13.5 C
İstanbul
Çarşamba, Nisan 8, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 47

“Özgür Kuşlar” Projesiyle Göçmen Kuşlar Güvende

Fırat Elektrik Dağıtım A.Ş., ‘Özgür Kuşlar’ sosyal sorumluluk projesi kapsamında, enerji nakil hatlarındaki izolasyon çalışmaları bu yıl da tüm hızıyla devam ediyor.

Kaliteli ve kesintisiz enerji arzı parolasıyla, sorumluluk bölgesi Bingöl, Elazığ, Malatya ve Tunceli illerinde faaliyetlerini aralıksız sürdüren Fırat EDAŞ, gerçekleştirdiği sürdürülebilir sosyal sorumluluk projeleriyle, hizmet bölgesine değer katmayı sürdürüyor.

Göçmen kuşların önemli yol güzergahına sahip hizmet bölgesinde, enerji hatlarında meydana gelen çarpmalara bağlı kuş ölümlerin önüne geçilmesi hedefiyle gerçekleştirdiği yatırımlarına yönelik çalışmalar yürüten Fırat EDAŞ, 2021 yılı itibarıyla başladığı havai şebekelerinde 2.118 direkte izolasyon çalışmasını tamamladı.

 “Proje ile enerji hatlarında çarpılmadan kaynaklı kuş ölümleri her yıl azalıyor”

Enerji hatlarında çarpılmadan kaynaklı kuş ölümlerinde projenin gerçekleştirildiği ilk yıldan itibaren yapılan çalışmalar sayesinde sorumluluk bölgesinde yaklaşık yüzde 75 oranında azalmanın yaşandığına dikkat çeken Fırat EDAŞ Dağıtım Operasyonları Genel Müdürü Ömer Kandemir, “İklimi ve doğasının yanı sıra barajları, gölleri ve nehirleri ile bölgemiz, göçmen kuşlarının adeta önemli durakları arasındadır. Kuşların önemli yaşamsal alanı haline gelen bu güzergahta, onların gökyüzünde özgürce uçmalarını sağlamak, faaliyet alanımızdaki sorumluluklarımızın başında geliyor. ‘Özgür Kuşlar’ diyerek yola çıktığımız ve sürdürülebilirlik çerçevesinde ele aldığımız projemiz kapsamında, 2021 yılının ilk 6 ayında 1.478 direkte, iletken izolasyonu çalışmaları tamamlanırken; 640 direkte de koruyucu aparatlarla kuşların özgürce uçmaları için gerekli önlemler alındı. Yıl sonuna kadar devam edecek çalışmalar ile bu sayının daha da artırılması hedeflenmektedir” dedi.

“Önceliğimiz doğal yaşama ve çevreye saygı”

Göçmen kuşların yuvalarında da koruyucu önlemler alarak, yavru kuşların da güvenliğini özenle sağladıklarını belirten Ömer Kandemir, “Ekiplerimizin gerçekleştirdikleri tarama faaliyetleriyle belirlenen göçmen kuşların yuva yaptığı direklerde, enerji tamamen kesilerek, alınan koruyucu önlemler ile kuşların güvenli bir ortamda yaşamlarını sürdürmeleri sağlanıyor” dedi. Kandemir, “Fırat EDAŞ olarak, her zaman müşterilerimize kaliteli ve kesintisiz elektrik dağıtım hizmeti sunmanın yanı sıra, bir diğer önceliğimiz de doğal yaşama ve çevreye saygı olmuştur. Bu bağlamda, Özgür Kuşlar projemizde olduğu gibi bölgemize ve ülkemize değer katacak, sürdürülebilir sosyal sorumluluk projelerimizi hayata geçirmeye devam edeceğiz” ifadesiyle sürdürülebilirliğe ve toplumsal faydaya dikkat çekti.

Yenilenen Mobil Uygulaması ile OPET Fark Yaratıyor

Akaryakıt dağıtım sektörünün en sevilen ve en teknolojik markası OPET, mobil uygulamasını yeniledi. “Yeni OPET Mobil Uygulaması”na sektörde bir ilk olan ‘Dijital Cüzdan’ın yanı sıra ‘QR Kod’ ve ‘Plakaya Puan Kazandırma’ hizmetleri eklendi.

Ürün ve hizmetlerini geliştirirken müşterisinin sesine kulak veren ve beklentilerine çözüm bulmaya odaklanan OPET, yeni nesil uygulamalarıyla sektöründeki dönüşüme öncülük etmeye devam ediyor. Üstün müşteri deneyimi hedefi doğrultusunda, değişen tüketici ihtiyaçlarına hızla cevap vermeye odaklanan OPET, mobil aplikasyonu OPET Mobil Uygulama’yı tamamen yeniledi. Ekran yüzü tamamen değişen OPET Mobil Uygulama’da; Dijital Cüzdan ile QR Kod Yaratma fonksiyonunun yanı sıra Plakaya Puan Kazandırma hizmetine yer verildi.

İnovasyon ve dijital dönüşümü kurum kültürünün yapı taşlarından biri olduğunu belirten OPET Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı Murat Zengin, “Türkiye’de akaryakıt sektöründe teknolojiyi en iyi kullanan, öncü şirket konumundayız. Birçok teknolojik hizmetle sektörde fark yaratıyoruz. Dijital dönüşüm yaklaşımımızın temelinde, müşterilerimize teknolojide öncü uygulamalar ve daha kişiselleştirilmiş hizmetlerle ulaşmak yatıyor. Tamamen yenilediğimiz OPET Mobil Uygulama ile yenilikçi ürün ve hizmetlerimizi sunmaya, müşterilerimizin hayatını kolaylaştırmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

Dijital cüzdan ile temassız ödeme olanağı

Pandemi sürecinde temassız ödeme ihtiyacının ön plana çıkması sonucu hayata geçirilen “Dijital Cüzdan” ile OPET müşterileri, araçta ödeme hizmetine ek olarak,market içindeyken de akaryakıt ve market alışverişlerinde OPET Mobil uygulaması üzerinden Masterpass’e kayıtlı kartları ile temassız ödeme olanağı buluyor. OPET Müşterileri, OPET Mobil Uygulama Dijital Cüzdan sekmesi altında öncelikle ödeme kartlarını Masterpass altyapısı üzerinden kayıt ediyor ve ödeme ayarlarını güncelliyor. Dijital Cüzdan ile market ya da akaryakıt alışverişleri ödemelerinde, müşterilerin kendilerini QR kod, cep telefonu ya da sadakat kartları ile tanıtmasının ve puan bilgisinin paylaşılmasının ardından dijital cüzdana tanımlı kartlar ile ödeme yapma imkanı sunuluyor.

QR kodu marketteki cihazlara okutarak puan kazanılıyor

Yenilenen OPET Mobil Uygulama kapsamında ayrıca, cep telefonu ve sadakat kartları ile tanıtmalı işlem yaparak kendilerine özel fırsatlardan faydalanan müşterilere yeni bir tanıtma kanalı olarak “QR ile Tanıtma” fonksiyonu da eklendi. OPET müşterileri Mobil Uygulama içerisinde bulunan QR Kod tuşuna basarak 45 saniye geçerliliği olan kendilerine özel QR kodu market içerisindeki cihazlara okutarak tanıtma işlemi yapabiliyor. Bu işlemin devamında nakit, kredi kartı ya da dijital cüzdan ile ödeme yaparak puan kazanılabiliyor ya da harcanabiliyor.

OPET Mobil Uygulama kapsamında sunulan bir diğer hizmet olan “Plakaya Puan Kazandırma” hizmeti, akaryakıt alışverişi sonrası herhangi bir tanıtma işlemi yapmayan müşteriler için alternatif bir tanıtma yöntemi. Bu fonksiyon ile Mobil Uygulama üzerinden Plakaya Puan fonksiyonuna kaydedilen plaka ile akaryakıt alışverişleri sonrası istasyondan ayrılmadan mobil uygulamadan “Plakaya Puan Kazan” tuşuna basarak konum ardından plakanın akaryakıt alımı, konum gönderilen istasyon ile tutarlı bilgisi kontrol edildikten sonra 20 dakika için de hak edilen puanın yüklemesi gerçekleştiriliyor.

Yeni Opet Mobil Uygulaması’nda bu özellikler dışında tüketicilere özel kampanyaların sunulduğu Akıllı Kampanya Sistemi bölümü, trafik bilgisine göre en yakın OPET istasyonunun bulunduğu ve istenilen hizmet içeriğine göre filtrelenebildiği İstasyonlar bölümü gibi daha birçok bölüm de yer alıyor.

Plakaya puan kazandırıyor

Opet Mobil Uygulaması’nın yeni özelliklerinden biri olan “Plakaya Puan” aynı zamanda kazandırıyor. Plakaya puan özelliğini kullanarak akaryakıt alımlarını bildiren OPET müşterileri yakıt puan kazanıyor. 31 Temmuz’a kadar Opet Mobil Uygulaması’ndaki plakaya puan özelliği kullanılarak bildirilen 3 adet tek seferde 200 TL ve üzeri akaryakıt ödemelerinde geçerli olacak kampanyada ilk akaryakıt alışverişlerinde 5 TL, ikinci akaryakıt alışverişlerinde 7,5 TL, üçüncü akaryakıt alışverişlerinde 10 TL toplamda 22,5 TL yakıt puan kazanılıyor. Yakıt puanlar, Opet Mobil Uygulaması’na giriş yapılan cep telefonu numaralarına ve cep telefonları ile eşleşen kartlara yüklenecek.

Gelecek Üç Yıl Makine Sektörünün Altın Çağı

Makine İhracatçıları Birliği (MAİB) tarafından yapılan açıklamaya göre, Haziran sonu itibarıyla Türkiye’nin serbest bölgeler dâhil toplam makine ihracatı 11,4 milyar dolar oldu.

İhracat siparişlerinin yılın ilk 6 ayında küresel ölçekte hızla arttığına dikkat çeken Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Kutlu Karavelioğlu, “Bu artıştan en çok yararlanan ülkelerden biri olduk ve dünya makine ihracatının yüzde 20’ye yakın arttığı tahmin edilen ilk yarıyılda biz yüzde 40 artış oranına yaklaştık. Gelecek üç yıl makine sektörünün altın çağı olacak” dedi. Yılın ilk yarısı sonunda ihracatını 2019’a göre yüzde 19, 2020’ye göre ise yüzde 38 artıran makine sektörünün serbest bölgeler dâhil toplam ihracatı 11,4 milyar dolar oldu. Almanya ve ABD’ye toplam ihracatı 2 milyar doları aşan sektör, ilk 6 ay sonunda geçen yılın aynı dönemine göre 3 milyar dolar fazla ihracat geliri elde etti. Yılın ikinci yarısında dünya genelinde yaşanacak büyük açılma ile talep artışının toparlanmadan büyümeye hızlı bir geçiş oluşturmasını beklediğini ifade eden Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Kutlu Karavelioğlu şunları söyledi:

Makine ve teçhizat yatırımlarında geçmiş krizlere göre iki katı hızlı bir iyileşme oldu. Küresel sanayi üretimindeki büyüme 2015 yılından bu yana en yüksek seviyeye çıktığı için makine imalat sanayiinde de hızlı bir toparlanma yaşandı. Sınırlı da olsa destek paketlerinin sürmesi ve oluşan tasarrufların hızla tüketime dönüşeği beklentisi dünya ekonomisinde güçlü bir büyümeye ve canlı bir yatırım dönemine işaret ediyor. Üç çeyrektir üst üste 5 trilyon doları aşan küresel mal ticaretinin, yılın son iki çeyreğinde hız kesmeyeceği anlaşılıyor. Makine imalatçılarımız da hızla artan talepten daha fazla pay almaya çalışıyor. Paritenin ve ürün fiyatlarındaki artışın da etkileriyle, dünya makine ihracatının yüzde 20’ye yakın arttığı tahmin edilen ilk yarıyılda, biz yüzde 40 artış oranına yaklaştık. Rakiplerimizden daha hızlı ilerlemeye ve görkemli büyüyen bu pazardan daha fazla pay almaya devam edeceğiz.

Gençler üniversite tercihlerinde makineye öncelik versinler

Makine ve teçhizat yatırımlarındaki artışın devam etmesi yönünde tüketici talebi dışında unsurlar olduğuna da dikkat çeken Kutlu Karavelioğlu şunları söyledi: “Pandemi sonrası süreçte sürdürebilirlikle uyumlu yeşil yatırımlar katlanarak artacak ve imalatçı sektörlerin tamamı baştan aşağı bir dönüşüm yaşayacak. Sanayi 4.0 ve dijitalleşme yönündeki ihtiyaçlar da makine sektörünün önünü açacak. Gelecek üç yılın makine sektörünün altın çağı olacağına inanıyoruz. Büyüme hızımızı koruyacağız ve dünya çapında markalarımızın sayısı artacak. Üniversite tercihlerinin yaklaştığı bu dönemde, gençlerimize sektörümüz ile ilgili alanlara öncelik vermelerini ve parlak bir geleceğin parçası olmalarını tavsiye ediyorum.

Teşvik belgeleri serbest ticaret anlaşmalarına dönüşmüş idi

Son yıllarda arka kapı gibi kullanılıp adeta tek taraflı serbest ticaret anlaşmalarına dönüşen yatırım teşvik belgelerinin maksadına uygun kullanılması için gereken mevzuat değişikliğinin gerçekleşmesinden memnun olduklarını belirten Karavelioğlu şunları söyledi: “Yatırım teşvik belgesi kapsamında temin edilen makine ve teçhizat için gümrük vergisi istisnaları, yerli ve ithal mallar arasındaki farkı ortadan kaldırdığı için, diğer sanayi dallarımız korunurken katma değeri en yüksek sınai dal olan makine imalatı dış tehditlere maruz kalıyordu. Mevzuat değişikliği ile hem asgari yatırım oranları güncellenmiş hem de sınırlı dahi olsa bir kısım makinenin Uzak Doğu’nun haksız rekabetinden korunması yönünde adım atılmıştır. Korumacılığın dünyada tavan yaptığı ve bizim gümrüksüz neredeyse hiçbir ülkeye giremediğimiz bir dönemde makine ithalatını teşvik edip son 12 ayda 31 milyar dolara taşımak sürdürülemez bir durumdu. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız ile Ticaret Bakanlığımızın da katkılarıyla, bütün baskılara rağmen cesur ve doğru bir karar alınmıştır. Türkiye’nin teknoloji geliştirmesini arzulayan her kesimin bu kararı desteklemesi gerekir. Nihayetinde, gümrük vergileri yatırımın toplam maliyetine ekleneceğine göre, kurumlar vergisi matrahından zaten indirileceklerdir.

Toplam 174 ürünün olduğu listede farklı alt dallardan 88 makinenin yer aldığına ve geçen yıl vergi muafiyetinin de etkisiyle bu makinelerin 1,8 milyar dolar kadar ithal edildiğine dikkat çeken Karavelioğlu, “Bu sınırlı liste 2019’da 500 milyon dolar fazla verirken 2020’de 250 milyon dolar eksiye geçmiş bir alanı tarifliyor. Görülen o ki, Hamle Programı kapsamında yatırımları yapılan stratejik ürünlere de özel bir önem atfedilmiş. Listenin dinamik hale geleceğini anlıyoruz ve makine imalat sektörüne yabancı yatırımcı çekmeye vesile olacak kıymetli bir karar olarak değerlendiriyoruz” dedi.

Osmangazi EDAŞ Dijitale Yaptığı Yatırımlarıyla İşlerine Hız Katıyor

Osmangazi EDAŞ’ın uygulamaya aldığı yeni portalı ile elektrikçiler; süreçlerini online ortamda takip edebilecek, proje dosya gönderimlerini platform üzerinden yapabilecekler.

Afyonkarahisar, Bilecik, Eskişehir, Kütahya ve Uşak illerinin elektrik dağıtım hizmetini sağlayan Osmangazi Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi (OEDAŞ), proje müelliflerinin ve tesisatı yapan elektrikçilerin Osmangazi EDAŞ’taki tüm süreçlerini online ortamda takip etmelerini ve proje dosya gönderimlerini dijital ortamda yapabilmelerini sağlayan OEDAŞ Portal’ını hizmete aldı. Portalın tanıtım toplantıları OEDAŞ Dağıtım Hizmetleri Müdürü, OEDAŞ İl Müdürleri, meslek odaları başkanları ve müelliflerin katılımı ile Afyonkarahisar, Bilecik, Eskişehir, Kütahya ve Uşak’ta gerçekleştirildi. Elektrikçilere portalın nasıl kullanılacağı ve faydaları anlatıldı.

Osmangazi EDAŞ Genel Müdürü Fuat Celepci, OEDAŞ portalı hakkında şunları söyledi: “İllerimizde elektrik dağıtım hizmetini karşılamanın yanı sıra, paydaşı olduğumuz toplum ve dünyanın ihtiyaçlarına da yanıt vermek adına çaba sarf ediyoruz. Bu kapsamda OEDAŞ Portalı ile uzun süren evrak süreçlerini daha kısa sürede çözüme kavuşturmuş olacağız. Portalın verimli kullanılabilmesi amacıyla hizmet verdiğimiz 5 ilde gerçekleştirdiğimiz eğitimler ile hem paydaşlarımız hem de tüketicilerimizin memnuniyetini daha da üst noktalara taşımak için yatırımlarımıza ve faaliyetlerimize devam edeceğiz. Projenin hayat bulmasında emeği geçen tüm çalışma arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Airbus’ın “Robotik Kolu” Uzaya Gitmeye Hazır

Airbus uzay mühendisleri, Rus Çok Amaçlı Laboratuvar Modülüne (MLM) ESA’nın Avrupa Robotik Kolunu (ERA) monte ederek Uluslararası Uzay İstasyonu’na (ISS) gitmek üzere hazır hale getirdi. ‘Nauka’ olarak bilinen bu modül ile birlikte ERA ve iki kontrol istasyonu, Kazakistan’daki Baykonur Uzay Üssü’nden bir Proton roketiyle fırlatılacak.

Bir haftalık yolculuktan sonra Avrupa Robotik Kolu, uzay istasyonunun Rus kesimine hizmet vermek üzere ISS’ye varacak. Toplam uzunluğu 11,3 metre olan simetrik, iki elli akıllı robot kolu, bir sabit taban noktasından diğerine bağlanarak ISS’nin dışında ‘yürüyebilecek’. ERA’nın yedi sağlam ve hassas eklemi, hafif uzuvları ve kolun ortasındaki kontrol bilgisayarı, robot kolunun çok yönlülüğünü gösteriyor.

Astronotlar ve kozmonotlar, Avrupa Robot Kolunu gerçek zamanlı olarak kontrol edebilecek, ISS’nin içinden veya dışından önceden programlayabilecek, yükleri hareket ettirebilecek, uzay istasyonunu kızılötesi kameralarıyla denetleyebilecek ve ISS dışındaki operasyonları destekleyebilecek. Robot kendi ucundan elektrik  ve veri gücü , video hattı ve dönen bir  hareket makinesini destekliyor.

ERA, ucuna bağlanan bir araç ile, otomatik veya yarı otomatik olarak gerçekleştirebileceği birçok görevden biri için yönlendirilecek. ERA hafif bir yapıya sahip olduğundan uzaydaki sıfır yer çekimi koşulları sayesinde çok büyük kütleleri rutin olarak 3.000 kg’dan 8.000 kg’a kadar yavaş modda hareket ettirebilecek. Robot kolu 5 milimetre hassasiyetle çalışıyor.

ERA, Hollanda’da Airbus Defence and Space liderliğindeki bir Avrupa konsorsiyumu tarafından Avrupa Uzay Ajansı (ESA) için geliştirildi. Airbus, kolu ve yazılım fonksiyonlarını tasarladı, Avrupa çapında alt sistemlerin gelişimini yöneterek sistemi entegre ve test etti. Son birkaç ayda Airbus, ESA ve Rus ortakları RSC/Energia ile birlikte ERA’yı MLM’ye de entegre etti.

Airbus Defence and Space Hollanda İcra Kurulu Başkanı Rob Postma “Hollanda Uzay Ofisi ve Ekonomik İşler ve İklim Politikası Bakanlığı’nın süregelen desteğiyle sağlanan ve uzun süredir beklenen Avrupa Robotik Kolunun Uluslararası Uzay İstasyonu’na fırlatılması, Hollanda’nın ISS’nin devam eden operasyonuna büyük katkısını gösteriyor. Ayrıca, yıllardır bu operasyonda görev alan birçok uzay profesyonelinin çabasını, bağlılığını ve kararlılığını da kutluyoruz” dedi.

ROSATOM’dan, Türk Medyası İçin Leningrad NGS’de İlk Sanal Basın Turu

Rosenergoatom A.Ş. , AKKUYU NÜKLEER A.Ş. ve Rusya Devlet Atom Enerjisi Kurumu ROSATOM’un Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölge Merkezi’nin katılımıyla, önde gelen Türk basın mensupları için Leningrad NGS’de sanal tur düzenledi. Bu sanal tur, kurulu güç bakımından Rusya’nın en büyük nükleer santrali olan Leningrad NGS’ye düzenlenen ilk sanal medya turu olma özelliği taşıyor.

Leningrad NGS COVID-19 salgınından önce Ruslar ve Rusya dışından gelenler de dahil yılda 4 binden fazla kişi tarafından ziyaret ediliyordu.

COVID-19 salgınından kaynaklanan kısıtlamalar nedeniyle, nükleer santrali ziyaret etmek isteyenler için yeni iletişim yöntemleri geliştirildi. Rus nükleer sanayi uzmanları, bir nükleer enerji santralini ziyaret etmek ve Rus nükleer bilim adamlarıyla, kişisel cihazlardan çevrimiçi iletişim kurma amacıyla sanal tur etkinliklerini başlattı. Bu etkinlikler, yıl içinde Yüzer Nükleer Santral de dahil olmak üzere 5 Rus nükleer santralinde sanal turlar düzenlenmesini kapsıyor.

Leningrad NGS’de 360° formatında gerçekleşen sanal tur, Rus 3+ nesil güç ünitelerini uluslararası arenada tanıtmak için de düzenlenen ilk endüstriyel çalışma oldu.

Leningrad NGS Sanal Turu’na Leningrad NGS Halkla İlişkiler Departmanı Müdürü Andrey Alberti, NGS mühendisi Ruslan Kotykov ve Leningrad NGS-2’nin Teknik İdare Departmanı Uzmanı Pavel Loginov katıldı. Katılımcılara, 3+ nesil VVER-1200 reaktör teknolojisi ile donatılmış ünitelerinden ikisi olan Leningrad NPP-2’nin temel çalışma prensipleri, santralin bölge ekonomisine katkısı, sosyal alanın ve altyapının gelişimi hakkında bilgi verildi. 360° formatında gerçekleşen sanal turda, kontrol odası, türbin alanı, eğitim merkezi ve hatta basın mensuplarının girmesinin genellikle yasak olduğu reaktör bölümü gibi santralin farklı yerleri gösterildi.

Sanal tur sırasında basın mensupları sadece Rusların değil, gelecekte kurulacak olan santrallerin yabancı personellerinin de eğitildiği personel eğitim merkezini de ziyaret etti.

NGS ekipman ve sistemlerinin güvenli bir şekilde çalışmasını sağlayacak olan Akkuyu NGS uzmanlarına yönelik eğitim programları, Rusya’daki nükleer santralde ve ardından Akkuyu NGS’de verilen teorik eğitimlerin yanı sıra, işyerinde staj ve uygulamalı eğitimi de içeriyor. Her uzmanın eğitim programı, AKKUYU NÜKLEER A.Ş’nin NGS’deki mevcut çalışma deneyimi ve elde edilen bilgi seviyesinin kontrolünün sonuçları dikkate alınarak belirleniyor.

2021 yılına kadar 150’den fazla kişi, Rusya Federasyonu’nda yer alan nükleer santrallerdeki eğitim merkezlerinde pozisyon için çeşitli hazırlık aşamalarından geçti. 2021’de 200’den fazla kişi için, Leningrad NGS ve Rusya Federasyonu’nda yer alan diğer nükleer santrallerde staj ve uygulamalı eğitim planlandı.

Sanal turun son bölümünde ise medya mensuplarına, Leningrad NGS’nin kurulu bulunduğu bölge olan Sosnovy Bor şehrinden görüntüler gösterildi. Sosnovy Bor şehrinin özelliklerini ve santralin şehre katkılarını NGS’de uzman olarak görev yapan Ruslan Kotykov şu sözlerle anlattı: “Biz Leningrad NGS’yi aslında ‘şehir yapan bir tesis’ olarak görüyoruz. Nükleer santral, şehrin sosyal, ekonomik ve altyapı gelişimine büyük katkı sağlıyor. Kumsal ve doğa hayatı, şehrimizin incilerindendir. Her yıl Leningrad NGS’nin katkılarıyla sadece şehirde yaşayanlar için değil aynı zamanda St. Petersburg ve diğer çevre illerden gelen misafirler için çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir”.

Yapılan anketler yaklaşık 67 bin nüfusa sahip Sosnovy Bor’da halkın yüzde 90’ınından fazlasının nükleer enerjiye olumlu baktığını gösteriyor. Nükleer santralde yaklaşık 6 bin kişi çalışırken, bölgede nükleer sektörle bağlantılı işlerde çalışanların sayısı 30 bini buluyor.

Leningrad NGS Halkla İlişkiler Departmanı Müdürü Andrey Alberti, santralle ilgili genel bilgileri şöyle aktardı: “Nükleer enerji birçok ülkede elektrik üretim sürecinin ayrılmaz bir parçasıdır. Artan enerji talebini karşılamakta önemli bir rol oynamaktadır. Aynı zamanda çevre dostudur ve güvenilir bir enerji kaynağıdır. Binlerce evde elektrik sağlamanın yanı sıra binlerce kişiye de istihdam kaynağı olmaktadır. Santral, Monaco’nun 2 katı büyüklüğünde bir alanı kaplamaktadır ve St. Petersburg ve Leningrad bölgesinin enerji tüketiminin yüzde 50’sinden fazlasını temin etmektedir.

Sanal tur, gazetecilerin sorularına ayrıntılı yanıtlar ve yorumlar verilen soru-cevap bölümü ile sona erdi.

İlk Sürdürülebilir Lityum Madencilik Güç Çözümü

Enerji yönetimi ve otomasyonun dijital dönüşümünde lider olan Schneider Electric ile deniz ve enerji pazarları için akıllı teknolojiler ve tam yaşam döngüsü çözümlerinde küresel bir lider olan Wärtsilä, dünyanın en uzak lityum madenleri için sürdürülebilir, kesintisiz bir güç çözümü oluşturmak üzere iş birliği yaptı. Bütünsel amaca yönelik güç sistemi, dünyanın her yerinden maden operatörlerinin kullanımına sunulan özelleştirilmiş güç kaynağı danışmanlığı ve tasarımı, güç altyapısı kurulumu, ekipman teslimatı, montaj, dijital mikro şebeke işletimi ve devreye alma işlemlerini içeriyor.

Schneider Electric ve Wärtsilä tarafından 20 yılı aşkın bir süreyi kapsayan iş birliği içinde geliştirilen çözüm, 200’den fazla projeyi kapsıyor ve enerjinin verimli dağıtımı ile kullanımını optimum hale getiriyor. Madencilik sektörüne minimum çevresel ayak izi ile üst düzeyde uygun maliyetli bir güç çözümü sağlamak için mikro şebekeler, termik enerji üretimi, enerji depolama ve diğer yenilenebilir enerji kaynakları bir araya getiriliyor ve bunlardan yararlanılıyor.

Schneider Electric Madencilik, Mineraller ve Metaller Segmenti Başkan Yardımcısı ve Bölgesel Segment Lideri Vivek Kapoor şöyle konuştu: “Çözümün getirdiği faydalar lityum madenciliğinin çok ötesine geçiyor. Net-sıfır bir gelecek yaratmak için elektrikli araçlar ve yenilenebilir enerji depolama daha uygun fiyatlı ve erişilebilir hale gelmelidir. Bu çözüm, maden operatörlerinin tesislerinin çevreye etkisini azaltmalarına ve üretim maliyetlerini düşürmelerine olanak sağlayacaktır. Yeni nesil teknolojiyi güçlendirme ve sonuç olarak net-sıfır toplumun temelini oluşturma potansiyeline sahiptir.

Tübitak’tan, EIT Inno Energy Etkinliği İçin Seyahat ve Konaklama Desteği

EIT Inno Energy tarafından düzenlenen, Avrupa’nın enerji odaklı en büyük networking etkinliği olan The Business Booster, her sene farklı bir tema üzerinden ilerleyen ve bu konuda çok sayıda panel, atölye ve teknoloji konuşmalarına sahne olan uluslararası bir etkinliktir.

03-04 Kasım tarihlerinde Berlin’de gerçekleşecek The Business Booster 2021’in bu seneki teması: “Yeni Sanayi Devrimi: Sürdürülebilirlik, Dekarbonizasyon ve Dijitalleşme” olacak. Ayrıca, 150’den fazla sürdürülebilir enerji teknoloji girişiminin (startup) tek bir çatı altında toplanacağı bu iki günlük etkinlikte ayrıca diğer katılımcılarla birebir toplantı yapma ve iş ağı kurma imkanlarına da sahip olacaksınız. 3-4 Kasım 2021 tarihlerinde Berlin’de gerçekleşecek etkinlik için TBB biletlerini alan kurumların, seyahat masrafları TÜBİTAK tarafından Çerçeve Programı Seyahat Destek Programı altında karşılanabilecek.

Neden TBB’ye Katılmalısınız?

TBB, enerji sektörü profesyonelleri, yatırımcılar, enerji sektörü şirketleri ve politika yapıcılar için birçok fırsat sunuyor.

Enerji Alanında Çalışan Kurumlar:

– Ürün portföyünüzü geliştirmek için en son teknolojik çözümleri keşfetme şansınız olur.

– Şirketiniz için yeni fırsatları ve iş modellerini görme ve deneyimleme imkanınız olur.

– Teknolojiler ve yenilikler dikeylere ve pazarlara göre bölümlere ayrıldığı için işinize en uygun çözümü kolayca bulabilirsiniz.

– Farklı kurumlarla ve organizasyon temsilcileriyle birebir toplantı imkanıyla birlikte, birçok ortaklık fırsatı yakalayabilirsiniz.

– Standlarda ve pilot proje sergi alanlarında Avrupa’nın enerji alanındaki en yenilikçi ürünleri tanıma ve test etme şansınız olur.

– İş kolunuzla alakalı sorunları ve zorlukları Avrupa’daki en yenilikçi startuplara sunma imkanı bulabilirsiniz.

– Ayrıca, Açık İnovasyon alanında stand açarak marka bilinirliğinizi arttırabilirsiniz.

Yatırımcılar:

– EIT Inno Energy’nin yatırım yaptığı ve desteklediği, enerji ve temiz çevre teknolojileri alanında faaliyet gösteren 150’den fazla startupla tanışma fırsatınız olur.

– Startup ve scale-up seviyesindeki teknoloji girişimleriyle iş ağı kurma imkanınız olur.

– Standlarda ve pilot proje sergi alanlarında Avrupa’nın enerji alanındaki en yenilikçi ürünleri tanıma ve test etme şansınız olur.

– Avrupa’nın önde gelen melek yatırımcıları, VC’leri ve kurumsal yatırım şirketlerinin yanı sıra sanayi kuruluşlarıyla tanışma fırsatınız olur.

– Mevcut portföyünüzü büyütmek adına fırsatlar yakalayabilirsiniz.

Politika Yapıcılar:

– EIT Inno Energy’nin yatırım yaptığı ve desteklediği, enerji ve temiz çevre teknolojileri alanında faaliyet gösteren 150’den fazla startupla tanışma fırsatınız olur.

– Avrupa’nın enerji alanındaki önemli politika yapıcılar, piyasa düzenleyicileri ve endüstri liderleri ile tanışma fırsatınız olacak.

Sıfır Emisyon İçin Dünyada 5 Trilyon Dolarlık Enerji Yatırımı Yapılmalı

Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi’nin (IICEC) düzenlediği “Dünyada ve Avrupa Özelinde Net Sıfır Emisyon Geleceği ve Türkiye’ye Etkileri’” konulu webinar yapıldı

Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi (IICEC) tarafından düzenlenen “Dünyada ve Avrupa Özelinde Net Sıfır Emisyon Geleceği ve Türkiye’ye Etkileri’” başlıklı webinar gerçekleşti. T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (ETKB) Bakan Yardımcısı Dr. Alparslan Bayraktar’ın onur konuşmacısı olarak yer aldığı webinar, IICEC Yönetim Kurulu Üyesi Kıvanç Zaimler ve Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Dr. Fatih Birol’un katılımıyla yapıldı

Çevrimiçi olarak gerçekleşen toplantıda, net sıfır emisyon kararlarının dünyayı ve Türkiye’yi sanayi, ticaret, ihracat ve enerji dönüşümü başta olmak üzere birçok alanda nasıl etkileyeceği ele alındı. 2050 yılında hedeflenen net sıfır emisyona ulaşılabilmesi için dünyada yılda 2 trilyon dolar olan enerji yatırımlarının 5 trilyon dolara çıkması gerektiğine dikkat çekildi

Toplantının açış konuşmasını yapan IICEC Yönetim Kurulu Üyesi Kıvanç Zaimler, dünyada ve Türkiye’nin yakın ticarette ortağı olan ülkelerde net sıfır emisyonun öne çıkması ve bunun etkilerinin sektörü yakından etkileyeceğini hatırlatarak, çok stratejik olan enerji sektöründe ve ilişkili sektörlerde küresel  ve bölgesel dinamiklerin de hızla öne çıktığı bu günlerde hem riskleri yönetebilmek hem de fırsata çevirebilmek, enerjinin tüm paydaşlarına sürdürülebilir bir değer yaratmak konularının önemine dikkat çekti.” dedi. Toplantıda konuşan Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Dr. Fatih Birol, iklim değişikliği ve çevre konusundaki duyarlılığın her ülkede ve toplumun her kesiminde çok hızlı bir şekilde arttığına dikkat çekerek, “Bu duyarlılık hızla artıyor, dönüşü yok. Bilimsel olarak kanıtlandı ve kamuoyuna mal oldu” dedi. İklim değişikliğine neden olan emisyonların yüzde 80’inin enerji sektöründen geldiğini hatırlatan Fatih Birol, şunları söyledi:

“Böyle olunca çözüm de enerji sektöründen olacak. Enerji sektöründe 2020-2050 yılları arasında karbon emisyonunu indirmeden bilim insanlarının öngördüğü net sıfır seviyesine gelinmesi mümkün değil. Dünyadaki en önde gelen ekonomilerin hepsi, Avrupa Birliği ülkeleri, ABD, Kanada, Brezilya, İngiltere, Japonya, Kore, gibi ülkeler 2050 yılında net sıfır yapacaklarını taahhüt ettiler. Dünya enerji sektörünün dönüşümü mümkün mü? Oraya gidilecek patika son derece dar ama imkansız değil. Bunun için ekonomikliği kanıtlanmış mevcut enerji teknolojilerinden en fazlayı üretmek ve yeni teknolojilere hız kazandırmak gerek. Bunun için yatırım gerekiyor.”

Dünyadaki enerji yatırımlarının yılda 2 trilyon dolar olduğuna işaret eden Dr. Fatih Birol, “2050 hedeflerine ulaşılması için bunun 5 trilyon dolara çıkması ve bunun da büyük kısmının temiz enerji teknolojilerine gitmesi lazım. Bu yatırımlar içinde de gelişmekte olan ülkelerin payının artması gerekiyor. Dünya 2050’de net sıfır hedefine ulaşırsa, petrol günlük 100 milyon varilden 25 milyon varillere düşecek. Gaz ve kömürde büyük bir düşüş olacak. 2050’de bir numaralı enerji kaynağı güneş enerjisi olacak. Ayrıca şu an dünyada satılan elektrikli araçların oranı % 5 civarında. Net sıfır hedefine ulaşılması için 2030’da dünyada satılan araçların %60’ı elektrikli olmalı.2040’da dünya elektrik sektörü tamamıyla dekarbonize olacak. Yani yenilenebilir enerji, fosil enerjilerin karbon azaltımı ile a kombine edilmesi ve nükleer enerji… Şunu da belirtmeliyim ki, 2050’deki net sıfır hedefine ulaşılması için nükleer enerjinin 2 kat artması lazım” dedi.

Temiz enerji farkındalığı ve dönüşüm

Temiz enerji konusunda her ülkenin kendi koşullarına göre ekonomik gelişmişlik, enerji gerçekleri ve arz güvenliğini göz önüne alarak mutlaka bir yol haritası çizmesi gerektiğini söyleyen Dr. Birol, “Bu küresel soruna çözüm bulma konusunda herkesin mesuliyetleri olduğunu unutmadan hareket etmesi lazım. Hiçbir ülke temiz enerji konusundaki dönüşümün etkilerinden muaf değil. Her ülke bundan etkilenecek. Çünkü dipten gelen çok güçlü bir dalga var. Maliyetlerin düşmesiyle ABD ve Çin dahil büyük ekonomiler bu konudaki dönüşüme dahil olacak” diye konuştu.

“Reformlara devam edip enerji yatırımlarını ülkemize çekeceğiz”

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (ETKB) Bakan Yardımcısı Dr. Alparslan Bayraktar, pandeminin küresel iktisadi sistemi ve enerji sektörünü de olumsuz etkilemesiyle, özellikle dünya ekonomisinin yüzde 4 oranında daralması nedeniyle ekonomik aktivitelerin azalmasına ve sonucunda da emisyonların düştüğünün görüldüğüne işaret etti. Dr. Alparslan Bayraktar, şöyle konuştu: “2021’i geri dönüşümün başlangıcı olarak adlandırıyoruz. Uluslararası Enerji Ajansı da enerji yatırımlarında yüzde 10’luk bir artış bekliyor. Karbon nötr olmayla alakalı birçok ülkeden 2050 taahhütlerini duyuyoruz. Avrupa Birliği İklim kanunu çok yakın bir tarihte çıktı. Hukuki bir baza oturdu. Bu hedeflere nasıl ulaşılacağı konusunda çok ciddi bir işaret aldığımızı söyleyemiyorum. Türkiye gelişmekte olan bir ülke olarak Paris Anlaşması’nın şartlarını yerine getirmeye gayret ediyor. Bununla birlikte yenilebilir enerji alanında çok önemli yatırımlar gerçekleştirdik. Türkiye’nin elektrikteki toplam kurulu gücünün yüzde 53’ü yenilenebilir enerji kaynaklarından oluşuyor. Geçen yıl elektrik üretiminin yüzde 43’ü bu kaynaklardan sağlandı. Yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretimi ABD, Çin, Almanya ve Birleşik Krallık gibi bu alanda önde gelen ülkelerde yüzde 17 ile yüzde 36 arasında. Dolayısıyla, yenilenebilir enerjide oldukça ileri bir noktadayız. 2020’de yenilenebilir kaynaklı elektrik üretimiyle yaklaşık 73 milyon ton karbon emisyonu salımının önüne geçebildik. Kısa ve orta vadede mutlak emisyon azaltımıyla ilgili Türkiye’nin önünde ciddi zorluklar var ve bu anlamda bir hedef koymak çok mümkün görünmüyor. Bunun ekonomik boyutunda ise örneğin, 2020’de 46 milyar liralık bir yenilenebilir enerji desteğinden bahsediyoruz. 2017 ile 2020 arasında enerji verimliliğine yapılan yatırım 5 milyar dolara yakın. Bu rakamlara baktığımızda enerji dönüşümünün faturasının ne kadar büyük olduğunu da görüyoruz.

Kendi Elektriğinizi Ücretsiz Üretebilirsiniz

Türkiye üzerinde gerçekleştirilen bir uçuşta göze ilk çarpan, ışığı geri yansıtan güneş panelleriyle kaplı fabrika çatıları ve tarlalar oluyor.

Yakın zamana kadar atıl duran bu alanlarda şimdi güneş enerjisi santralleri (GES) kurulu. Enerjinin üretim ve ekonomik büyüklük anlamına geldiği günümüzde, Türkiye yenilenebilir enerji kaynaklarından güneşi sonuna kadar kullanmaya kararlı. Dünyanın en çok güneş alan ülkelerinden biri olan ülkemizde devletin devreye aldığı 750 bin ile 1.5 milyon TL arasında değişen GES yatırım hibe ve destekleri her geçen gün artan enerji maliyetlerini en aza indirmenin ve kâra geçmenin bir numaralı çözümünü oluşturuyor. Birçok haneyi, fabrikayı ve işletmeyi GES ile tanıştırarak ekonomik kalkınmalarına imza atan ISOMER Isıtma Soğutma Merkezi’nin Genel Koordinatörü İlgin Eray “Bize sunulan bu enerji zenginliğini sonuna kadar kullanmalıyız. Sunulan devlet destek ve hibeleri GES yatırımlarının ekonomimiz için güneş gibi parlamasını sağlıyor” dedi.

Fabrika, tarla ya da konut. Fatura maliyetlerinin yüzde 50’si elektrik tüketiminden geliyor. Bu faturalar da günden güne katlanarak büyüyor. Öte yandan güneş ile elektrik üretmek ise şirketleri ve bireysel kullanıcıları daha ilk günden kâra geçiriyor. Üstelik devletin güneş enerjisi santrali (GES) için verdiği maddi destek en az 25 yıl boyunca bedava elektrik üretecek sisteme can suyu oluyor. Devletin GES’in çeşitli modelleri için verdiği farklı tutarlarda destek ve hibeler söz konusu. Soğuk hava depoları, zeytinyağı, un, çeltik fabrikaları, muz sarartma tesisleri, çiftlik ve seralar için belirli şartları yerine getirmek kaydıyla devlet tarafından GES için hibe ve maddi destek sağlanıyor.

Rüzgar Enerjisi AB’de GSYİH’e 37 Milyar Euro Katkı Sağlıyor

Rüzgar enerjisi, Avrupa’da elektrik ihtiyacının %16’sını, Türkiye’de ise yaklaşık %9’unu karşılıyor. Temiz ve ucuz enerji olan rüzgarın aynı zamanda AB’de 300 bin kişilik istihdamı temsil ettiğini belirten Ülke Enerji Genel Müdürü Ali Aydın, yeni kurulan her rüzgar türbinin 10 milyon euroluk ekonomik faaliyete yol açtığını da dile getiriyor.

Rüzgar estikçe, gelecek ve ekonomi şekillenmeye devam ediyor. Öyle ki rüzgar enerjisi sektörü tek başına milyar euroluk ekonomik değerler oluşturup, dünyayı daha temiz ve ucuz enerji ile buluşturuyor. WindEurope verilerini baz alarak Avrupa’da bugün 300 bin işi temsil eden ekonomik alana sahip rüzgar enerjisinin her yıl AB’nin gayri safi yurt içi hasılasına 37 milyar euro katkı sağladığını aktaran Ülke Enerji Genel Müdürü Ali Aydın’a göre, kurulan her yeni rüzgar türbinle birlikte oluşan 10 milyar dolarlık ekonomik faaliyet binlerce türbine sahip ülke ekonomilerine geleceği şekillendirebilecek düzeyde katkı sağlıyor.

Son yıllarda ulusların ekonomi, enerji ve iklim planlarının en başındaki olgu yenilenebilir enerji oluyor. Özellikle rüzgar enerjisinin temsil ettiği ekonomik değerler ve temiz gelecek misyonu, dünya için ciddi önem arz ediyor. Bu anlamda başta rüzgar enerjisi yatırımlarının artırılması ve rüzgardan maksimum verimliliğin sağlanması için teknolojilerin geliştirilmesinde de önemli atılımların yapıldığı görülüyor. Atılan adımlarla rüzgar enerjisinin bugün Avrupa’da ve Türkiye’de önemli bir enerji kaynağı konumuna geldiğini ve kayda değer bir ekonomik faaliyet hacmi oluşturduğunu aktaran Ali Aydın, hem geleceği kurtaran hem de ekonomik kalkınmayı sağlayan rüzgar enerjisinin AB’de 300 bin işi temsil ederken, Türkiye’de ancak yaklaşık 20 bin kişiyi istihdam edebildiğini belirtiyor. Ülkemizde yerli ve milli istihdam atağının da Ülke Enerji tarafından yürütüldüğüne dikkat çeken Aydın, rüzgar türbinlerinin bakımı ve onarımında hem teknolojik altyapı hem de çalışan istihdamı konusunda yerliliğe büyük önem verdiklerini, alanında uzman rüzgar türbini teknisyenlerinin ülkemiz gençlerinden olması ve eğitimlerinin yüksek standartlarda olmasına adına da ciddi efor harcadıklarını dile getiriyor.

Bir Türbinin Tek Başına Yarattığı Ekonomik Değer 10 Milyon €

Rüzgar eserken sadece enerji üretmiyor, arkasında milyar euroluk bir sektörün oluşmasına ve ekonomik katkılar sağlamaya yardımcı oluyor. Sadece yeni kurulan her yeni türbin AB’de 10 milyon euroluk bir ekonomik faaliyet hacmi oluştururken, rüzgar enerjisinin AB’de yıllık GSYİH katkısı da 37 milyar euro. Kurulan yeni santrallerin, rüzgar enerjisi sektöründeki yeni iş olanaklarının önünü açarken aynı zamanda yerli enerji arzına da doğrudan katkı sunduğunu aktaran Ülke Enerji Genel Müdürü Ali Aydın, Enerji ithalatında dışa bağımlılık ile mücadele eden Türkiye’nin 2023 hedeflerinde anahtar rolün kendi doğal ve yerli kaynağı rüzgar enerjisi olduğunun altını çiziyor. Ciddi bir ekonomik faaliyet alanının türbin komponent üretiminden nakliye ve lojistik operasyonlarına, servis bakım ve inceleme hizmetlerinden danışmanlık dikeylerine kadar rüzgar enerjisi ile yakalanabildiğine de dikkat çeken Aydın, rüzgar enerjisi alanında büyük potansiyele sahip olan Türkiye’nin rüzgarı arkasına alıp, ekonomik iyileşme ve ek istihdam ile birlikte GSYİH hedeflerini yukarılara çekebileceğini de aktarıyor.

Polietilen Atık İthalatı Etkin Denetimle Serbest

Ticaret Bakanlığı, Plastik/ Polietilen atık ithalatına getirdiği yasağı, etkin denetim kriterleri belirleyerek kaldırdı. Sıkı denetimin öne çıktığı yeni düzenlemeye göre Türkiye’de faaliyet gösteren 1350 geri dönüşüm firmasının tüm lisansları sil baştan gözden geçirilecek.

Atık ithalatında suistimalin önüne geçebilmek için teminat mektubu zorunluluğu getirildi. Teminat mektubu ile aynı zamanda çevresel kaygılara yol açan merdiven altı firmaların elenmesi hedefleniyor. Eskiden, ithalatçı firmalar; kırma makinesiyle elde edilen üretim kapasitelerinin en fazla yüzde 50’si kadarını ithal edebiliyor, kalan kısım yurt içinden tedarik ediliyordu. Yeni düzenlemeye göre ise kırma makinesi kapasitesiyle değil daha büyük yatırım gerektiren ve daha katma değerli ürün aşaması olan ısıl işlem kapasitesi baz alınarak ithalat oranı belirlenecek. Ticaret Bakanlığı’nın yeni düzenlemesine göre firmalar daha çevreci geri dönüşüm için gerekli makine-ekipmanları bulundurmak zorunda olacak. Ayrıca ithal edilen atığın takibi için tehlikeli atık taşımacılığında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın kullandığı Mobil Atık Takip Sistemi (MoTAT), plastik atık ithalatında da kullanılacak. Böylece ithal atıklar, limandan fabrikaya gidene kadar çipli sistemle takip edilecek. Ürünün gerçekten fabrikaya mı yoksa beyan dışı bir yere mi gittiği tespit edilebilecek. Söz konusu düzenlemeler piyasada ‘çantacı’ olarak tanımlanan, ürün ithal ettikten sonra geri dönüştürmeyip ticaretini yapanların engellenmesini hedefleniyor.

Yeni kriterler sektöre çeki-düzen verecek

Polietilen atık ithalatına konan yasak yerine etkin denetimi savunarak sıkılaştırılmış yeni bir mevzuatla geri dönüşüm sektörünün önünün açılmasını savunan PAGEV Başkanı Yavuz Eroğlu, bu amaçla Ticaret Bakanı Mehmet Muş, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Mustafa Varank, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum ile bir dize görüşmeler gerçekleştirdiklerini hatırlatarak şöyle konuştu: “TOBB Plastik Kauçuk Kompozit Sanayi Meclis Başkanı ve PAGEV Başkanı olarak1.5 aydır çeşitli denetim mekanizmaları üzerinde ilgili bakanlıklarımız, TOBB Atık Sanayi Meclisi ve STK’larla birlikte çalışıyorduk. Geldiğimiz noktada polietilen atık ithalatında yeni düzenlemeleri içeren tebliğe son hali verildi ve yasak Bakanlığımız tarafından kaldırıldı. Çevresel kaygıları ortadan kaldırmak için etkin denetimi öne çıkararak, suistimalleri azaltmayı hedefleyen yeni düzenleme geri dönüşüm sektörü için olumlu bir adım olmuştur. Mevzuatın yürürlüğe girmesiyle atık ithal eden 1350 firmanın sayısı kriterlere bağlı olarak düşecektir. Çevresel sorunları ortadan kaldırmayı hedefleyen yeni düzenleme, geri dönüşüm sektörünü kontrollü hale getirecektir. Türkiye’de kağıt, demir-çelik atıkda ithal ediliyor ama orada sorun yok çünkü firma sayısı kontrollü ve lisanslar kriterlere bağlı olarak dengeli verilmiş. Bu anlamda yeni düzenlemeyle plastik geri dönüşüm sektöründe gerçekleştirilecek lisans rehabilitasyonu önemli olacaktır. Teminat mektubu zorunluluğuyla da işini layıkıyla yapabilecek etkinliğe sahip, kapasite ve ekipmana sahip firmalarla yola edilmesi sağlanacak. Bankalar tarafından geri dönüşüm firmalarına verilecek teminat mektubuyla da merdiven altı firmaların elenmesi sağlanacak.

Yasak kararı 547 milyon dolara mal oldu

Polietilen atık ithalatına getirilen yasağın 45 günde, 547 milyon dolara mal olduğunu belirten Eroğlu, ithal atıklar arasında özellikle polietilenin seçilip yasaklanmasının manidar olduğunu hatırlatarak, petrokimya kartellerinin arzı kısıp hammadde fiyatlarının dolar bazlı ortalama %150’yi aşan oranda zamlanmasına yol açtığını anımsatarak şu görüşlere yer verdi: “Plastik sektörü olarak boykot kararı alıp, geri dönüştürülmüş hammaddeye yöneldikten hemen sonra polietilen atık ithalatına yasak kararının çıkması zamanlama açısından manidardı. Boykotumuzla, petrokimya tesislerinden hammadde alımını durdurmamız ve geri dönüştürülmüş hammaddenin daha fazla tercih edilmesinin de etkisiyle 3 ayda orijinal hammadde fiyatları minimum %30 geriledi. Plastik sektörü olarak bizler fiyatları düşürmek için mücadele verirken, atık ithalatına yasak kararıyla yurt içinde üretilen orijinal polietilenin fiyatındaki düşüş durdu. Türkiye’nin aylık hammadde ithalatı göz önüne alınırsa 45 günde petrokimya şirketlerince üretilen polietilenin fiyat düşüşün yavaşlaması ile tahminen orijinal polietilene fazladan 69 milyon dolar ödemek zorunda kalındı. Yasağın toplam maliyeti ise 547 milyon dolar oldu. Geri dönüştürülen polietilende atık ithalat fiyatı kilogram başına 1,6 TL iken, bu atıklar geri dönüştürülüp hammaddeye dönüştüğünde 6 liraya satılıyor. Petrokimya tesislerinden alınan polietilenin kilogram fiyatı ise 16 TL civarında. Yani aradaki fiyat farkı neredeyse 3 katı. Yurt dışından 2020 yılında 438 bin ton polietilen atık ithal edildi ve bunlar uygun fiyatla alındığından tüketicilerimize uygun fiyattan ürünler ulaştı. Geri dönüştürülmüş hammadde bulamayan sanayici, petrokimya tesislerine fazladan 547 milyon dolar ödedi. Maalesef bu maliyet artışları tüketiciye enflasyon olarak döndü.

Çoruh Edaş, Rize Sel Felaketinde Görev Başında

Rize’de geçtiğimiz günlerde meydana gelen sel felaketinde Çoruh Elektrik Dağıtım A.Ş. (Çoruh EDAŞ) ekipleri, sel felaketinin ilk anından itibaren kesintisiz enerji arzı için bölgede çalışmalarına başladı. Rize’de 13 Temmuz Salı gecesi itibariyle etkili olmaya başlayan sağanak yağışta hasar gören tüm ilçe ve beldelerde gece gündüz çalışmalarını sürdüren Çoruh EDAŞ, arama kurtarma çalışmalarına destek olmak amacıyla da jeneratörlerle sahada yer aldı.

Rize ilçelerinde etkili olan şiddetli yağış sonrası yaşanan sel felaketinde birçok ilçede cadde ve sokaklar sele teslim olurken Rize Merkez, Çayeli ve Güneysu ilçesinde başlayan sağanak yağış ilerleyen saatlerde dere taşkınlarına ve su baskınına sebep oldu.

Sel felaketinin ilk anından itibaren bölgede bulunan Çoruh EDAŞ ekipleri sel felaketinde kesintisiz enerji sağlamak için gece gündüz demeden çalışmalarına devam etti. Rize Merkez, Güneysu ve Çayeli ilçelerinde meydana gelen sel felaketinden 288 trafo etkilenerek 23 bin 040 abonenin enerjisiz kaldığını belirten Çoruh EDAŞ, ilk günün sonunda etkilenen trafo sayısını 16’ya kesintiden etkilenen abone sayısını ise 1019’a düşürdü. Kapalı olan yolların açılmasıyla birlikte çalışmalarına devam eden Çoruh EDAŞ, 9 trafoya daha enerji sağlarken kesinti yaşayan 226 abone için saha çalışmalarına ara vermeyerek 17 Temmuz Cumartesi sabahı itibariyle kesintisiz enerji arzını sağladı.

AIrCar, Softtech Teknolojisiyle Gökyüzünde

Softtech’in teknoloji yatırımcısı olduğu, ilk prototipi ve deneme uçuşu 2021’in Şubat ayında tamamlanan uçan araba AirCar’ın geliştirmeleri devam ediyor. Softtech,  insan kaynağı ve yatırım desteği ile uçan arabanın tam otonom uçuş ve yapay zeka sistemlerini geliştiriyor. Elektrikli ve yüzde 100 otonom bir araç olarak tasarlanan AirCar’ın tek yolcu kapasitesi ile 80 kilometre, iki yolcu kapasitesi ile 50 kilometre menzil yapması hedefleniyor.

Teknoloji alanında yaşanan gelişmeler her geçen gün dünyayı uçan arabaların gökyüzünde dolaştığı bir geleceğe daha da yaklaştırıyor. Türkiye’nin öncü teknoloji şirketi Softtech bu heyecan verici geleceğe teknoloji partneri olduğu AirCar ile destek veriyor. 2019 yılında Softtech’in yazılım geliştirmeleri iş birliği ile yol arkadaşı olduğu uçan araba AirCar’ın ilk prototipi tamamlandı. Uçan arabanın tüm otonom sistem yazılımlarını geliştiren Softtech, mimari kurgudan Ar-Ge çalışmalarına; sistemlerin donanımla entegrasyonuna kadar olan tüm süreçlerinde yer alıyor. Softtech ayrıca AirCar’ın iş modeli ve pazara girişinin kurgulanması, yatırım planlama ve yatırımcı görüşmelerinin gerçekleştirilmesi alanlarında da destek veriyor.

Dünyada yılda ortalama 97 saat trafikte kaybediliyor. AirCar ise şehir içi ulaşımda kaybedilen zamanı kullanıcılarına geri vermek ve karbon emisyonunun düşürülmesine katkı sağlamayı hedefliyor. Yeşil şehirlerde yaşamak için hayata geçirilen AirCar ayrıca hızlı ve havadan ulaşımı şehirde yaşayan herkesin ulaşabileceği bir hizmet haline getirme amacıyla da öne çıkıyor.

“Dünyanın geleceğine yatırım yaptık”

Dünyada 300’den fazla girişimin elektrikli uçan arabalar üzerinde çalıştığını ve bunların yüzde 30’unun önümüzdeki beş yıl içerisinde ticari olarak hava taksi hizmetine başlamayı hedeflediğini belirten Softtech Genel Müdürü M. Murat Ertem, “Hayal gibi görünen uçan arabalara artık çok yakınız” dedi.  Yazılım, uçuş, otonom sürüş, yapay zeka, araç içi iletişimin yanı sıra uçuş planlama süreçlerinde uçtan uca Softtech ekibinin çalıştığını belirten Ertem, “Dünya uçan arabaların gökyüzünde dolaştığı bir geleceğe doğru hızla ilerliyor. Biz de AirCar ile dünyanın geleceğine yatırım yaptık. Yaklaşık 2 sene önce başlayan iş birliğimiz kapsamında AirCar için özel olarak oluşturduğumuz ekip adına da eşsiz bir deneyim fırsatı olduğuna inanıyorum” diye belirtti.

Türkiye’de uçan araba yatırımlarına ilginin artmasının ülkemizin dünya pazarında rekabet fırsatı kazanması adına umut verici olduğunu belirten M. Murat Ertem; “Öncü teknolojilerin uygulayıcısı olmak, girişimciliği destekleyerek ülkemize fayda sağlamak öncelikli hedeflerimizin başında geliyor. Softtech olarak ürettiğimiz teknolojilerle hayata zaman yaratmak olan amacımız AirCar ile iş birliğimizde de karşılığını buluyor” dedi.

AirCar’ın otonom yazılım ve pilotsuz full otonom uçuş ile rekabet avantajı sağlama stratejisine Softtech olarak ortak olduklarını paylaşan Ertem, hedeflenmiş kalkış ve iniş notları arasında otonom olarak uçuşun gerçekleşmesi ve bu esnada oluşabilecek tüm tehlikelerden aracın kendini koruyabilmesini sağlayan tüm modüllerin prototiplenmesinin de tamamlandığını belirtti.

Hidrojen Projelerinde Avrupa ve Çin Lider Konumda

Başta enerji sektörü olmak üzere hidrojenin fosil yakıt ağırlıklı tüm sektörlerde kullanımına yönelik çalışmalar hız kazandı. Bugüne kadar, küresel ölçekte toplam 359 büyük kapasiteli hidrojen projesinin duyurusu yapıldı. Enerji, sanayi ve ulaşım sektörlerinde fosil yakıtlara alternatif olarak değerlendirilen hidrojene yönelik çalışmalara, küresel ölçekte 2030’a kadar 500 milyar dolar yatırım yapılması hedefleniyor.

Belçika merkezli Hidrojen Konseyi ve küresel danışmanlık şirketi McKinsey&Company iş birliğiyle hazırlanan “Hidrojen Öngörüleri Güncellemesi” başlıklı rapora göre, bugüne kadar küresel ölçekte toplam 359 büyük kapasiteli hidrojen projesinin duyurusu yapıldı.

Küresel iklim değişikliği ile mücadelede sıfır karbon ekonomisine ulaşma hedefleri kapsamında hükümetlerin fosil kaynaklardan bağımsız enerji sistemleri oluşturma çabası devam ederken, hidrojenin başta enerji sektörü olmak üzere fosil yakıt ağırlıklı tüm sektörlerde kullanımına yönelik çalışmalar hız kazandı. Hidrojen alt yapı sistemlerinin oluşturulması, geliştirilmesi ve yeni boru hatlarının yapımını içeren çalışmalara yönelik yatırımların 2030’a kadar 500 milyar dolara ulaşması bekleniyor.

Rapora göre, söz konusu yatırımlarda, 141 proje sayısıyla rafineriler, amonyak ve metanol üretimi, çelik sanayi ve endüstriyel ham madde üretiminin öncelendiği büyük kapasiteli sanayi projeleri yer alıyor.

Hidrojenin ulaşımda kullanımının yer aldığı proje sayısı 96 olurken, bu projelerde tren, gemi, kamyon ve binek araçlarda hidrojen kullanımı gibi alanlar ön plana çıkıyor. Toplam 56 proje hidrojenin son kullanıcıya ulaştırılması ve kullanımına odaklanırken, hidrojenin dağıtımı ve depolanmasını içeren 38 alt yapı projesi bulunuyor.

Son olarak toplam 28 proje, 1 gigavattan büyük, düşük karbonlu hidrojen üretimi tesislerinin oluşturulması veya geliştirilmesini amaçlıyor.

Rapora göre, toplam yatırım tutarının yaklaşık 150 milyar dolarını kapsayan kısmı projelerin planlanma ve inşaat aşamasını içerirken mevcutta çalışır durumda olan projeler de destekleniyor. Ayrıca, düşük karbonlu hidrojen üretim kapasitesinin, yıllık bazda 2030’a kadar 10 milyon tona ulaşması öngörülüyor.

Üretilecek hidrojenin yüzde 70’inin yenilenebilir kaynaklar kullanılarak elde edilmesi amaçlanıyor. Kalan yüzde 30’luk üretim kapasitesi ise karbon yakalama ve saklama teknolojileri kullanılarak ya da fosil kaynakların kullanımıyla gerçekleştirilecek.

Dünyadaki ekonomik büyüklüğün yüzde 80’ine sahip 90 ülkenin “Sıfır Karbon” hedefi bulunuyor. Ayrıca 30’dan fazla ülke 76 milyar dolar fon ayırarak, hidrojen stratejilerinin resmi duyurusunu gerçekleştirdi.

Rapora göre, Avrupa, hidrojenin sektörlerde kullanımına yönelik çalışmalarıyla merkez olarak kabul edilirken, 130 milyar dolarlık hidrojen projesinin Avrupa sınırlarında hayata geçirilmesi planlanıyor.

Enerji savaşlarının gölgesinde güvenlik ve göç 2

İnsan Hakları ve Güvenlik analizinde “göç” en açık ihlalleri barındırmaktadır. Sosyoekonomik Nedenler, Siyasal ve Sosyokültürel Nedenler, Güvenlik ve Doğal Nedenler olarak değerlendirdiğimiz “göç” unsurlarının hemen hepsinde insan hakları ihlallerini görebiliyoruz. Birey ve toplumların göç ediş nedenleri insani haklarındaki kayıpların neticesi olarak gerçekleşmektedir. Daha iyi bir yaşam için yapılan göçlerin temel nedeni “insani haklarını” edinim arzusundan kaynaklanmaktadır.

Kısa zaman önce mütemadiyen gitmiş olduğum kuaförüme yeni bir kalfa gelmişti. Bu kalfanın ülkemiz insanı olmadığımı fark etmem sonrası nereden geldiğini sordum. Suriye’den geldiğini ifade eden genç, ülkesinde kaldığı takdirde rejim tarafından silahaltına / askerliğe alınacağını ve ne zamana kadar asker kalacağını bilmediğinden sebep ülkemize göç ettiğini ifade etti. Yaşamsal ihtiyaçlarının tedarikinin olup olmadığını sorduğumda ise her şeyi tedarik edebildiklerini ve fakat gençlerin zorunlu askerlik sorununun bölgedeki gençlerin civar ülkelere göç etmek zorunda bıraktığını anlattı. Buraya geldiklerinde ise hedeflerinin öncelikli olarak Avrupa ülkeleri olması ise ülkemiz ekonomisi başta olmak üzere insani haklarının daha az olduğu düşüncesiydi. Hemen hepsinin Amerika rüyasının oluşu da sözde insan haklarından bahseden batı dünyasının iletişim araçları ile kitlelere kendilerini ne denli adil ve güvenilir gösterdiğini de tekrar tekrar analiz etmemiz gereken bir mesele olduğunu açıkça göstermektedir.

Global kaos kurgucuları, coğrafyalara uyguladıkları gerek kanlı gerekse ekonomik travmaları ile bizatihi kendilerini de barış güvercini olarak göstermeyi pek iyi bildiklerini söyleyebiliriz. Güvenliği yok ettikleri toplumlara kendilerini güvenilir gösteren global faşizme karşı gelişmekte olan ülkemizin şimdi ve geleceğin politikalarının geçmişimizden derslerle her geçen gün daha da iyiye götürerek ilerletmemiz gerektiği hakikati ile yüzleşmek durumundayız. Bizler kadar merhametlisi yokken bizler kadar güveniliri de olmayabilir.

Buna örnek olarak ise Pakistan, Hindistan, Kuzey Kore ve Çin’e bakmamızın yeterli olabileceğini düşünüyorum. Çünkü ekonomileri gelişen bu ülkelerde insan haklarından bahsetmek yarının konusu halinde dahi değil. Bu bağlamda ülkemizin coğrafi konumu ve geçmişindeki devlet tecrübesi bizi doğu ülkelerinden çok daha ileride bir modele gitmemize olanak sağlıyor.

Güney Amerika ülkelerindeki insan hakları ihlallerinin, Afrika bölgesindeki ihlallerden farklı olduğunu söyleyemeyiz.

Pasaport uygulamasının tarihine baktığımızda bu uygulamanın insan hak ve hürriyetlerinden kaynaklı bir uygulama olmadığını da görüyoruz. Devletlerin vize politikaları, hangi milletten olmak istediğini dahi belirleme imkânı olmayan insanın; doğuştan ülke bağımlı halde olduğunu göstermektedir. Ülkeler kapılarını kapadıkları gün insan insana yabancılaştı. Sadece bundan zarar gören insan hakları da olmadı; toplumsal gelişim dinamitlenirken, coğrafyaya hapis kalan yığınlar dünya insanı olmaktan ziyade coğrafyanın kaderi ile baş başa kaldı. Bu hal, ilerlediğini iddia eden birtakım ülkelerin kendi güvenlikleri ile herkese değil önce kendinden saydıklarına karşı insan hakları uygulayabilme arzusunun neticesidir.

Göçler kapsam, içerik ve nitelik bakımından sıralandığında; mevsimlik göçler, sürekli- geçici göçler, zorunlu-gönüllü göçler ve emek göçü iç göçü oluştururken işçi göçü, beyin göçü, mübadele göçü, siyasal ve sosyoekonomik göçler dış göçleri oluşturmaktadır (Naz, 2015:19).

İç ve dış her ne olursa olsun… Göç, bireyleri insan hakları yoksunluğu ve güvenlik sorunlarının neticesidir. İnsan varoluşsal olarak mutlu olma arzu ile yaşama isteği oluşturur. Yaşama isteğini mutluluğa hedefle sağlayan insan, güvenliğin olmadığı yerde mutsuzlaşır ve dolayısıyla yaşam arzusu, insani haklarını alabileceği alanlara itmektedir.

Son yıllarda coğrafyamızda yaşanan göç enerjiyi çok daha önemli, güvenliliğini de daha üst seviyelere çıkardığını hepimiz görmekteyiz.

Enerjimizin tükenmemesi dileklerimle…

Ukrayna ve Enerji Politik Önemi

Giriş

Bilindiği üzere Ukrayna, Karadeniz’in kuzeyinde yer alan ve son yıllarda dünya gündemine sıkça gelen bir devlettir. Konjüktürel dengeler bağlamında dünyanın dikkatini çeken bu ülke, farklı küresel yapılanmalar açısından da önemle üzerinde durulması gereken bir konuma sahip bulunmaktadır. Coğrafi açıdan ele alındığında 600 bin km2 kadar bir yüz ölçümüne sahip olan Ukrayna; Rusya, Belarus, Polonya, Slovakya, Macaristan, Romanya ve Moldovya ile komşu olan bir Doğu Avrupa ülkesidir (Şekil 1). 

Ukrayna olarak andığımız ülkenin tarihi, gerçekte çok da eski olarak nitelenemez. Buna karşın bugünkü Ukrayna’nın bulunduğu coğrafya (Ukrayna adıyla olmasa da) her dönemde verimli toprakları ve stratejik konumu nedeniyle sahip olunmaya çalışılan bir bölge olmuştur. Söz konusu topraklar, tarihi sırasıyla; İskitler, Hunlar, Hazar Türkleri, Kıpçaklar, Peçenekler, Kumanlar, Oğuzlar, Altınordu Devleti ve Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliğine girmiştir. Hemen anlaşıldığı üzere bölge, birçok Türk kavminin ve ülkelerinin etkisinde kalmıştır.  Günümüzde (Tatar) Türkler daha çok Kırım bölgesinde yaşamaktadırlar. 

I. Dünya Savaşı sonrasında, Rusya’da Bolşevik İhtilali’nin yaşanmasıyla 1919 yılında “Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti” kurularak tarih sahnesine çıkmış ve daha sonra “Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)”ne katılmıştır. II. Dünya Savaşı’nda ise Alman işgalini yaşamış ve hayli dramatik şartlara maruz kalarak 5 milyonun üzerinde vatandaşını bu dönemde kaybetmiştir. Sovyetler (SSCB)’in dağılmasıyla Ukrayna, önce “Bağımsız Devletler Topluluğu” içinde yer almış ve nihayet bağımsız bir devlet olarak yapılanmıştır. 

Bundan sonra ülkede çalkantılı olaylar yaşanmıştır. Bunlardan önemli bir tanesi 2004’te yaşanan “Turuncu Devrim”dir. 2014 yılında ise ülkede önemli bir kargaşa (kimilerinin yine devrim olarak nitelediği hadiseler) yaşanmış ve ayrılıkçı olaylar vuku bulmuştur. Rus nüfusun etkin olduğu ve sorunların baş gösterdiği söz konusu bölgeler arasında (Donetska ve Luhanska’nın da yer aldığı) Donbass bölgesi ve Kırım öne çıkmıştır (Şekil 1). Bu dönemde (Rusya’ya bağlanma konusunda) Kırım’da yapılan ( ve Türklerin katılmadığı) referandumdan Rusya’ya bağlanma yönünde karar çıkması ile Rusya Kırım’ı ilhak etmiştir.  

50 Milyon kadar nüfusu olan Ukrayna’nın Başkenti Kiev olup, demografik olarak içinde farklı grupları barındırmaktadır. Bununla beraber ülkede, Ukraynalılardan sonra en büyük grup Ruslardır. Ukrayna coğrafyasında, doğu ve batı bölgeleri arasında yaşam ve kültürel açıdan hayli farklılıklar görülmektedir. Burada şunu da belirtmek yerinde olur ki; Kiev’in Rusya açısından ayrı bir önemi vardır. Zira Rusya tarihinde, eski bir yapılanma 9. Yüzyılda oluşan Orta Çağ Kiev Rus Devleti olarak betimlenmektedir. 

Enerji politik bakış açısıyla Ukrayna 

Ukrayna, verimli tarım topraklarına malik olduğu kadar yer altı kaynaklarına da sahip bulunmaktadır. Söz konusu bu kaynaklar arasında; demir, kömür, demir dışı metaller, petrol, gaz, mineral tuzlar, kil ve potansiyel su gücü gibi doğal kaynaklar bulunmaktadır. 

Ancak belki bu kaynaklardan daha önemlisi, enerji geçiş bölgesi üzerinde bulunuyor olmasıdır. Bu bağlamda, halen Rusya’dan Avrupa’ya yönlenen ana arter enerji hatlarının transit ülkesi konumundadır. Bir başka deyişle, önemli ve aktif ana enerji hatları Ukrayna’dan geçmektedir (Şekil 2). Buna istisna teşkil eden ve son yıllarda döşenen ve aktif olarak hayata geçirilmekte olan iki hat bulunmaktadır. Bunlardan biri; Rusya’dan Almanya’ya Baltık Denizi altından çekilen Kuzey Akım-2 ve ikincisi ise Rusya’nın Anapa limanından Karadeniz altından geçerek Türkiye’ye ve Avrupa’ya ulaşan Tük Akım-2’dir. Her iki hattın da “1” olarak nitelenenleri ulaştığı ülkenin gereksinimini sağlamak üzere çekilmişlerdir. “2” olarak nitelenenler ise ulaştığı ülkeden diğer ülkelere doğal gaz iletmek üzere çekilmektedirler.

Ancak, bu iki enerji hattı da yenidir ve Avrupa arz güvenliği içindeki önem mertebesi önümüzdeki süreçte (diğer ülkelerle kara bağlantılarının, dallanmalarla sağlanmasıyla) belirginlik kazanacaktır. Bu durumda, ana arter enerji geçiş hatları halen Ukrayna üzerindendir denebilir. 

Enerji hatlarının Ukrayna’dan geçişine ilişkin detay harita (Şekil 3) incelendiğinde özellikle ülkenin doğusunda adeta bir geçiş terminal düğüm noktasının bulunduğu görülmektedir. Bir başka deyişle, Donbass bölgesi enerji politik açıdan son derece stratejik bir bölgeyi oluşturmaktadır. 

Öte yandan, bilindiği üzere Rusya’nın önemli gelir kaynağı Avrupa’ya (enerji hatları üzerinden) yapılan doğal gaz ihracatı olmaktadır. Bu bağlamda, konuya Rusya açısından bakıldığında, Ukrayna’nın önemi yadsınamazdır. Özellikle Ukrayna’da, enerji hatlarının düğüm noktası durumundaki yöre olan Donbass bölgesi, Rusya için kritik üstü bir öneme haizdir. Rus nüfusun etkinliğini gösterdiği bu bölgede özellikle son yıllarda ayrılıkçı hareketler gözlenmekte ve referandum yapılarak Rusya’ya bağlanma istekleri dile getirilmektedir.   

Avrupa, açısından da Ukrayna yadsınamaz önemde olan bir ülkedir. Zira Avrupa’ya boru hatlarıyla halen en aktif ve yüksek miktarda doğal gaz akışı Ukrayna üzerindendir. Bu bağlamda Ukrayna’yı, Avrupa Birliği (AB) içine alma niyetleri sıkça dile getirilmektedir. Fazla olarak  bu ülkenin NATO’ya alınma olasılığından da bahsedilmektedir. Ancak, Ukrayna’nın hem AB’ye ve hem de NATO’ya girme ihtimali Rusya tarafından “Kırmızı Çizgi” olarak nitelenmektedir.  

Bir diğer önemli husus ta; Ukrayna’nın Karadeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölgesi (MEB)’ndeki potansiyel enerji kaynakları olmaktadır. Bir başka deyişle, özellikle Kırım açıklarında var olması muhtemel enerji kaynaklarına ilişkin rezervler, dünyanın farklı bölgelerinden dikkatleri üzerine çekmektedir. İlaveten deniz yolu ile taşıma açısından da Karadeniz ülkelerinin Münhasır Ekonomik Bölgelerinim durumları önemlidir. 

Ukrayna’da 2014 olaylarıyla birlikte (daha önce de belirtildiği üzere) Kırım’da, 16 Mart 2014’te bölgenin Rusya’ya bağlanmasına ilişkin yapılan referandum ile Rusya Kırım’ı ilhak etmiş bulunmaktadır. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu tarafından referandum geçersiz ilan edilmiş olmasına ve Ukrayna’nın toprak bütünlüğü teyit edilmiş olmasına karşın Kırım’da fiili olarak Rusya’nın varlığı da bir realitedir. Dolayısıyla, bu durum bir çatışma potansiyeli oluşturmaktadır. 

Nitekim Haziran 2021 sonunda Kırım açıklarında, (ilhak edilen) Kırım MEB alanı (Şekil 4) içinde yol alan İngiltere Kraliyet Donanması’na bağlı bir savaş gemisine Rusya tarafından uyarı ateşi açıldığı duyurulmuştur. Takiben Karadeniz’de NATO tatbikatı yapılmıştır. Buna karşın Rusya karşı hamle olarak füze denemesi yapmış bulunmaktadır. Bu yaşananlar, konunun önemli sorunlar doğurabilecek mahiyette olduğunu göstermektedir.

Sonuç

Açıklananlar doğrultusunda değerlendirme yapılacak olursa; Ukrayna bölgesi dünya konjüktüründe dikkat çeken bir enerji-politik bölge durumundadır. Rusya’nın doğal gaz ihracatı için enerji geçiş bölgesi olarak Ukrayna, kilit taşı önemine haizdir. Bu bağlamda, Rusya’nın Ukrayna’dan özellikle de Donbass bölgesinden vazgeçmesi pek de mümkün görünmemektedir. 

Oysa AB ve NATO; ülkenin sahip olduğu böylesi enerji-politik önem nedeniyle Ukrayna’yı içlerine almak istemektedirler. Buna karşın Rusya böylesi olayların kendisi için “Kırmızı Çizgi” olduğunu ısrarla belirtmektedir. Bu bağlamda Rusya’nın, Ukrayna sınırına hayli büyük miktarda askeri yığınak yaptığı da gözlenmektedir. Rusya’nın Ukrayna topraklarına girmesi halinde harekât, sadece Donbass bölgesi ile bile kısıtlı kalmayabilir. Zira olaya enerji-politik ve stratejik açıdan bakılırsa; enerji hatları düğüm terminal bölgesi olan Donbass’ın, (ilhak edilmiş) Kırım ile birleştirecek şekilde ülkenin güneyine yönlenen enerji hattını içine alarak bölgenin işgali fikri akla gelmektedir (Şekil 3). Bu durumda, kriz Moldavya’ya bile sıçrayabilir.   

Öte yandan, günümüzde “Bir Kuşak Bir Yol (Modern İpek Yolu)” projesi kapsamında Karadeniz’in önemi artmaktadır. Dolayısıyla Rusya tarafından ilhak edilen Kırım’ın Karadeniz’deki MEB alanı, sorun oluşturacak görünmektedir. Bu durumun (Karadeniz’de son yaşananlar göz önüne alınacak olursa) giderek önem kazanacağı anlaşılmaktadır. Burada şunu da belirtmek yerinde olacaktır ki; Modern İpek yolu tek bir güzergâh değildir ve güzergahlar arasında geçişi sağlayabilecek bir bölge Karadeniz’dir. Nitekim son yıllarda bölge dışı aktörler Karadeniz ile yakından ilgilenir olmuşlardır. 

Türkiye açısından konuya bakacak olursak; olaylar, Türkiye’yi yakından ilgilendirmektedir.  Türkiye, Türklerin de yaşadığı Kırım’ın ilhakını (BM kararı doğrultusunda) tanımamıştır ve Ukrayna ile daha çok, ticari olmakla birlikte ilişkilerini sürdürmektedir. Buna karşın AB, NATO ve Rusya ile de ilişkileri süregitmektedir.

Türkiye; Karadeniz’in açık denizlere çıkış noktasına sahip ülke olarak, aynı zamanda Montrö Anlaşması’nın gereklerinin yerine getirilmesini sağlayan ülke konumundadır. İlaveten, Karadeniz’de en büyük MEB bölgesine sahip ülke olarak Türkiye için Karadeniz’deki olaylar yakından ilgilenilmesi gereken olaylardır. Ayrıca, Rusya’nın Avrupa doğal gaz ihracatında bir alternatif boru hattı olan “Türk Akım” hattı, 2020 yılı başında tamamlanmış olup (son olarak) Avrupa’ya doğal gaz ihracatı başlamış bulunmaktadır. Dolayısıyla Ukrayna olayları, Türk Akım’ın enerji-politik önemini artırabilecek niteliğe sahiptir. Bu da, Türkiye’nin “Enerji Merkezi” olma yolundaki hedefleri bağlamında üzerinde durulması gereken bir diğer hususu oluşturmaktadır. Son olarak Türkiye’nin Karadeniz’de bulduğu doğal gaz rezervleri, Kırım MEB bölgesine bitişik bölgede yer almaktadır. Bu bağlamda, deniz bölgelerinde olan ve olabilecek olayların gelişimi Türkiye için son derece önem arz etmektedir.

Bütün bu hususlar ve yaşanan gelişmeler, Ukrayna’nın önümüzdeki süreçte dünyanın kriz bölgesi olmaya devam edeceğini düşündürmektedir. Gerilimlerin yükselmesi ve Karadeniz’de suların (siyasal açıdan) giderek ısınması halinde Türkiye (ilişkileri itibariyle) taraflar arasında etkin rol oynayabilecek potansiyele de sahip bulunmaktadır. Bu bağlamda, kara ve deniz bölgelerindeki olayların takibiyle, önümüzdeki süreçlerde Türkiye’nin bölgede sükûnetin sağlanması bağlamında aktif pozisyon alması da muhtemeldir.

Yüksek Elektrik Faturaları Tüketici Şikayetlerinin Başında Geliyor

Tüketicilerin hassasiyetinin en yüksek olduğu konuların başında elektrik geliyor. Elektrik hizmetinde yaşanabilecek en ufak bir kesinti bile günlük rutini bozarken tüketici memnuniyeti ve hizmet kalitesi hem piyasa hem de EPDK tarafından yakından takip ediliyor.

Tüketicilerin elektrik hizmetlerindeki şikayetlerinin başında fatura tutarı geliyor. Esnafa sağlanan elektrik enerjisinin ulusal tarife fiyatının evlere kıyasla yüzde 26,39 daha yüksek olması şikayetleri artırıyor. Zira yüksek iş yeri elektrik fiyatı esnafı zora sokarken tüketicilere sunulan mal ve hizmetlerin fiyatlarının artmasına da neden oluyor. Tüketicilerin elektrik hizmetlerindeki memnuniyet verilerini açıklayan encazip.com, şikayet konularının tedarikçi değişikliği ile düzelebilecek konular olduğuna dikkat çekti.

Elektrik, tüketiciler için vazgeçilmez olduğundan memnuniyetleri sıkı bir şekilde takip ediliyor. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK) belirlediği kurallar çerçevesinde elektrik tedarikçileri, kendilerine iletilen şikayetlerin özet raporunu internet sitelerinde yayınlamak zorunda. Böylece elektrik hizmeti daha iyi denetlenebilirken tüketiciler de elektrik tedarikçisi seçimi yapmadan önce, diğer tüketicilerin nelerden şikayet ettiğini öğrenerek seçimlerini buna göre yapıyor. Elektrik tedarikçileri karşılaştırma sitesi encazip.com, elektrik tüketicilerinin şikayetleri ile ilgili bir çalışma yaptı.

Fatura tutarı ile ilgili şikayetler her şehirde başı çekiyor

encazip.com’un derlediği verilere göre, 81 ilin tamamına yakınında tüketicilerin yüzde 65,2’si elektrik faturası tutarından şikayet ediyor. Özellikle iş yerlerinde kullanılan elektriğin kilovatsaat başına 1,05 TL ile evlerden yüzde 26,39 daha pahalı olması, bu memnuniyetsizliğin arkasındaki en önemli sebep. Bu durum şikayetleri artırmakla birlikte halkın üretilen ürünü daha yüksek fiyattan satın alması anlamına da geliyor. Elektrik faturası hakkındaki şikayetleri yüzde 21,3 ile tüketici hizmetleri takip ederken şikayet listesinin üçüncü sırasında yüzde 11,7 ile ikili anlaşmalardan kaynaklı şikayetler bulunuyor. Listenin son sırasında ise yüzde 1,4 ile fatura ödeme hizmetinden kaynaklı şikayetler yer alıyor.

Elektrikte rekabetin artması memnuniyeti yükseltir

Tüketicilerin şikayet ettiği konuların tedarik şirketine göre değişen konular olduğunun altını çizen encazip.com kurucusu Çağada Kırım, “Tüketicilerin memnuniyetsizlik nedenlerinin yüzde 97’si elektrik şirketlerine göre değişen konulardan oluşuyor. Örneğin, elektrik faturasının pahalı olmasından şikayetçi olan tüketiciler daha ucuz elektrik sağlayan bir şirkete geçebilir. Aynı şekilde tüketici hizmetleri daha iyi olan bir elektrik tedarikçisi seçen tüketicilerin, bu konudaki memnuniyetsizlikleri ortadan kalkacaktır. Tüm bunların sağlanmasındaki anahtar ise çok daha fazla tüketicinin serbest piyasadan faydalanmasıdır” dedi.

Tüketiciler artık abone değil müşteri olabileceklerini unutmamalı

Verilere göre, tüketicilerin memnuniyetsizliklerinde ikinci sırada tüketici hizmetleri konusu geliyor.  Türkiye’deki elektrik tüketicilerinin ezici bir çoğunluğunun, görevli elektrik tedarik şirketlerinden enerji aldıkları göz önünde bulundurulduğunda tüketici hizmetlerinden şikayet oranının yüksekliği, piyasada rekabetin gelişmesinin önemini gözler önüne seriyor. Çünkü elektrik tedarikçisi değiştiren tüketiciler, aldıkları ya da alacakları hizmetin kalitesine göre tedarikçi seçimi yapabiliyor. Böylece tek bir tedarikçiye mahkum olmayan tüketiciler artık abone değil, müşteri olarak daha değerli hale geliyor. Sonuç olarak tedarikçiler, daha çok müşteri kapmak için hizmetlerini iyileştirirken fiyatlarını da düşürüyor.

Çözülmeyen sorunlar EPDK’ye şikayet edilebilir

Müşteri memnuniyetine büyük önem veren EPDK, Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği ile tedarikçi şirketleri bu konuda yükümlü tutuyor. Elektrik tedarikçilerinin kendilerine en çok iletilen beş şikayeti ve bu şikayetlere ne kadar sürede dönüş yaptığına dair açıklamaları, kendi internet sitelerinde yayınlamaları konusunda yaptırımda bulunuyor. Böylece kullanıcılar, seçim yapacağı tedarikçinin, diğer kullanıcılara yaşattığı sorunları ve sorunlara ne kadar sürede çözüm getirildiğini öğrenme şansına sahip oluyor. Yönetmeliğe göre, elektrik tedarikçisinin sorun yaşayan kullanıcısının sorununu 15 gün içinde çözmesi gerektiğini belirten Çağada Kırım, tüketici tarafından şirkete iletilen soruna en geç 15 gün içinde dönüş yapılmaması durumunda ise tüketicilerin hemen elektrik tedarikçisini, Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER) üzerinden yapacakları başvuru ile EPDK’ye şikayet etmelerini tavsiye ediyor.