11.3 C
İstanbul
Perşembe, Nisan 9, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 54

McKinsey, 2021 ve Sonrasına Yön Verecek Trendleri Paylaştı

McKinsey&Company, 2021 yılına ve daha da ötesine yön verecek trendleri, ‘küresel ekonomi’,‘iş dünyası’ ve ‘toplumsal yapı’ ana başlıkları altında topladı.

Pandemi şartları tamamen geride kaldığında, oluşacak yeni normalin 2019’un hâkim koşullarına geri dönmek anlamına gelemeyeceğine vurgu yapan McKinsey&Company Türkiye Ülke Direktörü Can Kendi, 2021 ve sonrasına yönelik trendlerle ilgili yaptığı açıklamada; “McKinsey olarak, COVID-19 salgınının, Nisan 2020’de ‘ekonomik ve sosyal düzende ciddi bir yeniden yapılanma’ getirebileceğini belirtmiştik. Bugün aşılama çalışmaları hızla sürüyor. Pandemi bir günde geride kalmasa da yeni normalin bu sene ya da önümüzdeki sene oluşacağı konusunda, dikkatli bir şekilde iyimser olmak mümkün. Bu çerçevede, 2021’in dönüşüm yılı olması bekleniyor” dedi.

Küresel Ekonomi Trendleri

1. Güvenin geri dönüşü

Tüketicilerin de geri dönmesini sağlayan bu trendle, harcamaların artması bekleniyor. Biriken talebin açığa çıkışı, daha önceki bütün ekonomik krizlerde olduğu gibi, bir ‘intikam alışverişi’ hareketine neden oluyor.

2. Tatil amaçlı seyahatlerin yeniden başlaması

Uluslararası seyahatte, pandemiye bağlı sınır kısıtlamaları nedeniyle kriz sürse de Çin’de otel doluluğu ve yurt içi uçuşlardaki yolcu sayısı, Ağustos sonunda geçen seneki seviyelerinin yüzde 90’ını geçti. Ekim’deki Altın Hafta tatili sırasında, 2019’a oranla yüzde 20 düşüşle, 600 milyondan fazla Çinli seyahat etti. Lüks yurtiçi seyahat ise eski düzeyini geçti. Tatil amaçlı seyahatler hızla geri dönerken, makalede; iş seyahatlerinde toparlanma sürecinin, daha önceki kriz dönemlerinde de olduğu gibi farklı olacağı belirtiliyor.

3.İnovasyon dalgası ve başlattığı yeni girişimciler nesli

İhtiyaçlar, icatları doğuruyor ve kaos girişimciler için alan açıyor. Daha önce yaşanan ekonomik krizlerin tersine, bu sefer yeni açılan küçük işletmelerin sayısında önemli oranda artış görülüyor.

4. Dördüncü endüstri devriminin hızlanması

Bu hızlanmanın temelinde, dijital destekli verimlilik artışının yer aldığı vurgulanıyor.

İş Dünyası Trendleri

1. Online Perakende

‘Online perakendeye geçiş’in hızla devam edeceği ve kalıcı olacağını vurgulanıyor. Makalede; ABD’de 2019 senesinde, e-ticaretin 2024’e gelindiğinde yüzde 24’lük bir yaygınlığa ulaşacağı öngörüsü hatırlatılıyor ve bu tahminlerin ötesindeki gerçekleşmeye dikkate çekiliyor. ABD’de e-ticaret, Temmuz 2020’de toplam perakende satışlarının yüzde 33’üne ulaşmıştı.

2. Tedarik zincirinde yeniden dengelenme

COVID-19, çoğu şirketin, uzun ve karmaşık tedarik zincirlerindeki zayıf noktalarını açığa çıkardı. Tek bir ülke, hatta tek bir fabrikanın kapanması, şirketlerin küresel üretimini durma noktasına getirince, ‘tedarik zincirindeki yeniden dengelenme’ başladı. McKinsey uzmanları bu trend sonucunda; küresel mal ihracatının dörtte birinin, 2025’e kadar yön değiştirebileceğini öngörüyor. Bu, yaklaşık 4,5 trilyon dolarlık bir ihracat hacmi anlamına geliyor.

3. ‘İşimizin Geleceği’ beklenenden önce geliyor

Pandemi, farklı endüstrilerdeki on milyonlarca insanı, bir günde evden çalışmaya geçmek zorunda bıraktı. Böylece, önündeki kültürel ve teknolojik bariyerler yıkılan uzaktan çalışma modelinin, kısıtları ve faydaları geçen kısa zaman içinde daha da netleşti.

4. Biyofarma devriminin güçlenmesi

Pandemi, genel olarak iş dünyasında süreçleri hızlandırdığı gibi, medikal inovasyona da ciddi bir ivme kazandırabilir. Zorunluluk söz konusu olunca bunun mümkün olduğu görüldü. COVID-19 genom sekanslaması birkaç haftada gerçekleşmekle kalmadı, aşılar da bir yıldan kısa sürede geliştirildi. McKinsey uzmanları, daha büyük bir değişim potansiyelinin; biyomühendislik, genetik dizileme, programlama, veri analitiği, otomasyon, makine öğrenimi ve yapay zekâ gibi çeşitli becerilerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkacağını belirtiyor.

5. Portföylerin yeniden yapılanması hızlanıyor

Pandemiyle birlikte bazı endüstriler yükselişe geçerken bazıları da ciddi şekilde düştü. Ekonomi yeni normaline oturunca, yaşanan sektörel farklılıkların daralması ve endüstrilerin kriz öncesine yakın pozisyonlarına dönmeleri beklenebilir. Bununla birlikte, sektörler içindeki dinamiklerin nasıl değişeceğini öngörmek daha zor olabilir.

6. Yeşil İyileşme

Avrupa Birliği 880 milyar dolarlık COVID-19 kriz planının yüzde 30’unu iklim değişikliği ile ilgili tedbirlerde kullanmayı planlıyor. Kanada toparlanmayı iklim hedefleriyle birleştiriyor. Kolombiya 180 milyon ağaç ekiyor. Japonya ve Güney Kore 2050’de, Çin ise 2060 yılında, net karbon emisyonunu sıfıra indirme sözü verdi. Bütün bunlar, sürdürülebilirliğin hükümetler düzeyinde yeni normal’in öncelikli konusu olduğunu gösteriyor.

Toplumsal Yapı Trendleri

1.Sağlık sisteminin yenilenmesi

COVID-19 salgınıyla mücadele sürecinden alınan dersler, daha kuvvetli sağlık sistemleri inşa etmeye yol açabilir.

2. Ülkelerin normalleşme süreci

McKinsey uzmanları, uzun vadeli ve etkili cevabın büyüme ve verimlilik olduğunu belirtiyor.

3. Paydaş kapitalizmi

Paydaş kapitalizminin; şirketlerde kâr amacı güdülmemesi olarak anlaşılmaması gerektiğini vurgulayan McKinsey uzmanları, önemli olanın, zaten değerlendirilebilen bir ölçüt olan kâra bir ‘amaç’ kazandırmak olduğunu söylüyor.

Doğuş İnşaat, Ukrayna’nın En Büyük Projesine İmza Atıyor

İnşaat ve müteahhitlik sektöründe gerçekleştirdiği altyapı ve üstyapı projeleriyle dünyanın önde gelen şirketleri arasında yer alan Doğuş İnşaat, büyük bir projeye daha imza atıyor.

Ukrayna’nın önemli projelerinden olan ve Kremençuk şehrinde yapılacak köprünün inşası Doğuş İnşaat tarafından gerçekleştirilecek. Yaklaşık 1,6 km uzunluğundaki karayolu köprü projesiyle, Kremençuk Bölgesi’ne 720 metre açıklığında eğik askılı bir adet köprü ve yaklaşım viyadükleri kazandırılmış olacak. Yeni Kremençuk Köprüsü, Doğuş İnşaat’ın Ukrayna’da gerçekleştirdiği; Dinyeper Demiryolu ve Otoyol Köprüsü, Borispol Uluslararası Havalimanı, Zaporizhzhya Leftbank Atıksu Arıtma Tesisi’ne yönelik çalışmalarının ardından dördüncü büyük proje konumunda.

Ulusal ve uluslararası alanda gerçekleştirdiği önemli projelerle dünyanın önde gelen inşaat firmaları arasında yer alan Doğuş İnşaat, yurtdışında önemli bir projeye daha imza atıyor. Türkiye’nin yanı sıra Orta Doğu, Kuzey Afrika, Doğu Avrupa ve Körfez ülkelerinde de mega projeleri hayata geçiren Doğuş İnşaat, Ukrayna’nın en büyük projeleri arasında yer alan“Kremençuk Köprüsü” için gerçekleştirilen ihaleyi kazanan firma oldu.

“Ukrayna Büyük İnşa” programı kapsamında, Ukrayna Karayolları tarafından ihalesi gerçekleştirilen Kremençuk Köprüsü, Doğuş İnşaat’ın; Dinyeper Demiryolu ve Otoyol Köprüsü, Borispol Uluslararası Havalimanı, Zaporizhzhya Leftbank Atıksu Arıtma Tesisi’ne yönelik çalışmalarının ardından Ukrayna’da gerçekleştireceği 4’üncü büyük proje olacak.

Yeni Kremençuk Köprüsü, Ukrayna’nın Kremençuk şehrinden geçen Dnipro nehri üzerinde bölgedeki tek karayolu ve demiryolu nehir geçişini sağlayan Tarihi Kremençuk Köprüsü’nün yakınına inşa edilecek.

Bugüne kadar Dinyeper Demiryolu ve Otoyol Köprüsü projesiyle Doğuş İnşaat, 6 karayolu şeridi ve 2 demiryolu hattını içeren bir demiryolu ve karayolu köprüsünün yapımının yanı sıra 13 ila 17 arası iskeleler ve bu iskelelerin üst yapıları da dâhil olmak üzere köprünün geçişe uygun kısmının inşasını gerçekleştirdi. Dinyeper Demiryolu ve Otoyol Köprüsü inşası, bir Türk müteahhitlik şirketinin 2007 yılına kadar Ukrayna’da gerçekleştirdiği en büyük proje olarak tarihe geçti. Borispol Uluslararası Havalimanı projesinde ise D Terminali’nin mimari, yapısal, mekanik ve elektrik işlerinin yanı sıra terminaldeki drenaj tesisleri ve apronun iyileştirilmesi, inşaat işleri, bekletme havuzu, peyzaj ve geçitler de projede yer aldı. Zaporizhzhya Leftbank Atıksu Arıtma Tesisi projesinde de günlük atıksu arıtma kapasitesi 200.000 m³ olan mevcut biyolojik atıksu arıtma tesisi kapasitesinin günlük 280.000 m³’e çıkarıldı. Bugüne inşaat ve müteahhitlik sektöründe toplam değeri 28,2 milyar doları aşan 250’den fazla alt ve üstyapı projesini hayata geçirdiklerine dikkat çeken Doğuş İnşaat ve Ticaret A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Hüsnü Akhan, “Ukrayna’nın en büyük projelerinden birini daha Doğuş İnşaat olarak üstlenmenin gururunu yaşıyoruz. Üstlendiğimiz her projede ve gittiğimiz her bölgede ekonomik, kültürel, sosyal ve çevresel gelişime katkı sağlıyor, bölgeyi dönüştürüyor, geliştiriyoruz. Ukrayna’da bu hayata geçireceğimiz dördüncü büyük proje olacak. 1951 yılında inşaat sektörü ile Türkiye’de ve dünyanın farklı noktalarında gerçekleştirdiğimiz büyük altyapı ve üstyapı projeleriyle başlayan serüvenimiz, hız kesmeden devam ediyor. Sürdürülebilir büyüme ve sürekli gelişime önem veren grubumuzun lokomotifi Doğuş İnşaat, temeli modern çalışma metotlarına dayalı deneyimlerini yüksek teknoloji ile birleştirerek insanlığa ve modern hayata hizmet eden eserler inşa etmeye devam edecek” dedi.

Endüstriyel Haberleşme Sistemleri Üretime Maksimum Katkı Sağlıyor

Evden uzaya kadar çok sayıda sektörde ileri teknoloji ürünleriyle dikkat çeken Mitsubishi Electric, TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası(EMO) iş birliği ile düzenlediği webinarlara hız kesmeden devam ediyor. Son olarak gerçekleştirilen etkinlikte Mitsubishi Electric Fabrika Otomasyon Sistemleri Ürün Yönetimi ve Pazarlama PLC Ürün Takım Lideri Merve Sarıhan, CC-Link Network Ailesi ve Yeni Nesil Endüstriyel Network CC-Link IE TSN hakkında bilgiler paylaştı.

Türkiye’deki sanayiciler ve alt yapı projeleri için iddialı bir çözüm ortağı olduğu dijital dönüşüm alanında önemli yatırımlar ve çalışmalar hayata geçiren Mitsubishi Electric, TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) iş birliğiyle online olarak düzenlediği etkinliklere bir yenisini daha ekledi. Etkinlikte CC-Link Network Ailesi ve Yeni Nesil Endüstriyel Network CC-Link IE TSN konusunu ele alan Mitsubishi Electric, katılımcılara bu alandaki güncel gelişmelerle ilgili önemli bilgiler verdi.

Ethernet tabanlı networkler teknolojiyle gelişmeye devam ediyor

CC-Link endüstriyel haberleşme sistemlerinin gelişiminden bahseden Mitsubishi Electric Fabrika Otomasyon Sistemleri Ürün Yönetimi ve Pazarlama PLC Ürün Takım Lideri Merve Sarıhan, şu bilgileri paylaştı: “1990’lı yılların ortasında Japonya’da kurulmuş olan CLPA (CC-Link Partner Association) tarafından ilk olarak CC-Link networkü geliştirip piyasaya sunuldu. Daha sonra Mitsubishi Electric, CC-Link networkünü destekleyen ürünler üretmeye başladı. CC-Link network seri haberleşme tabanlı bir network sistemidir. Teknoloji geliştikçe 2000’li yıllardan sonra Ethernet tabanlı networkler hayatımıza girmeye başladı ve bu noktada CLPA, CC-Link networkünü geliştirerek CC- Link IE (Industrial Ethernet) networklerini tasarladı. Ethernet tabanlı networklere giriş yaptıktan sonra ilk olarak kontroller arası haberleşme için CC-Link IE Control hayatımıza girdi. Daha sonra da saha verileri toplamak için kullanılan CC-Link IE Field piyasaya sürüldü. Bu networkler zamanla teknoloji geliştikçe ve müşterilerin ihtiyaçları da arttıkça daha da geliştirilmeye devam ediliyor.

Endüstriyel haberleşme sistemi CC-Link IE ile maksimum verimlilik artışı sağlanıyor

CC-Link IE’nin seri haberleşmenin endüstriyel networke entegre edilmiş hali olduğunu söyleyen Merve Sarıhan, CC-Link IE’nin fonksiyonlarına değinerek sözlerini şöyle sürdürdü: “CC-Link IE, 1 Gigabit’lik yüksek hızlı haberleşme sağlayan endüstriyel bir network sistemi olarak geliştirildi. Yüksek hızlı iletişim, endüstriyel süreçlerde çok daha kısa ve kararlı çalışma döngüsü sağlıyor. Bu da kullandığımız ürün ve sistemlerde maksimum verimlilik artışına olanak tanıyor. Mitsubishi Electric’in PLC ürünlerinden MELSEC iQ-R, Q, L ve iQ-F Serisi, CC-Link IE Field ve CC-Link IE Control master ürünlerine sahip. Sadece PLC değil inverter, servo, HTMI ve robot gibi ürünlerimiz de CC-Link networkünü desteliyor. CC-Link IE networkü, 1 gigabitlik yüksek hızlı Ethernet alt yapısı sayesinde üretim hattındaki verilerin gerçek zamanlı olarak toplanmasına imkan tanıyor. Makinelerdeki verileri bütün ürünlerden bir kontroller yardımı ile toplayıp, kesintisiz networkü ile Ethernet tabanı üzerinden IT sistemlerine veri aktarımını sağlıyor. Yakın zamanda CC-Link IE networkü, gelişmiş hareket kontrolü için de kullanılabilir hale geldi. Yüksek doğrulukla senkronizasyon performansı sağlayan bu gelişim sayesinde tek bir modülde tüm eksenleri senkron olarak kullanabiliyoruz. Güvenlik sistemleri içinde tek bir network kullanımına fırsat veren CC-Link IE ile güvenlik modülleri ve kontrolörler için farklı networkler kullanmanıza gerek kalmıyor.

Rüzgar Türbinleri Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Desteğiyle Dönüyor

Yenilenebilir enerjiye verdiği desteğe hız kesmeden devam eden Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası, Bursa’da kurulacak olan ve yıllık üretim kapasitesi 353.000.000 kWh olan Güriş Ulu RES projesine finansman kredisi sağladı.

Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası,Güriş Grubu tarafından,Bursa’nın Keles ve İnegöl ilçe sınırları içerisinde inşa edilmekte olan120,4MW’lıkkurulu güce sahip Ulu Rüzgar Enerjisi Santrali’ne12 yıl vadeli finansman desteği sağladı. Yerli enerji kaynaklarının ekonomiye kazandırılmasında önemli rol oynayacak olan santralde yıllık 353.000.000kWh elektrik üretimi öngörülmektedir.

Küresel iklim değişikliğiyle mücadelede yenilenebilir enerji kaynaklarının ve rüzgar enerjisi yatırımlarının önemine dikkat çeken Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Genel Müdürü İbrahim Öztop, “Finanse etmiş olduğumuz RES yatırımlarının, çevresel ve sosyal etkilerini her yönüyle inceliyor ve titizlikle değerlendiriyoruz. Bankamız için temiz ve yenilenebilir enerji yatırımlarını yurt dışı kaynaklarla buluşturmak,söz konusu sektörlerin gelişmesini sağlamak, yerli ve milli projeler geliştirerek istihdam oluşmasını desteklemek önem arz ediyor. Düşük karbonlu bir gelecek için yenilenebilir enerji yatırımlarını destekliyoruz. Kredi desteği verdiğimiz enerji projeleri arasında rüzgar enerjisi santrallerinin payı yüzde 31. Bu oran, bize gelecek yıllarda bu alana yönelik finansmanların daha da güçleneceğini gösteriyor” dedi.

Öztop, Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası tarafından finanse edilmiş ve üretime geçmiş RES tesislerinden yıllık ortalama 850 milyon kWh temiz ve yenilenebilir enerji elde edildiğini ve böylece yaklaşık 285 bin hanenin yıllık enerji ihtiyacının karşılandığını ifade etti.

TOTAL’den Özel Servislere Uygulama: ‘TOTAL Ustaya Özel’

Türkiye’de 31 yıldır madeni yağ üretimi ve pazarlaması alanında faaliyet gösteren Total Turkey Pazarlama, araç bakım ve onarım ustalarının önceliklerini göz önüne alarak onlara sektörde benzeri olmayan özel bir deneyim sunmayı hedeflediği mobil uygulama ve web sitesini hayata geçirdi. “Ustaya Özel” dijital platformu, “En iyi yağ, en özel ustayla buluştu” sloganıyla TOTAL ve ELF madeni yağlarını tercih eden ustalara özel ayrıcalıklar sunuyor.

İster mobil uygulama ister web sitesi üzerinden kullanılabilen platform, ustalara özel kampanyalar ve nitelikli hizmetler sağlıyor. Ustalar, kampanya dönemlerinde yaptıkları madeni yağ alımlarından yağ puanı kazanıyor, puanlarını uygulamada takip edebiliyor ve kazanılan bu puanlarla bir sonraki siparişlerini ücretsiz alabiliyorlar. Galeri ve forum alanında yaptıkları profesyonel içerik paylaşımları ve katıldıkları yarışmalardan ise aktivite puanı kazanıyor, aktivite puanlarını hepsiburada.com hediye çeklerine dönüştürerek diledikleri ürünü ücretsiz alabiliyorlar.

Dahası platformu takip eden, nitelikli içerikler paylaşan ve uygulamanın farklı özelliklerini aktif olarak kullanan ustalar, haftalık ve aylık usta sıralamasında zirveye yerleşip sürpriz hediyeler de kazanabiliyor.

Ayrıca bu platform sayesinde ustalar, Türkiye’nin dört bir yanındaki diğer “Ustaya Özel” program üyesi ustalarla iletişim kurup bilgi alışverişinde bulunabiliyor veya zorlu teknik konularda TOTAL tarafından sağlanan danışmanlardan destek alabiliyorlar. TOTAL Teknik Servisler ekibi ve Türkiye’nin önde gelen uzman eğitmenleri tarafından özenle hazırlanan eğitim videoları ve sürekli güncellenen teknik içeriklere de her an saniyeler içinde mobil telefonlarıyla ulaşabiliyorlar.

Total Turkey Pazarlama ve Teknoloji Direktörü Fırat Dokur, “Hedefimiz TOTAL ve ELF markalarıyla madeni yağlar alanındaki global uzmanlığımıza, Türkiye’deki inovasyon ve teknolojiyi değerlendirme kabiliyetimizi de katarak değerli bir platform ortaya çıkarmaktı, bugün bu hedefimizi gerçekleştirip portföyümüzün önemli bir bölümünü teşkil eden özel servislerde çalışan değerli ustalara böyle ayrıcalıklı bir uygulama sunabildiğimiz için heyecanlı ve gururluyuz. Yakın zamanda uygulamayla bağlantılı olarak devreye alacağımız “TOTAL Servis Bul” web sitesi ile son kullanıcıları da “Ustaya Özel” program üyesi servislere yönlendirerek ekosistemdeki tüm kullanıcılara önemli bir hizmet daha sağlamaya başlayacağız, tüm bu özellikleri, farklı kullanıcı gruplarını, web ve mobil kullanım arayüzlerini, ticari faydaları, eğitim ve danışma olanaklarını, yarışmaları ve belki de en önemlisi tüm bunları yaparken eğlenceli bir kullanıcı deneyimi vadedildiğini göz önüne aldığımızda Ustaya Özel uygulaması Türkiye’de madeni yağlar alanında ilk ve tek, bu sebeple belli illerde pilot seviyesinde canlıya alınmasına rağmen yalnızca birkaç hafta içinde bine yakın üyeye ulaştı, 2021 sonuna kadar 2 bin 500’den fazla özel serviste 10 binden fazla üyeye ulaşmayı hedefliyoruz, önümüzdeki yıllarda bu sayı katlanarak artmaya devam edecek” dedi.

Yağmur Suyu Kadıköy’e Hayat Verecek

Kadıköy’de inşa edilecek binalarda ‘yağmur suyu ve gri su toplama tankı’ yapılmasına yönelik uygulama ilk önce Kadıköy Belediyesi Ekolojik Yaşam Merkezi’nde hayata geçti. Ekolojik Yaşam Merkezi’nin çatısında biriken yağmur suyu depolanarak bahçedeki sebze ve meyvelerin sulanmasında kullanılıyor.

Kadıköy’de inşa edilecek binalarda ‘yağmur suyu ve gri su toplama tankı’ yapılması Kadıköy Belediye Meclisi’nden oybirliği ile geçti. Yağmur suyu ve gri su toplama tankı ilk önce Kadıköy Belediyesi Ekolojik Yaşam Merkezi’nde uygulandı. Ekolojik Yaşam Merkezi’nin çatısında biriken yağmur suyu, binanın hemen yanında bulunan su haznesinde birikiyor. Daha sonra, özel borularla döşenen bahçenin damlama sitemi ile sulanmasında kullanılıyor.

“Günlük kullandığımız suyun yüzde 20’si sifona gidiyor”

Proje hakkında bilgi veren Kadıköy Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Müdürü Şule Sümer, “Dünyadaki su miktarı sabit. Sanıldığının aksine suyun sadece yüzde 2,5’i içilebilir nitelikte. Bu suyu ne kadar korursak, ne kadar yeniden kullanabilirsek su döngüsüne o kadar destek vermiş oluruz. TUİK 2018 verilerine göre İstanbul’da kişi başına düşen su miktarı günlük 189 litre. Bunun yüzde 20’si sifonlardan kanalizasyona akıyor. Bu proje ile yağmur suyu ve gri su sistemlerini kullanarak özellikle rezervuarlarda, sifonlarda ve bahçe suyu olarak kullanmayı, böylelikle korumamız gereken temiz su kullanımını azaltmayı amaçlıyoruz” dedi. Yağmur suyu dışında gri su kullanımının da önemli olduğunu belirten Sümer, “Gri su duş, banyo ve el yıkamadan gelen az kirli suyun, basit filtre sistemlerinden geçirilerek yeniden kullanılmasıdır. Gri su, sifon, bahçe sulanması, itfaiyenin talep ettiği depoların doldurulması, ortak alanların temizliği gibi amaçlarla rahatlıkla kullanılabilir” dedi.

“Amacımız yağmur suyunu geri kazanmak”

Kadıköy Belediye Meclisi’nden geçen kararla ilgili konuşan Plan ve Proje Müdürü Zerrin Karamukluoğlu, “İklim şartlarındaki değişiklik nedeniyle doğal kaynakların daha verimli kullanılması gerekiyor. Biz de bu amaçla yağmur sularının geri kazanılması ile ilgili çalışma yaptık. Aldığımız meclis kararı ile bundan sonra Kadıköy’de yapılacak inşaatların yarısından fazlasında bu sular kazanılmış olacak. Yeni inşa edilecek 400m2’den büyük alanlara inşa edilecek binalarda asansör, otopark gibi yağmur suyu ve gri su tankları da yer alacak. Bu depolama alanları binaların bodrum katları veya bahçelerinde yer alabilecek. Amacımız yağmur suyunu kullanıma dahil etmek, geri kazanmak. Gri sularda ise ikincil olarak kullanabilmek” dedi.

Elder’de Kıvanç Zaimler Dönemi

Türkiye’de faaliyet gösteren Elektrik Dağıtım şirketlerinin çatı örgütü olan Elektrik Dağıtım Hizmetleri Derneği (ELDER)’in, 9. Olağan Genel Kurulu Ankara’da gerçekleştirildi. Genel Kurul sonucunda Serhat Çeçen, Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini Kıvanç Zaimler’e devretti. Zaimler 2021-2024 yılları arasında, üç yıl süre ile ELDER Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yapacak. Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı görevlerini ise Batuhan Özdemir ve Barış Erdeniz üstlenecek.

Genel Kurul sonrası açıklamada bulunan ELDER Yönetim Kurulu Başkanı Kıvanç Zaimler, “Elektrik Dağıtım sektöründe sürdürülebilir, kaliteli ve kesintisiz elektrik dağıtım hizmeti verme misyonumuzu devam ettireceğiz. Yeni dönemde yatırımlarımız ile tüketici odaklı çalışmalara imza atacağız” ifadelerini kullandı.

KIVANÇ ZAİMLER KİMDİR

Kıvanç Zaimler İstanbul Erkek Lisesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünde öğrenim gördükten sonra kariyerine 1992 yılında başladı. Ticaret Direktörü olarak 2008 Enerjisa’ya katılan Zaimler, 2013 yılına kadar Enerjisa’nın Doğal Gaz iş kolunun koordinasyonunu üstlendi. 2013-2015 yılları arasında Enerjisa Dağıtım Şirketleri Genel Müdürü olarak görev aldı. Bu görevinde 14 ili kapsayan 3 dağıtım bölgesinde, 9 milyon müşteri ve 20 milyon nüfusa elektrik dağıtımını üstlenen bir organizasyonun yeniden yapılanma ve entegrasyon sürecini yönetti. Ağustos 2015 – Mart 2016 tarihlerinde Enerjisa Satış Şirketleri Genel Müdürlüğü görevinde Enerjisa’nın serbest piyasaya hazırlık sürecinde tüketici odaklı yeni marka konumlandırma çalışmalarını yürüttü. Ardından Türkiye’nin özel sektör tarafından yapılan en büyük halka arz süreci olan Enerjisa Enerji’nin halka arzını başarıyla yönetti. Temmuz 2018 tarihinden itibaren Sabancı Holding Enerji Grup Başkanı olarak görev yaptı.

Yeni Nesil HYBRID SOLAR UPS’i ile Enerjinizi Güneşten Alın

Güç elektroniği alanında 40 yıla yakın tecrübeye sahip İnform, Hybrid Solar UPS ile hastane, konut, okul, benzin istasyonları gibi tüm işletmelerin güvenliğini en doğru çözümlerle buluşturmaya devam ediyor. Yüklerin ihtiyaç duyduğu enerjiyi güneşten sağlayan sistemi ile sürdürülebilir dünyaya katkı sağlayan Hybrid Solar UPS, kompakt tasarımıyla da sıradanlığa meydan okuyor.

Geliştirdiği ürünlerle Türkiye UPS sektöründe yeniliklere her zaman öncülük eden İnform’un mühendisleri tarafından tasarlanan Estia Hybrid Solar UPS, on-grid inverter çalışma modu ile yüklerin ihtiyaç duyduğu enerjiyi güneşten sağlıyor, güneş enerjisinin yetmediği noktada şebekeden karşılanıyor. Yükün düşük olması durumunda Solar panellerden üretilen enerji şebekeye aktarılıyor.

Hibrit inverter çalışma modu ile de yüklerin ihtiyaç duyduğu enerji, öncelikli olarak güneşten sağlanarak, güneş enerjisinin yetmediği noktada şebekeden karşılanıyor.

Şebekenin de kesilmesi veya arızalanması durumunda da ihtiyaç duyulan enerji Estia Hybrid’in içindeki akü grubundan sağlanıyor. Estia Hybrid Solar, yeni nesil teknolojisi sayesinde işletmelerin karbon ayak izini küçültüyor ve böylece çevresel etkileri de en aza indiriyor.

Maliyetleri Düşürmek için Güneş Enerjisine Yatırım Zamanı

Gelişen solar teknolojilerin fabrika ve büyük tesislere kendi elektriğini üretme imkanı sunduğunu belirten ISOMER Isıtma Soğutma Merkezi Genel Koordinatörü İlgin Eray, minimum 25 yıl kullanılan sistemlerin 5 senede kendi maliyetlerini çıkardığını söyledi. İşletmeler için elektriğin önemli bir gider olduğunun altını çizen Eray, bazı sektörlere özel teşvikler ve güneş enerji santralleri hakkında önemli bilgiler paylaştı.

Güneş enerjisi yatırımlarının bir dönüşüm yaşayarak topraktan çatıya kaydığını belirten ISOMER Isıtma Soğutma Merkezi Genel Koordinatörü İlgin Eray, “Eskiden toprak üzerine kurulan güneş enerji santralleri (GES) artık fabrika, otel, hastane, AVM ve okul gibi büyük yapıların atıl durumdaki çatılarına kuruluyor. Gelişen teknolojiler sayesinde GES’ler artık hem daha uygun fiyatlara yapılıyor hem de daha verimli çalışıyor. Ömrü ortalama 25 yıl olan güneş enerji santrallerinin işletmeler için amortisman süresi 5 yıl olarak hesaplanıyor. Kalan 20 sene boyunca fabrika çatısından elde edilen elektrik, işletmenin cirosuna kar olarak yazılıyor. Özellikle yoğun elektrik kullanımı yapılan işlerde GES yatırımları çok büyük avantajlar içeriyor” dedi.

100 KİLOWATTLIK PROJE 60 – 70 BİN DOLAR

GES yatırım maliyetlerinin giderek makul seviyelere geldiğini dile getiren İlgin Eray şu bilgileri paylaştı: “Piyasada 100 kilowatta kadar olan projelerde maliyet, 600-700 dolar/kilowatt olarak seyrediyor. Örneğin 100 kilowattlık bir proje 60 ila 70 bin dolar arası maliyetle sonuçlanıyor. Her işte olduğu gibi burada da iş hacmi büyüdükçe maliyet düşüyor. Halihazırdaki mevzuata göre tesisin tükettiği elektrikten fazlasını üretmek makul değil. Fakat gelecek günlerde mevzuatın değişeceğine ve herkesi üretime teşvik edeceğine inanıyorum.

GES YATIRIMI YAPAN BAZI SEKTÖRLERE YÜZDE 50 DESTEĞİ HİBE VAR

Fabrikasına güneş enerji santrali (GES) kuran bazı sektörlere yüzde 50 hibe desteği olduğunu belirten Eray, “Bu sene Bolu bölgesinde kümes hayvancılığı yapan üreticilere, proje bedeli 3 milyon TL’ye kadar olan GES yatırımlarında yüzde 50 hibe veriliyor. Ayrıca Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu, Avrupa Birliği’nin IPARD programı kapsamında bazı sektörlere özel GES yatırım desteği sunuyor. İşletmeler bu desteklerden faydalanarak kendi enerjisini üretebilir” bilgisini paylaştı.

Merkezi İklimlendirmede Yüksek Teknolojili Çözüm: Clivet Santrifüj Chiller

55 yılı aşkın tecrübesi ve güçlü iş ortaklıklarıyla iklimlendirme sektörünün öncü firması Form, Clivet soğutma grupları ile merkezi iklimlendirme ihtiyaçlarına verimli ve işlevsel çözümler sunuyor. Clivet Santrifüj Kompresörlü Soğutma Grupları,güçlü performansı ve verimliliğiyle fark yaratıyor.

Clivet santrifüjlü gruplar, yüksek soğutma kapasitesi, verimlilik değerleri ve patentli yeni özellikleri ile dikkat çekiyor. 600 kW ile 10.550 kW arasında yüksek kapasiteye ve 6.58’e kadar COP, 10.69’a kadar IPLV verimlilik değerlerine sahip. Aynı zamanda20’den fazla patenti ve AHRI sertifikası bulunuyor. LEED sertifikası için de kullanıldığı projeye değer kazandırıyor. Clivet santrifüj gruplar, iki kademeli kompresör ve Backto Back Impeller dizaynı ile daha basit bir tasarıma ve daha az hareketli parçaya sahip olduğu için benzersiz doğrudan tahrikli kompresör güvenilirliği ve daha uzun bir kullanım ömrü sağlıyor. Her bir kompresörde bulunan frekans invertörü ile soğutma grubu çok düşük yüklerde kalkış yapabiliyor ve ara yüklerde çok verimli çalışabiliyor. İki kademeli sıkıştırma çevrimi ile enerji verimliliği %6 artıyor ve tek kademeli kompresörlü modellerinin aksine, işletme masraflarını azaltıyor. Düşük basınçlı ve sızdırmaz tasarımı sayesinde soğutucu akışkanı soğutma grubunun içinde tutuyor.

Patentli Full Falling Film evaporatör tasarımı ile, yüksek verimli ısı transferi sağlıyor. 6°C’lik bir buharlaşma sıcaklığı ile 7°C’de çıkış suyu elde edilebiliyor. Bu süreçte ısı transferi ve verimlilik artarken, kullanılması gereken soğutucu gaz miktarı ise %40 oranında azalıyor.

Cihazda soğutucu akışkan olarak çevre dostu R 134A kullanılıyor. Daha az soğutucu şarjı gerektiren yapısı ve yüksek verimli inverter motoruyla alanının en çevreci ürünleri arasında yer alıyor.

Clivet tüm özelliklerinin yanı sıra düşük ses değerleri ile kendi boyut aralığında en sessiz chiller olmasıyla öne çıkıyor. Bu sayede okul, gösteri salonu, müze, kütüphane gibi sese duyarlı ortamlar için ideal bir seçenek oluşturuyor. Aynı zamanda renkli dokunmatik ekranıyla kullanım kolaylığı sağlıyor. Daha geniş çalışma aralığında kompakt boyutlarıyla, işlevsellik beklentilerini de karşılıyor.

Vaillant 2021’e Güçlü Girdi

Vaillant Türkiye geleneksel İş Ortakları Toplantısı’nı bu yıl canlı yayın formatında online olarak gerçekleştirdi. “Farklısın Farkında mısın?” sloganı ile düzenlenen toplantıda Vaillant Türkiye’nin 2020 yılı elde ettiği sonuçlar ile 2021 yılı hedefleri paylaşıldı.

İklimlendirme sektörünün öncü markalarından Vaillant Türkiye, her yıl yetkili satıcıları ile bir araya geldiği geleneksel İş Ortakları Toplantısı’nı bu yıl koronavirüs sebebiyle dijital platformlar üzerinden gerçekleştirdi. “Farklısın Farkında mısın?” sloganı ile düzenlenen toplantıya Türkiye genelindeki tüm Vaillant Türkiye yetkili satıcıları ile Vaillant Türkiye çalışanlarından oluşan 355 kişi katılım gösterdi. Vaillant Group Türkiye CEO’su Alper Avdel, Vaillant Group Türkiye Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Erol Kayaoğlu, Vaillant Group Türkiye Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Ufuk Atan, Vaillant Türkiye Pazarlama Direktörü Hazım Bumin ve Vaillant Türkiye Satış Direktörü Fatih Aylı’nın katılımıyla düzenlenen toplantıda Vaillant Türkiye’nin pandemi nedeniyle zorlu geçen 2020 yılında, yenilikçi bakış açısı ve dijitalleşmeye yönelik yatırımları sayesinde elde ettiği başarılar aktarılarak 2021 hedefleri açıklandı.  

300 m2’lik dev bir sahneden 4K kalitesinde canlı yayınlanan toplantı Burcu Esmersoy ve Kadir Çöpdemir’in moderatörlüğünde gerçekleştirildi. Toplantı açılışında konuşma yapan Vaillant Group Türkiye CEO’su Alper Avdel, firma olarak hayata geçirilen yeni yapılanma süreci ile daha efektif bir çalışma modeline geçiş yaptıklarına değindi. Avdel, “Vaillant Group Türkiye olarak müşteri deneyimini önceliklendirerek pazarda yarattığımız farkı bir adım daha ileri taşıdık. Bu kapsamda hayata geçirdiğimiz “Müşteri Odaklı Organizasyon Projesi” ile grup bünyesinde yer alan Satış ve Pazarlama Departmanlarında organizasyonel değişiklikler gerçekleştirdik. Yılbaşı itibariyle girdiğimiz yeni dönemde müşteri ve piyasa odaklılığımızı geliştirerek daha çevik bir yapıya ulaşmayı hedefliyoruz” dedi. 

Yeni dönemde “Farklısın Farkında mısın?” sloganı ile geleneksel başarının ötesine geçmeyi hedeflediklerini dile getiren Avdel, “Koronavirüs etkisiyle yaşam biçimlerimizden alışveriş davranışlarımıza kadar kökten değişim geçirdiğimiz 2020 yılını, güçlü dijital altyapımız ile zamanında ve etkili karar alma kabiliyetimiz sayesinde başarıyla tamamladık” diye konuştu.

“Güçlü bir takım olarak yarattığımız sinerjiyle başarımızı sürdüreceğiz”

Vaillant Group Türkiye Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Erol Kayaoğlu toplantıda yaptığı konuşmada, 2021 yılında farkındalık yaratmayı hedefledikleri alanların altını çizdi. Kayaoğlu, “2021 yılına “Farkında olmak ayrıcalıktır” diyoruz. Bu yıl sunduğumuz ayrıcalıklar noktasında farkındalık yaratmaya, temkinli bir iyimserlik içinde işimize daha fazla odaklanmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı. 2020’de müşterilerine kesintisiz hizmet vermeye devam ettiklerini ve bunun sonucunu aldıklarını belirten Kayaoğlu, “2020’de 25 bin yeni müşteri bağlantısı kurduk. 15 ilde 17 kampanya ile hedeflerimizin oldukça üzerinde satış adetlerine ulaştık. Pandemi döneminde çok hızlı bir şekilde evden çalışma sistemine geçirdiğimiz 250 kişilik çağrı merkezimiz ile 7/24 hizmet verdik, vermeye de devam ediyoruz. 200’ü aşkın servis teknikerimizle gerekli mesafe ve hijyen şartlarını sağlayarak sahada olmayı sürdürdük. Bu dönemde gücümüzü ortaya koyduğumuz en önemli noktalar pandemiye hızla uyum sağlayarak kesintisiz devam ettirdiğimiz çağrı merkezi ve servis hizmetleri oldu. Kendi bünyemizde görev alan servis teknikerlerimizle hizmetin en iyisini vermeye devam ettik. Yıllardır bu alana yaptığımız yatırımın karşılığını, pandemide işimizde aksama olmadan yola devam ederek aldık. Bu gibi öncü yatırımlarımızın meyvelerini 2021’de de almaya devam edeceğimize inanıyoruz. Satışta başarı her zaman ekip işidir. Güçlü bir takım olarak yarattığımız sinerjiyle başarının 2021 yılında da bize geleceğine inanıyoruz” dedi.

“İnovasyonu ve yaratıcılığı temel alan çözümler sunacağız”

Vaillant Group Türkiye Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Ufuk Atan toplantıda yaptığı konuşmada, tüm aksiyonlarda müşteriyi önceliklendirerek hareket ettiklerini söyledi. Atan, “Odağımız her zaman olduğu gibi müşterilerimiz. Bu anlamda bu yıl çok daha proaktif olacağız. Bütünsel bir yaklaşım sergileyerek iş ortaklarımızla birlikte hem geleneksel hem de yeni iş alanlarında daha odaklı hareket edeceğiz. Veriye dayalı hareket ederek inovasyonu ve yaratıcılığı temel alan çözümler sunacağız” dedi. Marka iletişim yatırımlarını artırarak bu yıl da sürdüreceklerini dile getiren Ufuk Atan, “Vaillant Fit ve Vaillant Club sadakat programımız başarıyla devam ediyor. Dijitalleşme günümüzde artık bir mecburiyet. Bu doğrultuda özellikle bu alandaki önceliklere ve müşteri deneyimine yatırım yapıyoruz. Marka iletişimi alanında 2020 yılında sektörde rekor olabilecek yatırımlar yaptık. 2021 yılında da bu iletişimi arttırarak devam ettirmeyi hedefliyoruz. Ürün lansmanlarımız 2021 yılında da devam edecek. Yenilenebilir enerjiye odaklanan bir marka olarak müşterimize verimlikte üst noktalarda yer alan ürünler sunmaya önem veriyoruz. Mayıs’ta ecoTec Plus serisinin yeni ürünlerini müşterilerimizle buluşturacağız” ifadelerini kullandı.

Hinda Akıllı Şehir Teknolojileri

Hinda, şehirlerin karşılaştığı sorunları çözmek için şehir paydaşları ve sakinleri ile birlikte, teknolojiyi yenilikçi yöntemlerle kullanarak herkes için daha yaşanabilir şehirler kurar ve insan odaklı akıllı şehir çözümleri ile yaşam kalitesini artırır.

Akıllı Şehir Yolculuğu yazı dizimizin X. yazısında Fatih Kafalı ve Mustafa Eruyar ile Akıllı Şehirleri ve “insan odaklı akıllı şehirler” mottosuyla yola çıkan inovatif ve veri odaklı; Fatih Kafalı ve Mustafa Eruyar’ın yorum ve anlatımlarıyla “Akıllı Şehirler vizyonu ve bu vizyonun hayata geçirildiği Hinda Akıllı Şehir Teknolojileri şirketine uzanan yolculuk”:

Şehir, medeniyetin daha büyük dünya içinde kendi dünyasını kurmanın bir ifadesidir. Şehirlerde medeniyetler gibi doğarlar, yaşarlar ve ölürler. Şehirleri de medeniyetleri de kuranlar da yok edenlerde insanlardır. Şehre baktığınızda insanı, insana baktığınızda da şehri görürsünüz. “Şehir tek bir organize bütünlük içerisinde milyonlarca parçanın oluşturduğu insan vücudu gibidir.” ve değişimin temsilcisidir. Şehirler, fikirlerin yeşerdiği ve kök saldığı, bilginin ve tecrübenin arttığı, düşüncelerin değişime uğradığı veya yara aldığı, böylece insanların öğrendiği yerlerdir.

Değişimin çok hızla yaşandığı bir dünyada bu değişimlere kayıtsız kalmakta pek mümkün olmamaktadır. Yaşanan değişimlerin başında şehirlerde yaşayan insanların sayısının her geçen gün artması söylenebilir. Artan nüfus hareketleri hem göç veren hem de göç alan şehirleri etkilemektedir. Göç alan bölgelerde kısıtlı doğal kaynaklarla giderek artan nüfusa kaliteli ve sürdürülebilir hizmet ulaştırılmaya çalışılırken;göç veren bölgeler nitelikli insan gücünü koruma ve şehirlerini daha yaşanabilir kılma gayretindedirler. Günümüz şehirlerinde artan nüfus yoğunluğu konut, altyapı, ulaşım, eğitim, sağlık, güvenlik, çevreve enerji gibi alanlarda zorluklarla karşı karşıya kalmakta ve kaynak kapasitesinde sınırlara ulaşılmaktadır. Nüfusları hızla artan şehirlerin kadim dokusunu koruması, yaşanabilir şehirler olarak kalabilmesi, kaynaklarını sürdürülebilir bir şekilde kullanarak sakinlerine iyi bir hayat kalitesi sunabilmesi, yatırımcıların gözdesi olmaya devam edebilmesi tüm bu sorunların bertaraf edilmesinde ve hatta çeşitli durumlarda kentsel kalkınmaya yönelik fırsata dönüştürülmesinde Akıllı Şehirler önem teşkil etmektedir.

Şehirler hızla büyürken altyapılar aynı ivme ile büyümeye karşılık veremeyince bu durum şehirlerde yeni mücadele alanları oluşturdu. Bir taraftan artan nüfusun ihtiyaçlarına cevap verebilmek için şehirlerde yeni üretim alanları açılırken bir taraftan bu tesislerin yol açtığı kirlilik şehirleri zorlu yaşam alanları haline getirdi. Artan motorlu taşıt sayısı hava kirliliğine, yollarda trafik kaynaklı beklemelere ve muazzam bir enerji ihtiyacına yol açtı. Göç alan şehirlerde yalıtılmış sosyo-kültürel bölgeler oluştu. Orta ölçekli ya da metropol olsun, farklı bölgeler arasında kaynaşmanın sağlanması da önemli bir zorluk olarak şehir yöneticilerinin önünde duruyor. Şehrin bir tarafında hayat kalitesini en üst düzeye ulaştırmaya çalışan insanlar yaşarken, beri tarafta sadece hayatta kalma ve asgari geçim mücadelesi veren insanların yaşaması, şehre kimliğini sorgulatacak düzeyde temel bir problem olarak karşımızda durmaktadır. Sadettin Ökten’in deyimiyle “şehir bir ahlak meselesidir ve bir şehri kurmak, dönüştürmek ya da muhafaza etmek ahlâktan bağımsız değildir.” Şehirlerdeki böylesi gelir dengesizliklerinin,toplumsal güvenlik algısını azaltan bir etkisinden bahsetmek de mümkün. Şehirler kimliklerini koruyabilmek için bu zorluklara kendi kültür ve medeniyetlerinden kopmadan yenilikçi çözümler üretmek durumundadırlar.

Şehirlerin attıkları adımları sadece zorluklar belirlemez. Şehir yöneticilerinin gelecek vizyonu ve vatandaşların değişen talepleri de atılan adımlara yön verir. Günümüzde üretken vatandaşlar dahaiyi bir yaşam kalitesine sahip olmak istemekte ve şehrindeki yenilikçi projelerin bir parçası olmayı talep etmektedir. Dijital teknolojilerin yaygınlaşmasıyla birlikte vatandaşların ihtiyaçları da şekil değiştirmiştir. Yüzyıl kadar önce sebiller şehirlerde önemli bir hayrat olarak görülürken günümüzde ücretsiz internet hizmeti neredeyse sebilden daha fazla ihtiyaç olarak görülmektedir. Vatandaşlar şehirde karşılaştıkları sorunları kolayca yetkililere iletip sanal ortamdan kolayca takip edebilmeyi önemsemekte, eğitim ve turizm tercihlerini bu türden hizmetlerin bulunduğu şehirlerden yana kullanmaya eğilimlidirler. Şehir yöneticileri ise dışa bağımlılıkların asgariye indirildiği sürdürülebilir ve herkes için yaşanabilir şehirler hayal etmektedirler. Şehirlerin gelişmesi için tartışılan sürdürülebilirlik, yaşanabilirlik, yaşam kalitesi, rekabet, markalaşma, yönetişim, katılım, toplumsal refah ve dijitalleşme gibi farklı kavramları zaman içerisinde kendi bünyesinde toplamayı başaran “akıllışehir” yaklaşımını şehirlerimize özel olarak yeniden yorumlamalı ve şehrin tüm paydaşları ile kendi Akıllı Şehir yolculuğumuza çıkmalıyız.

Güle Güle Tacikistan 2

Bir önceki yazımızda Tacikistan-Çin ilişkilerine değinmiş, bilhassa ekonomik ilişkilerin Tacikistan’ı neredeyse Çin’e bağımlı bir ülkeye dönüştürdüğünden bahsetmiştik.

Bu yazımızda yine iki ülke arasındaki ekonomik, ticari, askeri ve proje bazlı ilişkilerin Tacikistan’ı nasıl etkilediğine ve önümüzdeki dönemde daha fazla nasıl etkileyebileceğine dair görüşlerimizi siz değerli okurlarımızla paylaşmaya devam edeceğiz.

Çin’in en hassas olduğu ve aynı zamanda en fazla manipüle ettiği konulardan bir olan “terörizm”e karşı Çin, 2016 yılında Tacikistan, Afganistan ve Pakistan ile birlikte “istihbarat ve terörle mücadele eğitimi anlaşması” imzalamıştır. Anlaşma ile Çin, sözde teröre özde ise Doğu Türkistanlıları takip ve derdest etme amacı gütmekte ve zikredilen devletlerle sözde terörizme karşı işbirliği ve koordinasyon mekanizması kurmuştur. Anlaşmanın taraflar arasında imzalanmasından sonra da Tacik hükümeti Afgan sınırında 11 karakol inşaatının finansman ve inşaatı için Çin ile bir protokol imzalamıştır.

Geçen yazımızda da değindiğimiz üzere ekonomik ilişkiler Çin’i Tacikistan’ın en büyük yabancı kredi sağlayanı, aynı zamanda Çin sermayesine en bağımlı ülkelerden biri haline getirmiştir. 2016 yılı itibarıyla Tacikistan’ın Çin’e olan borcu yaklaşık 1,2 milyar dolar olmuş, bu rakam Tacikistan’ın toplam dış borcunun %53’ünü oluşturmuştur. 2020 yılı rakamları henüz açıklanmamış olsa da, makasın Çin lehine değiştiğine dair görüşler bulunmaktadır.

Çin’in Tacikistan’ı borçlandırma siyaseti bununla da kalmamış, Tacikistan, Kuşak-Yol Girişimi kapsamında kullanılmak üzere Çin’den 2,8 milyar dolar daha borç almıştır. Bu rakam ise Tacikistan’ın 2016 yılı verilerine göre toplam dış borcunun yaklaşık %80’ine denk gelmiştir. Konuyla ilgili yapılan uzman değerlendirilmelerine göre Tacikistan-Çin ekonomik ilişkileri bu şekilde devam ettiği takdirde Duşanbe yönetiminin zikredilen kredi borçlarını faizleriyle birlikte geri ödemede kaçınılmaz olarak ciddi sıkıntılar yaşayacaktır.

Bununla birlikte IMF ve Dünya Bankası, Tacikistan’ı “dünyadaki en riskli borçlanma tehlikesi altında olan 8 ülkeden biri” olarak değerlendirmiştir. Son dönemlerde Çin, ekonomik çıkarları doğrultusunda ilişki kurduğu ülkelerin stratejik bölgelerine, limanlarına, değerli maden yataklarına veya enerji hammaddelerine ulaşmada ve bunları kendisinin kontrol ve kullanımını sağlamada “borç tuzağı diplomasisi” siyasetini uygulamaya koyduğu bilinmektedir.

Çin’in “borç tuzağı diplomasisi”nin en somut örneğini Sri Lanka’nın Hambantota limanında görmekteyiz. Temmuz 2017’de Sri Lanka zikredilen limanın geliştirilmesi ve derinleştirilmesi maksadıyla Çin’den % 6 faizle 8 milyar Dolar kredi kullanmış, krediyi geriye ödeyemeyince liman, etrafındaki 15 dönüm arazisiyle birlikte 99 yıllığına “borca karşı öz kaynak takası (a debt-forequity swap)” karşılığında Çin’e devredilmiştir. Benzer anlaşmaların ekonomik sıkıntıları olduğu bilinen Yunanistan’daki Pire ve Avustralya’daki Darwin limanları için de yapıldığı söylenmektedir.

Durum Tacikistan için de farklı değildir. Zikredilen borçlara karşılık Çin’in Tacikistan’dan toprak talep ettiğine dair söylentiler, ülkede Çin’e karşı ciddi tepkilere neden olmaktadır.

Konuyla alakalı Tacikistan Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Suhrob Sharipov, Çin ilk olarak Tacikistan’ın miktarı açıklanmayan borcuna karşılık 28.500 km2’lik bir toprak talebinde bulunduğunu, detayları kamuoyuyla paylaşılmayan müzakereler sonucunda zikredilen toprakların yaklaşık %5’ini Çin’e teslim ettiğini ifade etmiştir.

Sadece bu olay bile Çin’in Şangay İşbirliği Örgütü üzerinden kendisine hem-sınır olan devletlerle “sınır anlaşmaları” yapmasına rağmen, zikredilen coğrafyadaki komşu devletlerden yeni toprak talebinde bulunabileceğini ortaya koymaktadır. Fırsat kollayan, dahası bu türden fırsatları oluşturabilmek için bölge ülkeleriyle proje bazlı ekonomik ilişkiler geliştiren Çin’in bu tutumunu ilerleyen dönemlerde sürdürebileceğini söylemek abartı olmasa gerekir.

Çin bununla da iktifa etmemiş, Tacikistan’dan ayrıca ülkenin doğu ve güney bölgelerindeki mümbit tarım arazilerinin bir kısmını uzun süreliğine kiralama isteğini Tacik yönetimine kabul ettirmiştir.

Konuyla ilgili ilk olarak 2011’de 2.000 hektarlık bir arazinin Çinlilere kiraya verildiği bilinmektedir. 2012’de ise Tacikistan Tarım Bakanlığı, 6.000 hektar arazinin Çin’e kiralandığını duyurmuştur. 2016 yılına gelindiğinde, bu sefer 15.000 hektarlık bir arazi Çin’e 49 yıllığına kiralanmıştır. Dahası bu son anlaşmayla ilgili Çin’in kira bedeli ödemeyeceği söylenmektedir. 20 Temmuz 2018 tarihli Tacikistan Devlet Arazi Yönetimi ve Jeodezi Komitesi tarafından yapılan açıklamada ise ülkede Çinli çiftçilere kiraya verilen arazi miktarı 18.000 hektar olarak açıklamıştır.

Tacikistan’ın Çin eliyle ne duruma getirildiğini bu örnekler gösterse de, bunlarla sınırlı olmadığının da bilmesini isterim.

Korona macerası devam ediyor

“Adanalı” diye bir dizi vardı,

Sloganı; “Macera devam ediyor…” idi.

Aynen öyle…

Adına Pandemi mi dersiniz, Korona mı, yoksa Kovid mi…

Macera devam ediyor.

Mutasyona uğruyor,

Mutantlaşıyor,

Varyantif varyasyonlara dönüşüyor; kâh İngiliz varyantı kâh Güney Afrika varyantı, kah bilmem ne boyutu şeklinde “bin bir surat” kılığa bürünüyor.

Bu yüzden de 30 Haziran 2020 tarihli yazımda, “Bu Korona denen virüs adını tarihe altın harflerle yazdıracak. Büyük ihtimalle de kanlı altın harflerle tabi. Şunu unutmayalım ki; Koronavirüs sadece bir virüsten ibaret değildir ve olmadığını yaşayanlarımız yaşayıp görecektir…” demiştim.

Kayıplar veriyoruz,

Yıkımlar yaşıyoruz,

Yaşıyor ve görüyoruz…

“Yeni Dünya Düzeni/Yeni Yüzyıl” planlarından bahsettim.

Büyük Sıfırlama,

Güç ve Akıl,

Küresel Baronlar’dan bahsettim.

Pandemi/Kovid-19’un en büyük planın, en büyük enstrümanı olduğundan ve topyekün bir değişim/dönüşüm getireceğinden bahsettim.

Doğal seyrinde oluşan/spontane gelişen viral bir olay olmadığına hep dem vurdum.

Geldiğimiz noktada dünden bugüne, bugünden yarına projeksiyon yapacak olursak; Kovid-19 denen virüsün çok ciddi bir dönüştürücü/yok edici/bozucu/dağıtıcı/yıkıcı bir silah olduğunu çok daha net görüyor/yaşıyoruz.

Bir yazımda; “Korkunun aşıramayacağı çizgi, yaptıramayacağı şey yoktur” diye bir söze atıfta bulunmuştum. Ve artık, korkuyu bile kanıksadık/kabullendik ve hatta normalleştirdik. Pandemiyle ilintili şekilde ne dense/ne önerilse/ne dile getirilse inanıyoruz/olmaz demiyor/garipsemiyoruz. Hatta, artık her şeye hazır haldeyiz. Binler/milyonlar çok kısa bir zaman kesitinde Kovid-19’dan ölse şaşırmayacağız, “hımmm… olabilir, mümkündür” diyeceğiz ve yaşadığımız kadarını kâr addedip hayata devam edeceğiz, galiba!..

Yeni bir durum tespiti ve bir güncelleme yapacak olursak;

Üretilen “Virüs Silahı” alabildiğine ve modifiye/revize şekilleriyle aralıksız öldürmeye/ürkütmeye/eritmeye devam ediyor ve öyle görünüyor ki; epeyce de sürecek!..

Kovid’le ilgili çıkan her yeni durum/şey/olgu bu virüsün, nasıl bir silah olarak kullanıldığını tescilliyor.

Kaos,

Kontrollü Kaos devam ediyor.

Şu anda Kaos senaryosunun en başat aktörü/etkili enstrümanı ve belirsizlik silahı halen ve muhtemelen Kovid-19’dur ve olmaya devam edecek…

Çünkü Kovid denen virüs daha bir ölümcülleşecek ve o birileri de pervasız/umursuz ve bilinçli canilikle bu ölümcüllüğü dibine kadar kullanmaya devam edeceklerdir. Önümüzdeki zaman kesitinde “mutant, varyant vb.” gibi ilginç/egzantirik/karmaşık ve anlaşılmaz betimlemeler, kavramsallaştırmalar ve kafa karıştırıcılar bolca bolca duyacak/göreceğiz.

Çünkü “Kaos Yapıcılar” durmayacak…

Ve bu belirsiz/Kontrollü Kaos süreci çok üzgünüm ve kötümserim ki; Korona/Kovid/Pandemi üzerinden devam edecek.

Harici faktörler duracak mı?..

Hayır tabi ki… Savaş/terörizasyon/vekalet savaşları/Ekonomik savaş ve yaptırımlar/yönetsel sistemlerin alt üst oluşu vb. gibi şıklar üzerinden aksiyon devam edecek…

Ama Pandemi/Kovid “kaos”un lokomotifi olmaya devam edecek.

Diğer faktörler bölgesel/ülkesel/lokal şekilde görüldü/görülecek ama Pandemi Küresel/Dünyasal şekilde tüm gezegeni kapsar boyutta imhaya devam edecektir!..

Süveyş Kanalı’ndan Turan Koridoru’na

Süveyş Kanalı, dünyada birinci derecede önemli dokuz stratejik deniz geçiş yolundan biridir. Kanal, Panama Bandıralı Ever Given isimli konteyner gemisinin Çin’in Yantian Limanında aldığı yükü Hollanda’nın Rotterdam limanına götürürken 23 Mart’ta karaya oturması sonucu bir süreliğine deniz trafiğine kapanmıştır. Bu süre zarfında bazı deniz taşımacılık firmaları gemileri farklı alternatif güzergahlar üzerinden Afrika’nın güney ucuna yönlendirmiş ve bu da teslim ve seyir süresini uzatmış ve maliyetleri de artırmıştır. Bu olayın, Afro-Avrasya coğrafyasında deniz ticaret yollarını ve jeopolitik dengeleri değiştirecek sonuçları olacaktır.

Süveyş Kanalı’ndaki tıkanmanın ilk sonucu olarak, buzulların yüzde 40’ını kaybeden Arktika Bölgesi(Kuzey Kutup Dairesi’nin üstünde kalan bölge) alternatif bir güzergâh olarak ortaya çıkmış, özellikle Çin açısından yeni bir rota olarak gündeme gelmiştir. Bu rota sayesinde Çin’in doğusundan Avrupa ülkelerine olan mesafe 21.000 kilometreden (13.000 mil) 12.800 kilometreye (8.000 mil) düşecek bu da nakliye süresini 10 ila 15 gün kısaltacaktır. Benzer şekilde Rusya da bu yolla özellikle Urallardan elde ettiği ham petrolü çok ucuz maliyet ve kısa sürede Asya pazarlarına ve Çin’e ulaştırabilecektir. Arktika Bölgesindeki jeopolitik rekabet büyük ölçüde Rusya, ABD ve Çin arasındaki ilişkilere göre şekillenmektedir. Ayrıca Kanada, Norveç, Danimarka gibi ülkeler de bu rekabetin içinde yer almaktadırlar. Bölgede sadece buz kütleleri değil aynı zamanda jeopolitik kırılmalar da yaşanmaktadır. 

Süveyş Kanalı’ndaki tıkanıklığın doğurduğu Türkiye’yi de yakından ilgilendiren ikinci önemli sonuç ise ülkemizden başlayarak, demiryolu ve karayolu bağlantılarıyla sırasıyla Gürcistan, Azerbaycan ve Hazar Denizine, buradan da (Hazar geçişi kullanılarak) Türkmenistan- Özbekistan-Kırgızistan veya Kazakistan güzergâhını takip ederek Çin’e uzanan Orta Koridorun (Trans-Hazar Ulaştırma Koridoru)öneminin artması olmuştur.

31 Mart’ta düzenlenen Türk Konseyi Devlet Başkanları zirvesinde, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev Zengezur koridorundan söz etmiş ve Rusya-Ermenistan, İran-Ermenistan ve Azerbaycan-Nahçivan-Türkiye ulaşım koridorlarının Orta Asya için de yeni bir potansiyel taşıdığının altını çizmiştir. Konseyin Onursal Başkanı Nursultan Nazarbayev bu vurguyu bir adım ileriye taşımış söz konusu güzergâhlarla Hazar hattına bağlanacak sistemi Trans Hazar Uluslararası Ulaşım Koridoru (Turan Koridoru) olarak adlandırmıştır. İki kıta ve iki denizi içeren Turan Koridoru özellikle denize çıkışı olmayan başta Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan gibi ülkeler olmak üzere, bölge ülkelerinin yararına olacak bir güzergahtır. Turan koridoru sayesinde Türkistan Bölgesi, Türkiye ile daha fazla ticaret yapmaya başlayacaktır. Türkiye bu yol ile daha ucuz hammadde satın almış olurken daha çok sanayi mamulü de ihraç etmiş olacaktır. Stratejik önemi ülkemiz için çok değerli olan İstanbul Boğazı değerini daha da arttıracak, Karadeniz-Hazar Deniziyolu karadan bağlanmış olacak ve de Türkistan Bölgesine deniz kapısı açılmış olacaktır. Turan koridoru ile ileriki yıllarda Türk malları sadece Türkistan bölgesi ile de sınırlı kalmayıp Çin ve ötesinde Pasifik bölgesine kadar ulaşmış olacaktır.

Turan Koridoru üzerindeki jeopolitik rekabet Arktika Bölgesinde olduğu gibi ABD, Rusya ve Çin ekseninde devam etmektedir. Buradaki asıl fark ise Arktika’da kırılmalara ve ayrışmalara yol açan bu rekabetin Türk Dünyası’nda, Avrupa Birliği benzeri, kurulması planlanan “Türk Devletleri Birliği” uluslararası örgütü şeklinde birleşmelere ve bütünleşmelere yol açacak olmasıdır.

AB’nin Eunavfor Med Irını Entegrasyonu Ve Misyonu 2

ROSELINE A GEMİSİ’NDE AVRUPA BİRLİĞİ MED IRİNİ OPERASYON BİRİMİ TARAFINDAN ARAMA YAPILMASI

“Hukuki düzenlemeyi bu şekilde belirttikten sonra somut olayın incelemesine geçebiliriz. Doğu Akdeniz’de Libya’nın 200 kilometre kuzeyinde, 22 Kasım 2020 günü sabah yerel saat ile saat 10:30 civarında, 16727 tonluk Roseline A3 isimli Türk bayraklı bir konteyner gemisi MED IRINI kuvvetleri tarafından durdurulmuş ve operasyona katılan Alman Hamburg fırkateyni (F220) personelince gemide arama yapılmıştır4. Gemi Türkiye’den, Libya’nın Misurata Limanı’na gerçekleştirdiği ticari seferi sırasında5 durdurularak aranmıştır. Gemide insani yardım amaçlı malzeme taşındığı tespit edilmiştir.

2003 yılında inşa edilen 4157668 IMO No’lu geminin sicile kayıtlı sahibi Mart 2013 yılından beri Türkiye’nin saygın denizcilik şirketi “Arkas Konteyner Taşımacılık A.Ş.”dir ve gemi “Arkas Denizcilik ve Nakliyat” şirketi tarafından işletilmektedir. İlginç olan geminin Aralık 2010 ile Mart 2013 tarihleri arasında geminin Alman bayrağı taşımış olmasıdır. Geminin bu tarihler arasında Alman gemi siciline kayıtlı sahibi Macuba GMBH&CO KG, işleteni ise yine bir Alman şirketi olan Tom Worden GMBH&CO KG olmasıdır. Yani gemi açısından ve sahipleri ile işletenleri açısından şüphe gerektiren bir durum olmamasıdır.

HUKUKİ DÜZENLEME

Savaş gemilerinin, gemilerin uyruğunu belirlemek için yanaşma hakkı uluslararası bir teamül kuralıdır. Ancak gemiye yanaşma hakkı, gemiye çıkma ve ziyaret etme hakkını içermez. Bu hak ancak istisnai hallerde kullanılabilir. Türkiye’nin taraf olmadığı, 1958 Cenevre Açık Deniz Sözleşmesi, 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (United Nations Concention on the Law of The Sea, UNCLOS)’a göre, müdahalenin bir antlaşma ile tanınan yetkilerden kaynaklanması, geminin deniz haydutluğu ya da köle ticareti yapması, geminin izinsiz yayın yapması, harp gemisinin bayrağını taşıdığı devletin BMDHS 109’uncu maddeye göre yargı yetkisine sahip olması, yabancı bir bayrak çekmiş olmasına veya bayrağını göstermekten kaçınmasına rağmen geminin gerçekte savaş gemisiyle aynı tabiiyette olması veya geminin tabiiyetsiz olması halinde ciddi nedenler de var ise, savaş gemisi bu gemiyi durdurup, gemiye çıkma ve denetleme hakkına sahiptir. Savaş gemisi, geminin bayrağını çekmeye yetki veren belgelerinin doğruluğunu inceleyebilir, bu amaçla şüpheli gemiye bir subayın kumandasında bir araç gönderebilir. Belgelerin incelenmesi sonucunda şüpheler devam ederse, gemide mümkün olan nezaketle daha etraflı incelemeye geçilebilir. Ancak şüphelerin asılsız olması, çıkılan gemide bu şüpheleri haklı çıkaracak herhangi bir eylem yapılmadığının anlaşılması halinde, maruz kalınan zarar ve kayıpların da tazmini gerekir. (ADS m. 22, BMDHS m. 110)6.

Öncelikle belirtmeliyiz ki, EU MED IRINI Birleşmiş Milletlerin oluşturduğu ve yetki verdiği bir operasyon birimi değildir. Birleşmiş Milletlerin Askeri gücü değildir. Dolayısıyla MED IRINI oluşumu herhangi bir Birleşmiş Milletler kararına dayanmamaktadır. Avrupa Birliği’nin bu Birleşmiş Milletler kararını desteklemek için yasal bir askeri güç oluşturduğu varsayılsa bile amaç, Libya limanlarından Avrupa Birliği’ne üye olan devletlerin limanlarına gelen ya da Avrupa Birliği üyesi devletlerin limanlarından Libya’ya sefer yapan gemileri denetlemek olsa bir nebze makul denebilir. Ama operasyon sahası Akdeniz olarak belirlenmiştir.

Bu belirlemenin uluslararası deniz hukuku kurallarını uygulamak amacına dayandığı söylenmiştir. Dolayısı ile Roseline A gemisini Akdeniz’de açık denizlerde sefer yaparken durdurmak yetki aşımıdır. İkinci olarak Türkiye’nin taraf olmadığı Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi gemiye ziyaret yapılabilecek halleri sınırlı olarak belirlemiştir. Bu nedenle gemi hakkında nasıl bir istihbarat bilgisi alınmıştır da durdurularak aranmıştır. Bu bilgi doğru bile olsa nezaket gereği de olsa Türk Dışişleri’nden bilgi ve izin talep edilmemiştir. Kaldı ki, sonuç itibariyle varsa böyle bir istihbarat bilgisinin yanlış olduğu görülmüştür.

Üçüncü olarak gemi ne bir Avrupa limanından kakmış Libya’ya gitmektedir ne de Libya’dan bir Avrupa limanına gitmektedir. Gemi seferini Türkiye ile Libya arasında yapmaktaydı.

Sonuç olarak MED IRINI kuvvetlerinin açık denizlerde bulunan ticari bir gemiye çıkmasını hukuki bir gerekçe ile açıklamak mümkün görünmemektedir. Bu durumda neden sorusunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Kullanılan bu yetki uluslararası hukuka dayanmıyorsa, tamamen politik nedenlerden kaynaklandığını söylemek gerekir. Politik nedenleri ise önümüzdeki zaman gösterecektir.” (Kara, H., (2021). Deniz Ticareti , cilt.34, sa.1, 53-54.)

SONUÇ:

Yeni tip korona virüsle mücadele etmesi gereken AB’nin virüs yerine başka entrikalarla uğraşmasının ürünü olan İrini operasyonu ile kafaları karıştırmaya devam etmektedir.

Sonuçta “İrini Operasyonu” bir barış projesi değildir, Hafter’e askeri veya diplomatik itibar kazandırmak için ortaya çıkmış barış görünümlü savaş operasyonudur.

AB’nin Libya ile alakalı taraflı bakış açısı önemli bir sorun olarak bölgeyi rahatsız etmeye devam ediyor. Ve bu durum özellikle Türkiye-AB ilişkilerini de olumsuz şekilde etkilemeye devam ediyor.

Petrol şirketlerinin çıkarları, ambargonun başarısızlığı ve AB’nin taraflı politikaları Libya ve Akdeniz konusunu daha da karmaşık hale getirmeye devam ediyor.

Akdeniz hem var olan doğal kaynaklarıyla hem de ulaşım açısından bir çok ülkenin dikkatini çeken bir bölgedir.

AB’nin kural tanımaz hamleleri Akdeniz’e kıyısı olan ve bölgede hak iddia eden devletleri rahatsız etmektedir.

Uzun zamandır her fırsatta birbirlerine karşı durmadan hamle yapan Rusya ve ABD çekişmesinden ziyade bölge için Türkiye’ye karşı stratejilerin uygulamaya çalışıldığı da bilinmektedir.

Akdeniz’de Kasım 2020’de ‘Roseline A’ isimli Türk bayraklı kargo gemisine yapılan hukuk dışı aramada bunun ispatı niteliğindedir.

AB’nin ve ABD’nin bölgede askeri faaliyetler gerçekleştirmesi ve bunun devam edeceği konusundaki ısrarlı tutumları da yakın zamanda Ortadoğu’ya barışın ve huzurun gelmeyeceğinin sinyali şeklinde yorumlanabilir. Libya’da Hafter için savaşan Rus güvenlik şirketi Wagner’in, Moskova’nın “hibrit savaş” stratejisinin ürünü olarak birçok Afrika ülkesinde yapılanmasının, Ortadoğu, Akdeniz ve Afrika üçgeninde huzursuzluğun habercisidir.

Bu sebeple, bölgede çıkar çatışmalarının hızlanacağını söylemek doğru bir ifadedir.

Türk Akım ve enerji politik önemi

Dünya enerji-politiğinde önemli bir mesele; belirli coğrafyalarda bulunan doğal gaz ve petrolün, söz konusu bu kaynaklara büyük gereksinimi olan ülkelerden hayli uzak bölgelerde bulunuyor olmasıdır. Başka bir deyişle, petrol ve doğal gaza ihtiyacı büyük olan ve çoğunlukla da gelişmiş ülke olarak nitelenen coğrafyalara söz konusu bu enerji kaynaklarının ulaştırılması burada ana sorunu oluşturmaktadır. Dolayısıyla günümüzde önemli enerji politik metaforlardan biri enerji hatları ve geçtikleri güzergâhların jeopolitiğidir denebilir.

Öte yandan, akışkan iletiminde önemli bir transport sistemi, boru hatları olup, akışkan enerji kaynaklarının taşınmasına ilişkin kullanımları önemli bir alternatif olarak öne çıkmaktadır. Bilindiği üzere boru hatlarının; temiz ve pis sular ile sıvı kimyasallar için kullanılması hayli eski olmasına karşın petrol ve doğal gazın transportu için kullanımının 20.yüzyılın ikinci yarısında özellikle gündeme geldiği gözlenmektedir. Bu durum kısa denebilecek bir sürede öylesine başatlık kazanmıştır ki; artık “boru hatları” denince çoğu kez petrol ve doğal gaz boru hatları akla geliyor olmaktadır.

Bilindiği üzere günümüzde doğal gaz, fosil yakıtlar içinde tercih edilen ve kullanımı giderek artan bir enerji kaynağı niteliğine haizdir. Bunda doğal gazın, diğer fosil yakıtlardan kömür ve petrole göre daha az sera gazı salımı vermesi ve kullanımının elverişli ve kolay olmasının da rolü büyüktür.

Doğal gazın taşınması için en tercih edilen alternatif, boru hatlarından yararlanmak olmaktadır. Burada bir diğer alternatif de, uzun mesafeli deniz aşırı taşıma için doğal gazın sıvılaştırılarak LNG ((Liqufied Natural Gas) olarak taşınmasıdır. Ancak bu şekilde taşıma (doğal gazın önce sıvılaştırılması bu şekilde özel taşıma gemileri ile taşındıktan sonra varım yerinde tekrar gazlaştırılmasıyla) hayli pahalı bir seçeneği oluşturmaktadır. Dolayısıyla, doğal gaz kullanımının artmasıyla ilgili boru hatlarının inşasının da artarak devam ettiği gözlenmektedir.

Türk Akım Doğal Gaz Boru Hattı

Halihazırda, Avrupa kıtası genel olarak yeterli doğal gaza sahip olmadığından iyi bir doğal gaz alıcısı durumundadır. Nitekim Avrasya’dan Avrupa’ya yönlenmiş doğal gaz boru hatları bulunmaktadır. Tüm bu boru hatlarının hepsi ayrı bir stratejik öneme haiz bulunmaktadır.

Kısaca “Türk Akım” olarak nitelenen “Türk Akım Doğal Gaz Boru Hattı” Avrupa’ya yönlenen önemli bir doğal gaz boru hattı olarak hayata geçmiş bulunmaktadır. Bu hat, doğal gazı Rusya topraklarından Karadeniz’i kat ederek Türkiye’ye ulaştırmakta ve takiben Avrupa’ya özellikle Balkanlar üzerinden ulaştırmaktadır. Türk Akım’ın yapımına Mayıs 2017’de başlanmış ve Projenin Karadeniz deniz geçişine ilişkin inşaatı ise 9 Kasım 2018’de tamamlanmıştır.

Türk Akım iki paralel hattan oluşmaktadır (Şekil 1).  Bu hatlarından biri Türkiye’nin gereksinimi olan doğal gazı karşılamakta, diğeri ise Balkanlar üzerinden Avrupa ülkelerinin gereksinimini yönelik inşa edilmektedir. Bir başka deyişle birinci hat tek bir ülkenin yani Türkiye’nin ihtiyacı için inşa edilmişken, ikinci hat, birden fazla ülkenin doğal gaz ihtiyacını karşılamak üzere hayata geçirilmektedir.

Rus doğal gazı, kuzeydoğu Karadeniz’de Anapa’dan deniz altına girmekte ve Karadeniz’i doğudan batıya diyagonal olarak geçerek Türkiye’de Trakya bölgesinde İstanbul’a yaklaşık 100 km uzaklıktaki Kıyıköy bölgesinden tekrar yüzeye çıkmaktadır. Böylelikle Türk Akım Doğal Gaz Boru Hattı, Rusya’dan Türkiye’ye bu iki ülkenin karasuları ve Münhasır Ekonomik Bölgeleri (MEB) üzerinden Karadeniz’i kat ederek geçmiş olmaktadır. Bu bakımdan Türk Akımın deniz hukuku açısından sorunlu bir durumu söz konusu görünmemektedir.

Türk Akım doğal gaz boru hattı deniz altında 930 km mesafe kat etmekte olup bunun 700 km.’si Türkiye’nin Münhasır Ekonomik Bölgesi’nden geçmektedir. Derinlik olarak ise en derin deniz altı döşeme derinliği yaklaşık 2200 m mertebesindedir.  Söz konusu iki boru hattı halindeki Türk Akım, Türkiye’de Kıyıköy’den karaya çıktıktan sonra yine birbirine paralel iki hat halinde kara hattı olarak Türkiye’de Lüleburgaz’a ulaşmaktadır.  Türk Akım-1 olarak betimlenen doğal gaz boru hattı, buradan itibaren Türkiye’nin kendi iç doğal gaz ağına doğal gazı vermektedir. Böylece Türk Akım-1, Türkiye’nin kendi gereksiniminin karşılanmasına hizmet etmektedir.

Türk Akım-2 olarak nitelenen ikinci hat ise güneydoğu Avrupa’nın ihtiyacı olan doğal gazı karşılamak üzere projelendirilmiş olup Türkiye’nin batı sınırına ulaşmış ve sınırı aşmış bulunmaktadır. Resmi olarak Türk Akım Doğal Gaz Boru Hatları’nın açılış töreni 8 Ocak 2020’de Türkiye ve Rusya Devlet Başkanlarının katılımıyla gerçekleştirilmiştir.   

Teknik özellikleri bağlamında; boruların her biri 12 m uzunluğunda, 81 cm çapında ve 3,9 cm çeper kalınlığında olup 9 ton ağırlığındadırlar. 150 bin kadar boru, (Pioneering Sprit isimli) özel bir gemi ile günde ortalama 4 km döşeme yapılarak gerçekleştirilmiştir. Bu bakımdan Türk Akım, önemli bir mühendislik deneyimi de sergilemektedir.

Ekonomik açıdan bakıldığında ise Türk Akım, 7 Milyar US Dolar mertebesinde bir yatırımı ifade etmektedir ve 13500 kişinin istihdamı ile hayata geçirilmiştir. Türk Akım’ın her iki hattı tam kapasiteye çıktığında yılda 31,5 Milyar m3 doğal gaz taşıma kapasitesine sahip olacaktır. Her bir hattın doğal gaz taşıma kapasitesi 15,75 Milyar m3 ‘dür.

İkinci hattın ülkelere taşıyacağı doğal gaz kapasiteleri Şekil 2’de görülmektedir. Türk Akım-2’nin devreye alınmasından itibaren 5,8 Milyar m3 doğal gaz Avrupa’ya kesintisiz olarak taşınmış bulunmaktadır. Önümüzdeki zaman içinde tam kapasiteye çıkması beklenmektedir.

Türk Akımın Enerji-Politik Önemi

Enerji politik açıdan Türk Akım’ın gerçekte farklı yönlerden önem taşıdığı ifade edilebilir. Bir başka deyişle bu doğal gaz boru hattı; Türkiye ve Rusya için olduğu kadar Türk Akım-2 üzerinden doğal gaz alabilecek Avrupa ülkeleri için de ayrı bir yere sahip olması beklenmektedir. Her şeyden önce alıcı olan tüm ülkeler doğal gaz gereksinimlerini sağlayacak ve var olan tedarik şartlarını yedekleyeceklerdir.

Rusya için ise doğal gaz arzı sağlayan ülke olarak ekonomik açıdan yedeklilikle güvence sağlayacaktır. Bununla beraber adları geçen her ülke için Türk Akım Doğal Gaz Boru Hattı’nın farklı veçheleri de bulunmaktadır.

Türkiye açısından enerji-politik açıdan bakıldığında; Türk Akım, iki farklı yönden önem taşımaktadır. İlk olarak, Türk Akım-1 ile Türkiye’nin kendi gereksinimi olan doğal gazın karşılanması ile doğal gaz teminine yönelik önemli bir seçeneğe sahip olmaktadır. Bir başka deyişle, arz güvenliğinin sağlanmasına yönelik olarak yedeklilik bağlamında önemli bir alternatifi hayata geçirmiş olmaktadır.

Burada şunu da belirtmek gerekir ki; konjüktürel şartlar bağlamında Türkiye’nin şimdiye kadar İran’dan aldığı doğal gazı (İran’a uygulanması muhtemel ambargo nedeniyle) alamaması durumunda oluşabilecek dar boğaz da böylece aşılabilmiş olmaktadır. Bu bağlamda, Türkiye’de 81 ilin tümüne ulaşan doğal gaz ağı ile artan doğal gaz ihtiyacının farklı besleme kanallarından temini sağlanmış olmaktadır.

Türk Akım doğal gaz boru hattının Türkiye için öne çıkan ikinci önemli konusu; Türk Akım-2 hattı üzerinden Güneydoğu Avrupa’ya taşınacak doğal gaz olmaktadır. Böylelikle Türkiye’nin 2023 hedefleri bağlamında söz konusu bu ikinci hat ile  “Enerji Terminali” ülke olma veya “Enerji Merkezi” ülke olma amacına hizmet eden önemli bir kazanım sağlanmış olmaktadır. Bu durum Türkiye’nin jeopolitiği açısından da son derece önem arz eden bir metaforu ifade etmektedir.

Ayrıca, Türkiye şimdiye kadar Rusya’dan sadece kendi kullanımına yönelik doğal gaz almıştı. Türk Akım-2 ile ilk kez Türkiye’nin kendi iç ihtiyacından ayrı olarak diğer ülkelere doğal gaz satışı konusunda Rusya ile mutabakat sağlanmış olmaktadır. Oysa daha önce böyle bir durum sağlanamamıştı. Örneğin; Mavi Akım ile alınan doğal gazın, Samsun-Ceyhan boru hattı çekilerek Ceyhan’dan satışa arzı (Rusya’nın muhalefetiyle) sağlanamamıştı. Bu bakımdan Türk Akım-2 ayrı bir nitelik taşımakta olup, Türkiye’nin 2023 hedefleri bağlamında, Türkiye’nin enerji konusunda söz sahibi olması yönünde enerji merkezi olma yönünde önemli bir aşamayı teşkil etmektedir.

Türk Akım-2 Avrupa Birliği (AB) açısından değerlendirildiğinde; AB doğal gaz arz güvenliği bakımından yeni bir tedarik seçeneğini oluşturmaktadır. Böylelikle,  Avrupa’yı Ukrayna üzerinden besleyen boru hattına bir alternatif olarak hayata geçmektedir. Her ne kadar söz konusu hatlar için kaynak ülke Rusya olmakla beraber, transit ülkelerdeki olabilecek sorunlara karşın bu hatlar AB için enerji tedarik güvenliğini sağlıyor olacaktır. (Ukrayna’da yaşananlar göz önüne alındığında bu durm daha net anlaşılabilmektedir.)

Öte yandan Türk Akım-2, AB’ye üye olmayan ülkelerden Sırbistan’a da doğal gazı taşıyor olmaktadır. Fazla olarak, zaman içinde (Rusya’dan arzın artmasıyla) AB üyesi olmayan diğer Balkan ülkelerine (örneğin; Kuzey Makedonya, Bosna-Hersek, Kosova, Arnavutluk gibi ülkelere) de dallanmalarla doğal gaz taşınabilecektir. Bu durum, Türkiye için enerji-politik olduğu kadar siyasi ilişkilerin güçlenmesine ilişkin olarak da önem taşımaktadır.

Rusya bakımdan konu ele alındığında; Türk Akım’ın birinci hattı ile Orta Doğu’nun en önemli doğal gaz alıcısı olan Türkiye pazarında durumunu pekiştirmiş olmaktadır. Bu durum her iki ülke için de önem arz etmekte olup iki ülke arasında farklı konular için de işbirliğine yönelik olarak bir alt yapı oluşturabileceğini düşündürmektedir.

Türk Akım-2 doğal gaz boru hattını, Rusya açısından önemi, belki de birincisine göre daha büyüktür. Zira Rusya Avrupa’ya ana arter olarak doğal gazı, halen Ukrayna üzerinden pazarlamaktadır. Ancak, Ukrayna ile yaşanan ve/veya yaşanabilecek krizli durumlarda alternatif hatlardan biri Türk Akım-2 olabilecektir. Bir başka deyişle, Rusya için Ukrayna’nın enerji terminali olma niteliğinin önem fonksiyonunu azaltıyor olmaktadır.

Sonuç

Yukarıda açıklananlar bağlamında anlaşıldığı üzere, Türk Akım’ın enerji-politik önemi hemen kendini göstermektedir. Türk Akım doğal gaz hattı, taraf olan ülkeler açısından ayrı ve farklı yönlerden önem arz etmektedir. Ortak husus; Türk Akım’ın doğal gaz gereksinimine hizmet eden önemli bir seçenek oluşturduğudur. Ancak her ülke için ifade ettiği anlam, ortak hedefin ötesinde değer taşıyor olmasıdır. 

Ancak, şunu da belirtmek gerekir ki; Türk Akım doğal gaz boru hattına doğrudan taraf olmayan ancak, Avrupa ülkelerine (AB üyesi olsun veya olmasın) doğal gaz veya LNG satmak isteyen ülkeler için risk oluşturan bir alternatif olarak görülebilir. Örneğin; boru hatlarıyla taşınan doğal gaza göre pahalı olan LNG alımı Avrupa bağlamında önemini kaybedebilir. Son yıllarda LNG satıcısı durumuna gelen bölge dışı aktör durumunda olan ABD’nin de burada üzerinde durulması gereken ülke olarak yerini alabileceği görülmektedir. Nitekim bu yönde ifadeler gündeme gelmeye başlamış bulunmaktadır.

Öz olarak Türk Akımı projesi, artık bir doğal gaz iletim hattı projesi olmaktan daha öte bir nitelik taşımaktadır denebilir. Ayrıca enerji rekabetinde dengeleri değiştirebilecek özelliği de sahip bulunmaktadır. Bu bağlamda, konu sadece enerji-politik değil, dünya siyasetini düzenlenmesinde ve Türkiye jeopolitiğinin giderek etkinleşmesinde önemli rol oynayabilecek evsafta görülebilir. Dolayısıyla Türk Akım doğal gaz boru hattı, Türkiye’nin enerji politiğini kuvvetle etkileyebilecek niteliğe sahip bulunmaktadır. Önümüzdeki zaman sürecinde (hatta şimdiden başlamış gibi görünen) bu etkileme özelliğinin, kendini daha net olarak göstermesi beklenmelidir. Bir başka deyişle, Türk Akım projesi; Türkiye’nin bölgedeki önem fonksiyonunu olduğu kadar risk faktörünü arttıracak boyuttadır denebilir.

Anılarla Basınköy 2

Basınköy’de öyle bir tarih var ki, güzelliği sanki bir girdap gibi her katmanında ayrı bir heyecanla ve merak ile öğrendikçe dibe doğru çekerken beni bir yandan da verdiği mutlulukla erişilmez bir haz yaşatır oldu.

Kitap diyoruz, çabucak yazılır sanıyoruz ama öyle değil işte bir ömür boyu sizinle yaşayacak hatta sizden sonra nesillere ulaşırken yaşanmışlıklar da beraberinde elden ele, dilden dile taşıyacak. Yanlış bir bilgi doğru diye kalmaması lazım, buda işin en zor kısmını oluşturuyor. Her şeyi teyit ederek bir kez daha bakarak, son kez okuyarak ,iyice emin olduktan sonra satırlara taşıyorsun.

Geçen haftalarda birçok ziyaret yaptım Basınköyü’müzün çizerleriydi hedefimdeki bölüm bunun için yol arkadaşım en büyük destekçim Ediz Çanakci’nin binlerce kitaptan oluşan kütüphanesinde aldim soluğu yaptik kahvelerimizi bir elde not defterimiz ,bir elde kalem, birer birer çıkarttık kitapları acılan her sayfada tarih, anılar, güzel günler geçti gözümüzün önünden tek tek sayfalara yazıldı hatıralar karikatüristler .

Kimler yok ki Basınköyü’müzle karikatür tarihi ve çizerlerimizi yazalım o zaman sizlerde bana hak vereceksiniz.

Tonguç Yaşar, Mustafa Mim Uykusuz, Yalçın Çetin, Nehar Tüblek, Zeki Beyner, Semih Balcıoğlu, Ferruh Doğan, Mustafa Eremektar Mıstık, Cafer Zorlu, Faruk Geç, Öktemer Köksal, Abdullah Turan, Kara Murat, Sezgin Burak Tarkan çizgiroman.

Her biri ayrı değer, benzersiz kalemler, anlatmakla bitmeyecek ustalar umarım kitabımda elimden geldiği kadar aktabilirim kendilerini ve layık olabilirim ustalarımıza onların koca hayatlarına güzel yüreklerine ve kalan ailelerine bir hatıra verebilirim.

Kahveler içildi notlar alındı fotoğraflar çekildi ama gün bitmeden yönetimin yolunu tuttum Basınköy Spor Kulübünün kupaları vardı sırada. Rahmetli Erdoğan Pastutmaz ilk akla gelen kulübün aldığı başarıların , unutulmaz anların, hatıraların ,emeklerin ödülü kupalar eşi tarafından yöneticimiz Arif Şayir’e teslim edilmişti Cem Meral abimden öğrendim, sağolsun açtı bize vitrini, onlara dokunmak bile beni yıllar öncesine götürmeye yetti tek tek fotoğrafladım ölümsüz bir anim vardı artık abilerimin başarılarının hatıralarıyla. Keşke zamanında bunu diğer  büyüklerimizin hepsiyle yapabilseydim anlayamadık o zaman bugünlerde ne kadar değerli olacağımı. Hayat bize o kadar güzel öğretiyor ki elimizdeyken anlayamadıklarımızı kaybedince anlamayı.

Satır başlarıyla paylaştım sizlerle kitabımın nasıl gittiğini sonraki yazılarımda da yazmaya devam edeceğim umarım sizlerde ben yazarken keyifle benim ile olursunuz .

Kalın sağlıcakla Basınköy maceralarında.