7.6 C
İstanbul
Perşembe, Nisan 9, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 48

3 Deniz Girişimi

“3 Deniz Girişimi” (3SI) Baltık Denizi, Karadeniz ve Adriatik Denizleri arasında yer alan Estonya, Letonya, Litvanya, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Macaristan, Slovenya, Avusturya, Hırvatistan, Romanya ve Bulgaristan olmak üzere 12 AB ülkesini bir araya getirmektedir.

Girişimin temeli, ABD’li bir kuruluş olan Atlantik Konseyi’nin 2014 yılında hazırladığı “Avrupa’yı Tamamlamak” başlıklı rapordan hareketle 2015 yılında Polonya ve Hırvatistan öncülüğünde atılmıştır. İlerleyen süreçte girişimin içerisinde Polonya’nın etkinliğinden ve üstü örtülü bir liderliğinden bahsetmek mümkündür. 

Tamamı AB üyesi olan bu Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri soğuk savaş döneminde “demir perde” ülkeleri olarak doğu blokunun içinde konumlanmışlardır. SSCB’nin dağılmasıyla birlikte bu ülkeler Rusya karşıtı bir pozisyon almış ve Avrupa-Atlantik yapıları ile bütünleşme yönünde bir yol izlemişlerdir. Sonuçta çeşitli farklılıkları içerse de ortak bir tarihi ve kültürel geçmişe sahip olan bu ülkeler 3 Deniz Girişimi çerçevesinde bir araya gelmiştir. Girişim, başlangıçta AB’ye rakip olarak değerlendirilse de bugün için daha çok onu tamamlama amacı taşımaktadır. 

Geçtiğimiz yüzyılda Avrupa Birliği’nin oluşturduğu ortak ekonomik ve gümrük alanı, kıtanın bir bütün olarak istikrarlı bir şekilde gelişmesinin önünü açmıştır. Buna rağmen Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri, ekonomik eşitsizlikleri ve eskimiş altyapıları nedeniyle Batı Avrupa ülkelerinin gerisinde kalmışlardır. AB, her ne kadar kolektif politikalar geliştirmeye çalışsa da özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren oluşan ülkelerarası eşitsizlikler bugün hala devam etmektedir. 3 Deniz Girişimi’nin temel amacı bu eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasına yönelik politikalar üretmektir. Özellikle enerji, ulaşım ve dijital altyapı projeleri geliştirmek suretiyle bölgesel bir iş birliği planlanmaktadır. Bu girişim ile hukukun üstünlüğü ilkelerine saygılı, şeffaf bir yönetim, piyasa ekonomisi koşullarında ortak pazar olarak işleyen ve çevre konularına duyarlı bir alan oluşturmak amaçlanmaktadır.

3 Deniz Girişimi’nin jeopolitik önemi, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi karşısında ABD’nin Haziran-2021 tarihinde yapılan G7 Zirvesinde dile getirdiği Yeşil Kuşak ve Yol Projesi kapsamında ortaya çıkmaktadır.  Girişim, son 50 yılda Orta ve Doğu Avrupa’da ortaya çıkan en önemli siyasi ve ekonomik politika olarak değerlendirilmektedir. Buna göre üç deniz bölgesinde güvenli, istikrarlı ve ekonomik açıdan uygun stratejik müttefiklere sahip olmak ABD’nin güvenliği ve ekonomik çıkarları açısından önemlidir. Çünkü bölgede zaman içerisinde artan bir Çin etkisi söz konusudur. Çin uzun süredir Doğu Avrupa’da nüfuz kazanmak için büyük altyapı projelerini zorlamaktadır. Hatta Çin’in bu bölgeye yönelik olarak 2012 yılında geliştirdiği 16+1 Girişiminin 10 üyesi aynı zamanda 3 Deniz Girişimi’ne de üyedir. Bu açıdan bakıldığında bölgedeki projeler üzerinden jeopolitik rekabet giderek artmaktadır. Sonuç olarak 3 Deniz Girişimi, Çin’in Avrupa’daki artan etkisine karşı ABD tarafından tepkisel pratik bir “karşı çıkış” olarak değerlendirilebilir.

(16+1 Girişimi, on iki AB üye ülkesini ve beş Balkan ülkesini – Arnavutluk, Bosna-Hersek, Makedonya, Sırbistan, Karadağ, Yunanistan,  lovenya, Hırvatistan, Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Estonya, Letonya, vePolonya’yı –  içermektedir.)

Vaillant’a “En İyi Isı Pompası” Ödülü

Yeni ürün geliştirme çalışmalarında tüm yaşam döngüleri boyunca enerji verimli ve çevre dostu ürünlere öncelik veren Vaillant’ın bu doğrultuda geliştirdiği, benzerlerine göre 700 kat daha çevreci ısı pompası aroTHERM plus, İngiltere’nin önde gelen ev dekorasyon dergisi Homebuilding & Renovating Magazine’in düzenlediği Green Home Awards’ da ödüle layık görüldü.

Green Home Awards, daha sürdürülebilir bir gelecek yaratma yolunda gezegenimizi koruma hedefiyle, yeşil çözümlerde öncülük eden üreticileri ve tedarikçileri takdir etme hedefiyle tasarlandı. Uzman bir jüri heyeti tarafından incelenen aroTHERM plus, benzersizlik, verimlilik, çevresel referanslar ve kullanım için uygunluk gibi çeşitli kriterlere göre değerlendirildi ve oyunun kurallarını değiştiren teknolojisiyle “En İyi Isı Pompası” kategorisinin kazananı oldu.

Isı pompalarının hem verimlilikleri hem de doğa dostu yapıları ile öne çıktığını belirten Vaillant Group Türkiye CEO’su Alper Avdel, “Bize göre gerçekten devrim yaratacak bir cihaz olan aroTHERM plus’ın uluslararası otoriteler tarafından da takdir edilmesinden büyük mutluluk duyuyoruz. Günümüzde hibrit, hidrojen, hava, su, toprak kaynaklı ısı pompaları gibi çok çeşitli yeni nesil teknolojiler gündemdedir. İklimlendirme sektörü bu anlamda kuvvetli bir gelişim içinde. Gelecekte özellikle ısı pompaları ve hidrojen ile çalışan cihazlar öne çıkacak. Biz de geleceğin ısıtma sistemleri olarak değerlendirdiğimiz ısı pompalarını uzun süredir tüketicilerle buluşturuyoruz. aroTHERM plus ısı pompamız bu doğrultuda yaptığımız yatırımlardan biri” diye konuştu.

Belki de son savaş, son şans

Güney Türkistan, Afganistan’ın kuzeyinde yer alan, arazisi düz ve Afganistan’ın Uluğ Türkistan’a açılan stratejik kapısıdır. Bilindiği üzere Uluğ Türkistan’ın ayrılmaz bir parçası olan Güney Türkistan, 16 Türk Hükümdarlığının 7’sinin kurulduğu ve yönetildiği kadim Türk yurdudur. 

Güney Türkistan özgürlüğünü kaybettiğinden beri asimilasyona maruz kalmış ve benliğinden uzak tutulmaya çalışılmıştır. Güney Türkistan’ın Müslüman-Türk halkı son 42 yıldır imkânsızlıklar içerisinde ve bir o kadar da insanüstü gayretle bölgede varlığını kaybetmeme gayretinde olmuştur. Uzun yıllar silahtan ve savaştan uzak kalan Güney Türkistan Türkleri, Mareşal Raşit Dostum’un liderliğinde savaşmaya ve askeri örgütlenmeye gitmiştir. 1882’den beri özgürlük hasreti çeken Güney Türkistanlılar, 1994’te kendi bölgesel hâkimiyetini kurup, kendi kendini yönetmeye başlamıştır.

Lakin Güney Türkistanlıların makûs talihi yine değişmemiş, 1994 sonrası dönemde Pakistan medreselerinde öğrenim gören talebelere askeri eğitim verilerek “Taliban” adlı bir örgüt kurulmuş, örgüte Afganistan’da alan açılmış ve zaman kaybetmeyen Güney Türkistan’a musallat edilmiştir. 

Dört yıllık silahlı mücadele ve cephe savaşlarında sürekli olarak Türklere mağlup olan ve defalarca hezimete uğrayan Taliban örgütü, yok edileceği anda Batı desteğini de alarak, özel anlaşmalarla Güney Türkistan’ı savaşmadan 1998’de amiyane tabirle gasp etmiştir. Göz göre göre Güney Türkistan’da imkânsızlıklar içerisinde ve insanüstü gayretle kurulan tüm yapı tarumar edilmiş ve Güney Türkistan’ın 150.000 kişilik ordusu dağıtılmak zorunda bırakılmıştır. 

2001 yılında tekrar bir ümitle askeri yapıyı teşkilatlandıran Raşit Dostum, ABD ile yaptığı anlaşma ile Güney Türkistan’ın iki ayda Taliban’dan temizleneceğini söyleyerek Amerikalı yetkilileri kendisine hayran bırakmış, verdiği sözü tutan Dostum, bir ayda Güney Türkistan’daki yedi şehri Taliban’dan temizlemiştir. Tekrar güçlenen Güney Türkistan Türkleri, bu sefer silahsızlanma projeleri adı altında ellerindeki silahları bırakmak zorunda bıraktırılmış, dahası savaş tecrübesi olanlar Merkezi devlet ordusuna alınmamış, alınanlar da kısa süre sonra Kabil yönetimi tarafından çeşitli bahaneler ile tasfiye edilmiştir. 

2002-2014 yılları arasında Güney Türkistan Türkleri sistematik olarak bastırılmış ve devlet yapısından uzaklaştırılmaya çalışılmıştır. Afganistan’da kurulan 4 hükümette de ana rolü oynayan Türklerin destekledikleri kişi Afganistan cumhurbaşkanı olarak seçilmiştir. 2014 seçimlerinde Afganistan tarihinde ilk defa Cumhurbaşkanı yardımcısı olarak seçilen bir Türk, tüm tabuları kırmış ve Türkler siyasette en üst seviyede temsil edilmeye başlanmıştır. İlk defa bu denli üst seviyede temsil edilemeye başlanan Türklerin önü Merkezi Hükümet tarafından kesilmeye başlanmış ve çeşitli bahaneler ile Kabil siyasî muhitinden uzaklaştırılmışlardır. 

2012 yılında Cumhurbaşkanı Kalem Müdürü olan Abdulkerim Hürrem yazdığı bir makalede Afganistan savaşının güney Afganistan’dan kuzey Afganistan’a kaydırılacağını ve Orta Asya ülkelerinin bu vesile ile tehdit altına alınacağını iddia emiştir. Fakat bu durum Karzai Hükümeti tarafından ciddiye alınmamış, üstelik de yalanlanmıştır. Çok geçmeden Merkezi Karzai Hükümeti’nin Taliban’ın askeri, lojistik ve stratejik olarak güçlendirmeye matuf destekleri de kanıtlanmıştır. Karzai de bizatihi kendisi bu durumu kabul etmiştir. Bununla da yetinmeyen Karzai, Taliban için “kardeşim” diye hitap etmekte bir sakınca da görmemiştir. Peki Taliban, Güney Türkistan’da ne yapmak istiyor? 

Taliban’ın her ne kadar dini bir yapılanma olduğu düşünülse de işin aslı hiç de öyle değildir. Aslında Taliban, çekirdek yapısı üzerine dini elbise kılıfı giydirilmiş etnisite temelli siyasi ve askeri bir örgüttür. Pakistan medreselerinde çocuk yaştan itibaren sözde “cihat” adı altında beyinleri yıkanarak yetiştirilen gencecik beyinler önce Afganistan’a akabinde de Güney Türkistan’a asker olarak gönderilmiştir. Örgüt elamanlarına hedef olarak Afganistan’da yabancı güçlere karşı mücadele etmek ve Türkistan coğrafyasında İslami bir devlet kurmak enjekte edilerek beyinleri yıkanmıştır. Örgütün her ne kadar günümüzde faaliyet alanı sadece Afganistan gibi görünse de Afganistan’a komşu tüm ülke halklarıyla temaslar sürdürülmektedir. 2001 yılında siyasi hezimete uğrayan Taliban’ın bu tarihten sonra siyasi ayağını da güçlendirmeye çalıştığı bilinmektedir. Çin’de kırmızı halılarla karşılanmalarını, Katar Dışişleri Bakanı vasıtasıyla ayrı ayrı ABD ile görüşülmesini ve en son Moskova’da Rus yetkililerle müzakerelerini bu yönde değerlendirmek yerinde olacaktır. 

Taliban’ın üst düzey yöneticileri gibi alt kademelerini de Peştunlar (Afganlar) kontrol etmektedir. 2001’den önce örgütün tamamına yakını Peştunlardan (%95 ve daha fazlası) oluşmaktayken, bu tarihten itibaren Türk kökenli savaşçıları eğitip saflarına katan örgüt gözlerini bu sefer Güney Afganistan’a dikmeye başlamıştır. Güney Türkistan Türklerinin sayısının Taliban saflarında artmaya başlaması ile Taliban’ın Güney Türkistan’da hâkimiyet kazanmaya başlaması aynı döneme tekabül etmektedir ki, bizim “Taliban savaş alanını Afganistan’ın güneyinden kuzeyine yani Güney Afganistan’a yaymak istiyor” görüşümüz de bu hakikate dayanmaktadır.

Basınköy’ü anlamak

Bu yol o kadar keskin bir hayat tecrübesi ki yaşamadan anlamak, anlayamadan doğrulamak mümkün değil. Neden mi anlatayım. Basınköy demek İstanbul’un en güzel yerinde doğayla, deniz’le, göl’le, ormanla bütünleşmek demek ama bunlar güzel yanları, Basınköy demek çileli hayatlar, darbeler askerler, gazeteciler, anıları yaşanmışlıkları demek; çileli yıllar demek. Basınköy demek; roman, edebiyat, sanat, resim, çizgi roman, karikatür, ressam, köşe yazarı, gazeteci, foto muhabiri, genel yayın yönetmeni, gazete patronu, yorumcu, televizyoncu demek. Basınköy o yüzdendir ki yaşanmışlıkları insana doğru bildiğini yanlış yanlış bildiğini doğru yapar, kızdığımız, yargıladığımız değerlerin gerçek yönünü öğretir, alamadığımız feyzlere keşke dedirtir, değerini anlayamadıklarımızı değerli kıldırır.

Zannetmiyorum ki hiç bir semtte bir yazarla konuşurken bir ressamın görüşünü almak oradan bir yorumcuyla kahve içmek, Nobel adayı insanlarla uçurtma uçurtmak, birçok sanatçı, artist ile sohbet etmek, onlarca filmin çekildiği evlerde oynamak, hatta o filmlerde de olmak… Dünya literatüründe geçmiş insana abi, amca diyebilmek, çocuklarıyla beraber büyüyebilmek, askerlerden tarihi dinlemek, kitaplarda televizyonlarda gördüklerimizi, okuduklarımızı ilk ağızdan öğrenmek demek.

Basınköy’ü anlayabilmek için yaşamak lazım. Ben ve ailem 1959 yılından bu yana semtteyiz, babam kurucusu iken ben bile yıllar içimde hatta bu güne yeni öğrendiklerim var o yüzdendir ki gelecek nesillere Basınköy’ü aktarmak istiyorum.

Tarihçesi Osmanlı Rus harbinde Rus askerlerinin buraya gelmesiyle başlıyor. Tarih 1877 Ayastafanos Antlaşması ile savaş sona eriyor. Bizim hikâyemiz de o günden bu güne geliyor.

Yıllarca av köşklerinin olduğu sonra bağların kurulduğu ekin alanlarının oldu bir yer.

Atatürk’ün 1934 yılında Yeşilköy’den bir vekilin Şenlikköy’deki bağ evine daveti ile başlayan sonrasında buraya bir deniz köşkü ve orman için talimat vermesinden sonra semt iyice göz önüne çıkıyor.

Açılan plajlar ve lokantalar iyice popüler oluyor. İnsanlar denize girmeye eğlenmeye, yemek için gelmeye başlıyor.

Basınköy 1960 da başlıyor. 1964 de bitiyor. Havacılar sitesi, Kartalköy ve Basın sitesinden oluşuyor. Asker ve Gazeteci ailelerinin kurduğu iki kooperatif. Menekşe’de özel plajları olan bir semt. Karayolu, hava alanı, deniz ulaşımı, tren yolunun geçtiği o zamanların tek semti.

Bu günlerde doğal kalmış nadir yerlerden ama yaşanmışlıkları?

Sözün özü bir tarih Basınköy.

Kalkınma Yatırım Bankası’ndan Rüzgâr Enerjisine 822 Milyon Dolarlık Destek

Dünya Rüzgâr Günü kapsamında yeşil enerji kaynaklarının uluslararası boyuttaki önemine dikkat çeken Kalkınma Yatırım Bankası Genel Müdürü İbrahim Öztop, iklim değişikliğinin yarattığı küresel tehdidi ortadan kaldırmak için yürütülen çalışmalarda Rüzgâr Enerjisi Santrallerinin (RES) öneminin giderek arttığını belirtti.

Öztop, “Ülkemizin yenilenebilir enerji gücünde büyük rolü olan rüzgâr enerjisi santrallerine finansman desteği sağlamayı sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Bankamız, 2020 yıl sonu itibarıyla RES Projelerine 512 milyon dolar finansman desteği sundu. 2021 yıl sonuna kadar RES alanındaki yatırımlarımıza devam ederek 310 milyon dolarlık daha finansman sağlayıp toplamda 822 milyon dolarlık kaynağı yalnızca bu alana ayırmayı hedefliyoruz. RES projelerine olan desteğimiz gelecekte de devam edecek” dedi.

İklim değişikliği konusunda atılacak somut adımların önemine dikkat çeken Kalkınma Yatırım Bankası, enerjide dışa bağımlılığı azalan bir Türkiye hedefiyle çalışarak, bugüne kadar finanse ettiği ve faaliyete başlayan 626 MW kurulu gücündeki RES projeleri sayesinde 475 bin hanenin yıllık enerji ihtiyacının karşılanmasına vesile oldu. Banka ayrıca, 2021 yılında finanse edeceği RES yatırımlarıyla toplamda 920 MW’lık RES kurulu gücüne ulaşılmasını sağlayarak 700 bin hanenin yıllık enerji ihtiyacının karşılanmasında rol oynayacak. 15 Haziran Dünya Rüzgâr Günü’nde RES’lerin öneminin giderek arttığını belirten Banka, finanse ettiği RES yatırımlarıyla 1,65 milyon ton eşdeğer karbondioksit emisyonu azaltımına katkıda bulunuyor. 

Türkiye’de 2020 yılında gerçekleştirilen RES projelerinin yüzde 10’unu Kalkınma Yatırım Bankası’nın finanse ettiğini belirten Öztop, “Finansman desteği sağladığımız enerji projelerinin kurulu güç bakımından yüzde 33’ünü RES projeleri oluşturuyor. Banka olarak bugüne kadar toplam 23 RES projesine destek verdik. Faaliyete geçen RES’lerin kurulu gücü 626 MW ve bu projelere sağlanan toplam finansman miktarı ise 512 milyon dolar seviyesinde. 2021 yılı boyunca RES projelerine yoğunlaşarak, bu alana 310 milyon dolar daha finansman desteği sağlamayı ve 2021 yıl sonu itibarıyla RES projelerinin finansmanında toplam 822 milyon dolara ulaşmayı hedefliyoruz. RES projelerine olan finansman desteğimiz gelecek yıllarda da devam edecek” dedi.

“Ülkemizin düşük karbonlu ekonomiye geçişinde önemli bir rol alıyoruz”

Projelere finansman desteği sağlamanın yanı sıra, her bir projeye yatırım konusu ve tutarından bağımsız olarak uluslararası standartlar ile uyumlu şekilde çevresel ve sosyal risk değerlendirme çalışması yaptıklarını vurgulayan Öztop, “2020 yıl sonu itibarıyla yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği projeleri kredi portföyümüzün yüzde 57’sini oluşturuyor ve sürdürülebilirlik temalı kredilerin portföyümüzdeki payı ise yüzde 63 seviyesinde. Kurulu gücü yaklaşık 2.870 MW olan 309 adet enerji yatırımına 1,2 milyar TL civarında kredi kullandırımı gerçekleştirdik. Temiz enerjiye erişimde oldukça önemli olan rüzgâr enerjisi santrallerinin finansmanıyla, ülkemizin düşük karbonlu ekonomiye geçişinde önemli bir rol alıyoruz” ifadelerini kullandı.

Fırat Edaş Yatırımları ile Köye Dönüşe Enerji Oluyor

Fırat Elektrik Dağıtım A.Ş. (Fırat EDAŞ), Tunceli’de köy ve kırsal alanlar için planladığı 6 milyon 246 bin TL tutarında gerçekleştireceği yatırımlar ile köye dönüşün enerjisi olmaya hazırlanıyor.

Kaliteli ve kesintisiz enerji arzını Bingöl, Elazığ, Malatya ve Tunceli illerinde müşterilerine en iyi şekilde verme gayretiyle çalışmalarını aralıksız sürdüren Fırat EDAŞ, köy ve kırsal bölgelerinin enerji kalitesini artırmak için kolları sıvadı.

Köye dönüş kapsamında olası artabilecek enerji ihtiyacını karşılamak ve merkezden kırsala elektrik dağıtım hizmet kalitesinde bütünlük sağlamak amacıyla Fırat EDAŞ, 6 milyon 246 bin TL’lik yatırım ile Tunceli’de Enerji Nakil Hattı (ENH) ve Alçak Gerilim (AG) olmak üzere toplam 563 direk üzerinde 30 km uzunluğundaki hattın tesis çalışmalarına başlıyor.

Ömer Kandemir: “Köy ve kırsal hayatını kolaylaştıracak”

Bölgenin gelişimine katkı sağlayacak yatırım çalışması hakkında açıklamalarda bulunan Fırat EDAŞ Dağıtım Operasyonları Genel Müdürü Ömer Kandemir; 30 km uzunluğunda tesis edilecek projenin 18 km’lik kısmını ENH, 12 km’lik kısmını ise AG hattın oluşturacağını ifade ederek, şunları kaydetti: “6 milyon 246 bin TL büyüklüğündeki yatırım dahilinde AG için 2 milyon 990 bin TL’lik bir harcama yapılırken, ENH için 3 milyon 255 bin TL büyüklüğünde önemli bir harcama yapılacak.

Yatırım çalışmasının tamamlanması halinde sadece bölgenin enerji arzı kalitesini artırmakla kalmayacağını hatırlatan Dağıtım Operasyonları Genel Müdürü Ömer Kandemir, dolaylı olarak köy ve kırsal yaşamı da kolaylaştıracağını sözlerine ekledi.

Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Kutlu Karavelioğlu: Pastadan Daha Kalın Bir Dilim Kesmek İstiyoruz

Makine İhracatçıları Birliği (MAİB) tarafından yapılan açıklamaya göre, Mayıs sonu itibarıyla Türkiye’nin serbest bölgeler dâhil toplam makine ihracatı 9,2 milyar dolar oldu. Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Kutlu Karavelioğlu, “2019’a göre 1 milyar dolar fazla ihracat yaparak, geçen yılın bütününde uğradığımız kaybı ilk 5 ayda yerine koyduk ve pandeminin makine ihracatına etkilerini tamamen bertaraf etmiş olduk. Son 12 aylık sürede 19,5 milyar dolara ulaşan ihracatımız, sene sonu hedefimizi 21 milyar doların üzerine revize etmemiz için bize cesaret veriyor” dedi.

Yılın ilk 5 ayı sonunda ihracatını 2019’a göre yüzde 12, 2020’ye göre ise yüzde 37 artıran makine sektörünün serbest bölgeler dâhil toplam ihracatı 9,2 milyar dolar oldu. Sektörün en fazla ihracat gerçekleştirdiği ve aralarında Almanya, Birleşik Krallık, İtalya, Fransa ve Polonya gibi Avrupa ülkelerinin de bulunduğu 10 pazarda 2019 yılına göre ortalama yüzde 18 artış sağlandı. Sadece pandemi sürecini değil, Euro Bölgesi’nin son 21 yılın en yüksek PMI seviyesine ulaştığı bu hızlı normalleşme dönemini de en iyi değerlendiren ülke sektörü olduklarını belirten Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Kutlu Karavelioğlu şunları söyledi: “İlk çeyrekte yüzde 18’e yakın artan dünya mal ticareti, son iki çeyrekte birden 5 trilyon doların üzerine çıktı. Küresel ihracatın uzun zamandır yılda 18,5 trilyon doları aşamadığı düşünülürse, bu beklenmedik hızdaki iyileşmenin artçı etkileri olması kaçınılmaz. Mal ticaretindeki değer artışının temel sebebi olarak, endişeyle verilen yüksek siparişlerin kapasiteleri zorlaması gösteriliyor ama küresel enflasyonun, lojistikte yaşanan sorunların ve karaborsaya düşen ya da ihracatına sınırlar getirilen bazı hammaddelerin de fiyat artışını körüklediği bir gerçek. Arz yetmeyecek kaygısı, süratle makine teçhizat yatırımlarına yansıyor.

Sürekli yeni makine siparişi aldıklarını belirten Karavelioğlu, “2019’a göre 1 milyar dolar fazla ihracat yaparak, geçen yılın bütününde uğradığımız kaybı ilk 5 ayda yerine koyduk ve pandeminin makine ihracatına etkilerini tamamen bertaraf etmiş olduk. Son 12 aylık sürede 19,5 milyar dolara ulaşan ihracatımız, sene sonu hedefimizi 21 milyar doların üzerine revize etmemiz için bize cesaret veriyor” dedi.

Makine ihracatının alt dallara ve küresel pazarlara dağılımına dair verilerin, Türkiye’nin ürün çeşitliliği, kalite ve rekabet gücü açısından hiçbir eksiği olmadığını ispat ettiğini belirten Karavelioğlu şunları söyledi: “AB makine ve tesis mühendisliği pandemi sürecinde önemli bir resesyona uğradı ve makine üretimi dünyada yüzde 6 düşerken AB’de yüzde 14 daraldı. Sektörel STK’ların son raporları, yüzde 98’i KOBİ ölçeğinde olan AB’li makine imalatçılarına verilmekte olan istihdam desteklerinin sürmesi gerektiğini yazıyor. Yüzde 9,7 gerileyen ihracatın ve yüzde 70’lere düşen kapasite kullanım oranlarının normalleşmesi AB için zaman alacaktır. Zaafa düşen Avrupalı KOBİ’ler için önemli bir çözüm ortağı ise, makine sektöründe geçen yılı yüzde 9, bu yılın ilk çeyreğini ise yüzde 28,5 üretim artışı ile kapatan Türkiye olacaktır.

İZODER’in Yeni Başkanı Emrullah Eruslu Oldu

Isı Su Ses ve Yangın Yalıtımcıları Derneği (İZODER)’nin düzenlediği Yönetim Kurulu toplantısında, İZODER Başkanı Levent Gökçe’nin iş değişikliğinden dolayı görevinden ayrılması nedeniyle 14. Dönem İZODER Yönetim Kurulu içerisinde yeniden görev dağılımı gerçekleştirildi.

İZODER Yönetim Kurulu Üyeleri tarafından yapılan seçimde mevcut yönetim kurulunda 1. Başkan Vekili olan Eryap Grup CEO’su Emrullah Eruslu oy birliği ile İZODER Başkanlığı’na seçildi.

İZODER’in, kurulduğu günden bu yana Türkiye’de yalıtım bilincinin artırılması ve yalıtım sektörünün gelişmesini hedeflediğini vurgulayan İZODER Yönetim Kurulu Başkanı Emrullah Eruslu, “Türkiye’deki binaların daha az enerji harcayan, dayanıklı, güvenli ve çevre dostu bir yapıya kavuşması için ısı, su, ses ve yangın yalıtımı ürünlerinin standartlara uygun şekilde üretilmesi ve uygulanması gerekiyor. Bu doğrultuda, tüm branşlarıyla ülkemizin sürdürülebilir kalkınmasına önemli katkı sağlayan yalıtımı, tüm yapılarda yaygınlaştırmak için çalışmalarımızı hızlandıracağız. Bu anlamda yalıtım sektörü olarak önümüzdeki kentsel dönüşüm sürecini ülkemizde güvenli, enerji verimli, çevreye duyarlı, sağlıklı ve konforlu yapıların temininde önemli bir fırsat olarak görüyoruz” diye konuştu.

Ayedaş, Anadolu Yakası’nda Yaza Hazır

Anadolu Yakası Elektrik Dağıtım AŞ, bu yılın ilk yarısı için 27 milyon liralık bütçe ayırdığı şebeke bakım işlemlerinin çoğunu gerçekleştirerek, yaz aylarında da müşterilerine kaliteli ve kesintisiz elektrik sağlamak için şebeke bakımlarını tamamladı.

Kış mevsiminin ardından İstanbul Anadolu Yakası’nda elektrik şebekesinde değişime ve bakıma ihtiyaç duyan unsurlar yenilendi.

Arızalara ve kesintilere yol açabilecek olumsuzluklar baştan giderildi. Bu kapsamda, havai hat, bina, aydınlatma ve diğer şebeke envanterlerine bakım yapılırken, hücre içi ve bina temizlikleri yapıldı, hücre uzaktan kumanda kontrolleri gerçekleştirildi.

Kış şartlarında hasar gören direklere, iletkenlere ve bağlantı noktalarına öncelik verilerek, bina iyileştirmeleri, trafo bakımları, topraklama iyileştirmeleri, izolatör değişimleri, trafo kademe ayarı kontrolleri, trafo yağ kontrol ve değişimi çalışmaları gerçekleştirildi.

Akkuyu Nükleer Çalışanları ‘Umut Tohumları’ Etkinliği ile Ağaç Dikti

Akkuyu Nükleer A.Ş. çalışanları Gülnar Büyükeceli İlkokulu ile beraber başlattıkları “Umut Tohumları” etkinliği kapsamında çocuklarla bir araya geldi.

Okulda düzenlenen etkinlikte okul bahçesine avokado ağacı fidanları dikildi ve çocuklara çiçek tohumları hediye edildi. Etkinlik, COVID-19 tedbirleri çerçevesinde gerçekleştirildi. Gülnar İlçe Milli Eğitim Müdürü Hüseyin Kadim, Akkuyu Nükleer A.Ş. İletişim Direktörü Kiyra Staples, Akkuyu Nükleer A.Ş. Bölge İletişim Bölümü Eksperi Eyüp Lütfi Sarıcı, Büyükeceli İlkokulu Müdürü Serhat Özgür Öztürk ile öğretmen ve öğrencilerin katıldığı törende,  okul bahçesine 6 adet avokado ağacı dikildi. Avokadolar, her mevsim yeşil kalabilmeleri ve bölgenin iklim koşullarına uygun olmaları nedeniyle tercih edildi. Okul bahçesine, bakımı çocuklara emanet edilecek toplam 40 farklı meyve ağacının dikilmesi planlanıyor. 

Törende konuşan Gülnar İlçe Milli Eğitim Müdürü Hüseyin Kadim, bu etkinliğin Akkuyu Nükleer A.Ş. ile işbirliği halinde gerçekleştirildiğini belirterek şu ifadeleri kullandı: “Biliyorsunuz şu anda dünyanın sorunu iklim değişikliği ve kuraklık. Bu sorunlar maalesef ülkemizin genelini ve ilçemizi de etkiliyor. Biz Gülnar ve Büyükeceli olarak kuraklıktan etkilenen bir bölgeyiz. Maalesef uzun zamandır yağmur yağmıyor. Bunun farklı sebepleri var ama bu etkileri tersine çevirebilmek için tüm dünyada yaşayan insanların ve ülkelerin üzerine düşen görevler de var. Bu sorunlarla mücadele etmek için bireysel olarak hepimiz çaba göstermek zorundayız. Burada kendi adımıza bir katkıda bulunmak ve çocuklarda çevreyi korumanın önemine dair farkındalık yaratmak adına bir meyve ağacı bahçesi yapıyoruz. Bunda tabii okul müdürümüz Serhat Bey’in, ortaokul müdürümüz Erdinç Bey’in ve yine okul idarecimiz Salih Karaca’nın emekleri var. Onlara ayrıca teşekkür ediyoruz. Bu vesileyle bu projede yer alan Akkuyu yetkililerine de teşekkür ediyoruz. İnşallah kısa sürede bu alan yemyeşil bir bahçeye dönüşecek.

Verimli Enerji Kullanımı İçin İpuçları Verilecek

Türkiye’de enerji sektörünün öncü şirketi CK Enerji, kaynakların bilinçli kullanımına destek veren Enerji Okuryazarlığı Projesi’ni “elektrik faturalarına” taşıdı. Türkiye’nin üç bölgesinde 7 ilde, 15 milyondan fazla nüfusa hizmet veren CK Enerji’nin görevli tedarik şirketlerinin gönderdiği elektrik faturalarında enerjinin verimli kullanılmasına yönelik öneriler de yer alacak.

Türkiye’nin üç bölgesinde, 7 ilde hizmet veren CK Enerji, kaynakların bilinçli kullanımına destek veren Enerji Okuryazarlığı Projesi’ni, “elektrik faturaları” ile 15 milyondan fazla tüketiciye ulaştıracak. CK Enerji’nin İstanbul, Antalya, Burdur, Isparta, Sivas, Tokat ve Yozgat’ta hizmet veren üç görevli tedarik şirketi, her ay abonelerine gönderdiği elektrik faturalarında, artık verimli enerji kullanımına yönelik ipuçlarına da yer verecek. Ayrıca elektrik faturalarına eklenen “QR kod”u akıllı telefonlarına okutan tüketiciler, elektrikli ev aletlerinin ne kadar enerji tükettiğini gösteren “tüketim hesaplama” sayfasına da bağlanabilecek.

Sürdürülebilir bir dünya için enerji kaynaklarının bilinçli kullanımının giderek daha önemli hale geldiğini ifade eden CK Enerji Regülasyon Direktörü Fidan Öztürk, her ay tüketicilerin evine giden elektrik faturalarını da bu yönde değerlendirmek üzere grup olarak yeni bir adım attıklarını kaydetti.

Aydem Perakende ve JTI Türkiye’den Temiz Enerji Güç Birliği

Aydem Perakende ve JTI Türkiye, I-REC sertifikalı %100 temiz enerji anlaşması imzaladı. Daha yaşanabilir bir dünya için iklim değişikliğine çözüm sunan, temiz enerji sertifikalı anlaşma kapsamında, yıllık yaklaşık 4 bin 500 ton CO2 (karbondioksit) eşdeğeri sera gazı emisyonlarının önüne geçilmesi hedefleniyor.

Aydem Perakende ve JTI Türkiye, yenilenebilir enerji dönüşümü için bir anlaşmaya imza attı. Anlaşma ile Aydem Perakende 2021 yılında JTI’nın İzmir Torbalı fabrikasında tüketilecek yaklaşık 10 milyon kWh elektrik enerjisini I-REC sertifikalı yenilenebilir kaynaklardan tedarik edecek. 2015 yılında kurulmuş ilk uluslararası yenilenebilir enerji sertifikası standardını geliştiren dernek olan I-REC; Türkiye’yi de kapsayan geniş bir coğrafyada yenilenebilir enerji sertifikalandırma faaliyetlerinde bulunuyor.

İş birliği kapsamında; elektriğin tamamı Aydem Yenilebilir Enerji’nin tamamı yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim santrallerinden karşılanacak.

Yapılan anlaşma kapsamında Aydem Elektrik Perakende Pazarlama ve İş Geliştirme Direktörü Gülin Sontuna konuyla ilgili olarak: “Gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakabilmek amacıyla sürdürülebilirlik çalışmalarımızı kurumsal bir misyon olarak görüyoruz ve ‘İşte Yeşil Enerji Kampanyamız’ ile bizimle aynı vizyonu taşıyan kurumsal müşterilerimizin enerji ihtiyacının tamamını I-REC sertifikalı temiz enerji ile karşılıyoruz. Japan Tobacco International ile tüm kurumlara örnek olacak bir iş birliği gerçekleştirdik. Bu anlaşma çerçevesinde JTI’ın yıllık karbon ayak izinin 4 bin 500 ton kadar azaltmasını hedefliyoruz. Sürdürülebilir bir dünya için odağımıza aldığımız ve yatırımlarını yaptığımız temiz enerji çalışmaları kapsamında gücümüzü; 1.020 MW kurulu gücü ve 3,2 TWh elektrik üretimiyle Aydem Yenilebilir Enerji’den alıyoruz” dedi.

Sontuna, “2020 ve 2021 yılları için şimdiye kadar kurumsal müşterilerimize tedarik ettiğimiz yaklaşık 90 Milyon kWh  I-REC sertifikalı temiz enerjiye ek olarak; 2020 başından beri Aydem ve Gediz Perakende olarak hizmet verdiğimiz İzmir, Manisa, Aydın, Denizli ve Muğla illerinde faaliyet gösterdiğimiz tüm Müşteri İlişkileri Merkezlerimizde ve genel müdürlük binalarımızda da I-REC sertifikalı temiz enerji kullanıyoruz. 2020 yılı enerji tüketimimiz olan 4.250 MWh karşılığında yaklaşık 2.550 ton karbon salınımının önüne geçmiş olduk” şeklinde konuştu.

Barış Tevattepe sözlerine söyle devam etti: “İzmir Torbalı fabrikamızda sadece en son teknoloji ürünlerle üretim yapmıyoruz, aynı zamanda tüm faaliyetlerimizi çevreye katkı sağlayacak bir anlayışa taşıyoruz. 2017 yılında üretim alanında 500 kWh güneş enerjisi panelleri kullanmaya başladık ve kurduğumuz güneş enerjisi panelleri sayesinde o tarihten beri 44 bin ağacı doğaya geri kazandırdık. Güneş enerjisi sistemimiz ile 250 evin bir aylık elektrik tüketimini fabrikamızda karşılayabiliyoruz. 2011’de kurulan “Trigen” santralimizde ise sadece doğal gaz kullanarak toplamda 4 Mwh elektrik enerjisi üretiyoruz. Bu da Torbalı’daki tüm evlerin yaklaşık bir aylık elektrik harcaması demek. “Trigen” santralinin bir yıllık enerji üretimi, fabrikanın yıllık toplam ihtiyacının %60’ına, denk geliyor.

Bosch’tan Serinleten Klima Bakım Kampanyası

İklimlendirme sektörünün öncü markalarından Bosch Termoteknik, indirimli periyodik klima bakım kampanyası ile öncelikle sağlık çalışanları ve 65 yaş üstü müşterilerini ve tüm kullanıcılarının tasarruf etmelerini sağlıyor.

Bosch Termoteknoloji, klimaların ömrünü uzatan ve kirlilikten dolayı cihazda oluşabilecek mikroorganizmaların bulaşma riskini azaltacak yıllık bakım işlemlerinin en uygun fiyatlarla gerçekleştirilebilmesi için 1 Haziran-1 Ağustos tarihleri arasında geçerli olacak yeni klima bakım kampanyasını kullanıcılarına duyurdu. 260 TL olan yıllık klima bakım ücreti, kampanya kapsamında yalnızca 180 TL olarak belirlendi. Sağlık çalışanları için en özel indirimin sağlandığı kampanyada klima bakımı indirimli olarak 130 TL’ye yaptırılırken, 65 yas üstü müşteriler için ise 150 TL’ye indirildi. Bosch Yetkili Servisleri tarafından gerçekleştirilen klima bakımı kapsamında; Evaporatör, kondenser ve filtrelerinin kontrolü ve kimyasal ile temizliği, iç ve dış ünite fan temizliği, drenaj hatlarının kaçak, eğim ve temizlik kontrolleri, gerekli ise temizliği, bakır boru hattı izolasyon kontrolleri, gerekli ise onarımı, iç veya dış ünitelerde bulunan elektronik kartların, soket ve klemenslerin kontrolü, kumanda ayarlarının kontrolü, performans testinin yapılması bulunmaktadır.

Bosch profesyonelleri, klimaların yıllık bakımını düzenli bir şekilde yaptırılmasının cihazların daha uzun süre kesintisiz çalışması ile birlikte enerji verimliliği adına önemli olduğunu belirtiyor.

Son kullanıcılar, daha fazla bilgi almak ve yaz aylarına özel kampanyadan faydalanmak için resmi web sitesinden detayları inceleyebilir, kendi lokasyonlarına en yakın Bosch yetkili servislerinin iletişim bilgilerine ulaşabilirler.

Enerjisa Enerji’den Enerjide İlk Patentli Dönüşüm Modeli

Elektrik dağıtım ve perakende satış sektöründe Türkiye’nin lider şirketi Enerjisa Enerji, müşterilerine 7/24 sağladığı hizmet ve çözümlerini dijitalleştirerek her gün güçlenmeye devam ediyor. Şirket, dijitalleşme sürecini tüm dünyada enerji alanında patent koruması alınan ilk dijital dönüşüm modeli olan ‘E-TERNAL’ adıyla markalaştırarak tasarladı ve yürürlüğe koydu. 2009’dan bu yana bünyesindeki geniş teknoloji ekosistemi ile birlikte gerçekleştirdiği dijital dönüşüm sürecini 1,5 milyar TL’nin üzerinde yatırımla hayata geçiren Enerjisa Enerji, şimdiye dek olduğu gibi bundan sonra da tüm paydaşları ile birlikte değer yaratmaya devam edecek.

%20’si halka açık olan ve ana sermayedarları Sabancı Holding ve E.ON SE olan, Türkiye’nin lider elektrik dağıtım ve perakende satış şirketi Enerjisa Enerji, faaliyet gösterdiği bölgelerde yaşayan 21 milyonu aşkın nüfusa yönelik 7/24 sürdürdüğü hizmet ve çözümleri dijitalleştirerek, yarattığı değeri her gün daha da güçlendirmeye devam ediyor. Dijitalleşme vizyonunda “Müşterilerimize Enerji Ulaştırırken, Dünyamıza, İnsanımıza ve İşimize, Teknolojinin Gücü ile Daima Değer Katmak” anlayışıyla hareket eden Enerjisa Enerji, 2009’dan beri bünyesindeki geniş teknoloji ekosistemi ile birlikte sürdürdüğü ve 1,5 milyar TL’nin üzerinde yatırımla hayata geçirdiği, tüm dünyada enerji alanında patent koruması alınan ilk dijital dönüşüm modelini markalaştırarak E-TERNAL adıyla yürürlüğe koydu. Enerjisa Enerji’nin itici gücü olan ve olmaya devam edecek bir yapıda tasarlanan E-TERNAL, ismindeki E harfi ile bir üçlemeyi temsil ediyor; Elektron, Enerji ve Enerjisa Enerji.

Geleceğe Taşıyan Dijital Dönüşüm Modeli

Enerjisa Enerji’nin vizyonundaki en önemli noktalardan biri olan dijitalleşmenin global trendler ile güçlenerek atılan her adımda verimliliğin de artırılması hedefleniyor. Bu anlamda, enerji sektörü için sürdürülebilirlik göz önünde tutularak şirketin dijitalleşme yolculuğu sürecinde  farklı departmanlar ve  iş alanları için özgün programlar oluşturuldu. Dijital dönüşümün tüm detayları gözetilerek ortak çalışma alanları ve iş yapış doğası da düşünüldü. Müşteri, operasyon, enerji piyasası ve teknolojiyi odağına alan 4 temel yapıya yayılan 12 boyutlu bir model çerçevesinde oluşturulan 14 program altında, önümüzdeki 5 yıl için 500 yeni dijital inisiyatif kapsama alındı. Enerjisa’nın dünü, bugünü ve geleceğini şekillendirecek bu programlarda, kendi coğrafyamızdan ve dünyada büyük etkiler yaratmış bilim insanlarının ilgi alanlarına paralel olarak adlarıyla eşlik edilmesi sağlandı.

Dijital dönüşüm projesi E-Ternal’ın tüm şirket yapısına sirayet eden bir değişim sağladığını belirten Enerjisa Enerji Bilgi Teknolojileri ve Dijital İş Yönetimi Bölüm Başkanı Mehmet Fırat, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada; ‘Hayatımıza dokunan ve bizleri geleceğe taşıyacak dijitalleşme modelimizin merkezinde ve yaptığımız her şeyin içinde, dünyamız, insanımız ve işimizi kapsayan şirketimizin üst amacı yer alıyor. Varoluş amacımız elektrifikasyon ve şehirleşme gibi global trendler ile güçlenirken, attığımız her adımda verimliliği sağlayarak ilerliyoruz. Uzun vadeli planlarımızda ve alacağımız konumda, enerji sektörü için dekarbonizasyon, dağıtık üretim, dijitalleşme, demokratikleşme ve deregülasyon olmak üzere 5D olarak adlandırdığımız trendleri dijital dönüşüm bakış açımızda da değerlendiriyor olacağız’ dedi.

PepsiCo Türkiye Enerjisini Güneşten Alıyor

Tüm iş süreçlerini sürdürülebilirlik odaklı olarak yürüten PepsiCo Türkiye, global olarak belirlenen hedefler doğrultusunda yenilenebilir enerji kaynaklarını etkin olarak kullanırken, yeni güneş enerjisi yatırımlarıyla PepsiCo ekosistemi içerisinde de örnek olmayı sürdürüyor.

Tüm iş süreçlerini ve üretim faaliyetlerini Fayda Gözeterek Kazanma vizyonu doğrultusunda sürdürülebilirlik odaklı olarak yürüten PepsiCo Türkiye, karbon salınımını azaltmak için doğrudan operasyonlarındaki yenilenebilir enerji kullanımını artırmaya devam ediyor.

2021 yılı itibariyle tüm fabrikalarındaki elektrik ihtiyaçlarını “yenilenebilir enerji” sertifikasyonu olan kaynaklardan kullanmakta olan PepsiCo Türkiye, güneş enerjisi alanındaki yatırımlarını da her geçen gün daha da büyütüyor. Bu kapsamda şirket, toplamda onaylanmış yıllık yatırımı olan 575 Megawatt saat kapasiteli GES projesi ile İzmir ve Çorlu fabrikalarındaki yatırımlarını bu yıl sonuna kadar tamamlamayı hedefliyor. Bu yatırımın tamamlanmasıyla birlikte yıl sonuna kadar 1190 megawatt saat elektrik üretimine ulaşmayı hedefleyen PepsiCo Türkiye, bu sayede 800 evin elektrik ihtiyacına karşılık gelen 5000 ton karbon emisyonu azaltımı sağlayacak.

Yenilenebilir enerjiyle karbon emisyonu azaltımı

Tüm fabrikalarında sıfır atık olarak faaliyetlerine devam eden ve Avrupa bölgesinde sıfır atık hedefine en hızlı ulaşan iş birimlerinden biri olan PepsiCo Türkiye, Adana fabrikasındaki yıllık 615 megawatt saat elektrik üretimi kapasitesi yaklaşık 414 evin elektriğine karşılık gelen 2585 ton karbon emisyonunu azaltıyor.

Enerji verimliliğinde Avrupa’da ilk 3’te

Global sürdürülebilirlik yol haritası çerçevesinde kendisine belirlediği karbon emisyon hedefleri doğrultusunda güneş enerjisi yatırımlarına hız veren PepsiCo Türkiye, Tarsus, Suadiye ve Manisa fabrikalarında toplam 2151 kWp kurulu güce sahip bulunuyor. Tarsus fabrikası aynı zamanda son 10 yılda birim ürün başına enerjide ve su kullanımında sağladığı tasarruf oranlarıyla PepsiCo’nun Avrupa’daki ilk 3 fabrikası arasında yer alıyor.

PepsiCo Türkiye, halihazırda içecek fabrikalarında, global olarak yüzde 100 yenilebilir enerji odağına daha güçlü bir katkı verme hedefi doğrultusunda elektrik enerjisi yatırımlarında kullandığı malzemeleri de yenilenebilir enerji sertifikalı tedarikçilerden sağlıyor.

Avrupa’nın en büyük güneş enerjisi kurulu gücü

PepsiCo Türkiye yiyecek fabrikaları, PepsiCo’nun globalde yer alan toplam 26 yiyecek fabrikası arasında en büyük kurulu güce sahip güneş enerjisi santraline sahip bulunuyor. Aynı zamanda Avrupa yiyecek fabrikaları içerisindeki 26 fabrika arasında güneş enerjisi santralinden ürettiği elektriği iç tüketimde kullanan fabrikalar arasında Türkiye yiyecek fabrikaları olarak 2751 kWp kapasitesine ulaşan gücüyle toplamda yine birinci sırada yer alıyor.

Adana’daki içecek fabrikası ise üretilen litre başına harcadığı toplam enerji ile PepsiCo Avrupa’da ilk 3’te yer almakta. Avrupadaki ilk ReCON Continuous Excellence sertifikasını alan Adana fabrikası, 2025 yılı global sürdürülebilirlik hedeflerini şimdiden yakalamış bulunuyor.

Membran çatı üzerine çelik konstrüksiyon kullanmadan yapılan yapıştırmalı panel sistemini ilk defa Avrupa’da hayata geçiren PepsiCo Türkiye, global olarak belirlenen yüzde 100 yenilenebilir enerji kaynakları kullanma hedefi doğrultusunda güneş enerjisi yatırımlarına önümüzdeki dönemde de devam edecek.

Arçelik, Nokia ve Türk Telekom Güçlerini Birleştirdi

Türkiye’nin lider beyaz eşya üreticisi Arçelik, Türkiye’nin ilk özel kablosuz ağını kurmak için Nokia ve Türk Telekom ile stratejik ortaklık anlaşması imzaladı. Arçelik’in üretimin dijitalleşmesi çalışmalarının önemli bir adımı olacak iş birliği kapsamında kurulacak olan geleceğe uyumlu 5G’ye hazır Nokia ve Türk Telekom’un özel kablosuz ağı, Arçelik’in video tabanlı üretim süreçleri analizini, iç mekan konumlandırmasını ve AGV performansını destekleyecek. Nokia ve Türk Telekom, Türkiye’deki ilk ticari özel 4.9G/LTE ağını devreye alacak.

Arçelik, Nokia ve Türk Telekom ile Türkiye’nin ilk 5G’ye hazır özel kablosuz ağının kurulması kapsamında stratejik ortaklık anlaşması imzaladı. Yapılan anlaşma kapsamında Nokia’nın özel kablosuz ağı, Arçelik’in video tabanlı üretim süreçleri analizini, iç mekan konumlandırmasını ve AGV performansını destekleyecek. Bunun yanı sıra Nokia ve Türk Telekom, Türkiye’deki ilk ticari özel 4.9G/LTE ağını da devreye sokacak. Endüstriyel 5G’ye hazır özel kablosuz ağ, Arçelik’in ileri teknolojiye sahip Çayırova’daki çamaşır makinesi üretim tesisinde kurulacak. Geleceğe uyumlu ve 5G’ye hazır Nokia ağı, Arçelik’in dijital dönüşümünü hızlandırırken Endüstri 4.0 kullanım senaryolarının uygulanmasını kolaylaştıran bir platform haline gelecek.

Nokia ve Türk Telekom ile yapılan bu ortaklık anlaşmasının önemine değinen Arçelik Strateji ve Dijitalden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Utku Barış Pazar, “Arçelik olarak, yeni teknolojileri iş modelimize entegre etme konusunda kararlıyız. Bu uygulama sayesinde Arçelik üretimin dijitalleşmesi alanında ön saflarda konumlanıyor. Nokia ve Türk Telekom’un da bu iş birliğine dahil olmasından son derece memnunuz. Yaptığımız anlaşmayla ilk etapta bu ağ, otomatik yönlendirmeli araç (automated guided vehicle – AGV) performansını artırmak için tesis genelinde yaygın, güvenilir ve düşük gecikmeli bir kapsama alanı sağlayacak. AGV’lerin parça lojistiği kapsamında üretim süreci boyunca kullanılmasıyla birlikte, AGV hızı, kontrolü ve operasyonel verimlilik artırmayı hedefliyoruz. Bu ağ aynı zamanda iç mekan konumlandırma sistemimizi yüksek doğrulukta destekleyerek gerçek zamanlı varlık konumu takibi sağlayacak. Ayrıca video analitiğine dayalı yeni uygulamaları sayesinde fabrika güvenliğini de artıracak. Gelecekte devreye alınabilecek kullanım senaryoları arasında artırılmış ve sanal gerçeklik, dijital ikizler, envanter kontrolü, güvenlik ve tesis yönetimi, kalite-kontrol, uzaktan denetim için yüksek çözünürlüklü video ve tesis genelinde sesli ve görüntülü iletişim yer alıyor” dedi.

Bu özel kablosuz ağın Arçelik’in dijital üretim sistemleri stratejisinin ayrılmaz bir parçası olacağını, bu noktada Nokia ve Türk Telekom ile çalışmayı dört gözle beklediklerini söyleyen Pazar, “Yeni 5G’ye hazır özel kablosuz ağın üretkenliği, verimliliği ve güvenliği artırmaya yardımcı olabilecek 30’dan fazla kullanım durumu belirledik” dedi.

Türk Telekom Kurumsal Satış Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Eser ise konuyla ilgili şunları söyledi: “Türk Telekom’un, Türkiye’deki ilk özel kablosuz ağın uygulanmasındaki rolü önemli bir dönüm noktasıdır. Arçelik’in dijital üretimde zirvede olan yetkinlikleri, Türk Telekom’un bağlanabilirlik ve şebeke teknolojilerindeki öncülüğü ve Nokia’nın uluslararası deneyimi bir araya gelerek yeni nesil “Akıllı Fabrika” projesini oluşturdu. Türkiye’nin sanayi alanında dijitalleşmesinin göstergelerinden biri olacak bu proje; verimi, esnekliği, kaliteyi ve üretkenliği yüksek seviyelere taşıyarak, Endüstri 4.0’ın en gelişmiş uygulamalarına ev sahipliği yapacak.

Eser sözlerini şöyle sürdürdü: “Türk Telekom olarak, Nisan 2019’da Nokia ile birlikte gerçekleştirdiğimiz ‘Akıllı Fabrika’ denemesiyle Türkiye’nin ilk Endüstri 4.0 Mobil Şebeke denemesini hayata geçirmiştik. Amacımız, kritik endüstriyel uygulamalarda hataları minimuma düşürmek, üretimi ve verimliliği arttırmak hedefiyle mobil şebekenin sağladığı düşük gecikme süresi, yüksek bant genişliği ve yüksek veri iletim hızı ve güvenilirlik kabiliyetlerinin kullanıldığı akıllı fabrika uygulamalarını gerçek hayata taşımaktı. Bugün bu hedefin gerçekleştiği çok önemli bir ana tanıklık ediyoruz. Türkiye’nin dijital dönüşümünün lideri olarak, 5G’ye uyumlu yeni nesil şebeke ile sektöründe lider şirket Arçelik’in üretimde dijitalleşmesine katkı sağlamaktan büyük mutluluk duyuyoruz.

Nokia Global Bulut ve Ağ Hizmetlerinden Sorumlu Genel Müdür Raghav Sahgal, “Arçelik, iş akışlarına ve üretim uygulamalarına en son yenilikleri getirme konusunda oldukça ilerici bir yaklaşıma sahip. Türkiye’de bir ilk olan 5G’ye hazır özel ağın Arçelik için uygulanması, hem üretimde dijitalleşme yaklaşımında önemli bir adım hem de bölgedeki inovasyon uygulamaları için ilham verici bir örnek.

Hedef Yıllık 100 Ton Altın Üretimi

Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) kayyım olarak görev aldığı Koza Altın, Ağrı’nın Diyadin ilçesine bağlı Mollakara köyünde altın ve gümüş madeni için temel attı. Mollakara Altın Madeni için toplam 160 milyon dolar yatırım yapılacak. İşleme tesisinin de olacağı maden ilk altın dökümünün 2022 yılının son çeyreğinde yapılması hedefleniyor. 500 kişinin istihdam edileceği maden sahasında, dolaylı etkiyle bölgedeki 2300 kişiye ayrıca fayda sağlanacak.

Törende konuşan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, “Geçen yıl Türkiye’de 42 ton altın ürettik. Son 20 yılda toplam üretilen altın miktarı 382 ton. Bunun 76 tonluk kısmı doğrudan ya da dolaylı olarak devlete geldi. Bu yıl 45 ton altın üretim hedefimiz var. 5 yıl içinde ise hedefimiz yıllık 100 ton altın üretmek” dedi. Temel atma törenine katılan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank ise, Mollakara’da uzun arama çalışmaları sonunda piyasa değeri 1.2 milyar dolar olan 20 ton altın ile piyasa değeri 2.8 milyon dolar olan 3.5 ton gümüş rezervi tespit edildiğini açıkladı. Bakan Varank rezerv olarak daha büyük bir potansiyel olduğuna dikkat çekti.

Tesisin kurulacağı ruhsat alanında 125 sondaj noktaları olduğunu belirten TMSF Başkanı Muhiddin Gülal, “Ağrı ve Van’daki 16 ruhsat alanında 210 nokta için de mera izinlerinin gelmesiyle arama çalışmalarına vakit kaybetmeden başlayacağız. İnşallah diğer sahalardan da olumlu sonuçlar elde ederek tesisimizin işletme ömrünün en az 15-20 yıla kadar çıkarılmasını hedefliyoruz” dedi.

Karadeniz’de keşfedilen doğalgaz rezervi müjdesinden sonra bir müjde de Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’ndan (TMSF) geldi. TMSF yönetimindeki Koza Altın, Ağrı’nın Diyadin İlçesi’ne bağlı Mollakara Köyü’ndeki 20 ton altın, 3,5 ton gümüş rezervin ekonomiye kazandırılması için yatırıma başladı. İşleme tesisinin de yer alacağı Mollakara’da ilk altın dökümünün 2022 yılının son çeyreğinde gerçekleşmesi hedefleniyor. Madenin geliştirilmesi ve işleme tesisi için toplam 160 milyon dolar yatırım yapılacak. 

Gerçekleştirilen temel atma törenine Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Ağrı Valisi Dr. Osman Varol, TBMM Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş, Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi, TMSF Başkanı Muhiddin Gülal, Ağrı Belediye Başkanı Savcı Sayan, Koza Altın Genel Müdürü İsmet Demir ve çok sayıda davetli katıldı.

Törende konuşan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, Türkiye’nin artık kendi teknolojisi, kendi enerjisi, kendi insan kaynağı ile bu tip yatırımları gerçekleştirebildiğini vurguladı. Yeraltı zenginliklerini değerlendiremeyen ülkelerin sanayilerinin dışa bağımlı hale geleceğine dikkat çeken Bakan Dönmez, “Bizim tek gayemiz sanayimizin ihtiyaçlarını kendi kaynaklarımızdan karşılamaktır. Geçen yıl Türkiye’de 42 ton altın ürettik. Son 20 yılda toplam üretilen altın miktarı 382 ton. Bunun 76 tonluk kısmı doğrudan ya da dolaylı olarak devlete geldi. Bu yıl 45 ton altın üretim hedefimiz var. 5 yıl içinde ise hedefimiz yıllık 100 ton altın üretmek” dedi.

Rezervin piyasa değeri yaklaşık 1.5 milyar dolar

Temel atma töreninde konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Mollakara’da uzun arama çalışmaları sonunda piyasa değeri 1.2 milyar dolar olan 20 ton altın ile piyasa değeri 2.8 milyon dolar olan 3.5 ton gümüş rezervi tespit edildiğini açıkladı. Bulunan rezervin 0.92’lik tenör değeri ile Türkiye’deki benzer madenlere kıyasla çok daha zengin bir içeriğe sahip olduğunu anlatan Bakan Varank, şöyle devam etti: “Yaklaşık 160 milyon dolarlık bir yatırımla bu rezervin çevreye duyarlı bir şekilde ekonomiye kazandırılmasını sağlayacağız. 2022 yılı son çeyreğinde ilk altın dökümünü Sayın Cumhurbaşkanımızla yapmak istediğimiz bu tesis, işletme döneminde doğrudan 500 insanımıza ekmek kapısı olacak. Hesaplamalara göre ilk etapta 6 yıllık ömrü olan bu madende bir yandan da arama çalışmaları hala devam ediyor. Rezerv olarak daha büyük bir potansiyel söz konusu. Bulunacak yeni rezervlerle işletme ömrünün 15-20 yıla ulaşmasını bekliyoruz. Proje çerçevesinde kurulacak ileri teknolojili sensörler vasıtasıyla, toz, gürültü, patlatma ve havada gaz ölçümleri düzenli olarak yapılacak. Bu tesiste altın üretimi konusunda kullanılacak en modern yöntemler sayesinde hem rezerv verimli şekilde değerlendirilecek hem de çevresel etkiler minimuma indirilecek. Şirketin Kayseri, İzmir, Gümüşhane ve Eskişehir’deki madencilik yatırımları için toplam 8 teşvik belgesi düzenledik. Başvuru gelmesi halinde burası için de teşvik belgesi düzenlenecek.

Belarus NGS’nin İlk Güç Ünitesi Devreye Girdi

Genel tasarımını ve yükleniciliğini Rosatom’un Mühendislik Birimi’nin üstlendiği Belarus Nükleer Güç Santrali’nin (NGS) 1’inci güç ünitesinin ticari amaçlı çalıştırılmasına dair onay belgesi, Rus ve Belaruslu taraflarca imzalandı. Güç ünitesi, Belarus NGS’nin inşaatına dair sözleşme ile Belarus yasalarında belirtilen şartlara uygun olarak transfer edildi.

Söz konusu sözleşmeye göre projenin genel yüklenicisi, güç ünitesinin garanti süresi boyunca çalışır halde tutulmasından sorumlu.

Konuyla ilgili açıklama yapan Rosatom Genel Müdürü Alexey Likhachev, “Bugün tarihi bir olaya tanıklık ediyoruz. Rosatom tarafından Rusya dışında inşa edilen ve en son 3+ nesil teknolojiyle donatılmış ilk güç ünitesi devreye alındı. Her iki ülkeden son derece nitelikli uzmanların kapsamlı çalışmaları sonucunda gelinen bu aşama, Rus nükleer teknolojisinin güvenirliliğinin ve verimliliğinin yanı sıra, ortak başarımızın da kanıtıdır” şeklinde konuştu.

Rosatom’un Nükleer Enerjiden sorumlu Birinci Direktör Yardımcısı ve ASE EC Şirketi Başkanı Alexander Lokshin, Belarus’un ilk nükleer santralinin sembolik anahtarını Santral Genel Müdürü Mikhail Filimonov’a takdim ederek, “Belarus’un en modern ve en güvenli tesise sahip olduğunu tüm inancımla söyleyebilirim” dedi. Filimonov da “Bu anahtara bir daha ancak 80 yıl sonra santrali kapatmak için ihtiyacınız olacak” şeklinde karşılık verdi. Belarus NGS’nin 1’inci güç ünitesi ilk olarak 7 Ağustos 2020 tarihinde çalıştırılmış; 3 Kasım 2020’de şebekeye bağlanan ünite 22 Aralık 2020’de deneme amaçlı devreye sokulmuştu. Güç ünitesinin hizmete girmesine dair izin belgesi ise, Belarus Acil Durum Bakanlığı tarafından 2 Haziran 2021 tarihinde düzenlenmişti.