13.3 C
İstanbul
Cumartesi, Nisan 4, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 4

Madeni Yağ Pazarında Karadeniz’e Özel Stratejik Ortaklık

0

Türkiye madeni yağ pazarında 30 yılı aşkın süredir yenilikçi çözümler sunan TotalEnergies Turkey Pazarlama, hizmet ağını Orta Karadeniz’e yayılan stratejik bir ortaklıkla güçlendiriyor. Sektörün öncü markaları TotalEnergies ve ELF, bölgedeki satış ve dağıtım operasyonlarını Samsun merkezli Tuna Petrol’e emanet etti.

Ekim ayı itibarıyla yürürlüğe giren distribütörlük anlaşması kapsamında Tuna Petrol; Amasya, Çorum, Ordu, Samsun, Sinop ve Tokat illeri ile tüm ilçelerinde TotalEnergies ve ELF markalı madeni yağların tek yetkili dağıtıcısı olarak faaliyetlerine başladı.

Yeni iş birliğini değerlendiren TotalEnergies Türkiye Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Murat Selçuk, hizmet ağını genişleterek üstün performanslı ürünleri daha fazla kullanıcıyla buluşturmayı hedeflediklerini belirtti. Selçuk, Tuna Petrol ile kurulan bu ortaklığın hem müşteri sayısını hem de memnuniyet seviyesini artırarak sektör paydaşlarına büyük değer katacağına inandığını ifade etti.

2019 yılından bu yana Samsun merkezli yapısıyla otomotivden tarıma, sanayiden enerjiye kadar pek çok sektöre teknik danışmanlık ve çözüm ortaklığı sunan Tuna Petrol, bu anlaşmayla büyüme ivmesini hızlandırıyor. Tuna Petrol Firma Sahibi Serkan Uğraş, sektörel tecrübelerini TotalEnergies’in yenilikçi ürün gamı ile birleştirerek bölgede yeni bir döneme adım attıklarını vurguladı. Uğraş, amaçlarının müşterilere sadece ürün tedarik etmek değil, yüksek performanslı çözümlerle değer katan bir hizmet sunarak geleceğe emin adımlarla ilerlemek olduğunu söyledi.

Bu stratejik hamle, Orta Karadeniz’deki sanayi ve otomotiv kullanıcılarının yüksek kaliteli madeni yağlara ve teknik desteğe çok daha hızlı erişmesini sağlayacak.

MG Hybrid+ Satışları Yüzde 300 Artışla Sektörde Tüm Dikkatleri Üzerine Çekti

Otomotiv dünyasının köklü İngiliz devi MG (Morris Garages), 2025 yılında Avrupa kıtasında adeta bir satış mucizesine imza attı. Dünyanın en büyük otomotiv üreticilerinden SAIC bünyesinde faaliyet gösteren ve Türkiye’de Doğan Trend Otomotiv güvencesiyle temsil edilen marka, bir önceki yıla göre satışlarını %30 artırarak 300 bin adetlik kritik eşiği geride bıraktı.

Hibrit Teknolojisinde “Patlama”: Talepler %300 Arttı!

MG’nin bu tarihi başarısının arkasındaki gizli kahraman, markanın devrim niteliğindeki Hybrid+ teknolojisi oldu. Avrupa genelinde bilinçli tüketicinin tercihi olan MG Hybrid+ modelleri, satış rakamlarını bir önceki yıla oranla yaklaşık %300 artırarak 137 bin adede taşıdı. Bu veriler, MG’nin sadece bir otomobil markası değil, aynı zamanda mobilite geleceğinin lider teknoloji sağlayıcısı olduğunu kanıtladı.

İkonik MG ZS Ailesi Büyümeye Devam Ediyor

Markanın en sevilen yüzlerinden biri olan MG ZS model ailesi, 2024 yılına oranla %32’lik bir büyüme sergileyerek 123 bin adetlik satış performansına ulaştı. Yenilikçi ürün gamı ve “önce müşteri” diyen hizmet anlayışı, markayı 2024’teki 233 binlik satış seviyesinden 300 binli rakamlara taşıyan en güçlü itici güç oldu.

34 Ülkede Dev Hizmet Ağı

Geleceğin mobilitesine yaptığı yatırımlarla dikkat çeken MG, bugün Avrupa genelinde tam 34 ülkede aktif rol oynuyor. Yaklaşık 1.300 perakende satış noktasıyla devasa bir hizmet ağına ulaşan marka, teknolojik üstünlüğünü erişilebilirlik ile birleştiriyor.

2025 yılı boyunca ürün gamını ileri teknolojiye sahip yeni modellerle tahkim eden MG, hem Türkiye’de hem de Avrupa genelinde otomotiv standartlarını yeniden tanımlamaya devam ediyor.

Maltepe Üniversitesi MYO’dan Halkla İlişkiler Alanında Öncü Atölye: “HİT’te Marka, Markada HİT”

Maltepe Üniversitesi MYO Halkla İlişkiler ve Tanıtım Programı, sektörün önde gelen iletişim uzmanlarını öğrencilerle buluşturan 11 haftalık atölye ile uygulamalı eğitime yeni bir boyut kazandırdı.

İstanbul – 25 Aralık 2025
Maltepe Üniversitesi Meslek Yüksekokulu (MAU MYO) Halkla İlişkiler ve Tanıtım Programı, 2025-2026 Güz Dönemi’nde sektörel iş birlikleriyle dikkat çeken bir ilke imza attı. Program kapsamında yürütülen Halkla İlişkiler Kampanyaları ve Reklamcılığa Giriş derslerinin uygulama saatlerine yönelik olarak hazırlanan “HİT’te Marka, Markada HİT Akademi ve Sektör Atölyesi”, öğrencileri profesyonel iş dünyasının önde gelen iletişim uzmanlarıyla buluşturdu.

IPRA Başkanı Açılış Konuşmasını Yaptı

Atölyenin açılış konuşması, IPRA – International Public Relations Association Başkanı Esther Amba Numaba Cobbah tarafından gerçekleştirildi. Cobbah, küresel halkla ilişkiler trendlerinden yapay zekâ kullanımına, ulus markalama ve itibar yönetiminden sürdürülebilirlik iletişimine kadar geniş bir perspektif sundu.

11 Haftalık Yoğun Program

11 hafta süren atölye boyunca öğrenciler, sektör profesyonelleriyle birlikte birçok markanın iletişim stratejilerini analiz etme fırsatı buldu. Gerçek vakalar üzerinden çözüm üretme becerilerini geliştiren öğrenciler, yeni nesil PR ekseninde Terminal Kadıköy teknik gezisi ile uygulamalı deneyim kazandı. Atölyenin akademik danışmanlığını Prof. Dr. Gürdal Ülger üstlendi.

Sektörün Önde Gelen İsimleri Bir Arada

Atölye, ulusal ve uluslararası platformda marka iletişimi stratejileri, sosyal sorumluluk projeleri, sürdürülebilirlik iletişimi ve reklam uygulamalarına dair bilgi ve deneyim aktarımı amacıyla hazırlandı. Katılımcılar arasında sektörün önde gelen isimleri yer aldı:

  • Esther Amba Numaba Cobbah, IPRA Başkanı, CEO Stratcomm Africa
  • Atasun Optik Müşteri Deneyim Ekibi
  • Elif Yalt Başeski, METRO Türkiye Pazarlama ve İletişim Direktörü
  • Ender Uysal, Freelance Reklamcı
  • Ercüment Şener, Ünite Edelman Strateji Geliştirme Başkanı
  • Dr. Esra Yılmaz Tiryaki, Maltepe Üniversitesi İletişim Fakültesi
  • Prof. Dr. Gürdal Ülger, Maltepe Üniversitesi İletişim Fakültesi
  • Levent Kömür, Uludağ İçecek Türk A.Ş. Genel Müdürü
  • Dr. Mihriban Akyol, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Danışmanı
  • Şebnem Akgün, İBB Şehir Tiyatroları Kurumsal Gelişim Uzmanı
  • Tuba Güven Saraçoğlu, ROYAL CANIN Avrasya Kurumsal İlişkiler Direktörü
  • Ünsal Ereke, AKFEN Holding Kurumsal İletişim Direktörü

Lise Öğrencileri de Deneyim Kazandı

Atölyenin bir haftasında Sarıyer Mehmet Şam Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Halkla İlişkiler Bölümü öğrenci ve öğretmenleri misafir olarak yer aldı. Farklı lisans alanlarından öğrencilerin katılım göstermesi, iletişim temelli mesleklerin her dönemde önemini koruduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Uluslararasılaşma Vurgusu

Maltepe Üniversitesi MYO Halkla İlişkiler ve Tanıtım Programı, yükseköğretimde uluslararasılaşmaya verdiği önemle dikkat çekiyor. 2025-2026 akademik yılında uluslararası öğrenci sayısını büyük ölçüde artıran program, sektör protokolleri ve uygulamalı eğitim modeliyle öğrencilerine küresel vizyon kazandırmayı hedefliyor.

Sertifika Töreni ile Final

Atölye, 25 Aralık Perşembe günü Maltepe Üniversitesi Rektörlük Senato Odası’nda düzenlenen sertifika töreni ile sona erdi. Öğrenciler, hem akademik hem de sektörel deneyimlerini belgeleyen sertifikalarını alarak programı tamamladı.

SOCAR’ın Katkısıyla AKM’de Türk Dünyasının Ortak Kalp Atışı Yankılandı

Her yıl 31 Aralık’ta kutlanan Dünya Azerbaycanlılarının Dayanışma Günü, Azerbaycan halkının birlik ve beraberlik ruhunu simgeleyen özel bir gündür. Bu anlamlı gün, Türk dünyasının ortak değerlerini hatırlatır ve kardeşliğimizi pekiştirir. İstanbul’da düzenlenen etkinlik, bu ruhun sahneye taşındığı en güçlü örneklerden biri oldu.

İstanbul’un kültür mozaiği Atatürk Kültür Merkezi (AKM), yalnızca bir konsere değil, bir milletin kalbinin tek bir ritimle atışına şahitlik etti. Azerbaycan Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu’nun daveti katıldığımız ve SOCAR’ın güçlü desteğiyle gerçekleşen “Dünya Azerbaycanlılarının Dayanışma Günü” etkinliği, diplomatik bir törenin çok ötesinde; samimiyetle harmanlanmış bir kardeşlik şöleniydi.

Bir Yanımız Fatiha, Bir Yanımız Alkış

Gecenin en çarpıcı anı, sahnede devleşen halk sanatçısı Natig Shirinov’un, merhum Haydar Aliyev’in ruhu için salondan alkış istemesiydi. Bu isteğin derinliği, medeniyetimizin zenginliğinde saklıdır. Bizler, bir büyük liderin ardından kimi zaman huşu içinde ellerimizi semaya açıp “Ruhuna Fatiha” okuruz; kimi zaman da onun bıraktığı mirasa minnetimizi göstermek için salonları alkışlarla inletiriz. Bu, birbirini dışlayan değil; aksine bizi biz yapan kadim değerler bütününü tamamlayan bir tablodur. Maneviyatımızla dua eder, coşkumuzla sahip çıkarız.

Sahnenin Büyüsünden Kopamamak

Dünyanın en seçkin orkestralarını izlerken bazen dikkatinizin dağıldığını hissedersiniz. Ancak o akşam AKM Tiyatro Salonu’nda farklı bir büyü vardı. Natig Shirinov ve “NATIG” Ritim Grubu, hünerlerini yalnızca bir müzik icrası olarak değil, Türk dünyasının ortak kalp atışı olarak sundular. Programın başından sonuna kadar sahneden kopmak imkânsızdı. Şarkılar türkülerle harmanlandıkça salondaki coşku katlandı; kimse o büyülü andan ayrılmak istemedi.

Konser Sonrası Bir Röportaj ve Anlamlı Sözler

Etkinliğin büyüsü yalnızca sahnede kalmadı; konserin ardından sanatçı ve ekibiyle kısa bir röportaj yapma imkânı da bulduk. Natig Shirinov, Türk dünyasının ortak değerlerinden, Oğuz Ata’nın mirasından ve kardeş ülke Azerbaycan’ın kültürel zenginliğinden bahsederken sarf ettiği sözler, bu gecenin ruhunu daha da derinleştirdi.

Sanatçı, müziğin sadece bir ritim değil, bir milletin ortak kalp atışı olduğunu vurguladı. Özellikle ekibinde yer alan genç sanatçı olan oğlunun performansı, sahnedeki enerjiyi daha da anlamlı kıldı. Kendisine ve ekibine, özellikle de bu güçlü mirası geleceğe taşıyan oğluna tebriklerimi ilettim.

Geleceğin Komutanlarıyla Omuz Omuza

Etkinliğin bir diğer gurur verici detayı ise salonun demografik yapısıydı. Milli Savunma Üniversitesi’nde eğitim alan Azerbaycan ordusu mensupları ve aileleriyle bir arada olmak, “tek millet, tek ordu” şiarının canlı bir kanıtı gibiydi. İki devletin İstiklal Marşlarını hep bir ağızdan okumak, omuz omuza o heyecanı paylaşmak, geleceğe dair sarsılmaz bir güven aşıladı.

Tomris Sultan Asaletiyle Bir Ev Sahibi

Organizasyonun mimarlarından biri olan Azerbaycan Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Narmina Mustafayeva, gecenin en zarif ve güçlü figürüydü. Misafirlerini ağırlarken sergilediği tutum, yalnızca bürokratik nezaket değil; adeta bir Tomris Sultan asaleti gibiydi. Her bir konukla kurduğu bağ ve güçlü duruş, Türk kadınının temsil gücünü ve asaletini bir kez daha gözler önüne serdi.

Alkışlar ve Dualar Arasında Bir Gelecek

Gecenin sonunda, Can Azerbaycan’ın Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in doğum gününün hep birlikte kutlanması, kardeşliğimizin dünü, bugünü ve yarını arasındaki kopmaz bağın tesciliydi. SOCAR’ın desteğiyle başlayan, alkışlarla biten, türkülerle yankılanan bu gece bize bir kez daha gösterdi ki; biz paylaştıkça büyüyen, birleştikçe güçlenen dev bir aileyiz.

31 Aralık Dünya Azerbaycanlılarının Dayanışma Günü münasebetiyle, dünyanın dört bir yanındaki Azerbaycanlı kardeşlerimize en içten tebriklerimizi ve iyi dileklerimizi sunuyorum.

Ruhuna Fatiha okuduğumuz atalarımızdan aldığımız mirası, bugün alkışlarla, başarılarla ve ortak değerlerle geleceğe taşımaya devam edeceğiz.

Not: Dünya Azerbaycanlılarının Dayanışma Günü, 1991 yılında ilan edilmiş olup her yıl 31 Aralık’ta Azerbaycan halkının birlik ve beraberlik ruhunu simgeleyen bir gün olarak kutlanmaktadır.

SOCAR, Türkiye’nin Enerji Zincirinde Üretim Halkasını Güçlendirdi

Bakü’de imzalanan anlaşma ile Türkiye’nin enerji arz güvenliğinde kritik bir adım atıldı.

SOCAR Türkiye, Türkiye’nin enerji sektöründe stratejik öneme sahip bir yatırımı daha portföyüne ekledi. Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de düzenlenen 2. Azerbaycan–Türkiye Yatırım Forumu kapsamında, SOCAR Türkiye ile GAMA Enerji arasında yürütülen görüşmeler sonucunda Kırıkkale’deki İç Anadolu Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali’nin satışı tamamlandı.

Anlaşma, Azerbaycan Başbakanı Ali Asadov ve Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın katılımıyla 23 Aralık 2025 tarihinde imzalandı. Bu satın alma, SOCAR Türkiye’nin Türkiye enerji piyasasındaki entegre yapısını güçlendiren kritik bir hamle olarak değerlendiriliyor.

870 MW Kapasite ile Stratejik Rol

İç Anadolu Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali, 870 MW üretim kapasitesi ile Türkiye’nin elektrik arz güvenliğinde kilit bir rol oynuyor. SOCAR Türkiye, bu yatırımla doğal gazdan elektrik üretimi stratejisini güçlendirirken, üretimden tüketime uzanan entegre ve sürdürülebilir bir değer zinciri oluşturmayı hedefliyor.

SOCAR’dan Stratejik Vizyon

SOCAR Başkanı Rovshan Najaf, satın alma sonrası yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“SOCAR olarak dost ve kardeş Türkiye’deki yatırımlarımızı uzun vadeli stratejik hedefler doğrultusunda şekillendiriyoruz. Bu satın alma, SOCAR Türkiye’nin piyasa dayanıklılığını artıracak ve doğal gazın hem Türkiye ekonomisine hem de grup şirketimize daha verimli katkı sağlamasına olanak tanıyacak.”

Enerji Piyasasında Güçlenen Konum

Bu yatırım, SOCAR Türkiye’nin enerji sektöründe üretimden son kullanıcıya kadar uzanan zincirdeki konumunu güçlendirmesi, portföy yönetimi ve operasyonel verimlilikte optimizasyon sağlaması açısından kritik önem taşıyor. Ayrıca, Türkiye’nin enerji arz güvenliğine katkı sağlayarak bölgesel enerji ticaretinde SOCAR’ın rolünü pekiştiriyor.

Anlaşma Tarihi: 23 Aralık 2025
Yer: Bakü, 2. Azerbaycan–Türkiye Yatırım Forumu
Santral: İç Anadolu Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali
Kapasite: 870 MW
Taraflar: SOCAR Türkiye – GAMA Enerji

Akfen Yenilenebilir Enerji Kocalar RES Yatırımını Tamamladı

Türkiye’nin temiz enerji dönüşümünde öncü rol üstlenen Akfen Yenilenebilir Enerji, Çanakkale’de bulunan Kocalar Rüzgâr Enerjisi Santrali (RES) kapasite artış projesini başarıyla neticelendirdi. Projenin son aşaması olan 11,8 MW’lık bölümün de ticari üretime geçmesiyle birlikte, Kocalar RES toplam 29,5 MW’lık tam kapasitesine ulaştı.

Birinci Aşama Yatırım Planı Hedefine Ulaştı

Şirketin %100 bağlı ortaklığı Isıder Enerji tarafından yürütülen kapasite artış projesinde, 7 Kasım ve 5 Aralık tarihlerinde başlayan devreye alma süreçleri, 26 Aralık 2025 itibarıyla projenin tamamlanmasıyla son buldu. Bu kritik hamleyle beraber Akfen Yenilenebilir Enerji, toplam 102,2 MW’lık birinci aşama rüzgâr kapasite artış yatırım takvimini planladığı şekilde sonuçlandırmış oldu.

Yenilenebilir Enerjide 887 MW’lık Dev Portföy

Hayata geçirilen bu yeni yatırımlar sonucunda Akfen Yenilenebilir Enerji’nin rüzgâr, güneş ve hidroelektrik kaynaklarından oluşan toplam kurulu gücü 887 MW kapasitesine yükseldi. Şirket, tamamen yerli ve yenilenebilir kaynaklara dayalı üretim modelini büyüterek Türkiye’nin enerji arz güvenliğine sunduğu katkıyı pekiştirdi.

Mustafa Kemal Güngör: Yatırımlarımızı Eksiksiz Tamamladık

2025 yılını değerlendiren Akfen Yenilenebilir Enerji Genel Müdürü Mustafa Kemal Güngör, yılın şirket için büyük bir verimlilikle geçtiğini vurguladı. Güngör, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“2025 yılında operasyonel gücümüzü artırırken 102,2 MW’lık RES kapasite artışı ve 85,3 MW’lık hibrit GES yatırımlarımızı takvimimize uygun olarak tamamlamanın gururunu yaşıyoruz. Eylül ayında devreye giren hibrit GES projelerimizle portföyümüzü daha dengeli ve güçlü bir yapıya kavuşturduk. Önümüzdeki dönemde de teknoloji odaklı projeler ve disiplinli yatırım anlayışımızla Türkiye’nin enerji dönüşümüne katkı sunmaya ve büyümemize devam edeceğiz.”

Modern Aydınlatma İçin LED Dönüşümü Bursa’da Başladı

UEDAŞ, şehir aydınlatmasında yeni bir dönemi başlatan LED Armatür Dönüşüm Projesi ile enerji verimliliği ve modern şebeke yönetimi hedeflerini gerçeğe dönüştürüyor. Ocak 2025’te yürürlüğe giren “Genel Aydınlatma Kapsamında LED Armatürlerin Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar” doğrultusunda çalışmalarını hızlandıran şirket, LED dönüşümünde dağıtım şirketleri arasında öncü konuma yükseldi. Proje, uzun ömürlü ve düşük bakım maliyetli LED armatürlerin çevre dostu yapısı sayesinde hem enerji kayıplarını azaltıyor hem de şehirlerin gece görünümünü daha güvenli ve modern hale getiriyor.

TEDAŞ tarafından belirlenen hedefler doğrultusunda UEDAŞ, 2025 yılı içinde yeni tesis ve dönüşüm çalışmaları kapsamında 28 bin 453 adet LED armatür montajı gerçekleştirmeyi planlıyor. Takip eden dört yıl boyunca her yıl 56 bin 906 adet montaj yapılacak ve toplamda 256 bin 76 adet LED armatürün kurulumu tamamlanacak. Bu kapsamda dönüşüm yapılacak direklerin tespiti, malzeme ve maliyet planlaması, teknik şartname ve sözleşme süreçlerini içeren kapsamlı bir çalışma yürütüldü. Sahadaki tüm süreçlerin etkin şekilde izlenebilmesi için geliştirilen dijital sistem ve tablet uygulamaları sayesinde iş takibi canlı ve şeffaf biçimde gerçekleştiriliyor.

UEDAŞ Genel Müdürü Cihangir Gençoğlu, 13 Ekim 2025’te Bursa Nilüfer’de başlatılan ve aralıksız devam eden proje hakkında yaptığı açıklamada, LED armatür dönüşümünün şehir güvenliği, çevresel sürdürülebilirlik ve kamu kaynaklarının verimli kullanımını esas alan bütüncül bir dönüşüm olduğunu vurguladı. Dijital altyapı ile desteklenen süreç sayesinde sahadaki her adımın anlık olarak izlenebildiğini belirten Gençoğlu, şeffaf ve etkin bir yönetim anlayışıyla ilerlediklerini ifade etti. Enerji verimliliğinde ve modern şehir aydınlatmasında sektör için örnek olacak bir çalışmayı hayata geçirmekten gurur duyduklarını dile getirdi.

UEDAŞ tarafından yürütülen LED armatür dönüşüm çalışmaları, iş sağlığı ve güvenliği öncelikleri gözetilerek kesintisiz şekilde sürdürülüyor. Proje tamamlandığında bölgedeki aydınlatma altyapısının daha güvenli, modern ve çevre dostu bir yapıya kavuşması hedefleniyor. Bu dönüşüm, hem enerji tasarrufu sağlayacak hem de şehirlerin estetik görünümünü güçlendirerek vatandaşlara daha konforlu bir yaşam alanı sunacak.

Petlas, 50. yıla küresel atılım vizyonuyla giriyor

Türkiye’nin lider lastik üreticisi Petlas, 2025’i üretim ve ihracatta güçlü kapatırken, 2026’da 50. yılını küresel ölçekte “büyük atılım dönemi”ne çevirmeyi hedefliyor. Şirket; yenileme pazarındaki liderliğini korurken, Güney Amerika ve Kuzey Afrika’da derinleşme, premium/UHP segmentinde rekabet, savunma–havacılıkta yerli kabiliyetin ölçeklenmesi ve sürdürülebilirlik yatırımlarını büyütme planlarını devreye alıyor.

Yenileme pazarı taşıyıcı güç: 2025’te tablo olumlu
Petlas Genel Müdürü Hakan Yalnız, 2024’te otomotiv ve lastik tüketiminde kırılan rekorların ardından 2025’te de büyümenin sürdüğünü, yenileme pazarının sektörde lokomotif rolünü koruduğunu vurguluyor. Küresel lastik pazarı 2024’ü 2,5 milyar adet seviyesinde kapatırken bunun 2,2 milyar adedi yenileme pazarından geldi. Türkiye’de ise 2024’te binek ve ticari lastik satışları 23 milyon adetle rekor kırdı; 2025’te artan araç parkı, ikinci el trafiği ve filo yenilemeleri sayesinde talep güçlü seyrini sürdürdü.

İhracatta 130 ülke, ciroda %44 pay; yeni hedef eksenleri hazır
Petlas, 1976’da milli vizyonla başlayan yolculuğunu bugün 300’ün üzerinde desen, 3.500+ ebat ve 130’a yakın ülkeye ihracat ile sürdürüyor. Şirket, ihracatın cirodaki payını %44 seviyesinde tutarken, Almanya, Romanya, Hollanda, Mısır, Fas ve ABD güçlü performans gösteren pazarlar arasında yer alıyor. 2025’te ayrıca Moğolistan, Myanmar, Gabon, Zambiya ve Botsvana gibi daha önce girilmemiş pazarlara yönelik stratejiler oluşturuldu. 2026 planlamasında ise Güney Amerika ve Kuzey Afrika öncelikli büyüme eksenleri olarak öne çıkıyor.

Ürün yol haritası: HP, 4 mevsim, Runflat ve motorsporları
• HP Yaz Lastiği (Prime Comfort): 2026 ilkbaharında tüketiciyle buluşacak
• Yeni 4 Mevsim (SeasonPro): Geliştirme çalışmaları ileri aşamada; kısa sürede pazara çıkış hedefleniyor
• Kış Lastikleri: Snowmaster 2 ve Snowmaster 2 Sport desenleri özellikle 21 inç ve yeni ebatlarla genişliyor
• UHP (Prestige Sport): Piyasadaki talebe göre 30 ölçüde Runflat üretim planı devrede
• Togg ile OEM: T10X için iki ölçüde çalışmalar tamamlanma aşamasında; kısa zamanda Petlas lastikleri araç üzerinde görülecek
• Motorsporları: Toprak ralli lastiğinin ardından pist ralli ve asfalt-yağmur lastikleri gündemde
• Ticari & Tarım: Kamyon–ağır ticari için ön aks ve çeker lastiklerinin yeni projeleri; yüksek çekiş gücüne sahip traktörler için TA150 radyal zirai lastiği; market ve hijyenik alanlara uygun beyaz, tam dolu tip solid forklift lastikleri üretim aşamasında

Savunma ve havacılıkta ölçek büyüyor: 15 platforma 22 lastik
Kuruluş amacı olan savunma sanayinde dışa bağımlılığı azaltma misyonunu büyüten Petlas, Türkiye’nin tek yerli uçak lastiği üreticisi konumunda. Uluslararası akredite unvanlı Lastik Deney Laboratuvarı sayesinde sivil ve askeri hava araçlarına yönelik test süreçlerini tamamen yerli imkânlarla yürütebilen dünyadaki dört markadan biri olarak anılıyor. KAAN, Hürjet, Hürkuş, Kızılelma, Bayraktar TB2–TB3, Akıncı, Anka, Atak II, Gökbey gibi kritik platformlar için geliştirilen çözümlerle birlikte, şirket 15 farklı platforma 22 lastik üretiyor.

Sürdürülebilirlik: 310 bin m² GES, 40.000 MWh üretim, 2030’da -%58 emisyon hedefi
Sürdürülebilirlik Petlas’ın stratejisinin merkezinde. Şirket:
• 2024’te karbon ayak izini %14 azalttı
• 2030 hedefi: Emisyonlarda -%58
• Fabrika çatısı ve açık arazide toplam 310.000 m² GES alanıyla, tek çatı altında dünyanın en geniş GES alanına sahip lastik fabrikası arasında yer alıyor
• Yıllık 40.000 MWh elektrik üretimi, yaklaşık 13.300 hanenin yıllık tüketimine eşdeğer ve fabrikanın elektrik ihtiyacının %20’si bu kaynakla karşılanıyor
• Su geri kazanımı, enerji verimliliği uygulamaları ve düşük yuvarlanma dirençli, yakıt tüketimini azaltan lastiklerde çevre dostu kimyasal kullanımı, çevresel etkiyi düşürürken maliyet optimizasyonuna da katkı veriyor

Rakamlarla Petlas
• Kuruluş: 1976
• 50. yıl: 2026
• Ürün çeşitliliği: 300+ desen, 3.500+ ebat
• İhracat: ~130 ülke, ciroda %44 pay
• GES alanı: 310.000 m² → 40.000 MWh/yıl (≈13.300 hane)
• Savunma–Havacılık: 15 platform / 22 lastik, yerli uçak lastiği üretimi
• Hedef pazarlar (2026): Güney Amerika, Kuzey Afrika

Karadeniz’de Sessiz Fırtına Hibrit Savaşın Yeni Yüzü

Son dönemde Trabzon ve Hopa açıklarında tespit edilen silahlı insansız deniz araçları, Karadeniz’de vurulan sivil ticaret gemileri ve nihayetinde gündeme gelen Çankırı’da düşürülen “kontrolden çıkmış” İHA hadisesi, ilk bakışta birbirinden kopuk ve farklı coğrafyalarda yaşanmış münferit olaylar gibi değerlendirilebilir. Ancak bu tür olayları yalnızca teknik arızalar, güvenlik zafiyetleri ya da yerel krizler üzerinden okumak, büyük resmi ıskalamaya yol açmaktadır. Asıl dikkat çekici olan, bu hadiselerin zamanlama, coğrafi yayılım ve hedef profilleri açısından ortak bir stratejik dile sahip olmasıdır.

Bu olaylar zinciri, doğrudan bir çatışma ilanından ziyade, örtülü mesajlar ve kontrollü gerilim üretimi üzerinden ilerleyen yeni nesil güç mücadelesinin izlerini taşımaktadır. Özellikle devam eden Ukrayna-Rusya Savaşı nedeniyle Karadeniz havzası, Güney Kafkasya ve Doğu Karadeniz kıyıları; enerji hatları, lojistik koridorlar, askeri intikal güzergâhları ve jeopolitik kırılganlıklar açısından zaten yüksek hassasiyete sahip alanlardır. Bu bağlamda yaşanan her “münferit” olay, aslında ilgili aktörlere yöneltilmiş çok katmanlı bir uyarı mekanizması olarak okunmalıdır.

Buradaki temel problematik şudur: Mesaj kamuoyuna değil, karar vericilere ve sahayı okuması gereken aktörlere gönderilmektedir. Bu nedenle açıklamalar sınırlı, bilgiler parçalı ve belirsizlik bilinçli olarak korunmaktadır. Hibrit savaş doktrinlerinde belirsizlik, en az silah kadar işlevsel bir araçtır. Tankerlerin vurulması, askeri uçak kazaları ya da insansız hava araçlarına yönelik müdahaleler; doğrudan bir taraflaşma yaratmadan, “kırmızı çizgilerin” nerede başladığını hatırlatma işlevi görür.

Bu süreçte dikkat çeken bir diğer husus, olayların devlet dışı aktörler, gri alan unsurları ve iz sürmesi zor yöntemlerle gerçekleşmesidir. Bu durum, klasik caydırıcılık ve misilleme mekanizmalarını devre dışı bırakarak, muhatapları sürekli bir teyakkuz ve belirsizlik hâlinde tutmayı amaçlamaktadır. Özellikle Karadeniz’de yaşanan gelişmeler, bölgenin artık yalnızca bir deniz değil; enerji, güvenlik, ticaret ve askeri rekabetin kesiştiği stratejik bir baskı alanı hâline geldiğini göstermektedir.

Sonuç olarak bu olayları tek tek açıklamaya çalışmak yerine, bütüncül bir jeopolitik sinyal seti olarak ele almak daha sağlıklı olacaktır. Görünenin ötesinde işleyen bir denge arayışı, sınırları test edilen bir güç mimarisi ve İstihbarat Devletlerine özgü “anladın mı?” sorusunu muhatabına yönelten sessiz bir stratejik dil söz konusudur. Herkes bilmiyor olabilir; ancak mesajın kimlere gönderildiği ve kimler tarafından alındığı, bu sürecin esas belirleyici unsurudur.

Enerji Maliyetlerini Düşürmenin Yolu Akıllı Isınma Teknolojileri

Kış mevsiminin etkisini artırdığı bugünlerde, enerji maliyetleri hem hane halkı hem de işletmeler için en kritik gündem maddelerinden biri haline geldi. Doğal gaz ve elektrik fiyatlarının yükseldiği bu dönemde, konforu kaybetmeden tasarruf sağlamak isteyenler için Daikin, 100 yılı aşkın Japon mühendislik mirasını modern yaşam alışkanlıklarıyla buluşturan çözümler sunuyor.

Akıllı Teknoloji ile Enerji Yönetimi
Daikin’in önerileri arasında akıllı sıcaklık yönetimi ve modülasyon teknolojileri öne çıkıyor. Oda termostatı kullanımı, evde olmasanız bile sıcaklığı uzaktan kontrol etme imkânı sağlıyor. Akıllı modülasyon teknolojisi ise kombinin yalnızca ihtiyaç duyulan seviyede çalışmasını sağlayarak enerji tüketimini optimize ediyor.

Küçük Alışkanlıklarla Büyük Tasarruf
Daikin, kullanıcıların günlük yaşamda uygulayabileceği basit yöntemlerle tasarrufu artırabileceğini vurguluyor. Radyatörlerin önünü kapatmamak, perdeleri ısı dolaşımını engellemeyecek şekilde kullanmak ve gece sıcaklığını birkaç derece düşürmek hem konforu hem de faturaları olumlu etkiliyor.

Düzenli Bakımın Önemi
Kombi bakımı yalnızca güvenlik için değil, cihazın uzun ömürlü ve verimli çalışması için kritik öneme sahip. Yetkili servis tarafından yapılacak düzenli kontroller, arızaların önüne geçerken enerji verimliliğini artırıyor. Ayrıca kombi su basıncının ideal seviyede tutulması, hem cihaz sağlığı hem de yakıt tüketimi açısından hayati önem taşıyor.

Daikin Türkiye’nin Gücü
1978’den bu yana Türkiye’de faaliyet gösteren Daikin, 2011 yılında Airfel’i satın alarak sektörde güçlü bir konuma ulaştı. Sakarya Hendek’teki 163 bin metrekarelik üretim tesisinde kombi, klima ve VRV sistemleri üreten şirket, Avrupa’nın en modern iklimlendirme deneyim merkezini sektöre kazandırdı. Daikin Türkiye, 4 bölge müdürlüğü, 2 bin çalışanı, 2 bin 314 satış noktası ve 500’ün üzerinde yetkili servisiyle geniş bir hizmet ağına sahip.

Global Liderlik ve Yenilikçi Teknoloji
Daikin, dünya genelinde 170’ten fazla ülkede faaliyet gösteriyor ve ısıtma-soğutma teknolojilerinde lider konumda. Japonya’nın Osaka kentinde 1924 yılında kurulan şirket, bugün 104 binden fazla çalışanıyla iklimlendirme sektöründe yenilikçi çözümler sunuyor.

Kış aylarında konforlu, güvenli ve ekonomik bir ısınma deneyimi için doğru teknoloji ve doğru kullanım alışkanlıklarının bir araya gelmesi gerekiyor. Daikin, akıllı sıcaklık yönetimi, verimli yanma teknolojileri ve modern kontrol sistemleriyle hem yaşam alanlarını sıcak tutuyor hem de enerji maliyetlerini dengede tutmaya yardımcı oluyor.

Detaylı bilgi için: www.daikin.com.tr

Karadeniz’de Son Yaşananların Enerji Politik Arka Planı

Prof. Dr. A. Beril TUĞRUL                                                

Giriş

Dünya uygarlık tarihinin merkezi durumundaki Orta Doğu, Mezopotamya ve Akdeniz Bölgesinin yanı başında hatta uzantısında yer alan Karadeniz, bir iç deniz görüntüsünde olsa da dünyanın Ticaret merkezleriyle olan bağlantıları ve son dönemlerde artan enerji politik önemi ile dikkatleri üzerine çeken bir bölge durumuna gelmiş bulunmaktadır. 2022’de başlayan Ukrayna Savaşı ile önemi giderek artan Karadeniz’de, özellikle 2025’in ikinci yarısında (var olanlara ilaveten) ilginç gelişmeler gözlenmektedir.

Şöyle ki; Avrupa Birliği (AB) Mayıs 2025’te Karadeniz’in daha istikrarlı ve güvenli hale gelmesini sağlamak amacıyla yeni bir strateji açıklamış, AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi tarafından “Yeni Karadeniz Stratejisi” olarak bir bildirim paylaşılmıştır. Bu paylaşımda “Güvenlik, büyüme ve çevre konuları üzerine kurulan yeni stratejiyle, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu, Karadeniz’i çevreleyen ülkelerle daha yakın işbirliği oluşturulmasının hedeflendiği belirtilmiş ve “Türkiye, hayati bir ortak ve aday ülke” olarak betimlenmiştir. Fazla olarak, AB tarafından “Karadeniz Deniz Güvenliği Merkezi” oluşturulmasının da gündeme alındığı belirtilmiş ve Türkiye’nin Karadeniz’in, Orta Asya ve Avrupa arasında bağlantıyı sağlaması açısından stratejik önemde olduğunun altı çizilmiş bulunmaktadır.

Eylül 2025’te Karadeniz’de, kıyılara yakın tespit edilen “Magura tipi sualtı dronları” Avrupa güvenlik çevrelerinde ciddi yankı uyandırmıştır. 7 Ekim 2025’te ise Artvin açıklarında, Hopa kıyılarına sürüklenen bir deniz aracı, Türkiye SAT komandoları tarafından etkisiz hâle getirilmiştir. Yine aynı gün Trabzon açıklarında başka bir insansız deniz aracı (İDA) tespit edilmiş ve yine SAS ekipleri tarafından imha edilmiştir. Müdahalelerden sonra liman operasyonları geçici olarak askıya alınarak sivil-deniz trafiği yakından izlemeye alınmıştır.

28 Kasım 2025 ve 02 Aralık 2025 tarihleri arasında, (Rusya-Ukrayna Savaşı ile ilişkilendirilen) Karadeniz’de ticari petrol tankerlerine yönelik bir dizi insansız deniz aracı saldırıları meydana gelmiştir. Olayların (güvenlik servislerince) Ukrayna tarafından gerçekleştirildiği bildirilmiştir.

Bu bağlamda Gambiya bayraklı KAIROS ve VIRAT adlı tankerler, Türkiye’nin Münhasır Ekonomik Bölgesi (MEB) sınırları bağlamında hedef alınmıştır. KAIROS’ta patlama sonrası yangın çıktığı bildirilmiş, VIRAT ise isabet almıştır, Her iki geminin mürettebatı da Türk arama-kurtarma unsurlarınca tahliye edilmiştir.

Takiben Rusya’dan Gürcistan’a doğru yol alan MIDVOLGA-2 (petrol ve kimya) tankeri kıyıdan 80 mil açıkta uluslararası sularda hedef alınmıştır. Uğradığı saldırı sonrasında MIDVOLGA-2 gemisi kendi imkânlarıyla Sinop yönüne doğru seyrine devam etmiştir. 

Yine Aralık 2025’in ilk yarısında, can kaybı yaşanmamış olmakla beraber Karadeniz’in kuzeyinde (biri LPG tankeri olmak üzere) Türk gemilerine yönelik (Rusya tarafından insansız hava araçlarıyla düzenlendiği ifade edilen) saldırılar da yaşanmış ve Türkiye Karadeniz’de seyrüsefer güvenliğinin sağlanması gerektiğini vurgulamış bulunmaktadır.

Karadeniz’de art arda gerçekleşen söz konusu saldırılar bölgedeki gerginliği hayli artırmış olup vurulan gemilerin önemli bir kısmının tanker olması da dikkat çekmektedir. Bu durum, olayların enerji politik yönünün yadsınamaz olduğunu çağrıştırmaktadır.

Bu bağlamda, Türkmenistan’da düzenlenen “Uluslararası Barış ve Güven Yılı Forumu” sırasında Türkiye Cumhurbaşkanı ile Rusya Devlet Başkanı’nın görüşmesinde de (Ukrayna Savaşı ile ilgili olarak enerji tesisleri ve limanlara yönelik kısıtlı bir ateşkes üzerinde durulduğu ifade edilerek dolaylı olarak) konunun gündeme geldiği anlaşılmaktadır.

Olaylara enerji politik yaklaşmadan önce Karadeniz jeopolitiğine bakmak, konuyu anlamaya yardımcı olacağı düşüncesi ile önce Karadeniz ele alınarak hızlıca incelenmeye çalışılacaktır.

Karadeniz

Eski karalar topluluğu olarak nitelenen coğrafyada önemli bir deniz olan Karadeniz’in oluşumu incelendiğinde, geçmişi 3. Jeolojik dönem ve öncesine kadar uzanmaktadır. Büyük Tetis Denizi olarak betimlenen bir jeolojik çağ denizinin kalıntısı olduğu düşünülen bu bölge 6.500 yıl önce göl durumunda iken Boğazların ve Marmara Denizi’nin oluşumuyla bir iç deniz haline geldiği kabul edilmektedir.  Dolayısıyla da tuzluluğu yüksek olmayıp binde 18 civarındadır.

461.000 km² alana sahip olan Karadeniz’in, doğudan batıya en geniş yeri 1.175 km, en derin noktası da 2.210 m. mertebesindedir ve 8.350 km.lik kıyıya sahip bulunmaktadır. Boğazlar ve Marmara Denizi ile Adalar Denizi’ne dolayısıyla Akdeniz’e bağlanmaktadır. Daha da ileri bir değerlendirmeyle, Cebelitarık üzerinden Atlantik’e, Süveyş ve Kızıldeniz üzerinden de Hint Okyanus’una, dolayısıyla bölgeden, dünya okyanuslarına ulaşılabilmektedir.

Eski bir jeolojik geçmişe sahip olması nedeniyle Karadeniz`in dibinde önemli ölçüde tortu birikmesinden bahsedilmekte olup (zehirli) hidrojen sülfür gazının bulunduğu ifade edilmektedir. Bu nedenle de genel olarak 200 m’nin altında canlı yaşama rastlanmamaktadır.

Dünyanın iki önemli kıtası (Avrupa ve Asya) arasında yer alan Karadeniz’in çevresinde 6 ülke yer almaktadır. Bunlar; Karadeniz’de en uzun kıyıya sahip Türkiye ile beraber Gürcistan, Rusya, Ukrayna, Romanya ve Bulgaristan’dır. Romanya ve Bulgaristan’ın Avrupa Birliği (AB)’nde yer alıyor olması nedeniyle AB’nin de Karadeniz’e kıyısı bulunmaktadır.

Burada şunu belirtmek de yerinde olacaktır ki; Karadeniz’de deniz taşımacılığı yadsınamaz önem taşımaktadır (Şekil 1) ve bu bağlamda enerji kaynağı taşımacılığı da son derece önemlidir.

Şekil 1 Karadeniz, Limanları ve Deniz Taşıma Yolları (5).

Karadeniz’in Enerji Politik Önemi

Karadeniz, günümüzde ticari ağırlığı olan bir deniz olup özellikle enerji politik açıdan öne çıkan bir geçiş bölgesi durumuna haizdir. Nitekim bölgeden hayli uzak ülke ve aktörlerin dahi Karadeniz’e ilgi duyduğu ve strateji ürettiği gözlenmektedir.

Karadeniz’in bu önemi, önce deniz bölgesi olarak sahip olduğu deniz dibi rezervlerini akla getirmektedir. Gerçekten de Karadeniz’de hayli yüksek miktarda doğal gaz ve petrol rezervleri bulunmaktadır. Bunlara ülkemizden öne çıkan bir örnek, Türkiye Münhasır Ekonomik Bölgesi’ndeki (açıklanmış değeri ile 710 Milyar m3 olan) doğal gaz rezervidir. Ayrıca Karadeniz’de, gelecek dönemlerde öne çıkacağı düşünülen gaz hidrat ve Hidrojen Sülfür (H2S) gibi önemli kaynaklar da bulunmaktadır.

Karadeniz’de var olan enerji kaynaklarından ayrı olarak, (hatta günümüzde küresel bağlamda öne çıkan başatlığıyla) enerji geçiş bölgesi niteliği taşıması olmaktadır. Yıllardır tankerler vasıtasıyla petrol taşımacılığı zaten yapılmakta ve önem taşımaktaydı. Ancak, burada hayata geçirilmiş enerji boru hatlarının da bölgenin enerji politik önemini pekiştirdiğini söylemek yerinde olacaktır. Karadeniz’de iki önemli deniz dibi doğal gaz boru hattı Türkiye ile ilgili olup bunlar; “Mavi Akım” ve “Türk Akım” enerji boru hatları olmaktadır. Böylelikle de Karadeniz, bölge enerji politiği açısından önemi yadsınamaz hale gelmiş bulunmaktadır.

Son zamanlarda Karadeniz’de yaşanan saldırılar da bölgenin enerji ve ticaret yolları açısından ne kadar hassas olduğunu göstermektedir. Saldırıların hedefinde genellikle tankerlerin olması, Karadeniz’deki jeopolitik gerilimin enerji taşımacılığı üzerinden devam ettiğini gösteren önemli bir hususu oluşturmaktadır.

Öte yandan, Karadeniz’de enerji ticareti bağlamında Türkiye’de İstanbul, Sinop ve Samsun, Gürcistan’da Supsa, Rusya’da Novorossiysk enerji-politik açıdan öne çıkan limanlar olmaktadırlar. Nitekim son olayların da daha çok bu limanlar ve çevresinde ilgili olayların yaşandığı gözlenmektedir.

Burada Türk Akım üzerinde ayrıca durmak gerekmektedir. Ukrayna savaşından sonra Rusya’dan Avrupa’ya (Ukrayna üzerinden) giden Rus gazının ana arteri riske girince, “Türk Akım” ve (Baştık Denizinden geçen) Kuzey Akım, Rusya’dan Avrupa’ya alternatif doğal gaz akışını sağlayacak boru hatları olarak öne çıkmışlardır. Ne var ki; Baltık denizinde “Kuzey Akım”ın Eylül 2022’de bombalanmasından ve devre dışı bırakılmasından sonra sadece “Türk Akım” alternatif hat olarak kalmış olmaktadır.

Kuzey Akım’a yapılan saldırı sonrasında her ne kadar Türk Akım’a karşı da bazı sabotaj girişimleri olduysa da başarılı olamadığı bildirilmiştir. Ancak Ocak 2025’te gerçekleştirilen sabotaj en ciddi olanı olarak kayıtlara geçmiş bulunmaktadır. Konuyla ilgili olarak Rusya Savunma Bakanlığı, Ukrayna tarafından Krasnodar bölgesindeki Russkaya kompresör istasyonuna insansız hava araçlarıyla saldırı girişiminde bulunulduğu ancak saldırının püskürtülerek ciddi bir hasar oluşmasına mâni olunduğu bildirilmiştir.

Dolayısıyla günümüzde Türk Akım son derece stratejik öneme sahip duruma gelmiştir. Böylelikle de Türkiye’nin enerji politik bağlamda merkezi rolü katmerlenmiş olmaktadır. Bu bağlamda, Karadeniz enerji politiğinin de küresel bağlamda hayli önemli olduğu ve bir o kadar da riskli bir bölge olarak görüldüğü söylenebilir.

Sonuç

Yukarıda anlatılanlar ışığında görülmektedir ki; Karadeniz, doğusunda bulunan bölgelerdeki zengin petrol ve doğal gaz kaynağı bölgeleri ile söz konusu bu kaynaklara büyük gereksinimi olan Avrupa ülkeleri arasında geçiş bölgesi niteliği taşımaktadır.

Petrolün taşınımı yıllardan beri Karadeniz’de daha çok deniz tankerleri kullanılarak yapılmıştır ve halen de yapılmaktadır. Deniz taşımacılığı açısından İstanbul’un kilit liman olduğu hemen kendini göstermektedir. Ayrıca Montrö Anlaşması bağlamında Türkiye’nin rolü de yadsınamaz boyutlardadır.

21. yüzyılda petrol ve doğal gaz ticaretinin giderek boru hatlarıyla yapılmasının öne çıktığı göz önüne alındığında Karadeniz bu açıdan da gelişim göstermiştir. Nitekim Karadeniz enerji limanlarına (karadan) ulaşan enerji hatları olduğu kadar Karadeniz deniz dibinden geçen Türkiye’ye ulaşan önemli boru hatları da bulunmaktadır. Dolayısıyla Karadeniz’in bu açıdan da öne çıkan bir enerji-politik bölge halini almış olduğu görülmektedir.

AB’nin 28 Mayıs 2025’te yayımladığı “Ortak Karadeniz Yaklaşımı” ile bölgenin artık sadece çevresel veya ekonomik bir bölge olmaktan öte lojistik koridorların güvenliği, enerji hatlarının korunması ve hibrit tehditlere karşı ortak savunma mekanizmalarının öncelikli hale geldiği stratejik bir bölge olduğu belgelenmiş olmaktadır. Bu kapsamda Türkiye, Batı’nın Karadeniz stratejisinde belirleyici bir aktör konumuna gelmiş bulunmaktadır. Bu durum ise Türkiye için güvenlik bağlamında fiziksel güvenlik, siber güvenlik ve diplomasi çerçevesinde istikrarlı ve dengeli bir politika sergilemesini bir gereklilikten öte zorunluluk haline getirmektedir.

Polat Enerji ve KAGİDER, Sürdürülebilir Kalkınma İçin Güçlerini Birleştirdi

Yenilenebilir enerjinin öncü şirketlerinden Polat Enerji ve Türkiye Kadın Girişimciler Derneği (KAGİDER), Türkiye genelinde kadınların ekonomik hayata katılımını kalıcı olarak artırmayı hedefleyen “Kadın Emeğiyle Geleceği Aydınlat” kurumsal sosyal sorumluluk projesini kamuoyuyla paylaştı. Projenin ilk adımı, Polat Enerji’nin faaliyet gösterdiği bölgelerde yerel kalkınmayı destekleyen Armutlu’da atıldı.

10 Aralık 2025, İstanbul – Türkiye’nin toplumsal kalkınma hedeflerine katkı sunmak amacıyla yola çıkan Polat Enerji ve KAGİDER, kadınların üretim yoluyla güçlenmesini merkeze alan çığır açıcı projelerinin detaylarını Renaissance Istanbul Polat Bosphorus Hotel’de düzenledikleri kapsamlı bir basın toplantısıyla duyurdu. Toplantıya, Polat Enerji Stratejiden Sorumlu Direktör (CSO) Aslı Kehale, KAGİDER Yönetim Kurulu Başkanı Esra Bezircioğlu ve KAGİDER Yönetim Kurulu Üyesi Beyza Beyzade Berkol katılım gösterdi.

Armutlu Modeli: Kooperatifleşme Yoluyla Ekonomik Bağımsızlık
“Kadın Emeğiyle Geleceği Aydınlat” projesinin temel amacı, kadınların ekonomik hayata katılımını sağlamlaştırmak, bölgesel kalkınmayı desteklemek ve sürdürülebilir üretim modellerini yaygınlaştırmak olarak belirlendi. Projenin ilk ve en somut çıktısı, Polat Enerji’nin yerel kalkınmaya yönelik ilk başlangıç noktası olan Armutlu’da kurulan Armadis Kadın Girişimi ve Üretim Kooperatifi oldu.

KAGİDER’in yoğun mentörlük desteğiyle hayata geçirilen Armadis, kadın emeğini görünür kılarken, kadınları üretim sürecinin aktif bir parçası haline getirerek ekonomik bağımsızlıklarını güçlendirmeyi hedefliyor. Kooperatif üyelerine yönelik verilen eğitimler, sadece muhasebe, vergilendirme ve yasal süreçler gibi temel konularla sınırlı kalmayıp, pazarlama, girişimcilik, e-ticaret ve sosyal medya yönetimi gibi çağın gerektirdiği destekleyici alanları da kapsayarak kadın girişimcilerin rekabet gücünü artırmayı amaçlıyor.

Armadis: Kültürel Miras ve Şifadan İlham Alan Marka
Armadis Kooperatifi, ismini ve kimliğini bölgenin zengin kültürel mirasından alıyor. Şifa, sağlık ve dayanışma kavramlarını içeren yerel anlatıdan doğan “Armadis”, kooperatifin temel değerlerini yansıtıyor. Logonun ilham kaynağı ise bölgede bolca yetişen ve iyileştirici gücüyle bilinen Karabaş Otu.

Kooperatif üyeleri, el işlerinden broş tasarımlarına kadar uzanan geniş bir yelpazedeki ürünlerinde bu simgesel bitkiyi ustalıkla işleyerek, hem geleneksel değerleri geleceğe taşıyor hem de bölgenin kimliğini zarif bir şekilde üretimlerine yansıtıyor. Bu yaklaşım, projenin sadece ekonomik bir destek değil, aynı zamanda kültürel mirasın korunması ve yerel kimliğin güçlendirilmesi vizyonunu da taşıdığını gösteriyor.

“Sürdürülebilir Bir Geleceğin İnşası”
Projenin toplumsal kalkınmadaki önemine vurgu yapan Polat Enerji CSO’su Aslı Kehale, Polat Enerji’nin sürdürülebilir bir geleceğe olan inancını şu sözlerle dile getirdi:

“Toplumsal kalkınmaya yönelik başlattığımız ‘Kadın Emeğiyle Geleceği Aydınlat’ projemiz, Türkiye’deki kadın potansiyelini görünür kılmak amacını taşıyor. KAGİDER ile attığımız bu adım, kadınların ekonomik hayata kalıcı biçimde katılmalarını destekleme vizyonumuzun en somut örneklerinden biridir. Faaliyet gösterdiğimiz bölgelerde yerel halkı, özellikle çocuklar ve kadınları destekleyerek sürdürülebilir bir geleceğin inşasına katkı sunmayı hedefliyoruz. Kadınların iş gücüne katıldığı, ürettiği ve ekonomik olarak güçlendiği bir toplum, sadece bugünü değil, geleceği de daha aydınlık kılacaktır.”

KAGİDER Yönetim Kurulu Başkanı Esra Bezircioğlu ise projenin yarattığı ivmeye dikkat çekerek, bu iş birliğinin Türkiye için bir model oluşturduğunu belirtti:

“Polat Enerji iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz ‘Kadın Emeği ile Geleceği Aydınlat’ projesiyle, kadınların üretim yoluyla güçlenmesine ivme kazandırıyor, öncülük ediyoruz. Armutlu Kadın Girişimi ve Üretim Kooperatifi’nin kuruluşu, kadınların dayanışma içinde üretme gücünün ve yerel kalkınmaya katkı potansiyelinin en somut örneklerinden biri oldu. KAGİDER olarak biz, kooperatifin kuruluş aşamasından itibaren yasal süreçlerin takibinden iş modelinin oluşturulmasına, eğitim ve mentorluk desteğine kadar her adımda kadınların yanında yer aldık. Bu proje, sürdürülebilir bir model olarak kadın emeğiyle geleceği aydınlatma vizyonumuzu sahada hayata geçirdiğimiz önemli bir adım oldu. Polat Enerji iş birliğiyle bu modeli farklı bölgelerde de yaygınlaştırarak daha fazla kadının ekonomik hayata katılımına katkı sunmayı hedefliyoruz. Armutlu’daki bu modelin, yeni hikâyelere ve ilham veren örneklere dönüşeceğine inanıyoruz.”

Proje, yenilenebilir enerji sektöründeki bir şirketin, sosyal sorumluluk yaklaşımını sadece çevresel değil, aynı zamanda toplumsal ve ekonomik sürdürülebilirlik ekseninde nasıl derinleştirebileceğine dair Türkiye’deki en çarpıcı örneklerden biri olarak öne çıkıyor. Polat Enerji ve KAGİDER’in bu iş birliği, önümüzdeki dönemde farklı bölgelerde hayata geçirilecek yeni kooperatifler aracılığıyla genişlemeye devam edecek.

Pelit RES ile 178 Bin Ton Karbon Salımı Önleniyor

Borusan EnBW Enerji, Sivas’ta 80 MW kurulu güce sahip Pelit Rüzgâr Enerji Santrali’ni (RES) tam kapasiteyle devreye alarak Türkiye’nin enerji dönüşümüne güçlü bir katkı sundu. Bu adımla şirketin toplam kurulu gücü 935 MW’a, rüzgâr santrali sayısı 10’a, türbin sayısı ise 212’ye ulaştı.

İç Anadolu’daki İlk Rüzgâr Yatırımı
Borusan Grubu ve Energie Baden-Württemberg AG’nin (EnBW) ortak girişimi olan Borusan EnBW Enerji, Pelit RES ile üretim haritasına İç Anadolu’yu ekledi. Bölgenin rüzgâr rejimi, yıl boyunca dengeli üretim sağlayarak operasyonel planlamada esneklik kazandırıyor.

Çevreye ve Geleceğe Katkı
Pelit RES, her yıl yaklaşık 178 bin ton karbondioksit salımını önleyecek. Bu miktar, 4,6 milyon ağacın karbon yakalama kapasitesine eşdeğer. Santral, yıllık üretimiyle 122 bin hanenin enerji ihtiyacını karşılayacak düzeyde.

Borusan EnBW Enerji Genel Müdürü Enis Amasyalı, projenin önemini şu sözlerle vurguladı:
“Tamamı yenilenebilir enerji tesislerinden oluşan portföyümüzdeki bu yatırım, ülkemizin enerji bağımsızlığına ve 2053 Net Sıfır hedeflerine güçlü bir katkıdır. Pelit RES, sürdürülebilir ve güvenilir enerji üretiminin en somut örneklerinden biridir.”

Enerji Bağımsızlığına Doğru
Pelit RES, Borusan EnBW Enerji’nin vizyonunu bir adım daha ileri taşıyor: yerli ve yenilenebilir enerjiyle arz güvenliği, karbon nötr hedefi ve sürdürülebilir gelecek.

İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye) 20. Yılını Kutladı

Türkiye’de iş dünyasında sürdürülebilir kalkınma anlayışını yerleştirmek için 2005 yılında yola çıkan İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye), 20. kuruluş yıl dönümünü geniş katılımlı bir etkinlikle kutladı. SKD Türkiye üyesi 180’i aşkın şirketin temsilcileri, derneğin geçmiş başkanları, akademisyenler ve genç sürdürülebilirlik liderleri bir araya gelerek hem 20 yıllık yolculuğu hem de geleceğe dair vizyonu masaya yatırdı.

Etkinlikte dikkat çeken en önemli duyuru, Sabancı Üniversitesi iş birliğiyle başlatılan “sürdürülebilirlik” tanımının bilimsel temelde güncellenmesi çalışması oldu. SKD Türkiye, kavramın iş dünyasındaki yansımalarını ölçmek için üye şirketlerle anket gerçekleştirdi; akademisyenler ise ulusal ve uluslararası literatürü tarayarak kavramın tarihsel gelişimini ve farklı disiplinlerdeki kullanımını analiz etti. Elde edilen bulgular, Türk Dil Kurumu’na kapsamlı bir dosya olarak iletildi.

20 Yılda GSYH’nin %25’ini Temsil Eden Ekosistem

SKD Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ediz Günsel, açılış konuşmasında SKD Türkiye’nin 20 yıllık etkisini rakamlarla ortaya koydu:
“20 yıl önce insan ve doğa arasındaki dengeyi iş dünyasının gündemine taşımak için 13 özel sektör lideri ile çıktığımız yol, bugün Türkiye GSYH’sinin yaklaşık %25’ini temsil eden güçlü bir ekosisteme dönüştü.”

Etkinlikte, Türkiye’nin 2053 Net Sıfır hedefi ve hazırlanmakta olan İklim Kanunu doğrultusunda iş dünyasının dönüşüm süreci ele alındı. SKD Türkiye’nin yeni odak alanları; sürdürülebilir finansman, döngüsel ekonomi, kaynak verimliliği, şeffaf raporlama, iklim risklerinin yönetimi, dijitalleşme ve yapay zekâ entegrasyonu olarak sıralandı. Günsel ayrıca Türkiye’nin COP31’e 2026 yılında ev sahipliği yapacak olmasının, ülkemizin iklim diplomasisi ve sürdürülebilirlik yatırımları açısından stratejik bir fırsat sunduğunu belirtti.

Kutlamada, derneğin kuruluşundan bu yana başkanlık yapan isimler “20 Yılda Sürdürülebilirlik” panelinde bir araya gelerek iş dünyasındaki dönüşümü değerlendirdi. Ayrıca Genç Etki Programı kapsamında sahne alan gençler, sürdürülebilirliğin kendi nesilleri için taşıdığı anlamı paylaştı.

Etkinlik, 10, 15 ve 20 yıldır SKD Türkiye çatısı altında bulunan üyelere plaket takdimiyle sona erdi.

Web Summit 2025 ile Lizbon’da Geleceğin Teknolojisine Yolculuk

Web Summit 2025, dünyayı dönüştüren teknolojilerin rotasını çizerken Türkiye’nin bu yeni dönemde nasıl bir rol üstleneceğini de ortaya koydu.

Lizbon bu hafta yalnızca tarih kokan sokaklarıyla değil, aynı zamanda teknoloji dünyasının en büyük buluşmasıyla da gündemdeydi. Web Summit 2025, 157 ülkeden 71 binden fazla katılımcıyı ağırladı. CEO’lar, yatırımcılar, girişimciler ve medya temsilcileri… Hepsi, “Geleceğin teknolojisi bizi nereye götürüyor?” sorusu etrafında toplandı. Ben de bu atmosferin tam ortasındaydım.

Açılış gecesinde Web Summit CEO’su Paddy Cosgrave’in sözleri dikkat çekiciydi:

“Teknoloji sadece bir sektör değil, dünyayı değiştiren bir güç. İnovasyon, insan hayatını daha iyi hale getirmek için var.”

Bu sözler, fuar alanında karşılaştığım yüzlerce genç girişimcinin gözlerindeki heyecan ve umutla birleşince daha da anlam kazandı.

Türkiye Pavilyonu Bu Yıl Güçlüydü

Türkiye, Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı iş birliğiyle Web Summit’te güçlü bir pavilyonla temsil edildi. Türkiye’den Apollo, Catchpad, Craftgate, Goldframer, Octoxlabs, Palgae ve Pricing Coach gibi girişimler; fintech’ten SaaS’e, spor teknolojilerinden sürdürülebilirlik çözümlerine kadar geniş bir yelpazede projelerini tanıttı.

Etkinliğin en anlamlı anlarından biri, Türkiye’nin Lizbon Büyükelçisi Haldun Koç’un pavilyonu ziyaretiydi. Büyükelçi, girişimcilerin projelerini tek tek dinledi, uluslararası iş birlikleri için destek sözü verdi. Kısa sohbetimizde İstanbul ve Lizbon arasında özellikle teknoloji ve yapay zekâ ekseninde yeni iş birliği fırsatlarını değerlendirdik. Bu temas, Türkiye’nin küresel teknoloji ekosisteminde daha görünür olma vizyonunun somut bir göstergesiydi.

Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı Ahmet Burak Dağlıoğlu’nun şu sözleri ise Türkiye’nin iddiasını açıkça ortaya koyuyordu:

“Yakın gelecekte çok sayıda Türk şirketinin milyar dolar değerlemeyi aşarak ‘Turcorn’ niteliği kazanacağına inanıyoruz.”

Son 5,5 yılda Türk girişimlerine yapılan 5,6 milyar dolarlık yatırım, ekosistemin olgunlaştığının ve uluslararası yatırımcıların radarına girdiğinin en güçlü göstergesidir.

2025’in Yıldızı: Yapay Zekâ ve Makine Öğrenimi

Fuarda en çok konuşulan tema yapay zekâ ve makine öğrenimi oldu. Crunchbase verilerine göre bu alan 2025’te 334,6 milyon dolarlık yatırım çekti. Sağlık teknolojileri, SaaS çözümleri ve fintech ise yükselişini sürdürdü.

Dikkat çeken bir diğer veri ise girişimlerin %40’ının kadınlar tarafından kurulmuş olmasıydı. Bu, teknolojide kapsayıcılığın artık bir söylemden çıkıp gerçek bir dönüşüme kavuştuğunu gösteriyor.

Teknoloji yalnızca sektör değil, bir yaşam biçimidir

Lizbon’da gördüğüm şey, teknolojinin artık yalnızca bir sektör değil, bir yaşam biçimi olduğuydu. Web Summit 2025, geleceğin nerede şekillendiğini net biçimde ortaya koydu.
Veri, yapay zekâ, sürdürülebilirlik ve insan odaklı inovasyon…

Türkiye bu sahnede yerini aldı ve doğru stratejilerle çok daha güçlü bir şekilde var olmaya hazırlanıyor. Belki de bir sonraki “Turcorn”un hikâyesi, Lizbon’da atılan bu adımla başlayacak.

Bu seyahatimi son derece keyifli hâle getiren Türk Hava Yolları uçuş ekibine ve Özel Yolcu CIP Salon yetkililerine de ayrıca teşekkür ederim.

Papa 14. Leo’nun Türkiye Ziyareti

Papa 14. Leo’nun Türkiye’ye gerçekleştirdiği üç günlük ilk resmî ziyaret, teolojik hafıza ve bölgesel jeopolitik dinamiklerin aynı eksende buluştuğu çok katmanlı bir süreç olarak dikkat çekmiştir. Ziyaretin başlamasından önce açıklanan logo ile Papa’nın Volksvagen Arena’daki vaazı arasındaki uyum, bu programın rastlantısal değil, sembolik yoğunluk taşıyan bilinçli bir mimariyle kurgulandığını göstermektedir.

Logodaki köprü, dalga, lale ve Teslis sembolü; Papa’nın vaazında kavramsallaştırdığı üç birlik ekseninin —Kilise içi birlik, mezhepler arası ekümenik yakınlaşma ve dinler arası diyalog— görsel düzlemde yeniden üretildiği bir teolojik-sembolik çerçeve sunmaktadır. İstanbul’un üç köprüsünün birlik metaforuna taşınması ve lalenin, Papa’nın vaazda açıkça ifade ettiği “Köprüler küçük ve kırılgandır; bu yüzden dikkat, ilgi ve zaman içinde onarım gerektirir” cümlesindeki hassasiyet ve özen vurgusunu bu toprakların kültürü içinden karşılayan bir sembol olarak yer alması; Türklerin tarih boyunca farklı inançlara ve topluluklara gösterdiği incelikle koruma geleneğini hatırlatmakta ve Türkiye’nin medeniyetlerarası ilişkilerdeki özgün rolünü görünür kılmaktadır. Teslis sembolünün sunumunda İznik Konsili’nin 1700. yılına yapılan gönderme ise ziyaretin dış politika temasını aşarak teolojik hafıza boyutuna uzandığını göstermektedir.

Ziyaretin stratejik açıdan en dikkat çekici sahnelerinden biri, Papa’nın Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’nde Afro-Avrasya merkezli dünya küresinin önünde yaptığı konuşmadır. Bu sahne, Türk dış politikasının son yıllarda öne çıkan Afro-Avrasya yönelimini sembolik düzeyde uluslararasılaştırmış; Papa’nın söylemini, Türkiye’nin bölgesel konumlanışını merkeze alan bir dünya tasavvuruyla aynı çerçeveye yerleştirmiştir. Katolik dünyasının ruhani liderinin ilk kez Batı-merkezli olmayan bir dünya projeksiyonunun önünde konuşması, ziyaretin medeniyetler arası söylem üretme kapasitesini güçlendiren önemli bir sembolik eşiktir.

Bu ziyaretle eşzamanlı gerçekleşen bir diğer kritik gelişme ise Karadeniz’de Kairos ve Virat isimli iki ticaret gemisine yönelik saldırıdır. “Kairos”un “doğru an” veya “kader anı” anlamı, “Virat”ın ise güç ve kudreti çağrıştırması; Papa’nın barış, kırılganlık ve birlik temalı vaazıyla aynı gün yaşanan bu saldırıyı sembolik düzeyde daha görünür kılmıştır. Saldırılar ile Papa’nın ziyareti arasında nedensel bir bağ olmadığı açıktır; ancak uluslararası ilişkiler literatüründe sıkça vurgulanan “eşzamanlılık” kavramı bakımından değerlendirildiğinde, Karadeniz güvenliğinin ne derece kırılgan olduğunu ve Papa’nın vaazında Türkiye’ye gönderme yaptığı “birlik köprülerinin bakımı” söyleminin bölgesel gerçeklikle nasıl örtüştüğünü de göstermektedir.

Papa 14. Leo’nun Türkiye ziyareti, sembolik iletişim ve bölgesel jeopolitik farkındalığın aynı çerçevede buluştuğu özgün bir vakadır. Logo ile vaaz arasındaki uyum, Papa’nın üç birlik eksenini İstanbul coğrafyasının sembolleri üzerinden yeniden yorumladığını; Afro-Avrasya merkezli dünya küresi önündeki konuşması ise Türkiye’nin medeniyetler arası koruyucu rolünü küresel düzeyde tanıdığını göstermektedir. Karadeniz’deki gemi saldırılarının yarattığı bağlamsal paralellik ise, bu ziyaretin barış temalı söylemini jeopolitik kırılganlıklarla ilişkilendirmiş; Türkiye’nin bulunduğu havzanın stratejik hassasiyetini daha da görünür kılmıştır. Bu açıdan ziyaret, Türkiye’nin yalnızca kıtalar arasında değil, teolojik hatlar, kültürel etkileşim alanları ve bölgesel güvenlik mimarileri arasında da merkezî bir konuma sahip olduğunu bir kez daha teyit eden, çok katmanlı bir diplomatik ve medeniyetler arası temas örneği olarak değerlendirilebilir.

Yazar Hakkında
Doç. Dr. Hakan Arıdemir, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesidir. Uluslararası Hukuk, Bölgesel Deniz Jeopolitiği meseleleri ve Uluslararası Deniz Hukuku alanında çalışmalarını sürdürmektedir. Afro-Avrasya Araştırmaları Enstitüsü’nün kurucu başkanıdır. Ulusal ve uluslararası düzeyde birçok akademik projeye, çalıştaya ve yayın faaliyetine öncülük etmektedir. Türkiye’nin Afro-Avrasya vizyonu ve Türk dünyası stratejileri üzerine analizler üretmektedir.

TESYÖN Katar’da Uluslararası Arenada Türkiye’yi Temsil Etti

Tesis Yönetim Derneği (TESYÖN), Katar’da düzenlenen Qatar International Facilities Management Conference & Exhibition (QIFMCE) etkinliğinde Türkiye’yi başarıyla temsil etti.

Derneğin önceki dönem yönetim kurulu üyesi Uluğ Hakan İyigün, konuşmacı olarak katıldığı konferansta “A New Era in Building Maintenance and Management: Sustainability and Smart Technologies” başlıklı sunumuyla dikkat çekti.

Konferansta, tesis yönetimi sektöründe akıllı teknolojiler, sürdürülebilir enerji çözümleri, dijital dönüşüm ve yapay zekâ entegrasyonu gibi konular masaya yatırıldı. İYİGÜN, sunumunda Yeni İstanbul Havalimanı ve İstanbul Finans Merkezi projelerini örnek göstererek Türkiye’nin akıllı şehir vizyonunu vurguladı. Özellikle İstanbul Havalimanı’nın enerji tüketiminin %90’ını güneş enerjisinden karşıladığı ve 2026 itibarıyla tam enerji bağımsızlığını hedeflediği bilgisi öne çıktı.

İstanbul Finans Merkezi’nin Tier-1 güvenlik altyapısı, net-sıfır karbon vizyonu, yapay zekâ destekli bakım çözümleri ve akıllı kampüs modeli ile uluslararası standartları yakaladığı belirtildi. Ayrıca Kuveyt’teki Al Hamra Tower projesi üzerinden bölgedeki yenilikçi uygulamalar paylaşıldı.

“Konferansta öne çıkan diğer başlıklar aşağıdaki şekilde oldu”

Yeni İstanbul Havalimanı:

Entegre bina yönetim sistemleri, otomatik enerji izleme altyapıları, IoT tabanlı bakım planlama mekanizmaları ve gerçek zamanlı operasyon yönetimi sayesinde dünyanın en gelişmiş akıllı havalimanı örneklerinden biri olarak konumlanmaktadır. Projede özellikle enerji yönetimi tarafında dikkat çekici bir dönüşüm yaşanmaktadır.

Havalimanının mevcut durumda enerji tüketiminin yaklaşık %90’ını güneş enerjisi sistemlerinden karşıladığı, 2026 yılı itibarıyla ise tükettiği enerjinin tamamını kendi üretim kapasitesiyle sağlayarak tam enerji bağımsızlığına ulaşmasının planlandığı belirtilmiştir.

Bu yaklaşım, yalnızca operasyonel verimliliği artırmakla kalmamakta; aynı zamanda sürdürülebilirlik, karbon nötrlüğü ve çevresel etki azaltımı açısından küresel ölçekte örnek teşkil eden bir model sunmaktadır.

İstanbul Finans Merkezi:

Finans sektörünün ihtiyaçlarına uygun güvenlik, sürdürülebilir enerji yönetimi, dijital erişim kontrolü ve yapay zekâ destekli mekanik bakım çözümleri sayesinde uluslararası standartlarda bir akıllı şehir modelinin parçası olduğu vurgulandı. İstanbul Finans Merkezi, yalnızca bir iş ve finans merkezi değil; aynı zamanda Türkiye’nin gelecekteki akıllı şehir vizyonunu somutlaştıran, dijitalleşme, güvenlik, sürdürülebilirlik ve yapay zekâ entegrasyonu açısından en gelişmiş karma projelerden biri olarak öne çıkıyor.

Aşağıdaki başlıklar, İFM’de vurgulanan güncel gelişmeleri ve küresel standartlardaki uygulamaları kapsamaktadır.

1. Üst Düzey Güvenlik ve Erişim Yönetimi

İFM’nin finans sektörüne özel gereksinimleri dikkate alınarak kurgulanan güvenlik altyapısı:

1.1. Dijital erişim kontrolü

Kurum bazlı farklı güvenlik seviyelerini yöneten entegre kartlı geçiş sistemi

Mobil erişim (NFC/Bluetooth) ile temassız çalışma

Misafir yönetim sistemlerinin QR kod ile dijitalleştirilmesi

1.2. Gelişmiş izleme teknolojileri

Yüksek çözünürlüklü AI destekli kamera sistemi

Anomali tespiti ve davranış analizi yapan görüntü işleme altyapıları

Kritik alanlarda biyometrik doğrulama (parmak izi/iris) seçeneği

Bu yapı sayesinde İFM, finans kuruluşlarının global regülasyonlarını karşılayan Tier-1 güvenlik seviyesine uyum sağlar hale gelmiştir.

2. Sürdürülebilir Enerji Yönetimi ve Yeşil Dönüşüm

Projenin sürdürülebilirlik yaklaşımı, modern finans merkezleriyle karşılaştırılabilir düzeydedir.

2.1. Akıllı enerji otomasyonu

Bina Enerji Yönetim Sistemi (BEMS) ile tüketimlerin anlık ölçümü

Yapay zekâ destekli tüketim tahminleme

Yük dengeleme ve zirve saat optimizasyonu

2.2. Yenilenebilir enerji entegrasyonu

Çatı ve cephelerde güneş enerjisi kullanım senaryoları

Ortak alanlarda yüzdeye bağlı yenilenebilir enerji payı

Elektrikli araç şarj altyapısının yaygınlaştırılması

Bu yaklaşım, İFM’nin net-sıfır karbon vizyonuna uyumlu bir işletme modeli oluşturmasını sağlıyor.

3. Yapay Zekâ Destekli Mekanik ve Teknik Sistem Yönetimi

İFM’nin mekanik bakım ve yönetim süreçlerinde yapay zekâ aktif bir rol oynuyor.

3.1. Predictive Maintenance (Öngörüsel Bakım)

Chiller, kazan, pompalar ve havalandırma ünitelerine bağlı IoT sensörler

Titreşim, sıcaklık, basınç ve enerji tüketimi analizleri

Arıza ortaya çıkmadan uyarı veren algoritmalar

Bakım maliyetlerinde –40 tasarruf potansiyeli

3.2. Otomatik operasyon optimizasyonu

HVAC sistemlerinde dış hava, iç yoğunluk ve enerji fiyatlarına göre dinamik çalışma

Otopark, aydınlatma ve ortak alanlarının sensör tabanlı kontrolü

Bu altyapı, uluslararası finans merkezlerinde kullanılan akıllı kampüs modelinin Türkiye’deki en gelişmiş örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor.

4. Akıllı Şehir Ekosistemine Entegrasyon

İFM yalnızca bina bazlı değil, bütüncül bir akıllı şehir modülü olarak tasarlanmıştır.

4.1. Veri merkezli yönetim

Tüm binaları birbirine bağlayan merkezi dijital kontrol platformu

Operasyon, güvenlik, enerji ve bakım verilerinin birleştiği “tek ekran yönetimi”

4.2. Mobil kullanıcı deneyimi

Çalışan ve ziyaretçiler için tek uygulamada:

Otopark yönetimi

Toplantı odası rezervasyonları

Ulaşım entegrasyonları

Kampüs içi yönlendirme

Bu entegrasyonlarla İFM, bölgede yaşayan ve çalışan herkes için dijital bir şehir modeli oluşturuyor. Bu konular kapsamında İstanbul Finans Merkezi, akıllı bina teknolojileri, sürdürülebilir enerji yönetimi, yapay zekâ destekli bakım çözümleri ve yüksek güvenlik standartları sayesinde uluslararası finans merkezleriyle aynı seviyede, hatta birçok alanda daha ileri bir akıllı şehir modeli ortaya koymaktadır.

Kuveyt Al Hamra Tower:

1. Akıllı Bina Teknolojileri

Cisco ile kurulan IP tabanlı akıllı bina ağı, HVAC, güvenlik, aydınlatma ve enerji sistemlerini tek platformdan yönetmeye imkan sağlıyor.

IoT sensörleri sayesinde gerçek zamanlı veri toplanıyor, enerji verimliliği ve operasyonel optimizasyon sağlanıyor.

2. Yapısal Sağlık İzleme (SHM)

KISR iş birliğiyle yüksek binaya özel sensör tabanlı deprem, rüzgar ve titreşim izleme sistemi devrede. Acil durumlarda yönetime anlık yapısal güvenlik bilgisi sunuluyor.

3. Güneş Enerjisi Sistemi

Otopark kompleksi üzerine 240 kWp solar panel sistemi kuruldu.

Yıllık yaklaşık 400 MWh enerji üreterek hem maliyet hem karbon salımında ciddi düşüş sağlıyor. Al Hamra, bölgedeki en entegre yenilenebilir enerji uygulamalarından biri haline geldi.

4. Verimlilik ve Komisyonlama

AESG tarafından yürütülen commissioning çalışmaları, HVAC ve BMS dahil tüm teknik sistemleri maksimum verimlilikte çalışacak şekilde optimize etti.

Bu sayede işletme maliyetleri azaldı, sürdürülebilirlik hedefleri güçlendi.

Al Hamra Tower bugün bölgede; Akıllı altyapı, Gerçek zamanlı izleme, Yenilenebilir enerji, Verimlilik odaklı teknik işletme alanlarında örnek gösterilen en gelişmiş yüksek yapı yönetimi modellerinden biri konumundadır.

Bölgedeki en yüksek yapılardan biri olan bu yapıda kullanılan gelişmiş HVAC otomasyonu, akıllı sensörler, uzaktan izleme ve optimizasyon sistemleri, modern gökdelen yönetiminde dijitalleşmenin kritik rolünü gözler önüne seriyor. Bu projeler üzerinden; teknolojinin sadece verimlilik değil, aynı zamanda sürdürülebilirlik, iş gücü optimizasyonu ve risk yönetimi açısından da stratejik değer taşıdığı aktarıldı.

Sürdürülebilirlik ve GES Projeleri

Konferansın önemli ana temalarından biri de sürdürülebilir yapı yönetimi oldu. Sunumumda şu noktalar öne çıkartıldı:

Güneş Enerji Sistemleri’nin (GES) tesis yönetimi operasyonlarına entegrasyonu,

Karbon ayak izinin azaltılmasına yönelik hibrit enerji kullanımı,

Su verimliliği uygulamaları ve atık yönetimi optimizasyonları,

Yeşil bina sertifikasyon süreçlerinde dijital analiz ve ölçümleme yöntemleri.

Bu kapsamda; enerji tüketiminin minimize edilmesi, doğal kaynakların etkin kullanımı ve kurumsal sürdürülebilirlik hedeflerine uygun operasyonel modeller detaylandırıldı.

Programdaki diğer konuşmacılar da tesis yönetimi sektörünün geleceğine yön veren birçok stratejik konuya değindi. Öne çıkan başlıklar şunlardı:

Dijital Dönüşüm ve Endüstri 4.0 uygulamalarının FM süreçlerine etkisi

Yapay zekâ destekli bakım planlama ve arıza öngörü analitiği (predictive maintenance)

Enerji verimliliği, karbon nötr yapılar ve sürdürülebilir şehir uygulamaları

Akıllı binalarda siber güvenlik, veri bütünlüğü ve risk yönetimi

Yüksek binalar ve karma projelerde entegre tesis yönetiminin önemi

İnsan odaklı tasarım, konfor ölçümleri ve kullanıcı deneyimi optimizasyonu

Bu çeşitlilik, tesis yönetimi alanının artık yalnızca bakım hizmeti değil; teknoloji, sürdürülebilirlik, enerji yönetimi, güvenlik ve verimlilik odaklı çok boyutlu bir uzmanlık alanı olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.

QIFMCE, uluslararası tesis yönetimi ekosisteminin mevcut dönüşüm hızını ve geleceğe yönelik yol haritasını net şekilde ortaya koyan bir etkinlik oldu.

Bu konferans, bölgede tesis yönetiminin geleceğine dair güçlü bir vizyon oluşturulmasına katkı sağlamış; uluslararası iş birliklerinin ve bilgi paylaşımının güçlenmesine olanak tanımıştır.

Yapay Zekâ Destekli Granter, Web Summit 2025 PITCH Yarışmasının Şampiyonu Oldu

HABER: Ferhat Yıldırım

Lizbon’da düzenlenen Web Summit 2025’in en prestijli girişimcilik yarışması PITCH’in kazananı belli oldu: “Portekiz merkezli Granter

Yapay zekâ tabanlı hibe asistanı geliştiren şirket, 2.725 girişim arasından sıyrılarak birincilik ödülünü aldı. Üç gün süren yarışmada finale kalan 105 girişim arasından jüriyi en çok etkileyen Granter, işletmelerin finansman fırsatlarını bulmasını, uygunluklarını anında kontrol etmesini ve güçlü başvurular hazırlamasını sağlayan akıllı bir çözüm sunuyor.

Granter CEO’su Bernardo Seixas, sahnede yaptığı son konuşmada vizyonlarını şu sözlerle özetledi:
“Şirketlerin yapay zekâ ile hibe bulmalarına ve başvurmalarına yardımcı oluyoruz. Ve bunu gerçekten iyi yapıyoruz.”
Kazandıktan sonra ise ekibin hedefini net bir şekilde dile getirdi:
“Biz bir Portekiz ekibiyiz ve bir sonraki Portekiz tek boynuzlu atı olmak istiyoruz.”

Ekip, Lizbon ekosisteminde ilginç bir detayla tanınıyor: Kurucu ortak ve ilk çalışanlarının hepsi Bernardo adını taşıyor. Seixas bu durumu esprili bir şekilde şöyle anlattı:
“Buradaki insanlar bize Bernardolar diyor.”

İddialı Hedefler

Granter, önümüzdeki yıl Avrupa ülkelerinin en az yarısında faaliyet göstermeyi ve ekibini büyütmeyi planlıyor. Seixas, Web Summit deneyimini ise şu sözlerle özetledi:
“PITCH’in yanı sıra, Unicorn Factory aracılığıyla Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı ile tanışmak ve mühendislerimizin standımızda dünyanın dört bir yanından gelen insanlara ürünümüzü anlatmasını izlemek inanılmazdı.”

İlk Üçte Kimler Var?

İkincilik ödülünü Nijerya merkezli VarsityScape ve İngiltere merkezli SegmentStream paylaştı. VarsityScape, eğitimcilerin çevrimiçi akademileri daha verimli yönetmesine yardımcı olan bir yapay zekâ platformu geliştiriyor. SegmentStream ise şirketlerin reklam performansını ve müşteri değerini analiz eden bir pazarlama çözümü sunuyor.

PITCH: Küresel Görünürlük İçin Fırlatma Rampası

Web Summit’in girişimcilik programına binlerce girişim katıldı. PITCH kazananları, küresel medyanın ilgisini çekiyor ve yatırımcılar nezdinde güvenilirlik kazanıyor. Önceki yıllarda ödül alanlar arasında, eğitim teknolojisi şirketi Intuitivo ve hukuk süreçlerini hızlandıran yapay zekâ girişimi Inspira bulunuyor.

Web Summit 2025’ten Öne Çıkanlar

Bu yılki etkinlik, 157 ülkeden 71.386 katılımcı ile rekor kırdı. Yatırımcı katılımı %74 artarak 1.857 yatırımcıya ulaştı. Yapay zekâ ve makine öğrenmesi, öne çıkan sektörler arasında zirvede yer aldı. Ayrıca Web Summit, küresel iş birliği ve inovasyon için yeni bir platformun lansmanını yaptı; 260’tan fazla delegasyon bu vizyonun parçası oldu.

Sahnede ise teknoloji, iş ve spor dünyasının önde gelen isimleri vardı: Toto Wolff, Maria Sharapova, Anton Osika, Rose Wang, Alex Schultz ve Cristiano Amon gibi liderler küresel değişimleri tartıştı. Daha eğlenceli anlarda ise Max Klymenko’nun viral “Kariyer Merdiveni” formatı ve Unitree Robotics’in dans eden insansı robotları etkinliğe renk kattı.