15.1 C
İstanbul
Pazar, Nisan 19, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 102

Türkiye enerji’de bağımsız olacak

Dünya tarihinde ilk defa 2019 yılında 120 GW’dan daha büyük kapasitede güneş enerjisi santrali kurulumu bekleniyor. 2023 yılı sonunda global kapasite 1 TW olabilir. Buna paralel olarak birçok farklı konuda benzer bir devrim gözlenmekte. Dünyadaki toplam 2 milyon olan elektrikli araba sayısının 2040 yılında 266 milyon adet olması bekleniyor. Sadece birkaç yıl önce 900 USD/kWh olan elektrik depolama maliyetinin en geç 2023 senesinde 100 USD/kWh seviyesine düşmesi mümkün. Kendi elektriğini kendi üreten evler, fabrikalar, alışveriş merkezleri tüm dünyaya yayılmaya başladı. Blockchain ve çatı üstü GES uygulamaları ile bireyler ve kurumlar birbirlerinden elektrik alma şansına sahip olacaklar. Dünyanın en büyük teknoloji firmaları küresel iklim değişikliğine karşı ve temiz enerji teknolojilerinin ucuzlaması ve yayılmasına destek vermek için bir araya geliyor. Arama motoru olarak bildiğiniz Google, 5 GW+ üstü yatırımla dünyanın en büyük temiz enerji yatırımcısı oluyor.

Tüm bu değişikliklerin ivmelenerek artmasını bekleyen Solarbaba, ekosistemi anlamaya ve anlatmaya çalışan etkinlikler zinciri olan SolarVizyon konferansının ikincisini İzmir Hilton Otel’de düzenledi.

Başta güneş enerjisi olmak üzere, temiz enerji sektörünün yakın geleceğini ve bizi bekleyen yeni iş modellerini gündeme alan SolarVizyon konferansı İzmir Hilton Otel’de geniş katılımla gerçekleşti.

ABB, Konar Enerji, Smart Energy ve Türkiye İş Bankası ana sponsorluğunda gerçekleşen etkinlikte açılış konuşmasını yapan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, güneş enerjisi yatırımcılarının önündeki tüm bürokratik engelleri kaldırmak istediklerini belirtirken, aynı zamanda enerji kooperatiflerinin önemine değindi.

Solarbaba kurucusu Ateş Uğurel “Bu etkinliğin temel amaçlarından biri vatandaşın enerji okur yazarlığını artırmak, bu sayede doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü daha rahat ayırt edebilmesini sağlamak. Doğru hedefleri, doğru politikalarla desteklersek, Türkiye çok kısa bir süre içinde enerji bağımsızlığını elde ederek, dünyada çok önemli bir başarı hikayesine imza atabilir. Bu başarının temel taşları enerji verimliliği, güneş enerjisi ile enerji depolama olacak. Önümüzdeki sene, 2020 yılında bu etkinliği 2 günlük bir güneş enerjisi festivali haline getireceğiz” diye konuştu.

Türkiye İş Bankası Ticari Bankacılık Bölüm Müdürü Ethem Eliaçık, çatı üstü güneş santrallerine verdikleri kredinin önemine değindi ve ayrıca bundan sonra enerji verimliliğine, temiz enerji kullanımına ve benzer sosyal konulara gerekli önemi vermeyen kurumların küresel piyasalardan çok daha zor kredi bulacağını açıkladı.

Konar Enerji Kurucu Ortaklarından Tolga Özdemir, güneş enerjisi sektöründe anahtar teslim hizmet veren müteahhit firmaların da dijital dönüşümden etkileneceğini, değişime ayak uyduramayanların büyük zorluklar yaşayacağını belirtti.

Türkiye’nin önemli güneş paneli üreticilerinden Smart Energy Yönetim Kurulu Başkanı  Halil Demirdağ, yenilenebilir enerji sektöründe yerli teknoloji ve çözüm üretmenin önemine değindi.

ABB Lokal Solar Bölümü Satış Müdürü Emrah Güvercin ise açıklamasında doğru mühendislik ve doğru ekipman seçiminin çatı üstü güneş santrallerinde riskleri minimize edeceğini ve insanları korkutmanın doğru olmadığını ifade etti.

Konferansın geri kalanında yapay zeka ile güneş enerjisi santrallerinin performansının arttırılması, güneş enerjili otonom elektrikli araçlar, kayıt zinciri ile enerji ticareti, Türkiye’nin enerji tarihi, mevzuattaki problemler, sektördeki kadın istihdamı gibi önemli konular 4 farklı açık oturumda tartışıldı.

Fabrikalar enerji maliyetlerini düşürüyor

1.Enerjisini Üreten Fabrikalar Zirvesi İstanbul Yeşilköy’de gerçekleşti. Fabrikalarda enerji verimliliğinin konuşulduğu ve uygulama örneklerinin sergilendiği 1.Enerjisini Üreten Fabrikalar Zirvesi’ni 3 bin 809 kişi ziyaret etti.

Bu yıl ilki gerçekleştirilen Enerjisini Üreten Fabrikalar Zirvesi’ne 22 firma katıldı ve 3.809 kişi ziyaret etti. Çok sayıda yeni iş bağlantısına sahne olan Zirve, hem katılımcılar hem de ziyaretçiler açısından son derece verimli olduğu değerlendirmesi yapıldı.

TEORİ DEĞİL, GERÇEK UYGULAMALAR KONUŞULDU
Alanında uzman 53 konuşmacının katıldığı toplamda 10 panel programında; fabrikaların enerji uygulamaları ve sektörel deneyimler konuşulurken, dinleyiciler merak ettikleri konuları konuşmacılara sorma imkanı buldu. En hızlı geri dönüşü olan ve en çok kazandıran yatırım olan enerji yatırımları, panellerde farklı açılardan değerlendirildi.

FABRİKALARIN YATIRIM PLANLARI PANELLERDE ŞEKİLLENDİ            Fabrikaların birinci gündem maddesi olan elektrik faturalarını düşürmek için farklı uygulamalar ve bu alandaki mevzuatlar, uygulama örnekleri eşliğinde ziyaretçilere sunuldu. Kendi enerjisini üretmek isteyen fabrikaların temsilcilerinin yoğun katılımıyla gerçekleşen panellerin ardından, enerji verimliliği sağlayacak çok sayıda yeni projeye adım atıldı. Türk sanayisinin gelişimi için en önemli konulardan biri olan enerjinin doğru kullanımı adına atılan bu adımlar, tüm paydaşlar tarafından memnuniyetle karşılanırken, enerji alanında bir yol haritası çizildi.

39 İLDEN ZİYARETÇİLER GELDİ
Enerjisini Üreten Fabrikalar Zirvesi ve Sergisi’ne 39 ilden ziyaretçiler geldi. Üst düzey karar vericiler, ağırlıklı olarak 3 günü de Zirve’de geçirdi. Gelen ziyaretçilerin yoğunluğu, ilk 10 şehir olarak sırasıyla şu şekilde oluştu; İstanbul, Kocaeli, Bursa, İzmir, Tekirdağ, Ankara, Sakarya, Yalova, Eskişehir ve Manisa.

ZİRVE TÜM PAYDAŞLARI BİR ARAYA GETİRMEYE DEVAM EDECEK              

Yıl içerisinde yayıncılık faaliyetleri ve farklı organizasyonlar gerçekleştiren Endüstri Medya’nın gerçekleştirdiği 2019 yılının son Endüstri Zirvesinden biri olan Enerjisini Üreten Fabrikalar Zirvesi, enerji sektördeki tüm paydaşları bir araya getirdi.

Sektörün kendi ihtiyaçlarına yönelik butik Zirveler organize eden Endüstri Medya, 2020 yılı içinde de hem mevcut organizasyonları hem de yenilikleriyle endüstriye destek vermeye devam edecektir.

Volkswagen’in Türkiye’ye gelmesi otomotiv sektöründe hareketlilik yaşatacak

Gazlı amortisör sektöründe Türkiye’de lider, dünyada da global oyunculardan biri haline gelen İnsu Teknik üst yönetimi, Alman otomotiv devi Volkswagen’in Türkiye’de yatırım kararını değerlendirdi.

Bursa, 07.10.2019 – Gazlı amortisör sektöründe Türkiye’nin lideri, dünyanın da en büyük global oyunculardan biri olan ve 50’den fazla ülkeye ihracat gerçekleştiren İnsu Teknik’in üst yönetimi, Volkswagen’in Manisa’da fabrika kurmasının oldukça güzel bir gelişme olduğunu belirterek, bu durumun otomotiv sektörü için çok olumlu geri dönüşleri olacağına dikkat çekti.

Alman otomotiv devi Volkswagen’in uzun süredir Türkiye’de yatırım için yer arayışında olduğunu ve Manisa’da fabrika kurma kararı aldığını belirten İnsu Teknik Ticari Süreçlerden Sorumlu Şirket Ortağı Mike Behmoaras, bu gelişmenin Türk otomotiv sektörü açısından oldukça güzel ve gurur verici olduğunu söyledi. Birkaç yıl içerisinde fabrikanın faaliyete geçeceğini ifade eden Behmoaras, “Volkswagen, Türkiye’de son yıllarda gerçekleşen en büyük yatırımlardan birini hayata geçiriyor. Uzun yıllar sonra Türkiye’ye yeni bir yatırım geldi. Yıllar sonra ilk kez Volkswagen gibi büyük bir markanın Türkiye’ye girişi sektörümüze ciddi bir ivme katacaktır. Yeni yatırımın istihdama da katkısı fazla olacak. Ana sanayi ve yan sanayiyle beraber yeni fabrika ile binlerce kişiye iş imkanı sağlanacak” dedi.

Yeni yatırımlar da gelecek

Behmoaras, bu gelişmenin otomotiv dışındaki diğer sektörler için de büyük önemi olduğunun altını çizerek, fabrikanın üretime geçmesi ile ekonomide hareketlilik yaşanacağını kaydetti. Konumu ve yetişmiş insan gücü ile Türkiye’nin otomotiv sektöründe oldukça iyi bir yere sahip olduğunu vurgulayan Behmoaras, “Volkswagen Türkiye’yi otomotiv sanayisindeki bilgi birikimi, deneyimi ve nitelikli işgücü nedeniyle tercih etti. Türkiye’de otomotiv sanayi lider konumda yer alıyor. Renault, Tofaş, Ford, Honda, Hyundai ve Toyota gibi markaların Türkiye’de yatırımları bulunuyor. Volkswagen’in de katılmasıyla sektörümüzde büyük bir hareketlilik yaşanacak” diye konuştu.

Bu kararın başka markaların bakış açısını da değiştireceğini belirten Behmoaras, bundan sonraki süreçte yeni yatırımların Türkiye’ye yönelmesinde etkili olacağını kaydetti.

İstihdama katkı sağlayacak

Volkswagen’in yeni yatırımının otomotiv sektörü için çok önemli olduğunun altını çizen İnsu Teknik Teknik Süreçlerden Sorumlu Şirket Ortağı Ali Hakan Süalp de, kararın otomotiv sektörüne oluşturacağı katma değerin yanı sıra doğrudan ve dolaylı olarak istihdama da katkı sağlayacağını söyledi. Yani fabrika ile demir-çelik, lastik, plastik, cam, boya, elektrik ve elektronik gibi sektörlere de olumlu yansımalar yaşanacağını belirten Süalp, “Volkswagen gibi bir dünya devinin Türkiye’ye yatırım kararı vermesi gerçekten ülkemiz için gurur verici. Fabrikanın yıllık yaklaşık 400 bin araç üretim kapasitesine sahip olması ve üretimin 2022 yılında başlaması planlanıyor. Bu yatırımla Volkwagen, ülkemize olan güvenini gözler önüne serdi ve diğer yatırımcılara yeşil ışık yaktı” dedi.

Çalışmalarımıza hız vereceğiz

Türkiye’de otomotiv endüstrisinin çok güçlü olduğunu vurgulayan Süalp, tedarik sanayinin de çok güçlü ve dinamik olduğunu kaydetti. Süalp, bu alanda deneyimli iş gücü bulunduğunu ifade ederek, “Yan sanayi alanında modern üretim tesislerine sahip, Ar-Ge ve inovasyon yetkinliği yüksek, kaliteli ürünlere sahip firmalarımız mevcut. Volkswagen’in Türkiye’de yatırım kararında bunların da etkisi olduğunu düşünüyorum. Bu gelişme başka markaların da ülkemize olan ilgisini artıracak ve yeni yatırımlar zaman içerisinde Türkiye’ye gelecektir” diye konuştu.

Uzun vadede ülkemiz kazanacak

Türkiye’deki otomotiv ihracatının toplamda 25 milyar dolarlık bir pastaya sahip olduğunu dile getiren Süalp, Wolkswagen’in gelmesi ile bu sayının çok daha yukarılara çıkacağını söyledi. Süalp, “Dolayısıyla yeni bir OEM yatırımının Türkiye’ye gelmesi, yan sanayi üreticileri olarak bizleri de son derece heyecanlandırdı. Çünkü bu yatırım, yeni iş kapısı olarak yüzbinlerce insana doğrudan etki edecek, uzun vadede ülkemiz kazanacak. İnsu Teknik olarak Volkswagen ile çalışmalarımız var. Bu çalışmalara hız vererek güzel iş birliklerine imza atacağız” dedi. Süalp, diğer yandan Yenişehir’de yapılacak olan otomobil test merkezinin de sektöre önemli kazanımlar sağlayacağını belirterek, bu tarz yeni gelişmelerin sektör adına sevindirici olduğunu kaydetti.

Barış Pınarı Harekâtı ve Çin

Malum olduğu üzere Türkiye, güney sınırları boyunca oluşturulmak istenen terör koridoru hayallerini akim bırakmak ve 30-35 km derinliğe ulaşacak güvenli bölge oluşturmak üzere 9 Ekim 2019 tarihinde Barış Pınarı Harekatı’nı başlatmıştı. Amaç bölgeye barış ve huzur getirmek ve ülkemizde yaşamakta olan Suriyeli mültecilerin bir kısmının dahi olsa ülkelerine dönmesini sağlamaktı.

Tarihin hiçbir devrinde sivil halka yönelik olumsuz hiçbir hareketi olmayan Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı Barış Pınarı Harekatı ile akla ziyan ithamlarla karşılaşılmış, alakalı-alakasız birçok devlet harekat hakkında beyanatlarda bulunup, Türkiye’yi uluslararası arenada yalnızlaştırma siyaseti güderek, gerçek yüzlerini ortaya koymuştu.

Evet, Türkiye bu harekat ile ne Kürtleri hedef almış, ne sivil halkın muzdarip olacağı fiillerde bulunmuş, ne de işgal gibi bir amaç gütmüştü. Buna rağmen haklı tedirginliklerine ve oynanan oyunlara, onca sabrın sonunda dur demeyi milli bir duruş telakki ederek son raddesine kadar derdini anlatma peşinde olmuş, son çare olarak da haklı gerekçeleri olan bir askeri harekat yapmak durumunda kalmıştı.

Barış Pınarı Harekatı’nın başlamasını müteakip arka arkaya birçok ülkenden harekata karşı çıkan açıklamalar gelmeye başlamıştı. Bundan önceki süreçlerde yaşadığımız gibi, haklı olarak yaptığımız her işe karşı çıkan devletler, yine bizleri yanıltmayarak tavırlarını sergilemişlerdi. Ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz diyerek bu türden açıklamalarına alışık olduğumuz devletler, bizim için yine bir sürpriz oluşturmadılar ve yine aşina olduğumuz tavırlarını sergilekten imtina etmediler.

Karşı çıkan ve lehimizde beyanatlarda bulunan devletleri bir tarafa not etme hakkımız saklı olmak üzere, ilişkilerimizin iyi olduğunu bildiğimiz Rusya başta olmak üzere, Çin, İran, Arap Birliği ve dahi KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın beyanatlarının arka planını etraflıca incelemek ve irdelemek milli vazifemiz olmalıdır. Macaristan’ın, Venezuella’nın, Pakistan’ın ve Katar’ın destek açıklamaları ise unutulmamalıdır.

Harekatın başlamasını müteakip bir araya gelen bağımsız Türk devletleri toplantısında ise Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın “6 Devlet 1 Milletiz” sözü tarihe düşülmüş bir not olarak hafızalardan uzun yıllar silinmeyecektir. Arkasının doldurularak, uluslararası arenada 300 milyonluk Türk Dünyası ile “Turan Birliği”nin kurulmasının zorunluluk haline geldiğini ifade ederek asıl konumuz olan Çin’in tutumu ve yaptıklarına getirelim.

Bugün ki yazımızda hangi devletin hangi tavrı sergilediğini analiz etmekten ziyade, Tibet, İç Moğolistan ve Hong Kong gibi, 70 yıldır ırk ve dindaşlarımızı öz vatanlarında işgal altında tutan, şovenist Çin devletinin Barış Pınarı Harekatı’na karşı tutumunu değerlendirelim.

Anlaşılan o ki, varlığının devamını ve hegemon güç olma sevdasını Çin Seddi’ni aşmakta gören Komünist Çin Devleti, ikinci ABD olma veya tarihi süreçte sıcak denizlere inme hülyasını gerçekleştirmek için gece gündüz çalışan Rusya gibi, önce Türkistan coğrafyasında, akabinde Ortadoğu ve Afrika’da kendisini göstermişti. Çin tarihi üzerine azıcık okuma yapanlar, Çin devlet felsefesini ve karakterini azıcık çözebilenler için Çin’i anlamak hiç de zor olmasa da, anlamamak için kafalarını kuma gömenlerin haline sadece üzülüyoruz.

Çin seviciliğinin zararı sadece bu türden kişi, grup, kurum veya kuruluşlarla sınırlı kalsa, bir yere kadar bu durumu anlamak veya anlamlandırmak mümkün olabilirdi. Lakin işin ucu ülkemiz, devletimiz, milletimiz, dinimiz ve milli değerlerimize dokunmaya başlayınca, “daha ne olmalı ki şu Çin devletinin bütün emperyal güçlerden daha tehlikeli ve sinsi olduğunu anlatmak, dini ve milli bir duruş olduğu kadar insani ve vicdani bir sorumluluk olduğunu da” demek durumunda kalıyoruz.Anlaşılana kadar da söylemeye devam edeceğiz.

Daha da üzücü olan ise artık yanı başımızda “ben de varım” diyebilen bir Çin’in tutumu maalesef kamuoyunda ciddi bir şekilde tartışılmadı bile. Doğu Türkistan’da onca yaşananlara, yeni bir cephe açmamak adına sessiz kalınan ve ilişkilerin üst düzeyde geliştirilmesi için ziyaretlerin yapıldığı bir dönemde, Barış Pınarı Harekâtı’na Çin’in tavrı, en azından beni şaşırmamıştı.

Tarih ilmi bize geçmişten ders alırsak, geleceğe daha güvenle bakabilme imkanlarının verilerini sağlayan çok değerli donelerle dolu. Çin ile ilişkilerimizi geliştirmeliyiz düşüncesini kamuoyuna kabul ettirmeye çalışanlara tarihi doneler üzerinden sormak gerekir.

Bırakın harekata karşı çıkan beyanatını, BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi ülkesinden biri olan Çin, geçmişten günümüze kadar hangi konuda lehimize bir karar almış veya tekliflerimize set kurmamıştır?

Mesela PKK, YPG/PYD veya FETÖ terör olaylarında bizden yana aldığı bir tavır var mıdır?

Mesela Kıbrıs konusunda lehimize bir açıklama yapmış mıdır?

Mesela ekonomik dengelerin sağlanmasında lehimize bir faydası olmuş mudur?

Meseleleri aklınızın alabileceği kadar uzatabilirsiniz ama karşılaşacağınız sonuç koca bir hiç olacaktır.

Hal böyleyken bizler, Doğu Türkistan’da yaşanan onca insan hakları ihlallerine, dini ve ırkı aşağılamalara, demografik yapının değiştirilmesine, devlet merkezli bir asimilasyona rağmen hep ilişkilerimizin gelinmesine zarar vermemek adına alttan alıp, sessizliğe büründük. Ama bilmemiz gerekliydi ki, Çin için asıl olan onun menfaatidir. Çin gibi düşünmediğiniz, Çin gibi bakmadığınız, Çin gibi değerlendirmediğiniz müddetçe sizin hiçbir değeriniz yoktur. Gerçi Çin’e sessiz kalarak onun dostu olamayacağınızı da en başından bilmeniz gerekli olduğu bilgisini de üzülerek buradan paylaşmış olayım.

Rakka’dan bize bir mektup var

Bu mektubu, kuzey Suriye de bulunan bir kişi bana gönderdi, tam olarak aktardığı gibi anlatıyorum, gerçek aktarımla.

Çok değerli şehzademiz inşallah afiyettesiniz. Kaldığım bölge ile ilgili size basında bilinmeyen bazı gerçekleri yazıyorum.

“Barış Pınarı Operasyonu” hakkında bilmediğin nedir?

Herkes Barış Pınarı operasyonu, Türk askerinin Suriye topraklarına bir girişim olduğunun konuşuyor.

Lakin bu bir hatadır, bu topraklar 2012 den beri Suriye egemenliğinden (hükümeti) elinden çıkmıştır, bu yani Kürt dilinde “Batı Kürdistan” demektir.

Ülke yönetimini özgür ordu gruplarından aldığında, bu PKK’nın ilk yaptığı şeydi, Rasulayn’daki büyük camilerin minberine çıkıp ve “Müslüman ve Araplar için ilk defa yüksek sesle şöyle bağırdılar, Muhammed’in itleri neredesiniz? Sonra Suriye devrimine ortak olan insanların evlerini, mahallelerini ve tamamen Arap köylerini yıkarak şerefsizce evlerini gasp edip ve ülkelerinden kovdular. Asıl ev sahipleri göç ettirilmeye zorlandı, kalan bölge ve şehre Kürt ismi verdiler, mesela Resulayn (resi kenih) Telabyad (derbes bih) ve birçok yere Kürt ismi oldu.

Ülke için yeni bir kanun koydular ve halk Meclisi ve Bakanlıklar kendilerine başkan tayin ettiler, kanuna hükmeden ve kendilerine özel mahkemeler yaptılar, Belediye yapıp kurdukları yere personel tayin ettiler.

Kürt dili ülkede resmi dil oldu, eğer herhangi bir Suriyeli vatandaş diğer illerde doğmuş ise mesela Halep eski Şam gibi Kürdistan bölgelerine başvuru yapabilir, ancak o bunu bir Kürt’ün kefaleti olmadan yapamaz.

Gençleri yeni Kürdistan devleti ordusu için zorunlu hizmete mecbur bıraktılar ve tamamen kürt dilinde müfredat bastırdılar. Memnun olmamalarına rağmen kürt dilinde, Kürdistan’a özel bir din kitabı yazıldı.

Çocuklar zerdüst din eğitimi alıyor ve Allah zerdüsttür diyorlar.

Tüm duvar, meydanlar, iş yerlerinde ve arabalarda Öcalan posteri asıldı. O pkk kurucusu olan Türktür. Bu yüzden Türkiye, Suriye devlet egemenliğine kendinizi alıştırmayın (hazırlamayı) bilakis ile ve Allahsız olan pkk savaşın, Müslüman Suriyelilerle değil.

Barış pınarı operasyonu hakkında bilmediğiniz ve size uyarılması gereken bir uyarı niteliğindedir. Lütfen sizden ricam kimliğim saklı kalsın..

Evet Değerli okuyucularım bize gelen bu mektubu sizinle paylaşmak istedim lütfen bol bol paylaşın ve hakikati anlayın Allah Milletimizi Vatanımızı Bayrağımızı korusun. (Bize mektubu gönderen dostumuzun ismini güvenlik için yayınlamadık, anlayış gösterdiğiniz için teşekkür ederiz.) Allah’a emanet olun.

Türkiye, artık eski Türkiye değil

Arap baharı adı altında Ortadoğu’yu parçalama projesinin başlamasını şöyle bir hatırlayalım.

Irak’la başlayan, Libya ile devam eden, Mısır ve Yemen vs. sonunda Suriye. Ne oldu neden durduk yerde Saddam Hüseyin hedef alındı, idam edildi ve Irak paramparça oldu. Libya’da Kaddafi neden öldürüldü, amaç neydi kimler bu projeyi ortaya koydu? Aslında kısaca kim ve kimler olduğu açık değil mi?

Amerika Birleşik Devletleri!

Bu coğrafyada milyonlarca sivil insan öldürüldü ve öldürülmeye devam ediyor. Bütün bunlar böyleyken yeni senaryo ortaya konuldu, DEAŞ isminde, onların tabiri ile İslami bir terör örgütü ortaya çıkarıldı. Fakat İslamiyet’le ilgisi olmayan, paralı teröristlerin olduğu çok kısa zamanda anlaşıldı. Ortadoğu’da bir amaçları, bir planları olanlar bu projeye gerek silah gerek lojistik, gerekse asker olarak her türlü desteği verdi. Planları bu ülkeleri bölmek, parçalamak ve oralarda kalıcı olmak, yeraltı zenginliklerine hâkim olmak mıydı acaba.

ABD daha önce Vietnam, Afganistan, gibi ülkelerde aynı planı ortaya koydu ve her iki tarafta da yenilgiyle ayrıldı. Zaten ABD hiçbir yerde girdiği savaşları kazanamadı ki. Irak dahil hep hüsrana uğradı, ama bu ülkelerin başına bela terör örgütlerini besledi, yeni terörist gruplar ortaya çıkardı ve sahaya sürdü. Silah mühimmatla destekledi eğitim verdi kimse sesini çıkartamadı.

ABD’nin dünya üzerindeki bu stratejisidir bu. Bunu uzun uzun konuşabiliriz tabii ki.

Gelelim Suriye’ye. Benim burada tek bir öngörüm, şahsi tek bir düşüncem şudur; ABD’nin önceden kurgulanan tek bir planı var. Hedef Türkiye’yi parçalamak bölmek. Büyük İsrail projesini hayata geçirmek ve bu koridor üzerinden İsrail’e ve Akdeniz’e ulaşmak, gün geldiğinde de Türkiye’yi kuşatmaktır. Suriye sınırımız boyunca terör koridoru oluşturup, 1984 yılından itibaren ortaya çıkan PKK’ya terör örgütü deseler de başka isimlerle kamufle ederek sürekli desteklenerek gerek ABD gerek AB ve İsrail gibi ülkelerde propaganda izinleri verilen bir örgütle süreci resmen başlatmışlardır.

Fakat tarihi zaferlerle dolu bir millet olduğumuzu unuttular. Birçok argüman ortaya koydular, tüm terör örgütleri üzerimize saldılar en son kendi içimizde İslami değerlerimizi istismar edip bir FETÖ isimli hain terör örgütünü yarattılar. İşte bu hain örgüt üzerinden bizi parçalama için yaptıkları son hamle halen hafızalarımızda.

Dedim ya unuttukları bir şey vardı, Recep Tayyip Erdoğan. Aynı zamanda uçağa levye fırlatan, tankların önüne kendini atan, kendilerine sıkılan mermilere göğsünü açarak korkusuzca giden kahraman Türk Milletini unuttular. ABD ve yandaşları bunu da başaramadılar.

Ortadoğu’da DEAŞ gibi bir örgütü ortaya çıkaran ABD, bunu yok etmek içinde PYD – SDG gibi terör örgütlerini kurdurdu. Aslında bu isimlerle kamufle edilerek binlerce tır ve uçakla PKK’ya lojistik, silah ve mühimmat desteği sağlandı. ABD bir terör örgütünü bir başka terör örgütü ile bitirme yöntemi ile Türkiye’nin en büyük düşmanı olan ve yıllarca başının belası olan PKK- PYD’yi DEAŞ’la savaşıyor diye destekledi. ABD’nin aslında bölgede yaptıklarının Büyük İsrail Projesi için olduğu artık herkes tarafından bilinmektedir.

Sayın Cumhurbaşkanımız hep söyledi. “Sınırlarımızın yakınlarında biz bu örgütlerin yuvalanmasına izin vermeyiz” dedi. Bunu El bab ve Cerablus bölgelerine yaptığımız temizlikle gösterdik. DEAŞ’la en büyük mücadeleyi biz verdik. DEAŞ’a en büyük darbeyi biz vurduk ve vuruyoruz.

Bir önemli konuda; biz Amerika’dan Patriot savunma füzesi almak istedik. Bizi oyaladılar daha sonra veremeyiz dediler. Bunun üzerine Rusya ile S400 füzeleri almak için görüşmelere başladık, kıyamet koptu “ama alacağız dedik”, “almazsınız dediler” ve aldık kuruyoruz. S400’ler ile Türkiye artık daha güçlü bir hava savunma sistemine sahiptir.

ABD Başkanı Donald Trump ülkemize ekonomik yaptırım uyguladı bunu itiraf etti Sallandık ama yıkılmadık. Çünkü kim ne derse desin bizim sağlam bir ekonomi tabanımız var artık.

Bugün NATO üyesi ülkeler ülkemizde bulunan Patriot savunma silahlarını çekme kararı aldılar, hani müttefiklik, hani NATO üyesi ülkelerin özellikle terörle mücadele konusundaki ittifakları nerde kaldı. Kısaca Türkün Türk’ten başka dostu yoktur. Böyle bir kararı ister alsınlar ister almasınlar. Biz artık kendi göbeğimizi kendimiz kesiyoruz. Yakında kendi savunma sistemimizi kendimiz kurarız.

Türkiye artık eski Türkiye değil, kendi silahını üreten IHA ve SİHA’ları olan roketleri ve Koral sinyal bozucu sistemleri olan güçlü bir ülkeyiz.

Hisar Savunma füzemizi ürettik ve testleri %100 başarılı sonuçlandı şimdi seri üretime geçeceğiz.

Kötü komşu insanı mal sahibi yaparmış, buda böyle sanırım.

Barış Pınarı Harekatı öncesinde uzun zaman diplomatik girişimlerimiz ve görüşmelerimiz her alanda devam etti. Ama anlaşıldı ki sadece oylama taktiği uygulanıyor “artık biz kendi işimize bakmalıyız” dedik ve Başkomutanımız talimatlarını verdi ve teröristlere karşı Cumhuriyet tarihinin en büyük terör operasyonu başlatılmış oldu.

İşte Türk ordusu tüm dünyayı şaşkına çevirdi Resulayn ve Telabyad beş günde teröristlerden temizledi.Tek bir sivile zarar vermeden teryağdan kıl çeker misali işte hedeflediğimiz bu topraklar gerçek sahiplerine teslim edilecek dedik ve gereğini yapıyoruz.

Şimdi Mümbiç ve Aynel – Arab – Kamışlı tüm koridor inşallah çok kısa zamanda bu temizlikte bitmiş olacak. Dualarımız ordumuzla askerlerimizle.

Allah ordumuzu muzaffer eylesin. Allah askerlerimizi korusun, ayaklarına taş değmesin.

Şimdi nerden hangi sesler çıkıyor dikkat edin. Kimler bu operasyonu kabul etmiyor, ya da kimlerin oyunu bozuldu bir bakın. Yıllarca katil İsrail Filistin’i ve Filistin halkını katlediyor kimsenin sesi çıkmıyor. PKK bize saldırıyor kimsenin sesi çıkmıyor. Suudi Arabistan Yemeni paramparça etti ve insanları açlığa sürükledi kimsenin sesi çıkmıyor. Türkiye tüm dünya tarafından bilinen PYD teröristlerine operasyon düzenliyor nerdeyse tüm dünyanın sesi çıkıyor.

Kimin sesi çıkarsa çıksın bu işi biz bitireceğiz.

Kim ne derse desin bu terör koridoruna izin vermeyeceğiz.

Türkiye artık eski Türkiye değil bunu beyninize sokun artık.

Başkomutan Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde zafer bizim olacak.

Küçük dev adam

0

Ali Şamil.

1 metre 10 santimdi.

Enver Paşa’ya hediye edildi.

Köle gibi.

“Soytarı” yaptılar onu.

Tuhaf kıyafetler giydirdiler.

Sırmalı cepkenler, cartlak renkli şalvarlar, kafasından büyük sarıklar.

Kadınları eğlendirdi, çocukları güldürdü.

Birinci Dünya Savaşı’nda çarşı karıştı.

Enver Paşa apar topar İstanbul’dan ayrıldı.

Biraz da onlara kahkaha attırsın diye, Vahdeddin’in kızı Ulviye Sultan’ın sarayına verdi Ali Şamil’i.

Ulviye Sultan’ın eşi İsmail Hakkı Bey mert adamdı.

Tavla arkadaşı yaptı bu küçük boylu insanı, alay ettirmedi, ezdirmedi, korudu kolladı. Gel zaman git zaman “Milli Mücadele” başladı.

Yurtseverler Anadolu’ya akıyordu.

Padişahın damadı İsmail Hakkı Bey de onlardan biriydi.

Mustafa Kemal’e katılmak için gizli gizli hazırlık yapıyordu.

Saray’ın damadı Kuvayı Milliye’ye katılacak, olacak şey değildi tabii.

Bu nedenle mecburen, Anadolu’ya geçme niyetini eşi Ulviye Sultan’dan bile saklıyordu.

Sadece tavla arkadaşına, Ali Şamil’e çıtlattı. Saraydan sadece onunla vedalaşmak istemişti.

Pişman oldu.

Çünkü, o kocaman yürekli küçük insan, alenen tehdit etti.

“Ya beni de götürürsün, ya da niyetini Sultan’a anlatır, senin de gitmeni engellerim” dedi.

İsmail Hakkı Bey’in gözleri buğulandı, karşısında dağ gibi bir adam duruyordu.

Kucaklaştılar, öz kardeş gibi.

Kuştüyü yastıklarını, kuşsütü eksik sofralarını geride bırakıp, sahte kimlikler, köylü kıyafetleriyle maceraya atıldılar.

Ağaç kovuklarında, kuytularda sabahladılar.

İşgalcilerin kontrol noktalarını aşıp, Adapazarı üzerinden Ankara’ya ulaştılar.

Haberi vardı Mustafa Kemal’in.

Çağırdı, gittiler.

“Hayatımın en unutulmaz akşamıydı” dediği akşamı yaşadı.

Üç sene boyunca, İsmail Hakkı Bey nereye, Ali Şamil oraya, kah su taşıdı, kah boyu kadar tüfek.

Elinden ne gelebiliyorsa, çırpındı, fazlasını yaptı.

Her cephede, kelle koltukta yaşadı.

İzmir’e girenlerin hemen arkasındaydı.

İstiklal Madalyası’na layık görüldü.

Osmanlı’nın zoraki kulu-kölesi Ali Şamil, Cumhuriyet’te eşit yurttaş olmanın onurunu yaşadı.

Cumhuriyet’te o güldü. “Güler” soyadını aldı.

9 Eylül’de girdiği İzmir’den ayrılmak istemedi.

Basmane Garı’nda memur oldu.

Van Gölü sahilinde, Bitlis’in Ahlat ilçesinde dünyaya gelmişti.

Enver Paşa’nın doğu teftişi sırasında özgürlüğü elinden alınmış, adeta mal gibi hediye edilmişti.

Cumhuriyet ona sadece özgürlüğünü değil, ailesini de geri verdi.

Neticede vade doldu, 1978’de rahmetli oldu, İzmir Kokluca’da yatıyor.

Rahat uyu aslan yürekli adam.

Seni yurttaş yapan Cumhuriyet, senin gibiler sayesinde, ilelebet payidar kalacaktır.

Bu toprakların kahramanları bitmez.

Global Petrol Lobisi’nin engelleme çalışmaları (1)

Sevgili Enerji Dünyası okurları; bu sayımızda sizlere hepimizin bildiği ama arka planında ne tür oyunların, atraksiyonların, siyasi ve ekonomik ilişkilerin olduğu meçhul bulunan petrol ve doğalgazla ilgili konuları kaleme almaya çalışacağım. Eminim ki! Türkiye’nin dünden bugüne petrol gerçeğiyle ilgili sizlerle paylaşacağım bilgi ve olaylar ilginizi çekecektir.

DEVLETLERİN SINIRLARI PETROL İLE BELİRLENMİŞTİR

Petrol ve doğalgaz günümüz yaşamının en vazgeçilmez parçası olmaya devam etmektedir. Petrol uzun yıllardır süre gelen enerji alanındaki hâkimiyetlerini sürdürmekte ve yakın gelecekte de sürdürmeye devam edeceği kesin olarak gözükmektedir. Osmanlı imparatorluğunun bitişiyle başlayan süreçte ve 1. Dünya Savaşı sonrası, devletlerin sınırlarının belirlenmesinde bile en temel belirleyici değer “petrol olmuştur. O yıllarda temelleri atılan enerji ekonomisinde günümüzde bile “petrol hakimiyeti” tartışmasız devam etmektedir.

Türkiye kuruluşundan bu yana petrolde ve son çeyrek yüzyılda kullanımı gittikçe artan doğalgazda maalesef kendi kendine yeterlik boyutunu bir türlü kazanamamıştır. Petrolle ilgili milli şirketimiz TPAO üretim kapasitesi olarak, ülke tüketimini karşılamada hiçbir zaman % 20’leri aşamamıştır. Özellikle 1950’lerden sonra dış ticaret açıklarının ana parametresi petrole olan bağımlılık olmuş son çeyrek yüzyılda ise buna doğalgaz da eklenmiştir.

TÜRKİYE PETROL KONUSUNDA BAĞIMSIZ HAREKET EDEMEMİŞTİR

Türkiye petrol konusunda 2000’li yıllara kadar, pek de bağımsız hareket edememiş ve petrol arama ve sondaj stratejisinde çok uluslu petrol şirketlerinin dışsal baskısına boyun eğmek zorunda kalmıştır. Bu şirketlerin, piyasa, plan ve projeksiyonlarında Türkiye’nin petrol tüketimi hep büyük bir alan teşkil etmiş olup, ülkedeki petrol üretimi bu denklemde hep “belirlenmiş sabit bir miktar”dan öteye geçirtilmemiştir. Durumun böyle devam etmesi içinde; uluslararası petrol şirketlerince her türlü “lobi” faaliyeti gerek ekonomik gerek yasal ve gerekse de gayri meşru şekilde durmaksızın süre gelmiş ve amacına da ulaşmıştır.

TÜRKLER DIŞA BAĞIMLI OLMAYA MECBUR EDİLMİŞTİR

Bir ülke için en hayati ve stratejik ihtiyaç olan petrol konusunda ülkemiz; akla gelen her tür ulusal ve uluslararası atraksiyonlarla “dışa bağımlı” olmaya maalesef ki mecbur kalmıştır. Türkiye’de yıllarca aynı petrol yasası uygulana gelmiş ve bu yasanın değişmesi konusunda hükümetler ve siyasi-bürokratik iradeler hiçbir şey yapamamış ya da yapma isteği her türlü engelleme enstrümanları kullanılarak engellenmiştir.

TÜRKİYE DE PETROL ARAMA VE ÇIKARMA ÇABALARINA ENGEL OLMAYA ÇALIŞTILAR

Çünkü 2013 yılının Mayıs ayının son haftası yapılan meclis görüşmelerinde petrol ile ilgili yasa değişikliğine taraf olanların kimi medya veya siyasi grup tarafından neredeyse, “Amerikan uşaklığı ve vatana ihanet” suçlaması ile muhatap olmaları, bu alandaki global “ekonomik tetikçilerin” ne derece etkin olduğunu göstermektedir. 

29 MAYIS 2013 GECESİ PETROL UMUDUMUZU GERÇEKLEŞTİRECEK FİTİL TBMM’DE ATEŞLENDİ

Ama tüm bunlara rağmen 29 Mayıs 2013 gecesi her tür engelleme ve lobi faaliyetlerine rağmen çıkan petrol yasası ülkemizde petrol arama ve sondajı için çok ciddi bir süreci başlattı. 2002 yılından bu yana ekonomideki dışa ve dış ekonomik organizasyonlara bağımlılık azaldıkça petrol konusunda da “milli refleks ve inisiyatif” artmış ve TPAO’nun bütçesi birkaç kat artırılmıştır. Bu bağlamda da yeni arama ve bunun sonucu açılan kuyu sayısında çok ciddi artış ortaya çıkmıştır.

Kıbrıs Türk Halkı Türkiye’den farklı düşünmemektedir

Muhabirlerimize özel açıklamalarda bulunan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Enerji Bakanı Hasan Taçoy, Barış Pınarı Harekatı’nın da aynı Kıbrıs Barış Harekatı gibi bölgeye huzur getirmek için başlatıldığına değinerek, “Kıbrıs Türkleri bu operasyonu gönülden desteklemektedir ve içimizden çıkan cılız seslerin birliğimizi bozmasına müsaade etmemekte kararlıyız” dedi. 

KKTC Enerji Bakanı Hasan Taçoy, 1974 yılında KKTC’nin Barış harekatını yaşadığını belirterek, “Savaşın ne olduğunu iyi bilenlerdeniz. Eğer bazı şeyler barış ile olmuyorsa bunu savaşarak halletmenin gerekliliğini bilenlerdeniz. Barış Pınarı Harekatı da Kıbrıs Barış Harekatı gibi barış adına atılmış önemli bir adımdır” dedi.

“KIBRIS HALKI TÜRKİYE’YE KARŞI İÇİMİZDEN ÇIKAN CILIZ SESLERE MÜSAADE ETMEYECEKTİR”

Kıbrıs Türk halkının Türkiye’den ayrı kalmasının ve hatta farklı düşünmesinin imkansız olduğunu belirten KKTC Enerji Bakanı Taçoy,“İçimizden çıkan azınlık bir gurubun cılız sesine kulak vermemenizi sizden istirham ediyorum. Bizlerde kulak vermiyoruz. Bu sadece ve sadece seçim propagandası için yapılan bir şeydir. Zıtlaşabilme adına ve puan toplama adına yapılan bir şeydir. Onun için hiç dikkate almadan onları bir kenara itip konuşmayalım. Çünkü Kıbrıs Türk halkı, her zaman Türkiye’nin yanındadır. Biz, hiçbir şekilde Türkiye ile Kıbrıs arasındaki tarihi ve kültürel geçmişi ve bu geçmişin ayrılmaz bütünlüğünü unutanlardan değiliz. Bu bütünlüğü kimsenin bozamayacağını bilmenizi isterim. Kıbrıs Türk halkı, buna asla müsaade etmeyecektir” şeklinde konuştu.

“1974 YILINDA HAKLILIĞIMIZI DÜNYAYA NASIL ANLATTIYSAK, HER ZAMAN ANLATMAYA HAZIRIZ”

Bakan Taço, Barış Pınarı Harekatı’nda Türkiye’nin ve tüm Türk milletinin göstermiş olduğu kararlı duruşunun sonucunda büyük gururla izledikleri Türkiye ile ABD arasındaki varılan anlaşmayla tüm dünyanın Türkiye’nin haklılığını anladığını ifade ederek, “Biz, haklılığı 1974 yılında anlatmaya çalıştık. Şimdi inşallah artık anlamışlardır diyorum. Çünkü o dönem Türkiye, ne kadar iyi niyetli davrandıysa da Kıbrıs’ın sadece yüzde 30’unu ele geçirmiş. Adanın hepsini alma yerine sadece Kıbrıs’ta yaşayan Türklere özgürlük alanı verebilmek için bir olay gerçekleştirmiştir. Tüm dünya bunu işgal ettiği diye çok söz söylemişti, şimdi dünya Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde 32 kilometrelik alanı kontrol altına alabilmek için anlaşma yoluna gitmek zorunda kaldı. Bu inşallah Kıbrıs’taki olayı da farklı bir şekilde gündeme getirir. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Mehmetçiğimizin, Türkiye’nin bölgenin en etkili devleti olduğunun dünyaya bir kez daha göstermiş oldu. Bu süreçte Kıbrıs Türk halkı olarak her zaman anavatan Türkiye’nin yanında yer aldık” diye konuştu.

“ARTIK ESKİDEN OLDUĞU GİBİ SAVAŞTA KAZANDIĞINI MASADA VEREN TÜRKİYE YOK”

Türkiye şuana kadar savaşlarda kazanıp masada vermesini iyi bilen bir ülke konumunda iken bu durumun değişmesine KKTC olarak çok sevindiklerini belirten KKTC Enerji Bakanı Hasan Taçoy, her zaman Türkiye’nin yanında olduklarını ve kalplerinin Türkiye ile birlikte attığını söyledi.

İstanbul’da trafik ve ulaşım kaosu devam ediyor

0

Trafik sorununa ek olarak özellikle işe gidiş ve dönüş saatlerinde metrobüs, tramvay ve otobüslerde yer bulamayan vatandaşlar işlerine geç kalmamak adına insan sağlığını tehdit edecek şekilde tıklım tıklım olan toplu taşıma araçlarında seyahat etmek zorunda kalıyorlar.

Trafik sorunu nedeniyle çileye dönen İstanbul’da yaşama bir darbeyi de son zamanlarda yoğunluğu artan toplu ulaşım araçları vurdu.

Uzmanlar İstanbul’un trafik sorunun çözümü için kentin nüfus artışının akıllı uygulamalarla durdurulması ve hatta nüfusun azaltılmasının şart olduğunu belirtiyorlar.  Son yıllarda birçok ulaşım planı yapılmasına rağmen bu planlamaların eksik uygulanması ve sürdürülememesi nedeniyle başarılı olunamıyor.

Yıllardır kentin ulaşım planlarının trafik ve toplu taşımacılık sorununu çözememesi nedeniyle İstanbul’a yeni ve yeniden akılcı bir ulaşım planının projelendirilmesinin gerekli olduğu gözlemleniyor.

İstanbul ulaşım planının Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerinin koordinasyonuyla uygulanmaması durumunda ise başarının yakalanması imkânsız gözüküyor.

Sorunların çözümü adına yönetim ve karar verme sürecinin demokratik, akılcı bir yapıya kavuşturulması gereklidir.

Ulaşım planlaması yaparken ticari bir anlayış yerine hizmet etmek düşüncesiyle akılcı projeler geliştirmek zorundayız. Raylı sisteme öncelik verirken, en önem vereceğimiz projemiz ise bisiklet kullanımını özendirecek bisiklet yollarının bir örümcek ağı edasıyla kent genelinde yaygın hale getirilmesi gereklidir. Deniz ulaşımı için özel bir çalışma yapılması ve yeni hatların açılması için çalışmalar hızlandırılmalıdır. Venedik modeli gibi bir İstanbul modeli geliştirilerek motorlu araçların bazı merkezlere girişleri kısıtlanmalıdır.

İstanbul’un ulaşım ve trafik sorunu nasıl çözülür?

•Son yıllarda yapılan yatırımlarla raylı sistemlerin toplu taşıma araçları içerisindeki payının %25’e çıkarılması çok önemlidir. Bu oranın daha da yüksek seviyelere çıkarılması çalışmaları da ümit vericidir. Raylı taşımacılık projelerinin planlı biçimde devam ettirilmesi şarttır.

•Taksim trafiğinin rahatlatılması adına tünel çalışmasının kentin sıkışık alanlarında da uygulanması ile ulaşım sorununa katkı sağlanacaktır.

•Toplu ulaşımda payı %3 olan deniz ulaşımının artırılması adına yeni iskeleler ve yeni hatlar açılmalıdır. İstanbul’da yaşayanların deniz ulaşımına erişimini kolaylaştırmak adına toplu taşıma araçlarının deniz araçları ile entegrasyonu da sağlanmalıdır.

•Bisiklet ile ulaşımı teşvik etmek ve kolaylaştırmak için bisiklet yollarının kent genelinde yaygınlaştırılmasına öncelik verilmelidir.

• Motorlu araçların kentin turistik ve iş merkezi alanlarına girişleri kısıtlanmalıdır.

•Toplu taşıma araçlarının daha ucuz ve daha konforlu hale getirilmesi adına çalışmaların yapılması ve özellikle araçların zamanında ve seri şekilde İstanbul halkına hizmet edebilmesi sağlanmalıdır.

•Raylı sistemleri halkın daha sağlıklı kullanabilmesi adına aktarma istasyonları yerine tek hat ile kentin bir ucundan diğer ucuna seyahat edebilecekleri akılcı hatlar hizmete açılmalıdır.

YETER Kİ GÜVENLİ BİSİKLET YOLLARI OLSUN O ZAMAN BİSİKLETLERİ HER YERDE GÖRMEMİZ MÜMKÜNDÜR

Bisiklet sağlık ve ekonomi için bir ihtiyaçtır. Ülkemiz için büyük bir ekonomik kazançtır.

Ulaşım için kullanılan petrol adına milyarlarca dolar harcıyoruz. Bisiklet kullanımının artırılması demek bu milyarlarca doların azalması demek ve böylelikle ekonomimize ciddi katkı sağlanacaktır.

Bazı kişiler için ulaşım masrafı ayda bin lirayı buluyor. İşe, okula, pazara, camiye giderken bisikletle bedava ulaşım yapma imkanımız var.

ABD süper Çin projelerini engellemek istiyor

Kahraman ordumuzun, İstila halindeki Suriye topraklarında yaptığı “zorlu” operasyonun üzerinden 5 gün geçerken, askerlerimizin başarılarının devamını dileyerek, bölgeyi hatta dünyayı çok yakından ilgilendiren, derin derin “düşündürmesi” gereken Çin’in hamlelerinden bahsetmek gerekiyor.

Zira, Asya’da küresel güçler ABD ile Çin arasında büyük jeopolitik mücadele sürüyor.

Her şeyden önce, ABD süper Çin projelerini engellemek istiyor.

2 bin yıl İpek Yolu’nun merkezi olan Semerkant’ın New York’u andıran ticaret bölgesi olmasını istemiyor.

Böylesine bir ortam içinde, Marmara Grubu Vakfı’nın düzenlediği gecede, Çin Halk Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Cui Weı’nin konuşmasını dinlerken, ülkemizi ve bölgemizi yakından ilgilendiren bilgiler ve açıklamalar gerçekten de ilgi uyandırıyor.

Cui Weı’nin açıklamaları hem yeni bilgiler hem de Çin’in ABD’yi şaşkına çeviren yeni vizyonundan kesitler veriyor:     

“Geçtiğimiz 70 yılda, Çin olağanüstü bir ataklar geliştirdi.

2018’de, Çin’in GDP’si 13.6 trilyon doları aştı ve son birkaç yıldır dünyanın en iyi ikinci ekonomisi konumunda gösteriliyor.

Kişi başına düşen GDP 10 bin dolara yaklaştı.

Çin’de 130 bin kilometre olan demiryolu hattından 30 bin kilometresi yüksek hızlı demiryolunu kapsıyor ve yine en uzun yüksek hızlı demiryolu hattına sahip.

Kapsamlı modern bir sanayi sistemi kuruldu ve 220’den fazla sanayi üretimi ile Çin, dünyada ilk sırada yer alıyor.

İnovasyona da bir o kadar önem veren Çin, 2018’de, dünyadaki 10 büyük internet şirketinden 3 tanesi ile bu listede yerini aldı. Patent başvurusu 2018 yılında Çin’de 1.54 milyona ulaştı ve yetkilendirilmiş sayı 432 bine ulaştı.

Çin, kendini geliştirirken uluslararası camia ile arasındaki iletişimi de derinleştirerek dünya ekonomisine daha da büyük katkılarda bulunuyor.

Dünyanın en büyük 2. Ekonomisi olarak, Çin’in dünya ekonomisinin büyümesine katkısı %30’u aşmış olup dünya ekonomisinin büyümesine katkı sağlayan en büyük ülkedir.

Bu, Çin’in uyumlu gelişim arayışının geleneksel kültüründen besleniyor aynı zamanda modern Çin liderliğinin küresel değişim ve insanoğlunun gelişmesi konusundaki önemli sonuçları özetliyor ve bu Çin’e özgü büyük devlet diplomasisinin teorisi ve pratiğinin sağlam zeminini simgeliyor.

Kuşak Yol İnsitatifi, Çin’in kader birliğini inşasının önemli bir göstergesidir.

2013 yılında, Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Xi Jinping tarafından ortaya konan Kuşak Yol, güzergahındaki ülkeler arasında bağlantı kurulmasını ve bu ülkeler arasında çok boyutlu, aktif, dengeli ve sürdürebilir kalkınmayı gerçekleştirmeyi hedefliyor.

Tecrübelerimize dayanarak, uluslararası camianın bu inisatifi sıcakkanlılıkla karşıladığını söyleyebiliriz.

6 yılda, 150’yi aşkın ülke ve uluslararası örgüt Kuşak Yol’un ortak inşasına katıldı.

Çin güzergahındaki ülkeler ile arasındaki toplam ikili ticaret hacmi 6 trilyon doları aştı ve yine Çin yurt dışına 90 milyar doları aşan direkt yatırımlarda bulundu ve güzergahındaki ülkeler ile 82 tane ekonomik ve ticari iş birliği bölgesi inşa etti.

Bu ülkeler için 300 bin küsür istihdam ve milyarlarca dolarlık vergi geliri sağlanmış oldu.

Çin’in liderliğinde kurulan İpek Yolu Fonu ve Asya Altyapı Yatırım Bankası, güzergahındaki ülkeler ile yol bağlantı projeleri için finansal kolaylıklar sağladı.”

Çin’in Türkiye ile ekonomik yatırımlarını ve ABD’nin engellemelerini yarın ki yazımızda ele alacağız…

Ne olur daha az poşet

Ben naylonu sevmem. Gördükçe sinirlerim. Bilirim her çöpe giden bir beyaz naylon torba onu deniz anası sanıp yutan bir yunus balığının veya bir Caretta-Caretta’nın sonu olabilir. Naylon bulunduğu ortamın şeklini alır, her kalıba uyar, yani “kaypaktır,” eğilir, bükülür, yamulur. Sonra seçim yapmaz, don da olur, mandal da. Hani tıpta protez ve kalp kapakçıkları gibi kalıcı ve yararlı kullanılışına bir sözüm yok ama unutmayın standart bir naylon poşet beş yüz ile bin yıl çözülmeden doğada kalıyor.

Petrol ürünü olan polietilen poşetlerin kullanım alanı çok geniş. Alışveriş merkezlerinden bakkala, kasaptan, manava, tatlıcılara, simitçilere, giyim mağazasından ayakkabıcıya kadar bunlar veriliyor. Dünyada yılda 500 milyar naylon poşet üretiliyor ve her bir dakikada bir milyon poşet çöpe atılıyor.  Deniz dibi artık naylon leğene dönüşmüş. Tarlalar uçuşan naylonlarla dolu. Göl ve nehirlerin atık sistemini bozuyorlar. Açık su ve deniz tabanlarında ve kıyılardaki atıkların %95’i plastikler.   Yolculuk yaparken artık bir ağaç altında mola vermeye korkuyorum. Buralar da PVC ile örtülmüş. Dünyada plastik torba kullanım miktarı bir trilyona kadar çıkabiliyor. Bu torbaların geri dönüşüm oranı çok düşük. Oysaki bez torba kullanmakla haftada altı plastik torbayı doğaya bırakmamış oluyoruz.

Evet artık süpermarketlerde poşet ücretli ve böylece poşet tüketimi düştü ama yeterli değil. Ya pastacısı ya lokantacısı ya simitçisi? Onlar naylon torba dağıtmaya devam ediyor. Ya tek kullanımlık pipetler, kahve bardakları, tabaklar, çatallar ve bıçaklar. Avrupa Birliği nihayet bunları yasakladı. Muhakkak cam ve pet şişeler için depozit sistemine geçilmelidir.

Ayrıca poşetlerin aflatoksin içerdiğini söyleyen uzmanlar, bu maddelerin gıdalarla teması halinde, yiyeceklere kansere yol açan, cıva, kurşun, kadmiyum gibi zararlı maddelerin geçtiğini belirtiyorlar. Ayrıca plastik maddelerin içerdiği bileşenler de kanserojendir.

Bir yabancı, Türkiye’yi seven bir hanım, adı Cherly, soyadı Tanrıverdi. Bakın bir PVC cenneti olan Türkiye için bazı ciddi önerileri var. Bütün Dünya dergisinde yayınlanan makalesinden bazı eklemelerle alıntılar yapıyorum.

Ağaçların dallarında sallanıyorlar, nehirleri kirletiyorlar, çitlerde asılı kalıyorlar, kanalizasyonları tıkıyorlar, hayvanların boğazlarına tıkayarak boğularak ölümlerine neden oluyorlar. Polietilen poşetlerin üretimi yaklaşık 35 yıl önce moda olmaya başladığından bu yana dünyada hemen her ülkede kullanılıyorlar. Sebze ve meyveden, kıyafet ve kitaplara değin her şeyi taşımaya elverişliler. Yoğurt ve maalesef canlı akvaryum balığı bile poşette satın alıyoruz. Bazen çanta gibi kullanıyor, evde çıkan çöplerimizi onlara koyuyoruz. Naylon poşeti birkaç dakikalığına kullanıyor olsak da, bu poşet doğada tümüyle yok olana değin aradan en az bin yıl geçmesi gerekiyor. Eve kadar giderken simiti bir poşette taşımak, o poşetin doğayı 3005 yılına dek kirleteceği anlamına geliyor. Naylon poşetler ayrıca yavaşça bozulmaya başladığında çevreye zararlı kimyasallar yayılıyor ve besin zincirimizi zaman içinde kirletiyor. Çevreyi düşüncesizce naylon poşetlerle kirlettiğimizde, hayvanların yaşamlarını da korkunç zararlar vermiş oluyoruz. Antartika’dan Kuzey Denizi’ne Trinidad’dan Fiji’ye değin hemen hemen her deniz kuşunun midesinde plastik atık bulunuyor. Deniz hayvanları denize atılan poşetleri deniz anası veya başka bir yiyecek sanıp yiyorlar bu da onların sindirim sistemlerinin bozulmasına yol açarak sonuçta ölümlerine neden oluyor. Kimi balinaların midelerinde yapılan otopsiler polietilen poşetlerle dolu olduğunu gösteriyor. Dünya Doğa Vakfı’na göre naylon poşetlerden dolayı her yıl 100 binin üzerinde balina, fok, su kaplumbağası ve kuş ölüyor. Karada ise inekler, keçiler, sincaplar ve öteki hayvanlar yem ararken genellikle plastik parçalar yiyorlar. Hatta içine girip bir daha çıkamıyorlar. Çin’de ise caddelerde uçuşan naylon poşetlere “beyaz kirlilik” adı verilmiş. Bangladeş ülkenin üçte ikisini sular altında bırakan 1988, 1998 ve daha sonraki yıllardaki sellerinin nedenin naylon poşetler olduğuna inanıyor. Çünkü sellerle sürüklenen poşetler kanalizasyon sistemini tümüyle tıkamıştı. Bangladeş daha sonra başkent Dakka’da polietilen kullanımını yasakladı ve geleneksel jütten yapılan poşetlerin yeniden yaygınlaşması için çaba gösterdi. Artık plastik kullananlar tüm dünyada kirlettikleri için daha fazla vergi ödüyorlar. İrlanda da böyle bir vergi uygulaması başladıktan sonra plastik tüketimi %95 oranında düştü. İsviçre, Avusturya ve Almanya’da müşteriler mağazalara kendi poşetlerini götürüyorlar ya da yeni poşet satın alıyorlar. Tayvan’da okullarda, orduda, süpermarketlerde ve mağazalarda ücretsiz, tek kullanımlık naylon poşet dağıtımı yasaklandı. Hong Kong’da “lütfen naylon poşete hayır!” sloganıyla büyük bir kampanya başlatıldı. Yeni Zelanda’da önde gelen perakende mağazaları yeniden kullanılabilir poşetleri satıyorlar. Hindistan’da kutsal inekler öldüğünden naylon torbalara savaş açıldı. Türkiye’de sadece Metro Zinciri naylon poşetleri ücretli satıyor.  Eğer her birimiz her ay yalnızca bir naylon poşet daha az kullansak bile her yıl milyonlarca poşet üretimini önlemiş oluruz.

Naylon poşetler ayrıca enerji düşmanı, bir naylon poşet üretmek için gerekli olan enerji ile bir arabayı 115 metre boyunca ilerletmek için gerekli enerji aynı. Doğada yıllar sonra bozulmaya başladıkları zaman kimyasallar suya ve toprağa karışıyor. Hatta deniz ekosistemine bile çok zarar veriyor. Denize atılan poşetler, zamanla oluşan mikro plastikler deniz canlıları tarafından besin zannedilerek yenildiğinde, besin zincirine karışıyor sonuç tam bir felaket oluyor. Ayrıca havadan plastik soluyoruz Uzmanlar ölen balinaların, kuşların midelerinde poşetlere rastlıyor. Ayrıca şeffaf oldukları için tıpkı sera gibi ısıyı emerek orman yangınlarına neden oluyor. Temas ettikleri gıdaların vitaminlerini yok ediyorlar.  

Okyanus seferi yapan gemiler bir yılda toplam 3 milyon 632 bin kilogram plastik atığı denize döküyor. ABD kıyı şeridindeki tüm atıkların %10’unu plastik poşetler oluşturuyor.

Nasıl olsa naylon, cam ve kâğıttan 2-3 defa daha ucuz. Torbayı kullan fırlat ve at!  Eğer çöpe karışmadan yani ekoloji kirletmeden geri dönüşüm tesislerine ulaşırsa elyaf maddesi olarak kullanılıyor.

Ama en iyisi ve en doğrusu az ve bilinçli tüketmek!   Plastiksiz bir yaşam! “Al, yap, at” yerine “ikinci el al ve paylaş.”

Elektriği devletten alma dönemi bitti

2013 yılından itibaren devlet elektrik tedariği dağıtımı işinden tamamen çekildi ve bu hizmet tamamen özel şirketler tarafından yapılır hale geldi. Ancak birçok kişi bundan habersiz. Elektriği devletten aldığını düşünen tüketiciler ise elektrik piyasasının serbestleştiğini ve tedarik şirketlerini değiştirebilme hakları olduğunu bilmiyor. Tedarikçi değiştirmeyenler ise tasarruftan mahrum kalıyor.

Türkiye’de 2001 yılından beri elektrik tedarikçisi değiştirilebiliyor. Başlarda fabrikalar gibi elektrik harcaması çok yüksek olan tüketiciler değiştirebilirken fatura alt limit gittikçe düşürüldü ve 2013 yılı itibariyle ev kullanımı için de tedarikçi değiştirilebilir hale geldi. Aynı yıl tüm elektrik dağıtım şirketlerinin de özelleştirilmesinin tamamlanmasıyla sektörde serbestleşme tamamlandı. Böylelikle tüketicilerin tamamı Avrupa ülkelerinde olduğu gibi özel şirketlerin portföyüne aktarılmış oldu.

2019 yılında tedarikçi değiştirmede mesafeli sözleşme uygulamasına da geçilmesiyle tüketiciler için tedarikçi değişikliği süreci oldukça kolay hale gelirken, potansiyel tasarruf tutarları da bir hayli artmış oldu. Kullanıcılar elektrik tedarikçileri arasından kendisine en uygun olanı seçip daha ucuz bir fiyattan elektrik kullanabiliyor. Ancak bundan birçok tüketicinin haberi yok. Pek çok tüketici hala elektrik dağıtım şirketlerinin elektrik tedariği sağladığını ve bu firmaların devlete ait olduğunu düşünüyor. Ancak elektrik dağıtım şirketlerinin tamamı özel şirketler haline getirilirken elektrik tedarik işi de elektrik şirketleri (elektrik tedarikçileri) tarafından yapılıyor. Bu şekilde devletin yalnızca denetleyici/düzenleyici rolünü üstlenmesi sektörün özelleşmesini ve bu şekilde fiyatların düşerek hizmet kalitesinin artmasını sağladı.

Şimdiye kadar 5 milyona yakın tüketici tedarikçi değiştirdi

Elektrik tedarikçileri karşılaştırma ve değiştirme internet sitesi EnCazip’in derlediği verilere göre Türkiye’deki toplam elektrik tüketicisi sayısı 45 milyon civarında. Sektörün açıldığı günden beri elektrik tedarikçisi değiştirme rekoru 4,7 milyon serbest tüketici sayacının bulunduğu 2017 yılının Kasım ayında kırıldı, aynı dönem için serbest tüketici sayısı ise 10 Milyon dolaylarındaydı. Bu tarihten sonra elektrik piyasasının içine girdiği koşullardan dolayı elektrik şirketleri satış yapamaz hale geldi ve tedarikçi değiştiren tüketicilerin sayısında hızlı bir düşüş oldu ve 2019 yılının Eylül ayında bu rakam 204 bine kadar geriledi.

Bu verilere göre toplam tüketicilerin çok azı elektrik tedarikçisini değiştirirken, elektrik tedarikçisini değiştirme hakkını elde etmiş olmasına rağmen bu hakkını kullanmayan tüketicilerin oranının düşük olduğu gözlendi. Bunun en büyük nedeni ise ulusal tarifeler yüzünden karsız hale gelen elektrik şirketlerinin tüketicilere satış yapamamış olması olarak öne çıktı. Ancak çok yakın zamanda elektrik fiyatlarının zamlanmış olması ile özellikle Kasım ayından itibaren ciddi sayıda tüketicinin tedarikçi değiştirerek zamlardan etkilenmeyeceği öngörülüyor.

Düzenlemeler rekabetin önünü açtı kazanan tüketici olacak

EnCazip’in kurucusu Çağada Kırım, konuyla ilgili şu yorumlarda bulunuyor: “Tüketicilerin önemli bir çoğunluğu piyasanın serbestleştiğinin farkında değil, dolayısıyla elektrik fiyatları yükselince devlet zam yapmış algısı nedeniyle her zaman çok tepki oluyor. Herkes az para harcamak ister, ucuz elektrik kullanmak ister. Ancak fiyatların piyasa dinamiği ile belirlenmesi gerektiğini aksi halde ticarette bir tarafın zarar edeceğini ve de bu durumun da sürdürülebilir olmayacağını akıldan çıkartmamak gerekir. Zira en pahalı elektrik, olmayan elektriktir. Ancak düzenleyici kurumlar tarafından yapılan düzenlemeler sayesinde artık piyasa çok daha serbest bir hale gelmiş durumda ve elektriğe zam gelse dahi tüketiciler kolayca tedarikçi değiştirip olası zamlardan etkilenmeyecek konumda. Piyasanın serbest olması ve fiyatlandırmanın hakkaniyetli yapılması tüm tarafların lehine. Unutmamak gerekir ki rekabetin olduğu sektörlerde kazanan daima tüketici olmuştur.”


EnCazip hakkında

2013 yılında kurulan EnCazip, ücretsiz, tarafsız bir karşılaştırma ve internetten elektrik tedarikçisi değiştirme servisidir. Tüketicilere doğru bilgiler ve güncel veriler ile elektrik tedarikçilerinin tarifelerini saniyeler içinde karşılaştırarak en cazip elektrik tedarikçisini bulmalarını sağlayan EnCazip, kolayca tedarikçi değişikliği işlemlerini gerçekleştirilmesine olanak sağlıyor. Çağada Kırım ve Onur Orakçıoğlu tarafından kurulan şirketin ortakları arasında Londra merkezli yatırımcılardan oluşan Cazip Enerji Holdings Limited UK bulunuyor.

MASPO Enerji ikinci faz jeotermal enerji yatırımı ALA-2’yi işletmeye alarak yenilenebilir enerji alanında 40 MW kurulu güce ulaştı

MASPO Enerji A.Ş.’nin Manisa Alaşehir’de Türkiye’nin en büyük ilk 10 jeotermal santrali arasında yerini alan 30 MW gücündeki ALA-2 jeotermal enerji santralinin T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından geçici kabulü yapılarak işletmeye alındı.

GÜRMEN Group şirketlerinden Maspo Enerji’nin Manisa Alaşehir’de kurulu jeotermal enerji santral yatırımlarından 30 MW kurulu güce sahip yeni fazı ALA-2’nin T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından geçici kabulü yapıldı. Geçici kabul ile birlikte Maspo Enerji, Ekim ayı itibarıyla jeotermal enerjide ikinci faz yatırımı ALA-2 jeotermal enerji santralinden de elektrik satışına başladı.

Maspo Enerji A.Ş. Genel Müdürü Murat Solmaz, 2017 yılında jeotermal santral yatırımlarının ilk fazı olarak 10 MW kurulu gücü olan jeotermal enerji santrali ALA-1’i işletmeye aldıklarını ve 30 MW’lık ALA-2 jeotermal enerji santralinin yatırım sürecini başlattıklarını açıklayarak, “Bu tip yatırımlar için kısa denebilecek bir sürede, Türk mühendisliğinin başarısı, teknolojik anlamda da geldiği nokta adına önemli bir örnek olan ALA-2’yi de tamamladık. Enerji Bakanlığı tarafından 30 MW gücündeki ALA-2 santralimizin geçici kabul yapıldı. Toplam kurulu gücümüz ALA-2’nin işletmeye alınmasıyla 40 MW’a ulaştı. Türkiye’nin en büyük ilk 10 jeotermal santrali arasında yer almamızın gururunu ve heyecanını yaşıyoruz” dedi.

“Yeni yatırım fizibiliteleri sürüyor”

Yenilenebilir enerji yatırımlarının hayata geçirilmesinde öncelikle jeotermali stratejik bir alan olarak seçtiklerini belirten Murat Solmaz, “Maspo Enerji şu anda 12 bin 650 hektarlık jeotermal sahası ile Türkiye’nin en büyük ve verimli alanlarında fizibilite çalışmalarını sürdürüyor” dedi.

Yeni yatırım hedefleri ile ilgili olarak da açıklama yapan Maspo Enerji A.Ş. Genel Müdürü Murat Solmaz, “Jeotermal; yenilebilir, verimli, çevre dostu ve yerli bir kaynak olmasının yanı sıra Türkiye’nin en zengin kaynaklara sahip olduğu enerji alanlarından biri. Şirketimizin yatırım yaptığı sahanın da büyük bir potansiyeli ve kapasitesi var.Türkiye’nin en verimli ve değerli bu sahasında yeni yatırım alternatiflerini değerlendiriyor; santral yatırımlarımızın üçüncü fazı için fizibilite çalışmalarımızı sürdürüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

Maspo Enerji Hakkında

TÜRKİYE’de hazır giyim&perakende, enerji, tarım&hayvancılık ve teknoloji sektörlerinde faaliyet gösteren Gürmen Group kuruluşu olan Maspo Enerji Sanayi ve Ticaret A.Ş.; Türkiye’nin zengin kaynaklara sahip olduğu jeotermal enerji alanında elektrik santrali projeleri geliştirmek ve işletmek amacıyla 2010 yılında kuruldu. Manisa Alaşehir’de 2017 yılında ilk fazı işletmeye alınan ALA-1 jeotermal enerji santralıyla elektrik üretimine başlayan Maspo Enerji, ikinci faz yatırımı ALA-2’nin de işletmeye alınmasıyla yenilenebilir enerjide toplam 40 MW kurulu güce ulaştı. 

Geleceğin şirketleri Ege’de konuşuldu

Ege Bölgesi’nin ihracata katkısı 5 milyon dolar

PERYÖN Ege’nin düzenlediği Çalıştay, İzmir’in önde gelen İnsan Kaynakları yöneticilerinin katılımıyla İzmir’de gerçekleştirildi. Çalıştayda Ege Bölgesi’nde yer alan şirketlerin ekonomiye katkısı ve güven kültürü konuşuldu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) ve Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre, Ege Bölgesi, 2019’un ilk çeyreğinde 1,8 milyar dolarlık dış ticaret fazlası verdi. Bölgede 3 milyar 177 milyon dolarlık ithalata karşılık 4 milyar 908 milyon dolar ihracat yapıldı. İhracatın ithalatı karşılama oranı ise %157’ye yükseldi. İzmir, 1 milyar 914 milyon dolarlık ithalata karşılık, 2 milyar 486 milyon dolar ihracat gerçekleştirirken Ege Bölgesi’nin ihracatının yarısından fazlasını tek başına gerçekleştirdi. Şehrin ihracatının ithalatını karşılama oranı ise %130’a yükseldi.

Güven kültürünü inşa eden şirketler bir adım önde olacak

Marmara’nın ardından ihracatın en fazla gerçekleştiği bölge olan Ege Bölgesi’nde yer alan şirketlerin insan kaynakları yöneticilerinin katıldığı çalıştayda “Geleceğin Organizasyonu Olmak İçin Güven Kültürünü İnşa Etmek” kavramı derinlemesine tartışıldı. Yuvarlak masa çalıştayının ardından, “Ege Bölgesi’nde geleceğin şirketlerini inşa etmek için neler yapılabilir?” sorusuna dair bir manifesto yayımlandı.

İnsan en önemli değer

Teknolojinin hızlı ilerlemesine rağmen insan ekonomisinin öneminin kritik olduğuna değinilen ve yuvarlak masa konseptinde gerçekleştirilen toplantının açılış konuşmasını Great Place to Work Türkiye Müdürü Eyüp Toprak yaptı. Toprak, “Geleceğin Organizasyonu Olmak İçin Güven Kültürünü İnşa Etmek” başlıklı sunumunda güven kültürünün işveren çalışan ilişkisindeki öneminin yanı sıra kârlılığa etkisini de katılımcılara aktardı. Great Place to Work Türkiye Ege Bölge Sorumlusu Tarık Başay ise 22’si insan kaynakları olmak üzere 25 katılımcının yer aldığı toplantıda “Geleceğin Organizasyonu Olmak İçin Kararlılık” manifestosunu geliştirmek üzere grubu modere etti.

Sürdürülebilir ve güvenli bir gelecek inşa etmek mümkün

Manifestoda: “Teknolojiye uyum gücümüz, verimli çalışma kültürümüz ve farklılıklara duyduğumuz saygıyla sürdürülebilir ve güvenli bir gelecek inşa ediyoruz. Liderler öncülüğünde yenilikçi ve stratejik ortaklarımızla birlikte değer yaratıyoruz. Yarın için profesyonel yönetim anlayışıyla sürdürülebilir, yenilikçi ve güvenli bir gelecek inşa ediyoruz.” denildi. Toplantıda İşveren Markası Danışmanı Dr. Engin Baran, “Employer Value Proposition” sunumu ile Ege Bölgesi’nin yüksek insan potansiyeline dikkat çekti. Bölgenin bir cazibe merkezi haline getirilmesi için işveren markası analiz ve raporlama çalışmaları ile ilgili bilgi verdi.

Ege Bölgesi Türkiye ekonomisine güç katıyor

PERYÖN Türkiye İnsan Yönetimi Derneği Ege Şubesi’nin düzenlediği Yuvarlak Masa Toplantısı’nı değerlendiren Tarık Başay şunları söyledi: “Ege Bölgesi’nin Türkiye’nin yükselen değeri olduğunu ihracat rakamlarından görüyoruz. İlk çeyrekte alınan ihracat fazlası sonuçlarının yanı sıra, bölgenin tarım ürünleri ihracatında 2018 yılında 5 milyar doları aşması, ayrıca bölgenin turizm açısından da verimli olması ekonomik alanda bölgenin potansiyel hakkında fikir veriyor.”

“En İyi İşveren” unvanlı şirketler

Başay, Ege Bölgesi’nde yer alan şirketlerin başarısıyla ilgili ise şu detayları katılımcılara aktardı: “Great Place to Work Türkiye’nin her yıl gerçekleştirdiği Türkiye’nin En İyi İşverenleri listesinde Ege Bölgesi’nden Socar, Petkim, Star Rafineri, Stechpole ve Viessmann, Türkiye genelinde ‘En İyi İşveren’ unvanı almaya hak kazandılar. Bu beş şirketin başarısı Ege Bölgesi’nin yükselen bir dinamiğe sahip olduğunu gösteriyor. Viesmann ayrıca Ege Bölgesi içerisinde 2019 yılının En İyi İşveren’i oldu. Bölgemizde şirketlerin güven kültürüne dayalı, daha profesyonel bir bakış açısına sahip olması, söz konusu rakamların daha da artmasına yol açacaktır. “

Ege gelecek vaat ediyor

Great Place to Work Türkiye Müdürü Eyüp Toprak ise düzenlenen çalıştayla ilgili olarak, “Türkiye’nin En İyi İşverenleri 2019 Benchmark araştırmamızda yönetici-çalışan arasındaki güven ilişkisinde %80 oranının aşılamadığı gördük. Globalde ise bu oran yüzde 90 dolaylarında. Yaptığımız çalıştayın önce Ege Bölgesi’nde güven unsurunu yukarıya taşıyacağını ve bu gelişmenin ülke ortalamasını da yükselteceğini umut ediyoruz. Güven kültürünü inşa eden markaların gösterdiği başarılar hem Ege Bölgesi hem de Türkiye genelinde gerçekleştirdiğimiz uygulamaların ne kadar verimli olduğunu ortaya koyuyor” dedi.

Çalıştaylar devam edecek

PERYÖN Türkiye İnsan Yönetimi Derneği Ege Şubesi Başkanı Serdar Kalaycıoğlu organizasyonla ilgili şu noktaların altını çizdi: “Bölgenin seçkin şirketlerini davet ettiğimiz 9. Yuvarlak Masa Çalıştayı’nda bu sefer Great Place To Work Enstitüsü’nü konuk ettik ve bölgemiz için önemli bir konu olduğunu düşündüğümüz ‘şirketlerin ekonomiye katkısı ve güven kültürünü’ 24 şirketimizin insan kaynakları yöneticileri ile ele aldık. Oldukça verimli geçtiğini düşündüğümüz çalıştaylarımız bundan sonrada değerli konuk ve konular ile her ay devam edecek.” Ayrıca 17-18 Ekim 2019’da düzenlenecek olan 16. Ege İnsan Yönetimi Zirvesi hakkında bilgi veren Kalaycıoğlu “Bir Yönetim Yolculuğu” teması ile Özgür Demirtaş, Uğur Dündar, Sedef Kabaş, Evrim Kuran, Ali Haydar Bozkurt, Mert Karaibrahimoğlu gibi toplam 19 konuğun katılacağı ve krizle başa çıkmak ile değerli şirket uygulamalarının anlatılacağını söyledi. 16. Ege İnsan Yönetimi Zirvesi katılımcıları arasında Great Place to Work Enstitüsü de yer alıyor.

Great Place to Work hakkında:

Great Place To Work Enstitüsü, kurum kültürü konusunda uzmanlaşmış, 5 kıtada ve 60’tan fazla ülkedeki ofisiyle sektör ayrımı olmadan tüm ölçeklerdeki şirketlere mükemmel iş yerlerini inşa etmeleri, geliştirmeleri konusunda destek veren bir araştırma ve danışmanlık kurumudur. Great Place to Work, 30 yılı aşkın süredir dünya çapındaki en iyi işverenleri belirlemekte ve sonuçlarını kamuoyu ile paylaşmaktadır. En İyi İşverenler listeleri, işveren markasının duyurulması ve güçlendirilmesi için şirketler tarafından tercih edilen ve kabul görmüş bir araştırmadır. Enstitü’nün 30 yıllık geçmişinde 100 milyondan fazla çalışanı dahil ettiği analizleri, kurum kültürü alanında dünyada gerçekleştirilen en geniş çaplı araştırma olma özelliğini taşımaktadır.

Koç holding dünyanın en iyi işverenleri arasında

Türkiye’nin en fazla istihdam sağlayan Topluluğu olan Koç Holding, dünyanın önde gelen dergilerinden Forbes’un yayınladığı “Dünyanın En İyi İşverenleri” listesinde büyük bir sıçrama yaptı. Bu yıl 50 ülkeden 1,4 milyon yanıtın değerlendirildiği araştırmada Koç Holding 59 basamak yukarı tırmanarak 35’inci sırada yer aldı. Böylece bu sene de “Dünyanın En İyi İşverenleri” listesinde Türkiye’den ilk 100’e giren tek şirket Koç Holding oldu.

90 bini aşkın çalışanıyla Türkiye’nin en büyük şirketler topluluğu olan Koç Holding, Forbes’un yayınladığı “Dünyanın En İyi İşverenleri” listesinde 35’inci sırada yer aldı. Liste, Dünyanın en çok çalışılmak istenen şirketlerini iki aşamalı bir değerlendirme sürecinin sonunda belirledi. Öncelikle çalışanların kendi işverenlerini bir yakınlarına ya da aile üyelerine tavsiye edip etmeyecekleri boyutuyla değerlendirdiği araştırmanın ikinci bölümü sektörlerindeki diğer şirketlere yönelik algıyı ölçtü. Araştırmaya katılanlardan “Kendi sektöründe çekici bir işverendir” ve “Etkili – iyi yönetilen bir şirkettir” sorusunu değerlendirmeleri istendi. Son aşamada ise tüm şirketlerin skorları Forbes Global 2000 listesindeki en yüksek skora sahip ilk 500 işvereni belirledi. Bu yıl 1,4 milyon yanıtın değerlendirildiği araştırmanın sonucunda Koç Holding sıralamada 59 basamak birden yükseldi.

Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu, değer, itibar ve topluma hizmet odaklı bir Topluluk olmanın getirdiği sorumlulukla yürüttükleri tüm çalışmaların küresel ölçekte karşılık bulmasından ötürü memnuniyet duyduklarını vurguladı.  Levent Çakıroğlu şöyle devam etti: “Bu kapsamda Dünyanın En İyi İşverenleri listesinde 35’inci sırada yer alarak Ülkemizi ilk 100’de temsil etmenin de bizim için önemli bir gurur vesilesi olduğuna inanıyorum. Her zaman ifade ettiğim gibi, öncelikli sorumluluğumuzun çalışma arkadaşlarımızla, onların ailelerinin hayatlarını ve deneyimlerini iyileştirmek olduğuna inanıyorum. Ayrıca mutlu bir çalışma ortamı yaratmayı ve yeni liderler yetiştirmeyi de en az finansal başarılar kadar önemli buluyorum. Yaşadığımız dünyada çevik ve girişimci bir kültürü sağlamak büyük önem taşıyor. Dijital teknolojiler gibi, nesnelerin interneti, öğrenen algoritmalar ve biyoteknoloji gibi birçok gelişmenin olduğu bir dünyada yeni fırsatlar yaratmaya odaklanmak gerekiyor. Fırsatlar yaratmak için doğru çevresel koşullara da ihtiyaç olduğu bilinen bir gerçek. Bu doğrultuda biz de Topluluk olarak çalışma arkadaşlarımız için daha dinamik, esnek ve çevik iş ortamları yaratıyoruz. Topluluğumuzdaki çalışma arkadaşlarımızın yüzde 70’inden fazlasının Y ve Z kuşağından olduklarını da düşündüğümüzde, onların da beklentileriyle örtüşen bir yönetim şekli olduğunu görüyoruz” dedi.

Koç Holding olarak insan kaynakları alanında deneyim odaklı bir yaklaşımla çalışmalarını şekillendirdiklerine dikkat çeken Koç Holding İnsan Kaynakları Direktörü Özgür Burak Akkol, bu alanda yaşanan dönüşüm ile ulusal ve uluslararası pek çok ödüle layık görüldüklerini belirtti. Özgür Burak Akkol Forbes’un Dünyanın En İyi İşverenleri Listesi’ne ilişkin yaptığı değerlendirmede şu ifadelere yer verdi: “Koç Topluluğu olarak çok farklı sektörlerde, dünyanın neredeyse tüm kıtalarında ve onlarca farklı iş kolunda operasyonlarımız var. Ne mutlu ki, Topluluğumuzun uzun vadeli planlarının kalbinde de çalışma arkadaşlarımız yer alıyor. Biz de bu bakış açısıyla yoğun rekabette fark yaratacak insan kaynağı stratejileri uyguluyor, küresel liderler yetiştirme hedefiyle çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Eşitlikçi uygulamaları merkeze alıyor, çalışma arkadaşlarımızın deneyimini uçtan uca iyileştirecek yenilikçi uygulamaları hayata geçiriyoruz. Her yıl 2,5 milyonun üzerinde iş başvurusu alan bir Topluluk olarak işe alım süreçlerimizi de aday deneyimini iyileştirme bakış açısıyla gözden geçirdik. Diğer yandan, çalışma arkadaşlarımızın Topluluk içindeki gelişim fırsatlarına erişimi konusunda ‘Rotasyon’ projesini devreye aldık. Rotasyona ek olarak çalışma arkadaşlarımızın gelişimi için kritik olan Koç Akademi, LiderSensin gibi eğitim-gelişim programlarımızın içeriğini küresel en iyi uygulamalar doğrultusunda sürekli gözden geçiriyoruz. Harvard Business School, Udacity, Columbia Business School ve Koç Üniversitesi gibi dünyanın en iyileriyle birlikte gelişim programları yürütüyoruz. Yenilediğimiz KoçAilem platformu ve her yıl gerçekleştirdiğimiz Koç Topluluğu Spor Şenliği ile sadece çalışma arkadaşlarımızın değil ailelerinin de sosyal yaşamlarına dokunuyoruz. Ayrıca yılda 4 bine yakın stajyerimizin iş hayatına ilk adımını, unutulmaz bir deneyim olarak konumlamak için staj süreçlerimizi yeniledik. Tüm bu çabalarımızın ve çalışmalarımızın Koç Holding’i Dünyanın En İyi İşverenleri Listesinde zirveye taşımasının gururunu yaşıyoruz.”

Adıyaman Besni Bosch Termoteknik Akademi Uygulama Laboratuvarı’nın açılışı gerçekleştirildi

  • Eğitime verdiği desteklere devam eden Bosch Termoteknik; Adıyaman Besni Osman İsot Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde, Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Seçuk’un da katılımıyla yeni uygulama laboratuvarını açtı.

Bosch Termoteknik, T.C Milli Eğitim Bakanlığı Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü ile Bosch Termoteknik arasında yapılan Mesleki Eğitim İş Birliği Protokolü kapsamında eğitime verdiği desteklerle öğrencilerin daha kapsamlı ve kaliteli eğitim almalarına ve kalifiye insan kaynağının yetiştirilmesine katkıda bulunmayı hedefliyor. Bosch Termoteknik Akademi; eğitim kurumlarına verdiği hizmet içi eğitim, eğitim amaçlı cihaz ve görsel materyal destekleri haricinde, Milli Eğitim Bakanlığı ile 2016 Kasım ayında imzaladıkları “Eğitim Kurumları İş Birliği Protokolü” kapsamında farklı meslek liselerinde yenileme çalışmalarına da imza atıyor.

Bosch Termoteknik Akademi; bu iş birliği protokolü kapsamında Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk’un da katılımıyla 27 Eylül’de, Adıyaman Besni Osman İsot Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Bosch Termoteknik Akademi Uygulama Laboratuvarı’nın açılışını gerçekleştirdi. Bosch Termoteknoloji burada, hem eğitim salonunu düzenledi hem de eğitim amaçlı yeni bir laboratuvar kurdu. Son teknoloji cihazlarla donatılmış bu salonda öğrenciler; merkezi otomasyon, kontrol sistemleri gibi konularda eğitim alacak.Açılışa; Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk, Bosch Termoteknik Pazarlama Direktörü Ali Aktaş, Bosch Termoteknik Inovasyon Merkezi ve Teknik Eğitim Müdürü İbrahim Özyeşilova, basın mensupları, öğretim görevlileri ile öğrenciler katıldı.

Bosch Termoteknik Pazarlama Direktörü Ali Aktaş eğitime verdikleri desteklerle ilgili “40 yıldır sürdürdüğümüz eğitim faaliyetlerimizi Bosch Termoteknik Akademi çatısı altında ‘Bilgi paylaştıkça çoğalır’ sloganıyla devam ettiriyoruz. Meslek liselerine yaptığımız yatırımlarla ülkemizin ve sektörün geleceğine katkı sağlamak istiyoruz. İzmir Konak Çınarlı Endüstri Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde kurduğumuz Bosch Akademi Laboratuvarları, İstanbul Kartal Yakacık Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde açılışını gerçekleştirdiğimiz İklimlendirme Sistemleri Eğitim Salonu gibi çalışmalarımıza, Adıyaman Besni Bosch Termoteknik Akademi Uygulama Laboratuvarı’nı da ekleyerek eğitime desteğimizi sürdürüyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı ile imzaladığımız iş birliği protokolüyle üniversitelerin teknik fakülteleri, meslek liseleri ve meslek yüksekokulları ile ilişkilerimizi daha da geliştireceğiz ve farklı kurumlara destek vermeye devam edeceğiz.” dedi.

Bosch Termoteknik Hakkında

Bosch Termoteknik, enerji verimli ısıtma sistemleri ile sıcak su çözümlerinde Avrupa’nın lider tedarikçisidir. 2018 yılında yaklaşık 14.200 çalışan ile 3,5 milyar avroluk (Yüzde 66’sı Almanya dışında) ciro gerçekleştirmiştir. Bosch Termoteknik, birçok güçlü uluslararası ve yerel markaya sahip olup; Avrupa, Amerika ve Asya ülkelerinde çeşitlendirilmiş ürün gamıyla üretim yapmaktadır.

Bosch Grubu, dünyanın önde gelen teknoloji ve servis tedarikçilerinden biridir. Dünya genelinde yaklaşık 410.000 çalışanıyla 2018 yılında 78,5 milyar avro satış gerçekleştirmiştir. Faaliyetleri dört sektöre ayrılmaktadır: Mobilite Çözümleri, Sanayi Teknolojileri, Dayanıklı Tüketim Malları ve Enerji ve Bina Teknolojileri. Bosch dünyanın önde gelen IoT şirketi olarak akıllı evler, akıllı şehirler, ağa bağlı mobilite ve endüstri için bağlantılı çözümler sunmaktadır. Sensör teknolojisi, yazılım ve hizmet alanlarındaki uzmanlığını ve kendi IoT bulutunu kullanarak müşterilerine farklı etki alanları genelinde ağa bağlı çözümleri tek bir kaynaktan sunabilmektedir. Bosch Grubu’nun stratejik amacı; ağa bağlı bir yaşam için çözümler üretmek, yenilikçi ve heyecan uyandıran çözümlerle dünya genelinde yaşam kalitesini yükseltmektir. Kısacası, Bosch ‘Yaşam için Teknoloji’ sunmaktadır.

Bosch Grubu Robert Bosch GmbH ve 60 ülkede 460 bağlı şirketiyle bölgesel şirketlerinden oluşmaktadır. Bosch’un global üretim, mühendislik ve satış ağı satış ve servis ortaklarıyla birlikte dünyanın hemen hemen tüm ülkelerinde varlık göstermektedir. Şirketin gelecekteki büyümesi yenilikçilikteki gücüne dayanmaktadır. Bosch dünya genelinde 130 merkezde 68.700 çalışanla araştırma ve geliştirme çalışmaları sürdürmektedir.

LPG’li araçlardan performans beklentileri

Dünyanın en büyük alternatif yakıt sistemleri üreticisi BRC’den geldi. BRC Platinum yeni fonksiyonları ile 3-4 silindirli sıfır ve ikinci el araçlarda sağladığı maksimum performansla araçta hız kaybı yaşatmadan verimlilik sağlıyor.

Dünyanın en büyük alternatif yakıt sistemleri üreticisi BRC, kurulduğu 1977’den beri yeniliklere öncülük ediyor. 11 farklı lokasyonda 50.000 metrekarelik kapalı üretim alanı ile dünyanın en büyük LPG ve CNG kit üretici markası olarak 70 ülkede faaliyetlerini sürdürüyor. BRC’nin yeni ürünü ‘Platinum’ da var olan EOBD bağlantısı sayesinde en hassas LPG ayarı yapılarak aracın orijinal verileriyle çalışması sağlanır.

Performans kaybı yaşanmadan dönüşüm sağlanıyor

BRC’nin yeni ürünü Platinum ile 3-4 silindirli sıfır ve ikinci el araçlarda EOBD bağlantısının sağladığı hassas ayar sayesinde benzin verileriyle birebir uyumlu çalışması sağlanır. Bu şekilde performanstan ödün verilmeden tasarrufun keyfi yaşanır. Soketli tesisat kullanılarak kablo kesmeden, aracın orijinalliği bozulmadan dönüşüm yapılır.

BRC tesislerinde modern teknolojiyle üretilen ECU (Elektronik Kontrol Ünitesi) sayesinde aracın gerçek zamanlı parametreleri anlık kontrol edilebiliyor. Bu yeni üründe bulunan enjektör, benzin enjektörleri ile aynı çalışma parametrelerine sahiptir. Periyodik bakımlar dışında başka bir ayar gerektirmeyen yapısıyla, en hassas ayarları yapabilme imkanı sunan BRC Platinum,aracın ilk günkü performansıyla çalışmasını sağlar. Kompakt olarak tasarlanan Genius regülatörler ile de kolay montajın yanında yüksek motor gücüne sahip araçlarda herhangi bir performans kaybı olmadan sorunsuz çalışır.