Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı, BBP Genel Başkanı
Muhsin Yazıcıoğlu’nu, İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ü, Gazeteci-Yazar
Abdurrahman Dilipak’ı, Avrupa’daki gurbetçileri ve Türk milliyetçilerini hedef
alan yazı paylaşımlarıyla tanınan Hyelist, son olarak gazeteci-Yazar Ferhat
Yıldırım’ı hedef gösterdi.
Patrik Mesrob II’nin destek ve önerisiyle Türkiye’de
faaliyet gösterdiklerini belirten Türkiye Ermenileri Grubu olan Hyelist’in
yönetim kadrosu Gazeteci Ferhat Yıldırım’ın “Ermeni çeteleri Doğu Anadolu’da
523 bin Müslüman Türk’ü katlederken, erkeklerimizi bırakın, kadınlarımız ve
çocuklarımız neden kaçmadı” ifadelerinden rahatsız oldukları için milyonlarca
üyelerine bu durumu bir uyarı mesajıyla iletti.
Hyelist’in yayını olan HyeTert, Abdurrahman Dilipak ve
Ferhat Yıldırım’ın, ırkçılık, ayrımcılık ve nefret suçu işlediklerini ima
etmesine ve bir uyarı eşliğinde yaptıkları yayını milyonlarca üyesine
iletmesine gazetecilerden tepkiler yağmaya devam ediyor.
“CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN’I DA ELEŞTİREL
YAZILARIYLA HEDEF ALMIŞTI“
Türkiye’yi ve Türkleri eleştirenler ile PKK’lıları
cezalandırmak için Almanya’da faaliyet gösteren 2500 üyesi olan Osmanlı Alman
Boks kulübüne Metin Külünk’ün destek verdiği tarzında haberleri Ermeni cemaati
ile paylaşan HyeTert, Ermeni çetelerinden bahis eden Cumhurbaşkanımız Recep
Tayyip Erdoğan’ı da yaptığı paylaşımlarla eleştirmesiyle tanınıyor.
Türk milliyetçileri, devlet adamları ve gazetecileri her
fırsatta Ermeni cemaat mensuplarına hedef gösteren HyeTert, Ermeni çetelerinin
Türkleri katliam etmesiyle alakalı haber ve görüşleri nefret suçu olarak değerlendiriyor.
Dünyada birçok stratejik müteahhitlik projesine
imza atan Rönesans Holding, yeni bir sektöre adım atıyor. Rönesans, müteahhitlik, gayrimenkul, sağlık ve enerji sektörlerindeki
yatırımcı kimliğine ek olarak endüstriyel yatırım alanında uluslararası bir
petrokimya üreticisi olmaya hazırlanıyor.
Rönesans
Holding hem kendisinin hem de Ceyhan Endüstri Bölgesi’nin ilk endüstriyel
üretim projesi olan Ceyhan Polipropilen Üretim Tesisi’nin resmi ortaklık ve lisans
anlaşmalarına imza attı. 1,4 milyar dolarlık projenin ortakları arasında
Cezayirli Sonatrach ve Güney Koreli GS E&C bulunuyor. Türkiye’nin cari açığını 250 milyon dolar
azaltması beklenen projenin teknoloji altyapısının lisansörleri ise ABD kökenli
UOP Honeywell ve Hollanda kökenli LyondellBasell olacak.
Rönesans
Holding, ana faaliyet alanı olan müteahhitlik sektörünün yanı sıra 2013’ten bu
yana hazırlıklarını sürdürdüğü yepyeni bir sektöre adım atıyor ve endüstriyel
yatırım alanında uluslararası bir petrokimya üreticisi olmaya hazırlanıyor. Rönesans’ın
uluslararası güçlü ortaklarla 1,4 milyar dolarlık bir yatırımla hayata
geçireceği Ceyhan Polipropilen Üretim Tesisi, Türkiye’de özel sektörün tek
kalemde gerçekleştirdiği en büyük sıfırdan sanayi yatırımlardan biri olacak. Ceyhan
Petrokimya ve Endüstri Bölgesi’nde 2020 sonunda inşaatına başlanacak tesis, son yıllarda bir Türk şirketi tarafından
gerçekleştirilen en önemli endüstriyel yatırımlardan biri olarak öne çıkıyor.
Ceyhan Polipropilen Üretim Tesisi 2023’te tamamlandığında Türkiye’nin cari
açığını 250 milyon dolar azaltacak.
Projenin
uluslararası resmi ortaklık ve lisans anlaşmaları için imzalar atıldı. Projenin
ana ortakları arasında Cezayir’in milli enerji şirketi Sonatrach ve dünyanın
lider mühendislik, tedarik ve inşaat (EPC) şirketlerinden Güney Koreli GS
E&C bulunuyor. Ceyhan Polipropilen Üretim Tesisi’nin teknoloji altyapısının
lisansörleri ise ABD kökenli UOP Honeywell ve Hollanda kökenli LyondellBasell
olacak.
26
Eylül’de Çırağan Sarayı’nda gerçekleştirilen resmi ortaklık imza törenine T.C.
Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, Cezayir Enerji Bakanı Mohamed
Arkab, Rönesans Holding Başkanı Dr. Erman Ilıcak, Sonatrach CEO’su Rachid
Hachichi, GS Grup CFO’su Tae-jin Kim, UOP EAFSU Genel Müdürü Nigel Orchard ve
Lyondellbasell Lisanslama Direktör Yardımcısı Maurizio Bacci katıldı.
T.C. Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı
Fatih Dönmez, imza
töreninde yaptığı konuşmada “Ülke olarak enerjinin her alanında önemli hamleler
gerçekleştirmeye ve yerli kaynak üretimi konusunda yeni rekorlara imza atmaya
devam ediyoruz. Türkiye için 2023 yılının büyüme hikayesi enerji bağımsızlığı
etrafında şekillenecek. Bugün Rönesans Holding’in dünyanın önde gelen
şirketleri ile birlikte kuracağı Ceyhan Polipropilen Üretim Tesisi’nin imza
töreni için bir araya geldik ve bu proje ile bir hedefimize daha ulaşmanın
gurur ve mutluluğunu yaşıyoruz. Rönesans Holding ve Sonatrach’ın
gerçekleştirdiği uzun vadeli anlaşma Türkiye’nin yatırımcılar için güvenli bir
liman olmaya devam ettiğini gösteriyor” dedi.
Cezayir Enerji Bakanı Mohamed Arkab
ise “Rönesans ve
Sonatrach’ın ortaklığı polipropilen alanında iki ülkenin de konumunu
güçlendirecektir. Bu işbirliği iki ülke için enerji alanındaki güçlerini
artırmak, her iki ülke ekonomisinin de kalkınması ve dostluklarını daha da
güçlendirmeleri için bir fırsattır” şeklinde konuştu.
Rönesans Holding Başkanı Dr. Erman Ilıcak,
Ceyhan Endüstri Bölgesi Ortaklık ve Lisans Anlaşmaları’nın imza töreni için
İstanbul’da düzenlenen basın toplantısında, Rönesans’ın uluslararası
müteahhitlik projelerinin yanı sıra petrokimya alanında da global bir üretici
olmaya hazırlandığını ve süreçte Türkiye ekonomisinin en fazla dış ticaret
açığı verdiği alanlardan birine odaklandığını açıkladı.
Ilıcak, yaptığı konuşmada,
“Türkiye’ye katma değerli üretim sağlayacak bir projeye başlıyoruz. Son 10
yıldır ulusal ve uluslararası birçok enerji ve petrokimya şirketi için önemli
endüstri tesisleri inşa ettik. Yıllar içinde bu alanda kazandığımız bilgi ve
tecrübe birikimini, ülkemizin en büyük dış ticaret açığı verdiği alanların
başında gelen petrokimya sektörüne yapacağımız yatırımda kullanacağız.” dedi.
“Türkiye’nin bir yıllık cari açığını 250 Milyon dolar azaltacak”
Dr.
Erman Ilıcak, yüksek polipropilen ithalatı ve artan tüketim
talebi nedeniyle Rönesans Holding’in hedefini, Türkiye’nin petrokimya
alanındaki dışa bağımlılığını en aza indirmek ve ihracata odaklanmak olarak belirlediklerini
ifade etti ve ekledi: “Ceyhan Polipropilen
Üretim Tesisi, Türkiye’nin polipropilen ithalatının beşte birini ikame edecek
ve cari açığa 250 milyon dolar pozitif
katkı sağlayacak.”
Ilıcak konuşmasını şu
sözlerle noktaladı: “Aynı zamanda işletmesini üstlendiğimiz Ceyhan Petrokimya
Endüstri Bölgesi’nde 1,4 milyar dolar yatırımla hayata geçireceğimiz projemizi
bir başlangıç olarak görüyoruz. Alanında dünya lideri ortaklarımızla
birlikte bölgenin ilk yatırımcısı olmakla kalmayacağız. Avrupa’nın en büyük ve
dünyanın üçüncü büyük endüstriyel bölgesinin işletmecisi olan Hollandalı Port
of Rotterdam ile önümüzdeki 10 yıl içerisinde bölgeye yaklaşık 15 milyar
dolarlık yerli ve yabancı yatırım çekmek için çalışacağız. Rönesans olarak biz de bölgedeki petrokimya ve endüstri yatırımlarımızı
sürdüreceğiz.”
450
bin ton kapasiteli tesis 2023 yılı sonunda tamamlanacak
Türkiye
halihazırda petrokimya hammaddesi ve plastik ürünler alanında yılda 13 milyar
dolarlık dış ticaret açığı veriyor. Bu rakam ülkemizin cari açığının yüzde
20’sinden fazlasına denk geliyor. Petrokimya ithalatında polipropilen önemli
bir paya sahip. Sonatrach ve GS E&C ile ortaklaşa inşa
edilecek olan Polipropilen Üretim Tesisi’nin, Türkiye’nin polipropilen ithalatının
beşte birini tek başına karşılaması bekleniyor. Polipropilen alanında
Türkiye’nin toplam üretiminin 3 katını tek başına gerçekleştirecek olan 450 bin
ton kapasiteli tesisin inşaatının 2023 yılının sonunda tamamlanması
hedefleniyor.
2040’A KADAR HAMMADDE
GARANTİSİ
Rönesans
Yatırımlar Grup Başkanı Kamil Yanıkömeroğlu ise, yatırım kararı için neden özellikle Ceyhan’da karar
kılındığını şu sözlerle açıkladı: “Ülkemizin polipropilen tüketiminin çok büyük bir kısmı
Ceyhan’ın 200 km çapında gerçekleştiriliyor. Ceyhan Polipropilen Tesisi’ne yaklaşık 180
km mesafedeki Gaziantep dünyada polipropilen tüketiminin en yoğun olduğu
kentlerden biri konumunda. Kentin sanayisinde önemli bir hammadde olan
polipropilen tüketimi, Türkiye’nin toplam tüketiminin yaklaşık üçte ikisine
karşılık geliyor. Ceyhan’ı denize kıyısı olması, liman bölgesine ve
polipropilen talebinin yüksek olduğu bölgelere yakınlığı nedeniyle tercih ettik.”
Bu tip endüstriyel yatırımlarda hammadde tedariğinin önemine dikkat
çeken Yanıkömeroğlu, Sonatrach ile yapılan ortaklık anlaşması çerçevesinde Ceyhan Polipropilen
Tesisi’nde kullanılacak hammadde olan propan gazının teminini için 2040’a kadar
anlaşma yaptıklarını açıkladı ve ekledi: “Anlaşma bu alanda tek bir
tedarikçiden bu kadar uzun süreli yapılan nadir sözleşmelerden biri oldu.
Dünyada bu tip hammadde anlaşmaları genellikle birkaç yıllık vadelerle
gerçekleştirilirken, hammadde tedariki konusunda da ender rastlanan bir
anlaşmaya imza attık.”
Tesisin ve endüstri
bölgesinin aynı zamanda ciddi bir istihdam kaynağı olacağına dikkat çeken Yanıkömeroğlu,
Ceyhan Polipropilen Üretim Tesisi’nin
inşaatında yaklaşık 2000 kişinin çalışacağını ve tesisin hayata geçmesiyle
birlikte yaklaşık 600 kişilik istihdam yaratılacağını söyledi.
Dünyada
her yıl yaklaşık 70 milyon ton polipropilen tüketiliyor. Türkiye, toplam polipropilen
ihtiyacının yüzde 90’ından fazlasını ithalat yoluyla karşılıyor ve
yılda yaklaşık 2 milyon tonla dünyada Çin’den sonra en fazla polipropilen
ithal eden ikinci ülke konumunda. 2023 yılına kadar Türkiye polipropilen
talebinin 2,65 milyon tona çıkması bekleniyor. 2040 yılında ise bu
talebin 4,8 milyon tona ulaşması öngörülüyor. Plastik sanayide çok önemli bir madde olan
polipropilen, tarımdan savunma sanayine, otomotivden inşaata, tüketici
ürünlerinden sağlık sektörüne dek hemen her alanda kullanılan yüzde 100 geri
dönüştürülebilir bir ürün olarak dikkat çekiyor.
Küresel akıllı su yönetimi çözümleri sağlayıcısı Metito,
Türk kimyasal grubu Info’nun çoğunluk hissesini alarak Türkiye pazarına girdi.
Dünyada 46’dan fazla ülkede faaliyet gösteren Metito’nun İcra Kurulu Üyesi Fady
Juez, Türkiye, uluslararası yatırımcılar için büyüme potansiyeli bakımından
cazip bir pazardır ve Türk toplumuna hizmet etmeye ve buradaki varlığımızı
tesis etmek üzere ilk adımımızı attığımız için heyecan duyuyoruz. Info Grubu
ile olan sinerjik ortaklığımız, ülkemize ve komşularına olan bağlılığımızı
gösteriyor, önümüzdeki yıllardaki varlığımızı daha da genişleterek yol boyunca
birçok kilometre taşını koyacağız” dedi.
Dünyada
60 yıldan fazla bir süredir temiz ve güvenli su erişimini sağlamak için akıllı
su yönetimi çözümleri sunan küresel sağlayıcı Metito, Türk kimya şirketi Info
Grubu’nun çoğunluk hissesini aldı.
46’dan fazla ülkede faaliyet gösteren Metito, bu sayede Türkiye yerel
pazarına ve bölgeye kaliteli hizmet sunabilecek. Metito İcra Kurulu Üyesi Fady Juez ,“Türkiye, uluslararası
yatırımcılar için büyüme potansiyeli bakımından cazip bir pazardır ve Türk
toplumuna hizmet etmeye ve buradaki varlığımızı tesis etmek üzere ilk adımımızı
attığımız için heyecan duyuyoruz. Küresel genişleme stratejimizi,
sürdürülebilir sonuçlarla olumlu bir gelecek gördüğümüz pazarlarda
kurguluyoruz. Info Grubu ile olan sinerjik ortaklığımız, ülkemize ve
komşularına olan bağlılığımızı gösteriyor, önümüzdeki yıllardaki varlığımızı
daha da genişleterek yol boyunca birçok kilometre taşını koyacağız” diye
konuştu.
İnfo Grubu’nun Kurucu
Ortağı Abdullah Uslu, küresel
ekonomik krizin ülkemizde olan etkilerine rağmen, 46’yı aşkın ülkede 3000 proje
gerçekleştirmiş büyük bir firma ile yapacağımız bu iş birliğinin geleceğe
yönelik olarak Türkiye de hala ciddi ortaklıkların kurulduğuna büyük bir örnek
olduğunu söyledi. Abdullah Uslu, şöyle konuştu:
“İnfo Grubu, 2005 yılında Sevgili Ortağım Hakan
Öztanlılar ile beraber kurduğumuz su kimyasalları üreten ve Türkiye’nin
tanınmış markalarına su kullanımı ve su geri kazanımı konusunda danışmanlık
veren bir firmadır. Kurulduğumuz günden
beri sistemlere yaptığımız kimyasal şartlandırmaların yanında, Türkiye ve
dünyanın değeri olan suyu, tasarruf ettirmekle ilgili çalışmalar yaptık yapmaya
devam ediyoruz. Müşterimizin kullanım alanlarına göre her müşterinin durumuna,
yapısına ve işletme mantığına göre özel olarak yaptığımız sistemler ile geri
kazanımda 10 milyon metreküpün üzerinde geri kazanım sağladık. İnfo Grubu
olarak, iş ortağımıza yeni pazarlar sağlarken, 60 yıllık tecrübesi ışığında
Metito’nun sahip olduğu teknoloji ve vizyonu ile, müşterilerimize daha verimli
ve uzun soluklu hizmet sunmayı hedefliyoruz.”
14 yıldan fazla
deneyime ve prestijli bir proje ve müşteri portfoyu listesine sahip, gelişmiş
su arıtma teknolojileri ve su arıtma danışmanlığı alanında önde gelen yerel bir
sağlayıcısı Info Grubu Genel Müdürü Recep Özgan, “Varlığı ve dünya
çapında tecrübesi olan küresel bir çokuluslu Metito ile ortaklık yapmaktan
heyecan duyuyoruz. Bu, bir firma olarak bugüne kadar elde ettiğimiz başarının
ve mevcut yeteneklerimizin ötesinde daha da rekabetçi olma yeteneğimizin bir
kanıtıdır” dedi. Info Grubu’n yeni atanan Genel Müdürü Recep Özgan, sözlerini
şöyle sürdürdü: “İnfo Grubu Türkiye pazarında,
gıda, yiyecek-içecek, turizm ve diğer birçok değişik sanayi kollarından anahtar
markaları kapsayan, takdire değer müşteri referanslarıyla çok önemli bir yere
sahiptir. Metito’nun dünya çapındaki
bilgi birikimi ve dünya standartlarındaki kalitesi ve Info Grubu’nun Türkiye
pazarındaki yerel mevcudiyeti ile artık Info’yu pazarımızda büyüme ve
rekabetçilikte bir üst seviyeye çıkarabileceğimizden eminim.”
“TÜRKİYE İLE BİRLİKTE BÜYÜYECEĞİZ”
Küresel
bir akıllı su yönetimi çözümleri sağlayıcısı olan Metito’nun sürekli olarak yeni
teknolojiler araştırarak, geliştirerek ve tanıtarak su sıkıntısı altındaki
pazarlardaki sürdürülebilir projeler yoluyla köklü bir değişiklik sağladığını
belirten Fady Juez, sözlerine şöyle devam etti:
“Metito, özellikle desalinasyon (tuzdan arındırma), atık su geri
dönüşümü için yeni ve verimli su teknolojileri ve sistemleri geliştirmek ve
üretmek için önemli yatırımlar yapıyor ve temiz enerjiye ve pozitif çevresel
ayak izine odaklanan projeleri yeniden kullanıyor. Sürdürülebilirliği desteklemeye
yönelik vizyonumuzu paylaşan örgüt ve kuruluşlarla sinerjik ortaklıklar
kuruyoruz. Mitsubishi Corporation, Mitsubishi Heavy Industries ve IFC’nin en aktif üyeler
arasında yer aldığı hissedarlık yapımız da bunu açıkça yansıtmaktadır. Önümüzdeki yıllarda Türk
toplumuna hizmet etmek ve daha geniş bir bölgede büyütme çabalarında etkili bir
rol oynamak için bunun gibi pek çok daha verimli ortaklıklar kurmayı
sabırsızlıkla bekliyoruz. Info
Grubu’nun eşsiz yerel bilgi birikimi ile Türkiye’nin ihtiyaçları, yasal
düzenlemeleri ve pazar dinamiklerine ilişkin teknik dağarcığı düşünüldüğünde
istikrarlı bir büyümenin yakalayacağına inancımız tamdır. Yerel mevcudiyet ve küresel bilgi birikimi bizim
başarımızın formülüdür. Dolayısıyla, Türk halkına yakından daha iyi hizmet
sağlayabileceğimize inanıyorum. Türkiye, artan nüfusu ve sürekli devam eden
gelişimiyle daima fırsatlarla dolu ve heyecan verici bir pazardı, şimdi de öyle
ve her zaman öyle olmaya devam edecektir.”
‘Kapıda ödeme güvencesi ile 3 Yıl Garantili Pompalı Tüfek, Av Tüfeği… 450 TL. Sipariş için: 0.53. 0671… Kampanya başlatıldı…’
Başka bir dostum mesaj atıyor: 19 yaşında bir genç intihar etti. Bir hafta içinde ikinci intihar vakası…
Peki bu gencecik yavrularımız intihar aletini nereden buluyor…?
Ne yazık ki; internet üzerinden, eve teslim siparişle…
Bu kadar olmamalı…
Silaha ulaşım, silah kullanma ve sahip olma bu kadar basit olmamalı.
Kuralsızlıklar silsilesi almış başını gidiyor. Amerika gibi olduk neredeyse…
Devletin ivedilikle önlem alması, silah pazarlaması ve edinilmesine dair zecri ve caydırıcı kanuni düzenlemeleri bir an evvel yapması şart.
Yoksa gidişat çok kötü ve hiç de hayra delalet değil.
Kaldı ki; sadece internet üzerinden mi oluyor, bu siparişler…? Daha neler neler.
Cüzi paralarla tüfek, tabanca ve hatta kaleşnikof temini çok mümkün.
Bunların hepsi kamu güvenliği ve milletin can güvenliği için ciddi risk ve tehlikedir. Bu durum her geçen gün artıyor.
Düşünün; daha çocuk yaşta intiharları ve saldırıları işitiyor, okuyoruz.
Türk geleneği diye adlandırılır; “At, avrat, silah”…
Sosyal medyada afişe ediliyor, gururla sunuluyor. Gencecik çocukların elinde bu tehlikeli ve can alan oyuncaklar.
Bir de Türk’lük geleneğiyle ilintili sözel eklemeler yok mu… Ama burada bir yanlışlık var.
Türk geleneğindeki silah, bireysel silahlanma değil; Devlet savunması için yönetsel otoritenin uygun gördüğü kişilerde olan silahtır.
Türk devlet geleneğinde nizami ordular oluştuktan sonra kimin silahlı olup olmayacağı bellidir. Herkes silahlı olmaz ve değildir.
“At-Avrat-Silah” deyişindeki silahla vurgulanmak istenen, kamu güvenliği ve devlet savunmasıdır.
Yoksa her önüne çıkanın silah sahibi olması, elinde silahla tehditler savurması ve intihar eylemleri hiç değildir.
Silah gerekli midir.? Evet. Çok gerekli…
Devletin güvenlik güçlerinin en teknolojik ve ileri özellikli silahlarla mücehhez olması; dosta düşmana devletin savunma gücünün ikna ediciliği açısından çok önemli ve gereklidir.
Kamu otoritesinin belirlediği kişi ve kurumların silah sahibi olması esastır.
Yoksa herkesin şu, bu veya herhangi bir sebeple silah edinmesi ancak anarşiye sebep olur. Kamu otoritesini sarsar.
Devleti zaafa uğratır.
Kaldı ki; bilim, ilim ve öğrenim emin olalım ki, en önemli silahtır.
İnanın bilginin, birikimin olmadığı yerde silah hiçbir işe yaramaz.
İstediğin kadar çok silahın olsun; birileri seni uydu üzerinden takip eder, izler ve yönlendirir. Sen neye, nereye ve kime yöneldiğini, düşman olduğunu, kimi öldürdüğünü veya kimlerin değirmenine su taşıdığını bile bilemezsin.
Salt silah edinip, kendince erkeksilik pozu vermek cahillik ve cehaletten başka bir şey değildir.
Birileri-silah üreticileri sosyoloji-psikoloji ve ekonomi üzerinden bir algı yönetimi yaparak bizi kendi silahlarıyla vuruyor ve biz farkında bile değiliz.
Çünkü onların işi silah satmak. Aynı zamanda alıcı ülkelerin güvenliğini sarsarak devlet gücünü zaafa uğratmak.
Son tahlilde de; o ülkede kaos, kargaşa ve anarşi oluşturmak.
İşte o zaman o ülkeyi alt etmek, ele geçirmek ve yapacakları provakatif söylem ve algılarla paramiliter güç oluşumuna zemin hazırlamak.
Bunun yanında, bir de toplumsal ve bireysel psikolojiyi kontrol ederek; ölüm ve öldürmeleri normalleştirmek, sıradanlaştırıp kanıksatmak.
Her boyutu tehlike… Nereden bakılsa sorun, sıkıntı ve kamusal problem.
Bu konuda, inanıyorum ki; devletin ilgili ve yetkili kurumları da tehlikenin farkındadır. Ebeveynler ve eğitimcilerimiz gelen tehlikenin bilincindedir.
Aileden başlayıp devlete kadar; kamusal ve toplumsal ölçekte herkesin bu konuya duyarlı olması, hassasiyet göstermesi ve silah sahipliği cehaletinden kurtulup taze dimağları ve milli beyinleri ilim ve bilim edinmeye yönlendirmek şarttır.
Bunun vakti geldi ve geçiyor.
Çok geç olmadan buna odaklanmalı ve dikkat kesilmeliyiz.
Daha kaç gencimiz bir diğerini öldürmeli veya intihar etmeli…!
19. yüzyılın başlarında Avrupa’da icat edilen bisiklet, ilk
dönemlerde seçkinlerin kullandığı bir araç olmuş daha sonra sportif amaçla da
kullanılmaya başlanmıştır.
Bisiklet yaygınlaşmaya başladıktan sonra Osmanlı İmparatorluğu’na
da yabancılar tarafından getirilmiş ve öncelikle posta teşkilatı, polis
teşkilatı ve orduda kullanılmıştır.
Osmanlı’da bisikletin gelmesiyle ilgili ilk haber Tarik
gazetesi tarafından 1885 yılında duyurulmuştur.
19. Yüzyılın sonlarında Osmanlı ülkesinde başkent
İstanbul’un dışında bisikletin yaygın olarak kullanıldığı şehirler Osmanlı’nın
Batı’ya açılan penceresi konumunda olan İzmir ve Selanik olmuştur.
Osmanlı döneminde ilk bisiklet yarışları 1897’de
Selanik’teki ahşap tribünlü velodromda düzenlenmiştir.
Swiss Business Hub Turkey (İstanbul’daki İsviçre’nin İhracat ve Yatırım Ofisi) ve Swiss Chamber of Commerce in Turkey (Türkiye’de İsviçre Ticaret Odası Derneği) tarafından, İsviçre Başkonsolosluğu’nun desteği ile İstanbul’da ilk kez 20-22 Eylül tarihleri arasında Yapı Kredi bomontiada’da İsviçre 2019 Günleri düzenlenmeye başladı.
İsviçre ve Türkiye arasındaki ekonomik ve sosyal ilişkilerin artırılmasına yönelik çok kapsamlı ve çok katmanlı bir etkinlik olan Swiss Days 2019’da İsviçre’nin geleceğini şekillendiren dünyaca ünlü ekonomist, bilim, iş ve teknoloji dünyasından da saygın isimler “XV.İsviçre Türkiye Ekonomik Forum’ da yerini aldı.
“Yapay Zekânın Toplum Üzerindeki Etkisi: Küresel Trendler ve Türkiye’deki Kullanım Alanları” başlığı altında Yapı Kredi bomontiada’da gerçekleştirilen İsviçre Türkiye Ekonomik Forumu’nun açılışını, Türkiye’de İsviçre Ticaret Odası Derneği Genel Sekreteri ve Yönetim Kurulu Üyesi Doğan Taşkent ile İsviçre Büyükelçisi H.E. Dominique Paravicini birlikte yaptılar. Foruma, Swiss Cognitive Kurucu ve Yönetici Ortakları Dalith Steiger ve Andy Fitze, Eczacıbaşı Holding Başkan Yardımcısı Faruk Eczacıbaşı, İstanbul Teknik Üniversitesi Araştırmacı Doçent Altan Çakır, Ph.D, CERN ile Futurae Technologies AG, CEO ve Kurucu Ortağı Sandra Tobler da konuşmacı olarak katıldılar.
İsviçre Türkiye Ekonomik Forumu’nun açılışını yapan Türkiye’de İsviçre Ticaret Odası Derneği Genel Sekreteri ve Yönetim Kurulu Üyesi Doğan Taşkent, açılış konuşmasında;“Yapay Zekâ (AI) günümüzde çok sık karşımıza çıkan bir sözcük. En büyük şirketler AI projeleri için üniversitelerden en iyi beyinleri transfer ediyorlar. Böylece hedefli pazarlama yaparak daha fazla ürün satabiliyor ve dolayısıyla tüketim ekonomisinin daha da büyümesine katkıda bulunuyorlar. İş dünyasının bir nevi dini haline gelmiş ‘hisse değerini en üst düzeye çıkarma’ yaklaşımı ne yazık ki çoğu zaman paydaşları, doğayı ve toplumu göz ardı etmektedir. Çok kısa bir süre önce büyük şirketlerin başında bulunan 180 CEO bu felsefeyi yeniden değerlendirmek üzere bir araya geldiler ve ilk kez paydaşları da denkleme dahil etme nezaketini gösterdiler. Teknoloji kurumsal şirketlerce hala tek bir şekilde, o da ‘hisse değerini maksimize etmek’ amacıyla kullanılmakta ve teknolojinin doğa ve toplum üzerindeki etkileri sıklıkla göz ardı edilmekte. Artık problemlere teknoloji yardımıyla çözüm üretirken bütüncül bir yaklaşım benimsemenin zamanı geldi. Teknolojik gelişmelerin en ön safhalarında yer alan yapay zekâ, toplum ve doğa üzerinde çok büyük etkiye sahip olabilir.” diye konuştu.
Forumun açılışında konuşan İsviçre Büyükelçisi H.E. Dominique Paravicini de; “İşbirliğine ihtiyacımızın olduğu bir dönemden geçiyoruz. İsviçre, inovasyonda lider bir rol oynuyor. Türkiye ve İsviçre, uzun zamandır devam eden güçlü ekonomik, politik ve akademik ilişkilerle ortak bir dil edinmiştir. İsviçre, Türkiye ile yan yana büyük ilerici adımlar atma konusunda heveslidir. Yapay zekanın sektörlerimizin büyük çoğunluğunu değiştirmesini bekliyoruz. Ancak, değişim şu anki yaşam biçimimizin önüne geçiyor. Yapay zekâ insanlık tarihinin yeni ufuklara doğru yeniden yönlendirilmesine yol açacaktır. Toplum olarak, sağlık hizmetlerimizi, eğitim, ulaştırma, bankacılık ve diğer birçok sistemi yeniden düşünmek ve yeniden inşa etmek zorundayız. İsviçre ve Türkiye’nin bilim ve teknolojiye yatırım yapmaya devam edeceklerine ve bilimsel gelişmeleri hem öven ve kucaklayan aynı zamanda da sorgulayan, hatta eleştiren etkinliklerde yan yana olmaya devam edeceklerine inanıyorum. Bugün, XV. İsviçre Türkiye Ekonomik Forumu ile bu görevi tekrar gerçekleştirmeyi hedefliyoruz.” diye belirtti.
Yapay Zekânın fırsatlarını, etkilerini ve gelişimini açık ve şeffaf bir şekilde tartışmak için güvenilir bir işletme ve girişim ağı olan SwissCognitive’in Yönetici ve Kurucu OrtağıDalith Steiger, diğer kurucu ortağı Andy Fitze ile birlikte öncü ve lider oldukları Yapay Zekâ ekosistemini, İsviçre’yi bu ekosistemin merkezi haline getirerek domine etmekteler. Forumun ana konuşmacılarından Dalith Steiger, ““Yönlendirilme, Yön Ver” başlıklı konuşmasında,yapay zekânın gelecekteki işgücü, ticari kârlılık ve toplum için nelere sahip olduğu sorusuna odaklandı. Ayrıca bilişsel teknolojilerin potansiyellerini ve bu yeni çıkan teknolojilerin yerini almaktan ziyade insan yeteneklerini nasıl arttıracağını öğrenerek korkuyu aşmanın önemini vurguladı. Konuşmasının itici gücü, küresel ve acil sorulara cevap vermemize ve dünyayı toplum, kişisel, akademik ve kurumsal düzeylerde ilerletmeye itecek insan ve yapay zekâ kombinasyonuna olan derin inancıdır.
Forumun bir diğer ana konuşmacısı Eczacıbaşı Holding, Başkan YardımcısıFaruk Eczacıbaşı da “İçselleştirilmesi Gereken 4 Konsept: Esneklik, Yakınsama, Ağ Yapısı ve Karanlık Taraf” başlıklı sunumunda, “Üssel gelişen teknolojilerin bireylere, sektörlere, kurumlara olumlu ve olumsuz yansımaları olduğunu görüyoruz. Bu dijital dönüşüm, geçmiş dönemde edindiğimiz birçok yetkinliği, bakış açısını ve altyapıyı geçersiz kılıyor. Beklenmedik olayların ve yaratıcı yıkıcılığın günlük hayatın bir değişilmezi olduğunu kabul edip, yeni bir yaklaşım geliştirmemiz gerekiyor. Bunun için de önemsediğimiz dört kavram: Esneklik, Yakınsama, Ağ Yapısı ve Güvenlik.” diye belirtti.
Ana konuşmaların ardından yapılan “Yapay Zekâ ve Topluma Etkisi” adlı panelde, SwissCognitive, Yönetici ve Kurucu Ortağı Andy Fitze, İstanbul Teknik Üniversitesi Araştırmacısı Doçent Altan Çakır, Ph.D, CERN ve Futurae Technologies AG, CEO ve Kurucu Ortağı Sandra Tobler yer aldı. Panelin moderatörlüğünü Türkiye’de İsviçre Ticaret Odası Derneği Genel Sekreteri ve Yönetim Kurulu Üyesi Doğan Taşkent yaptı.
Panelin konuşmacılarından İstanbul Teknik Üniversitesi Araştırmacısı Doçent Altan Çakır, Ph.D, CERN, akademik çalışmalara paralel olarak birçok dünya çapında ulusal ve uluslararası şirketlerin danışmanlığını yapmakta ve büyük veri konusundaki akademik deneyimlerini uygulamada gerçek problemler özelinde uygulamaktadır. Doçent Çakır, yaptığı sunumda, büyük veri ve yapay zeka uygulamalarını eğitim-akademi-sanayi çerçevesinde güncel olarak ele aldı ve Türkiye özelinde bazı örneklemeler yaptı.
Panelin bir diğer panelisti Futurae Technologies AG, CEO ve Kurucu Ortağı Sandra Tobler ise baştan beri tutkulu bir Fintech ekosistemleri kurucusu. Swiss Finance Startups kuruluşunun elçisi olarak startup’lar için uluslararası bir medya platformu olan Startupticker.ch’ın da Yönetim Kurulu’nda yer alan Tobler, iş dergisi Bilanz tarafından İsviçre’deki ‘dijital şekillendiricilerden biri olarak tanımlanıyor.
XV. İsviçre Türkiye Ekonomik Forum’u düzenleyici ve ortakları arasında, Swiss Business Hub Turkey, Türkiye’de İsviçre Ticaret Odası Derneği, Switzerland Global Enterprise, İsviçre Başkonsolosluğu, Yapı Kredi bomontiada, Şişli Belediyesi, dDf, Switzerland, gibi saygın iş ve kültürel şirket ve dernekler bulunuyor.
XV. İsviçre Türkiye Ekonomik Forum’una katkı sağlayan şirketler arasında ABB, Oerlikon Balzers, Swissotel The Bosphorus İstanbul, Vakko, GFDS, Home of Drones, Lindt, Nespresso, SICPA Türkiye, Swiss Cognitive ve Türk Hava Yolları (THY) bulunuyor.
Ekonomik Forum devamında düzenlenen “Swiss Career Hours” ile genç ziyaretçiler seçkin İsviçre ve Türk şirketlerinden ABB, Adecco, Eczacıbaşı Holding, Nestle, Netaş Roche, SICPA ve Schindler ile buluşup kariyer planlamalarına katkı sağlama fırsatı bulurken Blockchain konferansında da yüzyılın en büyük teknolojik ve finansal devrimi blok zinciri, alanının en iyi uzmanlarından dinlediler. Türkiye’deki fintech şirketlerine iş geliştirme danışmanlığı, finans ve strateji hizmetleri sunan Koophub’un gerçekleştirdiği Yeni Teknoloji ve Girişimciler Buluşmasına da girişimciler büyük ilgi gösterdi.
Geçmiş zamanda twitter deryasında robot furyası eşliğinde
“#KadirTopbaş İstanbul’a 36 km bisiklet yolu kazandıran Başkan” tweetlerine
şahit olurduk.
Bu tweet doğrudur, Kadir Topbaş İstanbul’a, 18 km Asya’da,
18 km’de Avrupa’da olmak üzere 36 km bisiklet yolu kazandırmıştır. Peki bu
başarı mıdır? Yoksa başarısızlığın bazı twitlerle başarı gibi gösterilmesi
midir?
New York’ta bisiklet yolu uzunluğunun 1500 km olduğunu
bilirsek bu gösterilmeye çalışan başarının bir başarısızlık abidesi olarak
karşımızda dimdik durduğunu görebiliriz.
Ve İstanbul’da bulunan 36 km’lik bisiklet yolu ağının toplu taşıma
sistemine entegrasyonunun planlanmadan yapılması ve toplu ulaşıma alternatif
olarak düşünülmediği de şehrimiz adına çok üzücü bir durumdur.
Maalesef paylaşımlı ve paylaşımsız bütün bisiklet
yollarımızı toplasak uzunluğu İngiltere’nin % 10’u kadar etmiyor. Kent içi
yolculuklarda bisiklet yolculuklarının diğer ulaşım türleri ile bir bütünlük
içinde ele alınması gerekliliği göz ardı edilmiştir.
İstanbul’da yolculukların yarısı motorlu araçlarla, diğer
yarısı ise toplu ulaşım veya yaya olarak yapılmaktadır. Toplu taşımalarda;
kolay ulaşılamaması, farklı ulaşım araçlarına entegrasyon problemi ve kalabalık
olması gibi nedenlerin bulunması İstanbul halkının özel araçlarıyla seyahat
etmesini teşvik etmektedir.
Otomobil satılması için ciddi kampanyalar yürütülürken,
insanların rahat toplu ulaşım kullanabilmesi adına akılcı projeler
yürütülememektedir. Özel otomobillerin alternatifi olan bisikletler adına ise
ciddi adımlar atılmamıştır. Birkaç bisiklet yolları, bazı yerlerde kiralık
bisiklet terminalleri ise sadece yaptık demek adına uygulamaya konulan
göstermelik projelerden oluşuyor.
Maalesef ülkemizde bisiklet maddi imkansızlık yaşayanların
kullandığı araç algısı bulunurken, gelişmiş ülkelerde ise bisiklet sağlıklı ve
çevreci insanların ulaşım aracı olarak görülmektedir.
Kısa mesafeli yolculuklarda motorlu taşıtlar yerine
bisikletli ve yaya seyahatlerinin desteklenmesi ile gerek trafik gerekse çevre
kirliği problemleri otomatik olarak çözümlenebilecektir. İstanbul’un en büyük
sorunu olan trafik keşmekeşini bu yol ile en kolay şekilde ortadan
kaldırabiliriz.
Bisiklet ve yaya yollarına önem veren büyük şehirler kent
içi trafiğini önemli ölçüde azaltmayı başarabilmişlerdir.
İstanbul’da kısa mesafeli yolculuklarımda katlanabilir
bisikletim ile seyahat eden kişilerdenim.
İsterseniz aracınızın bagajında muhafaza ediyorsunuz, isterseniz
katlayıp çantasına koyarak sizi sırtında taşıyan bisikletinizi elinizde taşıyabiliyorsunuz.
Fakat, bisiklet yolları ve yaya yolları projelerinde
planlanan hedefe ulaşılamadığından İstanbul’da bisiklet ile seyahat çok
zahmetli olabiliyor.
Geçtiğimiz sene bisikleti ile işe giderken dikkatsiz bir
sürücünün kapısını açmasıyla yer düşerek başka bir aracın altında can veren
Nihal Bulut Kasapoğlu’nu rahmetle anıyorum. İnşallah bisikletleriyle işe
giderken bizim insanlarımızda İngilizler gibi kendilerine özel yapılan yollar
ile seyahat ederler ve boşu boşuna ölmezler.
Bisiklet, hava ve gürültü kirliliğini azaltmaya yol açar,
insanın yaşam kalitesini yükseltir, ekonomiktir, çevre dostudur, kentlerde
erişebilirlik oranını artırır, trafik sıkışıklığından etkilenmez, sessizdir,
kullanması eğlencelidir, sağlık açısından olumlu etkileri vardır ve en önemlisi
başka insanlara zarar vermez.
İstanbul’da bisiklet sayısında artış demek, daha sağlıklı
bir İstanbullu demek, daha çevik insanların yaşadığı temiz kent demek, çevreye
zararlı gazların az olduğu çevreci bir şehir demektir.
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın bisiklete önem ve
destek verdiğini biliyoruz, sağlık bakanlığının da bu konuda her okula bir
bisiklet projesinden haberdarız. Fakat belediyeler ve kamu kurumları bisiklet
konusunda cumhurbaşkanlığının verdiği önem derecesine uygun hareket etmiyorlar.
Sağlık bakanlığının bisiklet projesi de amacına ulaşamadı.
Yararları saymakla bitmeyen bu spor ve ulaşım aracı olan
bisikletlerin İstanbul’un trafik sorununu çözmesi için kim bugüne kadar
atılamayan adımı atacak merak ediyorum? Ya da kimse bir adım atmayacak ise
neden atmayacak o daha çok merak uyandıracaktır.
TEMA Vakfı, hayati tehlikeleri giderek artan hava
kirliliğine ve toplumda bu alanda yükselen duyarlılığa dikkat çekerek önlem
alma konusunda çağrıda bulundu.
Hava kirliliği ile ilgili konuşan TEMA Vakfı Yönetim Kurulu
Başkanı Deniz Ataç, “Bu yıl Birleşmiş Milletlerin Dünya Çevre Günü teması hava
kirliliği olarak belirlendi. Yapılan araştırmalara göre hava kirliliği Türkiye
için de önemli bir sorun teşkil ediyor. Son dönemde hava kirliliği konusuna
olan toplumsal hassasiyetin yükseldiği görülüyor. Konda Araştırma ve
Danışmanlık tarafından Mart 2018’de 2.595 kişiyle yapılan Çevre Bilinci ve
Çevre Koruma Araştırması’na göre katılımcıların %68’i yaşadıkları yerde hava
kirliliğinin arttığını söylüyor ve bu konuyu çevre sorunlarının başında
gösteriyor. Hava kirliliğinin bireyler tarafından bu denli hissedilir hale
gelmesi durumun ciddiyetini ortaya koyuyor. Ayrıca Vakfımızın bileşenlerinden
olduğu Temiz Hava Hakkı Platformu tarafından Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)
limitlerine göre yapılan değerlendirmede Türkiye nüfusunun %99,9’u kirli havaya
maruz kalıyor. Mayıs ayında yayınlanan “Hava Kirliliği ve Sağlık Etkileri: Kara
Rapor”a göre ise Türkiye’de 2017 yılında yaşanan ölümlerin %13’ünün hava
kirliliği nedeniyle gerçekleştiği biliniyor. Tüm bunlara rağmen çapı en çok 2,5
mikron olan ve havada asılı haldeki katı veya sıvı parçacıklardan oluşan ve
sağlık etkisi yüksek olan hava kirleticisi PM2,5 için Türkiye’de yasal sınır değer
bulunmuyor. PM2,5 solunduğunda akciğerlerin içindeki gaz alışverişi ile kana
karışabiliyor. DSÖ’ye göre PM2,5 için küresel hava kalitesi endeksli kılavuz
değerlerine uyulursa, dünyada her yaş grubunda yılda 2,1 milyon erken ölümün
önlenebileceği öngörülüyor” dedi. Ataç, Enerji üretiminin hava kirliliğinin en
önemli kaynağı olduğunu ve termik santrallerin de hava kirletici tesislerin
başında geldiğini belirtti.
Swiss Business Hub Turkey (İstanbul’daki İsviçre’nin İhracat ve Yatırım Ofisi) ve Swiss Chamber of Commerce in Turkey (Türkiye’de İsviçre Ticaret Odası Derneği) tarafından, İsviçre Başkonsolosluğu’nun desteği ile İstanbul’da ilk kez İsviçre 2019 Günleri düzenlenecek.
İsviçre ve Türkiye arasındaki ekonomik ve sosyal ilişkilerin artırılmasına yönelik çok kapsamlı ve çok katmanlı bir etkinlik olan Swiss Days 2019, 20-22 Eylül tarihleri arasında İstanbul’da, Yapı Kredi bomontiada’da gerçekleştirilecek.
İstanbul’daki İsviçre’nin İhracat ve Yatırım Ofisi Direktörü Mehmet Yıldırımlı, Türkiye’de İsviçre Ticaret Odası Derneği Başkanı Arpat Şenocak ve İsviçre İstanbul Başkonsolos Vekili Beat Schmid ev sahipliğinde ve Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin’in katılımları ile etkinlik mekanı Yapı Kredi bomontia’da bir tanıtım toplantısı gerçekleştirildi.
Swiss Days 2019’a destek veren şirketler arasında bulunan ABB’nin Robotik ve İmalat Otomasyonu Grup Başkanı Emre Tural da toplantıda sürpriz bir karşılama yapan yeni geliştirdikleri YuMi robotuyla ilgi bilgi verdi.
Türkiye’de İlk Kez Düzenleniyor
Toplantıda, Türkiye’de ilk kez gerçekleştirilecek etkinlikle ilgili detaylı bilgiler verilirken, İsviçre sanatının, kültürünün, gastronomisinin, teknolojisinin, eğitiminin ve daha fazlasının İstanbul’da Türk ziyaretçilere detaylı olarak tanıtılacağı benzersiz platform hakkında açıklamalar yapıldı.
İsviçre Alplerinin muhteşem doğası ile beslenen kültür, sanat ve lezzetlerinin olduğu, beklentilerin ötesinde olacak mini festivalin yanı sıra İsviçre’nin geleceğini şekillendiren dünyaca ünlü ekonomist, iş ve siyaset dünyasından da saygın isimlerin “İsviçre Türkiye Ekonomik Forum’un da ayrıca yerini alması bekleniyor. Ekonomik Forum devamında düzenlenecek “Swiss Career Hours” ile genç ziyaretçiler seçkin İsviçre şirketleri ile buluşup kariyer planlamalarına katkı sağlama fırsatı bulurken Blockchain konferansında da yüzyılın en büyük teknolojik ve finansal devrimi blok zinciri, alanının en iyi uzmanlarından dinleyecekler. Türkiye’deki fintech şirketlerine iş geliştirme danışmanlığı, finans ve strateji hizmetleri sunan Koophub’un gerçekleştireceği Yeni Teknoloji ve Girişimciler Buluşması da girişimcileri bekliyor.
“Yapay Zekanın Toplum Üzerindeki Etkisi: Küresel Trendler ve Türkiye’deki Kullanım Alanları” başlığı altında 20 Eylül’de Yapı Kredi bomontiada’da gerçekleştirilecek İsviçre Türkiye Ekonomik Forumu’nun açılışını ise Türkiye’de İsviçre Ticaret Odası Derneği Genel Sekreteri ve Yönetim Kurulu Üyesi Doğan Taşkent ile İsviçre Büyükelçisi H.E. Dominique Paravicini birlikte yapacaklar. Foruma, Swiss Cognitive Kurucu ve Yönetici Ortakları Dalith Steiger ve Andy Fitze, Eczacıbaşı Holding Başkan Yardımcısı Faruk Eczacıbaşı, İstanbul Teknik Üniversitesi Araştırmacısı Doçent Altan Çakır, Ph.D, CERN, Futurae Technologies AG, CEO ve Kurucu Ortağı Sandra Tobler ve Dark Matter Laboratories Kurucu Ortak ve Yönetici Müdürü Indy Johar gibi uluslararası ekonomi ve bilim dünyasının saygın isimleri konuşmacı olarak katılacak.
Mehmet Yıldırımlı: “Beklentilerimizin çok ötesinde katılım var“
İstanbul’daki İsviçre’nin İhracat ve Yatırım Ofisi Direktörü Mehmet Yıldırımlı, toplantıda yaptığı konuşmada, Swiss Days 2019 için büyük bir heyecan yaşadıklarını belirterek, “Birçok İsviçre şirketinin temsil edileceği üç gün boyunca İsviçre ve Türkiye’den farklı sektörlerde hizmet veren kurum ve kişileri buluşturarak, yaratıcı iş ortaklıklarının kurulabileceği sıra dışı bir organizasyon planladık. Sadece etkinlik süresince değil, bu etkinliğe hazırlandığımız süre boyunca da beraberlik duygusunu teşvik edebilmeyi umuyoruz. Swiss Days’e 20’nin üzerinde firma katıldı ve rekor bir katılımla da 40’dan fazla firma sponsor oldu. İlk defa düzenlediğimiz etkinliğimizde uluslararası ve THY gibi Türkiye’nin en değerli markalarının da bize güvenip destek vermelerinden dolayı da büyük gurur duyduk.
Bu etkinlik halka açık, özellikle Yapı Kredi bomontiada’nın açık alanlarına giriş ücretsiz. Asıl hedefimiz mümkün olduğunca çok insana ulaşmak. Bu nedenle herhangi bir giriş ücreti almamaya karar verdik. Farklı odalar, kurumlar, okullar ve üniversiteler festivalimizi farklı geçmişlere sahip olan ziyaretçilere ulaşmak için bizi destekliyor. İsviçre ile ilgilenen herkesi bekliyoruz.
İsviçre şirketlerinin Türkiye pazarına ilgisi oldukça yüksek. 2018’de İsviçre ile Türkiye arasındaki ikili ticaret hacmi 3.4 Milyar CHF’a ulaşmıştır. İsviçre ihracatı yüzde 1,7 oranında artarak 1.875 milyon CHF’a ulaştı. Türkiye’den İsviçre’ye yapılan ihracat ise aynı dönemde 1.733 Milyar CHF seviyesinde gerçekleşti. Çeşitli İsviçreli şirketlerin Türkiye´de ticari faaliyetlerini ve yatırımlarını artırma planları bulunuyor. 2019’da Türkiye’ye yapılan ilk yabancı yatırım İsviçre’den geldi ve lojistik sektöründe faaliyet gösteren Frachtbox, yurtdışındaki ilk ofisini Türkiye’de açtı. Kara Holding, Avusturyalı ve İsviçreli ortaklarıyla birlikte, Gaziantep’e büyük bir yatırım yapmayı planlıyor. Amaç, Türkiye’deki tekstil sektörü için en önemli Lyocell hammaddelerinden birini üretmek üzere toplam 400 milyon Euro yatırım yaparak bir fabrika inşa etmektir.Biz, Swiss Business Hub Turkey olarak, aynı zamanda Türkiye’nin yatırım imkanlarını İsviçreli iş insanlarına tanıtmaya çalışıyoruz. Yıl boyunca değişik aktiviteler düzenleyerek Türkiye’nin farklı bölgelerini İsviçre’nin iş dünyasına sunmaya devam edeceğiz.” dedi.
Arpat Şenocak: “Türkiye ve İsviçre gündemini Swiss Days 2019 belirleyecek“
Türkiye’de İsviçre Ticaret Odası Derneği Başkanı Arpat Şenocak da “Swiss Days 2019 ile Türkiye’de bir ilki gerçekleştiriyoruz ve mutlaka bunun devamı gelecektir. Bu etkinliği geleneksel hale getirmek ve her iki ülke insanın, kurumlarının birbirini daha iyi tanıyacağı sürdürülebilir bir platform hedefledik. Uzun vadede, İsviçre Günleri’ni Türkiye’nin başka şehirlerine de taşıyacağımız prestijli bir etkinlik olarak planlıyoruz. İsviçre’nin geleceğini şekillendiren dünyaca ünlü ekonomist, iş ve siyaset dünyasından da saygın isimlerin yerini alacağı ‘İsviçre Türkiye Ekonomik Forumu’ da çok önemli bir köprü işlevi görecektir.
İsviçre Türkiye ihracatı açısından artık 23’üncü sırada yer aldı ve şunun altını çizmekte fayda görüyorum ki bu güzel tablo ABB, Clariant, Mövenpick, Nestlé, Novartis, Roche, Schindler gibi bilinen uluslararası şirketlerin yanı sıra adı daha az bilinen diğer şirketlerin de katkısıyla gerçekleşti. Türkiye’de kentleşme hızla büyüyor. Her yıl 600.000’den fazla ev inşa ediliyor. 2023 yılına kadar 7.5 milyon yeni eve ihtiyaç duyulacak. Bu büyük talebe bağlı olarak, Türkiye, enerji ve ulaştırma altyapısına da yatırım yapacak. İsviçreli KOBİ’ler için bu gelişme çeşitli ihracat fırsatlarına neden olabilir; özellikle yenilenebilir enerji sektöründe. Türkiye, daha akıllı, daha yeşil ve her şeyden önce sürdürülebilir olmak istiyor. İsviçre şirketleri Türk şirketlerini bilgisiyle destekleyebilir ve bunun karşılığında ülke içinde ortaya çıkan iş fırsatlarından faydalanabilirler. Swiss Days 2019 da bu açıdan hem Türkiye hem de İsviçre açısından çok önemli bir organizasyon. Büyük ilgi göreceğine ve çok önemli sonuçları olacağına inandığımız bu etkinlik için çok heyecanlı ve gururluyuz.” diye konuştu.
Beat Schmid: “İlişkilerimiz Swiss Days ile daha da sıkılaşacak“
İsviçre İstanbul Başkonsolos Vekili Beat Schmid ise Türkiye’de kendilerine gösterilen ilgi ve nezaketten büyük mutluluk duyduklarını belirterek şunları söyledi: “İstanbul’da üç gün boyunca benzersiz bir şölen yaşanacak. Katılımcılarımız bilim, teknoloji, eğitim, kültür alanlarında faaliyet gösteren şirketlerle bir araya gelebilecek, İsviçre’yi ve İsviçre firmalarını tanıyabilecek. İsviçre şirketlerinin Türkiye pazarına ilgisi oldukça yüksek. Bu organizasyonun Türkiye ile İsviçre arasındaki memnuniyet verici bağları daha da sıkılaştıracağına inanıyorum.” dedi.
Swiss Days 2019 etkinliği için seçilen lokasyon olan İstanbul’un en özel ve çok kültürlü mekânlarından Yapı Kredi bomontiada ise İsviçre-Türkiye ilişkileri açısından farklı bir önem taşıyor. Yapı Kredi bomontiada’nın konumlandığı Bomonti semti, ismini, 1890’da burada bir bira fabrikası kuran İsviçreli Bomonti Kardeşler’den alıyor. 130 yılı aşkın tarihi ile uzun bir dönem İstanbul’un hem ekonomik hem kültürel nabzının attığı semtte, birçok kuruluşun yanı sıra, dünyaca ünlü İsviçre markası Nestle de 1920’lerde fabrika kurmuştu. Kültürlerin kaynaştığı, ticaretin en canlı haliyle yıllarca sürdüğü Bomonti semti, şimdi çok kapsamlı bir festivalle yeniden Türkleri ve İsviçrelileri bir araya getirecek.
Farklı atölye çalışmaları, konferanslar, seminerler, konserler, eğlenceli aktiviteler ve katılımcı standları ile gerçekleştirilecek üç günlük mini İsviçre Expo, sergilenebilir ve satılabilir ürünlerin yanı sıra potansiyel yerel iş ortakları ile İsviçre ve Türkiye arasında yeni bir pencere açacak.
Farklı bakış açılarına sahip atölye, seminer ve konferanslar arasında Luzern Business yatırım konferansı, İsviçre Uluslararası Okulu Dubai semineri, İsviçre Tekstil Derneği Başkanı ve Moda tasarımcısı Arzu Kaprol ile “Gelecek için yenilik” konulu tekstil konferansı, ‘Malva Permakultur Bio Artisan Ekmek atölyesi’, Diş dostu semineri ile bazı çocuk etkinlikleri arasında da İnek boyama etkinlikleri ve Theodora Sevgi Doktorları Vakfı ile yüz boyama seansları ve balon oyunları düzenlenecek. TEVİTÖL öğrencileri de gala akşamı için güzel bir müzik şöleni hazırlıyor.
İsviçre’den gelecek müzisyen ve DJ’ler de üç gün boyunca değişik tarzlarda müzikler çalacaklar. Klasik bir İsviçre enstrümanı olan “Alphorn ile bazı alphorn müzisyenleri festival alanında olacak ve doğrudan bir İsviçre havası yaratacak. İsviçre’nin en iyi radyo kanallarından biri olan Radio Rundfunk.fm ile işbirliği içinde güzel bir atmosfer sağlayacak.
“Swiss Days 2019”a destek veren şirketler arasında bulunan ve endüstrilerdeki dijital dönüşüme yön veren bir teknoloji lideri olan ABB de, Robotik ve İmalat Otomasyonu işletmesi, robotik, makine ve fabrika otomasyonunda katma değerli çözümler sağlamaktadır. ABB’nin 2015 yılında geliştirdiği YuMi, insan ve robot arasındaki işbirliği konusunda, yıllar süren araştırma ve geliştirmelerin sonucu olarak ortaya çıkan bir robottur. Uluslararası RedDot ve IERA ödüllerini de kazanan YuMi, de Swiss Days 2019’un ilk günlerinde Yapı Kredi bomontiada’da olacak. İnsan ve robotların aynı görev üzerinde el ele çalıştığı yeni bir otomasyon çağı için tasarlanan YuMi, geleceğin vizyonunu bugüne getirerek montaj otomasyonu konusundaki tüm düşüncelerimizi değiştirecek.
Swiss Days 2019 düzenleyici ve ortakları arasında, Swiss Business Hub Turkey, Türkiye’de İsviçre Ticaret Odası Derneği, Switzerland Global Enterprise, İsviçre Başkonsolosluğu, Yapı Kredi bomontiada, Şişli Belediyesi, dDf, Switzerland Tourism, Doğuş Grup, Rundfunk.fm gibi saygın iş ve kültürel şirket ve dernekler bulunuyor.
“Swiss Days 2019”a diğer katkı sağlayan şirketler arasında ABB, Aujourd’hui la Turquie, Barry Callebaut, Davidoff, Eczacıbaşı, Eyüboğlu Çelik ve Hobi Ürünleri, Fairmont Quasar İstanbul, Firmenich, Fotokabin Türkiye, GFDS, Hapimag, Hilton İstanbul Bomonti Hotel & Conference Center, Hochalpines Institut Ftan, Home of Drones, La Prairie, Leysin American School in Switzerland, Lindt, Luzern Business, Migros, Mövenpick Hotel İstanbul, Nespresso, Nestle Türkiye, Netaş, Oerlikon Balzers, Penergetic, Rawcut Design Studio, Roche, Sanitas Spa & Wellness, SICPA Türkiye, Müzekart, Schindler, Shangri-La Bosphorus İstanbul, Swatch Group, Swiss Centerdent, Swiss Cognitivie, Swissotel The Bosphorus İstanbul, Swiss International Scientific School in Dubai, Swiss Learning, Tektaş Watches & Jewellery, The Adecco Group, Thedora Sevgi Doktorları, Tiffany & Co, Tooth Friendly Foundation, TEV, Türk Hava Yolları (THY), Union Bancaire Privee ve Vakko da bulunuyor.
Kargalar buldukları kabuklu yiyecekleri kırmakta zorlanınca
daldan kopardıkları ceviz ve benzeri yemişleri araç trafiğinin olduğu yola
bırakırlar ve sonrasında izlemeye koyulurlar.
Gelen araçlar ceviz ve benzeri yemişlerin üzerinden geçerek
onların kabuklarını kırar.
Araç trafiğinin bittiğini gören kargalar ise kabuğu kırılmış
olan yemişi alır ve afiyetle yer.
Sizce aptal olsalar bunu yapabilirler mi…
Kargalar arasında inanılmaz bir dayanışma bulunmaktadır.
Bir karga zora düşmüş veya yaralanmış ise diğer kargalar
hemen yardıma gelmektedir.
Yaralı karga uçamasa bile diğer kargalar ona zararlı
olabilecek canlıların yaklaşmasını engeller.
Yaralı ve düşmüş olan hemcinslerini orada bırakmaz ve
bencillik etmezler.
Karga beyni ile diğer kuşların beyni birbirinden çok
farklıdır.
Karga beyni ile insan beyni birbirine benzer özellikler
taşımaktadır.
Yüksek zekayı sağlayan ön beyin, insanlardaki gibi beynin en
geniş bölgesidir
Benim bir kargam var.
Sık sık gelip balkon korkuluğuna konar.
Avcumda peynir yediririm. Beyaz peynir sever.
Bazen başka tür peynir vermek isterim. Yemez.
Arada merakımdan çok fazla vermek istesem de, sadece
dört-beş parça alır.
Aç gözlü değildir. Yetinmeyi bilir.
Besliyorum diye sürekli gelmez. Acıktıkça gelir ve doyacağı
kadarını alır.
Bir de “Besle kargayı oysun gözünü” derler.
Galiba nankörlük konusunda karın ağrısı olan insanlar suçu
kargaya yüklemek için bu sözü icat etmişler.
Üstelik bir de “Kargalar kindardır” derler.
Kargalar kötülüğü ve kötücülleri unutmazlar. Muhteşem bir
hafızaları vardır.
Bir insan tarafından zarar gördüklerinde bu insanı
hafızalarına işliyor ve hatta diğer kargalara da bu kişinin kim olduğunu
anlatıp, bu kişiye toplu saldırılar düzenleyebiliyorlar.
Üstelik hafızaları o kadar kuvvetli ki aradan seneler geçse
de bu kişiyi unutmuyorlar.
Demek ki; kendilerini besleyip iyilik yapanın gözünü
oymuyorlarmış.
Ekmek yediği kapıya tekme atmak kanımca sadece insana
mahsustur.
Yanlışı unutmamaları kargaların kötülüğü değil bilakis
kalite göstergesidir.
Bu arada kargalar tek eşlidirler. Hayatları boyunca eşlerine
sadık kalırlar.
Yavrularının annesini asla aldatmazlar, eşleri varken başka
başka dişilerle olmazlar.
Gözü dışarıda değildir.
Ayrıca yavruları olduğu zaman, anne ve baba karga, yavrunun
bakımını ortak olarak üstlenirler.
Halbuki insanlar böyle mi…?
İhanet insanda,
Tuttuğu eli ısırmak insanda,
Kendine kapısını açana hıyanet insanda,
Aptallık insanda,
Aldatmak insanda,
Hırs, haset, kin, garez insanda,
Cehalet, hafızasızlık, eziklik ve kompleks insanda,
Yarı yolda bırakmak, zorda olanı görmezden gelmek, kendisi
tokken aç olanı görmemek insanda,
Gücün şehvetine kapılmak, güç sarhoşu olmak ve acımasızca
kullanmak insanda,
Arabulucuların, avukatların ve hukuki uyuşmazlıklarını çözüme kavuşturmak isteyenlerin ihtiyaçlarına yönelik özel olarak hazırlanan Türkiye’nin en büyük arabuluculuk merkezi T.A.M. Çözüm Merkezi açıldı. Yeni nesil paylaşımlı ofis ortamında arabulucularla tarafları buluşturacak merkezde ofis, sanal ofis, toplantı salonu kiralama hizmetleriyle eğitim ve seminerler verilecektir.
Çağlayan Adliyesi’ne 2 km mesafede, 1600 metrekarelik alanda bulunan merkez arabuluculara konforlu, ekonomik ve güvenli görüşme odaları ve ofisler sunarken aynı zamanda değerleme, tahkim, tapu, eğitim-araştırma, müzayede gibi destek hizmetler de verecek.
ARABULUCULAR İÇİN TAM BİR ÇÖZÜM MERKEZİ
Prestijli, konforlu ve güvenli bir ortamda, hukukçuların ihtiyaç duyacağı her detayın düşünüldüğü farklı metrekarelerde ofis seçeneklerinin yer aldığı çözüm merkezinde kiralamalar başladı. Sanal ofis sistemi ve yeni teknolojiler ile binden fazla arabulucuya hizmet vermeyi planlayan merkezde, işçi ve işveren ihtilaflarının yanı sıra ticari, mülk paylaşımı ve sözleşmelerden doğan kompleks uyuşmazlıkların adil, hızlı ve düşük maliyetle çözüme kavuşturulması amacıyla etkin ve güvenli hizmetler verilecek.
Uzman arabulucu hukukçuların bir arada yer alacağı merkez, hukuksal uyuşmazlıklarının arabuluculuk yoluyla çözümlenmesine ilişkin usul ve esasları uygulayacak. Arabulucuların veya tahkim heyetinin ihtiyaç duyduğu değerleme raporları bağımsız değerleme şirketleri tarafından gerçekleştirilecek.
Bu alanda hizmet veren hukukçuların en büyük ihtiyacı olan toplantı odaları eş zamanlı kullanıma uygun olarak tahsis edilecek. Adliye ve iş merkezlerinin çalışma saatlerinden farklı olarak 7 gün 24 saat kullanıma açık olan ofis ve toplantı odaları sayesinde zaman yetersizliğinden dolayı çözüme ulaşmayan ihtilaf kalmayacak. Mahkeme sürecinde ortalama 1,5 yılı bulan bilirkişi raporları 9 günde teslim edilecek. Uyuşmazlıklar 90 günde çözüme kavuşturulacak.
Tüm hukuki konularda uzmanların bir arada olduğu merkezde, zaman ve maliyet minimuma indirilirken gizlilik, güvenlik ve ekonomik çözümler esas alınacak.
İhtilafa konu gayrimenkul ise uzlaşı sonrası merkezi kuran ve geliştiren Türkiye’nin en büyük emlak pazarlama şirketi Turyap tarafından açık artırma ile satılacak.
Merkez; arabulucu olmak isteyenler için eğitimler verecek. En az 5 yıllık kıdeme sahip hukukçular, aldıkları eğitimden sonra girdikleri sınavı başarıyla geçerlerse ara bulucu olabilecek. Ayrıca mevcut arabuluculara ihtisas seminerleri verilecek.
Arabulucu olarak görev yapan hukukçuların ihtiyaçlarına göre tasarlanan ofislerde güvenlik, kayıt, sekretarya, ofis ve IT hizmetleri, karşılama, ikram, posta adresi, kurye/posta teslimi ve ulaştırılması, otopark, seminer, konferans gibi hizmetler de sunulacak.
1600 metrekare alanda hizmete açılan merkez; 25 toplantı salonu ve hazır ofis, 3 eğitim salonu, 1 seminer salonu, 10 adet hazır ofis ile 70 kişilik açık alanlar olmak üzere toplam 300 kişiye hizmet verecek.
Doğu Akdeniz’de yürüttüğümüz sondaj çalışmalarına Avrupa Birliği ve pek çok ülkeden eleştiri gelirken, Kıbrıslı Türkler gerçekleştirilen çalışmalardan çok memnun olduklarını dile getiriyorlar. Türkiye Cumhuriyeti yönetimi ise uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını kullanmaktan geri durmayacaklarını her platformda dile getiriyor.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) tek taraflı doğalgaz aramalarına başlamasının ardından, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) Doğu Akdeniz’de başlattığı doğalgaz arama ve sondaj çalışmaları başta Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan olmak üzere birçok ülkeyi rahatsız etti.
Türk gemilerinin Doğu Akdeniz’deki faaliyetleri nedeniyle Avrupa Birliği Türkiye’ye karşı bir dizi yaptırım kararı alırken, adada yaşayan Kıbrıs Türkleri ise Fatih ve Yavuz sondaj gemilerinin çalışmalarından memnun olduklarını belirtiyor.
Kıbrıs’ın Karpaz Burnu açıklarında çalışmalarını sürdüren ve uzaktan görüntülenen Yavuz sondaj gemisi, Dipkarpaz yakınlarında Kıbrıs’ın Altın Kumsal bölgesinin yaklaşık 8 deniz mili açığında çalışmalarını sürdürüyor.
Bölge halkı çalışmaları memnuniyetle karşılarken Rum tarafının dayatma politikalarına da sert tepki gösteriyor. Kıbrıslı Türkler Avrupa Birliği başta olmak üzere birçok ülkenin KKTC’nin egemenlik haklarını yok sayan açıklama ve yaptırım söylemlerini haksız bulurken bu girişimleri de ikiyüzlülük olarak değerlendiriyor.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı M. Cahit Turhan: “Kıta sahanlığımızda egemenlik hakkımızı kullanıyoruz”
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan, “Denizlerimizde liman yapmak ne kadar hakkımız ise, egemenlik haklarımızdan kaynaklı kıta sahanlığımızda sondaj faaliyetleri yürütmek de o kadar hakkımızdır” dedi. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı M. Cahit Turhan,”Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmeleri, egemenlik haklarımıza rağmen kopartılan fırtınaları görüyorsunuz. Altıyla üstüyle, Akdeniz birilerinin ne arka bahçesidir ne ön bahçesi Ülkelerin sınırları, egemenlik hakları ve uluslararası çerçeveler belli. Buna rağmen bize, “Orada ne işiniz var” deme cüretinde bulananlara, tek kelimeyle “Hadi oradan” deriz, diyoruz da. Bizim için tek bir çakıl taşımız ne kadar kıymetli ve vazgeçilmez ise, bir damla deniz suyumuz da o kadar kıymetli ve vazgeçilmezdir. Denizlerimizde liman yapmak ne kadar hakkımız ise, egemenlik haklarımızdan kaynaklı kıta sahanlığımızda sondaj faaliyetleri yürütmek de o kadar hakkımızdır” dedi.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez: Sondaj çalışmaları planlandığı gibi devam edecek
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, yerli ve yenilenebilir kaynakların ülke ekonomisi açısından son derece önemli olduğunu belirterek, Yavuz gemisinin Akdeniz’deki sondaj çalışmasının belirlenen program dahilinde devam ettiğini söyledi. Türkiye’nin ikinci sondaj gemisi Yavuz’un 3 aylık zaman süresince Doğu Akdeniz’deki çalışmalar yapmasının planlandığını belirten Dönmez, “KKTC’den aldığımız ruhsat bölgesinde Yavuz gemisinin ilk sondajına başladık. Çalışmaları yakından takip ediyoruz. İnşallah önümüzdeki 2-3 ay içerisinde ilk neticeyi almayı ümit ediyoruz. Biz ümitliyiz, ilk sondajda doğalgaz ya da petrolü bulmak için dua bekliyoruz, özellikle enerjide dışa bağımlılığı azaltmak için durmadan çalışıyoruz” dedi.
Halkın Partisi Milletvekili Mesut Genç: “Türkiye’nin çalışmalarından gurur duyuyoruz”
Halkın Partisi Milletvekili Mesut Mesut Genç, Yavuz sondaj gemisinin, Kıbrıs Türklerinin halklarının korunması adına ada etrafında yaptığı çalışmaların gurur verici olduğunu söyledi. KKTC Milletvekili Genç ”Güney Kıbrıs Rum kesiminin yıllardan beridir tek taraflı olarak atmış olduğu adımlarda Kıbrıs Türkünü yok sayması kabul edilemez bir durumdur” diyerek, Doğu Akdeniz’deki hakların korunması adına Türkiye ve KKTC tarafından atılan adımların önemini vurguladı. KKTC’nin artık eskisinden daha farklı bir politika izleyerek Türkiye’nin de yardımı ile haklarını daha aktif savunacağını dile getiren Genç “Anavatan Türkiye’nin bize vermiş olduğu destekten ötürü kendilerine şükranlarımızı sunarız. Bundan sonraki süreçte de Güney Rum Kesimi ne adım atarsa, biz de aynı şekilde haklarımızı savunmak adına hiç çekinmeden aynı adımları atacağız” dedi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay: “Türkiye geleceği adına kararlılıkla çalışacağız”
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, “Kim ne karar alırsa alsın, kim ne engel çıkarmaya çalışırsa çalışsın Türkiye, doğu Akdeniz’deki hidrokarbon arama faaliyetlerine aynı kararlılıkla devam edecek ve uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını kullanmaktan geri durmayacaktır” dedi. Oktay, “Türkiye Cumhuriyeti olarak ne ülkemizin ne de Kıbrıs Türkü’nün Doğu Akdeniz’de meşru çıkarlarının gasp edilmesine müsaade etmeyeceğimizi güçlü bir şekilde dünya kamuoyuna ilan ettik. Kim ne karar alırsa alsın, kim ne engel çıkarmaya çalışırsa çalışsın Türkiye, doğu Akdeniz’deki hidrokarbon arama faaliyetlerine aynı kararlılıkla devam edecek ve uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını kullanmaktan geri durmayacaktır” dedi.
Araç sahiplerine önemli bir avantaj sunan ve sektörde yeni bir akım başlatacak olan YES’in tanıtım toplantısına katıldık. Petrol Ofisi Basın Danışmanı Cumhur Elmas toplantıya bizleri davet ederken, aklımda ‘YES’ ile ilgili farklı bir algı oluşmuştu. Ülkemin saygın bir şirketi olan Petrol Ofisinin yabancı bir sistemi ülkemizde faaliyete sokacağını düşünmüştüm. Fakat ‘YES’ tanıtımına katılınca düşüncemin yersiz olduğunun farkına vardım. Şimdi YES ile alakalı detaylara geçelim.
Organizasyon akaryakıt sektörünün geleneksel lideri Petrol Ofisi’nin CEO’su Selim Şiper ev sahipliğinde gerçekleşti.
Petrol Ofisi, alanında Türkiye’de ilk ve tek olan Yakıt Emniyet Sistemi (YES) ile PO/Gaz’da kalite ve tam dolumda yüzde 100 garanti sunuyor. Tam anlamıyla Petrol Ofisi kendisini bağımsız olarak İTÜ, TÜV Austria ve Intertek Caleb Brett iş birliği ile denetletirken, müşterilere eşsiz bir satış anında ve sonrasında müşteri memnuniyeti yaşatmayı amaçlıyor.
Sistem, Petrol Ofisi istasyonlarından alınan otogaz ile ilgili olası bir şikâyetin Petrol Ofisi Müşteri Hizmetleri Merkezi’ne iletilmesi ile başlıyor.
Şikâyetler, bağımsız kuruluşlarca yürütülüyor ve 72 saat içinde net bir şekilde sonuçlandırılıyor. Şikayetlerin çözümü sırasında her aşama müşterilere SMS ile özel olarak iletiliyor. Sistem otomatik bir şekilde ve tamamen bağımsız olarak çalışıyor.
Ürün ve hizmet kalitesine güvenen Petrol Ofisi, YES’ten çıkacak raporları itirazsız kabul ederek, müşterilerinin araçlarında yaşanabilecek LPG kaynaklı arızalar karşısında onarım bedelinin tamamını karşılama taahhüdü sunması ise projenin şeffaflığının ispatı olarak karşımıza çıkıyor.
Otogaz tüketicilerinin en büyük beklentisi olan yakıtta kalite ve tam dolum garantisini Yakıt Emniyet Sistemi (YES) ile hayata geçiren Petrol Ofisini kutluyorum. Çok başarılı beklentileri karşılayan bir uygulamayı hayata geçirdiler.
Alanlarında uzman ve akredite kuruluşlarla iş birliğine giderek, tamamen bağımsız bir sistem oluşturmaları ile de örnek bir projeye imza atmış oldular.
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ve IntertekCalebBrettotogaz kalitesinde, TÜV Austria ise tam dolum konusunda devreye giriyor.
Petrol Ofisi’nden CEO Selim Şiper, LPG Müdürü Murat Çelik ve CMO Beril Alakoç’un katıldığı YES lansmanına, İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu, TÜV Austria Ülke Müdürü Yankı Ünal ve IntertekCalebBrett Genel Müdürü Ömer Mertoğlu da katıldılar. Ekonomistler, akademisyenler ve iş dünyasının önemli isimleri sahnede çok güzel bir tablo oluşturdu.
Toplantıda Petrol Ofisi CEO’su Selim Şiper ile görüşme imkanımızda oldu.
Dünyada en çok LPG istasyonu olan ülkenin Türkiye olduğunu söyleyen Selim Şiper, “Türkiye’nin otogaz başarısından dünyanın farkında olduğunu hepimiz biliyoruz. Akaryakıt istasyonları evrim geçirmiştir. Eskiden sadece benzin ve dizelin bulunduğu geleneksel istasyonlar; otogaz LPG’nin ve hatta elektriğin de ikmal edildiği yakıt istasyonlarına dönüştü. 13.000 istasyonun 11.000 inde LPG satışı yapılmaktadır. LPG ye PO olarak büyük yatırım yapmaya devam ediyoruz.” dedi.
Selim Şiper: “Otogazın başarısı, uzun yıllara dayanan doğru stratejilerin eseridir”
Petrol Ofisi CEO’su Selim Şiper, Petrol Ofisi’nin YES ile yeni ve önemli bir ilke imza attığı otogazın, Türkiye’deki dünya çapına ulaşan başarısına dikkat çekti.
Şiper, “Türkiye’deki otogaz başarısı ve yaygınlığı nedeniyle eskiden sadece benzin ve dizelin bulunduğu geleneksel akaryakıt istasyonları; otogaz LPG’nin ve hatta elektriğin de ikmal edildiği yakıt istasyonlarına dönüşmüştür” dedi.
Akaryakıt şirketlerinin neredeyse hepsinin, aynı zamanda LPG işi de yaptıklarını kaydeden Şiper, “Bugün ülkemizde tüketilen toplam LPG’nin yüzde 79’undan fazlası, otomotiv yakıtı olarak kullanılmaktadır. Türkiye, dünyanın otogaz tüketiminde ikinci, LPG’li araç ve ikmal istasyonu sayıları ile de birinci pazarıdır. Türkiye’de otogazın bu başarısı, uzun yıllara dayanan doğru bir stratejinin eseridir” şeklinde mesajlar verdi.
“YAYGINLIK, EKONOMİKLİK KAMU VE KAMUOYU İLE İLETİŞİM BAŞARIYI GETİRDİ”
Petrol Ofisi’nin CEO’su Selim Şiper, Türkiye’de otogaz pazarına başarıyı getiren faktörleri şöyle sıraladı: “Bugün ülkemizdeki 10 bin 689 otogaz istasyonu ile tüketicinin ikmal şüphesi bulunmamaktadır. Otogaz istasyonları, pompaları, saygın ve hatta ayrıcalıklı olarak yerini almış, bazı ülkelerdeki gibi yanlış bir şekilde, ‘ikinci sınıf ürün’ algısı hiç oluşmamıştır. Otogaz LPG temsilcileri, Türkiye’de kamuoyu ile kalıcı ve her platformda iletişim içinde olmuşlar, önyargıları bertaraf etmek için yoğun çaba sarf etmişlerdir. Ayrıca büyük ve ehil bir dönüşüm sektörü de oluşmuştur.” İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu, YES sürecine ilişkin onay sürecini anlatırken, TÜV Austria Ülke Müdürü Yankı Ünal ve Intertek Caleb Brett Genel Müdürü Ömer Mertoğlu ise yaptıkları açıklamalarda, objektifliklerine vurgu yaparken, hizmet verdikleri ülkelerde benzer bir uygulama bulunmadığını da belirttiler. Petrol Ofisi uygulamaya koydukları YES projesi ile ülkemizde ve dünya da bir ilke imza atmıştır. Bu örnek projelerinden dolayı PO yetkilileri ile proje direktörlerini tebrik ediyorum.
Türkiye Harp Malulü Gaziler Şehit Dul ve Yetimleri Derneği Genel Başkanı Mustafa Işık, Mardin, Diyarbakır ve Van Büyükşehir Belediyelerine kayyum atanmasından duydukları memnuniyeti dile getirirken, Selahattin Demirtaş’ın eşiyle buluşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na tepki gösterdiklerini söyledi.
Başkan Mustafa Işık, Mardin, Diyarbakır, Van Büyükşehir Belediye Başkanlarının görevden alınmalarına tam destek verdiklerini belirtti.
Başkan Mustafa Işık, “‘31 Mart Yerel Seçimlerinde Mardin, Diyarbakır, Van Büyükşehir Belediye Başkanı olarak seçilmiş, seçildiği günden beri Terör Örgütü ile arasına mesafe koymayarak, onların propagandasını yapan, terörü sevdirici tavır ve davranışlarından vazgeçmeyen, talimatları direk kandilden alarak terör örgütüne destek veren, şehit yakınlarını da işten çıkaran kişiler Türkiye Cumhuriyeti Belediyelerinde Belediye Başkanlığı yapamaz” dedi.
Alınan kararın kendileri açısından memnuniyet verici olduğunu da dile getiren Işık,“İçişleri Bakanlığımızın bu Belediyeler ile ilgili almış olduğu kayyum kararı Şehit aileleri ve Gazilerimizi memnun etmiş desteklerini kazanmıştır. Sinek ile uğraşmaktansa bataklığı kurutmak daha doğrudur. Terör örgütünün siyasi uzantılarından Belediye Başkanı seçilen tüm bölgelerde kayyum ataması daha uygun olacaktır. Ayrıca kendisi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmiş Ekrem İmamoğlu’nun, Teröre ve Terör Örgütüne destek veren Selahattin Demirtaş’a eşini ziyarete göndermesi, Kayyum atanan Belediyelerin durumları ile ilgili Sosyal medyada paylaştığı fikirleri kendisinin de aynı düşünceye dâhil olduğunu göstermekte ve bizlerin de tepkisini çekmektedir” diyerek konuştu.
Işık,“Biz Şehit aileleri ve Gazilerin halkın iradesiyle seçilen kişilere duyacağımız saygının tek şartı “Yıllardır Milletimize zarar veren, masum insanımızı katleden, Bebek Katili Terör Örgütüne olan mesafeleridir. Terör Örgütlerine mesafe koymayana, biz mesafe koyarız” şeklinde mesaj verdi.
İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU: “KİMSE DEVLETE KAFA TUTAMAZ”
Teröre ve teröriste asla müsamaha göstermeyeceklerini söyleyen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Halkın oylarıyla belediyede makam sahibi olanların devlet kurumlarını terör örgütü merkezi haline getirmelerine sessiz kalmamızı beklemek büyük hatadır” dedi. Bakan Soylu, “Türkiye, belediyeler üzerinden özellikle terörün merkezi haline getirilmeye çalışılmıştır. Bu kanunsuzluğa anayasa ve belediye kanunları dur demiştir. Kimse devlete kafa tutamaz. Devlet teröre karşı sessiz duramaz ve kanunsuzluklara da geçit vermez” diyerek demokrasiyi ve seçilmişliği terörün muafiyet alanına sokmak isteyenlerin büyük hata içerisinde olduklarının altını çizdi.
Sandığın arkasına saklanarak terör örgütünün sözcülüğüne soyunanlara devletin müsaade etmeyeceğini söyleyen Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Yalçın Topçu, “Kim olursa olsun, toplumun huzur ve refahını bozmak için terör örgütleri ile aynı yolu seçenlere, suç işleyenlere karşı Türkiye Cumhuriyeti devlet olmanın gereğini hukuk içerisinde yapar” dedi. Topçu, “Türkiye Cumhuriyeti devleti, halkının güvenliği, refahı için vardır. Kürt’ü, Türk’ü, Arap’ı, Alevi’si, Sünni’si ile Türk halkının her bir ferdi dağında, ovasında, köyünde, ilçesinde, ilinde güvenlik ve esenlik içinde yaşama hakkı ABD, İsrail ve AB ülkelerinin halklarının refahı kadar hakkıdır. Bu ülkelerin devletleri, hükümetleri halklarının güvenliği ve esenliği için küresel terör örgütleri yandaşları ile ilgili hangi tedbirleri alıyorlarsa Türkiye Cumhuriyeti devletinin hükümeti de hukukun içinde gereğini yapmaktadır”
Devletin kendi iradesiyle inatlaşan terör örgütünün siyasi uzantısına müdahale etmesinin zorunlu bir hale geldiğini belirten Türkiye Ekonomik, Politik ve Stratejik Araştırma Merkezi Başkanı Teoman Yıldırım, “Devlet, varlığına yönelen tehditleri ve tehdidin kaynağı terör örgütünü silahlı mücadele yöntemiyle ortadan kaldırma yönteminin yanında, teröre sebep olan ekonomik, sosyal, kültürel, etnik ve siyasi genel şartları da dikkate alarak topyekûn mücadele etme kararlılığını göstermiştir” dedi.
HDP’li belediyelerin terör örgütüne finans ve insan kaynağı aktardığının herkes tarafından bilindiğini söyleyen Yıldırım, “Kayyum atanması sadece üç il ile sınırlı kalmamalıdır. Devletin müdahale etmesi durumunda, özgürlük ve insan hakları diyerek mağdur ayaklarına yatanlara ise devlet iradesiyle inatlaşılmaması gerektiği hatırlatılmalıdır. Devlet Suriye ile ilgili kritik bir süreci yürütürken içeride terör bileşenlerinin yeniden bir tehdit unsuru haline gelmesine göz yummaması gerekir. İçinden geçtiğimiz bu süreçte bu müdahale hayati derecede önemlidir” şeklinde müdahalelerin devam etmesinin hayati derecede önem arz ettiğini belirtti.
ANADOLU GÜVENLİK KORUCULARI VE ŞEHİT AİLELERİ KONFEDERASYONU GENEL BAŞKANI ZİYA SÖZEN: “HDP İLE CHP ASLA KÜRT HALKINI TEMSİL EDECEK YAPIYA SAHİP DEĞİLDİR”
Anadolu Güvenlik Korucuları ve Şehit Aileleri Konfederasyonu Genel Başkanı Ziya Sözen, Diyarbakır, Mardin ve Van Büyükşehir Belediye başkanlıklarına kayyum atanmasıyla HDP ve CHP’nin ‘Kürt halkının iradesine saygı gösterilmiyor’ şeklindeki yalan yanlış algıların oluşturulduğunu belirterek, HDP ve CHP’nin Kürt halkını temsil edecek yapıya sahip olmadıklarını söyledi.
Anadolu Güvenlik Korucuları ve Şehit Aileleri Konfederasyonu Genel Başkanı Ziya Sözen, Diyarbakır, Mardin, Van Büyükşehir Belediye başkanlıklarına kayyum atanmasıyla beraber başta HDP, CHP olmak üzere bir takım çevrelerin bölgede Kürt halkının iradesine saygı gösterilmiyor şeklinde yalan yanlış algılar oluşturmak suretiyle propaganda faaliyetleri yürüttüklerini söyledi.
Sözen, bu çabaların bölgede bitme aşamasına gelen PKK terör örgütünü yeniden canlandırma, siyaseten tükenme noktasına gelen HDP’yi yeniden var etme ve CHP’yi Kürt kökenli vatandaşların hakkını savunuyor algısını oluşturup Kürt’leri CHP’lileştirme amacını güttüğünü aktardı.
Sözen, “Cumhuriyet tarihinde Kürt kökenli vatandaşlarımızın en çok hakkını hukukunu savunan lider olarak tarihe geçen Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan atacağı adımlarla meydanı üç beş çakala bırakmamalıdır. Tamda bu aşamada PKK ile mücadele en sert şekilde ve kesintisiz sürdürülmelidir. PKK ile mücadele sürerken bölge halkını kucaklayıcı birleştirici söylemler kullanılmalıdır. Atılacak bu adımlarla Suriye’deki gelişmeleri de göz önüne aldığımızda Türkiye’nin kaşınmaya en müsait meselesi olan Kürt kökenli vatandaşlarımız üzerinden iç karışıklık çıkarmaya çalışanların planları da bozulmuş olacaktır” diye konuştu.
ESKİ İÇİŞLERİ VE ADALET BAKANI MEHMET AĞAR: “DEVLET HUKUK ÇERÇEVESİ İÇİNDE YETKİLERİNİ KULLANMIŞTIR”
Eski İçişleri ve Adalet Bakanı Mehmet Ağar, kayyum atamalarını değerlendirdi. Ağar, “Operasyonlarda insanlar canları pahasına mücadele ederken, sen belediyelerde şehit yakınlarını görevden atmayı bir mesele zannedersen, çatışmada ölen teröristlerin adını, devlete ve millete hizmet etmiş kahramanların yerine koyarsan bu göreve devam edemezsin” dedi. PKK’ya yardım ve destek verenlerle ilgili kanunun açık hükümleri olduğunu söyleyen Ağar, “Devlet hukuk çerçevesi içerisinde, kendine ait yetkileri kullanmış, İçişleri Bakanlığı da gerekli tedbiri almıştır. Şehit aileleri, bu millete emanet edilmiştir. Onlar bize emanetler. Onlara yapılacak bir saygısızlık, hepimize yapılmış demektir. Bunun üstüne üstüne gitmenin doğru bir tarafı yoktur” diye konuştu.
AK PARTİ KARS İL BAŞKANI ÇALKIN: “KÜRTLERİN DİLİNİ BİLE YASAKLAYAN CHP DEMOKRASİ BEKÇİSİ KESİLMİŞ”
AK Parti Kars İl Başkanı Adem Çalkın, “Demokrasiyi araç olarak kullanıp emperyalist ve siyonistlerin vatanı parçalamalarına ön ayak olacak her türlü hamle karşısında, vatan ağır basar. Bu ülkenin her vatandaşının tek devleti vardır” dedi. Adem Çalkın, “Oysaki Kürtlerin dilini bile yasaklayan, CHP demokrasi bekçisi kesilmiş sanki Seyh Said, Ağrı Zilan Deresi, Dersim olaylarının müsebbibi onlar değilmiş gibi bugün pişkin pişkin sebep oldukları Kürt sorununa ve bu sorunu ortadan kaldıran Recep Tayyip Erdoğan’a demokrasi dersi veriyorlar. Kürtler, faşizan anlayışa göre karda yürürken kart kurt ya da kendini Kürt zannedenler diye dönemin meşhur raporlarına girerken, CHP’nin inkar politikası tek parti dönemleriyle sınırlı kalmadı. Kürt diline, kimliğine ve benliklerine olan düşmanlıklarını her fırsatta dile getiren CHP’liler, ırkçı yüzlerini ifşa etmekten çekinmedi. CHP İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler ‘Türk ulusuyla Kürt milliyeti eşit olamaz’ sözleriyle dedelerinin yolundan gittiğini gözler önüne sermişti” diyerek teröre destek verenlere tepkili olduklarını söyledi.
AK PARTİ GRUP BAŞKANVEKİLİ BÜLENT TURAN: “BİZ TERÖRE DESTEK VEREN TARAFTA DEĞİL, TAM KARŞISINDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Teröre destek veren 3 belediyeye kayyum atanmasının ardından HDP’nin sokağa çıkma çağrısını eleştiren AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan, “Bu millet kimin terör yuvalarına göz kırpanların yanında olduğunu iyi görüyor. Teröre ilişkin her türlü eylemimizde, teröre ilişkin her türlü adımlarında ‘dur’ demekte bizim görevimizdir.” dedi. Turan, “Şehit yakınlarına mobbing uygulayarak işten çıkartmışlar, yetmemiş teröristlerin yakınlarını ailelerini belediyeye almışlar. Yetmemiş Türk bayrağını belediyenin her tarafından internet sitesinden, kimlik kartından çıkartmışlar. Yetmemiş başkan diye iddia edilen kişinin teröristlerin cenaze törenine katılması çok daha fazla belediyeye gelmesinden. Yetmemiş anayasa aykırı milletin egemenliğini peşkeş çekercesine kendi seçildiği halde eş başkanlık müessesesi kurmuş, milletin seçtiğini değil eş başkan dediği kandilin atadığı adama yetki vermiş? Burası değneksiz köy mü? Tabi ki adım atılacak hem idari hem yargı bu konuda adımlar atıldı” şeklinde konuştu.
CHP’Lİ ÖZTRAK TERÖRE KARIŞAN HDP’Lİ BELEDİYELERİ İLK SAVUNAN İSİM OLDU
HDP’li belediyelere kayyum atanmasıyla alakalı konuşan CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınmasına tepki gösterdi. Öztrak, “Şimdi 5 ay sonra ne oldu da el çektiriyorsunuz? Sandıktan çıkmış olan insanlara el çektirirken bunun kesinleşmiş yargı kararlarıyla yapılıyor olması demokratik bir ülkeye, bir hukuk devletine yakışandır ama ortada böyle bir şey yok” diyerek belediye başkanlarının görevden alınmasının yanlış olduğunu vurguladı.
Shell &Turcas enerjisini güneşten alan ilk istasyon yatırımını Ankara’da gerçekleştirdi. Gerçekleştirdiği yenilikçi yatırımlarıyla Türkiye’de akaryakıt sektörüne öncülük eden Shell &Turcas, Ankara’daki Shell Küçükesat istasyonunu elektriğini güneş enerjisinden sağlayan istasyona dönüştürdü. Shell Küçükesat istasyonu karbon salınımını yaklaşık yüzde 30 azaltacak.
Ayrıca enerjisini güneşten alan bu istasyon sayesinde her yıl çevreye olan katkı katlanarak büyüyecek ve 10 yılda yaklaşık 1000 ağaç doğaya kazandırılacak. Yıllık yaklaşık 200 bin kilovatsaat olan enerji tüketiminin yüzde 32’sini güneş enerjisinden sağlayacak olan Shell Ankara Küçükesat istasyonunun dönüşümü için 270 watt gücünde 160 adet güneş paneli kullanıldı. Net karbon ayak izini azaltma çalışmaları çerçevesinde istasyonlarında birçok yeniliği hayata geçiren Shell &Turcas, bugüne kadar Türkiye’deki istasyonlarında aydınlatma sistemlerini değiştirerek, toplam karbon salınımı yılda 1.200 ton azalttı.
Uzun süredir vale işgalinden dert yanan İstanbul’un cadde ve sokaklarına araçlarını park edemeyen vatandaşlar yetkililerin bu soruna çözüm üretmemesine tepki veriyorlar. Kaldırımları bile otopark gibi kullanan valelere kimse müdahale edemiyor. Yol kenarlarına koydukları trafik konileriyle istedikleri her alanı parselleyen valeler, özellikle eğlence mekanları, restoran ve kafelerin oldukları bölgelerde kaldırım ve yol kenarlarını otoparka çeviriyorlar.
Kaldırımlara araç park edilmesi nedeniyle vatandaşlar yollarda yürüyerek hayatlarını tehlikeye atıyorlar. Engelli vatandaşlarımız ise bu uygunsuz araç park edilmesi nedeniyle mağduriyet yaşıyor.
“VALELER, DARP, TEHDİT VE CİNAYET İLE ANILIYOR”
İstanbul Ataşehir’de gittiği restoranın valesine aracını teslim etmek istemeyen avukat, önce tehdit edilmiş, ardından da aracının lastikleri kesilmişti. İzmir’de yolu kapatan araca ceza yazan polis memuruna valeler bu araca ceza yazamazsın diyerek saldırmışlardı. Bir başka tartışmada da vale 2 müşteriyi silahla öldürmüştü. Vale tabir edilen kişiler birçok çirkin olayla anıldı. Fakat işini layıkıyla, eğitimli olarak yapan valeler de var. Hatta kimi zaman bir valenin denize atlayıp hayat kurtardığına da şahit olduk.
“ARACI KALDIRIMA PARK EDEN VALE DEĞİL, DEĞNEKÇİDİR”
Müşteriden alınan aracı kaldırıma veya yol kenarına park etmenin kesinlikle bir vale hizmeti olmadığını söyleyen Tüm Vale Şirketleri ve Çalışanları Derneği (TOVDER) Başkanı Mustafa Nohut, “Müşteriden aldığı aracı kaldırıma park edenler değnekçi tabir ettiğimiz kişilerdir. Otopark alanı olmayan hiçbir işletme vale çalıştıramaz” dedi.
Mustafa Nohut, kamuoyunda ‘değnekçilik’ olarak adlandırılan ‘vale’ hizmetlerinin, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından profesyonel bir iş kolu olarak tanımlandığını belirtti.
“EĞİTİM ALMAYAN VALE MESLEĞİNİ YAPAMAYACAK”
Valeliğin bakanlık tarafından meslek olarak tanımlanmasıyla herkesin vale olamayacağını vurgulayan TOVDER Başkanı Nohut, “Valelere sertifika zorunluluğunun getirilmesi bu sorumluluklardan biridir. Sertifika alan vale, mesleği yapmaya devam edecektir” dedi.
Valelik mesleğine yönelik toplum nezdinde olumsuz bir algı olduğuna dikkati çeken Başkan Nohut, “Sektördeki denetimsizlik ve boşluktan faydalanarak işletmelerde herhangi bir sorumluluk altına girmeden valelik yaptığını düşünen değnekçilerle, yasal şartları oluşturarak, sözleşmesiyle, devletin kendisine yüklediği sosyal güvenliği, vergisi, eğitim ve bilişim yatırımıyla vale hizmeti veren TOVDER çatısı altında bir araya gelen firmaların verdiği hizmet bir ve denk değildir. Çünkü kurumsal çalışan firmalar, kendisine emanet edilen araçlardan ve personellerinden sorumludur.” diye konuştu.
İstanbul’un çeşitli noktalarında otopark hizmetinde çalışan valelerin, öfke kontrolü, stres yönetimi ve etkili iletişim teknikleri konusunda uzmanlardan eğitim almaya başlamasıyla değnekçilerin yerini profesyonel valelerin alacağını ümit ediyoruz.
BMW i teknolojisiyle 210 km’ye kadar menzile ulaşabilen Jest Electric, Avrupa yollarında hizmet vermeye başladı. Yerli üretici Karsan, Bursa fabrikasında üretimini gerçekleştirdiği elektrikli Jest’leri ilk olarak Fransa, Almanya, Romanya, Portekiz ve Slovakya’ya teslim etti, araçlar yola çıkarak hizmet vermeye başladı. Karsan CEO’su Okan Baş, “Litvanya’da açılan elektrikli araç ihalesini de kazanarak toplam sipariş adedimizi 35’e çıkardık. Bu siparişlerin 20 adedini teslim ettik. Türkiye’den, Avrupa ülkelerine ‘elektrikli’ ihraç etmek bizleri gururlandırıyor” dedi.
Karsan’ın BMW ile elektrik motorlu araçlar için gerçekleştirdiği tedarik anlaşmasının ilk ürünü olan Karsan Jest Electric, Avrupa yollarına çıktı. Satışa sunulduğu andan itibaren birçok Avrupa ülkesi tarafından ilgiyle karşılanan Jest Electric, ilk teslimatlarını gerçekleştiği Fransa, Almanya, Romanya, Portekiz ve Slovakya yollarında hizmet vermeye başladı. Yerli üretici Karsan, başta Fransa olmak üzere Portekiz, Romanya, Litvanya, Slovakya, Yunanistan, İtalya ve Almanya gibi birçok ülkeden bugüne kadar toplam 35 adet Jest Electric siparişi aldı. Bu siparişlerin 20 adedi Karsan’ın Bursa fabrikasında üretilerek ihraç edildi. Türkiye’den Avrupa ülkelerine ‘elektrikli’ ihraç etmek ise bizleri ayrıca gururlandırıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Geleceğin ulaşım çözümü Jest Electric
Jest Electric’te BMW üretimi elektrikli motor, 170 HP güç ve 290 Nmtork üretirken, tek oranlı şanzımanla işbirliği yapıyor. BMW tarafından geliştirilen 44 ve 88 kW-saat’lik bataryalarla tercih edilebilen Jest Electric, 210 km’ye kadar menzil sunarken, geleneksel alternatif akımlı şarj üniteleriyle 8 saatte, hızlı şarj istasyonlarındaysa 1 saatte şarj olabiliyor. Üstelik enerji geri kazanımı sağlayan rejeneratif fren sistemi sayesinde bataryalar yüzde 25 oranında kendi kendini de şarj edebiliyor. Yüksek manevra kabiliyeti, geniş iç mekanı, dinamik tasarımı ve tırmanma performansıyla öne çıkan Karsan Jest Electric, sunduğu sessiz yolculuklarla geleceğe ışık tutuyor. 10,1 inçlik multimedya dokunmatik ekranı, tamamen dijital gösterge paneli, anahtarsız çalıştırma, USB çıkışları ile donatılan ve talebe bağlı olarak Wi-Fi uyumlu altyapı sağlayan Karsan Jest Electric, 4 tekerlekte bağımsız olan süspansiyon sistemiyle de konfor disiplininde de binek otomobilleri aratmıyor.