiği ifade edilirken, güneş enerjisi kapasitesinin de bir yılda üç kat artarak 1.5 GW’ye ulaştığı belirtiliyor. Endekste en çekici ülkelerde ilk 5, Çin, Hindistan, Amerika, Almanya ve Avustralya olarak sıralanırken, Fransa geçen yıla göre 2 basamak yükselerek 6. sırada yer aldı.

Dünyanın lider danışmanlık ve denetim şirketlerinden EY, Yenilenebilir Enerji Ülke Çekiciliği Endeksi (RECAI) sonuçlarını açıkladı. 40 ülkenin yenilenebilir enerji yatırımları bakımından sıralandığı endekste Türkiye, 2017’de bir önceki yıla göre 3 basamak birden yükselerek 16. sırada yer aldı. Raporda; Türkiye’nin güneş enerjisi kapasitesinin bir yılda üç kat artarak 1.5 GW’ye ulaştığı belirtilirken, yabancı yatırımcıların rüzgâr enerjisi başta olmak üzere Türkiye’deki yenilenebilir enerji fırsatlarına daha fazla ilgi gösterdiği vurgulanıyor.

Türkiye’nin endeksteki yükselişi ile ilgili değerlendirmede bulunan EY Türkiye Enerji Sektör Lideri Erkan Baykuş, “Ülkemiz, yerli ve yabancı yatırımcılar için özellikle rüzgâr ve güneş enerjisi alanlarında cazip yatırım fırsatları sunuyor. İhalelere yüksek miktarlarda talep gelmesi, Türkiye’de yenilenebilir enerji alanında yatırım ve uygulamalar için güçlü bir iştah olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte hem ülkemizde hem de dünyada akıllı ölçüm sistemleri ve şebekelerin gelişimi, dijitalleşme, müşteri çözümleri alanlarında pek çok yeni gelişme yaşanıyor ve bunun sonucu olarak Türkiye’nin enerji verimliliği olgunluğu giderek yükseliyor. Güneş enerjisi özelinde bakıldığında, yüz ölçümü büyüklüğü ve güneşlenme süresi uzunluğu dolayısıyla Türkiye yüksek potansiyel taşıyan ülkeler arasında yer alıyor. Yatırım ortamının iyileşmesini sağlayan gelişmeler ve enerji reformları alanında gösterilen kararlı duruşun, önümüzdeki dönemde Türkiye’yi yatırımcılar için giderek daha cazip bir pazar haline getireceğini öngörüyoruz” dedi.

Çin, ‘en çekici yenilebilir enerji pazarı’ özelliğini koruyor; Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkeleri yükselişte
Yenilebilir enerji yatırımlarında Çin, Hindistan ve ABD’yi geride bırakarak EY’nin Yenilenebilir Enerji Ülke Çekiciliği Endeksi’nde birinci sıradaki yerini korudu. Endekste ikinci sırada yer alan Hindistan’ın ise önümüzdeki dönemde yenilebilir enerji yatırımlarında düşüş gösterebileceğine işaret ediliyor. Endekste; Hindistan’da gerçekleşmesi planlanan bazı rüzgâr enerjisi anlaşmalarının iptal edilmesinin, ülkenin güneş enerjisi kapasitesini 2022 yılında 100 GW’ye yükseltme hedefine gölge düşürdüğü ifade ediliyor. Öte yandan ABD’nin iklim değişikliğiyle mücadeleye ilişkin politikalarında değişikliğe gitmesi ve ABD Uluslararası Ticaret Komisyonu’nun Eylül ayında ithal edilen güneş panellerde yaşanan artışa ilişkin olarak yurtiçi piyasaya zarar verebileceği açıklamasında bulunması, ülkenin yenilenebilir enerji yatırımlarındaki çekiciliği üzerinde olumlu bir etki yaratmıyor.

Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkeleri yükselişte
Son dönemde yenilebilir enerji faaliyetlerini hızlandıran ve çeşitli politika düzenlemelerine giden Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkeleri EY endeksinde yükselişe geçti. Mısır’da IFC tarafından 500 MW kapasiteli güneş enerji projelerine 635 milyon dolarlık finansman onayı verilirken, Suudi Arabistan 400 MW kapasiteli ilk rüzgâr santrali için yatırımcılardan teklif almaya başladı. Cezayir ise güneş enerji alanında attığı adımlar ile endekse 38’inci sıradan giriş yaptı.

Faselis/Türkiye’de Enerji

“Bir destanın şahitleriyiz biz”

15 Temmuzun yazılmayan romanı…

Bahçelievler Belediyesi’nce 15 Temmuz darbe girişimine karşı milletin ortaya koyduğu direniş ruhunu canlı tutmak ve 15 Temmuz gecesi yaşananları gelecek nesillere aktarabilmek için düzenlenen “Tarihin Şahitleri Yazılıyor” başlıklı Roman Yarışması, basın toplantısıyla duyuruldu. Yayınlanmamış eserlerin katılabileceği yarışma için 30 Nisan 2018 tarihine kadar başvuru yapılabilecek. Türkiye’nin en yüksek para ödüllü roman yarışmasında birinciye 50 bin Türk Lirası ödül verilecek.

YARIŞMA HAZİRAN 2018’DE SONUÇLANACAK

Temmuz 2018’de sonuçlandırılması planlanan 15 Temmuz Roman Yarışması’nın seçici kurulunda gazeteci-yazar Doğan Hızlan, Ahmet Tezcan ve Sibel Eraslan, yazar ve hikayeci Cemal Şakar ile akademisyenler Prof. Dr. Abdullah Uzman, Prof. Dr. Durali Yılmaz ve Bahçelievler Belediyesi adına Başkan Yardımcısı Zekeriya Yıldız yer alıyor. Ödül alan ilk üç romanın Bahçelievler Belediyesi tarafından yayınlanacağı yarışmanın ödül töreninin ise 15 Temmuz haftasında yapılması planlanıyor.

ÖZGÜN VE YAYINLANMAMIŞ ESERLER KATILACAK

Tüm yazarlara açık olan yarışmaya katılım için Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olma şartı aranmazken, eserlerin 30 Nisan 2018 tarihine kadar Bahçelievler Belediyesi’ne ulaştırılması gerekiyor. Yarışmayla ilgili her türlü bilginin www.15temmuzromani.com adresinde yer alacağı bilgisini veren Bahçelievler Belediyesi, romanın özgün konusunun 15 Temmuz ve darbeler olması gerektiğini duyurdu.

Daha önce bir kısmı veya tamamı yayınlanmış romanların ise yarışmaya başvuramayacağı belirtildi. Yarışmaya katılmayı planlayanların yeni bir eser yazmak için 6 ay kadar süresi olacak. Bu süre içerisinde yazılacak eserler seçici kurul tarafından değerlendirilecek.

TÜRKİYE’NİN EN YÜKSEK PARA ÖDÜLLÜ YARIŞMASI

Genç yazarları teşvik etmek ve Türk edebiyatına yeni yazarlar kazandırmak amacıyla düzenlenen yarışmada seçilecek eserlere değişik miktarlarda para ödülü verileceği de açıklandı. Buna göre;

Birincilik ödülü                       50.000 TL
İkincilik ödülü                         35.000 TL
Üçüncülük ödülü                    20.000 TL
Mansiyon ödülü                     10.000 TL

İnternet veya sosyal medya hesapları üzerinden de tüm aşamaları duyurulacak 15 Temmuz Roman Yarışmasına katılacak eserlerin yayım hakları da Bahçelievler Belediyesi’nde olacak.

“BİR MİLLETİN DİRENİŞİNİN ÖYKÜSÜ”

Yarışmaya, Türkçe yazan tüm yazarları davet eden Bahçelievler Belediye Başkanı Osman Develioğlu, “15 Temmuz sadece bir darbe kalkışması değildir. Aynı zamanda bir milletin varlığına yönelmiş ihanet, Türkiye Cumhuriyetinin istikbalini hedef alan cinayet teşebbüsüdür. 15 Temmuz Roman Yarışması adını verdiğimiz bu proje ile bir milletin direnişinin destansı öyküsünü anlatmayı ve bu öyküyü kalıcı hale dönüştürmeyi hedefliyoruz. Gelecek kuşakların ibret alacakları bu öykülerin somut bir esere dönüşmesi de hiç kuşkusuz romanlar vasıtasıyla gerçekleşecektir. Gelecekte belgesel, film ve animasyon olarak da zenginleştirilebilecek 15 Temmuz dokümantasyonunun bu ilk büyük eseri için tüm Türkiyei yazmaya çağırıyorum” dedi.

“YAZMAK HER TÜRK YAZARIN BORCU”

Yayınlanmış romanları olan usta yazarları da yarışmaya katılmaya çağıran Develioğlu, “15 Temmuz’un romanını yazmak her Türk yazarına bir borçtur. Yüzyılın ihanetini ve bir milletin kahramanlığını ancak yazı sanatçıları olan romancılar anlatabilir” diye konuştu.

Yarışmada dereceye girecek eserlerin basımını da gerçekleştireceklerini hatırlatan Bahçelievler Belediye Başkanı, “15 Temmuz Roman Yarışması ile Cumhuriyet tarihimizin en kritik olayı hakkında en doğru mesajı vermeyi planlıyoruz. Daha şimdiden başlayan kara propaganda ve algı operasyonlarına karşı yine milletin kendisinin yazacağı romanlarla gelecek kuşakları da koruma altına alacağız.” şeklinde açıklamada bulundu.

Demir İpekyolu ile Türkiye’nin bölgede gücü artacak

Demir İpekyolu olarak da adlandırılan Bakü-Tiflis-Kars (BTK) Hattı’nın işletmeye açılması için gün sayılıyor. 30 Ekim 2017 tarihinde gerçekleşecek hat açılışıyla Avrupa-Asya arasında yıllık yük kapasitesi 16.5 milyon ton ve yolcu kapasitesi 3 milyon olan bir önemli bir ulaştırma eksenine sahip olacağız. Okan Üniversitesi Uluslararası Lojistik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güngör Evren demiryolu bağlantısını şu sözlerle değerlendirdi:
Ülkemiz Asya, Avrupa ve Afrika, yani üç kıta arasında kavşak konumunda yer alıyor. Dünyada benzer özelliği olan başka ülke yok. Bu coğrafi konumun ülkemize sağlayacağı ulaştırma üstünlüğünün ekonomik, sosyal ve siyasal bağlamda önemli yansımaları olacağı açıktır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, böyle bir geçişin uzun mesafeli kitle taşımacılık özelliği demiryolunun kullanılmasını zorunlu kılmaktadır. Coğrafi konumumuzun özellikle Asya-Avrupa arasında demiryolu transit geçişinde rol oynayabilmesinin önünde bazı sorunları vardı. Bunlar hattın sürekliliğini ortadan kaldıran fiziksel engeller ve siyasal sorunlardır.
Bunlardan biri İstanbul Boğazı’nda demiryolu geçişi kesintiydi. Marmaray çerçevesinde gerçekleştirilen demiryolu tüneli bu kesintinin giderilmesini sağlamıştır. Bu tünelin büyük ölçüde İstanbul ulaştırması için kullanılması ana hat trenlerine ayrılabilecek kapasiteyi sınırlasa da başlangıç olarak önemli bir olanaktır. Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün ortasında yer alacak demiryolu hatları ve bu köprüye bağlanacak yeni hat sorunu daha köklü bir çözüme kavuşturacaktır.
Ülkemiz üzerinden Avrupa-Asya geçişi için İran ve Kafkasya üzerinden olmak üzere iki seçenek söz konusudur.
İran üzerinden geçişin en önemli engeli Van Gölü’dür. Van Gölü feribotlarla geçildiği için bu seçenek Avrupa-Asya geçişinin gereklerini yerine getirmekten uzak bulunmaktadır.
Kafkasya üzerinden bağlantı seçeneğinin ise Kafkasya’ya geçişte sorunu vardı. Çünkü demiryolumuz Kafkasya’ya Ermenistan’dan geçmekteydi. Oysa Ermenistan kapısı, bilindiği gibi, 1993’ten beri kapalıdır. Bu nedenle bu geçişin de geçerliliği bulunmamaktadır.

TRACECA Projesi Türkiye’yi dışlayacak biçimde tasarımlandı

Bu noktada AB öncülüğünde gündeme gelen ve 2002’den beri üye olduğumuz TRACECA Projesi’ni anımsamalıyız. Güzergâhı Karadeniz geçişi ile gerçekleştirilen bu proje “İpek yolu” adlandırılmasına karşın Türkiye’yi dışlayacak biçimde tasarımlanmıştır. TRACECA Projesi’ne göre, Avrupa’nın değişik yerlerinden Romanya limanlarına ulaşan trenler feribotla Karadeniz’i geçerek Gürcistan’a ve devamında Azerbaycan’a erişmektedir. Bakû’dan feribotla Hazar’ın karşısındaki Türkmenbaşi Limanı’na geçilmektedir. Böylece erişilen Orta Asya’dan daha ötelere, Çin’e kadar gitmek olanağı bulunmaktadır.
Kars-Tiflis Hattı Türkiye-Kafkasya bağlantısı için en uygun çözüm

Bu projenin Karadeniz yerine ülkemiz üzerinden geçişi ulaştırma ve ekonomi mantığı açısından daha doğru ,“İpek Demiryolu” adına da lâyıktır. Gerçekten AB ve Uluslararası Demiryolları Birliği (UIC) tarafından yapılan araştırmalar Avrupa-Asya transit geçişi için en uygun seçeneğin Türkiye ve Kafkasya’dan geçen seçenek olduğunu göstermiştir.
Ancak Türkiye ve Kafkasya üzerinden geçecek yolun ilk gereği uygun bir Kafkasya geçişinin bulunmasıdır. Aslında Türkiye-Kafkasya bağlantısı vardır. Fakat Ermenistan’dan geçen bu bağlantı, siyasal nedenlerle 1993 yılından beri kapalı bulunmaktadır. Bundan dolayı Kafkasya’ya Ermenistan yerine Gürcistan yoluyla bağlanması gereği ortaya çıkmıştı. Kars-Tiflis demiryolu hattının yapımının gerekçesi budur. 2005 yılında ilgili üç ülke Türkiye, Gürcistan ve Azerbaycan yöneticilerinin ortak görüşleriyle kararlaştırılan Kars-Tiflis hattı, 2007 yılında sonuçlanan ihale ile gerçekleşme aşamasına gelmiştir.
Konvansiyonel nitelikteki hattın yeni yapımı gereken kesiminin 77 km’si Türkiye’de ve 29 km’si Gürcistan’da bulunmaktadır. Proje kapsamında ayrıca, Türkiye’den gelen normal (1435 mm genişlikte) hattan Gürcistan ve ötesindeki geniş hatta geçiş için dingil düzenlemesini yapacak Ahılkelek İstasyonu bulunmaktadır. Bölge topoğrafyasındaki engebelerden dolayı güzergâhın güçlüğü ve bu yüzden toplamı 22 km’yi bulan 18 tünel dışında çok sayıda viyadük ve köprüler, öte yandan çalışma sürecindeki aksamalar nedeniyle yapım süresi uzamış, maliyeti de bir ölçüde artmıştır.
Yeni hatla birlikte artık Avrupa-Asya arasında yıllık yük kapasitesi 16.5 milyon ton ve yolcu kapasitesi 3 milyon olan bir önemli bir ulaştırma eksenine sahip olacağız. Bu amaçla ülkemizde bu eksen üzerinde bulunan hatların da gözden geçirilmesi ve kapsamlı bir planlama ile gerekli diğer düzenlemelerin yapılması zorunludur. Konunun, iyi yönetilmesi gereken, siyasal boyutunun da bulunduğu unutulmamalıdır.
Bu hat sayesinde ülkemiz önemli bir ekonomik güç kazanacaktır. Transit geçişler, özellikle demiryolu ile gerçekleştirildiğinde, gerçekten büyük kazanımlar sağlamaktadır. Hele de uzun mesafeli geçişler söz konusuysa, bu fırsatın önemi iyice artmaktadır. Avrupa-Asya arasındaki yılda 75 milyar dolarlık taşımacılıktan payımızı arttırmamızın katkısını küçümsemek olanaksızdır. Geçtiği bölgelerin ekonomisine ve sosyal yaşamına da olumlu etkileri olacağı kuşkusuzdur. Daha önemlisi ülkemizin lojistik üs olması açısından da küçümsenmeyecek bir destek sağlayacaktır.
Böyle bir projenin, olanaklarından en büyük ölçüde yararlanılabilmesi için, tüm yönleriyle en iyi şekilde değerlendirilmesi ve yönetilmesi gerekmektedir.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Akfen, Türkiye’yi uluslararası arenada temsil edecek

Akfen Holding, iş ve teknoloji dünyasının en prestijli ödüllerinden biri olarak kabul edilen 2017 SAP Kalite Ödülleri’nde ‘Kurumsal Dönüşüm – Business Transformation’ kategorisinde Altın Ödül’e layık görüldü.

İnşaat, enerji, gayrimenkul ve hastane sektörlerindeki grup firmalarının iş süreçlerini merkezileştiren Akfen Holding, projesi ile SAP’in Avrupa, Ortadoğu ve Afrika ödül töreninde Türkiye’yi temsil edecek.

Akfen Holding, SAP Türkiye tarafından her yıl verilen, iş ve teknoloji dünyasının en prestijli ödüllerinden biri olarak kabul edilen 2017 SAP Kalite Ödülleri’nde Altın Ödül’e layık görüldü.
SAP Türkiye’nin iş ortaklarının yıl içindeki başarılı çalışmalarını ve iş sonuçlarını ödüllendirmeye yönelik gerçekleştirdiği SAP 2017 Kalite Ödülleri’nde, Akfen Holding liderliği ‘Kurumsal Dönüşüm – Business Transformation’ kategorisindeki projesiyle elde etti.
İnşaat, enerji, gayrimenkul ve hastane gibi farklı sektörlerde faaliyet gösteren grup firmalarının süreçlerini merkezi hale getirdiği projesi ile birincilik ödülü alan Akfen Holding, gelecek yılın Nisan ayında Almanya’da düzenlenecek SAP Avrupa, Ortadoğu ve Afrika bölgeleri kalite ödül töreninde diğer 17 bölgeye karşı Türkiye adına Altın Ödülü almak için yarışacak.

“İNSANA BAĞLI HATALAR
ORTADAN KALDIRILDI”

İstanbul Kongre Merkezi’nde 22’ncisi düzenlenen SAP Forum kapsamındaki törende ödülü alan Akfen Holding Bütçe, Raporlama ve Risk Yönetimi Koordinatörü Meral Altınok, kısa süre içerisinde grup şirketlerini tek bir entegre sistem üzerinden bir araya getirdiklerini ifade etti.
Bu sayede Holding genelinde elle müdahale gerektiren iş süreçlerini en aza indirdiklerini ve insana bağlı hataları ortadan kaldırdıklarına dikkat çeken Altınok, “Karar mekanizmalarını daha verimli, daha hızlı stratejik raporlamalarla destekleyip, veri tutarlılığını ve güvenliğini korumayı hedefledik. İlk etapta 420 kişi bu dönüşümden faydalandı. Böylelikle ödülü almaya hak kazandık” dedi.
SAP Avrupa, Ortadoğu ve Afrika bölgeleri kalite ödülleri süreci Şubat 2018’de başlayacak. Başvuruların ardından ilk aşamada kısa liste belirlenecek. Daha sonra yapılacak ‘Jüri Sunumu’ sonrasında kazanan adaylar Mart sonuna doğru açıklanacak ve Nisan ayı içinde Almanya’da ödül törenine davet edilecekler. Akfen Holding, ‘Kurumsal Dönüşüm – Business Transformation’ kategorisinde Dijital dönüşüm projesi ile Türkiye’yi temsil eden firma olacak.

Faselis/Türkiye’de Enerji

STK’LAR ÜYE İŞADAMLARINI SİYASİ VE EKONOMİK ZORLUKLARA KARŞI EĞİTİYOR

Sivil Toplum Kuruluşları-STK’lar kendi çatıları altında büyük bir güç oluşturarak kişilerin tek başlarına yapamadıkları toplum yararına olan çalışmaların el birliği ile yapılmasını sağlamaktadır. Bu bağlamda doğrudan yada dolaylı olarak rekabetin artmasına, ticaretin gelişmesine, Ar-Ge, inovasyon yetisinin arttırılmasına ve dolayısıyla ekonomik büyümeye katkı sağlamak hedefiyle hareket eden Tokatlı Sanayici ve İşadamları Derneği –TOSİAD, üyeleri, siyasi istikrar endeksini ölçümleme ve ekonomik parametrelerin değerlendirilmesi konusunda düzenledikleri eğitim programında bir araya geldi.
“SİYASİ VE EKONOMİK PARAMETRELERİ OKUMA EĞİTİMİ!”
İş adamlarına geleceğe dönük hedeflere ulaşılabilmesi adına, siyasi fotoğrafları analiz edebilme ve ekonomik göstergeleri okuyabilmenin ipuçlarının verildiği eğitimin ilk gününde, Siyaset analisti Serdar Sement, siyasi istikrar endeksini ölçme konusunda 3 temel işlev olan “katılma – düzen- istikrar”ı detaylı olarak anlatarak, bu işlevlerin düzgün işlememesi durumunda sistemin çökeceğinin altını çizdi. Eğitim programının ikinci gününde ise ekonomi konusundaki uzman isimlerden İktisatçı Prof. Dr. Sadi uzunoğlu, işadamlarına yüksek kur, faiz riski ve üretim değişkenlerine yönelik bilgiler aktarırken, mevcut dönemde hangi değerlere bakarak yol alınabileceği konusunda önemli püf oktalarına değindi.
TOSİAD İstanbul Şube ve EDD Yapı Yön.Kur. Bşk. Ender Demirtaş , eğitim programları konusunda bazı önemli noktalara dikkat çekti; “Önümüzdeki kısa ve orta vadede, daha iyi örgütlenerek ve işbirliği yaparak güçlenmeli, kurumsallaşmalıyız. Firmalarımızı ve bu bağlamda memleketimiz Tokat’ı geliştirmek için çalışan tüm paydaşlarımıza destek sağlayabilecek bir yapıya ulaşmalıyız. Büyük rakamlarda göç veren bir ilin STK İstanbul Başkanı olarak üzerimize düşeni yapmaya ve iş adamlarımıza destek vermeye devam edeceğiz. Bu doğrultuda komite çalışmalarımıza katkı yapmaya ve destek vermeye istekli tüm Tokatlı girişimci, uzman ve iş adamlarını TOSİAD il temsilciliklerine beklemekteyiz” çağrısında bulundu.

Faselis/Türkiye’de Enerji

“1” NUMARALARIN BÜYÜK GÜÇ BİRLİĞİ

Türkiye’nin akaryakıt ve madeni yağ sektörü lideri Petrol Ofisi ile ülkemizin 1 numaralı altyapı markası Altınordu arasında 3 yıllık “yol arkadaşlığı” sözleşmesi imzalandı.

ÜLKEMİZİN akaryakıt ve madeni yağ sektörünün lider markası Petrol Ofisi ile Türk futbolu
nun en iyi futbol altyapı markası Altınordu, çok geniş çaplı bir “yol arkadaşlığı” projesine imza attı. “Petrol Ofisi Türkiye’nin Geleceğini Destekliyor” sloganıyla yola çıkan Petrol Ofisi, bu proje sayesinde kadrosunda yabancı oyuncuya yer vermeyen ve gençlere yaptığı yatırımla Türk futbolundaki en büyük değişim hareketini başlatan Altınordu’nun zirve yürüyüşüne hız kazandıracak ve böylelikle kırmızı-lacivertli kulübün “Türk gençlerini daha da ileriye taşıma” projesine en büyük desteği veren marka olacak.

EN BÜYÜK, EN UZUN SOLUKLU, EN KAPSAMLI
TFF 1. Lig tarihinin “en büyük”, “en uzun soluklu” ve “en kapsamlı” iş birliği projesinde imzaları, Bornova Belediye Stadı’nda Altınordu Başkanı Seyit Mehmet Özkan ile Petrol Ofisi CEO’su Selim Şiper attı. Törene, her iki markanın üst düzey yöneticileri, Bornova Belediye Başkanı Olgun Atila, Altınordu FK Teknik Direktörü Hüseyin Eroğlu, A Takım kaptanları Serkan Göksu ve Uğur Arslan Kuru’nun yanı sıra Erce Kardeşler ile Fatih Aktay, Futbol Meslek Okulu (AFMO), Futbol Eğitim Kurumu (AFEK) sporcuları ve teknik kadrosu eşlik etti. Altınordu ile Petrol Ofisi arasındaki güç birliği, A Takım forma sponsorluğu, U12 İzmir Cup ile diğer uluslararası küçük yaş futbol turnuvalarının destekçiliğinin yanı sıra geliştirilecek çeşitli projeleri içeriyor. Belirlenecek Petrol Ofisi istasyonlarında Altınordu formalarının da sergilenmesini içeren sözleşme, ilk etapta 3 yıllık olarak imzalandı. Projenin kapsamı, Altınordu’nun Süper Lig’e çıkmasıyla birlikte daha da genişletilecek.

BU TOPRAKLARIN İKİ BÜYÜK MARKASI
Altınordu Başkanı Seyit Mehmet Özkan, yola çıktıkları 2012 yılından bu yana ilk kez özel bir kurum ile iş birliği içerisine girdiklerinin altını çizerek, “Biz, bu toprakların çocuklarına güvenerek yola çıktık ve beş yılımızı başarılı bir şekilde geride bıraktık. Şu anda Avrupa’da üç büyüklerden sonra en fazla tanınan futbol kulübüyüz. Daha geçen hafta İspanya’da Real Madrid, Atletico Madrid, Athletic Bilbao, Villarreal ve Real Sociedad ile bir araya gelerek karşılıklı neler yapabileceğimizi masaya yatırdık. Petrol Ofisi de bu topraklarda doğarak sadece ülkemizin değil, tüm dünyanın saygınlığını kazanan bir Türk markası oldu. Ben bu projeye, bu topraklardan çıkan iki değerli kurumun güç birliği olarak bakıyor ve bu nedenle de gönülden destekliyorum” dedi.

TÜRK GENÇLERİNİ DAHA DA İLERİYE TAŞIYACAK
Özkan, Petrol Ofisi ile birlikte çıkılan yolun standart bir forma sponsorluğu olmadığının da altını çizerek, “Altınordu forması bizim için çok değerli. Her bir ilmeğinde yüz yıla yaklaşan bir emek ve ter var. Böyle değerli bir ürünü, uzun süredir ticari pazarlık malzemesi yapmayı düşünmüyor ve formamızı UEFA ile yapacağımız önemli iş birliklerinde, bir sosyal sorumluluk projesinin ana aktörü olarak kullanmayı planlıyorduk. Ancak Petrol Ofisi, bize inanılmaz bir yaklaşım içerisinde geldi ve açıkçası aklımızı çeldi. Petrol Ofisi’nin içten, çocuklarımızı kucaklayan ve bugünü değil yarını düşünen yaklaşımını görünce, ‘evet’ dedik. Bu projeyle Türk gençlerine enerji kazandıran Petrol Ofisi’ne örnek yaklaşımı için teşekkür ediyor ve diğer kurumların da örnek almasını diliyorum. Bu iş birliğini, A Takım forma sponsorluğu değil, Türk gençlerini daha da ileriye taşıyacak bir projeye verilen destek olarak değerlendiriyoruz” diye konuştu.

ŞİPER: İNSANİ DEĞERLERE YATIRIM YAPAN KULÜP
Petrol Ofisi CEO’su Selim Şiper, “Altınordu’nun bu iş birliğinin yaratacağı sinerji ve attığı sağlam, güçlü adımlar ile parlak günlerine yeniden kavuşacağından hiç şüphe duymuyoruz. Altınordu’nun, kısa vadede önce Süper Lig’de ardından da Avrupa Kupaları’nda başarılara imza atacağına inanıyoruz” dedi. Altınordu’nun sporcuların sadece futbol becerilerini değil, kişilik özelliklerini de geliştirmeyi hedefleyen, insani değerlere yatırım yapan bir kulüp olduğuna dikkat çeken Selim Şiper, “Bu iş birliğine imza atmamızın en önemli nedeni; hiç şüphesiz Altınordu’nun sahip olduğu bu özgün ve güçlü felsefesidir. Petrol Ofisi olarak biz de insanın değerini bilen, insana yatırım yapan bu felsefeyi benimsiyor ve destekliyoruz” diye konuştu.
Bu iş birliği ile iki kuruluşun birbirinden öğreneceği, vizyon ve yaklaşım açısından ilham alacağı çok şey olduğuna inandıklarını da kaydeden Selim Şiper şöyle devam etti:
“Altınordu, ayağı sağlam yere basan, ülke futboluna, sporuna gerçek katkıyı sağlayacak kalıcı başarıları hedefliyor. Tıpkı bizim gibi geleceğe bakıyor, geleceği tasarlıyor ve geleceğin alt yapısını bugünden yaratıyorlar. Bizler de Petrol Ofisi’nde yeni ufuklara bakıyoruz ve geleceğin hazırlıklarını yapıyoruz. Bu nedenle Petrol Ofisi ve Altınordu Futbol Kulübü arasındaki bu iş birliği, çok doğru bir zamanlama ile çok doğru bir şekilde ve bir o kadar da anlamlı olarak gerçekleşen bir birliktelik, beraberlik.”

Faselis/Türkiye’de Enerji

Zorlu Enerji, GRC Kongresi’ne katıldı

Zorlu Enerji, 1-4 Ekim 2017 tarihleri arasında Amerika’nın Salt Lake City şehrinde gerçekleşen ve uluslararası alanda, jeotermal sektöründe dünyanın en büyük etkinliklerinden biri olarak kabul edilen 41. GRC Kongresi’ne (Gothermal Resources Council) katılarak Türkiye’deki jeotermal enerji alanına yönelik gelişmeleri katılımcılarla paylaştı.

Zorlu Enerji; dünyanın en büyük jeotermal etkinliklerinden bir olarak kabul edilen 41. GRC Kongresi’nde (Gothermal Resources Council); Türkiye’deki jeotermal enerji alanına yönelik gelişmeleri ve Zorlu Enerji’nin jeotermal enerji alanındaki yatırımlarını katılımcılarla paylaştı.

1-4 Ekim 2017 tarihleri arasında Amerika’ nın Salt Lake City şehrinde gerçekleşen 41. GRC Kongresi’nde (Gothermal Resources Council) Kongresi’nde, dünyanın dört bir yanından, jeotermal enerji alanında faaliyet gösteren birçok katılımcı bir araya geldi. Kongreye Zorlu Enerji adına Proje Geliştirme ekibinden Ulaş Karaağaç ve Kıdemli Uzman Ural Halaçoğlu katıldı.

Hazırladıkları “Türk Jeotermal-Kalkınma, İnşaat ve Operasyon Perspektifleri” konulu makale ile 41. GRC Kongresi’ne katılan Zorlu Enerji ekibi, etkinlikte aynı adı taşıyan bir de sunum yaptı. Türkiye’deki jeotermal enerji potansiyeli ve bugün gelinen noktanın etkili bir şekilde anlatıldığı sunumda Zorlu Enerji’nin yaptığı yatırımlarla Türkiye’ deki jeotermal sektöründe yarattığı katma değer, katılımcıların en çok ilgi duyduğu konular arasındaydı. Ayrıca etkinlik boyunca açık olan stantta yayınlanan Zorlu Enerji’nin Alaşehir-I santralini içeren kurumsal film de yoğun bir ilgi gördü.

41. GRC Kongresi sonrası görüşlerini paylaşan Yatırımlardan Sorumlu Genel Müdür Ali Kındap, kongrenin Türkiye’nin jeotermal enerji alanındaki çalışmaları ve Zorlu Enerji’nin jeotermal kaynaklara dayalı yatırımlarını uluslararası düzeyde anlatılabildiği, çok verimli bir etkinlik olduğunu dile getirdi. Ali Kındap sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu ve bunun gibi etkinliklerde hem şirketimizin gelişimini hem de ülkemizin jeotermal alanındaki potansiyelini anlatma imkanı yakalıyoruz. Kongre’deki sunumda da ifade ettiğimiz gibi Türkiye’de jeotermal enerjinin potansiyeli ve geleceği hakkında oldukça umutluyuz. Jeotermal enerjinin gelişmesinde dört taşıyıcı kolon olan; kaynaklara ilişkin güvenilir veriler, etkin kurumlar, destekleyici politikalar ile finansman kaynaklarına yönelik gelişimimizi devam ettirdikçe çok daha başarılı işlere imza atacağız. Özellikle yüksek teknolojinin kullanımında alacağımız mesafe ile ihtiyaç duyduğumuz üst düzey ekipman üretme kapasitemizi daha da genişleterek bu konuda uluslararası pazarda daha da rekabetçi olabiliriz. Biz Zorlu Enerji olarak mühendislik, tedarik, inşaat hizmetlerini, bakım, onarım ve işletme hizmetlerini tamamlayan entegre yapımızla fark yaratmış bir şirketiz. Bu yetkinliğimizi üst düzey teknolojiyle geliştirmeye devam edersek çok daha iyisini başarabileceğimize inanıyorum.”

Faselis/Türkiye’de Enerji

Doğal Gaz’ın yüzde 18’ini Aksa Doğalgaz’dan

‘Türkiye doğal gaz dağıtım sektörünün en geniş coğrafi alana hizmet veren şirketi’ Aksa Doğalgaz, 2016 yılına ait çalışmalarının yer aldığı faaliyet raporunu yayınladı. 2016 yılında 2,6 milyar TL ciro elde eden Aksa Doğalgaz, sektör toplam cirosunun yüzde 14,3’ünü tek başına üretti. Özgün konseptiyle dikkat çeken faaliyet raporunda, şirketin faaliyet gösterdiği illerdeki öne çıkan lezzetlere rehberlik eden bir Doğal Lezzetler Atlası’na da yer verildi.

Türkiye genelinde 31 ilin sınırları içinde yer alan 27 il merkezi ile 135 ilçe ve beldede doğal gaz dağıtımı gerçekleştiren Aksa Doğalgaz, 2016 Faaliyet Raporu’nu yayınladı. Raporda, şirketin yıl içerisinde yaşadığı gelişmeler, büyüme oranları ve gerçekleştirdiği faaliyetlerin yanı sıra Doğal Lezzetler Atlası’na da yer verildi.

Aksa Doğalgaz Yatırım Miktarını Yüzde 120 Artırdı

Son 10 yılda Türkiye’deki toplam doğal gaz dağıtım yatırımının yüzde 40’ını gerçekleştiren Aksa Doğalgaz kuruluşundan bugüne, ülke ekonomisine 17 milyar TL’ye yaklaşan tasarruf sağladı ve dağıtım yatırımları neticesinde oluşan sektörel ek büyüklükle, 17,9 milyar TL’lik bir doğal gaz dönüşüm piyasası oluşturdu. 2016 yılında 7,6 milyar metreküp doğal gaz dağıtımı gerçekleştiren Aksa Doğalgaz, her yıl ülke genelinde sisteme dahil olan insanların dörtte birini Aksa kalite ve güvencesiyle doğal gazla tanıştırıyor. 7,6 bcm ile Türkiye’de tüketilen doğal gazın yüzde 18’ini dağıtan Aksa Doğalgaz, 2016 yılında elde ettiği 2,6 milyar TL ciro ile sektör toplam cirosunun yüzde 14,3’ünü tek başına üretti. Hem ülkemiz hem dünya için hareketli geçen 2016 yılını başarıyla geride bırakan Aksa Doğalgaz, 2016 yılında yatırım miktarını bir önceki yılla karşılaştırıldığında yüzde 120 oranında artırdı.

Daha nefes alınabilir şehirler yaratmayı ve insanların hayatına kalite ve konfor getirmeyi iş anlayışının merkezine yerleştiren Aksa Doğalgaz’ın dağıtım bölgeleri genelinde kömür yerine doğal gaz kullanılmasıyla, sadece 2016 yılında 5,5 milyon ton daha az karbon salımı gerçekleşti.

Aksa Doğalgaz, 2021’de Dünyanın Etrafında Tam Bir Tur Atabilecek Uzunlukta Şebeke Ağına Ulaşacak

Faaliyet alanında yer alan il, ilçe ve beldelerde 14 milyon nüfus, 2,3 milyonu aktif kullanıcı ve 3,8 milyon potansiyel aboneye hizmet veren Aksa Doğalgaz, lisans bölgelerine ilave olacak yeni ilçelerle birlikte 4,5 milyonun üzerinde potansiyel aboneye ulaşacak. Kuruluşundan bugüne 2,4 milyar TL değerinde yatırım gerçekleştiren Aksa Doğalgaz, halihazırda devam eden 455 milyon TL tutarındaki 2017 yatırım bütçesiyle 4 bin km yeni doğalgaz dağıtım şebekesi yaparak toplam şebeke uzunluğunu yılsonunda 24 bin km’nin üzerine taşıyacak.

2018-2021 döneminde ise her yıl ilave 4.200 km yatırım yaparak 4 yılda 1,9 milyar TL yatırım hedefleyen Aksa Doğalgaz, 2021 yılsonunda şebeke uzunluğunun 40 bin km’ye ulaşacağını öngörüyor. Türkiye genelinde doğrudan 1.749; dolaylı olarak ise 15 bin kişiye istihdam sağlayan Aksa Doğalgaz 2017 yılı için yüzde 25 oranda istihdam artış planıyla ülkemizde büyük istihdam kaynağı oluşturmaya devam ediyor.

Doğal Lezzetler Atlası, 31 İldeki Lezzet Duraklarına Işık Tutuyor
Her zaman özgün çalışmalara imza atan Aksa Doğalgaz, 2016 Faaliyet Raporu’nun ikinci bölümünü ‘Doğal Lezzetler Atlası’ olarak kurguladı. Türkiye’nin her bir köşesinin eşsiz lezzetlerle dolu olduğuna vurgu yapmak isteyen Aksa Doğalgaz, ‘Nerede, ne yenmeli?’ sorusunun cevabını şehrin yerlilerinin ağzından verebilmek için Doğal Lezzetler Atlası’nı, faaliyet gösterdiği 31 ildeki çalışma arkadaşlarının desteğiyle hazırladı. Aksa Doğalgaz, önümüzdeki yıllarda da faaliyet raporlarını farklı atlas konseptleriyle hazırlamayı planlıyor.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Macaristan’daki ticaret ve yatırım fırsatları sanayicilere anlatıldı

Ankara Sanayi Odası’nda düzenlenen “Macaristan Tanıtım Günü’nde Ankaralı sanayicilere; Macaristan’da öne çıkan sektörler, yatırım fırsatları, devlet teşvikleri ve ticari potansiyel konularında bilgilendirme yapıldı.

Ankara Sanayi Odası (ASO) ile Macaristan Ankara Büyükelçiliği işbirliği ve ALX Hungary’nin katkılarıyla düzenlenen “Macaristan Tanıtım Günü” etkinliği, Ankara Sanayi Odası’nda gerçekleştirildi. Etkinliğe; ASO Yönetim Kurulu Başkanı Nurettin Özdemir, Macaristan Ankara Büyükelçisi Gabor Kiss, ALX Hungary Genel Müdürü Galip Yılmaz, Macar Eximbank Türkiye Direktörü Arda Tugay, Macaristan Ticaret Ataşesi Roland Kiss ve çok sayıda sanayici katıldı.

ALX Hungary Genel Müdürü Galip Yılmaz, etkinlikte yaptığı sunumda iki ülke arasındaki ilişkilerin ortak geçmişlerinin birikimiyle karşılıklı çıkarlar temelinde geliştiğini ve derinleştiğini söyledi. Macaristan’ın Türkiye’nin Avrupa’ya açılan kapısı olduğunu belirten Yılmaz, Macaristan’ın Türk yatırımcılar için cazip fırsatlar barındırdığını, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin büyük bir potansiyel taşıdığını vurguladı.

Macaristan Ulusal Ticaret Ajansı tarafından Macar firmaların Türkiye pazarına girmesi amacıyla yetkilendirildiklerini hatırlatan Genel Müdür Yılmaz, şunları kaydetti: “ALX Hungary olarak ticari ilişkiler başlatmaya ya da ilişkilerini pekiştirmeye çalışan Macar ve yabancı işletmecilerin ihtiyaçlarına yönelik geniş yelpazede hizmetler sunuyoruz. Merkez İstanbul olmak üzere Türkiye’de 5 ofisimiz bulunuyor. Ayrıca yakın bir zamanda Türkiye’de şube açan Macar Eximbank’ın desteğine de sahibiz. Bu dost iki ülke arasındaki ticari ve kültürel ilişkilerin daha da gelişmesi için ALX Hungary olarak önemli bir misyon üstlendiğimizi düşünüyorum.”

Macaristan Büyükelçisi ve Macar Eximbank Türkiye temsilcilerinin de sunumlarına yer verilen etkinlikte, genel olarak Macaristan’da öne çıkan sektörler, yatırım fırsatları, devlet teşvikleri ve ticari potansiyel konularında bilgilendirme yapıldı. Ayrıca AB üyeliği ve merkezi konumu, nitelikli işgücü potansiyeli, yatırım teşvikleri, vergi indirimi, istihdam teşvikleri, rekabetçi vergi sistemi ve gelişmiş altyapısı ile Macaristan’ın yabancı yatırımcılara sunduğu avantajlar anlatıldı.

Faselis/Türkiye’de Enerji

TGDF’den İklim Değişikliği konusunda çarpıcı rapor!

Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF), “Türkiye’de İklim Değişikliği ve Tarımda Sürdürülebilirlik” Raporu ile tarım ve gıda üretiminin iklim değişikliği ile karşı karşıya kalacağı tehdidin boyutlarını ortaya koydu, çözüm önerilerinde bulundu. Raporda, sürdürülebilir tarım ve gıda güvencesi için “günübirlik politikalarla değil, uzun vadeli ve bilimsel bir yaklaşımla hemen harekete geçilmesi” gerektiğinin altı çizildi.

Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) Çevre ve Tarım Komisyonu adına; İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu başkanlığındaki bir ekip tarafından hazırlanan “Türkiye’de İklim Değişikliği ve Tarımda Sürdürülebilirlik” Raporu, TGDF Çevre ve Tarım Komisyonu Başkanı Ayhan Sümerli, FAO Türkiye Temsilci Yardımcısı Dr. Ayşegül Selışık ile Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu’nun katılımıyla düzenlenen basın toplantısında kamuoyuna açıklandı.

“İklim değişikliği göçü tetikliyor”

Konuşmasında, BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) bu yıl için 16 Ekim Dünya Gıda Günü temasını “Göçün geleceğini değiştirin, gıda güvenliği ve kırsal kalkınmaya yatırım yapın” olarak belirlediğine dikkat çeken Dr. Ayşegül Selışık, söz konusu tema ile göçün engellenmesinde gıda güvenliği ve kırsal kalkınmaya yapılan yatırımların öneminin vurgulandığını söyledi.

Dünyadaki göç hareketlerine ilişkin verileri paylaşan Selışık, “İklim değişikliği, tarım ve gıda üretimine olumsuz etkileri ile göçü tetikleyen unsurların başında geliyor. Savaş ve çatışmalardan, iklim değişikliğinin yol açtığı tarım ve gıda üretimindeki azalmalardan en fazla kırsal kesimdeki insanlar etkileniyor. Bu nedenle iklim değişikliği ile mücadele kapsamında atılacak adımlar, hem ulusal sınırlar içerisinde hem de uluslararası göçün önlenmesi bakımından büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı.

“Şimdi harekete geçmeliyiz”

“Türkiye’de İklim Değişikliği ve Tarımda Sürdürülebilirlik” Raporu’nun sunumunu yapan Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu da, “İş işten geçmeden sürdürülebilir bir tarım ve gıda güvencesi için günübirlik politikalara göre değil, uzun vadeli ve bilimsel bir yaklaşımla şimdi harekete geçmeliyiz” dedi. Kadıoğlu, rapordan bazı önemli başlıkları da şöyle açıkladı:

“Türkiye’de hava sıcaklıkları en kötü iklim senaryosuna göre 2100 yılına kadar yaz aylarında 4-7 °C aralığında artacak. En yüksek sıcaklık artışları; Güneydoğu, Ege ve Akdeniz bölgelerinde meydana gelecek.

Toplam yağış̧ miktarlarında, Karadeniz Bölgesindeki 150 mm civarındaki küçük artış hariç, 2050’den itibaren özellikle kış aylarında 250-300 mm’ye varacak olan azalmalar yüzünden, Ege ve Akdeniz kıyılarında, Güneydoğu ve Doğu bölgelerinde yağış eksikliği/kuraklık yaşanacak.

Karla kaplı alanlarda, kar yağışlı gün sayısı ve kar yağışı miktarlarında azalmalar olacak, kıyılarımızda deniz su seviyesi yükselecek.

Meteorolojik afetler, Türkiye’nin güneyinden kuzeyine doğru sayı ve şiddet bakımından artış̧ gösterecek.

Artan nüfus, iklim değişikliği ve azalan su kaynakları nedeniyle kişi başına kullanılabilir yıllık su miktarının ~1.000 m3’ün altına inmesi ile Türkiye’nin ‘su fakiri’ olması bekleniyor.”

“Tarım ve gıda üretimi sınırlanacak, fiyatlar artacak”

Tarım ve gıdanın, Türkiye’de iklim değişikliğinden en çok etkilenecek ve en savunmasız sektörler olduğunun altını çizen Prof. Dr. Kadıoğlu, olası sonuçları da şöyle özetledi:

“Yağış yetersizliği, su sıkıntısı ve aşırı hava olaylarındaki artış; bitkisel üretime uygun alanların azalması ve kuzeye doğru kaymasına yol açarak, tarım ve gıda üretimimizi sınırlayacağı için fiyatlar yükselecek, ithalat artıp ihracat düşecektir.

Sıcaklıktaki artış,̧ insan, bitki ve hayvan sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yapacak, haşere, hastalık ve ölüm oranları artacak, yarı kurak bölgeler daha kurak hale gelecek, sulama suyu talebi bugüne göre yaklaşık iki katına çıkacaktır.

Türkiye’nin mevcut su kaynakları ve gıda sorunlarına yeni sorunlar eklenecek, sulama, içme ve kullanma suyunda sıkıntılar yaşanacak, sektörler ile birlikte iller/ bölgeler arasında su için büyük bir rekabet ortaya çıkacak. Ayrıca, artan hava sıcaklığından büyükbaş hayvancılık olumsuz bir şekilde etkilenecek.

Şiddetli sağanaklar ile hortum, dolu ve ani yağışlardaki artışlar da, Türkiye’de güvenli gıdaya ulaşma imkanlarını azaltacaktır.

Türkiye’nin tarımsal üretimindeki mavi su ayak izi oranının pamuk ve şeker pancarı gibi bazı ürünlerde çok yüksek olması, sulama gerektiren ve sadece yağmur suyu ile yetiştirilemeyen ürünlerinin doğru yerlere ekilmediğini göstermektedir.”

“TGDF üzerine düşeni yapmaya hazır”

Toplantıda konuşan TGDF Çevre ve Tarım Komisyonu Başkanı Ayhan Sümerli ise BM’nin Eylül ayında açıkladığı “Gıda Güvenliği ve Beslenme” Raporunun, dünyada 10 yıldan uzun bir süredir gerileyen açlığın, 2016 yılında yükselişe geçtiğini ve 815 milyon insanın aç olduğunu ortaya koyduğunu hatırlattı. Sümerli, “Bu kadar aç insanın varlığı bir yana, 2050 yılında 10 milyara ulaşacak dünya nüfusunu beslemek için tarım ve gıda üretiminin en az yüzde 50 oranında artırılması gerekiyor.” dedi.

Buna karşılık iklim değişikliğinin tarım ve gıda üretimi için büyük tehdit oluşturduğunun altını çizen Sümerli, “Türkiye’de İklim Değişikliği ve Tarımda Sürdürülebilirlik Raporu”nun, ülkemiz tarım ve gıda üretimini bekleyen tehlikeyi ortaya koyduğunu bildirdi.

Başta Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu olmak üzere raporu hazırlayan isimlere teşekkür eden Sümerli, “Türkiye gıda sektörü olarak gıda güvenliğinden taviz vermeden, gelecek nesillerin en ekonomik ve en sağlıklı nasıl beslenecekleri sorusuna yanıt arayışımız kapsamındaki çalışmalarımızın bir ürünü olan raporun, bu alandaki çalışmalarda yol gösterici olacağına inanıyoruz. Ülkemiz için bir İklim Değişikliği Acil Eylem Planı vakit yitirilmeden hazırlanmalı ve uygulamaya konulmalıdır. Aksi halde yarın çok geç olacak. TGDF olarak biz üzerimize düşeni yapmaya hazırız” diye konuştu.

Neler yapılmalı?

TGDF Raporu’nda yer verilen önerilerden bazıları şöyle:

“Türkiye’de Tarım Üretim Havzaları, değişen iklim şartları dikkate alınarak belirlenmeli, iklim değişikliğinin tarım havzalarımıza etkileri tüm tarım ürünleri için araştırılmalı ve iklim değişikliğine uyum politikaları bilimsel çalışmalara göre geliştirilip uygulanmalıdır.

İklim değişikliğine göre acilen Ulusal Arazi Kullanımı Planlaması yapılarak, gelecekte öne çıkacak tarım alanları ve su havzaları gecikmeden ve tam anlamda koruma altına alınmalıdır.

Hem değişen iklim şartlarına hem de bitkilerin su ayak izine göre doğru yerde, doğru bitki türünün seçilmesi ve doğru zamanda ekilmesi teşvik edilmeli, iyi tarım ve hayvancılık uygulamaları ülke geneline yaygınlaştırılmalıdır.

Suya olan talebin azaltılması ve suyun tasarruflu kullanımı için akılcı su kullanımına gidilmeli, su havzaları ile tarım havzalarındaki su kullanımı ve yönetimi entegre edilerek suyun teknik ve idari yönleri birlikte ele alınmalıdır.

Katma değeri çok küçük, fakat su ayak izi çok büyük olan tarım ürünlerinin ihracatına kısıtlama getirilmeli, su ayak izi yüksek olan ürünlerin ithalatının sürdürülebilir olması için de geldikleri ülkelerin iklim ve su kaynakları dikkate alınarak uzun vadeli bağlantılar yapılmalıdır.

Sayısı ve şiddeti artan meteorolojik afetlerden korunmak için tarıma yönelik erken uyarı ve kapsamlı sigorta uygulamaları geliştirilip, çeşitlendirilerek yaygınlaştırılmalıdır.

Tarım ve gıda sektörü ile ilgili yatırım ve teşviklere, mutlaka o bölgenin değişen iklimine göre karar verilmelidir. İklim değişikliğine uyum sağlayamayacak ve artık tarımla kalkınamayacak olan bölgelerimizin kalkınma stratejileri değiştirilip, tarım dışı yatırımlar ile başka sektörlere kaydırılarak Marmara Bölgesi’ne sıkışan sanayinin yükü azaltılmalıdır.”

Faselis/Türkiye’de Enerji

Doğalgaz Türkiye’nin havasını değiştirdi

En çevreci enerji kaynaklarından biri olan doğalgaz, Türkiye’nin havasını değiştirdi. Doğalgaz abone sayısı 13 milyona yaklaşan Türkiye’de karbon salınımı yarı yarıya azaldı.

2-3 Kasım’da Haliç Kongre Merkezi’nde dünya doğalgaz sektörünün devlerini ağırlamaya hazırlanan İGDAŞ’ın dev organizasyonu 7. Uluslararası Doğalgaz Kongre ve Fuarı (INGAS 2017) öncesinde soruları yanıtlayan Türkiye Doğalgaz Dağıtıcıları Birliği Derneği (GAZBİR) Başkanı Yaşar Arslan, 13 milyon abone sayısına ulaşan doğalgaz sayesinde Türkiye’de karbon salınımının yarı yarıya azaldığını vurguladı.

“KARBON SALINIMI 58 MİLYAR KİLOGRAMA DÜŞTÜ”
Doğalgazın diğer fosil yakıtlara göre oldukça çevreci olduğunu dile getiren GAZBİR Başkanı Yaşar Arslan, “Doğalgazın bugünkü kullanım oranıyla Türkiye genelinde karbon salınımını yaklaşık yüzde 40 azalttığını ve doğalgaz kullanan şehirlerde hava kirliliğinin hem ölçülebilir hem de hissedilir düzeyde azaldığını söyleyebiliriz. 2016 yılında doğalgaz kullanılan evlerde kömür kullanılmış olsaydı; 27,4 milyar kg daha fazla karbon salımı gerçekleşecekti ve yıllık 41,3 milyar kg’lık toplam salım 68,7 milyar kg’a çıkacaktı. Sanayide ve elektrik üretiminde ise kömür yerine doğalgaz kullanılmasıyla, karbon salınımı 58 milyar kg, yani yarı yarıya azaldı” dedi.

“KENT NÜFUSUNUN YÜZDE 85’İ DOĞALGAZA ERİŞTİ”
Doğalgaz dağıtım şirketlerinin abone sayısının 12,8 milyona ulaştığını belirten Arslan, “Bunun yanında, doğalgaz dağıtım şirketlerimizin genişleme yatırımları da hızla devam ediyor. Yapılan yatırımlarla her yıl 1 milyon yeni abone doğal gaz konforuna kavuşuyor. 222 yeni ilçeye doğalgaz ulaştırılması projesi kapsamında önümüzdeki 3 yılda yaklaşık 4 milyar TL’lik bir şebeke yatırımı gerçekleştireceğiz. 2017 yılında yaklaşık 100 ilçe daha doğalgaza kavuşacak. Doğalgazın konutlarda tüketimi de buna bağlı olarak artış gösterecek. Ülkemizde nüfusun yüzde 77’si kentlerde yaşıyor. Kentlerde yaşayan nüfusun yüzde 85’ine doğalgaz alt yapı yatırımları ulaştırılmış durumda. Toplam nüfusumuza göre yüzde 55, kentlerde yaşayan nüfusumuza göre ise vatandaşlarımızın yüzde 68’ine denk gelen 43 milyon kişi doğalgaza erişmiş durumda” diye konuştu.

“EPDK DÜZENLEMELERİNE IŞIK TUTACAK”
INGAS 2017’nin bu yıl ‘Doğalgazın Geleceğine Köprü’ temasıyla değişime odaklandığını ifade eden Arslan, “GAZBİR olarak 2005 yılından beri bu organizasyonun hem destekçisi olduk hem de yürütülmesine katkı sağladık. Sektörün geniş katılımıyla gerçekleştirilecek INGAS 2017, doğalgaz profesyonellerini bir araya getirmesi, yeni teknolojilerin takip edilmesi ve iş birliği fırsatları yaratması açısından büyük önem taşıyor. GAZBİR olarak, bu yılki kongrenin yürütülmesinde oldukça etkin bir şekilde çalışıyoruz. Özellikle EPDK ile birlikte çalışmalarını yürüttüğümüz “Doğalgaz Piyasasında İşletmecilik Standartlarının Oluşturulması” projemizi bu kongreye taşıyoruz. Yapılacak özel bir oturumda gerçekleştirilen çalışmalar, EPDK ve GAZBİR Çalışma Komisyonu üyeleri tarafından sunulacak. Burada ortaya çıkacak sonuçlar önümüzdeki dönemde EPDK tarafından yapılacak düzenlemelere ışık tutacak” dedi.

INGAS 2017’YE KİMLER KATILACAK?
INGAS 2017’ye Ürdün, Suudi Arabistan, Umman, İran, Irak, Rusya, Çin, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Gürcistan, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Fas, Nijerya, İngiltere, A.B.D., Almanya, İtalya ve Hindistan’ın aralarında bulunduğu yirmi farklı ülkeden katılım bekleniyor.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Berat Albayrak’ın da katılımının beklendiği INGAS 2017’nin kongre ayağına ise görüş ve düşünceleriyle sektöre küresel ölçekte yön veren konuşmacılar damga vuracak.
Konuşmacılar arasında öne çıkan isimler şöyle:
Bosna Hersek Dış Ticaret ve Ekonomik İlişkiler Bakanı Mirko Saroviç,
Ürdün Enerji ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı Genel Sekreteri Amani Al Azzam,
Uluslararası Gaz Birliği Başkanı David Carrol,
Ürdün Ulusal Elektrik Şirketi Genel Sekreteri Ahmad Al-Zubi,
SVB Uluslararası Enerji Başkanı Sara Vakhshouri,
Avrupa Gaz Araştırmaları Merkezi Başkanı Isabella Moretti,
Indrapastha Gas Limited (IGL) Ölçüm İşleri Başkanı Sushil Kumar,
EWE Turkey Holding Genel Müdürü ve Yön. Kur. Üyesi Dr. Frank Quante
Azerbaycan Stratejik Araştırma Merkezi Araştırma Görevlisi Gulmira Rzayeva
E.ON Metering Yönetici Direktör Werner Webing
Ayrıca INGAS 2017’nin kongre ayağında Türkiye’den sektörün önemli isimleri EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz, Doğal Gaz Cihazları Sanayicileri ve İş Adamları Derneği (DOSİDER) Başkanı Ömer Cihad Vardan ve GAZBİR Yönetim Kurulu Başkanı Yaşar Arslan konuşmacı olarak yer alacak.

Faselis/Türkiye’de Enerji

8. Uluslararası enerji ve iklim forumu enerji devlerini buluşturdu

Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi’nin (IICEC) düzenlediği IICEC Uluslararası Enerji ve İklim Forumu’nun 8’incisi “Global Enerji Yatırımları: Sırada Ne Var?” temasıyla dün gerçekleştirildi.

Forum kapsamında düzenlenen iki ayrı panelde “Global Enerji Politikaları” ve “Enerjinin Teknolojik Geleceği” masaya yatırıldı. “Global Enerji Politikaları” paneli AB Büyükelçisi Christian Berger, Columbia Üniversitesi Global Enerji Politikaları Merkezi Kurucu Direktörü Prof. Jason Bordoff, Total İklim ve Stratejiden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ladislas Paszkiewicz, BP Bölgeler Başkan Yardımcısı ve Alternatif Enerji CEO’su Dev Sanyal ve Rusya Ekonomi Yüksekokulu Enerji Enstitüsü Başkanı Dr. Vitaliy Yermakov’un katılımıyla gerçekleştirildi. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı (IICEC) Onursal Başkanı Dr. Fatih Birol moderatörlüğünde gerçekleşen ilk panelde, enerjinin global ölçekteki dönüşümü ele alındı.

Panele katılan Avrupa Birliği Türkiye Büyükelçisi Christian Berger, AB için enerji güvenliğinin ve sürdürülebilir enerji arzının öncelikli hedefler arasında olduğunu belirti ve yenilenebilir enerji kaynaklarının önemine ve fosil yakıt kullanımının da azaltılması gereğine vurgu yaptı. Berger, ayrıca sera gazı emisyonu azaltımı hedeflerine 2020’de ulaşacaklarının da altını çizdi. 2005’te yüzde 8 civarında paya sahip olan yenilenebilir enerjinin payının 2030’da yüzde 27’ye ulaşacağını söyledi.

Panelde konuşan Columbia Üniversitesi Global Enerji Politikaları Merkezi Kurucu Direktörü Jason Bordoff ise enerji piyasasının, gelecek 10 yıl içinde büyük değişikliklere gebe olduğunu belirtti. Enerjide regülasyonun kolay bir süreç olmadığını söyleyen Bordoff, kömürün yapısal bir inişe geçtiğini, yakıt ekonomisi standartlarının düşmesi ve kömüre verilecek sübvansiyon gibi konuların da önem kazandığını belirtti. TOTAL’in İlkim ve Stratejiden Sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcısı Ladislas Paszkiewicz de, “TOTAL’in öncelikli amacı uygun fiyatlı, sürdürülebilir, temiz enerjiyi mümkün olduğu kadar çok insana ulaştırabilmek” dedi.

TEKNOLOJİ, GÜNEŞ ENERJİSİNİN MALİYETİNİ DÜŞÜRÜYOR
Panele katılan BP Bölgeler Başkan Yardımcısı ve Alternatif Enerjiler CEO’su Dev Sanyal ise konuşmasında enerjinin bugün de ekonomik refahın önemli parçalarından biri olmaya devam ettiğini vurguladı. Enerji güvenliği ve uygun fiyatların yanı sıra, sürdürülebilirliğin de önemli olduğunu belirten Sanyal, 2050’ye gelindiğinde, dünya nüfusunun yüzde 70’inin kentsel alanlarda yaşayacağını tahmin ettiklerini söyledi. Sanyal, geçtiğimiz 40 yıl içinde güneş enerjisinin maliyetindeki düşüşün %99 teknoloji kaynaklı olduğunu belirtti.

Rusya Ekonomi Yüksekokulu Enerji Enstitüsü Başkanı Dr. Vitaliy Yermakov da, Rusya’nın doğalgaz rezervlerinin, üretiminin ve ihracatının oldukça ciddi boyutlarda olduğunu belirtti. Doğalgaz gelirlerinin federal bütçenin önemli bir parçası olduğunu ifade eden Yermakov, Rusya’nın doğalgaz ve petrol fiyatlarından dolayı hidrokarbonlara bağımlılığını azaltma yönünde adımlar atmaya başladığını söyledi. Amerika’nın yaptırımlarından negatif etkilendiklerine değinen Yermakov, bu yaptırımların sonucu olarak Asya ülkelerine odaklandıklarını; Hindistan ve Çin ile yapılan anlaşmaların örnek teşkil ettiğini söyledi.

ENERJİNİN TEKNOLOJİK GELECEĞİ
Sabancı Üniversitesi IICEC Direktörü Prof. Carmine Difiglio’nun moderatörlüğünde gerçekleşen “Enerjinin Teknolojik Geleceği” konulu panele ise Irak Enstitüsü İcra Direktörü Luay Al-Khatteeb, Enerjiden Sorumlu BM (UNIDO) Direktörü Dr. Tareq Emtairah, İskandinav Enerji Araştırma CEO’su Hans Jorgen Koch, ACWA Power Başkan ve CEO’su Paddy Padmanathan ve Uluslararası Uygulama Sistemleri Analizi Enstitüsü (IIASA) Kıdemli Bilim İnsanı Dr. Hans-Holger Rogner katıldı.

Irak Enstitüsü İcra Direktörü Luay Al-Khatteeb, konuşmasında petrol talebi uzun vadeli gelecekte var olmaya devam edeceğini, enerji sektöründeki çeşitliliğin önemli olduğunu söyledi. ABD’nin üretim konusunda bu denli önemli bir rol sahibi olmasını teknolojik gelişimlere ve yenilenebilir kaynaklara bağladı.

Enerjiden Sorumlu BM (UNIDO) Direktörü Dr. Tareq Emtairah, endüstriyel kalkınma için enerjinin öneminin altını çizerek, az gelişmiş ülkelerde güvenilir temiz enerjinin kalkınmanın temelini oluşturduğunu söyledi. Tarım endüstrisinde çok büyük enerji ihtiyacı olduğunu vurgulayan Emtairah, “Ekonomik sebeplerden sektör bazı riskleri almak istemiyor. Biz kalkınma kuruluşu olarak bu piyasalara ulaşıyor ve teknolojinin belli bir bağlam içinde anlam kazanmasını sağlıyoruz” dedi.

İskandinav Enerji Araştırma CEO’su Hans Jorgen Koch, soğuk iklime sahip Nordik ülkelerinin verimlilik kapsamındaki izolasyon konularında da çok gelişmiş çalışmalar yürüttüklerini söyledi. Koch, “Eger hedeflerimize ulaşmak istiyorsak binalarda enerji verimliliğini 3 kat artırmamız gerekiyor. Karbon tutma ve depolama teknolojilerine ihtiyaç duyuluyor” dedi.

Panelde konuşan ACWA Power Başkan ve CEO’su Paddy Padmanathan teknolojinin enerji sektörüne olan etkisine vurgu yaparken, Uluslararası Uygulama Sistemleri Analizi Enstitüsü (IIASA) Kıdemli Bilim İnsanı Dr. Hans-Holger Rogner, nükleer enerji sektöründe endüstrileşmiş ülkelerin operasyonel rol oynadığını söyledi.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Enerjinin teknolojik geleceği masaya yatırıldı

Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi’nin (IICEC) düzenlediği IICEC Uluslararası Enerji ve İklim Forumu’nun 8’incisi “Global Enerji Yatırımları: Sırada Ne Var?” temasıyla dün gerçekleştirildi.

Forum kapsamında düzenlenen iki ayrı panelde “Global Enerji Politikaları” ve “Enerjinin Teknolojik Geleceği” masaya yatırıldı. “Global Enerji Politikaları” paneli AB Büyükelçisi Christian Berger, Columbia Üniversitesi Global Enerji Politikaları Merkezi Kurucu Direktörü Prof. Jason Bordoff, Total İklim ve Stratejiden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ladislas Paszkiewicz, BP Bölgeler Başkan Yardımcısı ve Alternatif Enerji CEO’su Dev Sanyal ve Rusya Ekonomi Yüksekokulu Enerji Enstitüsü Başkanı Dr. Vitaliy Yermakov’un katılımıyla gerçekleştirildi. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı (IICEC) Onursal Başkanı Dr. Fatih Birol moderatörlüğünde gerçekleşen ilk panelde, enerjinin global ölçekteki dönüşümü ele alındı.

Panele katılan Avrupa Birliği Türkiye Büyükelçisi Christian Berger, AB için enerji güvenliğinin ve sürdürülebilir enerji arzının öncelikli hedefler arasında olduğunu belirti ve yenilenebilir enerji kaynaklarının önemine ve fosil yakıt kullanımının da azaltılması gereğine vurgu yaptı. Berger, ayrıca sera gazı emisyonu azaltımı hedeflerine 2020’de ulaşacaklarının da altını çizdi. 2005’te yüzde 8 civarında paya sahip olan yenilenebilir enerjinin payının 2030’da yüzde 27’ye ulaşacağını söyledi.

Panelde konuşan Columbia Üniversitesi Global Enerji Politikaları Merkezi Kurucu Direktörü Jason Bordoff ise enerji piyasasının, gelecek 10 yıl içinde büyük değişikliklere gebe olduğunu belirtti. Enerjide regülasyonun kolay bir süreç olmadığını söyleyen Bordoff, kömürün yapısal bir inişe geçtiğini, yakıt ekonomisi standartlarının düşmesi ve kömüre verilecek sübvansiyon gibi konuların da önem kazandığını belirtti. TOTAL’in İlkim ve Stratejiden Sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcısı Ladislas Paszkiewicz de, “TOTAL’in öncelikli amacı uygun fiyatlı, sürdürülebilir, temiz enerjiyi mümkün olduğu kadar çok insana ulaştırabilmek” dedi.

TEKNOLOJİ, GÜNEŞ ENERJİSİNİN MALİYETİNİ DÜŞÜRÜYOR

Panele katılan BP Bölgeler Başkan Yardımcısı ve Alternatif Enerjiler CEO’su Dev Sanyal ise konuşmasında enerjinin bugün de ekonomik refahın önemli parçalarından biri olmaya devam ettiğini vurguladı. Enerji güvenliği ve uygun fiyatların yanı sıra, sürdürülebilirliğin de önemli olduğunu belirten Sanyal, 2050’ye gelindiğinde, dünya nüfusunun yüzde 70’inin kentsel alanlarda yaşayacağını tahmin ettiklerini söyledi. Sanyal, geçtiğimiz 40 yıl içinde güneş enerjisinin maliyetindeki düşüşün %99 teknoloji kaynaklı olduğunu belirtti.

Rusya Ekonomi Yüksekokulu Enerji Enstitüsü Başkanı Dr. Vitaliy Yermakov da, Rusya’nın doğalgaz rezervlerinin, üretiminin ve ihracatının oldukça ciddi boyutlarda olduğunu belirtti. Doğalgaz gelirlerinin federal bütçenin önemli bir parçası olduğunu ifade eden Yermakov, Rusya’nın doğalgaz ve petrol fiyatlarından dolayı hidrokarbonlara bağımlılığını azaltma yönünde adımlar atmaya başladığını söyledi. Amerika’nın yaptırımlarından negatif etkilendiklerine değinen Yermakov, bu yaptırımların sonucu olarak Asya ülkelerine odaklandıklarını; Hindistan ve Çin ile yapılan anlaşmaların örnek teşkil ettiğini söyledi.

ENERJİNİN TEKNOLOJİK GELECEĞİ

Sabancı Üniversitesi IICEC Direktörü Prof. Carmine Difiglio’nun moderatörlüğünde gerçekleşen “Enerjinin Teknolojik Geleceği” konulu panele ise Irak Enstitüsü İcra Direktörü Luay Al-Khatteeb, Enerjiden Sorumlu BM (UNIDO) Direktörü Dr. Tareq Emtairah, İskandinav Enerji Araştırma CEO’su Hans Jorgen Koch, ACWA Power Başkan ve CEO’su Paddy Padmanathan ve Uluslararası Uygulama Sistemleri Analizi Enstitüsü (IIASA) Kıdemli Bilim İnsanı Dr. Hans-Holger Rogner katıldı.

Irak Enstitüsü İcra Direktörü Luay Al-Khatteebkonuşmasında petrol talebi uzun vadeli gelecekte var olmaya devam edeceğini, enerji sektöründeki çeşitliliğin önemli olduğunu söyledi. ABD’nin üretim konusunda bu denli önemli bir rol sahibi olmasını teknolojik gelişimlere ve yenilenebilir kaynaklara bağladı.

Enerjiden Sorumlu BM (UNIDO) Direktörü Dr. Tareq Emtairah, endüstriyel kalkınma için enerjinin öneminin altını çizerek, az gelişmiş ülkelerde güvenilir temiz enerjinin kalkınmanın temelini oluşturduğunu söyledi. Tarım endüstrisinde çok büyük enerji ihtiyacı olduğunu vurgulayan Emtairah, “Ekonomik sebeplerden sektör bazı riskleri almak istemiyor. Biz kalkınma kuruluşu olarak bu piyasalara ulaşıyor ve teknolojinin belli bir bağlam içinde anlam kazanmasını sağlıyoruz” dedi.

İskandinav Enerji Araştırma CEO’su Hans Jorgen Koch, soğuk iklime sahip Nordik ülkelerinin verimlilik kapsamındaki izolasyon konularında da çok gelişmiş çalışmalar yürüttüklerini söyledi. Koch, “Eger hedeflerimize ulaşmak istiyorsak binalarda enerji verimliliğini 3 kat artırmamız gerekiyor. Karbon tutma ve depolama teknolojilerine ihtiyaç duyuluyor” dedi.

Panelde konuşan ACWA Power Başkan ve CEO’su Paddy Padmanathan teknolojinin enerji sektörüne olan etkisine vurgu yaparken, Uluslararası Uygulama Sistemleri Analizi Enstitüsü (IIASA) Kıdemli Bilim İnsanı Dr. Hans-Holger Rogner, nükleer enerji sektöründe endüstrileşmiş ülkelerin operasyonel rol oynadığını söyledi.

MENA İLETİŞİM / TÜRKİYE’DE ENERJİ

Doğalgaz üretiminde ciddi artış olacak

Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi (IICEC) tarafından her yıl düzenlenen IICEC Uluslararası Enerji ve İklim Forumu’nun 8’incisi bu yıl “Global enerji yatırımları? Sırada ne var?” temasıyla yapılıyor.

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı ve Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi (IICEC) Direktörü Onursal Başkanı Dr. Fatih Birol, Kuzey Amerika’nın da hızlı bir giriş yapmasıyla küresel enerji piyasasının hızla geliştiğine dikkat çekti. Fatih Birol, özellikle ABD, Kanada ve Meksika gibi ülkelerin önemli enerji bölgeleri olma yönünde çok önemli adımlar attığını ve güneş enerjisi konusunda da çok büyük hızla ilerlediğini belirterek, şöyle konuştu:

“IEA’nın yenilenebilir enerji konusunda yeni yayınlanan raporda çok çarpıcı bulgular var. Bunlardan önemli bir tanesi 2016 yılında kurulan enerji santrallerinin %50’sinden fazlası‘nın güneş enerjisi kaynaklı olması. Doğalgaz ve petrol %50’den azını oluşturuyor. Bu çok çok önemli – dikkat edilmesi gereken bir nokta. Son zamanda elektrikli araçlar da çok önem kazandı ve ulusal ve uluslararası düzeyde konuşulmaya başlandı.”

Dijitalleşmenin de enerji sektörünü etkileyen bir başka etkenin olduğunu belirten Fatih Birol, bu durumun hem üretim hem de tüketim alışkanlıklarını ciddi şekilde etkileyeceğini söyledi. Birol, IEA’nın bu ay dijitalleşmenin etkilerine yönelik bir rapor yayımlayacağını ifade etti.

2016’da küresel olarak toplam 1.7 trilyon dolarlık enerji yatırımı yapıldığına işaret eden Fatih Birol, şu değerlendirmeyi yaptı:

“2016’da küresel enerji yatırımlarının bir önceki yıla göre düştüğünü görüyoruz. Petrol ve gaz sektöründe de önemli bir düşüş var. Tarihte ilk defa elektrik sektörüne yapılan yatırımlar petrol ve gaz sektörünün ötesinde. Yani; elektrik sektörü petrol&gaz sektörüne göre cazibe teşkil ediyor. Büyük yatırımcılar tabii ki ABD, Avrupa.. Ancak yatırımların yapıldığı istikametlerin başında Çin geliyor. ABD, kaya petrolü üretiminde ciddi bir ilerleme kaydetti ve artış devam edecek gibi görünüyor. ABD’de sadece kaya petrolü üretiminin Irak petrol üretim rakamları düzeyine ulaştı. Kaya petrolünün küresel petrol piyasasında önemli bir hale geldiğini görüyoruz.”

Doğalgaz üretiminde de ciddi bir artış olacağını öngörüldüğünü söyleyen Fatih Birol, şöyle devam etti:

“Ortadoğu, Çin, Avustralya ana oyuncular olacak gibi. Ama yine en büyük ülke. ABD, küresel doğalgaz üretimindeki büyümenin %40 ABD kaynaklı. Önümüzdeki 5 yılda ABD ve Avustralya Sıvı Doğalgaz (LNG) ile küresel ihtiyacın büyük bir çoğunluğunu karşılayacak. Kaya petrolünün artışı LMG ihracatını da etkiliyor. Artık bu konuda Türk Hükümeti’nin de çok önemli adımlar attığını söyleyebiliriz. Küresel elektrik üretim piyasasında kömür ve doğalgaz kullanımlarında yavaş bir büyüme söz konusu. Nükleer enerji kullanımındaki büyümenin temel nedeni ise Çin. Onay almış projeler baz alınarak yapılmış hesaba göre 5 yıl içinde üretilecek enerjinin üçte ikisinin kaynağı yenilenebilir enerji olacak.”

GÜNEŞ ENERJİSİNİN MALİYETİ 3 YILDA YARIYA İNDİ

Türkiye’de yaz aylarından önce YEKA Projesi’nin sonucu olarak fiyatlarda düşüş yaşandığını söyleyen Fatih Birol, şöyle konuştu:

“Güneş enerjisinin maliyeti son 3 yılda yarıya indi. Herhangi bir şeyin fiyatı 3 yılda yarıya inerse bu çok önemli bir gelişmedir. 2020’ye kadar da bir kere daha yarıya ineceğini düşünüyoruz. Yenilenebilir enerji kullanımındaki artış çevre ve iklim ile ilgili kaygılardan dolayı değil, maliyetlerde oluşan iyileştirmeye dayanıyor. Enerji verimliliği, günümüzde dünya çapında enerji kullanımının önemli bir kısmı olmakla birlikte herhangi bir standarda tabi değil. Dünyada kullanılan enerjinin %68’i ile ilgili herhangi bir verimlilik standardı yok. Enerji güvenliği halihazırda politikaların belirlenmesinde önemli bir taş olmalıdır. Tanap projesi gibi projelerin planlanandan daha önce bitirilmesi önemli bir gelişme. ABD’nin pazarda güçlü bir oyuncu haline gelmesiyle Petrol pazarlarında yeni bir dönem başladı. Bu yeni dönemde fiyatlar 1-2 yıl kadar bu düzeyde devam edebilir. Avustralya, ABD, Katar gibi ülkeler LNG üretmeye devam edecek. Çevreyle ilgili bu zorlukları aşabilmek için küresel seviyede çok kapsamlı çaba göstermek gerekiyor.”

MENA İLETİŞİM / TÜRKİYE’DE ENERJİ

 

Ermaksan’dan Mesleki Eğitim – Sanayi İşbirliğine Örnek Girişim

Türkiye’nin ilk özel sektör yarı iletken tesisini kurarak dikkatleri üzerine çeken, sac işleme sektörünün önde gelen firmalarından Ermaksan, ekonomik anlamda ortaya koyduğu yüksek katma değerin yanı sıra; yaşadığı topluma değer katacak örnek çalışmalara imza atmayı da sürdürüyor.
Tamamen ‘milli üretim’ anlayışıyla hareket eden ve ‘milli’ yaklaşımların her alanda benimsenmesi çalışmalarında bizzat sorumluluk üstlenen Ermaksan, mesleki eğitim ve sanayi işbirliği seferberliği kapsamında tüm Türkiye’ye örnek olacak dev bir adım attı.
Ermaksan; tamamen milli kaynaklarla geliştirdiği, yaklaşık 2 Milyon TL tutarındaki 4 adet ileri teknolojili metal işleme makinesini, ‘kardeş okul’ olarak benimsediği Karacabey Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ne hediye etti. Okulun çevre düzenlemesi ve peyzaj çalışmalarını ise Karacabey Belediyesi üstlendi.
Ermaksan – Karacabey Belediyesi ve Karacabey Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi işbirliğiyle gerçekleştirilen proje kapsamında, Metal Teknolojisi Alanı atölyelerindeki öğrencilerin teknoloji odaklı gelişip, iş gücüne daha yetkin bireyler olarak kazandırılması hedefleniyor. Bu çerçevede bu alanda eğitim alan öğrenciler Ermaksan tarafından da eğitilecek ve iş garantili olarak mezun olacak.
Açılış Töreni Yoğun İlgi Gördü
Projeye ilişkin düzenlenen açılış töreninde, Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu’nun yanı sıra; İçişleri eski Bakanı Efkan Ala, Ak Parti Bursa Milletvekili Zekeriya Birkan, Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şükrü Köse, Karacabey Kaymakamı Dr. Yusuf Gökhan Yolcu, Karacabey Belediye Başkanı Ali Özkan, Bursa Milli Eğitim Müdürü Veli Sarıkaya, Ermaksan Yönetim Kurulu Başkanı Erol Özkayan ve Ermaksan Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Genel Müdürü Ahmet Özkayan ile birlikte; okul idarecileri, öğretmenler ve öğrenciler yer aldı.
Ahmet Özkayan: “Üreterek Büyüyecek Türkiye’ye Katkı Sağlamayı Sürdüreceğiz”
Törende konuşan Ermaksan Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Genel Müdürü Ahmet Özkayan, böylesine anlamlı bir projenin içerisinde yer almaktan dolayı büyük mutluluk duyduklarını ifade ederek, eğitime olan yatırımın her şeyden üstün olduğunu ve ülkemize katkı sağlayacak bu tip çalışmalarda, sorumluluk almaya devam edeceklerini kaydetti.
Bu Ülkenin Çocuklarına Yatırım Yapmaya Mecburuz
‘Üreterek büyüyecek’ olan Türkiye’nin geleceğine katkı sağlamak adına, ‘milli üretim’ modelinin her alanda yaygınlaştırılması gerektiğinin altını çizen Özkayan, “Ermaksan olarak, ilk günden bu yana en önemli yatırımın insana yatırım olduğu bilinciyle hareket ediyoruz. Mesleki ve teknik eğitime önem veren ülkelerin, sanayileştiği ve büyüdüğü ortadadır. Mesleki eğitim alan gençler artık ara eleman değil aranan elemandır. Tüm sanayici dostlarımın da bu modeli inceleyerek, Türkiye’nin her yerinde, benzer çalışmalar yürütebileceğine inanıyorum. Her bir sanayici bu tarz bir okul ile iş birliğine girerse ülkemiz için mesleki eğitim anlamında büyük bir ağ atlanır. Bizler, bu ülkenin çocuklarına yatırım yapmaya mecburuz. Ülkemizin tek kalkınma yolu, üretime dayalı büyümedir. Bunun için de meslek sahibi çocuklarımıza çok ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.
Ali Özkan: Sıkıntılar Ancak Eğitimle Çözülür
Peyzaj çalışmaları Karacabey Belediyesi tarafından yürütülen projenin hem okula, hem de Karacabey’e hayırlı olmasını dileyen Karacabey Belediye Başkanı Ali Özkan da “Hayal dahi edilemeyecek makineleri okula kazandırdıkları için öncelikle Özkayan ailesine çok teşekkür ediyorum. İnşallah gençlerimiz, kendilerine olan bu inanca layık olup, Türkiye’nin kalkınmasında birer kilometre taşları olacak. Eğitime yatırım yapmaya devam etmeliyiz. Çünkü ortada bir sıkıntı varsa, bu sıkıntıların eğitimle aşılacağına inanıyoruz. Karacabey’imiz için de bildiğiniz üzere 3T vizyonumuzda ‘teknoloji’ önemli bir yer tutuyor. İlerleyen süreçte TEKNOSAB’ın da açılmasıyla, çok önemli adımlar atılmış olacak. İnşallah gençlerimiz buradan yetişip, ülkemiz ekonomisine en iyi şekilde katma değer sağlayacak” şeklinde konuştu.
Hakan Çavuşoğlu: “Nitelikli İnsan Gücüne İhtiyacımız Var”
Törende konuşan Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu ise “AK Parti hükümetleri olarak en önemli misyonlarımızdan biri, gençlerimizin kendilerini en iyi şekilde yetiştirerek, işgücüne nitelikli bireyler olarak kazandırılmasıdır. Ayrıca mesleki ve teknik liseleri çok önemsiyoruz. Kısa vadede her 100 öğrenciden 50’sinin, meslek liseli olması hedeflerimiz arasında… Yüksek katma değerli üretime geçmek için nitelikli insan gücünün eğitimi çok büyük öneme sahiptir. Bu noktada taşın altına elini koyup, böylesine anlamlı bir hayra imza atan Erol Bey ve Ahmet Bey’e çok teşekkür ediyorum. Böyle hayırseverler olduğu müddetçe, tüm eksikler sırasıyla kapatılacaktır” açıklamalarında bulundu.
Konuşmaların ardından kurdele kesimi gerçekleştirilirken, daha sonrasında da protokol mensupları ve katılımcılar, Karacabey Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi içerisindeki makineleri ve teknoloji sınıflarını yakından inceledi.

Faselis/Türkiye’de Enerji

İTO ‘Al fikrini gel, fikrin iş yapsın’ dedi

‘Al fikrini gel, fikrin iş yapsın’ diyerek girişimcileri bünyesinde ağırlayan İTO Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi (BTM) ile Türkiye’nin yeni think-tank kuruluşu İstanbul Düşünce Akademisi (İDA), iddialı projelerle faaliyetlerine resmen başladı.
İstanbul Ticaret Odası (İTO) tarafından kurulan ve İstanbul Kalkınma Ajansı’nın destekleriyle büyüyen iki kuruluş, iş dünyasında önemli bir rol üstlenecek.
Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi, yeni iş fikirlerinin ticarileşmesi ve ticarileştikten sonra büyümesi süreçlerinde, girişimcilik ve inovasyon üzerine her türlü desteği verecek. Girişimcilere seslenen BTM, üye girişimcilerine 7/24 ofis kullanımı, eğitimler, seminerler, söyleşiler, mentorlükler, yatırımcı buluşmaları, birebir danışmanlıklar, çalışma atölyeleri, eşleştirme faaliyetleri, bilirkişi imkanları gibi destekleri, iki aylık hızlandırma kampları ile sunacak.
‘Bilgi güçtür’ sloganıyla yola çıkan İstanbul Düşünce Akademisi ise sektörel araştırmalarıyla sadece iş dünyasına değil, ekonominin tüm aktörlerine yol gösterecek çalışmalar yürütecek. İDA’da iki yılda 20’den fazla sektörün incelenmesi hedefleniyor.
İTO ve Bilgiyi Ticarileştirme ve Araştırma Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Çağlar, merkeze sunulacak fikirlerin bir buluş olmasına da gerek olmadığını, üretim süreciyle ilgili bir yenilik, ticari uygulamalarda artı değer oluşturacak bir adım ya da iş geliştirme noktasında bir fikir de olabileceğini söyledi.
Çağlar, geçtiğimiz altı aylık süreçte 33 sektörde 483 yenilikçi iş fikri ve 1.000’e yakın girişimcinin Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi’ne başvurduğunu açıkladı. Başkan Çağlar, “Eminönü’ndeki binamız henüz inşaat halinde, ancak 38 girişimcimiz çalışmalarını 7/24 burada sürdürüyor. Onların da dışında yaklaşık 100 girişimcimiz BTM faaliyetlerinden istifade ediyor. İnşaatın tamamlanmasıyla, ilk etapta 150-200 girişim ve yaklaşık 1.000 girişimcinin BTM çatısı altında yer almasını planlıyoruz. Ben buradan yüz milyonlarca dolar değerinde şirketler çıkacağına inanıyorum” diye konuştu.
Bugüne kadar girişimci ve yatırımcıları BTM sahne etkinliklerinde buluşturduklarını kaydeden Çağlar, 26 ayrı ekibin yatırımcı karşısına çıkarak projelerini sunduğunu kaydetti.
İTO Başkanı İbrahim Çağlar şunları söyledi:
“Odamızdaki 81 meslek komitesinden bilirkişiler bu projelerin sektörel sürdürülebilirlikleri konusunda görüş verdi. Şimdi bu ekiplerin birebir yatırımcı eşleştirmelerini yapıyoruz. Daha bu süreç içindeyken parlayan fikirler var. Mesela oyun yazılımı geliştiren bir ekibimiz 8 milyon indirme rakamıyla 100 bin TL’yi aşkın ciroya, tek bir oyun ile ulaştı. Bir başka ekibimiz sanal gerçeklik uygulamasını inşaat sektörü ile birleştirerek inşaat sektörüne yeni bir soluk getirdi. Satış rakamları şimdiden 50 bini geçti. Başka bir proje de ihracat değeri yüksek tarım ürünlerinin gümrük sürecinde raf ömrünü uzatan doğal koruyucu geliştirilmesi. Projenin şimdiden yatırımcı adayları mevcut. Tüm bunlar, yerli yabancı uzmanların katılımıyla BTM çatısı altında değerlendirmeye alınıyor. Buradan da hayata taşınıyor.”

Faselis/Türkiye’de Enerji