13.5 C
İstanbul
Pazar, Nisan 19, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 105

Plastik üretimi yüzde 40 geriledi

PAGEV’in sektörün nabzını tutmak için yayınladığı, “Plastik Sektörü İzleme Raporu 2019” ilk çeyrek verileri sektörde bıçağın kemiğe dayandığını gösteriyor. Plastik sektöründe hem üretim, hem iç pazar hem de ithalatta ciddi düşüşlerin olduğunu ortaya koyan raporda sadece ihracat pozitif görünümüyle dikkat çekiyor. Ancak ihracat verileri de miktardaki yüzde 10 artışa karşın ciroda sadece yüzde 2’lik bir artış gerçekleştiğini ve aynı trendin sürmesi halinde ihracatın bir önceki yıla göre miktar bazında yüzde 2, değer bazında ise yüzde 3 kayıpla yılı kapatacağını gösteriyor. Tüm bu rakamlar plastik sektörünün artan girdilere karşın hem iç pazara hem de ihracata daha düşük rakamlarla ürün sattığını ortaya koyuyor.  2018 yılının ilk üç aylık döneminde 3 milyon 477 bin ton ve 13 milyar 641 milyon dolar olarak gerçekleşen plastik mamul üretimi, 2019 yılının eş döneminde 2 milyon 241 bin tona ve 8 milyar 161 milyon dolara düştü. Böylece üretim 2018 yılının aynı dönemine kıyasla miktar bazında yüzde 36, değer bazında ise yüzde 40 geriledi. Plastik mamul üretiminin 2019 yılı sonunda 2018 yılına göre miktar bazında yüzde 2, değer bazında yüzde 5 gerileyerek; 8,9 milyon ton ve 32,6 milyar dolara düşeceği tahmin ediliyor.

Yılın ilk çeyreğinde sektörde 134 milyon dolarlık makine teçhizat yatırımı yapıldı. 2019 yılsonunda makine teçhizat yatırımlarının geçen yıla göre yüzde 43 gerileyerek 538 milyon dolar seviyelerine ineceği tahmini yapılıyor. 

2019 yılının ilk üç aylık döneminde plastik mamul ihracatı miktarda 455 bin ton, değerde 1 milyar 175 milyon dolar olarak gerçekleşti. İhracat2018 yılının aynı dönemi ile karşılaştırıldığında miktar bazında yüzde 10, değer bazında ise yüzde 2’lik artış gösterdi. Buna karşılık plastik mamul ihracatının 2019 yılsonunda geçtiğimiz yılının tamamına kıyasla miktarda yüzde 2 azalış ile 1 milyon 820 bin tona, değerde ise yüzde 3 düşüş ile 4 milyar 701 milyon dolara gerilemesi bekleniyor.

Test sürüşü yapılacak ilk otonom araç tanıtıldı

Dünyada büyük bir dönüşümün habercisi olan ve farklı ülkelerde test sürüşlerine başlanan gelişmiş özelliklere sahip otonom araçlar, Türkiye’de de atılan mühendislik adımları sayesinde test edilecek noktaya ulaştı. AVL Araştırma ve Mühendislik Türkiye mühendislerinin son yıllardaki çalışmaları sonucunda otonom teknolojisi geliştirilen hibrit özellikli ilk sürücüsüz araç, İstanbul’da test sürüşlerine başlamaya hazır hale geldi. Otomobillerde sürücü kavramının, 2030 yılından itibaren piyasaya sunulacağı öngörülen otonom özellikli araçlarla birlikte, tarihe karışması bekleniyor. Tüm dünyayı etkileyecek olan bu köklü değişimin ve dönüşümün ilk mühendislik adımları Türkiye’de de atılmaya başlandı. Dünyanın en büyük otomotiv mühendislik firması olan AVL’nin İstanbul’daki merkezi AVL Araştırma ve Mühendislik Türkiye mühendislerinin mühendislik çalışmaları sonucunda otonom teknolojisi geliştirilen hibrit özellikli ilk sürücüsüz araç İstanbul’da test sürüşüne hazır hale geldi. 

Avrupa’nın en emniyetli aracını Türk öğrenciler üretti

16-25 yaş arasındaki lise ve üniversite öğrencisi gençlerin, kendi tasarladıkları ve ürettikleri araçlarla en az enerjiyle en uzun mesafeyi katetmek üzere yarıştıkları Shell Eco-marathon, İngiltere’nin başkenti Londra’da gerçekleşti. 28 ülkeden 1500’ün üzerinde mühendislik öğrencisi, 140 araç ile, Shell Eco-marathon’da kıyasıya yarıştı.  Katılımın en yoğun olduğu ülkeler arasında yer alan Türkiye’yi bu yıl, Adana, Bursa, Eskişehir, İstanbul, Kayseri, Ankara ve Trabzon’daki 10 üniversite ve 1 liseden toplam 11 takım temsil etti. Bu yıl Türk takımlarından Yıldız Teknik Üniversitesi AE2 takımı, 5 kategoride verilen Off-Track Awards’da “Emniyet Ödülü”nü  aldı. Yıldız Teknik Üniversitesi AE2 takımı öğrencileri podyuma çıkarak kupalarını kaldırdılar ve bayrağımızı dalgalandırdılar. AVRUPA’da ilk kez 1985 yılında Fransa’da düzenlenen, Londra’nın dördüncü kez ev sahipliği yaptığı, katılan öğrencileri enerji tasarruflu araçlar tasarlamaya, üretmeye, test etmeye teşvik eden Shell Eco-marathon’da yeni rekorlara imza atıldı. Kıyasıya rekabetin yanı sıra ekipler arası dayanışmanın da yaşandığı yarışmada, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 25 ülkeden 161 takım “en az enerjiyle en uzun mesafe” gitmek üzere mücadele etti. Yarışmada Türkiye’den bu yıl Adana, Bursa, Eskişehir, İstanbul, Kayseri, Ankara ve Trabzon’daki 10 üniversite ve 1 liseden toplam 11 takım yer aldı.-

Ahmet Erdem: Gençlerimizi desteklemeye devam edeceğiz

Shell Türkiye Ülke Başkanı Ahmet Erdem, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada; ”Shell Eco-marathon gençlerimize farklı açılardan katkıda bulunuyor. Aracın dizaynındaki, imalatındaki teknik becerilerden, finans kaynağı bulup bütçe yönetmekten iletisim becerilerine, ekip çalışmasından proje yönetimine, yol emniyeti disiplinine  kadar birçok alanda çok önemli bir tecrübe olarak öne çıkıyor. Bunların ötesinde gençlerimize yurtdışında, onlarca farklı ülkeden gelen akranlarıyla yarışma imkanı sunuyor.  Shell Türkiye olarak, Türkiye’de yetişen geleceğin mühendislerinin enerji, otomotiv teknolojileri ve enerji tasarrufu alanında elde ettikleri ve edecekleri ilerlemenin, keşfedecekleri yeniliklerin destekçisi olmaya devam edeceğiz. Bu yıl Yıldız Teknik Üniversitesi takımı AE2, Emniyet Ödülü alarak çok önem verdiğimiz bir alanda çok önemli bir başarıya imza atarak bizleri çok gururlandırdı. Shell Eco-marathon’da yarışan tüm gençlerimizi azimli hem de centilmence geçen mücadelelerinden dolayı ayrı ayrı kutluyorum. Londra’da ülkemizi temsil eden gençlerimiz motivasyonlarıyla, emekleriyle ve başaracaklarına olan inançlarıyla bize umut verdiler. Shell Türkiye olarak, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bu alanda çalışmalarda bulunan gençlerimizi desteklemeye devam edeceğiz” diye konuştu. 

Maserati elektrikli araç üretecek

Maserati, Fiat Chrysler Automobiles’ın (FCA) İtalya’ya yaptığı 5 milyar Euro’luk yatırım ile tesis yenileme, elektrifikasyon ve otonom sürüş teknolojileri kapsamındaki planlarını duyurdu.  Maserati DNA’sına özgü sürüş dinamiklerinin yanında hızlı şarj özellikleri, yeni nesil elektrik bataryaları ve güç aktarma teknolojisiyle birleştirilecek olan araçlar, Modena, Cassino ve Torino’daki tesislerde üretilecek.

Maserati, elektrikli araçlar, otonom sürüş teknolojileri ve üretim hatlarındaki yenilikler kapsamında 5 milyar Euro tutarında yatırım planlıyor. Plan dâhilindeki yeni modeller, teknolojiyle Maserati’nin geleneksel değerlerini aynı potada birleştirecek benzersiz spor otomobiller olarak tasarlanıyor. Markanın Modena’daki fabrikasında 800 milyon Euro’luk yatırım ile devreye alınacak yeni üretim hattının 2020 yılının ilk çeyreğinde açılması planlanıyor. Elektrikli Maserati serisinin üretiminin plan dâhilinde 2021 yılında başlaması bekleniyor.

Yenilikçi ve Elektrikli Maserati modelleri

Maserati’nin geleceğe yönelik hazırlıkları kapsamında, Maserati Ghibli, 2020 yılında markanın ilk elektrikli hibrit güç ve aktarma organına sahip otomobili olacak. Maserati’nin geleneksel değerlerini elektrikli araç teknolojisiyle aynı potada eriten benzersiz bir spor otomobil halini alacak olan elektrikli Ghibli, elektrikli güç ve aktarma organlarını sağlamak üzere üretim hattı yenilenen Modena fabrikasında üretilecek. Uzun yıllara dayanan köklü ve başarılı geçmişi ile adından söz ettiren GranTurismo ve GranCabrio modelleri de elektrikli versiyonlarıyla Fiat Chrysler Auotomobiles’in 800 milyon Euro yatırım yaptığı Torino’daki tesisindeki üretim bandından inecek. Markanın yepyeni elektrikli otomobili Maserati Utility Vehicle ise Cassino’da üretilerek elektrikli araç pazarında önemli bir rolü üstlenecek. Maserati’nin üreteceği tüm yeni elektrikli modeller; Levante, Quattroporte ve Ghibli olmak üzere Maserati ürün gamındaki güncel prestijli modellerin sürekli gelişen çizgisini tamamlayacak.

Değişimin kalbi: Otonom sürüş teknolojileri

Maserati, üreteceği elektrikli araçlarla birlikte mevcut ürün gamındaki modellerini de otonom sürüş özellikleri ile güncellemek için çalışmalarını sürdürüyor. Gelişmiş otoyol asistanına sahip Maserati’de Seviye 2 ile başlayan otonom süreç, aracın şerit giriş çıkışlarını sağlayan ve sürücünün kontrolü kaybettiği durumlarda aracı yol kenarında güvenli bir şekilde durduran Seviye 3’e kadar uzanıyor.

Ek bilgi: Fiat Chrysler Automobiles’ın 29 Kasım tarihinde Torino’da açıklamış olduğu İtalya’ya yönelik 2019-2021 yatırım planı; 13 adet tamamen yeni veya önemli ölçüde güncellenmiş FCA modeli ile mevcut ya da yeni 12 modelin elektrikli versiyonunu içeriyor. Bu modeller arasında Maserati dışında Fiat’ın Mirafiori’de üretileceği 500’ün elektrikli versiyonu ve Alfa Romeo’nun Pomigliano’da üretileceği yeni bir premium araç da yer alıyor.

87 ülkenin tercihi TORK oldu

35 yıldır proses otomasyonu alanında kendi ürettiği akışkan kontrolü ürünleri ile hizmet veren SMS TORK, tam 87 ülkede tercih ediliyor.

Kontrol vanaları ürün grubuyla 87 ülkede tercih edilen SMS TORK’un bugün sınırları aşan başarısının arkasında Ar-Ge ve teknolojiye yatırım yapmasının yanı sıra yüzde 100 yerli ürünlerle müşterilerine anında ve kesintisiz bir şekilde özel üretim gerçekleştirmesi geliyor. Kurumlara özel ihtiyaca yönelik seri üretim gerçekleştiren SMS TORK ekibi sayesinde haftalarca beklemeye gerek kalmıyor.

Geniş ürün gamıyla her ihtiyaca tek yerden çözüm sunan TORK, müşterilerinin ihtiyaçlarını doğru analiz ederek öncelikle akışkanı kontrol altına alıyor.

ULUSLARARASI SERTİFİKALAR İLE ÜRETİM

Akışkan kontrolü ürün grupları ve çözümleriyle 87 ülkede tercih edilen TORK, uluslararası kalite sertifikalarıyla kaliteden ödün vermeden üretim yapıyor. TORK ürünleri, bünyesine yeni kattığı SIL 3 belgesiyle emniyet gerektiren uygulamalarda da kullanılıyor.

TORK pnömatikaktüatörler SIL3 belgesi sayesinde seveso kapsamına giren tesislerde kullanılabiliyor. TORK ürünlerini kullanan firmalar hata öngörüsünü aldıkları bilgiler ile yapabiliyorlar.

SIL sadece tek bir ürünü kapsayan yapı değil, komple sistemin hata yapma olasılığının elde edilmesini sağlayan bir yapı. Risk içeren tüm komponentlerin kendi özelinde hata yapma olasılıklarını bildirmesinden dolayı emniyet gerektiren uygulamalarda TORK ürünleri tercih ediliyor.

TORK MARKASININ AVANTAJLARI

SMS TORK, geniş ürün gamıyla her ihtiyaca tek yerden çözüm sunmasının yanında tamamen ihtiyaca yönelik seri özel üretim gerçekleştirerek haftalarca beklemeden hızlı teslimat sağlayabiliyor. Türkiye genelinde sahip olduğu geniş satış ağı ve bakım – onarım ekibiyle destek sağlayarak hizmetlerini satış sonrasında da sürdürüyor.

TÜRKİYE’DE 87 ÜLKEYE ULAŞIYOR

Pnömatikaktüatör, solenoid vana, patlaç vana, pistonlu vana ve elektrikli aktüatör ürünlerinin imalatını Türkiye’de gerçekleştiren SMS TORK, dünyada 87 ülkeye ihracat gerçekleştiriyor. İhracatta daha etkin rol oynamayı hedefleyen firma, Varnasan firmasını bünyesine katarak küresel vana imalatına da giriş yaptı.

Enerjisa dağıtım şirketlerine bir ödül de ESRI’den

Enerjisa Dağıtım Şirketleri Başkent EDAŞ, AYEDAŞ ve Toroslar EDAŞ bölgelerinin kapsadığı 14 ilde, 21 milyon nüfusa birbirinden farklı coğrafya, iklim ve demografik yapıya sahip büyük bir alanda hizmet veriyor. Enerjisa Dağıtım Şirketleri tüm saha operasyonlarında ve özellikle Türkiye’nin sınır kapılarını açtığı Suriyeli göçmenlerin yaşam alanlarına da elektrik ulaştırırken kullanmakta olduğu Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Dünyanın lider Coğrafi Bilgi Sistemi yazılım firması olan ESRI tarafından ödüllendirildi. Enerjisa Dağıtım Şirketleri tüm saha operasyonlarını ve şebeke plan kararlarını alırken faydalandığı coğrafi bilgi sistemleri ile veri toplama, kontrol, veri doğrulama, analiz, güncelleme, kesinti, arıza, sorgulama, raporlama, iş emri, rota optimizasyonu, saha personeli ve operasyon araçları gibi önemli konuları takip edebiliyor. Enerjisa Dağıtım Şirketleri Genel Müdürü Murat Pınar bugün Amerika Birleşik Devletleri’nin Kaliforniya eyaletinde gerçekleşen Ödül Töreni’nde “Coğrafi Bilgi Sisteminde Özel Başarı Ödülü”nüESRI Kurucusu ve Başkanı Jack Dangermond’dan aldı. 

Fabrikalar dijitalleşiyor 2 ayda yatırım maliyeti geri kazanılıyor

Türkiye’de üretim yönetiminde dijitalleşme pazarını inşa eden ve bu alanda lider olan teknoloji şirketi Doruk, Türk mühendisler tarafından uluslararası standartlarda tasarlanmış akıllı üretim yönetimi sistemi Pro Manage ile dünya genelinde 300’den fazla fabrikanın dijital dönüşümünü gerçekleştiriyor. Amerika’da üretim endüstrisini kuvvetlendirmek için kurulan Dijital Üretim Tasarım ve İnovasyon Enstitüsü DMDII’ın Ar-Ge partneri olan Doruk’un Chicago’da şirketi bulunuyor. 2019 yılının ilk yarısında bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 100’lük bir büyüme gerçekleştiren Doruk, 2019 yılını yüzde 250 büyümeyle kapatmayı hedefliyor. Gelecek hedefini “dünya markası olmak” şeklinde belirleyen Doruk, 2020 sonuna kadar Almanya ve Japonya’da ofis açmayı planlıyor. Sanayide dijital dönüşümün öncelikli olduğu merkez ülkeleri hedef alarak global genişlemesini sürdüren Doruk, artırılmış gerçeklik ve yapay zeka teknolojileri ile tam entegre olan dünyadaki tek üretim yönetim sistemi Pro Manage ile orta ve uzun vadede tüm Avrupa ülkelerine yayılmayı ve Asya pazarına giriş yapmayı amaçlıyor.  

Türkiye’nin sanayide dijitalleşme alanındaki ilk Ar-Ge çalışmalarını gerçekleştirmiş olan teknoloji şirketi Doruk, 20 ülkede tescilli Türkiye orijinli uluslararası akıllı üretim yönetimi sistemi Pro Manage ile sanayi işletmelerini akıllı ve dijital fabrikalara dönüştürüyor. Dijital dönüşüm alanında 21 yıldır geliştirdiği inovatif teknolojilerle dikkat çeken Doruk, Türkiye’deki sektör liderliğini global pazarlara taşıyarak bir dünya markası olma yolunda hızla ilerliyor. 

Doruk’un dijital ve akıllı üretim yönetimi sistemi Pro Manage ile işletmelerin dijital dönüşüme geçirilmesinin sadece 4 ila 8 hafta sürdüğünü ifade eden Özden; “Sanayiciler dijital ve akıllı üretim yönetimi sistemi Pro Manage’ı kullanmaya başladıktan yaklaşık 2 ay sonra bu sistem için yaptıkları yatırımı geri alabiliyor. 2 ay sonunda minimum yüzde 10 olmakla birlikte genellikle yüzde 20 verimlilik artışı sağlanıyor. Yıl olarak düşünüldüğünde ise örneğin ayda 1 milyon Euro’luk girdi maliyeti olan bir işletme için 10 ayda yapılan 10 milyon Euro’luk yatırım 8 milyon Euro’ya düşüyor ve işletme yılda 2 milyon Euro tasarruf etmiş oluyor. Özetle, Doruk’un üretim yönetimi sistemi Pro Manage’ı kullanan firmalar üretimlerini daha verimli ve çevik hale getiriyor, kayıplarını tespit edip azaltarak maliyetlerini ve rekabetçiliklerini yönetebiliyor. Pro Manage ile Türk sanayiciler Endüstri 4.0 evresinde dünya firmaları ile rekabet edebiliyor ve kendi sektörlerine yön vererek liderlik yapabiliyor” diyerek sözlerini tamamladı. 

İklim değişikliğine karşı duruş sergileniyor

Arçelik, iklim değişikliği ile mücadelede döngüsel ekonominin önemine dikkat çekiyor. 11’inci Sürdürülebilirlik Raporunu yayınlayan şirket, inovasyon ve insan kaynağı gücü ile ürün ve üretimde hayata geçirdiği yenilikçi geri dönüşüm fikirlerini paylaştı. Sorumlu üretim ve tüketime odaklanan Arçelik, geri dönüştürülmüş PET şişe kullanılarak üretilen çamaşır makinesi kazanı, geri dönüştürülmüş plastik oranı %90 olan elektrik süpürgesi ve geri dönüştürülmüş atık balık ağlarından elde edilen plastiklerin beyaz eşyalarda kullanılması gibi pek çok yenilikçi proje geliştirdi.

Arçelik CEO’su Hakan Bulgurlu, “Orta vadede gezegenimizi tehdit eden en büyük risk unsuru olarak iklim değişikliği ön plana çıkıyor. Biz de malzeme seçiminden ürün tasarımına, üretimden geri dönüşüm programlarımıza uzanan geniş bir yelpazede karbon ayak izimizi azaltan ve döngüsel ekonomiye doğru yol almamızı sağlayan faaliyetlere odaklanıyoruz. 2014-2018 yılları arasında eski teknolojiye sahip ürünlerin çevre dostu yeni ürünlerle değiştirilmesi, Eskişehir ve Bolu’daki Atık Elektrikli ve Elektronik Eşya (AEEE) geri dönüşüm tesislerimizde ekonomiye kazandırılması sayesinde yaklaşık 100.000 ton CO2e salımını engelledik ve 3,6 milyon ton su tasarrufu sağladık” dedi.

2018 Sürdürülebilirlik Raporu’nun detaylarını paylaşan Arçelik; çalışmalarını yönetim yaklaşımı, yetenek yönetimi, sorumlu üretim ve tüketim, Ar-Ge- inovasyon ve dijitalleşme, değer zinciri ve toplumsal gelişim olmak üzere 6 ana başlık altında topluyor. “Dünyaya Saygılı, Dünyada Saygın” vizyonuyla bu alandaki hedeflerini Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ile uyumlu hale getiren Arçelik, kendi döngüsel ekonomi uygulamalarını geliştiriyor. 2018 Sürdürülebilirlik Raporu’nun ana odağına iklim değişikliği ile mücadeleyi alan şirket, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nden 12’incisi olan “Sorumlu Üretim ve Tüketim” alanındaki çalışmalarıyla sürdürülebilir bir yaşam hedefine somut katkı sağladı. Geri dönüştürülmüş PET şişelerden elde edilen plastiği kullanarak ürettiği çamaşır makinesi kazanı ile 2018 yılında 15 milyon PET şişenin geri dönüşümünü gerçekleştirdi. Projenin yaygınlaştırılmasıyla 25 milyon PET şişenin geri dönüştürülmesi, bu sayede 1.700 hanenin yıllık elektrik tüketimine eşdeğer, 5,7 Milyon kWh enerji tasarrufu sağlanması ve 885 ton CO2 salımının engellenmesi hedefleniyor.

Atık balık ağları beyaz eşyalarda kullanılmak üzere geri dönüştürülüyor

Atık balık ağları denizlerdeki canlıların yaşamı için önemli risk oluşturmaktadır. Her yıl, çok önemli miktarda deniz canlısı atık balık ağları yüzünden hayatını kaybetmektedir. Arçelik, bu konudaki farkındalığı artırmak ve atık malzemelere katma değer yaratarak ekonomiye geri kazandırmak için atık balık ağlarını beyaz eşyalarda değerlendirdi.  Düzenlediği geri dönüşüm kampanyaları ile topladığı atık elektrikli ve elektronik eşyaları (AEEE), Eskişehir ve Bolu’daki tesislerinde geri dönüştüren Arçelik, plastik malzemelerinin %90’ı bu tesislerdeki eski beyaz eşyaların geri dönüşümünden elde edilen elektrik süpürgesi geliştirildi. Bu elektrik süpürgesi ile Arçelik Avrupa’da Yılın Geri Dönüşüm Tüketici Yaşam Tarzı Ürünü Ödülü’ne layık görüldü.

Tüm bu çalışmalar ile döngüsel ekonomiye katkı sağlayan Arçelik, Ar-Ge çalışmaları ile atıkları tekrar hammadde olarak kullanarak, geri dönüştürülmüş malzeme oranı yüksek olan ürünler üretme hedefinde kararlı adımlarla ilerliyor.

Çevre dostu projelerine bir yenisini daha ekleyen Arçelik, Plastik Enjeksiyon Prosesinde Köpürtme Teknolojisi Projesi ile inovatif köpürtme yöntemi üzerine çalışmalar gerçekleştirdi. Bu proje sayesinde 2018 yılında hammadde kullanımında 150 ton azaltım sağlandı. Projenin yaygınlaştırılmasıyla yılda 500 ton hammadde tasarrufu sağlanması ve 750 ton CO2 salımının engellenmesi hedefleniyor. Arçelik CEO’su Hakan Bulgurlu, “Orta vadede en büyük risk unsuru olarak iklim değişikliği öne çıkıyor. Biz de malzeme seçiminden ürün tasarımına, üretimden geri dönüşüm programlarımıza uzanan geniş bir yelpazede karbon ayak izimizi azaltan ve döngüsel ekonomiye doğru yol almamızı sağlayan faaliyetlere odaklanıyoruz.  2018’deki Büyük Yenileme Hareketi ile Türkiye’nin dört bir yanından topladığımız 300 bin adet eski beyaz eşyayı yüksek enerji verimli ürünlerle değiştirerek önemli bir dönüşümü gerçekleştirdik. 2014-2018 yılları arasında eski teknolojiye sahip ürünlerin çevre dostu yeni ürünlerle değiştirilmesi, Eskişehir ve Bolu’daki Atık Elektrikli ve Elektronik Eşya geri dönüşüm tesislerimizde ekonomiye kazandırılması sayesinde yaklaşık 100.000 ton CO2e salımını engelledik ve 3,6 milyon ton su tasarrufu sağladık. Tasarruf edilen su miktarı yaklaşık 4,5 milyon hanenin günlük su tüketimine eşdeğerdir. Geliştirdiğimiz çevreci ve yenilikçi teknolojilerle sürdürülebilir bir ekosisteme önemli katkılarda bulunuyoruz” dedi.

“Türkiye, LPG sektörü için dünyaya örnek olacak seviyede”

Türkiye, otomobillerde LPG tüketiminde Avrupa’da birinci, dünyada ikinci sırada yer alıyor. Ülke genelinde tüketilen tüm LPG’nin yüzde 80’i otogaz olarak kullanılıyor. Ayrıca Türkiye, benzinli araçtan daha fazla LPG’li araç kullanan tek ülke konumunda. Benzinin litre fiyatının 7 lirayı aşması ve dizel yakıtın ekonomik olma avantajını kaybetmesiyle LPG’li araçlara yönelim trendi artışını sürdürüyor.30 milyar TL’lik ekonomik büyüklük üreten ve 100 bine yakın çalışanıyla istihdama katkı sağlayan Türkiye’nin LPG endüstrisi, trafikteki dizel ve benzinli araçların sayısını azaltmayı hedefleyen diğer ülkeler için kendini kanıtlamış bir başarı öyküsü teşkil ediyor.

Temiz enerji kaynağı olan LPG pazarı hızla büyüyor. Çevreci bir yakıt olması sebebiyle birçok ülke, LPG’li otomobillerin kullanımını artırmak için çeşitli teşvikler uygularken, Türkiye, LPG sektörü için dünyaya örnek olacak seviyede otogaz kullanım oranlarına sahip bulunuyor. Ülkemizde trafikte yer alan LPG’li otomobillerin sayısı 5 milyona yaklaşmış durumda. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın yürüttüğü çalışma sonucunda LPG’li araçların kapalı otoparka girmesi yönünde mevzuat değişikliğinin yapılması halinde ve Motorlu Taşıtlar Vergisi (MTV) ile köprü ve otoyol geçişlerinde indirim uygulanması durumunda LPG’li araç kullanımının yüzde 50 artacağı öngörülüyor. 

Türkiye’deki LPG endüstrisinin ulaştığı seviyenin önemli olduğunu belirten dünyanın lider LPG dönüşüm kiti üreticisi BRC’nin Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Kadir Örücü, “Türkiye, otomobillerde LPG tüketiminde ulaştığı oran ile diğer ülkelere de ilham kaynağı olmuş durumda. Otomobillerde LPG tüketiminde Avrupa’da birinci, dünyada ikinci sırada yer alıyoruz. LPG sektörü Türkiye pazarında 30 milyon TL’lik ekonomik büyüklüğe sahip. 2018 yılında 4.146.448 tonluk LPG tüketildi. Bunun yüzde 79,18’i otomotiv yakıtı olarak kullanıldı. Otogaz segmentinde 3.283.170 tonluk hacmimizle, dünyanın en büyük ikinci pazarıyız. Bu,göz ardı edilemeyecek bir büyüklük. Şu an LPG’nin Türkiye ekonomisi için önemli getirileri var. Öte yandan, LPG’li araçların kapalı otoparklara girmesinin önündeki engelin kaldırılması ve hükümet tarafından verilmesini beklediğimiz teşviklerin gerçekleşmesi halinde bu rakamların katlanacağını çok rahat söyleyebilirim.” açıklamasını yaptı. Kadir Örücü, trafikteki benzinli ve dizel araçların karbon emisyonları ile çevreye verdikleri zararı telafi etmek için milyonlarca yeni ağaç dikmeye ihtiyaç olduğunu vurgulayarak, “LPG kullanan 5 milyona yakın otomobil, her yıl 2 Milyon ton daha az karbon emisyonuyla 300 bin ağaç dikmiş kadar çevreye katkı sağlıyor” değerlendirmesini yaptı.

Türkiye’de fabrika çıkışlı LPG’li araç satışları artacak

Türkiye’de otomobil firmalarının LPG’li sıfır araçları satışa sunmaları ile OEM satışlarının önümüzdeki yıllarda öne çıkacağı öngörülüyor. 2018 yılında birçok Avrupa ülkesinde gözlendiği gibi, Türkiye’de de son 12 ayın verilerine göre, dizel araç satışlarında bir düşüş trendi var. Pazar dinamiklerindeki bu değişim, potansiyel olarak LPG’ye dönüştürülebilecek araç sayısının artması olarak değerlendiriliyor.

Dünyanın otomobil üreticileri fabrika çıkışlı LPG’li otomobil üretiyor

BRC, fabrika çıkışlı LPG’li araç üretiminde dünyanın önde gelen otomobil üreticileri ile iş birliği yapıyor. BRC ürünleri ile donatılmış olarak fabrikadan LPG’li olarak satışa sunulan otomobil markaları arasında Mercedes-Benz, Volvo, Audi, Volkswagen, Peugeot, Chevrolet, Citroen, Ford, Fiat, Honda, Kia, Mitsubishi, Subaru, Suzuki, Daihatsu gibi dünya devleri yer alıyor. 

Enerji zirvesi ‘Geleceği İnşa Etmek’ temasıyla başladı

T.C Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı himayelerinde, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) destekleriyle düzenlenen 10.Türkiye Enerji Zirvesi, Antalya’da başladı. T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’in ve EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz’ın açılışını yaptığı zirvede Bakan Dönmez, Milli Enerji Politikası kapsamında yeni enerji kaynakları arayışlarında çalışmalara hız verdiklerini belirterek; “Hiçbir güç bizi çalışmalarımızdan alıkoyamaz. Arayacağız, araştıracağız ve varsa, mutlaka bulacağız” dedi. Bakan Dönmez, ayrıca Güneydoğu’da petrol, Trakya Bölgesi’nde yeni bir doğalgaz keşiflerinin olduğunun ve yakın zamanda bunun detaylarını kamuoyuyla da paylaşacaklarının müjdesini verdi.

Türkiye Enerji Zirvesi’nin 10’uncusu 6-8 Ekim 2019 tarihlerinde 400’ü yabancı toplam 1500 kayıtlı rekor sayıda delege katılımı ile Antalya Regnum Carya Otel’de başladı. T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’in yanı sıra; KKTC Ekonomi ve Enerji Bakanı Hasan Taçoy ve TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Mustafa Elitaş’ın da katıldığı zirvede bu yıl, enerji sektörüne damga vuran konular masaya yatırıldı. “Geleceği İnşa Etmek” teması ile gerçekleştirilen Türkiye enerji piyasalarının ilk ve tek “En Büyük Aile Buluşması” olarak gelenekselleşen 10. Türkiye Enerji Zirvesi’ne ayrıca; MHP Antalya Milletvekili Abdurrahman Başkan, CHP Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın, EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz, T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcıları Abdullah Tancan, Alparslan Bayraktar ve Prof. Dr. Şeref Kalaycı da katıldı.

Bakan Dönmez: “Arayacağız, varsa, mutlaka bulacağız”

10. Türkiye Enerji Zirvesi’nin açılış konuşmasını yapan T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez; bu yıl “Geleceği İnşa Etmek” temasıyla 10’uncusu düzenlenen Türkiye Enerji Zirvesi’nin açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye’nin yerli kaynaklarını maksimum seviyede kullanmak zorunda olduğuna dikkat çekerek, bu kaynakların özel sektör eliyle yatırıma dönüşmesi için gerekli çalışmalara hız verdiklerini söyledi. Dönmez, petrol ve gazda arama ve üretim çalışmalarının da hızlandırıldığını, denizlerde Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) ruhsat sahalarında sismik arama ve sondaj çalışmalarının sürdüğünü anlattı. Dönmez, “Geçtiğimiz hafta Yavuz’un yeni bir seferde olduğunu, Güzelyurt-1’e doğru sondaj yapmak üzere yola çıktığını duyurmuştuk. Cumartesi günü lokasyonuna ulaştı ve sabitleme çalışmalarına başladı. Son hazırlıklar tamamlandı. İnşallah bugün ya da yarın sabah Yavuz yeni sondajına başlayacak. Matkap dönmeye başlayacak. Haberi her an gelebilir” dedi.Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki çalışmaları hakkında da önemli açıklamalar da bulunan Bakan Dönmez, konuşmasında özellikle Türkiye’nin haklılığının Birleşmiş Milletler nezdinde de kayıtlı olduğunun altını çizdi.

Türkiye’nin sağlam ekonomisi ve güçlü siyasi istikrarıyla uluslararası projelerin vazgeçilmez ortağı olmayı sürdüreceğinin de altını çizen Dönmez, açılış konuşması sonrası düzenlediği ‘Bakanlık Özel Oturumu’nda sektöre ait merak edilen pek çok konu hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Türkiye’nin sadece cari açığın kapatılması anlamında değil, enerji teknolojilerinde de önemli adımlara, keşiflere, projelere imza attıklarını belirten T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez; test aşamaları tamamlanan yeni enerji keşifleri hakkında şu önemli müjdeyi verdi: “Türkiye Petrolleri’nin ciddi çalışmaları var.Bu sene 140 adet sondaj kuyusu çalışması yaptı. Bunların bir kısım da keşif bir kısmı üretim amaçlı. Türkiye Petrolleri, ülkemizin tükettiği rezerv kadar yerine yeni rezerv koyma hedefiyle çalışıyor. Bu çalışmalar doğrultusunda gerek karada gerekse de denizlerde yürüttüğümüz sondajların meyvesini almaya başladık. Uzun bir aradan sonra yaklaşık son 20 yıla baktığımızda günlük 50 bin varil seviyesinin üstüne çıkmış bulunuyoruz. Bu gelişmeye ek olarak kesin yerlerini şimdi paylaşmamak kaydıyla Güneydoğu’da petrol, Trakya Bölgesi’nde yeni bir doğalgaz keşfimiz oldu. Detaylarını yakın zamanda paylaşacağız. Hatta bildiğiniz gibi yılbaşında da 3 milyar metreküplük Trakya Bölgesi’nde yine bir keşfimiz olmuştu. Bunlar sevindirici ve güzel gelişmeler. Özellikle Akdeniz’de uluslararası hukuktan kaynaklı kaynaklarımızı sonuna kadar koruyarak yürüttüğümüz bu çalışmalarımız devam edecek. Amacımız, Türkiye’nin sadece cari açığının kapatılması anlamında değil, enerji teknolojilerinde de önemli adımlara imza attığını ve enerjide başlatılan AR-GE dönüşümünün Türkiye’yi önemli bir üretim üssü haline getirmek olduğunu” söyledi.

Yeni iş birliklerine kapı aralayacak

Açılış konuşmalarında söz alan 10.Türkiye Enerji Zirvesi Başkanı Mustafa Karahan da; Türkiye enerji piyasasının ilk ve tek ‘En büyük Aile Buluşması’ olan bu zirvenin 10’cusunun gerçekleşmesinden dolayı büyük bir onur ve mutluluk duyduğunu belirterek; “Küresel ve bölgesel konjonktürdeki değişimlere bağlı olarak yaşanan ekonomik ve siyasal gelişmeler hiç şüphesiz enerji piyasalarını ve ülkemizi doğrudan etkiliyor. 10’sunu düzenlediğimiz bu etkinlik artık benim için özel bir anlam da ifade ediyor. Çünkü geçen 10 sene içinde ülke ve dünya olarak önemli değişim ve gelişmelerden geçtik. Özellikle teknolojik anlamdaki gelişmeler bizi ciddi etkiledi. Türkiye olarak, bu değişime ve gelişime ayak uydurmamız gerekiyor. Bizlerin de,sektör olarak bunu öncelik olarak almamız ve ona göre stratejilerimizi belirlememiz gerekiyor. Bu vesileyle gelenekselleşen ve ülkemizde enerji piyasasının gelişmesine katkısı bulunan tüm sektör paydaşlarını burada görmek çok anlamlı. İki gün boyunca ülkemiz ve küresel enerji sektöründeki son gelişme ve trendlerin ele alınacağı zirvemizin sektörümüz için faydalı olacağını temenni ederim, nice 10 yıllara” dedi.

4 Piyasa Tek Zirve

Enerji piyasalarındaki kamu ve özel kuruluşların üst düzey isimlerini buluşturan 10. Türkiye Enerji Zirvesi’nde güncel sektör sorunlarının yanı sıra, yeni teknolojik gelişmeler de tanıtılacak. Akaryakıt, LPG, doğalgaz, elektrik sektörleri başta olmak üzere 4 sektörü tek zirvede buluşturan organizasyonda ayrıca, diğer enerji kaynaklarıyla ilgili sunumlar da yapılacak. Doğu Akdeniz gazının ticarileştirilmesi, ticaret savaşları ve jeopolitik gelişmelerin etkileri gibi sektörün gündemini belirleyen konular da zirve boyunca gerçekleştirilecek 20 farklı oturumda ele alınacak. Zirve aynı zamanda stant alanları ile enerjinin önemli markalarına ev sahipliği de yapıyor.

Sektörün geleceği masaya yatırıldı

10. Türkiye Enerji Zirvesi’nde bu yıl, “Doğu Akdeniz Gazının Ticarileştirilmesi, Sürdürülebilir Enerji için Verimli Büyüme, Akaryakıt Piyasalarında Regülasyonlar ve Serbest Piyasa, Enerjiye Yön Veren Kadınlar, Doğu Akdeniz’deki Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması, Ticaret Savaşları ve Jeopolitik Gelişmelerin Emtia Piyasalarına Etkileri, Türkiye Termik Santrallerin Geleceği, Doğal Gaz 2.0: Yeni bir pazar inşası, Yenilenebilir Enerjide 2020 Sonrası Yeni Piyasa Kurgusu: YEKA-Mini YEKA, YEKDEM 2.0 ve lisanssız enerji yatırım finansmanı, Arama ve Üretim Sektöründe Yabancı Yatırım Stratejileri, IMO 2020 Enerji ve Ulaştırma Sektörlerine Etkileri, Enerji depolama-Dijitalleşme ve Şebeke Entegrasyonu” gibi önemli başlıklar konuların uzmanları tarafından ele alınacak.

Türkiye’de petrol ve doğalgaz bulundu

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, Güneydoğu’da petrol ve Trakya’da da doğalgaz bulunduğu müjdesini verdi.

Tam olarak lokasyonların açıklanmadığı yerlerde bulunan doğalgaz ve petrol rezervleri hakkında önümüzdeki günlerde bir açıklama yapılması bekleniyor.

Bakan Dönmez, “Türkiye’nin sadece denizde değil karada da petrol ve doğalgaz aramalarına hızlı bir şekilde devam ettiğini belirtmek isterim. Çalışmalarımız sonucunda enerjide dışa bağımlılığımızı ortadan kaldıracağız ve ekonomimize büyük katkı sağlayacağız” diyerek konuştu.

Savunma sanayi işbirliği görüşmeleri hızlandı

Uluslararası Askeri Radar ve Sınır Güvenliği Zirvesi – MRBS, Afganistan’dan önemli bir heyeti ağırladı

Afganistan’dan kamu, özel sektör ve üniversiteyi temsil eden 11 kişilik heyet, 2. Uluslararası Askeri Radar ve Sınır Güvenliği Zirvesi (MRBS) için Türkiye’ye geldi. MÜSİAD Ankara tarafından 2-3 Ekim 2019 tarihlerinde Hilton Garden Inn Ankara’da düzenlenen MRBS’ye ticari iş bağlantıları için gelen heyette, karar verici konumundaki kamu temsilcilerinin yanı sıra savunma sektöründen tedarik firmaları da yer aldı.

Heyet ile gelen kamu temsilcileri arasında; Cumhurbaşkanlığı Personel Başkanlığı Politika İzleme ve Değerlendirme Müdürlüğü Uzmanı, Milli Savunma Bakanlığı Dış İstihbarat Daire Başkanı, Genelkurmay Harekat Başkanlığı Hudut İşlerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı, Milli Güvenlik Kurulu Ekonomi Grubu Üyesi ve Polis Destek Komutanı yer aldı.

İki ülke arasındaki ticari ve ekonomik iş birliğini, savunma sanayi alanına taşıması beklenen bu ziyaret ile askeri radar ve sınır güvenliği alanında iki ülke arasındaki olası iş birliği potansiyelleri masaya yatırıldı. Afgan yetkililer, Türk savunma sanayisinin geldiği son noktayı da fuar alanında gözlemleme olanağı buldu.

MÜSİAD Ankara Savunma Sanayi ve Havacılık Sektör Kurulu Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyesi Fatih Altunbaş, sınır güvenliği konusunda birçok sorunla uğraşan ve bu konuda çözümlere ihtiyaç duyan Afganistan’ın Zirve’ye katılımının son derece önemli olduğunu ifade etti. Altunbaş, savunma sanayi alanında tedarikçi konumunda bulunan Afganistan’ın askeri radar ve sınır güvenliği alanındaki en güncel gelişmeleri yerinde takip etmek ve ticari iş birlikleri yapmak üzere Zirve’ye katıldığını belirtti. Türkiye’nin Afgan polislerin eğitimi için destek verdiğini hatırlatan Altunbaş, iki ülke arasında bu alanda başlayan iş birliğinin Zirve ile ticari bir boyut da kazanacağına dikkat çekti.

Aksa Doğalgaz, 3 milyonuncu abonesine ulaştı

Türkiye’nin dört bir yanındaki 27 il, 180 ilçe ve beldede kaliteli hizmet anlayışıyla faaliyetlerini 2002 yılından bu yana sürdüren Aksa Doğalgaz, 2019 temmuz ayı itibarıyla 3 milyon aboneye ulaştı. 2018 yılında gerçekleştirdiği 681 milyon TL yatırımla 3,409 kilometre yeni şebeke imalatı gerçekleştiren ve böylece toplam şebeke uzunluğunu 27,883 kilometreye ulaştıran Aksa Doğalgaz, Türkiye’nin ulaştığı toplam doğal gaz şebeke uzunluğunun yüzde 20’sini oluşturuyor.

“2021 yılında 3,8 milyona aboneye ulaşmak istiyoruz”

Türkiye genelinde 3 milyonuncu aboneye ulaşılmasıyla ilgili görüş bildiren Aksa Doğalgaz Yönetim Kurulu Başkanı Yaşar Arslan, “Türkiye’nin en geniş coğrafyaya hizmet veren doğal gaz dağıtım şirketi olarak sorumluluğumuzun farkındayız. Yatırımlarımıza hız kesmeden devam ediyoruz. Yalnızca 2018 yılında 681 milyon TL yatırım gerçekleştirdik ve 3,409 kilometrelik yeni dağıtım şebekesi oluşturduk. Bir yıl gibi kısa bir zaman içinde, dağıtım bölgelerimiz kapsamındaki 36 ilçeyi ilk kez doğal gazla buluşturmanın gururunu yaşıyoruz” dedi.

Yatırımlarına ara vermeyeceklerini belirten Arslan, “Bu topraklara yatırım yapmaya devam ediyoruz. Daha fazla insanımızın çevreci, konforlu ve ekonomik enerji kaynağı olan doğal gaz ile buluşması için ara vermeden çalışıyoruz. Kısa vadede, 2021 yıl sonuna kadar 3,8 milyon aboneye; yeni hizmet vermeye başlayacağımız illerle birlikte uzun vadede ise toplamda 4,7 milyon aboneye doğal gaz konforu sunmayı hedefliyoruz” şeklinde konuştu. 

Petrol Ofisi Türkiye’de bir ilke imza attı

Uluslararası Denizcilik Örgütü IMO 2020 değişim süreci ile birlikte 1 Ocak 2020 tarihinden itibaren tüm dünyada gemilerin kullanacağı denizcilik yakıtlarının sülfür oranı %3,5’dan %0,5’e düşürülecek. Denizcilik tarihinde çok önemli bir mihenk noktası oluşturacak bu gelişme ile ilgili hazırlıklarını aylar öncesinde tamamlayan Petrol Ofisi, denizcilik yakıtlarındaki markası PO Marine ile IMO 2020 kriterleri kapsamındaki ilk ikmalini İstanbul’da gerçekleştirdi. Kumkapı açıklarında gerçekleştirilen ikmal ile Petrol Ofisi’nin Demre-8 adlı barcı tarafından, 100 ton yeni nesil denizcilik yakıtı VLSF ikmali yapıldı.

Petrol Ofisi’nin tüm alanlarda olduğu gibi, PO Marine ile denizcilik yakıtlarında da, tecrübesi ve gücü doğrultusunda öncülük yaptığına vurgu yapan Ticari ve Endüstriyel Satışlar Direktörü Ulvi Kılıç, “IMO 2020 sürecine titiz çalışmalarla hazırlandık ve yürürlüğe girmesine aylar kala ülkemizdeki ilk yeni nesil denizcilik yakıtı VLSF ikmalini gerçekleştirdik. Denizcilik tarihinde mihenk noktası oluşturacak bu çok önemli gelişmede ilk yakıt ikmalini yapmakla kalmadık, bu alanda bir başka ilki daha gerçekleştirerek bu süreçte armatörlere çok önemli bir avantaj sağlayan Denizcilik Yakıtları Kalite ve Miktar Güvence Sistemi’ni de dünyada bir ilk olarak hayata geçirdik” dedi.

Dünya denizciliği, 1 Ocak 2020 itibari ile tarihi bir gelişme yaşayacak. IMO 2020 kriterine göre bu tarihten itibaren gemilerin kullanacağı denizcilik yakıtlarının sülfür oranı %3,5’dan %0,5’e düşürülecek. Dünya denizcilik sektörünü derinden etkileyecek IMO 2020 kriterleri; armatör, yakıt ikmalcisi, navlun fiyatları, ürün bulunabilirliği, ürünlerin karışabilirliği gibi birçok etken ile zorlu bir süreç yaşatacak. Türkiye akaryakıt ile madeni yağlar ve kimyasallar pazarının geleneksel lideri Petrol Ofisi, her alanda olduğu gibi denizcilik yakıtlarındaki bu tarihi gelişmeye de öncülük yaparak, hazırlıklarını aylar öncesinden tamamladı.

Petrol Ofisi, denizcilik yakıtlarındaki markası PO Marine ile IMO 2020 kriterlerinin başlamasına aylar kala, Türkiye’nin ilk VLSF (Very Low Sulfur Foil) ikmalini İstanbul’da gerçekleştirdi. Petrol Ofisi Derince Terminali’nden yeni nesil denizcilik yakıtı VLSF yüklenen Petrol Ofisi barcı Demre-8, 4 Ekim’de İstanbul’a gelerek ikmalin yapılacağı gemiye Kumkapı açıklarında yanaştı. Gerekli hazırlıkların ardından başlayan ve 2 saat süren ikmal neticesinde 100 ton VLSF yakıtı Türk bandralı gemiye teslim edildi. Başarıyla gerçekleştirilen ikmal sırasında Petrol Ofisi’nin sunduğu Denizcilik Yakıtları Kalite ve Miktar Güvence Sistemi prosedürleri de yerine getirilerek, verilen yakıt güvenli bir şekilde ikmal edildi.

“Hazırlıkları aylar öncesinde tamamladık”

Türkiye’de gerçekleştirilen ilk VLSF ikmali ile ilgili açıklama yapan Petrol Ofisi Ticari ve Endüstriyel Satışlar Direktörü Ulvi Kılıç, şöyle konuştu:

“IMO 2020 kriterleri, gerçekten de dünya denizciliğini derinden etkileyecek. Petrol Ofisi olarak üstlendiğimiz liderlik misyonu ile her alanda olduğu gibi bu alanda da öncülük ederek, bu zorlu sürece büyük bir titizlikle yürüttüğümüz çalışmalarla hazırlıklarımızı aylar öncesinden tamamladık. Bu zorlu süreçte armatörlerimizin karşılaşabileceği sorunlara çözüm sunabilmek adına da, Denizcilik Yakıtları Kalite ve Miktar Güvence Sistemi’ni de geliştirdik.

Dünyada ilk kez Petrol Ofisi uyguluyor

Dünya gemicilik endüstrisi, yeni regülasyonun çevreyi korumak adına çok büyük faydası olacağı konusunda hemfikir olsa da, geçiş sürecinde ciddi zararlara uğramaktan çekiniyor. Zira IMO 2020 başlangıcı ile birlikte en büyük sorun yakıt ile ilgili teknik problemler ve kalite standartları oturmamış yakıtların gemilere verebileceği muhtemel zararlar olacak. Bu alanda da dünyada bir ilki gerçekleştirip, istisnasız %100 tüm ikmallerimizde bağımsız gözetim hizmeti vereceğiz. Petrol Ofisi’ni tercih eden armatörler, ne ürün aldıklarını, ürünlerini eksiksiz ve tam olarak aldıklarını, şahit numunelerinin akredite ve bağımsız bir gözetmen tarafından dünya standartlarına uygun alındığını ve bu şahit numunelerin akredite laboratuvarlarda 3 ay süre ile muhafaza edildiğini bilecekler.

Hatta ikmal bitimiyle birlikte en geç 2 saat içinde, fatura, yakıt teslim formu, gözetmen raporu, şahit numuneler, fatura ve ikmal fotoğrafları armatör ve müşterilerimize direkt e-mail olarak gönderilmektedir. Halihazırda, bu hizmeti müşterilerine %100 ücretsiz sunan dünyadaki tek dağıtım şirketi olmaktan gurur duyuyoruz.”

Elektrikli araçlara ücretsiz şarj hizmeti veriliyor

Türkiye lastik sektörü lideri Brisa, E-Şarj iş birliği ile Otopratik mağazaları ve lastik satış noktalarında başlattığı elektrikli araç şarj hizmetlerine yönelik bir kampanya hazırladı. Türkiye’de elektrikli araç pazarının gelişimi için yatırımlarını güçlendiren marka, İstanbul ve Bursa’daki şarj üniteleri ile Eşarj abonelerine yıl boyunca ücretsiz şarj hizmeti sunacak. Kampanya 1 Ekim’de başladı.

Türkiye lastik sektörü lideri Brisa, Eşarj iş birliği ile satış noktalarında ve hızlı bakım servis zinciri Otopratik mağazalarında elektrikli araçlar (EV) için sunduğu şarj hizmetine özel bir kampanya başlatıyor. Bu kapsamda, şirketin İstanbul ve Bursa’daki şarj noktalarında Eşarj abonelerine yıl sonuna dek ücretsiz hizmet sağlanacak. 1 Ekim itibariyle başlayan kampanyadan tüm Eşarj aboneleri yararlanabilecek.

Türkiye lastik sektörü lideri Brisa, elektrikli araçlar için ulusal çapta şarj çözümleri sunan E-Şarj ile özel bir iş birliği gerçekleştirerek müşterilerine lastiğin ötesinde, kesintisiz bir yolculuk deneyimi sunmaya devam ediyor.

Brisa, yeni yatırımları ve gerçekleştirdiği kampanya ile otomotiv sektöründeki ihtiyaçlara yönelik yenilikçi çalışmalarını güçlendiriyor. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de talebin hızla arttığı EV pazarında gelişim sağlanabilmesi için temel ihtiyaçlardan biri şarj istasyonlarının yaygınlaştırılması. 2018-2022 yılları arasında EV sayısının 56 kat artması beklenen Türkiye pazarında, bu potansiyelin gerçekleşmesi için Brisa ve elektrikli araçlar için ulusal çapta şarj çözümleri sunan Eşarj güçlerini birleştirdi. Bu kapsamda Brisa, ilk 3 şarj istasyonunu İstanbul ve Bursa’da faaliyete soktu ve İstanbul, Bursa, İzmir ve Adana’da yeni şarj istasyonu ünitelerine yatırım yapacağını açıkladı.

Kampanya kapsamında Eşarj abonelerinin elektrikli araçlarını ücretsiz olarak şarj edebilecekleri noktalar:

İstanbul: Otopratik Arıcıoğlu (Dolapdere, Beyoğlu), Birlas (Seyrantepe), Bursa: Otopratik Grup Oto

Türkiye’de enerji dönüşümü masaya yatırıldı

  • SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi, 100’ün üzerinde paydaşın katılımıyla hazırlanan, Türkiye’nin en kapsamlı ve kapsayıcı enerji finansmanı raporuna imza attı
  • Enerji sektörü için yol haritası niteliğindeki ‘Türkiye’de Enerji Dönüşümünün Finansmanı’ raporu kamu, finans kuruluşları ve yatırımcılar için başarılı finansman modelleriyle çözüm önerileri ortaya koyuyor
  • 2002-2018 döneminde enerji yatırımlarının yıllık ortalama tutarı 5,5-6 milyar dolar, finansmanı 3,5-4 milyar seviyesinde. Enerji dönüşümü yatırımlarında ise yıllık ortalama yatırım 3,4 milyar dolar seviyesinde.

Türkiye’de enerji dönüşümü konusunda çalışan ilk ve tek düşünce kuruluşu SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi, Türkiye’de şimdiye kadar hazırlanmış en kapsamlı ve kapsayıcı enerji finansmanı raporunu yayınladı. 

‘Türkiye’de Enerji Dönüşümünün Finansmanı’ raporu 3 Ekim Perşembe günü İstanbul’da düzenlenen basın toplantısında açıklandı.

Enerji ve finans dünyasının önde gelen isimlerinin katıldığı toplantınınaçılış konuşmasını SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Değer Saygın yaptı. Raporun hedefinin, Türkiye’de yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği yatırımlarına yönelik finansman ihtiyacının değerlendirilmesiyle birlikte finansal kuruluşlar, yatırımcılar ve kamuya yönelik öneriler geliştirmek olduğunu vurgulayan Saygın, ‘Türkiye’de Enerji Dönüşümünün Finansmanı’ raporunu hazırlarken finans kuruluşları, enerji şirketleri, teknoloji tedarikçileri, danışmanlık kuruluşları, sanayi kuruluşları, sektörel kuruluşlar ve kamu kuruluşları başta olmak üzere 100’ün üzerinde paydaşla temas ettiklerini belirtti.

Raporun 10 aylık bir çalışmanın ürünü olduğunu söyleyen Saygın, “Geçmiş döneme bakıldığında Türkiye’de enerji dönüşümünde yıllık ortalama 3,4 milyar dolar yatırım ve yaklaşık 2 milyar dolar finansmanla önemli yol kat edildiğini görüyoruz. Önümüzdeki dönemde dönüşen ve değişen ihtiyaçlara yönelik yeni adımlar atılmasıyla bu sürecin ilerleyeceğini düşünüyoruz” diye konuştu.

Ardından söz alan SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Kıdemli Enerji Analisti Yael Taranto ise rapora ilişkin olarak Türkiye’nin yatırım potansiyeli, yerel bankaların deneyimi ve enerji sektörünün gelişkinliği, dünyada ise iklim taahhütlerindeki artışla birlikte konjonktürel belirsizlikler aşıldığında enerji dönüşümü ihtiyaçları için finansal kaynaklara ulaşılabileceği ortaya konuluyor” dedi.

Rapora göre, Türkiye’nin toplam enerji talebi 2002 – 2018 döneminde yüzde 90’ın üzerinde arttı. Talebi karşılamak üzere enerji yatırımları artarken, beraberinde enerji ithalatı da yükseldi.Bununla birlikte Haziran 2019 itibarıyla toplam kurulu elektrik üretim kapasitesi 90,4 GW’a ulaştı. Yenilenebilir kaynaklar ise toplam kurulu kapasitenin yaklaşık yarısını oluşturdu. Enerji verimliliğinin önemli bir göstergesi olan birincil enerji yoğunluğu endeksinde ise diğer ülkelere kıyasla daha yavaş gelişme gösterilirken, yıllık bazda ortalama yüzde 1,65 oranında iyileşme sağlandı.

ENERJİ DÖNÜŞÜMÜNDE YATIRIM VE FİNANSMAN İHTİYACI ARTACAK

Çalışmaya göre, 2004-2018 döneminde enerji yatırımları finansmanında en önemli kaynak yurtiçi ve yurtdışı finansal kuruluşlar oldu. 2018 sonunda yurtiçi bankalardan enerji sektörüne sağlanan finansman, gayri nakdi krediler dahil, 45,4 milyar dolara ulaştı. Yurtdışı finansal kuruluşlardan da doğrudan özel sektör enerji yatırımlarına 12 milyar dolar düzeyinde kredi sağlandı.

Araştırmada, 2007-2018 döneminde enerji sektörünün toplam sabit sermaye yatırımları içindeki payının yüzde 2,3 olduğu, bankacılık kredileri içindeki payının ise yüzde 7’ye yaklaştığı belirtildi. Orta-uzun vadeli borçlar dikkate alındığında ise pay yüzde 10 civarında. Enerji sektörünün diğer sektörlere kıyasla borçlanma olanaklarından daha fazla yararlanabilmesi ve orta-uzun vadeli kaynak temin edebilmesi dikkat çekiyor. Enerji dönüşümü yatırımlarında sağlanabilen yüzde 60-65 seviyesindeki borç oranının diğer enerji yatırımlarına kıyasla daha yüksek seviyede olduğu görülüyor.

Raporda, 2030 yılına kadar Türkiye enerji sektörünün dönüşümünün devamı için yıllık ortalama 5,3 – 7 milyar dolarlık bir yatırım ihtiyacı olduğu tahmin ediliyor. Bu yatırımın karşılanması için ise yıllık ortalama 3,6 – 4,5 milyar dolarlık finansman gerekeceği hesaplandı. Söz konusu rakamlar geçmiş dönem ortalamalarının 1,5 – 2 kat üstünde. Önemli ölçüde artacak olan finansman gereksiniminin yüzde 70’inin geleneksel banka kredileriyle, yüzde 30’luk bölüm için ise tahviller, girişim/risk sermayesi vb. alternatif yatırım araçlarıyla karşılanabileceği hesaplanıyor.

Yatırımlar 2030’a kadar yenilenebilir enerjinin elektrik üretimi içindeki payının yüzde 50’ye yükselmesini, ayrıca enerji verimliliğinde ‘Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı 2017-2023’ hedeflerine ulaşılarak 2030’a dek bu seviyenin muhafaza edilmesini sağlayacak.

ENERJİ FİNANSMANINDA YENİ ÜRÜNLERE İHTİYAÇ VAR

Enerji sektörü için yol haritası niteliği taşıyan rapor, kamu, finans kuruluşları, yatırımcılar için başarılı finansman modellerinin nasıl oluşturulacağı ortaya koyuyor.

Türkiye’nin enerji sektörünün dönüşümü için ihtiyaç duyulacak yatırım ve finansmanın karşılanması için gereken eylem ve önlemler, çalışma kapsamında yapılan paydaş görüşmeleri doğrultusunda birer eylem alanı halinde ifade edildi. Raporda enerji dönüşümünün finansmanını desteklemek üzere beş eylem alanı önerildi.

-Enerji dönüşümü perspektifinin ve piyasa mekanizmasının güçlendirilmesi

-Finansman kaynaklarının çeşitlendirilmesi

-Enerji verimliliği finansmanının artırılması

-Yenilenebilir enerji finansman modellerinin geliştirilmesi

-Dağıtık yenilenebilir enerji sistemlerinin finansman modellerinin geliştirilmesi

‘Türkiye’de Enerji Dönüşümünün Finansmanı’ raporunun açıklandığı etkinlikte ayrıca ‘Enerji Dönüşümünün Finansmanını Destekleyici Eylem Alanları’ paneli düzenlendi. SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Yönlendirme Komitesi Başkanı Selahattin Hakman’ın yönettiği oturumda enerji dönüşümüne yönelik finansmanın sağlanması için neler yapılması gerektiği ele alındı. Panelin konuşmacıları arasında Cahit Büyükbaş (Enerjisa Elektrik Üretim), Gülay Dinçel (Ekonomist / Kıdemli Danışman), Jülide Oğuz (KfW Ankara Bürosu), Onur Ünlü (ESCON Enerji) ve Yiğit Emre Bilmiş (Garanti Bankası) yer aldı.

Hakman şunları söyledi: “Enerjide karbonsuzlaşma, teknolojik ilerlemeler, ölçeklerin küçülmesi, tasarrufun gelir kadar önem kazanması finansman için de belirleyici oluyor. Tüm bu değişimlerin sektör paydaşlarıyla koordinasyon halinde finansman yapılarına yansıtılması sürecin devamı için önem taşıyor.”

Elektrikte %100’ü aşan artış belimizi büküyor

İki ay önceki yüzde 14,98’lik elektrik zammının şokunu üzerinden atamayan sanayiciler, EPDK’nın açıkladığı ikinci zam haberiyle sarsıldılar. Yüzde 14,90 olarak açıklanan yeni elektrik zammının özelde plastik sektörü genelde tüm sanayiyi olumsuz etkileyeceğini söyleyen PAGEV Başkanı Yavuz Eroğlu; “Türkiye’de kaynak sıkıntısından çok öncelik sorunu olduğunu düşünüyoruz. Önceliğin mutlaka üretim yaparak ülke ekonomisine katkı sağlayan sanayicilere verilmesi gerekiyor. Söz konusu zamlarla sürdürülebilir bir üretimden söz etmek çok zor” dedi.

Türkiye’nin toplam elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 5’inin plastik üretimi için harcanırken ülke ekonomisine en çok katkı sağlayan sektörlerden plastik sanayi yüksek enerji maliyetleri karşısında zorlanıyor. Dünyanın en büyük altıncı, Avrupa’nın ise en büyük ikinci plastik üreticisi konumunda bulunan Türkiye’nin yıllık plastik mamul üretimi 10 milyon ton civarında.

Plastik sanayinde 2018 yılının ikinci yarısında başlayan sorunlar 2019 yılının ilk yarısında da devam etti. Plastik mamul üretimi yılın ilk yarısında geçen yıla göre miktarda yüzde 11 azalışla 4,5 milyon tona, değerde ise yüzde 18 düşüş ile 15,9 milyar dolara geriledi. Sektörün nabzını tutan makine ve teçhizat yatırımları da alarm veriyor. Plastik sektörünün 2019 yılının ilk yarısındaki makine ve teçhizat yatırımları 2018 yılının ilk yarısına kıyasla yüzde 42 azalarak 306 milyon dolar seviyesine geldi.

Enerji maliyetlerinin yüksekliği sektörün en büyük sorunları arasında yer alıyor. Örneğin; Elektriğini sanayi tarifesinden kullanan bir tesiste son bir yıllık elektrik fiyat artışı yüzde 100 seviyelerini aşmış durumda. Üretim ve ürün tipine göre değişmekle birlikte plastik sektörünün toplam maliyetleri içerisinde yüzde 3 ila 25 (en yüksek izolasyon malzemesi üretiminde) arasında payı olan enerji maliyetlerindeki bu artış gittikçe zorlaşan piyasa ve rekabet koşullarında sektörün rekabet gücünü olumsuz etkiliyor.

Hali hazırda iyice zorlaşan finansman koşullarında peşin ödenen elektrik faturaları sanayici için ağır bir yüke dönüşüyor. Bu şartlar altında ürün maliyetlerine yansıtılacak enerji artışlarının iç piyasada enflasyonu arttıracağı, uzun vadede ise talebi düşürme riski taşıdığı öngörülüyor. İhracat ayağında ise enerji bir avantaj olmaktan çıkıp rekabeti zorlaştırır bir konuma gelme riskini beraberinde getiriyor.

Elektrik zamları sanayiye olumsuz yansıyor…

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK), bugün itibarıyla elektriğe yüzde 14,9 zam yapılacağını bildirmesinin ardından bir açıklama yapan Türk Plastik Sanayicileri Araştırma, Geliştirme ve Eğitim Vakfı (PAGEV) Başkanı Yavuz Eroğlu şunları söyledi; “Enerji verimliliğine odaklanan Türk plastik sektörü, enerji verimliliği yüksek soğutucular, kompresörler, full elektrikli makinalara yönelmiş durumda. Bu tür yatırımların artması için ekonomi yönetiminin var olan destekleri arttırıp etkinleştirmesi büyük önem taşıyor. Ayrıca özellikle hane halkı için daha düşük uygulanan ancak sanayiye daha yüksek uygulanan artışlar ve sanayi elektriğinin avantajının ortadan kaldırılması sanayi yatırımlarına olumsuz yansıyor. Bu noktada uzun vadeli kalkınmaya ve üretime destek için istihdam ve büyüme motoru sanayinin enerji ihtiyacı rekabetçi koşullarda çözülmelidir. Türkiye kaynak zengini bir ülkedir. Yeter ki stratejik önceliklerimizi doğru yapıp beşeri ve maddi kaynaklarımızı verimli kullanalım. Bu noktada sorunun bir öncelik sorunu olduğu açıktır. Biz kaynaklarımızı istihdam ve refahın ana kaynağı üretime yönlendirmede onun rekabetçiliğini arttırma yönünde kullanmakta öncelik vermeliyiz. Üretimin ve ihracatın önünü açmak ana öncelik olursa, üretim ve özellikle de üretici/ihracatçı firmaların rekabetçiliğini koruyacak formüller üretebiliriz.”

Tüketimi değil üretimi desteklemek lazım!

Türkiye’nin çalışan üreten insanlarına refah sağlayan bir ülke olmasını istediklerini belirten Yavuz Eroğlu; “Bu doğrultuda atılan tüm adımlarda önceliğin üreticinin işini kolaylaştıracak şekilde yapılmasını bekliyoruz. Birçok sektörde tüketiciye yönelik KDV indirimleri, ÖTV indirimleri özel kampanyalar yapılıyor. Bunlar kısa vadede piyasayı canlandırsa da esas kalıcı büyüme ve refah üretimi artırarak sağlanabilir. Bunun yolu da öncelikli olarak tüketimi değil üretimi desteklemekten geçiyor” diye konuştu.

“Enerjide geniş teknoloji portföyüne ihtiyaç var”

Enerji ve iklim konularında kilit paydaşları bir araya getiren ve sektörde öne çıkan konularda analitik ve nesnel araştırmalar, fikir alışverişi ve bilgi paylaşımı için seçkin bir platform sağlayan Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi (IICEC), bu hedef doğrultusunda sektörün önemli isimlerine ev sahipliği yapmaya ve enerji sisteminde öne çıkan konularda yeni araştırmalar açıklamaya devam ediyor

Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi (IICEC), 26 Eylül 2019 tarihinde dünyanın önde gelen üniversitelerinden MIT Enerji İnisiyatifi (MIT Energy Initiative) Araştırmacısı Dr. Emre Gençer’i konuk etti. Gençer, IICEC Enerji ve İklim Araştırmaları Serisi kapsamında hazırladığı Hızla Değişen Enerji Sistemini Keşfetmek” isimli araştırmayı enerji alanındaki paydaşları ve kamuoyu ile paylaştı.

Araştırmada, enerji sistemindeki gelişim ve dönüşümün elektrik, ulaştırma ve sanayi sektörleri arasında daha fazla etkileşimi öne çıkardığı, yeni dinamikler kapsamında mevcut tekniklere ek olarak yenilikçi modelleme çalışmalarına ve sistem düzeyinde analizler için yeni yaklaşımlara ihtiyaç duyulduğuna dikkat çekiliyor. Enerji sektöründe talep artışı karşılanırken eş zamanlı olarak karbon yoğunluğunun da azaltılması bakımından önem taşıyan elektrik sektörüne ve hidrojen teknolojisine odaklanılan bu araştırma, enerji sisteminin bütüncül olarak ele alındığı, veri ile desteklenmiş, analitik yaklaşımların önemine işaret ediyor. Kaliforniya enerji sistemine ilişkin detaylı bir modellemenin vaka çalışması olarak gösterildiği bu analitik çalışma, gelişen enerji sisteminde öne çıkan teknolojik ve operasyonel dinamiklere ışık tutuyor.

Raporu hazırlayan Emre Gençer, yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği gibi alanlarda şimdiye dek sağlanan gelişmelerin enerji sektöründe karbon ayak izinin azaltılması bakımından önemli olduğunu belirterek, elektrik sistemi dışındaki alanlarda da teknolojik gelişmelerin önemine dikkat çekti. Gençer, hidrojenin yeni bir enerji taşıyıcısı olarak kullanımının önem taşıdığına dikkat çekerek, hidrojenin etkin şekilde kullanımı ve karbonun ayrıştırıp depolanmasıyla, hidrokarbon yakıtların daha sürdürülebilir şekilde değerlendirebileceğini ifade etti.

Emre Gençer, geliştirdikleri modelleme sisteminin sonuçları kapsamında enerjide dönüşümün ana vektörlerini detaylı olarak irdelediklerini belirtti. Gençer, enerjide talep artışı, enerjiye erişim ve karbon yoğunluğunun azaltılması dinamikleri çerçevesinde, bölgesel karakteristikleri de dikkate alan, bütüncül modelleme yaklaşımlarına ve geniş bir teknoloji portföyüne ihtiyaç olduğunu vurguladı.

Teknolojik gelişmelerin yanısıra piyasa tasarımı konusunda da yenilikçi yaklaşımlar önemli

Dr. Emre Gençer’in sunumunun ardından raporun ele alındığı panele ise ETKB Enerji İşleri Emekli Genel MüdürüBudak Dilli ve SHURA Direktörü Dr. Değer Saygın konuşmacı olarakkatıldı.

Budak Dilli, enerjide dönüşümün piyasa ve sistem işletmesi bakımından da yenilikçi yaklaşımlar gerektirdiğine işaret ettiği konuşmasında şu noktalara dikkat çekti:

“Geçiş döneminin tasarlanması büyük önem taşıyor. Sürdürülebilirlik perspektifiyle, enerji güvenliği ve maliyet boyutlarını da gözeten, yenilikçi yaklaşımlar üzerinde çalışılması gerekiyor. Bu çerçevede, piyasa tasarımı ve işleyişi, sistem işletmeciliği gibi alanlara da odaklanılmasını önemli görüyorum.”

Enerji sektörünün küresel karbon salımları bakımından çok önemli olduğuna dikkat çeken ve IRENA çalışmalarından önemli bulguları da paylaşan Dr. Değer Saygın görüşlerini şöyle dile getirdi:

“Sadece elektrik sektöründe değil, enerji sektörünün diğer bileşenlerinde de karbon yoğunluğunun azaltılmasına gereksinim var. Yenilenebilir enerjinin yanısıra, enerji verimliliği ve gelişme sürecinde olan karbon yakalama ve depolama teknolojileri de karbon yoğunluğunun azaltılması bakımından büyük öneme sahip. Hidrojen üretimi ve enerji sektöründe kullanımı konusunda teknolojik gelişmelere ek olarak piyasa tasarımı ve finansman konusunda da gelişmeler sağlanması gerekiyor.”

IICEC Direktörü Prof. Carmine Difiglio,toplantıyı şu sözlerle değerlendirdi:

“Sabancı Universitesi ve MIT Enerji İnisiyatifinin, MİTei kurucusu ve aynı zamanda eski ABD Enerji Bakanı Profesör Ernest Moniz ile başlayan uzun süreli bir işbirliği bulunduğunu belirterek, “Dr. Emre Gençer’i temiz enerji geleceğine geçiş konularını tartışmak üzere Minerva Han’da konuk etmekten çok memnun olduk. Dr. Gençer’in araştırması ve sunumu, iklim değişikliği ile mücadele kapsamında yeni enerji teknolojilerinin gelişimi ve önemine ilişkin ciddi bulgular içeriyor. Bu önemli bulgular, IEA İcra Direktörü Dr. Fatih Birol’un Sabancı Üniversitesi’nde geçtiğimiz günlerde yaptığımız bir toplantıda belirttiği, dünya genelinde 45 temiz enerji teknolojisinden sadece 3 tanesinin gelişim ve kullanım düzeyi bakımından yeterli seviyede olduğu, diğerlerinin ise potansiyellerinin altında gelişme gösterdiği tespiti ile de uyumlu.”

IICEC Araştırma Direktörü Bora Şekip Güray da, enerjide yeni dinamiklerin ve sektörler arasındaki etkileşimlerin anlaşılması, sürdürülebilir enerji geleceği için verimli teknolojiler de dahil çözümler geliştirilmesi bakımından analtik modelleme yaklaşımlarının önemli bir araç olduğunu belirterek, Sabancı Üniversitesi IICEC olarak bu alanda önemli çalışmalar gerçekleştirmekte olduklarını söyledi.