14.6 C
İstanbul
Cuma, Nisan 3, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 174

Rusya ‘neyin’ peşinde!

Bütün dünyayı endişeye düşüren, uçak düşürme operasyonunda ‘tansiyon’ düşer gibi bir görüntü veriyorsa da, Rusya’nın sert ‘misilleme’ yapacağı bekleniyor.

Her ne kadar Rusya, hem siyasi hem ekonomik alanlarda “beklenmedik” girişimleri birkaç gün içinde yaptıysa da, misillemenin daha geniş sahalara yayılması hatta birçok ülkeyi içine almasından korkuluyor.

Oysa, Türkiye ilk defa olarak bir Rus uçağını düşürmüyor.

Yeri gelmişken, ilk Rus uçağını düşüren Vecdi Hürkuş’un serüvenini birkaç cümleyle anlatmak icap ediyor;

Vecihi Hürkuş 1917’de Kafkas Cephesi’nde tek motorlu planör tipi uçağıyla Ruslar’a defaatle hücum ederken, Rus filosuna tek başına kan kusturduğu yeniden hatıra geliyor.

Vecihi Hürkuş’un, çift motorlu Guadron 6 tipi Rus uçağını düşürdüğü biliniyor.

Üstelik Vecihi Hürkuş’un tek motorlu planörü de, Ruslar’dan ele geçirilen uçaktı.

Aslında bu korku, Rusya’nın tam olarak bilinmeyen gücünden hatta sert tavırlarından değil, Orta Doğu’nun içinde bulunduğu bunalımlı durumundan kaynaklanıyor.

Ne var ki, “haklı” olmasına rağmen, Türkiye’nin bu krizden en çok yara alacağı sanılıyor.

Sınırlar namusudur

Bilinmeli ki, bir ülkenin sınırları, o ülkenin “namus”u sayılıyor.

Sınır saldırısıyla karşı karşıya bırakılan bu ülke, Türkiye muhatabı Rusya ise artık kaçınılmaz bir durum ortaya çıkıyor.

Krizin boyutları sanıldığından da fazla gelişmeler göstermesi ne yazık ki, en çok Türkiye’yi ilgilendiriyor.

Başta turizm olmak üzere sebze, meyve ve benzeri gıda maddelerinin ticaretinin üzerinde kara gölgeler dolaşıyor.

İnşaat sektörünün yanı sıra, gaz alımı, nükleer santral ve petrol boru hattı yapımının tehlikeye düşmesi bile ön görülüyor.

Belki çok yeni olmayabilir ama elimizde ki rakamları paylaşmak gerekiyor.

Türkiye ve Rusya, sırasıyla 775 milyar dolar ve 1.858 trilyon dolar gayri safi yurtiçi hâsılalarıyla G20 üyesi ülkeler arasında yer alıyor.

Dünya Bankası kriterlerine göre, her iki ülke de üst orta gelir sınıfı olarak kabul ediliyor.

Dünya Ticaret Örgütü üyesi olan her iki ülke de dünya ekonomisine entegre olma vasfını koruyor.

Ticaret açığımız

Bu özellikleri sebebiyle Türkiye ve Rusya, Avrasya’nın önde gelen ekonomik aktörleri arasında sayılıyor.

Rusya ve Türkiye arasındaki ticaret hacmi, 1996’dan 2000 yılına kadar güçlükle 3.4 milyar dolardan 4.5 milyar dolara yükseliyor.

2001 yılında başlayan iyileşme sonucunda ise 4.3 milyar dolar olan ticaret hacmi, 2008 yılına gelindiğinde 38 milyar dolara ulaşıyor.

Ancak bu dönemde patlak veren küresel finansal ve ekonomik kriz, bir yıl içerisinde ticaret hacmini 22.6 milyar dolara çekiyor.

2009 sonrasında ise gerek Türkiye gerekse Bu çerçevede 2012 yılındaki ticaret hacmi yeniden 2008 yılı rakamlarına yaklaşıyor.

Öte yandan, son on yılda iki ülke arasındaki ticaret hacmi hızlı bir şekilde yükselmiş olsa da ticaret açığı Türkiye aleyhine gerçekleşiyor.

Türkiye ile Rusya arasında ki ekonomik parametreler gittikçe yükselirken, şimdi beklenmedik bir “kriz” her şeyi alt üst etmeye namzet görünüyor.

İşin gerçek tarafı; Türkiye ile Rusya arasında ki, ekonomik ilişkilerin bozulmasını her iki ülke halkı da istemiyor.

Rusya’nın ham hayali

Diplomatik ve askeri saha da ise, krizin derinleşmesi öncelikle ve özellikle Orta Doğu’yu yakından etkiliyor.

Doğrusunu belirtmek gerekirse; uzun yıllardan beri düşmanlığı yaşayan her iki ülkenin yeniden çatışması en çok Türkiye’ye zarar vereceğini peşinen kabullenmek gerçeği ile karşılaşılıyor.

En son aşama olan iki ülke çatışması, Rusya’nın Suriye’de “resmen” toprak ilhakına yol açmasını da mümkün kılıyor.

Rusya’nın Suriye’de toprak kazanması ise, Türkiye’ye “saldırı tehlikesi” niteliğini taşıyor.

Bu gelişme ise Rusya’nın “ham hayali”ni oluşturuyor.

Kazanan birliğimiz ve dirliğimiz olsun

Dünya üzerinde kaos ile kazanç sağlayan kapitalistler ile Bizans oyunlarını sergileyerek bizi uçuruma yanaştıran devletler artık ülkemizde senaryolarını istedikleri gibi uygulamaya koyamıyorlar.

Türkiye için büyümeye, kalkınmaya, özgürleşmeye ve istikrara giden tüm yolları kapatmak için tüm güçleriyle çalışan karanlık iç ve dış güçler iman hareketi karşısında maalesef başarıya doğru yol alamıyorlar.

Ülkemiz ne zaman dünyanın takdirini kazanan bir atılımlar ve fırsatlar ülkesi haline gelse ülkede karışıklık çıkartarak bu iyi gidişatı eksi yöne çevirmek için çirkin oyunlar oynanıyor.

Artık yatırımlarını çürümeye terk eden o eski Türkiye yok, dev eserlerle geleceği inşa eden Türkiye var.

Güzellikler yerine hep yanlışlıkları halkın hafızalarına kazımaya çalışan bir kısım medya ise ümmetin partiler üstü düşünceler ile hareket etmesiyle buhar olma durumuna geldiler.

Yeni kabinemiz kuruldu, inşallah bu ülkenin yavaşlamasını, istikrarını kaybetmesini bekleyenleri hayal kırıklığına uğratacak projelere imza atarlar.

Kabinedeki bakanlarımız, Türkiye için büyümeye, kalkınmaya, özgürleşmeye ve istikrara giden bir yolun üzerindeki araçların iyi birer kaptanı olmalarını temenni ediyorum.

Çünkü devir partizan düşüncelerle futbol takımı tutar gibi parti tutma zamanı değildir. Zaman birlik olma yanlış yollara girmeme, geçmişte yapılan hataları tekrarlamama günüdür. Gün ise Hz. Ömer gibi adaletli, Fatih Sultan Mehmet gibi stratejik, Abdülhamid gibi akılcı, Hz. Ali gibi keskin olma günüdür.

Gün açılım yaparak saçılma günü değil, ekonomik olarak istikrarı sağlama, bu ülkede yaşayan her bireyin nasıl kardeş olduğunu geçmişte bize anlatılmayanları anlatarak sağlama günüdür.

Namert ile merdi ayırt edip, Namertlerin peşinden giden güzel yurdumun insanını birleştirmek asli görevimiz olmalıdır.

Bu ülke hükümetsiz kalmasın diye partizanca düşünmeyip kendi partileri yerine AK Parti’ye oy veren yurdum insanını kucaklamak gerekliliği hiçbir zaman unutulmamalıdır.

Yeni kabine açıklandığı zaman 2002 ruhunun 2023 yılına yansımasını görür gibi oldum. Dayatmalara partizan düşüncelere çizgi çekerek oluşturulan bu kabine ile başarının yakalanacağını ümit ediyorum.

Ekonomi eğitimi vesilesiyle Finans ve bankacılık konularında bilgi ve birikimi üst seviyede olan, Enerji sektörü ile de yakından ilgili olan Berat Albayrak’ın Enerji ve tabi Kaynaklar Bakanı olmasını çok önemsiyorum.

12.Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı olan Berat Albayrak’tan değil, ekonomist, yurt içi ve yurt dışında uygulamaya soktuğu projeleri başarı ile uygulayan Enerji Bakanımız Berat Albayrak’tan bahis ediyorum.

Ülkemiz üzerinde oynanan oyunların, Ortadoğu da akıtılan kanların sebebinin Enerji olduğunu hepimiz biliyoruz.

Bu nedenle böylesine kritik bir bakanlığa getirilen Sayın Albayrak bence keyif için değil, ülkeye hizmet için feda edilmeyi göze alarak bu hassas ve önemli göreve getirilmiştir.

Bu sebeple Allah yar ve yardımcısı olsun, enerjisi daim, birlikte yola çıktıkları da kendisi gibi rahmani olsun, ama ne olursa, olsun, kazanan ülkemiz, birliğimiz ve dirliğimiz olsun…

Bakan Albayrak, EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz ve Kurul Üyelerini Makamında Kabul Etti

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat ALBAYRAK, EPDK Başkanı Mustafa YILMAZ ve kurul üyelerini makamında kabul etti.

Enerji Bakanı Albayrak sözünü tuttu

Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu, Zonguldak’ta kömür madeni ocağında çalışan işçileri ziyaret etti.

Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Kozlu Müessese Müdürlüğünde Vali Ali Kaban, AK Parti Zonguldak Milletvekilleri Hüseyin Özbakır, Faruk Çaturoğlu, Özcan Ulupınar tarafından karşılanan Albayrak ve Soylu, burada yetkililerden çalışmalarla ilgili bilgi aldı.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, gazetecilere yaptığı açıklamasında, elverişsiz hava şartlarına rağmen yeni yıla emek ve iş gücünün merkezi olan Zonguldak’ta girmek istediklerini söyledi.
Zonguldak’a gelmek için söz verdiklerini, hava muhalefetine rağmen geldiklerini ifade eden Albayrak, şöyle devam etti:
“Emek ve iş gücünün merkezi olan Zonguldak’da yeni yıla girelim dedik. Aynı zamanda yerli kaynaklarımıza madenciliğe gerekli ehemmiyeti verme konusunda vekillerimiz, başkanlarımız, valimiz ile birlikte aynı şekilde sağ olsun Süleyman Soylu Bakanımız ile yeni yıla girelim dedik. Son 2 yıldır çok zor sıkıntılı süreçlerden geçtik. Yeni yılın ülkemize, milletimize, kardeşliğimize, dirliğimize katkıda bulunacağı hayırlı bir yıl olmasını temenni ediyorum.”

“1 Kasım seçimlerinden önce verdiğimiz taahhütleri tek tek yerine getiriyoruz”

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Soylu da 2014 ve 2015 yılında Türkiye’nin demokrasi ve milli iradeyi doyasıya yaşadığını belirterek, “1 Kasım 2015’ten, 2019 yılına kadar milletimizin de hükümetimizin de hedefi Türkiye’nin arzu ettiği büyümeyi, gelişmeyi, istihdamı, Türkiye’nin dünyadaki gelişmiş ülkelerle rekabetini sağlayabilecek o atılımı, sıçramayı yakalayabilmesidir” diye konuştu.
“Bizim için 2016 hem reformların yılı olacak, aynı zamanda huzurun ve istikrarın yılı olacak” diyen Soylu, 2016, 2023, 2053 ve 2071 yılının hedefleri açısından önemli bir yıl olduğunu vurguladı.
Bu yıl, 64. Hükümet’in üyeleri olarak milletin beklediklerini yerine getirmek için büyük bir gayret göstereceklerine dikkati çeken Soylu, “Bugün de Enerji Bakanımız ile birlikte yeni yıla emeğin başkentinden, Zonguldak’tan hep birlikte bir mesaj verelim istedik. Aziz milletimiz bilsin ki bu ülkede 1 Kasım’da Türkiye’nin yönetimini emanet ettikleri evlatları hem sıdk-ı sadakat ile hem de büyük bir gayret ve samimiyet ile kendilerine bırakılan emaneti en iyi şekilde temsil etmeye çalışarak, hem de milletin bu büyük emanetini yarınlara götürmeye hep birlikte gayret içerisindeler. İnanıyoruz ki bugün burada kıymetli Enerji Bakanımız ile inşallah 2016 yılında gerek kendi alanında gerek kendi sektöründe vereceği güzel müjdelerle, Zonguldak’ta da güzel gelişmelere vesile olacak adımlar atılacaktır” ifadesini kullandı.
Soylu, 2 gün önce asgari açıkladıklarını, daha önce de emeklilere her ay 100 lira, yıllık1200 lira katkı yapacaklarını söylediğini anımsatarak, 1 Kasım seçimlerinden önce verdikleri taahhütleri tek tek yerine getirdiklerini bildirdi.
Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun işçilere selamlarını ve yeni yılda iyi dileklerini ileten Soylu, “Allah milletimizin memleketimizin tüm insanlığın yardımcısı olsun. Yeni yılda, özelikle dünyanın her noktasında maalesef sıkıntı ile karşı karşıya kalan insanlarımıza hem huzurlu hem barışı hemde bu sorunlardan kurtulmasını Cenab-ı Allah’tan diliyorum. Suriye’de ve etrafımızdaki coğrafyada yaşanan bütün bu insanlık dışı olayların 2016 yılında son bulmasını temenni ediyorum” diye konuştu.
Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Berat Albayrakve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu, açıklamalarının ardından yeni yılı geçirmek için yerin metrelerce altındaki maden işçilerinin yanına indi.

“(Terör mücadelesiyle ilgili) Devletimiz eskisinden daha güçlü. Maddi, askeri ve ekonomik olarak da güçlü. Bunun sonunu getirecek. Biraz sabredeceğiz. Biraz sürecek. Sonunda bu iş feraha erecek.”

Bakan Albayrak ile Bakan Soylu, Kozlu ilçesindeki TTK Kozlu Müessese Müdürlüğüne ait kömür ocağına girmek için işçi kıyafetlerini giyerek, gaz maskesi, baret ve madenci feneri gibi ekipmanları da yanlarına aldı. İki bakan, kişisel koruyucuların nasıl ve hangi durumlarda kullanıldığına yönelik kurum yetkililerince bilgilendirildi.
Bakanlar Berat Albayrak ile Süleyman Soylu, işçi asansörüyle beraberindeki AK Parti Zonguldak Milletvekilleri Hüseyin Özbakır, Faruk Çaturoğlu ve Özcan Ulupınar, TTK Genel Müdürü Burhan İnan, Genel Maden İşçileri Sendikası (GMİS) Genel Başkanı Ahmet Demirci, bakanlık bürokratları, kurum yetkilileriyle eksi 425 koduna indi.
“Fayton” vagon sistemiyle yaklaşık 2,5 kilometre ilerideki galeriye giden Albayrak ve Soylu ile beraberindekiler, yaklaşık 500 metre yürüyerek üretim yapılan kömür damarında incelemelerde bulundu.
Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Albayrak ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Soylu, işçilerin kömür çıkarma işlemine katıldı.
Bakan Albayrak ve Soylu, daha sonra yürüyerek başka bir galeriye geçerek, madende hazırlanan sofrada madencilerle yemek yedi. Albayrak ve Soylu, yemeğin ardından, maden işçileriyle sohbet etti.
GMİS Kozlu Şube Başkanı Hüseyin Kolçak, burada yaptığı konuşmada, maden işçileri için Türkiye’nin kalkınmasına katkıda bulunduklarını belirterek, resmi kayıtları göre yaklaşık 5 bin maden şehidi bulunduğunu bildirdi.
Maden işçisinin ülke kalkınması için canlarını feda ettiğini ifade eden Kolçak, “Kurumun 14 bin 500 olan norm kadromuzun tamamlanmasını istiyoruz. Sizlerinde Zonguldak adına elinizi taşın altına koyarak desteklerinizi bekliyoruz” dedi.
Bunun üzerine Bakan Albayrak, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bugüne kadar terör de dahil olmak üzere binlerce şehit verildiğini belirterek, dua okunmasını istedi.

“Sonunda bu iş feraha erecek”

Bu arada GMİS Genel Başkan Yardımcısı İsa Mutlu’nun, maden işçisinin terörle mücadele için maaşlarını verebileceklerini aktarması üzerine Bakan Albayrak, terörün kökü kazınana kadar mücadelenin devam edeceğini kaydetti.
“Güneydoğu’daki operasyonlar çok güçlü gidiyor” diyen Berat Albayrak, şöyle konuştu:
“Hatırlarsanız 1993’te Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Güneydoğu’da PKK belasıyla mücadele etmek için bir tank bile cepheye sürememişti. Hatırlayan var mı? İzin vermedikleri için cepheye süremedik. Niyeymiş? Çünkü PKK terör örgütü değilmiş. Bugün Türkiye Cumhuriyeti öyle bir noktadaki, kendi tankını, tüfeğini, helikopterini, uydusunu ve insansız hava cihazıyla sınır ötesi, üstü ve memleketin içerisinde her noktayı didik didik ederek ama eski Türkiye değil, sivil masum vatandaşı ayırarak titiz, yavaş ve etkili bir şekilde netice alacak çalışma yapıyor. Bu konuda hiçbir şekilde geri adım atılmayacak. Sizin maaşlarınızı vermenize gerek yok. Sizin burada sarf ettiğiniz mücadele, alın teri bu ülkenin kendi yerli zenginliklerini ortaya koyma mücadelesi her şeye şayan. Devletimiz eskisinden daha güçlü. Maddi, askeri ve ekonomik olarak da güçlü. Bunun sonunu getirecek. Biraz sabredeceğiz. Biraz sürecek. Sonunda bu iş feraha erecek.”

“Türkiye iyi bir istikamettedir”

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Soylu da maden işçisinin emrine amade olduklarını vurgulayarak, “Türkiye’yi yaklaşık 3-4 yıldır gittiği istikametten döndürülmeye çalıştılar. Başaramadılar. Bugün Güneydoğu’da da aynısını yapmaya çalışıyorlar. Onu da başaramayacaklar. Buradaki dualar ve azim, attığınız her adım, çıkardığınız kömür inancın sonucudur. Hiç endişeniz olmasın. Türkiye iyi bir istikamettedir. Türkiye hedeflerine de Allah’ın izniyle ve bu milletin gayretiyle ulaşacaktır. Biz dünyadaki 10 büyük devletten biri olacağız” değerlendirmesinde bulundu.
Daha sonra GMİS Genel Başkanı Demirci, Bakan Albayrak ve Soylu’ya madenci heykeli hediye etti.

Sorular

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu ile Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Kozlu Müessese Müdürlüğü’nde, yeni yılı maden ocağındaki işçilerle beraber karşıladıktan sonra, çıkışta gazetecilere açıklamada bulunan Bakan Albayrak, maden işçilerinin alın teriyle ve zor şartlar altında çalışarak, ülke ekonomisine ve gelişmesine hizmet verdiğini belirtti.
Türkiye’nin yerel kaynaklarının ve değerlerinin önemli olduğunu, kömürün bunların başında geldiğini ifade eden Albayrak, Türkiye’de madencilik üzerine bundan önceki hükümetin ve bakanların döneminde çok önemli değişiklikler ve hizmetler yapıldığını anımsattı.

“Bu ay içerisinde çalışma yapıyoruz”

Soma’da yaşanan maden faciası sonrası hükümetin ciddi anlamda çok önemli yasal düzenlemeler getirdiğini vurgulayan Albayrak, şunları söyledi:
“Çalışma şartları, koşulları ile çalışma noktasında asgari ücret iyileştirmesi yapıldı. Asgari ücretteki düzenlemeyle hakikaten madenciliğimize önemli bir katma değer ortaya koyduk. Madenciliğin sorunları devam ediyor. Bununla ilgili bölge milletvekillerimizin yoğun mesai harcadığı bazı konular var. 2016’ya girdik. Bu ay içerisinde inşallah özellikle özel sektör madenciliği noktasında iyi bir çalışma yapıyoruz ve hazırlıyoruz. İnşallah bu yasal düzenleme Meclis’ten geçtikten sonra Bakanlar Kurulumuzun da desteğiyle tüm kesimleri kapsayacak. Yani kamu, özel üzerinde rödevans dahil, maliyetler konusunda yaşanan süreçlerle ilgili bir çalışma yapıyoruz.”
Önümüzdeki 4 yıl içerisinde, 2019 seçimlerine kadar Türkiye’nin enerji sektöründeki stratejik adımlarını atma noktasında çok önemli çalışmalarının bulunduğunu anlatan Albayrak, “Az konuşacağız, çok çalışacağız. Ülkemizin önünü açma noktasında bizden önce çalışan arkadaşlarımızdan daha fazla çalışıp, ülkeye hizmet etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
Soylu, bir gazetecinin asgari ücretle ilgili sorusu üzerine de “Hiç kimsenin endişesi ve merakı olmasın, insanlarımız alın terinin karşılığını daha fazla alacaklar” şeklinde yanıt verdi.

ENERJİ BAKANLIĞI

Enerjide dışa bağımlı olmayacağız

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, 99 baraj ve hidroelektrik santralinin toplu açılış töreninde, “Bu santraller enerjide dışa bağımlılığımızı azaltmakta ve ekonomiye kaynak oluşturma noktasında da büyük anlam ifade etmektedir. Tabiatımıza zarar vermeden, çevreyi koruyarak ve daha da güzelleştirerek bu adımları atmak ve bu barajları yapıp santralleri açmak zorundayız” dedi.

Bakan Albayrak, Arena Spor Salonu’nda, “Kamu – Özel Sektör Tarafından Tamamlanan 99 Baraj ve Hidroelektrik Santrali’nin Toplu Açılış Töreni”nde yaptığı konuşmada, yerli ve yenilenebilir enerji kaynakların önemine değindi. Yerli ve yenilenebilir enerjinin arz güvenliği açısından vazgeçilmez olduğunu belirten Albayrak, şunları söyledi:
“2002’de ülkemizde elektrik tüketimi 132 milyar kilovat saatti. 2015 itibarıyla bu rakam yaklaşık iki katına ulaşarak 264 milyar kilovat saate ulaştı. Peki bu artışı biz özellikle Ak Parti iktidarı döneminde nasıl karşıladık? Özellike kurulu gücümüzü 32 bin megavattan bu yıl sonu itibarıyla 73 bin megavata çıkardık. Sanayi, tarım ve hizmet sektörümüz tüm diğer sektörlerimizle hızlı bir şekilde büyürken, kısacası ülkemiz hızlı bir şekilde büyürken, ihtiyaç duyduğu elektriği tüm kamu ve özel bu yatırımlarla karşılamayı başardı.”

– “Enerji yatırımlarının büyümeye katkısı büyük”

Özel sektörün elektrik üretimindeki payının 2002’de yüzde 32 olduğunu hatırlatan Albayrak, bu oranın bugün yüzde 72’ye yükseldiğini söyledi. Enerji yatırımlarının ülkenin büyümesinde büyük katkılarının olduğunu dile getiren Bakan Albayrak, şöyle devam etti:
“Bu santraller aynı zamanda enerjide dışa bağımlılığımızı ve ekonomiye kaynak oluşturma noktasında da büyük anlam ifade etmektedir. Tabiatımıza zarar vermeden, çevreyi koruyarak ve daha da güzelleştirerek bu adımları atmak ve bu barajları yapıp, santralleri açmak zorundayız. Rüzgar, güneş, hidroelektrik, termik ve nükleer santrallerini yapmak durumundayız. Hem elektrik ihtiyacımızı karşılamak ve enerjide dışa bağımılılığımızı azaltmak için hem de kaynak çeşitliliği için bütün bu kaynaklarımızı kullanmak zorundayız. Önümüze hangi engeller çıkarılırsa çıkarılsın, ülkemizi büyütmeye devam edeceğiz.”
Bakan Albayrak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde büyük Türkiye hayalini gerçekleştirmek ve ülkeyi 2023, 2053, 2071 hedeflerine taşımak için bütün enerjileriyle çalışmaya devam edeceklerini de sözlerine ekledi.

ENERJİ BAKANLIĞI

Enerji verimliliği milli kaynaktır

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, enerji verimliliğinin en yerli, temiz ve milli kaynak olduğunu belirterek, “Enerji verimliliği üzerine yaptığımız çalışmalar, enerji harcamalarımızdan en az yüzde 20 oranında tasarruf edebileceğimizi ortaya koyuyor. 50 milyar doları bulan ithalatımız olduğu gerçeğinden hareket edersek bu rakamın büyüklüğünü fark etmiş oluruz” dedi.

7. Enerji Verimliliği Forumu ve Fuarı’nın açılışında konuşanAlbayrak, AK Parti hükümetleri döneminde yenilenebilir noktasında çok önemli yatırımlar yapıldığını, kurulu güç ile yerli ve yenilenebilir kaynaklardaki altyapı kapasitesinin ciddi anlamda arttığını anlattı.
Albayrak, kurulu güç noktasında da 32 bin megavatlardan bugün itibarıyla 73 bin megavatlara ulaştıran yatırımlar yapıldığını belirterek, şunları kaydetti:
“Bu yeterli değil. Sanayi, ekonomi ve nüfus anlamında bu büyümenin devam etmesi için yatırımlar da sürecek. Türkiye ve dünya enerji konusunda çok ciddi bir resimle karşı karşıya. Enerji bağımlılığı ve çeşitliliği konusuna verilen önem her geçen gün artıyor. Bizim tabii ki Türkiye Cumhuriyeti olarak enerji konusunda bu gelişmeleri de yakından takip etmemiz, yatırımları yapmamız gerektiği gibi enerji verimliliğine de eğilmemiz lazım. Bahsettiğimiz mevzular üzerinde enerji konusunda zengin bir ülke değiliz. Bu hususta enerji açısından dışa bağımlılığımız yüzde 75’lerde. Kendi kaynaklarımızla bu talebin yaklaşık 4’te birini karşılayabiliyoruz. Gelişen büyüyen bir ülkeyiz ve enerji ihtiyacımız da aynı şekilde artıyor.”
Önümüzdeki 10 yıllık dönemde enerji talep artışının yıllık yüzde 5 artacağını öngördüklerine işaret eden BakanAlbayrak, bu süreçte yerli kaynaklardan en üst düzeyde yararlanılması, yenilenebilir enerji kaynaklarının tamamından faydalanılması, arama faaliyetlerinin artarak sürdürülmesi ve özel sektörün de bu yönde önünün açılması gerektiğini vurguladı.
Albayrak, AR-Ge’ye yatırım yaparak yeni enerji biçimleri için adımlar atılması gerektiğine dikkati çekerek, şöyle devam etti:
“Her şeyden önce mevcut enerjinin daha verimli kullanılması için seferber olunmalı. Enerjimizin heba olmaması, verimsiz üretim süreçlerinde kaybolmaması için hepimizin gayret göstermesi gerekiyor. Enerji verimliliği daha az enerji ile aynı yaşam ve üretim kalitesini tutturmak demektir. Bu daha kalitesiz ürünler üretmek anlamına gelmiyor. 2002 yılından beri sorunları çözen AK Parti olarak bizler enerji verimliliği ile de ilgili önemli adımlar attık. 2007’de çıkarılan Enerji Verimliliği Kanunu bu anlamda bir dönüm noktası. Burada enerji verimliliği konusu kapsamlı olarak ele alınmış, bir çerçeve oluşturulmuş, bu kanun ve sonrasındaki yönetmeliklerde binalarda, sanayide, sokak aydınlatmalarında ve ev aletlerinde verimliliği arttırmak için yol haritaları belirlenmiştir.”
Yasal altyapının tamamlanmış olmasına rağmen enerji verimliliğinin yeterince bilinmediğini ifade eden Albayrak, bu anlamda bazı yükümlülüklerin yerine getirilemediğini ve meselenin iyice bilinmesi için gerektiğini belirtti.
Albayrak, enerji verimliliği ile hem makro hem de mikro ölçekte enerji faturasını düşüreceğini vurgulayarak, “Niyetimiz bilgilendirme, bilinçlendirme, eğitim ve teşvik noktasını daha ileri taşımak. Enerji verimliliği üzerine yaptığımız çalışmalar enerji harcamalarımızdan en az yüzde 20 oranında tasarruf edebileceğimiz ortaya koyuyor. 50 milyar doları bulan ithalatımız olduğu gerçeğini düşündüğümüzde rakamın büyüklüğünü farketmiş oluruz.” diye konuştu.
Özellikle elektrikli ev aletlerinin verimli olmasına aynı zamanda da binalarda yalıtım konusunun daha da önemsenmesi gerektiğini anımsatan Albayrak, yalıtımsız binalarda hem ısıtırken hem de soğuturken yalıtımlı binalara göre iki kat enerji tükettiği bilgisini paylaştı.
Albayrak, basit alışkanlıkların değiştirilerek enerji verimliliğinde önemli mesafeler katedilebileceğini söyledi ve ayrıca 35. Enerji Verimliliği Haftası dolayısıyla bu konunun medyada daha fazla yer alması için çağrıda bulundu.

ENERJİ BAKANLIĞI

Bakan Berat Albayrak, EPİAŞ’ta

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Enerji Piyasaları İşletme AŞ’yi (EPİAŞ) ziyaret etti.

EPİAŞ’ın İstanbul’daki genel merkezine ziyarette bulunan Albayrak, burada EPİAŞ Genel Müdürü Hasan Hüseyin Savaş ve diğer yetkililerden kurum hakkında bilgi aldı. Ziyarette, Enerji Bakanlığı Müsteşarı Fatih Dönmez, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) Başkanı Mustafa Yılmaz ile Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı Talat Ulussever de hazır bulundu.

ENERJİ BAKANLIĞI

Bakan Albayrak soruları cevapladı

nerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, son dönemde düşmeye başlayan enerji fiyatlarının ilerleyen süreçte doğalgaz fiyatlarına yansıyacağını belirterek, “Devlet olarak bu fahiş artışları yansıtmama konusunda sübvanse ettik, özellikle BOTAŞ uzun yıllar zarar etti. Şimdi kısa bir süre içerisinde fiyatlardaki düşüşü enerji fiyatlarındaki düşüşü inşallah BOTAŞ ile indirim olarak yansıtmak için çalışmaya başladık” dedi.

NTV canlı yayınında soruları cevaplayan Bakan Albayrak, Türkiye’nin ekonomik büyümesinin enerji alanındaki büyümesiyle aynı oranda geliştiğini ve son 13-14 yıldır bu büyümeyi karşılayacak altyapı çalışmalarının sürdürüldüğünü ifade etti.
Türkiye’deki elektrik tüketimininin 2015’te bir önceki yıla oranla 2,6 büyüdüğünü hatırlatan Albayrak, kurulu gücün de 73 bin megavat seviyesini aştığını söyledi. Albayrak, kış şartlarında enerji talebini karşılamak için yoğun bir çaba sarf edildiğine işaret ederek, “Tam teşekküllü şekilde çalışan bir Enerji Bakanlığı var. Tüketimlerde rekorlar kırılıyor. Bunu karşılama noktasında piyasanın oluşması için üzerimize düşen iyileştirme çalışmalarına devam ediyoruz” diye konuştu.

– Doğalgazdaki indirim çalışması

Albayrak, doğalgaza zam olup olmayacağı sorusu üzerine, “Özellikle son 10 yılda enerji fiyatlarındaki artışa dayalı doğalgaz fiyatları arttı. Türkiye ciddi bir maliyetle karşı karşıya kaldı. Devlet olarak bu fahiş artışları yansıtmama konusunda sübvanse ettik, özellikle BOTAŞ uzun yıllar zarar etti. Ciddi bir yük yüklendi. Yeni dönemde enerji fiyatlarında düşme görüyoruz. Şimdi önümüzdeki dönemde, kısa bir süre içerisinde, enerji fiyatlarındaki düşüşü inşallah BOTAŞ ile indirim olarak yansıtmak için çalışmaya başladık” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin son dönemde alternatif kaynaklar konusunda ciddi adımlar attığını vurgulayan Albayrak, gelecek 10 yıl içinde Türkiye’de beklenen yüzde 4-5 büyümeyi ve bununla beraber artacak enerji talebini karşılamak için orta vadede 50- 60 bin megavat daha kurulu güç oluşturmak gerektiğini aktardı. Bakan Albayrak, bu kurulu gücün oluşmasında farklı kaynakların pay sahibi olmaya devam edeceğini ve mevcut işbirliklerinin yanı sıra yeni işbirliklerinin de yapılacağını dile getirerek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“LNG alternatifi de dahil olmak üzere kaynak çeşitliliğiyle ilgili çalışmalarımızı yapıyoruz. İsrail veya Türkmenistan gazı, Irak gazı ve bu gazın Avrupa piyasalarına da iletilmesi için Türkiye’nin transit ülke olması konuşuluyor. Alternatif kaynaklara olumlu bakıyoruz, sadece Türkiye’nin arz güvenliği için değil, Avrupa Birliği’nin de önemsediği konular bunlar. İsrail ile ilgili siyasi ilişkilerin ve buna dayalı enerji konularının gündeme gelebilmesi için siyaseten bizim bir duruşumuz var. Bizim öne sürdüğümüz üç şart var, özür gerçekleşti. Bizim takip ettiğimiz bununla ilgili bazı gelişmelere dayalı durumlar var, bunu takip ediyoruz. Siyasi normalleşme olursa enerji konusunda da adımlarımızı atmayı düşüneceğiz.”

– Petrol fiyatlarının pompaya etkisi

Haziran 2014’ten bu yana düşen petrol fiyatlarının akaryakıt fiyatlarına neden aynı oranda yansımadığının sorulması üzerine, bu süreçte benzinde 90 kuruş motorinde ise 115 kuruş indirim meydana geldiğini hatırlatan Albayrak, sabit vergiye ve fiyatların dövize endeksli bir şekilde oluşmasına dikkati çekti.
Albayrak, Haziran 2014’te 2,10 lira olan dolar kurunun bugünlerde 3 lira seviyesinde seyrettiğini belirterek, “Dolar kurunda yaklaşık olarak yüzde 40 artış olmasına rağmen benzine 90 ve motorine 115 kuruş indirimi doğru okumak gerekiyor. Bu biraz da Türkiye’deki sistemin vergi toplama metodolojisi ile ilgili bir durum” ifadelerini kullandı.

– Elektrikte altyapı yatırımları

Meydana gelen elektrik kesintilerinde altyapı yetersizliğinin etkisi olduğu hatırlatılan Albayrak, Türkiye’de elektrik ve doğalgaz dağıtım hizmetlerinin uzun dönem stratejisinin parçası olarak özelleştirildiğini anlattı.
Albayrak, daha kaliteli hizmet verilmesi için yapılan özelleştirmelerle ilgili olarak doğalgazda hizmetin daha iyi olduğu fakat elektrikte kaliteli hizmet alınamadığı yönünde şikayetlerin iletildiğini söyledi. Bu noktada altyapıların yaşam sürelerine işaret eden Bakan Albayrak, şöyle devam etti:
“Altyapıların arasında yaşam süreleri itibarıyla fark var, doğalgazda 10-15 yıllık bir geçmiş söz konusuyken, elektrik şebeke altyapısının yaşlılığı 30- 40 yılı buluyor. Bundan kaynaklı tüketimin arttığı dönemlere dayalı arızalar daha fazla olabiliyor. Ayrıca o günkü sistemin mevcut kurulu gücüne göre oluşturulmuş şebeke altyapısı 70-80 bin megavatlık bir kurulu gücü kaldıramayacak noktada arızaları meydana getiriyor. Bakanlık olarak elektrik dağıtım şirketleri ve Elektrik Dağıtım Hizmetleri Derneği (ELDER) yöneticileri ile yaptığımız toplantılar sonucunda, Türkiye’nin önümüzdeki 5 yıl dağıtım döneminde ihtiyacı olan teknik altyapı yatırımlarına 18 milyar liralık yatırım bütçesi belirledik. Özelleştirme sonrası yüzde 10-15 iyileştirme olan altyapı sisteminde, bu oranı yüzde 70-80’e çıkarmak için mutabık kaldık. Mahalle mahalle, semt semt bunun haritası çıkarıldı. Bu da beraberinde daha az kesinti ve dalgalanmaları getirecek.”

– “Önümüzdeki 10 yıl enerji sektörü için zorlu”

Petrol fiyatlarına ilişkin öngörüsü sorulan Albayrak, fiyatlar hakkında bir tahmin yapmanın zor olduğunu dile getirerek, şunları söyledi:
“Bugünkü fiyatların sadece arz-talep dengesi ekseninde oluşmadığını düşünüyorum. Bu durum daha çok siyasi tansiyon ve ilişkilerle alakalı. Bu sürecin enerji fiyatlarına yansıması olacağını değerlendirenlerden biri olarak önümüzdeki birkaç yıl petrol fiyatları bu seviyelerde seyreder. Dünyadaki petrol ve gazın yarısından fazlası bu coğrafyada Ortadoğu’da üretiliyor. Buradaki olayların birçoğu piyasalarla birebir ilişkili. Buradaki sıkıntılar beraberinde birçok süreci etkiliyor, güvenlik psikolojisini ve tüm dünyayı etkiliyor. Bu minvalde enerji fiyatlarını da etkilemeyeceğini düşünmek mümkün değil. Önümüzdeki 10 yıl için enerji özelinde zorlu bir döneme girdiğimizi düşünüyorum, hem bölge ve hem de dünya için.”
Türkiye’nin ilerleyen dönemde enerji yatırımlarına devam edeceğinin altını çizen Albayrak, yenilenebilir enerji alanında teknolojik gelişmeleri yakalamak için çalışmalar yapıldığını aktardı. Albayrak özellikle güneş ve rüzgar enerjisi yatırımlarının önünün açıldığına işaret ederek, bu alanda yerel üretim ve AR-GE merkezi kurulması için bir metodoloji geliştirdiklerini ve rüzgar ve güneş enerjisinde önemli yatırımlara imza atılacağını söyledi.

– “Nükleerde sorun yok”

Türkiye’nin enerji portföyünde nükleer enerjinin de yer alacağına dikkati çeken Albayrak, Rusya ile yaşanan uçak krizinden sonra Akkuyu Nükleer Enerji Santrali’nde bir sorun olmadığını belirtti. Rus muhataplar ile karşılıklı yükümlülükler çerçevesinde herkesin sorumluluklarını yerine getirdiğini anlatan Albayrak, şunları kaydetti:
“Akkuyu’da yatırım süreci devam ediyor. Bizden yana da bir sıkıntı yok. Türkiye’nin enerji miksine nükleerin dahil olmasıyla ilgili çalışmalarımız devam edecek. Bakanlığımız döneminde bunu da sistemli bir şekilde devam ettireceğiz. Üçüncü nükleer santralin yeriyle ilgili 18-19 kriterinin karşılanması lazım, Türkiye haritası içerisinde bu kriterlere dayalı en uygun yeri seçmek lazım. Bugünden yarına karar verilecek bir konu değil, ama üçüncü nükleer santralin yeri için ihtimallerin 8-10 bölgeye kadar daraltıldığından bahsedebiliriz. Enerji ihtiyacı her geçen gün artıyor. Tek bir kaynaktan karşılanması mümkün değil. Doğru bilinen çok yanlış var bunları halkımıza anlatmak lazım.”
İktidar partisi olarak üzerlerine düşen görevi yaptıklarını, yeni anayasa oluşturulması için Meclis’e bir paket indirmek zorunda olduklarını ifade eden Albayrak, şöyle devam etti:
“Bu konu tartışıla tartışıla bu noktaya geldi. Buradan çıkacak resmi, halkımıza anlatmak zorundayız. Bize verilen yetkiyi biz kullanmak durumundayız, halkımız çok net bir mesaj verdi. 6 aylık fetret döneminde yeni Türkiye eski Türkiye anlaşıldı. Ama bakıyoruz ki her zamanki gibi mesajı en iyi algılayan parti AK Parti. Bunları anlamakta düşünsel olarak çok fakir bir muhalefetle karşı karşıyayız. Başkanlık sisteminin yasal olarak Türkiye’nin daha güçlü ve istikrarlı bir siyasi sisteme kavuşması noktasındaki gerekliliğini ifade ediyoruz ama bunun çözümüne yönelik hiçbir muhatap yok, karşınızda çözümsüz bir siyaset olunca bir şey diyemiyorsunuz. Biz bu fikre baştan beri inanıyoruz, dünyada bunu uygulayan birçok ülke var.”

– “Çukur stratejisi”

Albayrak, Güneydoğu Anadolu’daki operasyonlara ilişkin soru üzerine, AK Parti hükümetlerinin bölgedeki sorunlara çözüm oluşturduğunu söyledi. “Ben bölgedeki duruma çukur stratejisi, siyaseti demek istiyorum” diyen Albayrak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Malum bir dil geliştirerek farklı bir dille toplumsal huzuru manipüle eden parti ile yeni bir sürece girdik. Temmuz ortasından sonra başlayan süreçte yine devlet olarak kayıtsız kalmadık. Bu terör örgütünün sözde en büyük derdi Kürt vatandaşlarımız. Terör örgütünün Kürt vatandaşlarımız diye bir derdi yok ama Kürt vatandaşların terör diye bir derdi var. İnsanlar illallah ediyor, bütün örgütün üyelerine karşı ciddi bir tavır koyuyor. Bugün mücadeleyle kararlılığımız anketlerde araştırmalarda görünüyor. Türkiye eski Türkiye değil, önceden uygulanan askeri siyasi politik manevralarla değil hassas bir politika yürütülüyor. Spekülasyonlara, sosyal medyadaki haberlere itibar etmemek lazım. Bu operasyonlar sonuna kadar devam edecek. Şu ana kadar başarılı bir operasyon yürütülüyor, çok hassas bir şekilde oradaki sivillerle de koordineli. Burada temizlik tamamen bitene kadar devam edecek, zaman açısından net bir şey söyleyemeyiz, ama Sayın Başbakan’ımız ve İçişleri Bakanı’mızın da söylediği gibi bahar sürecine kadar önemli bir noktaya gelinmiş olacak.”
Bakan Albayrak, bu sürecin kolay olmayacağını bildiklerini, önemli bir mesafe kat ettiklerini ve sabırlık olmak gerektiğini de vurguladı.

– “Trump neye hizmet ediyorsa Kılıçdaroğlu da aynısına hizmet ediyor”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik sözleri hakkında düşüncesi sorulan Albayrak, Kılıçdaroğlu’nu Amerika’nın Cumhuriyetçi başkan adaylarından Donald Trump’a benzettiğini söyledi.
“Trump Amerika’da bugün ne yapıyorsa Kılıçdaroğlu da Türkiye’de aynısını yapıyor” diyen Albayrak, şunları kaydetti:
“Trump neye hizmet ediyorsa Kılıçdaroğlu da aynısına hizmet ediyor. Ana muhalefet partisi Türkiye’nin en eski ve önemli partisi. Ancak ibretle izliyorum son 5-6 yıldır çizgisinden çıkıp, başka bir yere doğru kayıyor. Farklı bir ajandaya hizmet eder bir siyaset izliyor, farklı tohumlar mı ekiyor, farklı bir yapılanmaya, yurt içi ve yurt dışı bir ajandaya mı hizmet ediyor, beni düşündürüyor. Trump bugün ayrımcılık suçunu işliyor, bence seçilme kaygısı olmadan bazı tohumları mı ekiyor diye soru işareti uyandırıyor. Ana muhalefet de mi aynısını yapıyor? Hiçbir farkı yok, toplumu ülkeyi değerleri birleştirecek konularda, edep ahlak çizgisinin dışına çıkarak, ayrışan bir siyaset güdüyor. CHP’nin nereye doğru gittiği ve kurucu felsefesinden ve ana ilkelerden uzaklaştığından ve farklı yapılanmalardan bahsediyorlar. Bence CHP özelinde endişe edilmesi gereken bir konu var, Türkiye üzerinde olumsuz bir etki yaratıyor.

ENERJİ BAKANLIĞI

Mustafa Vehbi Koç’u rahmetle anıyoruz

PORTRE / OGÜN GAZETESİ – Ülkesine aşık bir vatandaş, Büyük bir hayırsever, Aydın ve vizyoner bir iş adamı, Tutkulu bir sporcu ve sporsever, Çalışanlarına güç veren ve her zaman destekleyen bir lider, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Vehbi Koç

Öncelikle, merhum Mustafa Vehbi Koç’a Allah’tan rahmet, değerli ailesi ve sevenlerine başsağlığı diliyorum.

Mustafa Bey’in bu ayrılışı çok zamansız olduğunu biliyoruz, Lakin takdir yüce Allah’ındır. Bizleri, sevenlerini, ülkemizi derinden sarstı. Tüm sevenleri gibi bende tarifsiz bir hüzün içerisindeyim.

Herkes tarafından çok sevilen, bir o kadar saygı duyulan, kalbi, vicdanı büyük, alçakgönüllü bir insandı. Hayata pozitif bakış açısı ve hoşgörüsüyle her zaman bende ve çevresinde hoş seda bırakmayı başarmıştır.

İş hayatından sosyal hayatına her zaman iletişimde başarılı bir süreç izlediğine yakından şahit olanlardanım.

Mustafa Koç, 32 yıllık çalışma hayatı, 13 yıllık yönetim kurulu başkanlığı ile ülkemize ve bizlere çok büyük, çok başarılı, gurur duyulacak bir miras bıraktı.

Sayın Mustafa Koç’un çalışma arkadaşlarına hitaben yaptığı bir konuşmayı sizlerle paylaşmak istiyorum;

“Vehbi Bey’in hayali ile topluluğumuz, holdingimiz kuruldu. Rahmi Bey’in hayalleri ile topluluğumuz büyüdü, yeni ortaklıklar gerçekleştirdi. Dışa açılmaya başladı. Benim hayalim de rakiplerle arayı açmaktı. Sizlerin liderliği, ekiplerinizin katkısı ile bu hayalleri bir bir gerçekleştirdik. Yeni satınalmalar ile grubumuzu büyüttük. Yurtiçindeki liderliğimizi perçinledik. Bugün sizlerle bundan sonraki hayalimi paylaşmak istiyorum.

Bundan sonraki hayalim: Uluslararası arenada çok daha önemli ve büyük başarılar gerçekleştirmek. Yurtiçindeki uzun vadeli liderliğimizi yurtdışına taşımak. Portföyümüzü küresel arenada da faaliyet gösteren şirketler ve organizasyonlar ile desteklemek”

İşte bu konuşmayı yapan merhum Mustafa Koç hayallerini gerçekleştirerek dedesinin gerçek olan hayalini kendi hayalleriyle birleştirdikten sonra aramızdan ayrıldı sevgili okurlar…

Mustafa Koç’un hayali şirketlerinde, sivil toplum örgütlerinde ve hayır yaptığı vakıflarda sonsuza kadar yaşayacağını da belirtmek isterim.

Sevgili Bir Portre okurları, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç, eğer hayatta olsaydı Davos’ta HeForShe’nin etkinliğinde bir konuşma yapacaktı. HeForShe’nin 10 Küresel Etki Şampiyonun biri olan Mustafa Koç’un diğer şirket liderleri gibi toplantıya gelmesi beklenirken ölüm haberini alınması ise Davos’ta da şok etkisi yarattı. HeForShe’nin Davos’taki etkinliğinde onun anısına saygı duruşunda bulunulmasının ardından eğer hayatta olsaydı Mustafa Koç’un toplantıda vereceği mesajların da yer aldığı konuşma metni Koç Ailesi’nin izniyle okundu.

Mustafa Koç kimdir?

1960 yılında Ankara’da doğan Mustafa Koç, Koç Ailesi’nin 3. Kuşak üyesi ve Rahmi M. Koç’un en büyük oğludur.

1980 yılında İsviçre’de Lyceum Alpinum Zuoz’u bitirdikten sonra ABD’de George Washington Üniversitesi İşletme bölümünden 1984 yılında mezun olmuştur.

Çalışma yaşamına 1984’te Tofaş’ta Müşavir olarak başlayan Koç, Ram Dış Ticaret’te Satış Müdürlüğü ve Satış Genel Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulunmuştur. 1992 yılında Koç Holding’e geçerek sırasıyla Başkan Yardımcılığı, Başkan, Yönetim Kurulu Üyeliği ve Yönetim Kurulu Başkan Vekilliği görevlerini yürütmüştür. 2003 yılından beri Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı’dır.

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği Yüksek İstişare Kurulu Onursal Başkanı ve Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu Üyesi olan Koç, Finlandiya İstanbul Fahri Konsolosu’dur. Genç Başkanlar Organizasyonu üyesi olup, JP Morgan Uluslararası Konseyi’nde, Rolls-Royce Uluslararası Danışma Kurullarına ve Council on Foreign Affairs Uluslararası Konseyi’nde yer almaktadır. Bilderberg Toplantılarının Yürütme Kurulu üyesi’dir. 2005 yılında İtalya Hükümeti’nin Cavaliere D’Industria nişanı ile ödüllendirilmiştir.

Mustafa Vehbi Koç, ekonomik ve sosyal kalkınmaya büyük önem veren ve bu alanda World Monuments Fund ve Carnegie Vakfı ile BNP Paribas gibi saygın kuruluşlarca ödüllendirilen Koç Ailesi’nin sosyal ve kültürel yaşama katkılarını hayata geçiren Vehbi Koç Vakfı’nın Yönetim Kurulu ve Türk Eğitim Gönüllüleri Vakfı’nın Mütevelli Heyeti Üyesi’dir.

Caroline Giraud ile evli olup iki kız çocuğu (Esra ve Aylin) babasıdır. Almanca ve İngilizce bilmektedir.

Mustafa Koç, Abdülhamid’in subaylarından Nuri Paşa tarafından 1895’te yaptırıldığı Beykoz Kanlıca’daki Nuri Paşa Yalısı’nda oturmaktaydı.

 

Osmanlı Hanedanı şeref misafiri

Osmanlı Hanedanı Reisi ve Üyeleri ‘Ogün Gazetesi Geleneksel İftar Yemeği’nin şeref misafirleri oldular. Her Ramazan Ayı’nda geleneksel hale getirilen Ogün Gazetesi İftar Yemeği’nin bu yıl ki organizasyonu Greenpark Hotel Bostancı’da 700 seçkin davetlinin katılımı ile düzenlendi.

Osmanlı Hanedan Üyelerinin Türkiye’deki Reisi Harun Abdülkerim Osmanoğlu ve Haneden Üyeleri Mehter marşı ile karşılanırken, gelen konuklar gül suyu ikramı ile kapıda karşılandı. Darülaceze Sakinleri organizasyona geldiklerinde Osmanlı kıyafeti giymiş bayanlar tarafından karşılandı ve masalarına kadar yaşlı misafirlere eşlik edildi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Protokol İmamı Şaban Coşkun davetlilere kuran tilavetinin ardından iftar duası yaptırırken, davetliler Yuşa Camii İmamı Hayrullah Sağır’ın ezan okumasıyla oruçlarını açtılar. İstanbul Mehter Takımının sunduğu eserlerin ardından sahneye çıkan Gazetemiz Yazarlarından Nalan Erbaş’ın Yeğeni Akdeniz Erbaş’ın seslendirdiği Dombra şarkısı geceye ayrı bir anlam kazandırdı.

OSMANLI HANEDAN REİSİNE HEDİYE VE PLAKET TAKDİM EDİLDİ

Gecede, Abdülhamid’in üçüncü kuşak torunu ve Türkiye’deki Hanedan Reisi olarak kabul edilen Abdülkerim Harun Osmanoğlu’na Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Yeğeni İşadamı Haydar Erdoğan Osmanlı Motifli Gümüş İkram Seti ile bir plaket takdim etti.

ABDÜLKERİM HARUN OSMANOĞLU, “BUGÜNE KADAR KATILDIĞIM EN ANLAMLI ORGANİZASYON”

Organizasyondan çok keyif aldığını söyleyerek konuşmasına başlayan Abdülkerim Harun Osmanoğlu, “Şu ana katılmış olduğum organizasyonlardan en anlamlısının bu davet olduğunu söylemek isterim. Kuran tilaveti ve Mehter Marşı geceye çok güzel bir anlam katmıştır. Ben buradan organizasyona emeği geçen herkes ile her kesimi kutlarım” şeklinde konuştu.

ABDÜLHAMİD KAYIHAN OSMANOĞLU, “ADETA BİZE NESLİMİZİ HATIRLATAN GECE OLDU”

Gazetemize iftar yemeği ile ilgili açıklamalarda bulunan Şehzade Abdülhamid Kayıhan Osmanoğlu, “Adeta bize neslimizi hatırlatan bir organizasyona katılmanın sevincini bize yaşatan başta işadamı Cengiz Aygün ile Ogün Gazetesi Yöneticilerine teşekkür ediyorum. Bundan sonra seneye yapılacak Ogün Gazetesi İftar Yemeğini sabırsızlıkla bekliyoruz. Rabbim bizi bir daha ki Ramazan-ı Şerife ulaştırırsa inşallah davete icabet edeceğiz” diyerek konuştu. İftar Yemeği’ne katılan davetliler arasında yer alan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) eski Başkanı ve Nuh Çimento yönetim kuruluna Tevfik Bilgin, Ogün Gazetesi iftar sofrasında her cemiyetten önemli isimler bulunuyor. Ülkemizin birlik ve beraberliğe ihtiyacı olduğu bu günlerde burada ki birlik beraberlik hepimizi ümitlendiriyor. Osmanlı Hanedanının değerli üyelerinin ve özellikle Harun Abdülkerim Osmanoğlu’nun bu güzel ortama davet edilmesi takdire şayan bir örnek davranıştır” diyerek Ogün Gazetesi yöneticilerini tebrik etti. Konuyla alakalı gazetemiz muhabirlerine açıklamalarda bulunan Ogün Gazetesi İmtiyaz Sahibi Ferhat Yıldırım, “Her sene geleneksel hale getirdiğimiz iftar yemeğimizde Darülaceze Sakinlerini ağırlıyor ve eşimiz, dostlarımız ve çalışanlarımızla sohbet etme imkanı buluyorduk. Lakin bu sene Osmanlı Hanedanının Türkiye’de Reisi Sayın Abdülkerim Harun Osmanoğlu ve Hanedan üyelerinin davetimize icabet etmesiyle iftar yemeğimizde manevi atmosfer en üst seviyeye çıktı” diyerek hanedan üyelerinin halk ile buluşmasını sağlamaktan onur duyduklarını söyledi.

DARÜLACEZE SAKİNLERİ BU SENE DE DAVETLİLER ARASINDA YER ALDILAR

Kral Grubu Haber Müdürü Utku Görkem Kırdemir’infahri olarak sunuculuğunu üstlendiği Ogün Gazetesi Geleneksel İftar Yemeğine Darülaceze Sakinlerinin 100 kişilik bir grup ile katılmaları organizasyonu daha anlamlı hale getirdi. Sultan Abdülhamid Han’ın yadigârı olan Darülaceze Müessesesi’nin sakinleri, Kuran Tilaveti ve semazen ile keyifli bir vakit geçirdiler. Ogün Gazetesi’nin Geleneksel hale getirdiği iftar yemeği organizasyonuna katılmaktan çok mutlu olduklarını belirten Darülaceze sakinleri, kendilerini buraya davet eden gazete yöneticileri ile bu imkanı sağlayan Darülaceze Müessesesi ile Ogün Gazetesi yöneticilerine teşekkür ettiklerini ifade ettiler. Geleneksel Ogün Gazetesi iftar yemeğine; onur misafirleri olarak, Türkiye’deki Hanedan Reisi Harun Abdülkerim Osmanoğlu’nun yanı sıra Hanedan üyeleri ve Şehzadeler; Harun Osmanoğlu’nun eşi Valide Farizet Osmanoğlu, Abdülhamid Kayıhan Osmanoğlu, Valaa Osmanoğlu, Yavuz Selim Osmanoğlu, Muhammed Harun Osmanoğlu, Nurhan Osmanoğlu Sagherji, Halil Sagherji, AmmarSagherji, Berna Osmanoğlu, Halil Sagherji, Halil Sagherji, Sara Sagherji katıldılar.

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞANIN MESAJI ALKIŞLAR ALTINDA OKUNDU

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Ahmet Davutoğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, AK Parti Erzurum Milletvekili Efkan Ala, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hakan Fidan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Organ Doku ve Hücre Derneği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Nurettin Heybeli, İstanbul Gazeteciler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Engin Köklüçınar davete katılamadıklarından dolayı üzgün olduklarını telefon ederek, telgraf çekerek ve çiçek göndererek bildirdiler. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mesajı okunurken, salon alkış sesleri arasında yankılandı. İftar yemeğinde;Karabük Belediye Başkanı Rafet Vergili, Maldivler Cumhuriyeti İstanbul Fahri Konsolosu Nihat Boytüzün, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) eski Başkanı ve Nuh Çimento Yönetim Kurulu Başkanı Tevfik Bilgin, İşadamı Haydar Erdoğan,Avukat Mehmet Emin Nehrozoğlu, Organ Doku ve Hücre Derneği Genel Başkanı Mustafa Küçükali, Danışman Ahmet Gücüyener,İşadamı Hasan Erdem, İstanbul Emniyet Müdür Yardımcıları, İstanbul Vali Yardımcıları, Polis Başmüfettişleri, Sanatçı Çağlayan Topaloğlu,Sinema ve Tiyatro Sanatçısı, Sunucu ve Ogün Gazetesi Yazarı Cem Özer, Türk Sineması’nın Gamzeli Güzeli Sanatçı ve Ogün Gazetesi Yazarı Bahar Öztan, Gazeteci, yapımcı ve söz yazarı Can Tanrıyar,Kadıköy Life Dergisi İmtiyaz Sahibi Kadir Toprakkaya, İşadamları, siyasetçiler, Sivil Toplum Örgütü Temsilcileri ve davetlilerde yer aldılar.

Nice 100 yıllara Ogün Gazetesi

Ogün Gazetesinin kuruluşundan bugüne her sayısında tanıdığım ünlü siyasetçi, işadamı, sanatçı ve cemiyet hayatının önemli isimleri arasında yer alan dostlarımı tanıtma fırsatı yakaladım.
Bir Portre Yazarı olarak kimi zamanda dost yazarları sayfamızda konuk ederek benden daha iyi tanıdıklarını
bildiğim önemli değerlerimizi tanıtmalarına vesile olduk.
Yaşayan değerlerimize yer vermeyi ana felsefemiz olarak bazı sayılarımızda ise kaybettiğimiz önemli şahsiyetler ile ilgili portre yazarak okurlarımızla paylaştık.
Gazetemizin 10.yılı nedeniyle gazete yöneticileri olan kardeşlerimi gösterdikleri azim, başarı ve fedakarlıklardan
dolayı tebrik etmek ve verdikleri emeklerden dolayı da teşekkürlerimi belirtmek isterim.
Esasında bu portrede Ogün Gazetesi’nin portresini yapmak isterdim. Lakin geçmiş sayılarımızda yer verdiğim için tekrar etmemek adına bu portrede yazmamayı tercih ettim. Zannedersem bundan 3 yıl kadar önce idi portrede konuğumuz Ogün Gazetesi olmuştu.
Avşa’da yapılan Ogün Gazetesi Parkını, KKTC’de verilen 19 Mayıs Konserini, Tekirdağ’da halk ile buluşma etkinliğini, Kocaelispor’a ve KKTC’de bulunan spor kulüplerine sponsorluk desteklerini ile birçok sosyal sorumluluk projelerine portre de yer vermiştim. Bana tahsis edilen sayfa yetmediğinden 3 ayrı bölüm şeklinde değişik sayılarda
yayınlanmıştı.
Ogün Gazetesi gerçekten benim için ve yönetici kardeşlerim için değeri sözlerle anlatılmayacak kadar önemlidir. Bu önem dolayısıyla hiçbir zaman saygımız ve sevgimiz azalmadı aksine her zaman daha da zirveye ulaştı. Ben yaptım anlayışından ziyade biz düşüncemiz Ogün Gazetesi camiasını bir aile konumuna getirmiştir. ’Kısaca biz bir aileyiz ve
ben bu ailenin bir neferiyim, Liderler her zaman benim can kardeşlerimdir’ Rabbim bizim ailemize zeval vermesin ve birliğimiz daim olur inşallah…
Sevgili Ogün okurları 10. yıl dönümümüz vesilesiyle geçmişte yaptığım birkaç portremden de bahis etmeden geçemeyeceğim.
Kimilerine göre Türkiye’ye, Atatürk’ten sonra gelmiş, geçmiş, en büyük lider, kimilerine göre halkın sesi, kimilerine göre zaferlerin adamı.
Ancak herkes ile her kesimin birleştiği tek nokta var oda Recep Tayyip Erdoğan ve liderliği tartışılmaz.
Ben sevgili büyüğüm ve ülkemin tartışılmaz lideri için başka bir boyut getireceğim. O artık sadece ülkemin
değil, o tüm Dünya’da adı ve sözü geçen büyük bir dünya lideri. Bu duygularımı sayın başkanımızın balkon konuşmasını izlerken kaleme alarak, zihnimdekileri kalemimle satırlarıma yansıtmıştım.
Bu düşüncelerimi tekrar sizlerle paylaşmak istedim. Benim en aanlamlı portrelerimden birisi olmuştur.
Başkanım Recep Tayyip Erdoğan’ın portresi… Ben Portre yazarı olarak Ak Partiye oy verdim ama kesinlikle Ak Partili değilim. Ben Recep Tayyip Erdoğancıyım tüm Türkiye’de ki çoğunluk gibi…
‘iki devlet bir millet’ olarak beraber anıldığımız Azerbaycan’ı ve dolayısıyla Duayen siyasetçi Rahmetli Haydar Aliyev ile Azerbaycan’ın Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev’i anlatmıştım.
Başarılı projelerin sahibi ve mütevazı kişiliğiyle son derece saygı duyduğum, Öğretim Üyesi, Siyasetçi olan İlham Aliyev Azerbaycan olmadan, Azerbaycan da Aliyev olmadan düşünülemez. Rahmetli Haydar Aliyev ile Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel vesilesiyle tanışmıştım. Birkaç sefer hem Bakü’de görüşme fırsatımız olmuştu kendisi ile…
Bu diyaloglarımıza yer verdiğimiz portre yazım gibi bir çok önemli değere sayfamızda yer vermiştim.
Popüler kimliğinden sıyrılmış, şöhreti sonuna kadar yaşamış, şimdi sadece kendi için yaşamak isteyen ilk özel televizyonların; ilk talk show sunucusu, oyuncu Cem Özer’i anlattığım portre yazısından sonra sevgili dostum gazetemizde köşe yazısı yazmaya ve ailemize katılmaya karar vermişti.
Halkın dertleriyle dertlenen içimizden birisi olan İdris Güllüce’yi Çevre ve Şehircilik Bakanı olduğu zaman sayfamıza konuk etmiştik.
Özellikle son zamanlarda ülkemize gelen yabancı yatırımcılar ve geliş şekillerini kısaca irdeleyerek ekonomimize zarar vermek isteyenlerin önüne set çekmek için portre yazarı olarak kalemi elime aldığımız zamanları da hatırlıyorum.
Sevgili Dostum Güler Sabancı’yı ve rahmetli büyüğümüz Sakıp Sabancı’yı anlattığım portre gerçekten bende hoş seda bırakan portreler arasında idi.
KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Rahmetli Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’i, Sünnetin Profesörü Kemal Özkan’ı, Renkli kişiliğiyle gönül adamı Mustafa Topaloğlu’nu, BDDK eski Başkanı Tevfik Bilgin’i, Gönüllerin adamı Sadettin Tantan’ı, TBMM eski Başkanı Hüsamettin Cindoruk’u, KKTC’nin önemli değeri İşadamı Avukat
Menteş Aziz’i, eski Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ü, Sanatçı Dostumuz İsmail Türüt’ü, Koç gurubunu varislerinden Ali Koç’u, Tarihin, sanatın, kültürün, mimarinin başkenti İstanbul’un Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ı, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı olduğu zamanda Akademisyen, Diplomat, Siyasetçi, Uluslararası İlişkiler Uzmanı olan Başbakanımız Ahmet Davutoğlu’nu, Gazeteci- Yazar, Siyasetçi, Yönetici, Antalya Milletvekili Menderes Mehmet Tevfik Türel’i, Türk akademisyen, yazar ve Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı’yı, Gazeteci, şair, yazar, siyasetçi ve Türkiye Cumhuriyeti eski Başbakanı Mustafa Bülent Ecevit’i, Türk dünyasının bilge lideri, Türk Milliyetçiliğinin kurucusu, Başbuğ Alparslan Türkeş’i, Dünyalık nimet ve etiketleri hiçe sayan hizmet ve siyaset
adamı Necmettin Erbakan’ı, Ak Parti Kurucusu, Merkez Karar Yönetim Kurulu Üyesi Reha Denemeç’i, Çok sevdiğim güzel, babacan bir insanı, lisan-ı haliyle lisan-ı kaliyle ve etrafıyla tam bir muallim, yani günümüz deyişiyle bir öğretmen Ekrem Erdem’i ve birçok önemli değeri siz okurlarım için kaleme aldım ve almaya da Allah’ın izni ile devam edeceğim.
Tekrar Ogün Gazetesinin 10.yılını kutlarken, yeni bir portrede görüşmek üzere sağlıcakla kalın sevgili okurlarım…

Ogün Gazetesi Türkiye birincisi oldu

Türkiye Basın Birliği Derneği’nin düzenlediği “Türkiye Basın Oscar Ödülleri” yarışmasında Ogün Gazetesi birinci seçilerek aldığı ödül ile başarısını bir kez daha tescilledi.

Ogün Gazetesi İmtiyaz Sahibi Ferhat Yıldırım’a En iyi haber ödülünü Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü İstanbul İl Müdürü Necmettin Altuntaş verdi.

Türkiye Basın Birliği Derneği tarafından Türkiye genelinde bu yıl 3. sü düzenlenen “Türkiye Basın Oscar Ödülleri” yarışmasının birincilik ödülü Ogün Gazetesinin olurken, tasarım dalında da Faysal Karataş özel tasarım ödülüne layık görüldü.

Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü İstanbul İl Müdürü Necmettin Altuntaş, Ogün
gazetesinin örnek habercilik çalışmalarını yakından takip ettiğini ve beğendiğini belirterek, Ferhat Yıldırım’a bu ödülü vermekten mutlu olduğunu dile getirmiş.

Yarışmanın amacının medya mensuplarını birbiriyle yarıştırmak olmadığını ifade eden Dernek Başkanı Nezir Karayün, “Türkiye genelinde 2 resmi şube ve 15 ilde bulunan temsilcilerimizle birlikte büyüyerek yolumuza devam ediyoruz” dedi.

Ogün Gazetesi 10 yaşında

Gazetemiz başarılar ve hamlelerle dolu günlerin ardından 10 yayın yılına ulaştı
Sadece yayımcılıkla değil, Türkiye’nin geleceğine katkıda bulunmak, halka hizmet adına ortaya somut ve kalıcı değerler koyabilmek için kararlı adımlar atan gazeteniz Ogün, düzenlediği etkinlikler ve sponsorluk hizmetleriyle de kısa sürede “Halkın gazetesi” olma başarısı gösterdi.

AVŞA’YA OGÜN PARKI
2007 yılı programına Marmara’nın incisi Avşa Adası’nı alan Ogün, Belediyenin yaptırdığı Pazar yerinde modern bir çocuk parkının kuruluşunu gerçekleştirdi.

“Ogün parkı” adı verilen çocuk parkının açılışına, gazetemizin imtiyaz sahibi Ferhat Yıldırım’ın yanı sıra, Gazetemizin Onursal Başkanı Cengiz Aygün, Avşa Belediye Başkanı Cevdet Çağlar, Jandarma Karakol Komutanı Sıtkı Özer, Yabancılar Komitesi Üyesi Zeki Uğurlu, belediye meclis üyeleri ve kalabalık bir halk topluluğu katıldı.

Ferhat Yıldırım, açılış konuşmasında Avşa Adasını “Kardeş Ada” seçtiklerini belirterek, Avşa için üretilen halka dönük her hizmette belediyeye katkıda bulunmaya devam edeceklerini söyledi. Gecede Avşa iskele meydanında sanatçı Orhan Ölmez, Avşalılara unutamayacakları bir konser verdi.

BAYİLERİMİZE KIBRIS GEZİSİ
Ogün, Merkez Dağıtım’ın 35 ana bayisi ve okuyucularını aileleriyle birlikte, Kıbrıs’ta ağırlayarak, muhteşem bir organizasyona imza attı.

4 gün 4 gece Kıbrıs Dedeman Oteli’nde, unutulmaz günler geçiren Ogün’ün davetlileri, organizasyonun ikinci gününde düzenlenen Kıbrıs konserinde de eğlencenin doruğuna çıktılar.

Esra Balamir, Serdem Coşkun ve Kıbrıslı sanatçı Seymen Savaş, Ogün’ün bayi ve okuyucularına unutamayacakları bir gece yaşattı. Gecenin sonunda ise havai fişek gösterileriyle Kıbrıs semaları aydınlandı. Konser sırasında davetliler arasında bulunan Türk Silahlı Kuvvetlerinden Cihan Doğru, Merkez dağıtımın ana bayileri, Ogün Gazetesi
okurları ve gazete personeli hep birlikte sahneye çıkarak, coşku içinde 10. yıl marşını söylediler.

BATUM ÇIKARMASI
Gürcistan’ın Batum kentinde, devlet başkanının desteğiyle 3 Mayıs’ta açılan 5 Yıldızlı In Tourist Palace otelinin davetlileri arasında yer alan Ogün yöneticileri, düzenlenen resepsiyonda hazır bulundu.
Gürcistan’dan üst düzey devlet yöneticilerinin katıldığı açılış resepsiyonunda, Ogün Gazetesi İmtiyaz Sahibi Ferhat Yıldırım, Genel Yayın Yönetmenimiz Kenan Akın, Gürcistan-Türkiye ilişkileri konusunda yetkililerle görüş alış-verişinde bulundular.

Ogün, Haziran ayı başında da Batum havaalanının açılışına katılan davetliler arasında yer aldı. Dışişleri eski Bakanı
Abdullah Gül’ün de hazır bulunduğu açılışın yanı sıra, Kenan Akın, Gül ile özel bir sohbette bir araya geldiler.

TEKİRDAĞ’DA HALK KONSERİ
Gazeteniz Ogün’ün Türkiye’nin çeşitli yörelerinde düzenlediği konserlerin üçüncüsü Tekirdağ Yenice’de Deniz Koru Tatil köyünde gerçekleştirildi.

Tatil köyünün havuz başında kurulan sahnesinde, Tekirdağlı Ogün okurlarını coşturan sanatçı Orhan Ölmez halk konserine, Bayrampaşa Belediye Başkanı Hüseyin Bürge de katıldı.

SANAT VE SPORA BÜYÜK DESTEK
Ogün gazetesi, sanat ve spora verdiği önemi Sanatçı Orhan Ölmez ve Avrupa ve Balkan Şampiyonu milli bisikletçi Hasan Bayraktar’a verdiği sponsorluk desteği ile de gösterdi.
Sanatçı Orhan Ölmez, Ramazan ayı boyunca yapılan anlaşma çerçevesinde Kral TV’de, hayranlarına seslendi.

Milli bisikletçi Hasan Bayraktar da, Ogün’ün kanatları altına girdi. Milli Bisikletçi Bayraktar’ın, yeni şampiyonluklara imza atması için, Ogün tüm imkanlarını seferber etti.
Ogün ayrıca TEMA vakfı ile bir anlaşma imzalayarak, eski gazete ve kağıtları, yeniden dönüşüm projesi çerçevesinde TEMA’ya veriyor.
Türkiye’de gazetecilik anlayışına yeni bir heyecan katan Ogün, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti birinci lig takımlarından Yenicami Ağdelen spor kulübüne sponsorluk desteği verdi. Süleyman Seba’nın başkanlığı döneminde Beşiktaş Kulübünden destek gören Yenicami Ağdelen Spor’dan, Seba’dan sonra bu destek kesilmişti. Beşiktaş Kulübü yöneticileri Yenicami Ağdelen Spor’un telefonlarına dahi cevap vermeyince, Yavru vatanın Karakartal’ı olarak bilinen siyahbeyazlı kulübe, yardım elini uzattı.

DENEYİMLİ KADRO

Ogün, her geçen gün daha iyi bir gazete yapabilme çabasıyla, deneyimli gazetecilerden oluşan bir kadro ile çalışıyor.

Yazı işleri ve İstihbarat servislerimiz, özel röportajlar ve haberler peşinde ter dökerken, günlük ulusal gazetelerde yer almayan Türkiye’nin önemli sorunlarını gündeme getiriyor. Örneğin, Cezaevlerinde 82 bin mahkumun af beklentisi, okullarından uzaklaştırılan bir milyon öğrencinin, eğitime dönme istekleri, okullarda ciddi bir tehlike oluşturan uyuşturucu konusu, Ogün’ün gündemine taşıyıp tartışma açtığı özel haberler olarak dikkati çekti. Sayfalarımızı taçlandıran değerli yazarlarımızın yanı sıra, her hafta gündeme bomba gibi düşen Minik Kuş köşemizde
de iddialı bir çeşni sergileniyor.

Güniz sokaktayız

Süleyman Demirel’le röportaj yapmaya Güniz Sokak’taki çalışma ofisine gitseniz, “Burada sansür yoktur ne isterseniz sorabilirsiniz” dediğini duysanız ne sorardınız? Muhtemelen önce soruları sorduğunuzda içtenlikle cevap alacağınızı
ama diğer yandan da sorduğunuz tüm sorulara sadece Demirel’in anlayabildiği cevapları alacağınızı düşünürsünüz değil mi?
Evet biz de aynen Ankara Güniz Sokak’ta bu cevapları aldığımız gibi Sayın Demirel, istediğine istediği gibi cevaplar verdi ama hiç bir zaman ülkemizdeki sorunlara şapkamı alır giderim gibi espriler yapmadı.
Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’le, basına getirdiği bazı sınırlamalara rağmen Ankara Güniz Sokak’taki evinde değerli yazarlarımız Yılmaz Hastürk ve İsmet Solak ile beraberce görüştük. Duayen siyasetçi ve 9.
Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel eski enerjisinden hiçbir şey kaybetmemişti.
Ancak, ülkemizde son yaşanan olaylar ile gençlerin uyuşturucu ve şiddet eğilimlerinden dolayı üzgün olduğunu gördük.
Diplomatik bir nezaketle Ogün gazetesi ekibini karşılayan 9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’e hitaben “Efendim öncelikle isterseniz size soracağımız soruları bir izah edelim daha sonra ses kayıtlı olarak röportajımıza başlayalım” dediğimde Demirel’in verdiği cevap, “Burada sansür yoktur. Süremiz 1 saat ve istediğiniz soruları sorarak röportaja başlayabilirsiniz” şeklinde oldu. Hayatımda ilk defa bir Cumhurbaşkanıyla röportaj yaptığımdan mı olacak nedir etrafa bakıp duruyorum röportajda…
Her baktığım yerde ayrı bir anlam var ama hemen çalışma yaptığı masasının üzerine hep gözlerim kayıyor. Nedeni ise Demirel’in İngilizce ve Türkçe tuttuğu notların sıklıkları, Ortadoğu’yla ilgili kitapların çokluğu dikkatimi çekiyor.
Türkiye’nin çok güçlü bir devlet olduğunu fakat Türkiye’nin şu anda iyi yönetilmediğini belirten Demirel, TBMM’ni idare eden kadroyu ise eskimiş olarak nitelendirdi. Eskimiş bir meclis Cumhurbaşkanı seçer ise ‘halkın eskimiş bir
meclis Cumhurbaşkanı seçmiştir’ diyeceğini söyledi. Sayın Demirel böyle tartışmalı konular için Anayasa mahkemesinin var olduğunu belirterek ciddi mesajlar vermeye devam etti.
YÜZDE 40 OYLA TEMSİL EDİLİYOR
Türkiye’de 40 milyon oydan 10 milyon 600 binini alan hükümetin bugün Cumhurbaşkanını seçeceğini bunun da temsil ile örtüşmediğini ifade eden Demirel, “Meclis yüzde 40 oyla temsil ediliyor, yüzde 60 oy dışarıda. Böyle bir durumda
cumhurbaşkanını bu meclis seçerse yarın sokakta dört kişiden üçü seçilen cumhurbaşkanının kendi cumhurbaşkanı olmadığını söyleyecek. Cumhurbaşkanını 17 Avrupa ülkesi halka seçtiriyor. Bizde de öyle olması gerekir diyerek Cumhurbaşkanını halkın seçmesinin gerekliliğini benimsediğini söyledi.
Gerçekten Demirel görüşmemizin başında bize söylediği burada sansür yoktur lafını ispatlarcasına konuşmalar yaparak görüşmeye katılan herkesi ben denizde dahil bilgi hazinesine çevirdi.
Demirel’e Ak Parti hükümetinin Kerkük’te uyguladığı politikayı nasıl değerlendirirsiniz diye sorduğum soru karşılığında ise aldığım cevap kesin ve netti.
“Kerkük diye bir konu Ak Parti’nin gündeminde hiç bir zaman olmamıştır”
Demirel Ortadoğu’yu kanayan bir yara olarak değerlendirirken, en çok üzüldüğü konunun geçlerimizin şiddet ile uyuşturucuya olan eğilimleri olduğunu söyledi.
Sayın Cumhurbaşkanım gençlere hitaben ne tavsiyelerde bulunursunuz sorumuz karşısında Süleyman Demirel gençlere de şu tavsiyelerde bulunduğunu söyledi;
“Çağdaş, demokrat, laik bir Türkiye’de büyük Atatürk’ün gösterdiği istikametten hiç şaşmayın. Onun her yaptığı doğrudur hiçbir tanesi yanlış değildir. En az yüz sene Atatürk bu ülke için referanstır. Bunu sakın unutmayın”
Bu keyifli ve güzel röportaj için Sayın Demirel’e teşekkür ederek Güniz Sokak’tan duayen siyasetçiden aldığımız birbirinden güzel bilgiler sonucunda sevinçle ayrıldık. Gelecek sayıda bu satırlarda görüşmek üzere mutluluklar, sevinçler ve güzellikler sizinle ve sevdiklerinizle beraber olsun.

Milleti kurbağa gibi haşlıyorlar

Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, Türkiye’nin jeopolitik konumunun önemi nedeniyle kıskaca alındığını, adeta bir kuşatma altında olduğunu belirterek, bir yandan Avrupa Birligi, diğer taraftan ABD’nin büyük hayali olan Ortadoğu Projesi’nin hayata geçirilmek istenmesi nedeniyle, çok kritik bir süreçten geçtiğimizi söyledi.

Gazetemiz İmtiyaz Sahibi Ferhat Yıldırım’a özel bir demeç veren Yazıcıoğlu, Türk milletinin sağduyulu bir ulus olduğuna da dikkati çekerek, “Biz topluluk olarak kolay harekete geçmeyen, ama damarına basıldığı zaman önü alınamayacak bir ulusuz. Bugüne baktığınızda bize bir takım şeyleri kabul ettirmek için zorluyorlar. Yani biz su an kurbağa haşlamasına tabi tutulan millet pozisyonundayız. Kurbağayı sıcak suya koyup yavaş yavaş kaynatırsanız gevşer ve refleks göstermez. Ama canı yanmaya başladığı zaman sıçrayıp kurtulmak ister. Ama artık çok geçtir. Çünkü sıçrama refleksini kaybetmiştir. Haşlanır gider. Buna karşılık fokur fokur kaynayan bir kazanın içine kurbağayı attığınız zaman, bir anda sıçrayıp kurtulur.

TÜRKIYE’YE YÖNELIK OPERASYON
Türkiye’ye içeriden ve dışarıdan operasyonlar yapılmak istendiğine işaret eden Muhsin Yazıcıoğlu “Düne kadar Kürt sorununu ortaya atanlar, tartışanlar vardı. Sayın Başbakanın (Kürt sorunu vardır) demesinden sonra buna müsait ortam oluştu. PKK hareketleri hızlanırken, bazı yasalardan da faydalanmaya yöneldiler. Böyle giderse bu yasa olanaklarından daha fazla faydalanmanın yollarını arayacaklardır. Kaldı ki, bu kapılar gittikçe de açılıyor.
Türkiye simdi de ortaya atılan Eyalet sistemini tartışmaya başladı. Daha ileri gidip federasyonu tartışalım diyorlar. Kuzey Irak’ta kurulma çabalarına girilen bir Kürt devletini kabul edelim diyorlar.
Şimdi bunlar karsısında da Türk milletini refleksleri kaybolmuş, direnç göstermeyen, günlük yasayan ve günlük düşünen hatta anlık düşünen ve anlık yasayan toplum haline getirmeye çalışıyorlar.
Türkiye için asıl felaket budur. İste benim milleti kurbağa haşlamasına tabi tutuyorlar diye yaptığım benzetme aynen budur” dedi.

Muhsin Yazıcıoğlu, ülke, bölge ve dünyadaki sorunları iyi tahlil ederek, Türk’e göre düşünen, reflekslerini Türk’ün ihtiyacına göre harekete geçiren “Uyanık bir toplum” olmak gerektiğini ifade etti.
Yakın komşularımızın toprakları üzerinde oynanan oyunun, aslında Türkiyeyi de içine alan bir operasyon olduğunu belirten Yazıcıoğlu, şunları söyledi:
“Bu BBP, Alperen Ocakları’na yapılan değil, bu Türkiye’ye yapılan bir operasyondur. BBP ve Alperen Ocakları da hedefe alınmıştır. Bunu da baskı altına alarak, sindirerek yapmak istiyorlar. İleriye dönük planları var. Yapacakları karsısında nasıl bir direnç konulacağını tahmin ediyorlar. Kısaca tehdit almak istiyorlar. Türk’e göre düşünen sen ırkçısın diye sindirilmek isteniyor. Tepkilerini milli çıkarlar uğruna koyduğun zaman savaş tahrikçiliği ile suçlanıyorsun. Oysa ben bir milletim. Diliyle, diniyle, bayrağıyla, özgür yaşamak benim şiarımdır. (Varlığım Türk varlığına armağan olsun diyorsanız) o zaman seni tehlikeli görüyorlar. Çünkü onların emperyal isteklerine boyun eğeceksin. Küresel diktatörlerin önünde eğileceksin.
Eğilmiyorsan suçlu görüyorlar. Vatansever olmak, devleti düşünmek olanların gözünde suç. Ama devlete, millete, vatana ihanet etmek, terör ve terör yandaşlığı yapmak ödül sebebi oluyor. Şimdi BBP’ye saldırılarının gerçek sebebi budur”

Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu iç ve dış tehlikelere dikkat çekti. Türkiye’nin iç ve dış düşmanları tarafından kuşatma altında olduğunu belirten Muhsin Yazıcıoğlu “Çevremizde olan olaylar, içine Türkiye’yi de alan bir operasyon zinciridir” dedi.

Günümüzde kullanılan alternatif enerji kaynakları ve kullanım alanları

Günümüzde dünya enerji üretiminde öncelikli kaynaklar petrol, doğal gaz ve kömür gibi yenilenemeyen enerji kaynaklarıdır. Özellikle doğal gazın çevreyi daha az kirletmesinden dolayı enerji üretimindeki payı gün geçtikçe artmaktadır. Yukarıdaki grafikte görüldüğü üzere, dünyanın en çok kullanılan enerji kaynağı petroldür. İkinci sırada kullanımı gittikçe azalan maden kömürü ve üçündü sırada üretim ve tüketimi hızla artan doğal gaz bulunmaktadır. Her dönem belirli bir enerji kaynağı önem kazanmıştır. Kömürün yerini zamanla petrol almış ve sonraki yıllarda doğal gaz önem kazanmıştır. Önümüzdeki yıllarda ise alternatif enerji kaynakları değer kazanacaktır. Günümüzde dünya üzerinde kullanılmakta olan alternatif enerji kaynakları ve kullanım oranları şöyledir;
Nükleer Enerji
Nükleer enerji nükleer reaktörlerde atom çekirdeğinin parçalanması veya çekirdek kaynaşması esnasında açığa çıkan enerjidir. Nükleer yakıtlar ise uranyum ve toryumdur. Bu maddelerden çok yüksek oranlarda elektrik enerjisi üretilmektedir. Örneğin bir gram uranyumdan elde edilen enerji dört ton maden kömüründen elde edilen enerjiye denktir. Nükleer enerjide en büyük sorun radyasyon tehlikesidir. Günümüzde dünyada 31 ülkede 437 ünite ile elektrik üretimi nükleer santrallerden sağlanmaktadır. Nükleer enerji ilk olarak II. Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere‘de kullanılmıştır. 80 milyon nüfusa sahip olan Fransa‘da 59 tane nükleer reaktör bulunmakta ve tüketilen elektriğin %73′ü nükleer enerjiden sağlanmaktadır. Nükleer enerji elektrik elde etmenin yanında tıpta ve sanayide kullanılan izotopların üretilmesinde, gemi ve denizaltının hareket ettirilmesinde kullanılmaktadır.
Güneş Enerjisi
Temiz ve masrafsız bir enerji kaynağı olan güneşin en önemli özelliği bol ve sınırsız olmasıdır. Kullanımı giderek artan güneş enerjisinden önceleri ısı enerjisi olarak son yıllarda ise gelişen teknoloji ile beraber elektrik enerjisi olarak yararlanılmaktadır. Güneş panelleri ve fotovoltaik pillerle giderek azalan maliyetlerle elektrik enerjisi elde edilmektedir. Güneş enerjisiyle çalışan otomobiller yapılmıştır. Fakat bunlar genellikle tek kişilik ve çok sınırlı güce sahip araçlardır. Yapabildikleri hız 5km/h’i geçemediğinden günlük kullanımda yer edinemeyecek kadar verimsizdirler. Güneş enerjisiyle çalışan bir diğer şey de güneş ocağıdır. Yemek pişirme amaçlı olarak kullanılan güneş ocakları son derece kullanışlı araçlardır. Kırsal bölgelerin sosyoekonomik kalkınmasına destek olan, orman tahribatını önlemeye yardımcı olan güneş ocaklarıdır. Güneş enerjisinden sıcak su da elde edilmektedir. Örneğin Fransa ile İspanya arasındaki Pirene dağları üzerinde kurulu olan güneş kollektörlerinden 320 derece sıcaklık sağlanmaktadır. Aynı şekilde evlerin çatısına monte edilen güneş panellerinden sıcak suelde etmek de mümkündür ve yaygın olarak kullanılmaktadır. Avustralya, Japonya, İsrail ve ABD güneş enerjisinden yararlanan ülkelerin başında gelmektedir. İsrail’de güneş enerjisiyle her yıl 300 bin ton petrole eşdeğer enerji sağlanmaktadır. Keşke bütün ülkeler güneş enerjisine bu kadar önem verse, yılda çok büyük miktarlarda fosil yakıt tasarrufu yapılabilmesi mümkün olur.
Biyoenerji
Doğal ürünlerden elde edilen enerjidir. Biyokütle enerjisi olarak adlandırılan bu enerji türü organik maddelerden elde edilen enerjidir. Bitki ve hayvan atıklarından yararlanma yöntemidir. Başlıca biyokütle kaynakları şunlardır;
• Odun (çeşitli ağaçlar)
• Bazı yağlı tohumlu bitkiler (ayçiçeği, kolza, soya fasulyesi)
• Elyaf bitkileri (keten, kenevir, sorgum v.b)
• Karbonhidratlı bitkiler (patates, buğday, mısır, pancar v.b)
• Bitkisel artıklar (dal, sap, saman, kök, kabuk v.b)
• Sanayi atıkları
• Hayvansal atıklar
elde edilmektedir.Bazı organik bazlı atıkların oksiyensiz ortamdaki fermantasyonu (mayalanma) sonucu ortaya çıkan renksiz, kokusuz, mavi bir alevle yanan gazdır. Çin ve Hindistan‘da biyogaz üretimi çok önemlidir. Çin’de hayvan ve insan atıklarının kullanıldığı yedi milyon biyogaz üretim ünitesi bulunmaktadır. Biyogaz enerjisi için bitkiler de kullanılmaktadır. Bitki atıkları arasında şeker kamışı, mısır, kauçuk ve kavak vardır. Bu bitkilerin atıklarındaki çürüme bazı yakıtların meydana gelmesine yol açar. Brezilya‘ya mısır ve şeker kamışından alkol elde edilmekte, bu alkol da motor yakıtı olarak kullanılmakta ve %20 oranında da petrole katılabilmektedir. Almanya‘nın Münih kentinde kurulan çöp santralinde saatte 70 ton çöp yakılarak büyük enerji. Bazı yağlı tohum bitkilerinden(kolza, aspir, ayçiçeği gibi) elde edilen yağların bir katalizör eşliğinde alkol ile reaksiyonu sonucu ortaya çıkan yakıt biyodizeldir. Kızartma yağları ve hayvansal yağlar da biyodizel hammaddesi olarak kullanılır.
Rüzgar Enerjisi
Temiz ve yenilenebilen bir enerji kaynağı olan rüzgardan eskiden yel değirmenleri sayesinde günümüzde ise modern türbinler yardımıyla elektrik elde edilmektedir. Yel değirmenleriyle elektrik elde etme ilk olarak 1890 yılında Danimarkalılar tarafından bulunmuştur. Rüzgar gücünden elektrik elde eden ülkelerin başında Almanya gelmektedir. Almanya dünya rüzgar enerjisi üretiminin %27′sine tek başına sahiptir. %25.5 ile ABD ikinci sırada, %14,7 ile Danimarka üçüncü sırada yer alır. Danimarka’da 4000′e yakın rüzgar türbini çalışmaktadır. Bir yılda elde edilen rüzgar enerjisinin iki milyar yüz milyon ton petrole eşdeğer olduğu hesaplanmıştır.
Jeotermal Enerji
Yerkabuğunun derinliklerindeki ısının fay hatlarından sıcak su veya buhar olarak kendiliğinden ya da sondajlarla çıkartılmasıyla elde edilen enerjiye jeotermal enerji denir. Sıcak su kullanımı çok eskilere kadar gitmektedir. Fakat modern anlamda ilk olarak İtalyanlar jeotermal enerjiyi elde etmişlerdir. Dünya üzerindeki jeotermal enerji kapasitesinin 7000 Megawatt dolayında olduğu tahmin edilmektedir. 1790-1980 yılları arasında jeotermal enerji kullanımı 10 kat artmıştır.Fakat potansiyel daha fazladır. Japonya 270 MW’lık kapasiteye sahip olmasına rağmen bunun 69 MW’lık kısmını ancak kullanabilmektedir. Jeotermal enerjiden ısıtmada, endüstride, tarımda ve elektrik elde etmede yararlanılmaktadır. İzlanda’ da 1943 yılından beri konutlar jeotermal enerji ile ısıtılmaktadır. Ayrıca yollar ve kaldırımların ısıtılmasında da kullanılmaktadır. Yeni Zelanda’ da kağıt ve kereste işletmelerinde, ABD’de sebze kurutma tesislerinde jeotermal enerji kullanılmaktadır.
Dalga Enerjisi
Denizlerde rüzgarların etkisiyle oluşan dalgalardan enerji elde edilmektedir. Dalga enerjisi suya yerleştirilen tribünlerle veya dalgaların kıyıya çarptıkları yerlerde kullanılan merceklerle elde edilir. Bütün dünyada dalgalardan 200 milyon ton taşkömürünün vereceği enerjiyi karşılayacak enerji elde edilebilir. Okyanusların kıyı şeridi yaklaşık 100.000km’dir. Bu kıyı şeridinin ortalama potansiyel gücü 4 milyar kWh’yi bulmaktadır. Bu da dünyadaki bütün su gücünden 7 kat fazladır.
Hidroelektrik Enerjisi
Hidroelektrik enerjinin kaynağı sudur. Akan suyun kinetik enerjisi türbinler ve jeneratörler sayesinde elektrik enerjisine dönüştürülür. Dünya elektrik üretiminin %17′si hidroelektrik enerjisi tarafından karşılanmaktadır.Hidroelektrik santraller termik santraller gibi çevreyi fazla kirletmezler. Fakat baraj yapılacak alanın sular altında kalmasıyla çevrede değişiklikler meydana gelmektedir.
Gel-Git Enerjisi
Okyanuslardaki suyun alçak ve yüksek olduğu zamanlar arasındaki farktan doğan enerjidir. Gel-git enerjisi tesisi ilk olarak 1966 yılında Fransa’nın kuzeybatısında Rance Nehri’nin ağız kısmındaki haliçte inşa edilmiştir. Bu tesisten 240MWh elektrik üretilmektedir. Rusya’da 400, Çin’de 10, Kanada‘da 18 MWh enerji üreten tesisler kurulmuştur. Hindistan’da ise proje aşamasında olan tesisler vardır.
Bu santraller kuruluş aşamasında oluşan toz bulutları sebebiyle geçici de olsa hava, su ve toprağa zarar vermektedir. Bir başka olumsuz konu ise, santralin inşası sırasında çalışan motorlu araçların oluşturduğu zarardır. Buna karşın santralin çevresindeki alanlarda beslenmenin temelini oluşturan tarımsal faaliyetlere imkan vermekte, biriktirilen suda balıkçılık faaliyeti gelişmekte ve çevrede rekreasyon alanları oluşturulmaktadır.
Termik Santraller, katı, sıvı ve gaz şeklinde çevreye zararlı olmaktadır. Katı atıklar o santralde kullanılan enerji kaynağına bağlı olarak ortaya çıkmakta, sıvı atıklar küllerin suyla karıştırılmasıyla gölde toplanmakta, gazlar ise yakılan maddenin bacalardan çıkan atıklardır. Bu atıklar gaz şeklinde özellikle kükürt, kurşun ve azot olarak havayı kirleten gazlardır. Geçmişi çok eski olmayan doğalgazla çalışan santrallerde azot ve oksitler, yakma sistemlerine bağlı olarak ortaya çıkmamaktadır. Termik santrallerde yakıtın yanması sonucu oluşan ve atmosfere verilen başlıca kirletici emisyonlar; kükürtoksitler, azotoksitler, karbondioksitler ve partikül maddelerdir. Bu emisyonlar kullanılan yakıtın cinsine, bileşimine ve yakma teknolojisine bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Bu anlamda termik santrallerde kullanılan yakıtın çeşidi önem kazanmaktadır. Ülkemizde termik santrallerde tüketilen yakıtların çok kalitesiz olması nedeniyle birim elektrik üretimi başına ortaya çıkan kirleticiler de çok yüksek olmaktadır. Türkiye’de düşük kaliteli kömürleri elektrik enerjisine dönüştüren termik santrallerden çevreye özellikle gaz, sıvı, katı olmak üzere üç çeşit kirletici yayılmaktadır. Çeşitli gazlar ve parçacıklar, özellikle bulundukları şehir ve bölgelerde önemli boyutta hava kirliliğine sebep olmaktadır.. Ayrıca endüstri tesislerinde kullanılan enerji çeşitlerine göre çok farklı miktarlarda çevreyi kirletmektedir.
1971’de ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi’nde Leopold tarafından geliştirilen matris, inşaat projelerinde sebep ve tesir ilişkilerinin kalitatif olarak belirlenmesini esas alan bir kontrol listesidir.Leopold sistemi, yatay eksende 100 proje faaliyeti, dikey eksende ise 88 çevresel karakteristik ve şart içeren bir açık matristir. Faaliyet ve çevre faktörlerinin sayıları değişebilir .
Matrisin yapılmasında şu adımlar takip edilir:
1. Teklif edilen, proje (faaliyet) ile ilgili tüm faaliyetler matrisin üst kısmında gösterilir, çevresel özellikler matrisin düşey kısmında yer alır.
2. Teklif edilen her bir faaliyetin altına, eğer bir etki mümkünse matrisin kenarındaki her bir parametrenin kesiştiği nokta arasında bir diyagonal çizilir.
3. Matris tamamlandıktan sonra, diyagonaldeki bir kutunun sol üst köşesine, beklenen etkinin şiddetini (boyutunu) gösteren ve 1-10 arasında değişebilen bir rakam konur. Burada 10 etkinin en büyük şiddetini, 1 en az şiddetini ifade eder. Her bir rakamdan önce eğer etki faydalı ise (-) konur. Kutunun sağ aşağı köşesine, etkinin önemini belirten ve 1-10 arasında değişen bir rakam konur.10 en büyük önemi, 1 ise en küçük önemi gösterir.
4. Büyük rakamlı kolon ve sıralar önemli tesirleri belirtir.
Şiddet objektiftir, mesela puanlı kontrol listeleri yardımıyla değerlendirilir. Önem ise sübjektiftir, şahıs ve grupların görüşlerine göre değerlendirilir.
Genelde değerlendirme üç şekildedir:
a) Önemli girişimler (maksimum puan).
b) Az önemli girişimler (minimum puan)
c) Orta derecede önemli girişimler (5-6)
Leopold matrisinin modifikasyonları çeşitli kuruluşlarda uygulanmaktadır. Kömür, petrol ve doğal gaz ile çalışan teknik santrallerin Leopold Matris ile değerlendirilmesi Çizelge-1, 2, 3′ te; nükleer santrallerin değerlendirilmesi ise Çizelge 4′ te görülmektedir.

EMİSYON KONTROL TEKNİKLERİ

Yanma Sırasında Uygulanan Teknolojiler
Yakma sistemlerinde kömürün yanması sonucu oluşan NOX ve SO2 emisyonlarının yanma sırasına kontrolünün sağlanabilmesi amacına yönelik olarak bazı yöntem ve teknikler geliştirilmiştir.
1. SO2 Emisyonu Kontrolü İçin Kimyasal Madde Enjeksiyonu:
SO2 gazlarının yanma sırasında kısmen uzaklaştırılması amacıyla uygulanan kimyasal madde enjeksiyon yöntemi genel olarak kireç, kireçtaşı, dolomit gibi kimyasallar kullanılarak gerçekleştirilir.
2. NOX Emisyonlarının Kontrolü İçin Uygulanan Yöntem ve Teknikler:
NOX emisyonları yanma sırasında uygulanan baca gazının resirkülasyonu, düşük NOX yakıcılarının kullanımı, kademeli yakma teknikleri ile kontrol altına alınabilmektedir.
Yanma Sonrası Uygulanan Teknolojiler
Kömürden temiz enerji üretimini sağlamaya yönelik olarak, yanma sırasında ortaya çıkan toz, kükürt ve azot oksit emisyonlarını azaltmaya yönelik teknolojiler dünya ölçeğinde yaygın uygulama alanı bulmuş teknolojilerdir.
1. Baca Gazı Desülfürizasyon Teknolojileri:
Yaş Prosesler: kireç/kireçtaşı ile yıkama prosesleri, sodyum bileşikleri ile yıkama prosesleri (tek alkali/çift alkali), amonyum sülfat prosesi, wellman-lord prosesi, magnezyum oksit ile absorpsiyon prosesi, deniz suyu ile SO2 giderme teknolojileri.
Yarı Kuru Prosesler : püskürtmeli kurutma prosesi
Kuru Prosesler : kuru püskürtme (enjeksiyon) prosesi, aktif kok ile adsorpsiyon prosesi, dolaşımlı akışkan yatak desülfürizasyon prosesi
2. Azot Oksit Emisyonlarını Giderme Teknolojileri:
Seçici katalitik indirgeme teknolojisi, seçici katalitik olmayan indirgeme teknolojisi
3. Toz Tutma Sistemleri:
Torba filtre (baghouse), elektrofiltre, siklonlar
Temiz kömür teknolojileri, ‘kömürün yanma verimini arttırmak ve çevresel etkileri en aza indirmek için tasarlanmış teknolojiler’ olarak tanımlanır. Temiz kömür teknolojileri günümüzde kullanılan konvansiyonel teknolojilere göre çevresel açıdan üstün teknolojik yenilikler ailesidir. Çoğu son 20-30 yılda geliştirilmiş olan bu teknolojiler arasında, kısa, orta ve uzun vadede elektrik üretim santrallarında kullanılabilecek teknolojiler aşağıda sıralanmıştır.
• Pulverize Kömür + Baca Gazı Arıtma (PK+BGA)
• Atmosferik Dolaşımlı Akışkan Yatakta Yakma (ADAYY-ACFBC)
• Basınçlı Kabarcıklı Akışkan Yatakta Yakma (BKAYY)
• Basınçlı Dolaşımlı Akışkan Yatakta Yakma (BDAYY-PCFBC)
• Entegre Gazlaştırma Kombine Çevrim (EGKÇ)
Günümüzde yüksek verimli süperkritik (SC) ve ultra‐superkritik (USC) kömür yakma teknolojilerinde önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Kritik altı sistemlerde verimlilik, % 38-39 iken, USC sistemlerde çok daha yüksek bir performans elde edilebilmektedir. 600-620 0C sıcaklık ve 25 MPa basınç üzerindeki buhar çevrimi işletme koşullarındaki USC sistelmerde % 45-46 üzerinde verime ulaşılabilmektedir. Bu sistemlerde, birim ünite kapasitesi 1100 MWe değerine ulaşmıştır. Malzeme teknolojilerindeki mevcut gelişmelerin devam etmesi durumunda, önümüzdeki 10-15 yıl içerisinde bu sistemlerdeki verim değerlerinin % 50 ‘nin üzerine çıkması öngörülmektedir.
Aynı zamanda, dolaşımlı akışkan yatak teknolojilerinde de (CFBC-DAYY) önemli gelişmeler söz konusudur. Bu teknolojinin, ülkemiz kömürleri gibi düşük kaliteli kömürlerin düşük emisyon yayacak şekilde yakılmasına çok daha uygun olduğu bilinmektedir. 460 MWe kapasitesinde ilk süperkritik CFBC sistemi, Lagisza (Polonya)’da 2009’da devreye alınmıştır. CFBC teknolojileri, özellikle düşük kaliteli kömür, yüksek kükürt ve kül içeren kömürler ve biyokütle için önemli bir pazar durumundadır. Ülkemizde sanayi ve teshin (ısıtma) sektörlerinde önemli miktarlarda yerli ve ithal kömür kullanılmaktadır.
Ülkemiz önemli miktarda, ancak düşük kalitede kömür rezervlerine sahiptir. Bu kapsamda kömür kaynaklarımızın en uygun teknoloji ile değerlendirilmesi önem taşımaktadır.Santral, sanayi ve teshin (ısıtma) uygulamalarında düşük kaliteli kömürlerin ve/veya biyokütle kaynaklarının yakılmasına uygun, bu sistemlerde yanma verimini en üst seviyeye çıkaracak; çevresel etkileri en aza düşürecek ve verimliliği yüksek teknolojilerin geliştirilmesi gerekmektedir.
AKIŞKAN YATAKTA YAKMA TEKNOLOJİLERİ
Akışkan yataklı kazanlar atmosferik ve basınçlı olmak üzere iki grupta sınıflandırılabilir. Atmosferik basınç civarında çalışanlar atmosferik akışkan yataklı kazan(AAYK), 5-20 atm arasında çalışanlar, basınçlı akışkan yataklı kazan ( BAYK ) olarak adlandırılır.
Bunun dışında akışkan yataklı kazanlar akışkanlandırma koşullarına göre de kabarcıklı (KAYK) ve dolaşımlı (DAYK) akışkan yataklı kazanlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1-Kabarcıklı Akışkan Yataklı Kazanlar ( KAY )
Bu proseste; bir kolon içinde altta yığılı durumda bulunan taneciklerin teşkil ettiği yatak bölgesine alttan düşük bir hızla hava verilmeye başlandığında, hava parçacıklar üzerinde fazla kuvvet uygulayamaz ve parçacıklar arasından kendine boşluklar bularak yukarı hareket eder. Bu durum parçacıkların hareket etmediği sabit yatak konumudur.
Akış hızı arttırıldıkça hava, parçacıklara daha fazla kuvvet uygular ve yatak içinde hava kabarcıkları oluşur. Bu kabarcıkların yatağı, su kaynamasına benzer bir şekilde terk ettiği görülür. Kabarcıklı akışkan yatak olarak adlandırılan bu sistemlerde, gaz-katı karışımının kapladığı hacim sabit yatak konumuna göre, daha fazladır.
Yatak bölgesi ile serbest bölge arasında gözle görülür bir yatak yüzeyi bulunmaktadır.
Bu kazanlarda, yatak içine verilen yakıt ve kireçtaşı parçacıkları alttaki dağıtıcı plakadan yanma odasına verilen ve yukarı doğru akmakta olan hava akımının arasında asılı kalırlar. Gazın hızı genellikle 1-3 m/s dir.
Yatağa beslenen kömür taneleri ilk olarak uçucu maddelerini kaybederler. Bunun sonucunda yatak içinde kömür taneleri yanarken, yatak üzerindeki serbest bölgede uçucu maddelerin yanması devam eder. Yanma sonucu oluşan uçucu kül, gazla beraber sürüklenir ve iri parçalar siklonda, ince taneler de daha ileride elektrostatik filtrelerde tutulur. Siklonda tutulan uçucu kül yatak bölgesine tekrar beslenerek yanma ve kükürt tutma verimlerinin artması sağlanır.
KAY kazanlarda kazan borularının bir bölümü yanmanın gerçekleştiği yatak bölgesinin içine yerleştirilerek 800 – 900 °C civarında sabit sıcaklık sağlanır. Kazanın diğer bölümlerinde uygun yerlere de baca gazlarının ısısından maksimum seviyede istifade edilecek şekilde kazan boruları yerleştirilir. KAY kazanlar özellikle yüksek kapasitelerde uygulanmazlar.
2-Dolaşımlı Akışkan Yataklı Kazanlar ( DAY )
Küçük tanecik boyutu ve yüksek gaz hızları sebebiyle bu tip kazanlarda yatak ve serbest bölge ayrımı yapılamaz.
Gaz hızları kabarcıklı sistemlerdekinin (~2 m/s ) 3-4 katı daha fazla olduğu için parçacıklar rahatlıkla sürüklenir. Böylece yatak ve seyrek bölgele ayrımı olmadan, yanma havasının da kademeli olarak beslenmesiyle yanmanın tüm kazan boyunca sürmesi sağlanır.
En alttan giren hava miktarı toplam havanın %60 -%75’ini oluştururken, geri kalan hava daha yukarı seviyelerden ikincil hava olarak sisteme verilir.
Yanma 840-900°C’da gerçekleşirken, ince tanecikler (< 450 mikron ) 6-8 m/s yanma gazı hızıyla yakıcının dışına taşınırlar. Bu parçacıklar genelde yanma odası çıkışına yerleştirilen siklon tarafından tutularak yanma odasına geri gönderilir. Böylece dolaşım gerçekleşmiş olur.
Parçacık dolaşımı ile, kömüre yanma için, kireçtaşına da kükürt tutması için yakıcı içinde daha uzun kalma süresi sağlanmış olur. Böylece parçacıkların ısısından n maksimum yararlanılır.
Bu sistemde kazan boruları yatağın içine yerleştirilmemiştir. Borular yanma odasının duvarlarına ve gaz yolu üzerine yerleştirilmiştir.™
Akışkan yataklı kazanların teknolojisi gereği, hem kabarcıklı hem de dolaşımlı sistemlerde yakıt bünyesindeki kükürdün çok büyük bir bölümü yatakta kireçtaşı ile reaksiyona girerek tutulmuş olduğundan baca gazlarının kükürt içeriği düşüktür. Yatakta oluşan gazların kükürtten arındırılmış olması düşük sıcaklıkta korozyon tehlikesini ortadan kaldırır.
DAY yakma sisteminde kullanılan kömürün kükürt içeriğine ve kireçtaşının reaktivitesine bağlı olarak 2 – 2.5 Ca/S mol oranı ile, %90 ‘lara varan SO2 giderme verimi elde edilmektedir.
KAY birim alandan elde edilen güç 1.3 MW/m2 civarındadır. DAY yakma sistemlerinde ise partikül boyutunun küçük olması nedeniyle ısı transfer katsayıları KAY yakma sistemlerinden yüksek olup, birim yatak alanından elde edilen güç 4.5 MW/m2civarındadır. Bu durumda ısı transfer sisteminin boyutu ve maliyeti DAY’da daha azdır.
ENTEGRE GAZLAŞTIRMA KOMBİNE ÇEVRİM (EGKÇ-IGCC)
Gazlaştırma, kömür ve biyokütle gibi karbon içerikli maddelere sınırlı miktarda oksijen, hava, hava-su buharı karışımı veya zenginleştirilmiş oksijen içerikli hava verilerek yanabilen gaz bileşenlerin (CO, H2, CH4 v.b.) oluşumunu sağlayan bir süreçtir. Kullanılan yakıt cinsine, kullanım amacına ve sistem kapasitesine göre en çok tercih edilen gazlaştırıcı tipleri sabit yataklı, akışkan yataklı ve sürüklemeli akış yataklı gazlaştırıcılardır.
Temiz kömür teknolojileri kapsamında kömür kaynaklarından ileri dönüşüm teknolojileri kullanılarak elektrik, sıvı yakıt ve çeşitli kimyasallar elde etmek ve bunların temiz ve verimli bir şekilde enerji üretimi, ulaşım ve diğer sektörlerde kullanımına yönelik yoğun Ar-Ge ve teknoloji uygulama çalışmaları devam etmektedir. Halen işletimde veya inşa halinde olmak üzere kömür ve biyokütleden gazlaştırma yolu ile elektrik, sıvı yakıt veya çeşitli kimyasalların üretildiği çok sayıda ticari işletme mevcuttur ve bunların sayıları giderek artmaktadır.
Entegre kombine çevrim (IGCC) teknolojisi ile enerji üretimi söz konusu olduğunda da gazlaştırma sistemleri gündeme gelmekte ve bu alanda dünyada sınırlı sayıda kömür bazlı santralin işletimde olması dikkat çekmektedir. Ancak, bu santrallere ilave olarak, çok sayıda santralin planlama veya inşa halinde olduğu da bilinmektedir. IGCC teknolojisinin daha fazla yaygınlaşması için maliyetlerin düşmesi gereklidir. IGCC teknolojisi, özellikle sıfır emisyonlu santral teknolojilerinin temelini oluşturduğu için, önümüzdeki yıllarda bu teknolojinin çok daha hızla yaygınlaşacağı öngörülmektedir. Çünkü bu sistemlerde CO2 tutma söz konusu olduğunda gerekli ilave maliyet, pülverize yakma sistemlerine oranla çok daha düşük seviyelerde olmaktadır.
PULVERİZE KÖMÜR YAKMA
Günümüzde geleneksel olarak kömür yakarak güç üretimi sistemi, pulverize kömür yakma şeklindedir. Yüksek kül içeriklerinden dolayı her zaman uygun olmamalarına karşın,bu sistemde çok çeşitli kalitedeki kömürler kullanılabilir. Pulverize kömür yakma ile çalışan termik santrallerde öncelikle kömür, öğütülerek toz haline getirilir. Toz haline getirilmiş olan bu kömür daha sonra yüksek sıcaklıklarda yakılacağı fırına püskürtülür. Elde edilen sıcaklık, buhar türbinini döndürecek ve jeneratörü çalıştıracak olan buharın üretimi için kullanılır. Bu sistemde verimler gün geçtikçe yükselmekte ve bunun sonucunda da emisyonlar azalmaktadır.

Dünyada ve Türkiye’de yenilenebilir enerji durumu

Dünyada yaygın olarak kullanılan yenilenebilir enerji kaynakları; hidrolik enerji, jeotermal enerji, biyokütle enerjisi, güneş enerjisi ve rüzgar enerjisidir. Yenilenebilir Enerji Kaynakları
Küresel Durum Raporu’na göre seçilmiş ülkeler için 2011 yılı yenilenebilir elektrik güç kapasiteleri Tablo 3’te verilmiştir.
Buna göre yenilenebilir elektrik güç kapasitesi bakımından yenilenebilir enerjiden en fazla yararlanan ülkenin Çin (282 GW) olduğu görülmektedir. Çin, 212
GW’lık hidrolik enerji kapasitesiyle ve 62 GW’lık rüzgar enerji kapasitesiyle hidrolik enerji ve rüzgar enerjisinden en fazla faydalanan ülke konumundadır.
Ayrıca enerji üretiminde fotovoltaik (Pv) panellerden en fazla faydalanan ülkenin Almanya (25 GW); biyoyakıtlardan en fazla faydalanan ülkenin ise ABD (13.7 GW)
olduğu belirlenmiştir. Dünyanın, Avrupa Birliği’nin ve Türkiye’nin yenilenebilir elektrik güç kapasiteleri sırasıyla; 1360 GW, 294 GW ve 19 GW olarak tespit edilmiştir [9].
Yenilenebilir enerji kaynaklarından biri olan hidrolik enerjinin en yaygın kullanım şekli nehirler üzerinde barajlar inşa ederek suyu büyük rezervuarlarda biriktirmek ve suyun potansiyel enerjisinden yararlanarak elektrik enerjisi üretmektir. Bunun için hidroelektrik santrallerden faydalanılır.
2011 yılı itibarıyla dünyanın toplam hidrolik kurulu gücü 970 GW olup kurulu gücü en yüksek olan ülkeler sırasıyla; Çin, ABD, Brezilya
ve Kanada’dır. Ayrıca aynı yıl hidrolik santrallerde gerçekleşen toplam 3498 TWh’lik elektrik enerjisi üretimiyle bu santraller dünya elektrik enerjisi üretiminin %14’ünü karşılamıştır.
Türkiye’nin hidrolik enerji potansiyeli 36603 MW/yıl olarak öngörülmektedir.
Ülkemizin 2011 yılı hidrolik enerji üretimi 53 TWh olup aynı yıl elektrik enerjisi ihtiyacımızın %22.8’i hidrolik enerjiden karşılanmıştır.
Ülkemizde 2011 yılı sonu itibarıyla işletmede olan hidrolik santrallerin toplam kapasitesi 17137.1 MW’dır.

Dünyada ve Türkiye’de yenilenemez enerji durumu

En önemli yenilenemez enerji kaynakları; petrol, kömür, doğal
gaz ve nükleer olup bu kaynaklar dünya enerji üretiminin
büyük bir kısmını oluşturmaktadır. Fosil kaynaklı yakıtların
rezerv miktarları ve kullanılabilme süreleri ile 2011 yılı sonu
itibarıyla bu kaynaklardan üretilen ve tüketilen toplam enerji
miktarları Tablo 1’de verilmektedir. Petrol, taşkömürü, linyit
gibi katı yakıtların rezerv miktarları ağırlık (milyar ton) olarak
ifade edilirken, gaz halinde bulunan doğal gazın rezerv
miktarı ise hacim (trilyon m3) olarak belirtilmiştir. Üretim-tüketim
durumu değerlendirilirken enerji kaynaklarının birimi
Mtep (milyon ton eşdeğer petrol) olarak verilmiştir.
2011 yılı dünya petrol rezervi 225.4
milyar ton, doğal gaz rezervi 208.4 trilyon
m3, kömür rezervi ise 860.94 milyar ton olarak
tespit edilmiştir. Petrol, doğal gaz ve kömürün
kullanılabilme süreleri sırasıyla; 54
yıl, 64 yıl ve 112 yıl olarak öngörülmektedir.
Dünyada fosil yakıtlardan toplam enerji üretim
miktarı 10905.9 Mtep olurken; tüketim
miktarı 10689 Mtep olarak gerçekleşmiştir.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (ETKB)
tarafından yayınlanan Mavi Kitap Raporu’na
göre; ülkemizin taşkömürü rezervi 1334.6
milyon ton, linyit rezervi 11444.9 milyon
ton, petrol rezervi 44.3 milyon ton, doğal gaz
rezervi 6.2 milyar m3 olarak belirlenmiştir.
2011 yılı itibarıyla Türkiye’deki elektrik
santrallerinin toplam kapasitesi 52911
MW’dır. Bu kurulu gücünün %64’ünü
(33931 MW) termik santraller, %36’sını
(18980 MW) ise hidroelektrik, jeotermal ve
rüzgar enerji santralleri oluşturmuştur.
Ülkemizdeki petrol durumu incelendiğinde;
2011 yılı ham petrol üretiminin 2.4 milyon
ton, ortalama günlük üretimin 45 bin varil
olduğu belirlenmiştir. Buna karşılık aynı yıl
ithal edilen ham petrolün 18.1 milyar ton ve
ithal edilen petrole ödenen tutarın 21 milyar
$’ı aştığı görülmektedir. Kaynak ülke
olarak bakıldığında İran, Rusya, Sudi Arabistan,
Kazakistan ve Irak’ın toplam ithalat
içindeki payı %97’den fazladır. Bu oranın
azaltılması ve farklı kaynaklardan petrol
ithalatının yapılması enerji politikalarımız
açısından son derece önem arz etmektedir.
Türkiye’de doğal gaz tüketimi 1987 yılından bu yana sürekli
artan bir eğilim içindedir. 1987 yılında 500 milyon m3
olan doğal gaz tüketimi 2011 yılı sonunda, 87.75 kat artarak
43.874 milyar m3e ulaşmıştır. Aynı yıl içerisinde ithal edilen
doğal gaza ödenen toplam tutar 16 milyar $’ı bulmaktadır.
İthal edilen doğal gaz büyük oranda; Rusya (%57.9), İran
(%18.7), Cezayir (%9.5) ve Azerbaycan (%8.7)’dan temin
edilmektedir. Buna karşılık 2011 yılı doğal gaz üretimimiz
793.4 milyon m3, ortalama günlük üretim 2.17 milyon m3 olup
üretimin tüketimi karşılama oranı ise yalnızca %2’dir.
Ülkemizdeki linyitin ve taşkömürünün durumu incelendiğinde;
1974–2011 yılları arasındaki 37 yıllık süreçte linyit üretiminin
yıllık 8.4 milyon tondan 73 milyon tona çıkarak 8.7 kat
arttığı tespit edilmiştir. Türkiye’de 1974 yılında yıllık yaklaşık
5 milyon ton olan taşkömürü üretimi 2010 yılına kadar
olan süreçte yaklaşık %48 oranında düşerek 2.59 milyon ton
düzeyine inmiştir. 2011 yılı taşkömürü üretimi de 2010 yılı
taşkömürü üretimine yakın bir düzey olan 2.62 milyon ton
seviyelerinde gerçekleşmiştir. Ülkemiz taşkömürü açısından
yeterli kaynağa sahip olmadığından dışa bağımlı konumdadır
ve bu nedenle son yıllarda ülkemizin kömür ithalatı hızla artış
göstermiştir. Bu durumu kömürün konut ve sanayi de kullanımının
artmasına ve yeni devreye giren ithal kömürlü termik
santrallere bağlayabiliriz. Türkiye’de 2010 yılında 173 bin
ton kok ve 2.75 milyon ton petrokok ithal edilmiştir. Kömür
ithalatının faturası 2010’da 3.225 milyar dolar, 2011’de 4.1
milyar dolar düzeyinde seyretmiş olup, 2012 yılı içinde ise 5
milyar dolara ulaşması söz konusudur.
Nükleer enerji üretiminde kullanılan çekirdek kaynaklar;
uranyum ve toryumdur. Dünyada 2011 yılı için çıkartılabilir
uranyum rezervi 5327.2 bin tondur. Rezerv açısından en zengin
ülkeler; Avustralya (1661 bin ton), Kazakistan (629 bin
ton), Rusya (487.2 bin ton) ve Kanada (468.7 bin ton) olup
Türkiye’nin uranyum rezervi bu ülkelere kıyasla çok daha düşük
seviyededir (9129 tondur). Dünyada 2011 yılı için çıkartılabilir
toryum rezervi 5385 bin tondur. Toryum rezervi açısından
önde gelen ülkeler; Hindistan (846 bin ton), Türkiye (744
bin ton), Brezilya (606 bin ton), Avustralya (521 bin ton) ve
ABD (434 bin ton) şeklinde sıralanmaktadır.
Nükleer enerjinin dünyadaki durumu Tablo 2’de özetlenmiştir.
Dünya Nükleer Enerji Kurumunun 2011 yılı verilerine
göre; dünyada nükleer santrallerden elektrik enerjisi üretimi
2518 milyar kWh olup elektrik enerjisi üretiminde nükleer
enerjiden en fazla yararlanan ülke Fransa (%77.7)’dır. Aralık
2012 itibarıyla dünyada işletmede bulunan nükleer reaktör
sayısı 436 ve bu reaktörlerin kurulu gücü 374135 MW’dır.
Ayrıca inşa halinde 65 nükleer reaktör ve planlama aşamasında
168 nükleer reaktör bulunmakta olup bunların toplam
güç kapasiteleri sırasıyla 65159 MW ve 185495 MW’dır.
Türkiye’de 2013-2014 yılında Mersin Akkuyu’da yapımına
başlanacak dört reaktörden oluşan toplamda 4800 MW kapasiteli
nükleer santralin 2018-2021 yılları arasında faaliyete
geçmesi planlanmaktadır. Ayrıca Sinop’a 5600 MW kapasiteli
bir nükleer santralin kurulumu da proje aşamasındadır.