11.2 C
İstanbul
Cumartesi, Nisan 4, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 12

Sanayinin Yüksek Enflasyon ve Kur Dalgalanmalarıyla Mücadelesi

Türkiye ekonomisinin uzun soluklu ve kalıcı büyüme hedeflerine ulaşmasında sanayi odaklı politikaların vazgeçilmez bir istikrar unsuru olduğunu vurgulayan Plastik Sanayicileri Federasyonu (PLASFED) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Karadeniz, “Sanayi Odaklı Politikalar, Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınmasının anahtarıdır” diyerek önemli açıklamalarda bulundu. Karadeniz, özellikle artan enerji maliyetlerinin başta plastik sektörü olmak üzere Türk sanayisini olumsuz etkilediğine dikkat çekerek, sektördeki dijital dönüşümün hızlandırılması ve yatırım ortamının güçlendirilmesinin kritik önemini vurguladı.

Türkiye, genç ve dinamik nüfusu, güçlü üretim kapasitesi ve stratejik coğrafi konumu sayesinde büyük bir büyüme potansiyeline sahip bir ekonomik yapıya sahiptir. Bu potansiyelin tam anlamıyla hayata geçirilmesinde ise sanayi sektörünün üstlendiği kilit rol yadsınamaz. PLASFED Başkanı Karadeniz, sanayinin yüksek ihracat kapasitesi, katma değer üretimi ve istihdam yaratma gücüyle Türkiye’nin ekonomik kalkınmasının temel direği olduğunu belirtti. Sanayinin sadece üretimle sınırlı kalmayıp, aynı zamanda ihracat gelirleri, teknoloji transferi ve istihdam olanaklarıyla Türkiye’nin ekonomik istikrarında hayati bir güç olduğunu ifade eden Karadeniz, bu güçlü yapıya rağmen sektörün son dönemde ciddi makroekonomik zorluklarla mücadele ettiğinin altını çizdi.

Makroekonomik Fırtınalar ve Sanayinin Direnişi

PLASFED’in çatı kuruluşu olarak, sektörün karşılaştığı engelleri detaylandıran Karadeniz, özellikle yüksek enflasyonun getirdiği maliyet artışlarına, döviz kurlarındaki öngörülemeyen dalgalanmalara ve enerji maliyetlerindeki keskin artışlara vurgu yaptı. Küresel tedarik zincirindeki kırılmaların da eklenmesiyle, sanayi üretimi ve dış pazarlardaki rekabet gücünün olumsuz etkilendiğini dile getirdi. Plastik sanayisinin bu sorunlardan doğrudan etkilendiğini belirten Karadeniz, “Enerji tüketimi, son beş yıl içinde sektörümüzün en büyük maliyet kalemi haline geldi. Bu durum hem üretim kapasitemizi hem de ihracat gücümüzü ciddi şekilde zayıflatıyor” diye konuştu.

Çözüm Reçetesi: Enerji Düzenlemesi, Dijitalleşme ve Öngörülebilir Yatırım Ortamı

Ömer Karadeniz’e göre, bu zorlu dönemin aşılması ve sanayi sektörünün yeniden ivme kazanabilmesi için acil adımlar gerekiyor. Bu adımlar arasında enerji fiyatlarının sanayi lehine yeniden düzenlenmesi, yüksek katma değerli üretime geçişin teşvik edilmesi, sanayide dijital dönüşüm ve teknolojik yeniliklerin teşvik edilmesi ile yatırım ortamının güvenilir ve öngörülebilir hale getirilmesi bulunuyor. Karadeniz, Türkiye’nin sürdürülebilir büyümesi için sanayi odaklı politikaların kararlılıkla sürdürülmesi gerektiğini ve sanayiye dayalı kalkınmanın sadece ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal refah için de vazgeçilmez olduğunu belirtti.

KOBİ’lerin Finansmana Erişimi Kritik

Başkan Karadeniz, sanayicilerin özellikle finansmana erişim konusunda yaşadığı zorluklara da değindi. Küçük ve Orta Boy İşletmelerin (KOBİ’ler) performansının artırılması için uygun koşullarda ve uzun vadeli finansman kaynaklarına erişimin büyük önem taşıdığını ifade etti. Üretim süreçlerini modernize etmek ve küresel rekabet güçlerini artırmak isteyen sanayicilerin, finansal destekle daha etkin bir şekilde buluşması gerektiğini vurgulayan Karadeniz, “Finansmana erişim sorunu çözüldüğünde, sanayimizin gelişmiş kapasitesi daha da artacak, bu da Türkiye ekonomisinin büyüme hızına doğrudan yansıyacak” diyerek sözlerini tamamladı.

PLASFED olarak, plastik sanayisinin sesi olmaya ve sektörün karşılaştığı sorunların çözümü için tüm paydaşlarla iş birliği içinde çalışmaya devam edeceklerini belirten Karadeniz, Türkiye’nin sanayiye dayalı sürdürülebilir kalkınma yolculuğunda kararlılık mesajları verdi.

Azerbaycan’ın Yeşil Enerjiye Geçişi Hızlanıyor

Yenilenebilir enerji alanında dünya sahnesinde adından söz ettiren YEO Teknoloji, Azerbaycan’ın enerji geleceğini şekillendirecek tarihi bir adıma imza attı. Azerbaycan enerji şebekesinin işletmecisi Azerenerji CJSC ile 90.497.070 USD değerinde, tam 500 MWh kapasiteli anahtar teslimi bir enerji depolama sistemi kurulumu için dev bir sözleşme imzalandı. Bu proje, sadece bir iş birliği olmanın ötesinde, YEO Teknoloji’nin bölgede kuracağı en büyük enerji depolama sistemi olma özelliğini taşıyor ve Azerbaycan’ın yeşil enerji hedeflerine ulaşmasında kritik bir rol oynayacak.

ReapG İmzalı Çözüm: Şebeke Güvenilirliğine Lityum-İyon Desteği

Projenin hayata geçirilmesinde, YEO Teknoloji’nin önemli iştiraki olan ReapG görev alacak. Sözleşme kapsamında, enerji depolama sistemlerinin omurgasını oluşturan batarya, invertör (Güç Dönüştürücü Sistemi – PCS), batarya yönetim sistemi (BMS) ve enerji yönetim sistemleri (EMS) tedarik edilecek. Bununla birlikte, tüm mühendislik ve devreye alma çalışmaları da YEO Teknoloji tarafından gerçekleştirilecek. Lityum-iyon batarya teknolojisi ve gelişmiş enerji yönetim sistemleriyle donatılacak bu tesis, Azerbaycan’daki iki ayrı bölgede bulunan trafo merkezlerine entegre edilerek, elektrik şebekesinin güvenilirliğini eşi benzeri görülmemiş bir düzeye taşıyacak. Bir yıl gibi iddialı bir sürede tamamlanması planlanan bu proje, Azerbaycan’ın enerji kesintilerine karşı direncini artırırken, yenilenebilir enerji kaynaklarının şebekeye daha etkin entegrasyonunu sağlayacak.

Küresel Vizyon, Yerel Güç: Tuzla’dan Dünya Pazarına Batarya Üretimi

YEO Teknoloji’nin bu büyük atılımı, geçtiğimiz Şubat ayında enerji depolama sistemleri alanındaki stratejik hamlesinin bir devamı niteliğinde. YEO Teknoloji’nin %100 iştiraki olan Reap Battery ve dünyanın önde gelen Tier 1 batarya malzemesi üreticilerinden Great Power ile kurulan ortaklık, ReapG’yi güçlendiriyor. %51’i Reap Battery, %49’u Great Power ortaklığıyla kurulan ReapG, İstanbul Tuzla’da tamamlanmak üzere olan enerji depolama sistemleri fabrikasında 5 GWh kapasiteyle üretime başlayacak. Bu fabrika, üretimiyle başta Türkiye ve Avrupa olmak üzere Türki Cumhuriyetler ve Afrika ülkelerine ihracat yaparak YEO Teknoloji’nin küresel ayak izini daha da genişletecek.

“Bizce Mümkün” Sloganıyla Yaşanabilir Bir Dünya İçin Adımlar

YEO Teknoloji, 3 kıtada ve 30’dan fazla ülkede 400’ü aşkın projeyi başarıyla tamamlamış, enerji sektörünün her alanında uçtan uca çözümler sunabilen bir global oyuncu. Gelişmiş enerji depolama sistemlerinden elektrik şebekelerine, yüksek voltajlı trafo merkezlerinden endüstriyel tesislere kadar geniş bir yelpazede faaliyet gösteren şirket, dekarbonizasyon, desantralizasyon ve dijitalizasyon odaklı çalışmalarıyla yaşanabilir bir dünya vizyonunu “Bizce mümkün” sloganıyla somutlaştırıyor. Azerbaycan’daki bu dev proje, YEO Teknoloji’nin sürdürülebilir bir gelecek inşa etme yolundaki kararlılığının yeni bir kanıtı.

20. Yüzyıl İstanbul’unun En Kapsamlı Harita Koleksiyonu Sergileniyor

Türkiye’nin modernleşme ve aydınlanma yolculuğunda elektriğin kilit rolünü gözler önüne seren “İstanbul’un Aydınlık 100’ü Sergisi”, 26 Mayıs 2025 tarihinde İstanbul Bilgi Üniversitesi santralistanbul Kampüsü Enerji Müzesi’nde ziyarete açılıyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi Silahtarağa Arşivi ve Paribu işbirliğiyle hayata geçirilen bu özel sergi, şehrin 20. yüzyıldaki mimari, kültürel ve sosyoekonomik dönüşümünü, gün yüzüne çıkan yüz yıllık elektrik haritaları aracılığıyla aydınlatıyor.

Silahtarağa’dan Günümüze Uzanan Aydınlanma Hikayesi

Osmanlı Devleti’nin ilk kent elektrik santrali olan ve 1914-1983 yılları arasında faaliyet gösteren Silahtarağa Elektrik Santrali’nin bugüne kadar saklı kalmış tarihi haritaları ve planları, serginin temelini oluşturuyor. Bu eşsiz koleksiyon, sadece İstanbul’un elektrikle tanışma ve yaygınlaşma sürecini belgelemekle kalmıyor, aynı zamanda şehrin kentsel mimarisi, kültürel yapısı, sosyal yaşamı ve ekonomik gelişimine dair de paha biçilmez ipuçları sunuyor. Sergide yer alan belgeler, elektriğin İstanbul’un modernleşme sürecinde nasıl bir dönüm noktası olduğunu somut bir şekilde ortaya koyuyor.

20. Yüzyıl İstanbul’unun En Kapsamlı Harita Koleksiyonu

Sergi, 1950-1980 yıllarına ait, İstanbul’un şehir planlamasına yön vermiş Charles Edward Goad, Alman Mavileri, Necip Bey, Jacques Pervititch, Suat Nirven ve Henry Prost gibi önemli isimlerin haritalarını tamamlayıcı nitelikte bir koleksiyona ev sahipliği yapıyor. Bu belgeler, sigortacılık veya şehir içi yayınlar gibi farklı amaçlarla oluşturulan önceki haritaların bir devamı niteliğinde. Ancak onları benzersiz kılan, İstanbul’un her semtinin elektrikle aydınlanma sürecini ve gelişimini gösteren tek harita grubu olmaları. Bu yönüyle sergi, 20. yüzyıl İstanbul’una ait en kapsamlı harita koleksiyonunu ziyaretçilerle buluşturuyor.

Multidisipliner Bir Çalışmanın Ürünü

“İstanbul’un Aydınlık 100’ü Sergisi”, 20. yüzyıl İstanbul haritalarının restorasyon projesi kapsamında düzenlenmiş olup, “Silahtarağa Sözlü Tarih” ve “Ameli Elektrik Malzemelerim” gibi projelerle birlikte İstanbul Bilgi Üniversitesi Silahtarağa Arşivi ve Paribu işbirliğinin bir ürünü. Bu multidisipliner yaklaşım, serginin sadece görsel bir şölen sunmakla kalmayıp, aynı zamanda derinlemesine bir arşiv çalışmasının ve sözlü tarih araştırmalarının da bir parçası olduğunu gösteriyor.

İstanbul’un geçmişine ilgi duyan herkes için eşsiz bir fırsat sunan “İstanbul’un Aydınlık 100’ü Sergisi”, 21 Kasım 2025 tarihine kadar santralistanbul Kampüsü Enerji Müzesi’nde ziyaret edilebilecek. Şehrin aydınlanma serüvenine tanıklık etmek isteyenler için kaçırılmaması gereken bir etkinlik.

Küresel Lider Şişecam, İhracatın En Prestijli Ödüllerini Topladı

Türk sanayisinin mihenk taşlarından, küresel cam ve kimyasallar devi Şişecam, 90. yılını kutladığı bu özel dönemde, Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri İhracatçıları Birliği (ÇCSİB) tarafından düzenlenen 7. İhracatın Şampiyonları Ödül Töreni’nde elde ettiği eşsiz başarıyla göğsümüzü kabarttı. Şirket, ‘Düz Cam’, ‘Cam Ev Eşyası’ ve ‘Cam Ambalaj’ olmak üzere tam 3 farklı kategoride ‘İhracat Şampiyonu’ unvanına layık görülerek, küresel arenadaki gücünü bir kez daha tescilledi.

Türkiye İş Bankası tarafından 1935 yılında Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün vizyonuyla temelleri atılan Şişecam, yerel bir girişim olarak başlayan serüvenini, bugün dört kıtada 14 ülkede üretim yapan, 150’den fazla ülkeye ürünlerini ulaştıran uluslararası bir devrimciye dönüştürdü. Camın tüm temel alanlarında faaliyet gösteren dünyadaki tek küresel şirket olma özelliğini taşıyan Şişecam, kendi sektörlerinde dünyanın en büyük ilk beş üreticisi arasında yer alarak Türkiye ekonomisine ve uluslararası ticarete yaptığı katkılarla parlamaya devam ediyor.

2024 yılı ihracatçıları için düzenlenen törenlerde Şişecam’ın aldığı “En Fazla İhracat Yapan Firma” ödülleri, şirketin sadece üretim kapasitesiyle değil, aynı zamanda küresel rekabet gücüyle de ne denli iddialı olduğunu gözler önüne serdi. Geçtiğimiz yıl 186 milyar TL’lik konsolide net satış gerçekleştiren Şişecam’ın uluslararası satışlarının (Türkiye ihracatı ve yurt dışı üretim tesislerinden elde edilen satışlar dahil) toplam konsolide satışlardaki payı yüzde 59 gibi etkileyici bir seviyeye ulaştı.

Sadece ihracatıyla değil, yatırımlarıyla da büyümesini sürdüren Şişecam, 2024 yılında 30 milyar TL gibi devasa bir yatırım yaparak geleceğe olan inancını pekiştirdi. Şirketin ihracat hacmi 962 milyon dolar düzeyinde gerçekleşirken, aynı dönemde 5,6 milyon ton cam, 4,6 milyon ton soda külü ve 3,8 milyon ton endüstriyel hammadde üretimiyle sektöründeki liderliğini perçinledi.

90 yıllık köklü tecrübesini yetkin insan kaynağı ve akıllı teknoloji kullanımıyla birleştiren Şişecam, düz camdan cam ev ürünlerine, cam ambalajdan kimyasallara, otomotivden cam elyafına, madencilikten enerji ve geri dönüşüme kadar geniş bir yelpazede lider rol oynuyor. İnovasyonu ve sürdürülebilirliği iş yapış şeklinin merkezine alan Şişecam, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları doğrultusunda geliştirdiği “CareForNext” stratejisiyle gezegenimizi koruma, yenileme ve yaşamı dönüştürme misyonunu üstleniyor.

23 bin aşkın çalışanıyla “dünyanın ilk üç üreticisi” arasında yer alma hedefine emin adımlarla ilerleyen Şişecam, daha iyi bir gelecek için teknoloji ve inovasyonun peşinde, tüm ekosistemiyle birlikte gelişim hikayesini sürdürüyor.

170 Bin Hanenin Elektrik İhtiyacını Viranşehir GES Karşılayacak

Eksim Enerji’den Şanlıurfa’ya Dev Yatırım: Viranşehir GES ile 170 Bin Haneye Temiz Enerji

Eksim Enerji, Şanlıurfa’nın Viranşehir ilçesinde hayata geçirdiği Güneş Enerji Santrali (GES) projesindeki kurulu gücünü önemli ölçüde artırarak bölgeye ve Türkiye’nin enerji geleceğine büyük bir katkı sunuyor. Projenin ilk etabında 45 MW DC’lik bir güç devreye alınırken, şirket, ikinci etabı rekor bir sürede, yalnızca iki ayda tamamlayarak santralin gücünü 102,6 MW’a çıkardı.

Hedeflenen tam kapasiteye ulaşıldığında 191.6 MW DC’ye ulaşacak olan Viranşehir GES, yaklaşık 170 bin hanenin elektrik ihtiyacını karşılayabilecek temiz enerji üretecek. Bu devasa proje, Türkiye’nin yenilenebilir enerji hedeflerine ulaşmasında kritik bir rol oynayacak.

Hızlı İlerleme ve Bölgesel Kalkınmaya Katkı

Yüzde yüz yenilenebilir enerji odaklı faaliyet gösteren Eksim Enerji, Viranşehir GES projesindeki hızlı ilerlemesiyle dikkat çekiyor. Şirketten yapılan açıklamalara göre, santralin kuruluş gücünün iki ay gibi kısa bir sürede iki kattan fazla artırılarak 102,6 MW’a çıkarılması, Eksim Enerji’nin mühendislik kabiliyetleri, proje ve saha yönetimi becerileri ile kamu kurumlarıyla olan işbirliğinin bir sonucu olarak değerlendiriliyor.

Eksim Enerji CEO’su Arkın Akbay, projenin bu denli hızlı ilerlemesinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, “Viranşehir santralimizde ilk paneli yerleştirdikten sonra sadece iki ay sonra 102.6 MW kurulu güce ulaşmamız, sıcaklıktan fırından uygulamaya kadar kaliteli mühendislik yeteneğimizin, proje ve saha yönetimimizin koruyucumuz ve Bakanlığımız, TEİAŞ, EPDK, Valiliğimiz ve Kaymakamlığımız başta olmak üzere tüm kamularımızla yüksek mutluluğumuzun en yüksek düzeyde gerçekleştiğini gösteriyor. 191,6 MW’lık tam kapasiteye ulaşıp 170 bin hanenin temiz enerji ihtiyacını tek noktadan karşılamak” ifadelerini kullandı.

Eksim Enerji, bu yatırımla sadece enerji üretimine değil, bölgesel kalkınmaya da katkı sağlamayı hedefliyor. Proje, bölgede önemli istihdam olanakları yaratırken, şirket aynı zamanda sosyal sorumluluk projeleri de yürütüyor.

Sosyal Sorumluluk Projesi: Dereli Köyü’ne Sağlık Desteği

Eksim Enerji, Viranşehir GES projesi kapsamında, santralin yakınında bulunan 117 nüfuslu Dereli Köyü’nde önemli bir sosyal sorumluluk projesine imza attı. Köy halkına genel sağlık tarama hizmeti sunan şirket, özellikle kadın ve çocuklara yönelik özel sağlık kitleri dağıttı. Bu girişim, Eksim Enerji’nin sadece enerji üretimine değil, bölge halkının yaşam kalitesine de önem verdiğini gösteriyor.

Eksim Enerji’nin Gelecek Hedefleri

Eksim Enerji, yenilenebilir enerji sektöründeki büyümesini sürdürmeyi planlıyor. CEO Arkın Akbay, şirketin 2029’a kadar yurt içi ve yurt dışı projeleriyle 2.250 MW’ı aşan kurulu güce ulaşmayı hedeflediğini açıkladı. Bu iddialı hedef, Eksim Enerji’nin Türkiye’nin enerji dönüşümündeki rolünü daha da güçlendireceğini ortaya koyuyor.

Atatürk’ün Gençlere Olan İnancı ve 19 Mayıs’ın Anlamı

Türkiye’nin önde gelen kuruluşlarından Sabancı Topluluğu, 100. yıl dönümünü kutlamaya devam ediyor. Topluluk, bu özel yıl dönümünde yayınladığı “Birliğin 100’ü” serisinin ikinci filmini, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’na ithafen sosyal medya platformlarında yayınladı. Film, Sabancı’nın gençlere duyduğu güveni ve bağlılığı ön plana çıkarırken, Atatürk’ün mirası doğrultusunda Topluluğun ikinci yüzyılda da gençlerle birlikte üretme ve başarma vizyonunu vurguluyor.

Sabancı Holding Kurumsal Marka Yönetimi ve İletişim Bölüm Başkanı Filiz Karagül Tüzün, Topluluğun 100 yıllık tarihinde gençlere verilen önemin altını çizerek, gençlerin Sabancı için sadece bir hedef kitle değil, geleceği birlikte inşa ettikleri yol arkadaşları olduğunu belirtti. Tüzün, 100. yıl kutlamalarının coşkusunu yaşarken, Sabancı’nın rotasının daima gençliğin dinamizmi ve Topluluğun köklü değerleriyle çizildiğini ifade etti. Ayrıca, 19 Mayıs’ın temsil ettiği gençlik idealinin, Sabancı için sadece yerel bir referans değil, aynı zamanda sürekli bir ilham kaynağı olduğunu dile getirdi.

“Birliğin 100’ü” serisinin ilk filmi geçtiğimiz aylarda yayınlanmış ve Sabancı Topluluğu’nun kurucusu Hacı Ömer Sabancı’nın, amcası Hacı Ahmet Sabancı ile birlikte Kayseri’den Adana’ya uzanan girişimcilik hikayesini konu almıştı. Topluluğun 100. yıl kutlamaları kapsamında, filmin farklı versiyonlarının da ilerleyen dönemlerde yayınlanacağı belirtildi.

“Birliğin 100’ü” filminin ikincisine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

https://m.youtube.com/watch?v=vQwgPMpsoeg

Künye:

  • Reklamveren: Sabancı Holding
  • Reklamveren Yetkilileri: Filiz Karagül Tüzün, Gökşen Yavuz Koç, Büşra Karataş, Osman Kurt, Gül Doğay Arıkan, Yeliz Kazan, Selcan Aydoğan
  • Reklam Ajansı: TBWA\İstanbul
  • CCO: İlkay Gürpınar
  • ECD: Volkan Karakaşoğlu
  • Grup Kreatif Direktör: Mesut Koçarslan
  • Kreatif Direktör: Serdar Güngör
  • Yaratıcı Grup Başkanı: Sungun Çalışkan, İlayda Köroğlu
  • Yaratıcı Ekip: Mustafa Pamuk, Bilgin Aslan, Kubilay Aydemir
  • Genel Müdür: Tuğyan Çelik
  • Genel Müdür Yardımcısı: Ömer Üstündağ
  • Marka Ekibi: Çağla Yalçınkaya, Bahar Kılıç, Dilşah Koşkan
  • STK: Toygun Yılmazer
  • Stratejik Planlama Ekibi: Arda Sesli, Yunuscan Hisimcil, Elif Altuntaş
  • Optimizasyon Ekibi: Neslihan Gücüm, Gözde Bilir
  • Prodüksiyon Ekibi: Melis Bircan, Mert Adabaş
  • Prodüksiyon Şirketi: PTOT
  • Post Prodüksiyon Şirketi: Tonik Etkileri
  • Yönetmen: Canbert Yerguz
  • Dış Ses: Yetkin Dikinciler
  • Müzik: 3K1A

Kıbrıs Meselesinde Uluslararası Hukukun Çifte Standardı

Kıbrıs meselesi, uluslararası hukukun siyasi çıkarlarla nasıl esnetilebildiğini gösteren en dikkat çekici örneklerden biridir. 1959 yılında imzalanan Londra ve Zürih Andlaşmaları çerçevesinde 1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti, Türkler ve Rumlar arasında siyasi eşitlik temelinde kurulan bir ortaklık devleti olarak şekillendirilmişti. İngiltere, Türkiye ve Yunanistan’ın garantör ülke olarak yer aldıkları bu yapı, 1963’te Rum tarafının anayasayı tek taraflı değiştirme girişimiyle çöktü. Bu gelişmelerin ardından 1964 yılında Birleşmiş Milletler, fiilen o gün hükümetin tarafı olarak sadece Rumlardan oluşan yapıyı Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanımış ve bu yapı üzerinden adaya barış gücü göndermiştir. Böylece uluslararası toplum, Kıbrıs Türk halkını dışlayan bir sürece hukuki zemin hazırlamıştır.

Kurucu Ortaklığın İhlali ve BM’nin 186 Sayılı Kararı

1963’te yaşanan anayasal kriz sonrası Kıbrıs Türkleri, ortak yönetimden dışlandı. 1964’te BM Güvenlik Konseyi’nin aldığı 186 sayılı karar ile adaya barış gücü gönderilirken, sadece Rumların kontrolündeki yapı “Kıbrıs Hükümeti” olarak muhatap alınmıştır. Bu karar, Kıbrıs Anayasası’na ve Zürih-Londra Antlaşmaları’na aykırı şekilde kurucu ortaklık yapısını yok saymış ve tek taraflı temsiliyeti meşrulaştırmıştır. Böylece Kıbrıs Türk halkının uluslararası temsil ve eşitlik hakları fiilen askıya alınmıştır.

Bu durum, uluslararası hukukta ciddi sorunlar doğurmaktadır. BM’nin, kurucu ortaklardan birinin dışlandığı bir yapıyı tek temsilci kabul etmesi, meşru hükümet ilkesini ihlal ederken, garantör devletlerin sessizliği de uluslararası yükümlülüklerin ihmal edilmesi anlamına gelmektedir. Özellikle garantörlerden İngiltere, sürece müdahil olma sorumluluğuna rağmen, “şimdilik karışmayalım, sonra bakarız” yaklaşımıyla statükoyu korumayı tercih etmiş, fiili durumun uluslararası alanda meşrulaşmasına zemin hazırlamıştır. Türkiye, garantörlük sorumluluğunu yerine getirmek amacıyla askeri müdahaleyi gündemine almışken, ABD Başkanı Lyndon B. Johnson’ın 1964 tarihli mektubuyla ciddi biçimde baskı altına alınmış, böylece müdahale hakkını kullanamadan stratejik olarak geri çekilmek zorunda kalmıştır. Yunanistan tam tersine sessiz kalmamış ve Enosis hedefi doğrultusunda Kıbrıs’taki Rum güçlerine askeri destek ve personel sağlayarak fiilen sürece müdahil olmuştur. Ancak doğrudan Türk-Yunan çatışmasını göze alamadığı için, müdahalesini örtülü biçimde sürdürmeyi tercih etmiştir. Tüm bu gelişmeler, 1964’ten itibaren Kıbrıs Türk halkının uluslararası alanda temsil edilme hakkının sistematik biçimde gasp edilmesine neden olmuş ve adadaki siyasi eşitliği temelden zedelemiştir.

AB’nin KKTC Politikası: Tanımama ile İşbirliği Arasında

2004 yılında Kıbrıslı Türklerin Annan Planı’na “evet”, Rumların ise “hayır” demesine rağmen Avrupa Birliği, sadece Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni tüm adanın temsilcisi olarak tam üye kabul etti. KKTC ise dışlanmaya devam edildi. Ancak AB, Lefkoşa’nın kuzeyinde bir ofis aracılığıyla Kıbrıs Türk halkıyla “doğrudan ilişki” kurma yoluna gitti. Bu ofis, KKTC’yi tanımadan, “Kıbrıs Türk toplumu” ile teknik işbirliği yürütmektedir.

Bu yaklaşım ise açık bir çelişkiyi barındırmaktadır: Bir yandan Kıbrıs Türk halkının ekonomik gelişimini destekleme söylemi sürdürülmekte, diğer yandan siyasal eşitlik ve tanınma talepleri görmezden gelinmektedir. Bu politika, uluslararası hukukun eşitlik ve temsil ilkeleriyle bağdaşmayan bir çifte standarttır.

Kalıcı Çözüm İçin Gerçekçi Yol: İki Devletli Yapı

Uluslararası toplumun geçmişteki yanlış tercihlerinin ve süregelen çifte standartlı politikalarının bir sonucu olarak bugün adada iki ayrı halk, iki ayrı demokrasi ve iki ayrı egemen yapı fiilen yaşamaktadır. Bu gerçeklik, artık yalnızca bir siyasal tercih değil, de facto hukuki bir durumdur. Bu nedenle, kalıcı bir çözüm için yapılması gereken, 1960 modeline dönmeye çalışmak ya da Rum egemenliğini Türk tarafına empoze etmek değil, Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğini ve eşit uluslararası statüsünü tanımak ve iki devletli çözüm temelinde yeni bir anlaşma zeminini kurmaktır.

İki devletli çözüm; adadaki fiili durumu kabul eden, her iki tarafın kendi siyasi iradesini tanıyan, barışı ve istikrarı kalıcı kılabilecek en gerçekçi ve sürdürülebilir yoldur.

Yazar Hakkında

Doç. Dr. Hakan Arıdemir, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesidir. Uluslararası Hukuk, Bölgesel Deniz Jeopolitiği Meseleleri ve Uluslararası Deniz Hukuku alanında çalışmalarını sürdürmektedir. Afro-Avrasya Araştırmaları Enstitüsü’nün kurucu başkanı olan Doç. Dr. Arıdemir, ulusal ve uluslararası düzeyde birçok akademik projeye, çalıştaya ve yayın faaliyetlerine öncülük etmektedir. Türkiye’nin Afro-Avrasya vizyonu ve Türk dünyası stratejileri üzerine derinlemesine analizler üretmektedir.

Türkiye’nin Alüminyum Üreticisinden Yerli Üretimde Devrim

Türkiye’nin tek birincil alüminyum üreticisi olan Eti Alüminyum, ithalat bağımlılığını azaltma ve stratejik sektörlere yerli çözümler sunma misyonuyla önemli bir başarıya imza attı. Şirket, yoğun Ar-Ge çalışmaları sonucunda, 2.000 derecede bile erimeyen yapısıyla seramikten savunma sanayine, termal izolasyon malzemelerinden boya ve cam sektörüne kadar geniş bir kullanım alanına sahip olan ‘özel alümina’nın yerli üretimine başladı. Faaliyete geçen tesisin yıllık üretim kapasitesi 40 bin ton olarak açıklandı.

Cengiz Holding çatısı altında Türkiye’nin alüminyum ihtiyacının yüzde 10’unu karşılayan Eti Alüminyum’un bu stratejik yatırımıyla, bugüne kadar yalnızca ithalat yoluyla temin edilebilen ‘özel alümina’, artık Türkiye’de üretilebilecek. Bu gelişme, refrakter, seramik, polisaj, termal izolasyon, boya ve cam sektörlerinin hammadde tedarikinde önemli bir rahatlama sağlarken, özellikle savunma sanayinde kritik bir öneme sahip nitelikli alümina ürünlerine yerli bir alternatif sunacak. Eti Alüminyum, bu yatırımla süper ince tane boyutlu ve yüksek saflık derecesine sahip özel alümina ürünlerinin üretimini gerçekleştirebilecek.

“İlk Etapta İç Pazarın %50’sini Karşılayacağız”

Yerli hammadde üretiminin stratejik önemine vurgu yapan Eti Alüminyum Genel Müdürü Mehmet Arkan, “Tedarikçi firma olma hedefiyle 2016 yılında yatırım kararı aldığımız ‘özel alümina’ tesisimizde uzun soluklu Ar-Ge çalışmalarının ardından üretime başlamanın gururunu yaşıyoruz. Türkiye’de ilk kez yerli olarak üretilen ve yıllık 25 bin tonluk bir pazara sahip olan özel alüminada, ilk etapta yıllık 14 bin tonluk üretimle yola çıkıyoruz. Bu üretimle mevcut pazarın yüzde 50’sini karşılamayı ve kalan kısmını da ihraç etmeyi planlıyoruz. Yeni değirmenlerin devreye girmesiyle üretim kapasitemizi 40 bin tona çıkararak pazarın tamamını karşılayacak üretim miktarına ulaşacağız” dedi.

Savunma Sanayine Yerli Çözüm

Özel alümina ürünlerinin savunma sanayindeki stratejik rolüne dikkat çeken Arkan, “Son yıllarda savunma sanayinde ivme kazanan yerli üretim hamleleri doğrultusunda, yüksek teknik özelliklere sahip alümina ürünlerine olan talep önemli ölçüde arttı. Özellikle balistik uygulamalarda kullanılan, süper ince tane boyutlu, yüksek alfa fazına sahip, düşük spesifik yüzey alanına ve yüksek saflık derecesine sahip ‘özel alümina’ ürünlerinin yerli üretimini bu önemli projeyle hayata geçirmiş bulunuyoruz. Savunma sanayi açısından bir devrim niteliği taşıyan bu üretimle Eti Alüminyum olarak hammadde arz güvenliği konusunda üzerimize düşen sorumluluğun bilincindeyiz” ifadelerini kullandı.

Hedefte Dört Farklı Özel Alümina Ürünü Daha Var

Eti Alüminyum, farklı sektörlerin spesifik ihtiyaçlarına yönelik çeşitli özel alümina ürünleri de üretmeyi hedefliyor. Bu kapsamda ‘düşük sodalı alümina’, ‘reaktif alümina’, ‘bimodal’ ve ‘multimodal alümina’ ürünlerinin üretilmesi için Ar-Ge çalışmaları aralıksız devam ediyor. Yeni ürünleriyle Türkiye’nin cari açığının azaltılmasına önemli katkılar sağlamayı amaçlayan Eti Alüminyum, gerçekleştirdiği bu ve benzeri yatırımlarla bölgedeki istihdama da önemli destek sunuyor.

WORLDEF ile Yazılımcı Beyin Göçüne Dur Demek Mümkün

WORLDEF İstanbul 2025, Wyndham Hotel Levent’te gerçekleşen VIP Connect etkinliğiyle başladı. Medya grubumuz CyberNews ekibiyle birlikte bu özel etkinliğe katıldık. Etkinliğin ilk günü, dünya genelinden gelen profesyonellerin, teknoloji liderlerinin, girişimcilerin ve medya mensuplarının bir araya geldiği, özenle tasarlanmış bir networking zeminiydi.

WORLDEF’in kurucusu Ömer Nart ile gerçekleştirilen özel röportajda, etkinliğin stratejik boyutu ve Türkiye’nin dijital vizyonu üzerine çok önemli görüşler paylaşıldı. VIP Connect konsepti, katılımcı kalitesi, etkileşim ve içerik bakımından dünya standartlarını yansıtan bir modeldi. Ancak böylesine nitelikli bir etkinlikte, Türk kamu kurumlarının ve büyük yerli firmaların sınırlı düzeyde temsil edilmesi, uzun süredir göz ardı edilen bir yapısal eksikliği ortaya koydu.

Yıllardır Lizbon’da gerçekleştirilen Web Summit etkinliğine akredite bir gazeteci olarak katılıyorum. Avrupa’da organize edilen bu tür etkinliklere milyonlarca Euro bütçe ayırılıyor, devlet protokolü eksiksiz katılıyor, medya süreci aktif biçimde destekliyor. Genç yazılımcılarımız projeleriyle Web Summit gibi etkinliklerde öne çıkıyor, ancak bu başarıların kazancı genellikle yurt dışına gidiyor.

WORLDEF ise bu seneki şahlanışıyla adeta “Biz de buradayız!” diyerek bu eksikliği kapatmaya aday olduğunu gösterdi. 15-17 Mayıs tarihlerinde Yenikapı’daki ana etkinlik alanında düzenlenen organizasyon, 80’den fazla ülkeden 30 bin katılımcıya ev sahipliği yaptı. Yapay zekâdan dijital pazarlamaya, lojistikten B2B eşleştirmelere kadar onlarca başlıkta sunulan içerik, sadece sektörel değil, milli dijital stratejimiz açısından da çıktılar barındırıyor.

Bu nedenle WORLDEF’i yalnızca bir fuar olarak değil, dijital diplomasinin yeni adresi, bir teknoloji vizyonu sahnesi olarak değerlendirmeli ve sahiplenmeliyiz. WORLDEF CEO’su Ömer Nart’ın belirttiği gibi, İstanbul-Dubai-Riyad üçgeninde oluşacak e-ticaret köprüsü, sadece Türk markalarını dünyaya açmakla kalmayacak, Türkiye’yi dijital ekonominin merkezlerinden biri haline getirecektir.

Ancak bunun için gereken şey nettir. Kamu kurumlarının, yerli yazılım firmalarının, start-up ekosisteminin, medya platformlarının ve akademinin bu organizasyonlara sadece izleyici değil, aktif katılımcı olarak dahil olması gerekiyor. Genç yazılımcılarımızın projelerinin uluslararası pazarlarda başka ülkelerin sermaye grupları tarafından değerlendirilip ticarileştirilmesini izlemek yerine, bu beyin gücünü WORLDEF gibi etkinliklerde Türkiye adına konumlandırmak milli bir görevdir.

İstanbul’un dijital ticarette merkez şehir haline gelmesi için, WORLDEF 2026’nın açılışı, tüzel kurumların, devlet liderlerinin ve dünyanın teknoloji devlerinin katılacağı büyük bir sahnede gerçekleşmelidir. Medya mensupları olarak bizler bu sesi kamuoyuna duyurmakla görevli iken, yetkililerin de bu sürece liderlik etmesi gerekmektedir.

Bu yazı, bir eleştiri değil, aksine milli bir çağrıdır. Teknolojiye, girişimciliğe ve Türkiye’nin dijital geleceğine inanan herkese bir davettir.

Gelin, dijital dönüşümde sessiz kalmayalım.

Gelin, bu sahneyi birlikte büyütelim.

Gelin, dijital Türkiye’yi birlikte inşa edelim.

WORLDEF 2025 yapay zekayla e-ticarette yeni bir çağ başlatıyor

Dünyanın en büyük e-ticaret etkinliklerinden biri olan WORLDEF ISTANBUL 2025, 15-17 Mayıs tarihleri arasında İstanbul Yenikapı Etkinlik Alanı’nda kapılarını açtı. 80’den fazla ülkeden 30 binden fazla ziyaretçiyi ağırlayan dev organizasyon, bu yıl yapay zeka ve dijital ticaret ekseninde şekillenen güçlü içeriğiyle dikkat çekiyor.

WORLDEF CEO’su Ömer Nart etkinliğin açılışında yaptığı konuşmada, İstanbul’un Dubai ve Riyad ile birlikte bir “e-ticaret üçgeni” oluşturduğunu belirtti. Bu vizyonla, İstanbul’un yalnızca bir fuar kenti değil, aynı zamanda küresel dijital ticaretin merkezlerinden biri haline geldiğini vurguladı. “Dünyanın dört bir yanından gelen kurucular, teknoloji liderleri ve yatırımcılar burada aynı masa etrafında dijital geleceği tartışıyor” diyen Nart, etkinliğin stratejik etkisine dikkat çekti.

E-Ticaretin Geleceği ve Yapay Zeka ile Dönüşüm Başladı

Etkinlikte bu yılın en dikkat çekici başlığı şüphesiz “Yapay Zeka ve E-Ticaret Dönüşümü.” oldu. Chatbot’lardan görsel arama teknolojilerine, kişiselleştirilmiş öneri sistemlerinden sahtekarlık tespitine kadar birçok alanda YZ tabanlı çözümler, e-ticaretin geleceğini şekillendiriyor. Katılımcılar, bu dönüşümün en güncel örneklerini etkileşimli stantlarda deneyimleme fırsatı yakaladı.

Marketplace B2B Zone ve Networking Vizyonu

Bu yıl ilk kez oluşturulan “Marketplace B2B Zone”, küresel pazar yerlerini yerli ve yabancı satıcılarla buluşturuyor. eBay, Temu, Hepsiburada ve eMAG gibi dev platformların yer aldığı bu özel alan, fuarın iş geliştirme ayağını güçlendiren stratejik bir hamle oldu. Ayrıca, benzersiz “B2B eşleştirme uygulaması” sayesinde firmalar birebir görüşmelerle somut iş bağlantıları kurma fırsatı buldu.

WORLDEF Küreselleşiyor: Dubai ve Riyad Hamlesi

WORLDEF’in global yolculuğu Dubai ile başladı, şimdi sırada Riyad var. WORLDEF DUBAI 2024, Körfez’in en büyük e-ticaret etkinliği olarak kayıtlara geçti. Riyad’da bu yılın son çeyreğinde düzenlenecek etkinlikle birlikte “İstanbul-Dubai-Riyad” üçgeninde güçlü bir e-ticaret köprüsü kurulmuş olacak.

Bu adımlar, Türk dijital girişimciliğinin küresel vitrine taşınması adına büyük önem taşıyor.

RAKAMLARLA WORLDEF ISTANBUL 2025

  • 80+ ülke
  • 30.000+ ziyaretçi
  • 500+ perakende markası
  • 240+ stant
  • 200+ konuşmacı

Sadece Fuar Değil, Bir Strateji Sahnesi

WORLDEF ISTANBUL 2025, yalnızca bir fuar değil; dijital ticaretin geleceğine yön veren bir vizyon platformu. İstanbul’un dijital merkez olma iddiasını perçinleyen bu etkinlik, Türkiye’nin teknolojik kapasitesini ve küresel pazarlardaki konumunu güçlendirecek güçlü bir hamle olarak kayıtlara geçti.

İber Yarımadasında Yaşanan Büyük Elektrik Kesintisinin Enerji-Politik Düşündürdükleri

Giriş

28 Nisan 2025 tarihinde Avrupa’nın hatta dünyanın en etkin elektrik kesintilerinden biri İber yarımadasında yaşanmış bulunmaktadır. Bu bağlamda yarımadanın hemen tamamında yaşam önemli şekilde etkilenmiş ve çeşitli sorunlar ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla da kesintinin, milyarlarla ifade edilen Euro bazında zarara neden olduğu da ifade edilmektedir.

Bilindiği üzere “İber Yarımadası” veya kısaca “İberya” denilen bu bölgenin yüzölçümü 600 bin km2’ye yakın olup Avrupa’nın Akdeniz’de bulunan üç büyük yarımadasından en batıda olanıdır. Bölgenin güneyindeki Cebelitarık Boğazı ise; yarımadanın doğusunda yer alan Akdeniz ile batısındaki Atlas Okyanusunu birbiri ile irtibatlandıran ve dünya ticareti için stratejik önemi olan bir deniz bağlantı noktasını uluşturmaktadır.

Yarımadanın önemli bir kısmında İspanya yer almakta, batısında ise Atlas Okyanusu bölgesinde Portekiz bulunmaktadır. İber Yarımadasının bu iki büyük ülkesinden ayrı olarak bölgenin kuzeyinde Fransa, Cebelitarık boğazı bölgesinde İngiltere’ye bağlı küçük fakat stratejik bir konuma sahip Cebelitarık ve kuzeyde de İspanya-Fransa sınır bölgesinde küçük bir ülke olarak Andora yer almaktadır.

Söz konusu yarımadada Nisan 2025’in son günlerinde yaşanan geniş çaplı elektrik kesintisi bölgedeki ülkelerde yaşayan milyonlarca kişiyi önemli ölçüde etkilemiş ve hayatı adeta durma noktasına kadar getirmiştir. Bu bağlamda, İspanya, Portekiz, Andora ve Fransa’nın güneyi elektrik kesintisinden etkilenmiş bulunmaktadır (Şekil 1). Elektrik kesintisi 15 saati aşkın bir süre sürmüş, ancak bazı bölgelerde kesintiden etkilenme süresi daha da uzun olabilmiştir. Dolayısıyla da yaşanan bu süreç, Avrupa’nın öne çıkan elektrik kesintisi olayı olarak kayıtlara geçmiş bulunmaktadır.

Yaşanan Elektrik Kesintisinin Sebebi

Böylesine büyük çaplı bir elektrik kesintisi yaşanmış olmasına karşın kesintinin sebebi tam ve net olarak belirlenememiş ve/veya açıklanmamıştır. Süreç boyunca ve sonrasında bazı farklı açıklamalar yapıldıysa da tam olarak kesinti nedeni açık ve sarih olarak ifade edilmemiştir.

Yapılan açıklamalardan ilki, kesintinin hemen başında yapılmış olup elektrik kesintilerinin sebebi olarak “nadir görülen atmosferik bir fenomen” gösterilmiştir. Söz konusu fenomen olarak ise; aşırı sıcaklık ve değişimlerinin şebekelerde ciddi dengesizliklere sebep olabilen şartlar olduğu belirtilmiştir. Bu sıcaklık değişimlerinin yüksek gerilim hatlarında “indüklenmiş atmosferik titreşim” olarak bilinen anormal salınımlara neden olduğu ve bu salınımların elektrik sistemleri arasındaki senkronizasyonu bozarak Avrupa genelindeki, bağlı şebekelerde zincirleme arızalara yol açtığı ifade edilmiştir.

Ancak kesintinin meydana geldiği 28 Nisan 2025 tarihinde çok yüksek bir sıcaklık veya anormal bir meteorolojik sıcaklık değişiminin olduğu söylenememektedir. Yaz şartlarında böylesi durumların olması daha muhtemelken Nisan ayı şartlarında bu durumun olması hayli şüpheli görülmüştür. Kaldı ki; söz konusu fenomen zaten “nadir görülen” olarak nitelenmekte ve böylesi bu olayın yüksek gerilim hatlarını etkilemesi de daha nadir bir durum olarak betimlenmektedir.

Diğer olası bir neden olarak da teknik şebeke arızaları olarak belirtilmiştir. Bu, daha mümkün bir durum olmakla beraber böylesi büyük bir alanı etkileyecek cesamette elektrik kesintisi yaratması bazı tereddütleri oluşturmaktadır.

Öte yandan “Siber Saldırı” ihtimalinden de bahsedilmiştir. İçinde yaşamakta olduğumuz “Dijital Çağda” siber ataklar (maalesef) sıkça karşılaşılan haller arasında sayılabilmektedir. Ancak bu ihtimale ilişkin olarak teknik ve idari yetkililer, böylesi bir durumun olmadığı yönünde arka arkaya açıklamalarda bulunmuşlardır.

Bir diğer ve önemli neden ise “enerji arzının talebi karşılayamaması” ya da “sistemin aşırı yüklenmesi” olarak gösterilmiştir ki; bu tüm İber yarımadasını etkileyebilecek ve elektrik kesintisine neden olabilecek en muhtemel neden olarak görülmektedir. Böylesi bir durumda, ana trafolardan birinde aşırı yüklenme veya daha muhtemel olarak enerji arzının talebi karşılayamaması durumu ortaya çıkmaktadır.

Dolayısıyla bir ana trafoda önemli bir hasar meydana gelebilmekte ve trafoyu devre dışı bırakabilmektedir. İlaveten söz konusu böyle bir trafoda ortaya çıkan olumsuzluk, bu trafoya bağlı diğer trafoları da etkileyerek “Domino Etkisi” yaratabilmekte ve fazla olarak elektrik şebekesinde de hasara neden olup ülke boyutunda elektrik kesintisine sebep olabilmektedir. Avrupa Birliği (AB) gibi bir yapılanmada, ülkelerin enterkonnekte şebekeleri birbirine bağlanmış olduğundan, bağlı sistemler birbirinden etkilenmekte ve devasa boyutlu elektrik kesintileri meydana gelebilmektedir.

Büyük çaplı elektrik kesintilerinde, elektrik şebeke sisteminin tamiri ve yeniden tesisi en az 6 saat alabilmekte ve çoğunlukla da daha uzun sürelerle elektrik kesintisi yaşanabilmektedir. Nitekim İber Yarımadasında yaşanan elektrik kesintisinin de ancak 15 saatte nispeten giderebildiği ifade edilmiştir. Bu bakımdan böylesi bir durumun yaşanmış olması çok muhtemeldir.

Elektrik kesintisinin olabildiğince kaldırılabilmesi için Fransa ve Fas’tan alınan elektrik desteği ile bazı bölgelerde elektrik arzının yeniden sağlandığını açıklanmıştır. Sistemin tümüyle eski haline getirilebilmesi ve rantabl kullanıma geçilmesi günlerle ifade edilen süreçlerde mümkün olabilmiştir.

“Enerji arzının talebi karşılayamaması” ya da tersine olarak “sistemin aşırı yüklenmesi” gibi bir durum çoğu kez, elektrik santrallarının devreye girmesi, çıkması ve/veya hangi güçlerde girmesi veya çıkmasıyla ilgili olmaktadır. Burada şunu da belirtmek gerekir ki; elektrik iletim ve dağıtım sisteminin yükünün stabil tutulmasında “Emre Amade” santrallar önem taşımaktadır.

Bir başka deyişle, günün saatlerinden ve mevsimlerin farklılığından etkilenmeyen santralların varlığı ve devrede kalış durumları önem arz etmektedir. Emre amade santrallar bilindiği üzere, esas itibariyle fosil yakıtlı santrallar ile nükleer santrallar olmaktadır. Buna karşın özellikle, rüzgâr ve güneş santralları gibi doğal şartlara bağlı olarak güç üretebilme kabiliyetleri değişebilen santrallar elektrik şebekesinde anomalilere neden olabilmektedirler.

Nitekim İber yarımadasında yaşanan büyük elektrik kesintisiyle ilgili olarak yapılan bazı açıklamalarda, İspanya’daki önemli bir güneş santralının şebeke üzerinde yarattığı anomalinin etkin olduğundan da bahsedilmiştir. Ancak bu durum resmen teyit edilmemiştir. Ancak böyle bir durum hayli muhtemeldir. Tabii, yaşanan büyük elektrik kesintisi bu nedenle olmuş ise, İspanya başta olmak üzere AB, enerji politikalarını tekrar gözden geçirmek durumunda kalacaktır. Zira AB ve bu bağlamda İspanya giderek daha çok yenilenebilir enerji santrallarını kullanma yönünde enerji politikaları geliştirmektedirler.

Daha önce de Avrupa’da ve dünyada, İber yarımadasında yaşanan bu son büyük çaplı elektrik kesintisi gibi “önemli olarak nitelenebilecek” elektrik kesintileri yaşanmıştır. Bunlardan biri 20023 yılında AB’de yaşanan İtalya, İsviçre, Avusturya, Slovenya ve Hırvatistanı etkileyen elektrik kesintisi ve bir diğeri de yine AB’de bu sefer Fransa’dan kaynaklanan ve Almanya, Belçika İtalya, İspanya, Portekiz gibi ülkeleri etkileyen elektrik kesintileridir. Bir diğer benzer kesinti de ülkemizde 2015’de yaşanmış ve 9 saatte giderilebilmiştir. Dünyanın diğer önemli elektrik kesintileri arasında 1965’te ABD ve Kanada’yı etkileyen, 2009’da Brezilya ve Paraguay’ı etkisi altına alan, 2014 ve 2015’te sırasıyla Bangladeş ve Pakistan’da yaşanan elektrik kesintileridir. Şimdiye kadar en çok insanı etkileyen elektrik kesintisi olarak ise Hindistan’da 2012 yılında yaşanan ve 620 Milyon kişiyi etkileyen elektrik kesintisi gösterilmektedir.

Elektrik Kesintisinin Sebep Olduğu Sorunlar

İber yarımadasında yaşanan 15 saat etkin şekilde süren ve bölgesel olarak daha uzun süreçli etkisi görülen elektrik kesintisi, tüm yarımadada yaşamı olumsuz etkilemiş ve birçok alanda sorunlara neden olmuştur. Kısaca belirtmek istenirse; toplu taşıma kapsamında tren seferleri, metro seferleri, uçuşlar etkilenmiş ve durma noktasına gelmiştir. Özellikle havalimanlarında, tren ve metro istasyonlarında kargaşa yaşanmıştır.

Toplu taşımayı kullanamayan halk yollarda kalmış ve her yerde yoğunluk ortaya çıkmıştır. Fazla olarak trafik ışıkları çalışmadığından trafik keşmekeşiyle birlikte ulaşım felç olmuştur. Sağlık hizmetleri etkilenmiş, devam eden ameliyatlar destek üniteleriyle devam edebilmiş. Acil olmayan bütün sağlık hizmetleri ertelenmiştir. Hatta “Olağanüstü Hal“ ilan edilerek, halkın mümkün olduğunca yer değiştirmemelerini ve evlerinde kalmaları istenmiştir.

Elektrik kesintisi nedeniyle internet kesilmiş iletişim ağlarında kaos yaşanmış ve iletişim durma noktasına gelmiştir. Marketlerde alışveriş büyük ölçüde aksamış, gıda depolamasında sorunlar yaşanmıştır. Tüm hizmet sektörü de etkilenmiş olup büyük aksaklıklar yaşanmıştır. Hatta Fransa’nın güneyinde, elektrik kesintisinden kaynaklı olarak dağıtım hattında oluşan şerare nedeniyle ormanlık bir bölgede yangın çıktığı ifade edilmiştir. Aydınlatma ile ısıtma-soğutma sistemleri de çalışamaz hale geldiğinden yaşam tümüyle olumsuz etkilenmiştir.

Sonuç

Son olarak 28 Nisan 2025 tarihinde İspanya merkezli başlayan ve tüm İber yarımadasını etkisi altına alan büyük çaplı elektrik kesintisi İberya’daki 4 ülkede (İspanya Portekiz, Andora ve Fransa’nın güneyinde) yaşamı hayli zora sokmuştur. Yaşam (yukarıda da açıklandığı üzere) adeta durma noktasına gelmiş ve Milyarlarca Euro zarardan bahsedilir olmuştur.

Dünyada daha önce de yaşanan benzeri büyük elektrik kesintilerinde yine milyonlarca insan etkilenmiş ve ilgili ülkelerde hayatın akışı durma noktasına gelerek kaos yaşanmıştır. Söz konusu bu önemli elektrik kesintilerinde sebep, esas itibariyle “enerji arzının talebi karşılayamaması” olarak gösterilmiştir.

Bu son yaşanan İberya elektrik kesintisinde de net olarak sebep açıklaması yapılmamış olmakla beraber yine benzer bir durumdan bahsedilmektedir. Daha önce dünyada yaşanan büyük çaplı elektrik kesintilerinden edinilen deneyimle 2020’li yıllarda artık bu çapta kesintilerin yaşanmayacağı düşünülürken 2025 yılında böylesi bir kesintinin yaşanması düşündürücüdür.

Özellikle, bir güneş santralından kaynaklanan anomaliyle elektrik kesintisinin yaşandığından bahsediliyor olması ayrıca önemlidir. Zira, AB yenilenebilir enerjiye geçiş konusunda, üye ülkelere önemli ölçüde dayatma uygulamakta ve “Yeşil Mutabakat” gibi zorlayıcı kurallar getirmektedir. Buna karşın, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımıyla çalıştırılan enerji santrallarının güvenli ve süreklilikle elektrik tedarikini sağlayamaması gibi bir durum, enerji politikalarında sürdürülebilirlik açısından üzerinde durulması gereken önemli bir hususu oluşturmaktadır.

İspanya, bu bağlamda yenilenebilir enerjiyi kullanma yolunda önemli mesafe kat edebilmiş bir ülke durumundadır. Bunda, sahip olduğu rüzgâr ve güneş enerjisi potansiyelinin yüksek olması da etkin olmuştur denebilir. Fazla olarak emre amade santrallarını azaltma ve zaman içinde devreden çıkarma politikası uygulanırken yaşanan böylesi büyük çaplı ve sadece kendi ülkesini değil diğer komşu ülkeleri de etkileyen bu elektrik kesintisi, konunun dikkatle analiz edilmesini gerektirmektedir. Nitekim, kesintiden sonra İspanya yetkililerinden, enerji arz güvenliği konusunun yeniden ele alınacağı ve nükleer santral politikalarının gözden geçirileceği yönünde açıklamalar da gelmiştir.

Burada üzerinde durulması gereken bir husus da ülkeler arasında bağlantılı enterkonnekte şebekelerin birbirini desteklemesi konusudur. Böylelikle enerji güvenliğinin daha emniyetle sağlanacağı ifade edilirken, İberya’da yaşanan bu elektrik kesintisiyle enterkonnekte şebekelerin birbirini olumsuz olarak etkileyebileceği ve bir ülkedeki kesintinin diğer ülkeleri de bu bağlamda olumsuz olarak etkileyebileceğini göstermektedir.

Öte yandan yaşanan elektrik kesintisinin sebepleri arasında gösterilen siber saldırı senaryosu da düşündürücüdür. Eğer böyle bir durum da kesintinin başlaması veya pekişmesi yönünde etkin olmuşsa, önemli bir dijital ve güvenlik zaafının olduğunu göstermektedir ki; bu da enerji politik açıdan üzerinde önemle durulması gereken bir diğer hususu oluşturmaktadır.

Öz olarak ifade edilmek istenirse; yaşadığımız “Bilgi Çağı” dolayısı ile “Dijital Çağ”da elektrik kesintisi, tahammül edilebilir bir durum olmaktan çıkmıştır. Böylesi bir durumda hayatın her aşaması olumsuz etkilenmekte, yaşam durma noktasına gelmekte ve kaos oluşmakta, ilave olarak milyonlarca insan etkilenerek, işgücü kaybı ve devasa mali kayıplar ortaya çıkmaktadır. Bu bakımdan, yaşananlara sebep olarak gösterilen her ne olursa olsun üzerinde dikkatle durulması gerekmekte olup konuların derinlemesine incelenerek analiz edilmesi ve her olasılığın değerlendirilerek teknik ve enerji politik zaafların ve/veya eksikliklerin giderilmesi zorunluluk arz etmektedir.

100 Mw’lık Batarya Projesiyle Güriş, Romanya’nın Enerji Altyapısını Güçlendiriyor

Türkiye’nin inşaat, endüstri ve enerji sektörlerindeki köklü oyuncularından GÜRİŞ Holding, Avrupa’daki büyüme stratejisi doğrultusunda Romanya enerji piyasasına dev bir adım attı. Şirket, Güneydoğu Avrupa’daki enerji dönüşümüne önemli bir katkı sağlayacak 100 MW / 200 MWh kapasiteli batarya enerji depolama projesi “BESS IAZ”ı hayata geçirmek üzere harekete geçti.

GÜRİŞ İnşaat ve Mühendislik A.Ş., Romanya’nın Caras-Severin bölgesindeki Iaz Köyü’nde konumlanan stratejik öneme sahip “BESS IAZ” projesini geliştiren ENERGY CAPITAL GROUP SRL’nin tüm hisselerini satın alarak bu önemli yatırımı bünyesine kattı. Bu stratejik hamle, GÜRİŞ’in Romanya’daki 100’ü aşkın başarılı projelik tecrübesine yeni bir boyut kazandırırken, şirketi Güneydoğu Avrupa’nın yükselen enerji pazarında kilit bir oyuncu haline getirecek.

Bölgesel Enerji İstikrarına Katkı

100 MW kurulu güce ve 200 MWh depolama kapasitesine sahip olan “BESS IAZ” projesi, Romanya’nın enerji altyapısını güçlendirmede ve şebeke istikrarını sağlamada kritik bir rol üstlenecek. Yenilenebilir enerji kaynaklarının (güneş ve rüzgar gibi) üretimindeki dalgalanmaları dengeleyerek, enerji arz güvenliğini artıracak olan bu devasa batarya sistemi, aynı zamanda şebekenin daha verimli çalışmasına olanak tanıyacak.

GÜRİŞ’in Avrupa Vizyonu

Bu önemli yatırım, GÜRİŞ Holding’in sadece Türkiye’deki değil, Avrupa’daki enerji sektöründe de büyüme vizyonunun somut bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Güneydoğu Avrupa’nın enerji piyasalarındaki potansiyeli gören şirket, bu satın almayla birlikte bölgedeki bölünmüş enerji yapısına güçlü bir giriş yaparak, gelecekte bu alandaki yatırımlarını artırma hedefinde olduğunu açıkça ortaya koydu.

Sektör Temsilcilerinden Övgü

GÜRİŞ’in bu stratejik hamlesi, enerji sektörü temsilcileri tarafından da olumlu karşılandı. Uzmanlar, bu büyüklükteki bir batarya projesinin Romanya’nın enerji dönüşümü hedeflerine ulaşmasında ve bölgesel enerji güvenliğinin sağlanmasında önemli bir kilometre taşı olacağını belirtiyorlar. GÜRİŞ’in köklü mühendislik tecrübesi ve finansal gücüyle bu projeyi başarıyla tamamlayacağına olan inanç da sektörde hakim.

GÜRİŞ Holding’den yapılan açıklamada, “BESS IAZ” projesinin sadece bir başlangıç olduğu ve önümüzdeki dönemde Güneydoğu Avrupa enerji pazarında benzer nitelikteki yatırımların artarak devam edeceği sinyali verildi. Şirketin, yenilenebilir enerji teknolojileri ve enerji depolama çözümleri alanındaki uzmanlığını bölgeye taşıyarak, sürdürülebilir bir enerji geleceğine katkıda bulunmayı hedeflediği vurgulandı.

GÜRİŞ’in Romanya’daki bu devasa batarya projesi yatırımı, Türkiye’nin mühendislik ve enerji alanındaki yetkinliğini Avrupa sahnesine taşıyan önemli bir başarı hikayesi olarak kayıtlara geçiyor. Projenin tamamlanmasıyla birlikte, Romanya’nın enerji bağımsızlığına ve bölgesel enerji istikrarına önemli katkılar sağlaması bekleniyor.

Sektörün Önde Gelenleri Yeşil Çelik Zirvesi 2025’te Buluştu

Çelik endüstrisinin geleceğine yeşil enerjinin yön vereceği tarihi bir buluşma İstanbul’da gerçekleşti. “Yeşil Çelik Zirvesi 2025”, kamu, sanayi, finans, enerji ve teknoloji dünyasının önde gelen isimlerini bir araya getirerek karbonsuz üretim hedefi için güç birliği mesajı verdi. Zirvede, döngüsel ekonomi, Sınırda Karbon Mekanizma Düzenlemesi (SKDM) ve Emisyon Ticaret Sistemi’ne (ETS) uyum gibi kritik başlıklar masaya yatırıldı.

Türkiye Çelik Üreticileri Derneği (TÇÜD) ve Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı, zirvenin açılışında yaptığı konuşmada, “Sektör olarak sürdürülebilirlik, ileri teknoloji ve verimlilikle elde edilen bu yeni döneme göre topyekûn dönüştürülmeliyiz” çağrısında bulundu. Zirve, çelik sektöründe karbonsuz üretim yol haritasının çizildiği, iş birliklerinin genişletildiği ve Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadeledeki vizyonunun sergilendiği önemli bir platform oldu.

Sektörün Devleri İstanbul’da Buluştu

SteelData organizasyonu ve Tosyalı Holding’in ana sponsorluğunda 13 Mayıs Salı günü İstanbul Emaar Adres Hotel’de düzenlenen “Yeşil Çelik Zirvesi 2025”, çelik endüstrisinin yeşil dönüşüm sürecine odaklandı. Otomotiv, beyaz eşya, makine ve inşaat gibi çelik yoğun sektörlerin yanı sıra yeşil enerji, teknoloji, finans ve akademi dünyasının temsilcileri de zirveye yoğun ilgi gösterdi.

Katılımcılar, karbonsuz üretim teknolojileri, Emisyon Ticaret Sistemi (ETS), Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), karbon nötr hedefleri ve sektörel iş birlikleri gibi hayati konuları derinlemesine tartıştı. Zirveye Tatçelik, Ekinciler Demir Çelik, Süperref Gümüş, RedSun Enerji, Metsims ve Danieli Group gibi sektörün önde gelen firmaları da sponsor olarak destek verdi. Yerli ve yabancı uzmanlar, çelik sanayinin karbonsuzlaşma sürecini mevcut üretim modelleri ve gelecekteki olası değişimler bağlamında çok yönlü olarak ele aldı.

Tosyalı’dan Küresel Pazardaki Değişime Vurgu

TÇÜD ve Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı, açılış konuşmasında küresel pazardaki dönüşüme dikkat çekerek, “Dünya, küresel tek bir pazardan ziyade giderek daha parçalı ve bölünmüş pazarların olduğu bir yapıya doğru evriliyor. Çin ve ABD arasındaki küresel rekabet de bu dönüşümü tetikliyor. Bize düşen ise kendi iç dinamiklerimizi güçlendirmek ve akılcı çözümler üretmektir” ifadelerini kullandı.

Küresel çelik endüstrisinin sera gazı emisyonlarının %7’sinden sorumlu olduğunu belirten Tosyalı, dünya genelinde çelik üretiminde kullanılan enerjinin %73’ünün hala kömür kaynaklı olduğuna dikkat çekti. Hurda ile üretim yapan tesislerin oranının ise sadece %14 olduğunu vurgulayan Tosyalı, emisyonların azaltılması için temiz enerji ve teknolojilere daha fazla yatırım yapılması gerektiğini söyledi. Özellikle güneş gibi temiz enerjinin sanayide daha fazla yaygınlaşmasının ve bu alandaki standartların önemine işaret etti.

Tosyalı Holding’in sürdürülebilirlik odaklı yatırımlarına da değinen Fuat Tosyalı, “Yatırımlarımızın üç temel merkezi var: Sürdürülebilirlik, verimlilik ve ölçek. Bu doğrultuda, Tosyalı olarak odaklandığımız temel alanlardan biri GES yatırımları ve üretimde hidrojen kullanımıdır. Dünyanın en büyük çatı üstü GES’ine sahip bir şirket olarak güneş enerjisi yatırımlarımıza aralıksız devam ediyoruz. 2023 yılında tamamladığımız 2,5 milyar dolarlık yassı çelik tesisimizle, Türkiye’nin 4 milyon tonluk yassı çelik ithalatını ortadan kaldırırken, değerli çelik ihracatına da önemli bir katkı sağlamaya başladık” şeklinde konuştu. Tosyalı, konuşmasının sonunda sektöre, sürdürülebilirlik, ileri teknoloji ve verimlilikle şekillenen bu yeni döneme uyum sağlama çağrısında bulundu.

SteelData’dan İş Birliği Vurgusu

SteelData Yöneticisi Şahap Ataman ise zirvede yaptığı konuşmada, çelik sanayine rehberlik etmek ve sürdürülebilirlik anlayışını yaygınlaştırmak amacıyla düzenlenen etkinliğin, sektörde iş birliği oluşturmak adına önemli bir fırsat sunduğunu vurguladı. Ataman, “Karbon ayak izimizi azaltırken rekabet gücümüzü koruyabilir, hatta gelişmiş teknolojilerle sektörümüze yeni bir dinamizm kazandırabiliriz. Bu süreçte cesur adımlar atmalı, ortak çözümler geliştirmeli ve deneyimlerimizi paylaşmalıyız” dedi.

Panellerde Karbonsuz Üretim ve Mevzuat Masaya Yatırıldı

Zirvenin ilk panelinde “Karbonsuz Üretim, Geleceğin Hammaddeleri ve Teknolojileri” başlığı altında sektördeki teknoloji dönüşümü ele alındı. Arthur D. Little Middle East Kıdemli Danışmanı Cansın Çehiz, demir çelik endüstrisinin karbonsuzlaşma sürecindeki küresel dinamikleri değerlendirirken, Doğrudan İndirgenmiş Demir (DRI) üretiminin düşük karbonlu önemli bir çözüm olarak öne çıktığını belirtti. Hydnum Steel Strateji Direktörü Fernando Pessanha ise şirketlerin karbonsuzlaşma stratejilerini anlatarak sürdürülebilirlik anlayışlarını “3×100 ve 3×0” çözümüyle özetledi: %100 yenilenebilir enerji, %100 döngüsellik ve %100 dijitalleşme ile sıfır emisyon, sıfır temiz su kullanımı ve sıfır atık. Danieli Group Başkan Yardımcısı Andrea Diasparro da elektrikli fırın teknolojilerinin sunduğu yeniliklere dikkat çekerek, karbonsuzlaşma sürecinin detaylı emisyon takibi ve yapay zeka destekli esnek üretimle ele alınması gerektiğini vurguladı.

“SKDM, ETS, Mevzuat, Uyum Süreci ve Beklentiler” başlıklı ikinci panelde ise Kocaer Çelik Genel Müdürü Mehmet Çakmur moderatörlüğünde Ticaret Bakanlığı Daire Başkanı Gülizar Yavaş, ATP GreenX Genel Müdürü Tuğba Sarı, Metsims CEO’su Dr. Hüdai Kara ve Çevre Bakanlığı Uzmanı Aydın Sargın, sektördeki mevzuat değişikliklerini ve uyum süreçlerini değerlendirdi. Gülizar Yavaş, AB’nin Yeşil Mutabakat Eylem Planı’nın Türkiye’ye etkilerini ve çelik sektörünü bekleyen yeni düzenlemeleri aktarırken, Tuğba Sarı karbon kredileri ve yeşil enerji sertifikalarıyla dönüşüm fırsatlarını paylaştı. Dr. Hüdai Kara, sınırda karbon düzenlemesi sürecine dikkat çekerken, Aydın Sargın Türkiye’nin emisyon ticaret sisteminin mevcut durumu hakkında bilgi verdi.

Sıfır Karbon Deneyimi ve Yenilenebilir Enerjinin Rolü Tartışıldı

Zirvenin sonraki panellerinde “Sıfır Karbon Deneyimi, Teknolojiler ve Uygulamalar” ve “Yenilenebilir Enerji ve Hidrojenin Rolü” başlıkları altında Avrupa’daki iyi uygulamalar, transfer edilebilir teknolojiler ve yenilenebilir enerjinin çelik sektöründeki potansiyeli ele alındı. Stegra Ticari Direktörü Stephan Flapper ve SMS Group Yeşil Çelik Direktörü Dr. Tim Ochel, şirketlerinin yeşil çelik üretimine yönelik stratejilerini ve teknolojilerini paylaşırken, İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) Proje Koordinatörü Dursun Baş, Türkiye çelik sektörünün karbonsuzlaşma politikalarına yönelik raporlarının bulgularını aktardı.

“Yenilenebilir Enerji ve Hidrojenin Rolü” panelinde ise Ekstrametal Genel Müdür Yardımcısı Dr. Arda Çetin, Ember Enerji Analisti Bahadır Sercan Gümüş, YEO Teknoloji Enerji Direktörü Sami Serin ve Linde Gaz Türkiye İG Direktörü İsmail Erilhan, yeşil hidrojenin ve güneş enerjisinin çelik sektöründeki potansiyelini ve Türkiye’nin bu alandaki hedeflerini değerlendirdi. Türkiye’nin güneş enerjisi potansiyeline dikkat çeken analistler, yenilenebilir enerjinin karbonsuz üretim hedeflerine ulaşmada kritik bir rol oynayacağını vurguladılar.

Uygar RES Tamamlandığında Türkiye’nin En Büyüklerinden Biri Olacak

Enerjisa Üretim, Türkiye’nin yenilenebilir enerji hamlesinde bir kilometre taşını daha geride bırakarak 30. enerji santralini devreye aldı. Balıkesir, İzmir ve Manisa il sınırları içerisinde kurulan Uygar Rüzgâr Enerjisi Santrali (RES) projesi, tamamlandığında 60 türbin ve 250 MW kurulu güç kapasitesiyle Türkiye’nin en büyük ikinci rüzgâr enerji santrali olacak.

Santralin ilk fazının devreye alınmasıyla birlikte Enerjisa Üretim’in enerji üretim portföyüne yeni ve güçlü bir halka daha eklendi. Proje, aynı zamanda Türkiye’nin sürdürülebilir enerji arzına sağladığı katkıyla dikkat çekiyor.

500 Bin Haneye Temiz Enerji, 600 Bin Ton Karbon Azalımı

Uygar RES, tam kapasiteye ulaştığında yaklaşık 1 milyar kWh yıllık üretim sağlayacak. Bu üretim, yaklaşık 500 bin hanenin yıllık elektrik tüketimine eşdeğer olup 600 bin ton karbon salımının da önüne geçilmesi anlamına geliyor. Proje sadece iklim hedeflerine değil, aynı zamanda enerji arz güvenliği ve enerji bağımsızlığına da stratejik bir katkı sağlıyor.

“Rüzgâr artık sadece doğadan değil, bizim vizyonumuzdan da esiyor”

Enerjisa Üretim CEO’su İhsan Erbil Bayçöl, santralin devreye alınmasına ilişkin yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Türkiye’nin enerji sahnesinde önemli bir aktör olmanın getirdiği sorumlulukla hareket ediyoruz. Uygar RES, yalnızca bir enerji santrali değil; yerli teknoloji, insan kaynağı, Ar-Ge ve sürdürülebilirlik anlamına gelen bütünsel bir kalkınma hamlesidir. Yıllık yaklaşık 1 milyar kWh üretimle enerji bağımsızlığımıza doğrudan katkı sağlayacak. Bu, daha istikrarlı fiyatlandırma ve güvence altında elektrik temini açısından da büyük değer taşıyor”

Bayçöl ayrıca, santralde kullanılan kule, kanat ve jeneratör gibi bileşenlerin yerli üretim olduğunu vurgulayarak, Türkiye sanayisine doğrudan katkı sağlandığını belirtti.

Kadınların Yönettiği Santrallerden Darkplant Modellerine

Enerjisa Üretim, yenilenebilir enerji yatırımlarında sadece teknoloji ve altyapı değil, aynı zamanda insan odaklı dönüşüm vizyonuyla da öncü projelere imza atıyor. Şirketin uçtan uca kadınlar tarafından yönetilen Ovacık RES, insansız işletme modeliyle öne çıkan Akköy RES ve Harmancık RES gibi projeleri bu yaklaşımın örnekleri arasında yer alıyor.

2,5 Milyar Dolarlık Enerji Hamlesi

Şirketin YEKA-2 ve YEKA RES-2024 kapsamında hayata geçireceği 1.750 MW’lık kurulu güç, Türkiye’nin toplam rüzgâr enerjisi kapasitesine yaklaşık %15 oranında katkı sunacak. Toplamda 2,5 milyar dolarlık yatırımla şekillenen bu portföy, Türkiye’de son 10-15 yılın en büyük bireysel enerji yatırım projesi olarak öne çıkıyor.

Edirne ve Balkaya Projeleriyle 750 MW Daha

Enerjisa Üretim, son olarak YEKA RES-2024 ihalelerinde de büyük başarı göstererek Edirne RES (410 MW) ve Balkaya RES (340 MW) projeleriyle rüzgâr enerjisi portföyüne 750 MW ek kapasite kazandırdı. Bu hamleyle birlikte şirketin rüzgâr enerjisindeki liderliği daha da pekişmiş oldu.

Türkiye’nin Enerji Omurgasını Şekillendiriyor

Toplamda 30 santral ve 4.000 MW kurulu güç ile Türkiye’nin enerji ihtiyacının yaklaşık %5’ini karşılayan Enerjisa Üretim, enerji arz güvenliğinin temel taşlarından biri haline gelmiş durumda. Uygar RES ile birlikte bu güç daha da büyüyor, Türkiye’nin yeşil enerji dönüşümüne liderlik eden altyapılar kuruluyor.

Enerjisa Üretim, sürdürülebilirlik odaklı yatırımları, çevresel etkileri azaltma stratejileri ve yerli üretime olan bağlılığı ile yalnızca bir enerji üreticisi değil, geleceğin iklim dostu kalkınma modeli olarak konumlanıyor.

Sürdürülebilir Gelecek İçin Genç Beyinlerle Buluşma

Bilimsel gelişmeleri yakından takip eden ve genç nesillerin Ar-Ge kültürüyle tanışmasını misyon edinen Hayat Kimya, geleceğin bilim insanlarını ağırlamaya devam ediyor. Bu kapsamda, İstanbul Üsküdar’da faaliyet gösteren Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı ARGEM (Araştırma Geliştirme Eğitim ve Uygulama Merkezi) Lisesi’nin Bilim, Fen, Teknoloji ve Kimya Kulübü öğrencileri, 8 Mayıs 2025 Perşembe günü Hayat Kimya’nın Ar-Ge ve üretim kampüsünü ziyaret etti.

Teknik gezi kapsamında 15 öğrenci, Hayat Kimya’nın Ar-Ge Merkezi’nde yürütülen inovatif projeleri yerinde gözlemleme ve uzmanlardan birebir bilgi alma fırsatı buldu. Kimya, mühendislik ve ürün geliştirme süreçlerine ilgi duyan öğrenciler, sadece laboratuvar ortamında değil, aynı zamanda gerçek üretim hatları üzerinde gözlem yaparak bilgi dağarcıklarını genişletme imkânı yakaladı.

Ziyaret boyunca öğrenciler; deterjan, temizlik kağıdı ve hijyenik ped üretim tesislerinde kullanılan ileri üretim teknolojileri, çevre dostu malzeme süreçleri ve sürdürülebilirlik ilkeleri hakkında kapsamlı bilgilere erişti. Sürdürülebilir üretim modelleri, çevresel sorumluluk ve geri dönüştürülebilir malzemeler konusundaki yaklaşımlar, öğrencilerin teorik bilgilerini sahadaki uygulamalarla pekiştirmelerini sağladı.

Hayat Kimya’nın çeşitli birimlerinden gelen uzmanlar, öğrencilere hem şirketin Ar-Ge vizyonunu hem de ürün geliştirme döngüsünü aktardı. Gençlerin sorularına samimiyetle yanıt veren ekip üyeleri, sektörel tecrübelerini paylaşarak öğrencilerin mesleki yönelimlerine katkıda bulundu. Gezi sonunda öğrenciler, bilimsel meraklarını artıran, gerçek üretim süreçlerine temas edebildikleri bu deneyimin oldukça ilham verici olduğunu ifade etti.

Hayat Kimya, gençlerin bilim ve teknolojiye olan ilgisini artırmayı, erken yaşta Ar-Ge kültürüyle tanışmalarını sağlamayı ve Türkiye’nin nitelikli bilim insanı potansiyeline katkıda bulunmayı hedefleyen bu tür etkinliklere önümüzdeki dönemde de devam etmeyi planlıyor.

Uluslararası Jeotermal Yatırım Zirvesi Kapadokya’da Gerçekleşti

Dünyadan ve Türkiye’den önemli bilgilerin bir araya geldiği “Uluslararası Jeotermal Yatırım Zirvesi – IGIS”, Kapadokya’nın güzel manzarasında, Ürgüp Perissia Hotel & Convention Center’da gerçekleştirilmeye başlandı. Zirve, jeotermal enerji ve enerji verimliliği küresel çaptaki yatırım fırsatlarını irdelemeyi ve jeotermal enerjiye dayalı kalkınma modellerini tartışmayı amaçlıyor. Açılış konuşmalarını yapan Başkan Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Nevşehir Valisi Ali Fidan ve JEMYAD Başkanı Ömer Tosun, zirvenin önemini vurguladı.

Jeotermal Enerji ve Kalkınma Ekonomik

Jeotermal Yatırımcılar Derneği (JEMYAD) tarafından düzenlenen zirvede, jeotermal enerji alanında en güncel konular ele alınıyor. Kamu ve özel sektör temsilcileri ile akademik çevrelerin güncellenmesiyle gerçekleşen etkinliğe 400’e yakın uzman ve yönetici katıldı. Zirve, Türkiye’nin 12. Kalkınma Planı çerçevesinde enerji, tarım-gıda ve turizm sektörlerinde jeotermalin gösterilmesine katkı sağlamayı hedefliyor.Cevdet Yılmaz, Türkiye’nin cari açığını en aza indirmek amacıyla yeşil dönüşüm hedeflerinin önemine dikkat çekti. “Cari açığımızın büyük bir kısmı enerji ithalatından geldi. Jeotermal, bu hedeflere ulaşmada kritik bir rol oynuyor” diyen Yılmaz, jeotermalin çok çeşitli alanlarda kullanılabileceğini ifade etti. Ayrıca jeotermalin rüzgar ve güneş enerjisine göre özelliklerine göre özellikleri ile 24 saat enerji üretilebilir parçalara sahip olduğu belirtildi.

Nevşehir, Jeotermal Kullanımında Model Şehir

Nevşehir Valisi Ali Fidan, Kapadokya’nın jeotermal kaynakları ile hem turizm hem de enerji üretimi açısından nasıl bir model oluşturulduğunu anlattı. “Jeotermal kaynaklarla 160 bin konutun ısıtılması ve 10 bin dekar sera kullanımı gerçekleştirilmektedir. Kapadokya, kültürel mirasın korunması ve sürdürülebilir kalkınma açısından büyük bir potansiyele sahiptir”, kullanan Fidan, Türkiye’nin jeotermal kaynaklarının zenginliğine dikkat çekti.

Sektördeki Potansiyel ve Gelecek Vizyonu

Zirveye katılan Indigo Group Yönetim Kurulu Başkanı ve JEMYAD Başkanı Ömer Tosun, Türkiye’nin jeotermal potansiyelinin büyük olduğunu vurguladı. “Jeotermal enerji üretimi şu anda potansiyelimizin sadece küçük bir kısmını kullanabiliyoruz. Türkiye, dünyada dördüncü, Avrupa’da ise ilk sıradadır” diyen Tosun, sektörün yeşil enerji bölümünün kaybı aktardı.

Uluslararası İş Birliği ve Gelecek Hedefleri

Zirve boyunca, jeotermal enerjinin rolü, jeotermal seracılıkta gıda arzı, termal turizm ve yeni teknolojiler hakkında önemli tartışmalar yürütülecek. Dünya Bankası ve Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası gibi uluslararası toplumlarda zirvede yer alarak, jeotermal enerjinin sürdürülebilir kalkınmasının katkısını alacak.JEMYAD, jeotermal ve doğal mineralli su erişimini koruyarak sürdürülebilir bir şekilde sağlama hedefiyle genişletmeyi sürdürürken, Uluslararası Jeotermal Yatırım Zirvesi – IGIS, sektördeki bilgi alışverişinin artırılması ve jeotermal enerjinin ekonomiye eklenmesine katkıda bulunmayı amaçlıyor. Geleceğin enerji ve sürdürülebilirlik alanlarında önemli adımların atılmasına katkı sağlamayı beklenen zirveler, sahip olunabilecek yeni ufuklar açmayı hedefliyor.

UEDAŞ, 2025’te Altyapıyı Geleceğe Kodluyor

Uludağ Elektrik Dağıtım A.Ş. (UEDAŞ), Bursa, Balıkesir, Çanakkale ve Yalova’yı kapsayan geniş hizmet sahasında elektrik dağıtım altyapısını daha modern, güvenli ve sürdürülebilir hale getirmek için rekor düzeyde bir yatırım kararı aldı. 2024 yılında gerçekleştirdiği 3,7 milyar TL’lik yatırımıyla dikkat çeken şirket, 2025 yılı için bu rakamı %70’in üzerinde artırarak 6,3 milyar TL yatırım hedefi açıkladı.

5 Milyonluk Nüfusa Güçlü Altyapı

Güney Marmara’da yaklaşık 5 milyon kişiye hizmet veren UEDAŞ, yeni yatırım planıyla hızla artan enerji ihtiyacına kapsamlı çözümler üretmeyi, şebeke güvenliğini artırmayı ve arz sürekliliğini sağlamayı amaçlıyor. 2025 yılı yatırım bütçesinin 5,5 milyar TL’si doğrudan şebeke altyapı yatırımlarına, kalan 800 milyon TL’si ise geliştirme projelerine yönlendirilecek.

2024 yılında bölgede toplam 14,1 GWh enerji dağıtımı gerçekleştiren şirket, artan nüfus ve sanayi hareketliliğiyle birlikte bu rakamın daha da yükseleceğini öngörüyor. UEDAŞ, 2025 yılında yeni yerleşim alanlarının enerji ihtiyacını karşılamak üzere hem trafo kapasitesini hem de enerji hatlarının dayanıklılığını artırmayı planlıyor.

“48 Bin Kilometrelik Hat Yenilenecek”

UEDAŞ Genel Müdürü Cihangir Gençoğlu, 2025 yılı yatırım planlarına ilişkin yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“UEDAŞ olarak sahada yaklaşık 3 bin kişilik güçlü bir ekiple çalışıyoruz. Her geçen gün büyüyen hizmet bölgemizde, sadece bugünün değil, yarının da enerji ihtiyacını karşılayacak altyapıyı kurma hedefindeyiz. Bu doğrultuda 13 bini aşkın trafo sayısını artırmak, 48 bin kilometreyi aşan enerji hattında iyileştirmeler yapmak ve hızlanan kentsel dönüşüm süreçlerine uyum sağlamak için kapsamlı projeler yürütüyoruz.”

Gençoğlu ayrıca, yeni yatırımlar sayesinde yalnızca elektrik arzının sürekliliğini sağlamayacaklarını, aynı zamanda daha güvenli, verimli ve çevre dostu bir şebeke sistemine geçiş yapacaklarını vurguladı.

Sürdürülebilirlik ve Dijitalleşme Odağında Yeni Dönem

2025 yılı itibarıyla yapılacak yatırımlar sadece fiziki altyapıyla sınırlı kalmayacak. UEDAŞ, dijital şebeke çözümlerine yönelik projelerle akıllı sayaç uygulamaları, uzaktan izlenebilir sistemler, enerji tüketim verilerinin analizi ve erken müdahale sistemleri gibi teknolojilerle hizmet kalitesini artırmayı hedefliyor.

Şirket ayrıca, yenilenebilir enerji kaynaklarının dağıtım ağına entegrasyonu, enerji verimliliği projeleri ve karbon ayak izini azaltmaya yönelik çalışmalar gibi sürdürülebilirlik odaklı girişimlerine de 2025 yılı boyunca hız verecek.

Bölgesel Kalkınmaya Katkı

Yatırım planları kapsamında, enerjiye erişimin daha güvenli hale gelmesiyle birlikte sanayi üretiminde kesintisizliği destekleyecek altyapıların güçlendirileceği, kırsal bölgelerdeki enerji dağıtım kalitesinin artırılacağı ve yeni sanayi bölgeleri ile yerleşim alanlarının gelişiminin destekleneceği açıklandı.

UEDAŞ, yalnızca bir dağıtım şirketi olmanın ötesine geçerek; enerji alanında vizyoner çözümler geliştiren, bölgesel kalkınmaya katkı sağlayan ve sürdürülebilirlik odaklı dönüşüme öncülük eden bir aktör olma yolunda kararlı adımlar atıyor.

Münih’te Türk İmzası Yenilenebilir Enerjide Parladı

Türkiye’nin öncü yenilenebilir enerji yatırımcılarından Mogan Enerji, Avrupa’nın en büyük enerji fuarı olan Intersolar Europe 2025’te yerini aldı. Münih’te gerçekleşen bu dev organizasyonda Mogan Enerji, hem teknolojik Ar-Ge çözümleri hem de çevre dostu uygulamaları ile dünya çapındaki enerji profesyonellerinin ilgi odağı oldu.

Yenilikçi Türk Teknolojisi Uluslararası Arenada

Toplam 22 santrali ile Türkiye’nin dört bir yanında 1.058 MW kurulu güçle elektrik üretimi gerçekleştiren Mogan Enerji, yılda 3.850.000 MWh üretim kapasitesiyle Türkiye enerji sektörünün önemli aktörlerinden biri konumunda. Intersolar Europe 2025’te enerji depolama sistemlerinden akıllı enerji yönetimine, fotovoltaik panellerden patentli çözümlere kadar geniş bir yelpazede teknolojilerini tanıtan şirket, aynı zamanda karbon ve su ayak izi ölçümlerine dair geliştirdiği yöntemlerle fuarda fark yarattı.

Karbon ve Su Ayak İzinde Şeffaflık ve Sorumluluk

Mogan Enerji CEO’su Ali Karaduman, fuarda yaptığı açıklamada, sadece enerji üretmekle kalmayıp iklim değişikliği ile mücadelede de sorumluluk üstlendiklerini ifade etti. “2024 yılı itibarıyla karbon ayak izimizi ve su ayak izimizi hesaplayabiliyor ve bu verilerle daha sürdürülebilir planlamalar yapabiliyoruz” diyen Karaduman, şirketin bu sayede çevresel etkilerini minimize etme yolunda bilimsel veriyle hareket ettiğini belirtti.

Yurtiçi ve Yurtdışında Büyüyen Enerji Ağı

Trakya, Ege, Marmara, Karadeniz ve İç Anadolu’da aktif santrallerle Türkiye’nin enerji haritasında stratejik bir rol üstlenen Mogan Enerji, Arnavutluk’ta 74,88 MW kapasiteli yeni bir yatırım için de hazırlıklarını sürdürüyor. CEO Karaduman, “Uluslararası yatırımlarımızla yalnızca ekonomik değil, teknolojik ve çevresel bir değer de üretiyoruz” açıklamasında bulundu.

Patentli Yerli Çözümlerle Türk Bilimini Taşıyor

Mogan Enerji’nin Ar-Ge ekibi tarafından geliştirilen ve tescillenmiş yenilikçi çözümler, fuarda uluslararası katılımcılara birebir tanıtıldı. Bu teknolojiler, hem Türkiye’nin enerji bağımsızlığına katkı sunuyor hem de Türk bilimini küresel sahnede temsil ediyor. Enerji yönetimi yazılımları, verimli üretim algoritmaları ve sürdürülebilir uygulamalarıyla Mogan Enerji, küresel rekabetteki yerini sağlamlaştırıyor.

Geleceğe Yatırım, Doğaya Saygı

Dünyanın dört bir yanından enerji sektörünün dev isimlerinin buluştuğu Intersolar Europe 2025, sürdürülebilirlik ekseninde gerçekleştirilen en kapsamlı fuarlardan biri. Mogan Enerji’nin burada sergilediği vizyon, sadece bugünün ihtiyaçlarına değil, geleceğin iklim koşullarına da çözüm üretmeyi amaçlayan bütüncül bir stratejiyi yansıtıyor.

Mogan Enerji, yerli mühendisliğe ve sürdürülebilir kalkınmaya verdiği önemi her geçen gün artırarak hem Türkiye’nin enerji geleceğine yön veriyor hem de dünya sahnesinde “bilim temelli enerji” anlayışıyla öne çıkıyor.