11.2 C
İstanbul
Cumartesi, Nisan 4, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 166

Cengiz Aygün’den Fetö’ye dair herşey

2

Sevgili okurlarımız şimdi herkes her şeyi konuşuyor ancak ben bu satırlardan Fetö Lideri ile taraftarlarını tam 5 yıldır korkusuzca uyarıyorum. Bu yüzdende fetö’cülerin en büyük düşman ilan ettiklerinden biriyim. Şimdi herkesin yazıp, çizmesinden tabi ki rahatsız değilim. Lakin keşke ben uyarırken, herkes korkusuzca hesaplar yapmadan uyarabilseydi.

Bu sayımızda geçmişe dönük yaptığım uyarılar ile bu örgütün sinsi planlarıyla ilgili neler yazdığımı sizlere sunmak istedim.

Herkes dershane sorunu var diyerek gündem oluşturmaya çalışırken, konunun dershane değil, ABD’ye giden paraların Türkiye’ye yönelmesinden kaynaklandığını Cengiz Aygün olarak cesur bir şekilde kaleme almıştım.

Fetö örgütünün liderine ilk direnen kişi olan Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın yanında yer alarak bu hain plan sahiplerine karşı duruşumu ilk günden beri korudum.

Durum öyle bir hal aldı ki! Herkes 2002 yılından bu yana eteğinde biriktirdiği tüm taşları dökmüş, herkes içindeki biriktirdiklerini meydana saçmıştı. Bu süreci o zaman ‘Bir Portre’ de; ‘Aynı taraf karşı taraf olunca başka taraflar şaşırdı’ başlığıyla kamuoyuna bir ayna misali yansıtmıştık.

Bu olanlardan şaşırmayan tarafın ise kapitalist düzenin sahiplerinin olduğunu biliyoruz. Adil olmayan her türlü düzenin sahiplerinin birilerini bilmeden kullandığı ve ülkemizi kaosa sürüklemek için düğmeye bastıklarını birilerinin görememesi o yıllarda beni gerçekten çok şaşırtıyordu.

Şaşkın olmam benim dik duruşuma ve hain planların karşısında yer almama engel olamamıştı.
Polis ve Savcı gücü ile ben de bir şeyler yapabiliyorum imajı vermeye çalışmak yerine ülke menfaati için milli bir duruş sergilenmesi gerekmez miydi?

İşte gerekeni yaparak milli duruşumuz ile vatan için millet için yazdık, çizdik ve hatta bunlarla da yetinmeyerek, ülke evlatlarıyla bu çirkin ve hain planlara karşı bir olduk.

“Bu durumu 2013 yılında bir portre okurlarımıza Ulu Önder ATATÜRK’ün şu sözüyle anlatmıştık”
“”Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” hiç bir gücün bu ülkeyi bölmesine yine bu ülke halkı izin vermeyecektir. Bu iki insanın savaşının galibi esasen olmayacak, tüm kişi ve kurumlar zarar görecek. Ancak “Denizler Durulmaz Dalgalanmadan” der ya bir şarkımızda, denizler durulduğunda batmayan geminin kaptanı olarak, kaptan köşkünde Recep Tayyip Erdoğan’ı göreceğiz çünkü halk tabanına bağlı olmayan halkın yanında olmadığı hiç bir güç, güç değildir, hele kontrolsüz güç asla güç olmaz, sonunda kendini yok eder.””

Her sayımızda Fetö örgütünün Türk düşmanları ile nasıl bir birliktelik içerisinde olduğunu kaleme almıştık.
Özellikle 22 Aralık 2013 tarihli yazımda bugünlerde de sürekli vurguladığım ABD’nin ve katil Neo-Con’ların, Erdoğan ve güçlenen Türkiye hazımsızlığına vurgu yapmıştım.

17 Aralık Darbe girişiminin bunlarla ilintisine ise şöyle dikkat çekmiştim: “Otoriter rejimlerin Amerikan karşıtlığını artırdığı gerekçesiyle “serseri devlet” olarak tanımladıkları bazı ülkelerde rejim değişikliği yapmayı bir dış politika hedefi olarak belirleyebilmekte; bu bağlamda BM Şartı ile yasaklanan “önleyici saldırıyı (preemptive strike)” meşru görebilmektedir”

Biz ülkemizin dirliği ve birliği için çalışanların yanında hainlere de karşı durduğumuz zamanlarda düşman odakları da boş durmuyorlardı.

Sık sık Tayyip Erdoğan’a atfen ABD gazetelerinde makaleler yazıldı, genelde kötülendi, itibarsızlaştırılmaya çalışıldı.

Türk Ekonomisine dair çeşitli spekülatif açıklamalar ve ekonomik kriz beklentileri içeren yazılar kaleme alındı.
Gülen hareketiyle ilgili sürekli övücü ve evrensel hoşgörü ve diyalog mesajlarına ilişkin ABD basınında ve kimi devlet yetkililerinden açıklamalar yapıldı.

“PKK yerine yeni taşeron cemaat”
PKK kozunu kullanmak zorlaşınca olayın yeni figüranı cemaat sahneyi alıyor ve geliniyor 17 Aralık sabahına; Türkiye’de günlerdir konuşulan malum operasyon başlıyor… Başsavcının haberi yok, emniyet müdürünün, valinin ve şube müdürlerinin haberi yok… Ak Parti hükümetinin en yumuşak karnı olan nokta ön plana çıkartılarak ve adına da “yolsuzluk ve rüşvet operasyonu” denilerek, seçimlere girilirken, toplumun en hassas olduğu nokta nazarı dikkate verilerek büyük saldırı başlıyor… Soruşturma bilgileri gazetelerde çarşaf çarşaf servis ediliyor.

Bu operasyon başlayınca devlet içinde emniyet ve yargıda hükümeti bile ekarte edip hareket edebilen bir “örgüt” varlığı ortaya çıkıyor. Operasyonun içinde Halkbank var, çünkü asıl hedef Halkbank ve onun üzerinden yapılan Türk ekonomisini güçlendiren ticari ilişkiler.

Bu esnada ABD Ankara büyükelçisi Ricciardone’nin; bir grup AB büyükelçisiyle 17 Aralık’ta büyükelçilikte yemekte “Halkbank konusunu dile getirmiştik. Sonuç alamadık. Şimdi imparatorluğun çöküşünü izleyeceksiniz” diyebiliyor.

“2014 yılında tarafsız olmam için tehditler peş peşe geldi”
17 Aralık’tan 21, 25 Aralık’tan 13 gün sonra o zaman “Cemaat” dediğimiz günümüz FETÖ’cülerinin dost uyarısı nitelikli tehditleri ulaşmaya başladı. Tarafsız olmamım hayrıma olacağından bahisle neden Erdoğan’ın yanında yer aldığım sorgulanmaya ve aba altından sopa gösterilmeye başlanmıştı. Bunun üzerine bu yazıyı kaleme almıştım:
“Hoca efendiye oldukça yakın bir dostum gelip, bana taraf olmamam gerekir iken neden Tayyip Erdoğancı tavır aldığımı sordu ve üstü kapalı imalarla ve kendince minik tehditler içerdiğini düşündüğüm söylemler dile getirmeye başladı. Bu meyanda; yaptığım ticaretten tutun da, geçmişimde yaşadıklarımı bile ironik bir şekilde bana hatırlatmaya kalkınca ona kısaca şunu söyledim: “Eğer, iş, dernek, ya da özel hayatım da en ufak bir kanunsuzluk bulursanız hiç düşünmeden elinizdeki tüm bilgi ve belgeleri kullanınız lütfen, şayet var da konumum gereği bana kıyak yapıyorsanız, sizleri lanetlerim, yok ise o zamanda lütfen susun… Artık sizinle konuşmayacağım.” dedim ve konuşmayı orada sonlandırdım.

Belli ki zamanında telefonlarımı dinlemişler, zira konuşmalarından bunu anlamamak mümkün değil. Sonra düşünmeye başladım, iş hayatında olup telefonunu dinledikleri kaç yüz insan var diye… Gerçi benim son 20 yılımda park ihlali cezası da dâhil hiç bir şey bulamazlar, ama ya diğerleri? Polisin, adliyelerin tüm imkânlarını kullanarak yaptıkları her şey Anayasa suçu değil mi? Kişi hak ve özgürlüklerine tecavüz değil mi, bireyin haberleşme özgürlüğü ve mahremiyetine saldırı değil mi?
Bu güne değin bunlar nasıl görmezlikten gelinmiş? Nasıl binlerce insanı fişlemelerine göz yumulmuş? Böylesine bir pervasızlık, hadsizlik, hukuksuzluk devletin hücrelerine hastalıklı bir organizma gibi nasıl sirayet etmiş?

En anlamlı bir portre başlığımız; “Nefis Muhasebesi”
17-25 Aralık girişiminden yaklaşık 40 gün sonra geçmişe dair nedametler, pişmanlıklar, aldanmanın acısıyla yazdığım “Nefis Muhasebesi” başlıklı yazımı hala, artan bir yüreğim sızısıyla paylaşıyorum. 15 Temmuz gecesi Şehitlerimizi, Gazilerimizi, ülkemizin yaşadığı işgal girişimini, Sayın Cumhurbaşkanı’mızın “Aldandık, Allah ve millet bizi afetsin” sözünü, düşünerek yürek acısıyla hiç değiştirmeden rikkat ve dikkatlerinize sunuyorum:
“Ülkemizde, devletimizin kılcal damarlarına ‘habis bir ur’ gibi, virüs gibi kök salmış ‘paralel yapıyla ilgili özeleştiri ve nefis muhasebesi yapmak istiyorum.
Çünkü geldiğimiz noktada gördüklerim, yaşadıklarım, bildiklerim geçmişe yönelik vicdanları kanatacak şeyleri hatırlattı bana…

Ama ne derseniz deyin, bu öz eleştiriyi yapmayı, manen ve vicdanen bir gereklilik olarak hissettim…

Dünya hayatında cereyan eden tüm hadiseler Allah’ın bilgisi dâhilinde olur. İyilikleri de görür, kötülükleri de görür. Kötülük yapanı da görür, kötülüğe ses çıkartmayanı da görür. Çünkü bu hayattaki hiçbir şey tesadüfi olamaz, O’nun bilgisi dâhilinde tezahür eder.

28 Şubat Post-Modern darbeden sonra, 2001 Ekonomik krizi sonrası AK Parti iktidarıyla yeni bir sürece girdik. AK Parti iktidarının ilk yıllarında ülkemizin geleneksel vesayet müessesesi olan TSK’nın darbe girişimleri, AK Parti’yi iktidar yaptı ama pek muktedir etmedi. Bu süreçte Cumhurbaşkanlığında da Ahmet Necdet Sezer’in olması bu “askeri vesayeti” sürekli ve güçlü kıldı, hükümetin işlevselliğini sürekli engelledi.

2007’de AK Parti kapatma davası ülkemiz için, ikinci ve çok önemli bir kırılma noktası oldu. Anayasa Mahkemesinde görülen dava sonucu ve bu süreçte Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesi ve de yapılan seçimlerde Ak Parti’nin ezici üstünlüğüyle bu süreç de aşıldı. Ama “seçkinci ve askeri vesayet” kısmi de sürmeye devam etti.

HSYK oluşturulurken bir kesim ya da inanç grubunun (Gülen cemaati) bu kurumda “kümelenmesine” fırsat verildi ve herhangi bir kaygı duyulmadı. “Sorun olmaz, alnı secdeye gelen birinden zarar gelmez” diyerek bu camianın hak etmediği ölçüde hüsn-ü zan besliyordu. Daha sonraki süreçlerde Cemaat her geçen gün kamu bürokrasisinde etkinliği artırmaya başladı. Yargı, Emniyet, Maliye, TÜBİTAK, Savunma Sanayii vb. gibi kritik kurumlarda etkinliğini artırmaya devam etti. Ama hükümet yine fazla ve gereksiz “hüsn-ü zan” duymaya devam etti. Taa ki, 7 Şubat 2012 de, Mit müsteşarı ve iki müsteşar yardımcısı ifadeye çağrılana kadar…

O anda bile Başbakana gelip bizimle alakası yok diyen cemaat müntesipleri nerdeyse bu sıkıntının kendilerinden tezahür etmediğine Başbakan’ı inandıracaklardı…

Ama her şey gün gibi ortada idi. 7 Şubat Mit kriziyle başlayan güvensizlik süreci her geçen gün arttı ve 2013, 17 Aralık sabahı yapılan operasyonla savaş noktasına gelindi.

Üstat diye hitap ettiğim dostumla yaptığım sohbet bugünleri işaret ediyordu
Günümüzde FETÖ diye resmi olarak adlandırılan bu terör hareketiyle alakalı “Üstat” dediğim bir dostumla sohbetimi paylaştığım söyleşi tarzı “bir portre” de bugünlere dair ciddi işaretler içerdiği için ilginize sunmak istedim:
Ve Üstat başladı anlatmaya…

Aslında inanın ülkemizde, Cumhuriyet tarihinin en önemli dönemini yaşıyoruz. Zira paralel yapı, aslında Cumhuriyetimizi öyle bir hedef almış ki öncelikle masum ve faydalı bir hareket olarak görünen cemaat; zaman içinde kendi kadrolarını öyle mevkilere getirmiş ki, aslında MİT Müsteşarımız Hakan Fidan ve özellikle Sn. Cumhurbaşkanı’mız bu felaketi hissedip her şeyi göze alarak bu yapıya dur! diyemese idi; belki 2015 değil ama 2019’da ülkemiz tamamen paralel yapının Diktasına girmiş olacaktı. Sn. Cumhurbaşkanı’mızın bu dik ve net tavrı, tünelin sonunu görmeye başladığını zanneden paralel yapı için hüsran olmuştur.

“Paralel Oyun” un planı şöyle idi: Önce dünyada özellikle de Türkiye’ye mücavir bölgede Tayyip Erdoğan’ın karizması ve liderliği sayesinde Türkiye’nin yeterince güçlenmesi sağlanacak. Sonra Tayyip Erdoğan’ın kadrolarındaki kendi yandaşları ile tamamen kontrolü ele alınacak ve daha sonra “dış işbirlikçiler”inin de desteğiyle, Tayyip Erdoğan’a gerçekleştirilecek fiili ve siyasi bir suikastla AK Partiyi çökertip iktidar ele geçirilecekti. Zira Tayyip Erdoğan yaşarken, kendi planlarının yeterince başarılı olamayacağının hesaplarını yapıyorlardı. (Uzun Adam’ın ölümü için düzenlenen beddua seansları da Takdiri İlahi’nin malumudur)

Ancak bu planların gerçekleşeceğinin zaman alacağını gördükleri için dershaneler olayıyla para musluklarının kısılmaya başlanması ve planlarından haberdar olan MİT’i ele geçiremeyeceklerini anlayınca, biraz da panikleyerek; önce bakanlar üzerinden saldırıyı başlatıp, bu saldırının hemen peşinden muhalefet ve sosyal medyayı da rahat kullanabileceklerini düşündükleri için plan değişikliğine giderek, yeni “Paralel oyun”larını harekete geçtiler. Ancak bu yeni planlar Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’ın Halk tarafından kucaklanmasıyla bozuldu.

Bu noktada, Paralel Yapı’ya bazı dış güçler, verdikleri sözleri tam yerine getiremediler. Özellikle, ABD bu konuda ikiye bölündü. Merkeziyetçiler ile neo-con’lar kendi içlerinde savaşa girdi. Bu durumda Türk halkı kazananı belirledi ve Türkiye kazandı. Şimdi ise, “Paralel yapı” her gün biraz daha çökmenin eşiğine gelmiş durumdadır. Bu konuda geri adım atmayan Tayyip Erdoğan ve ekibi şimdilik savaşın ilk raundunun galibi durumundadır…

Bundan sonra artık mağlup olan taraf teslim olma noktasına gelmiş gibi görünüyor ise de; kanaatimce, esas savaş şimdi başlıyor. Çünkü Sn. Cumhurbaşkanı’mızın emri ile kurulan özel araştırma komisyonu çalışmalarında, bugüne kadar MİT’in geldiği başarılı noktadan devamla, “Paralel Yapı”nın varlığının ve planlarının dehşetini, ekonomik, siyasi ve ulusal güvenliğe dair vahametini her gün biraz daha dehşetengiz şekilde ortaya koyuyor diye düşünmekteyim. Benim de edindiğim bazı bilgilere göre, çok özel yetkilerle kurulan bu komisyon yaklaşık 4 ay önce Paralel Yapı’nın finans kaynaklarını kesmek için yola çıktığında, 64 şirket üzerinden inceleme yapmaya başlamış; ancak tehlikenin korkunç boyutu Kamu kurum ve Özel Sektör firmalarının öyle derinlerine kadar ilerlemiş ki; İstanbul boyutunda başlayan bu inceleme, şimdilerde neredeyse yurt genelini kapsayan 1000 adet şirkete kadar uzanmış durumdadır.

Bana göre bu durum, Paralel tuzak ve tehlikenin, en ciddi halkalarından biridir. Bu arada; bu incelemeler sırasında da, işin boyutu, öyle kişi ve ciddi şirketlere ulaşmış ki; önceleri “Paralel Yapı’nın” kadroları tarafından bu incelemeler engellenmek istenmiş, ancak yine MİT’in ve bu komisyonun başarılı çalışmaları sayesinde, bürokrasinin etkili noktalarındaki bu “Paralel kadro”lar, titizlikle temizlenmeye başlamış ve çalışmalara sekte vurulması engellenmiştir.

HSYK’daki seçimle gelen final bu kadroların daha da çabuk temizlenmesine ışık tutmuş, halen bürokraside, temizlenmesi gereken ciddi unsurlar var olsa da, panik havasına giren bu kadrolar artık nerede ise, birbirlerini ihbar eder bir panik haline düşmüşlerdir. “Paralel Tuzak” tehlikesinin başka bir yanı da maalesef, bu yapıyla ilişkiye giren iş, spor, sanat hatta siyaset dünyasından çok tanıdık isimlerin bu komisyonun raporlarını hazırlamasını müteakip, hazırlanacak adli dosyalarda adlarının öğrenileceği bir gerçektir.
Üstattan duyduğum kısacık bilgilere göre bile olayın vahametinin maddi boyutu ve dönen dolaplar fırtına öncesi sessizliği andırır bir boyuta ulaşmış haldedir. Yani bundan da şu anlaşılıyor ki; kamuoyu “Paralel Yapı”nın ülkemiz üzerinde oynadığı oyunların sadece %10’unu biliyor durumdadır. Ama artık “takke düştü kel göründü” söyleyişi manasında Pandora’nın kutusu açılmıştır, Paralel pislikler ortaya dökülmeye başlamış, dönülmez bir hesaplaşma içeren “devr-i sabık” sürecine girilmiştir.

Yıl 2015 vatansever görünen hainler satırlarımızda anlatılıyor
Ülkemizde yaşanan olağan dışı günlerde ihanet şebekelerinin, ülkem ile savaşını gördükçe içim içime sığmıyor ve hainlerin bu ihanetlerine dur diyebilmek için yazmaya devam ediyorum.

“İnsan hayatında çok kritik dönemler olur. Bu dönemler zordur, çetindir, meşakkatlidir. Bu dönemler insana gerçek dostu ve düşmanı gösterir.

İşte bu dönemlerde anlaşılır; kim gerçek dost, kim riyakâr…

Devletler de tıpkı insanlar gibidir. Onların da kritik süreçleri, dönemleri ve içinden geçtikleri hassas evreler olur.

Devlet hayatındaki kritik dönemler de ise; kim gerçek vatansever, kim silik, kaçak ve gevşek, kim vatansever görünen hain, kim dost görünen ihanet çetesidir, ortaya çıkar ve anlaşılır.

Ülkemiz de şimdilerde, tıpkı böylesi kritik bir süreçten geçmektedir. Dört koldan ülkeye saldıranlarla son yılların en büyük mücadelesine girmiş bulunmaktadır. Bir yandan IŞİD, bir yandan müzmin ve ülkemizin kan ve can damarını emen kalleş PKK, bir taraftan gövdeye girip içten içe kemiren Müslüman kisveli münafık Paralel Yapı.
Tüm bunların üzerine, bu üç büyük düşmanı destekleyerek, maşa olarak kullanıp, ülkemize vurmaya çalışan ABD’si, Almanya’sı, İngiliz’i, Fransız’ı, İran’ı ve ülkemize dost görünen hasım ülkeler de cabası…

Bugünlerde kimliğinde T.C. vatandaşı yazıp da terörü yaldızlayıp, sahip olduğu medyalarında parlatanların gerçek ihanet kokan yüzünü görüyorum.

Bu ülkede şirketler kurup, devletten ticari işler alıp, devletin gelişmesiyle kendileri de “beş kat” büyüdüklerini söyleyenlerin, buna rağmen utanmazca, ahlaksızca ve kalleş bir kinle, devlete kastedenlerin, teröre verdikleri destekle, içlerindeki husumet ve zehiri kustuklarını görüyorum.

‘TSK ve sivil bürokraside FETÖ temizliği yapılmalı’ uyarısı yapmıştık
Bu yazımda TSK ve Sivil Bürokrasideki FETÖ Temizliğinin önemine dikkat çekerek bu sürecin mutlaka olması gerektiği ve kendini gizleyenlerin saklanamayacağına dikkat çekmiştim. Aynı zamanda özellikle safını belli etmeyenlerin sonunun da iyi olmayacağını dile getirmiştim. Çünkü bana göre; ya devletten yanasın ya da değilsin düşüncesi bugün olduğu gibi dün de olması gereken bir realite idi.

“Ülkemiz açısından 17/25 Aralık tarihi bir milat oldu. Bu tarih devlet içindeki yuvalanmış Paralel Yapı Örgütü’nün ne büyük bir tehlike olduğunu hepimize gösterdi. Bu yapı gövdenin içindeki kurt misali devleti nasıl derinden sardığını ve kemirdiğini fark ettirdi. Dindar, hamiyetkar ve masum yüzlü paralel’cilerin devleti içten çökertmek için nasıl büyük bir kalleşlik zihniyetine sahip olduğunu gösterdi.

Ama bu topraklar yüzyıllardır kadim devlet geleneğinin merkezidir ve en zor anlarda bile, devlet aygıtı bir şekilde kendine kastedenleri, kangren olmuş uzuv gibi bekasına halel getirenleri keser atar. Bu bağlamda devlet içindeki cerahat misali olan “paralel yapı” mensupları temizlenmeye başlandı. Bu temizlik acili yete binaen önce emniyet ve yargıda başladı. Çok ciddi mesafeler kat edildi, devam da edecek ve asla taviz verilmeyecektir. Emniyet ve yargıdaki bu yapının unsurları sanmasın ki; gizlenebileceklerdir, saklanacaklardır ve kendilerini kamufle edeceklerdir. Asla…. Son ferde kadar bu mücadele devam edecektir.

Emniyet ve Yargıda bu mücadele sürerken TSK ve sivil bürokrasideki paralel unsurlar kendilerinin unutulduğunu sanmasınlar. Çok yakında onlara da sıra gelecektir. Bilinsin ki devlet yavaş işler ama mutlaka işler…

Darbe girişiminden 5 ay önce cumhurbaşkanımızın çevresinde rehavetini sitem ederek kaleme almıştık
Bu yazımda da FETÖ ile mücadelede bir geriye dönük değerlendirme yapmışım; gördüğüm ihmaller üzerine kızgınlığımı, sinirimi, Ak Parti ve Sayın Cumhurbaşkanı’mızın çevresindekilerin rehavetine sitem ve uyarımı dile getirmişim… Ve bu yazıda söylediğim gibi; Allah korusun, “Atı alan Üsküdar’ı geçmek” üzereydi ki; bu necip milletimiz buna yol vermedi.

İŞTE SİTEM VE UYARILARIMIN OLDUĞU BİR PORTRE
“’Büyük kafaları gaflet içinde görüyorum’ sözünü söyleyerek yazıma başlamak zorundayım. Çünkü Paralel gibi tehlikeli bir yapıyla mücadelenin sadece Erdoğan ve onun gibi inanmış bir avuç kadroyla yürütüldüğünü görmek içimi acıtıyor.

Erdoğan ve onun açtığı siyasi yolda istikbal elde edenlerde gördüğüm “neme lazımcılık” tavırlarını şaşkınlıkla izliyorum. Erdoğan’ın mücadele heyecanının binde birini göremiyorum maalesef. Türkiye tarihinin örneğine şahit olmadığı bu lanet yapıya ve tehlikeye karşı rehavet içinde olmak, bastığın dalı kesmekten başka bir şey değildir.

Haberlere bakıyorum; “emniyette şu kadar, yargıda bu kadar” bilmem ne gibi haberler veriliyor ve Paralel Yapı’nın tamamen tasfiyesinden söz ediliyor. Hâlbuki mücadele hala başlangıç safhasında ve asla rehavet kaldırmayacak noktadadır. Şu anda PKK ile doğu şehirlerimizde çok ciddi mücadele verilirken bu yapının işbirliklerini görüyoruz. Operasyon yapan polise, jandarmaya hala zarar verebildiklerini görüyoruz. Hala gövdeyi içten kemiren Paralel unsurları görüyoruz.

Hani nerde tam temizlik, hani nerde paralel yapının tasfiyesi…

Hala devletin hemen her kurumunda sessizliğe bürünüp uykuya yatmış haldeler. Temizlenen hala nerdeyse hiçbir şey yok. Hala kamunun imkânlarını kullanmaktalar. Hala iş ve işlemlerini yürütmeye devam etmekteler…

Beyler akıllı olalım, soğukkanlı olalım ve aklımızı başımıza alalım, mücadeleyi cansiperane sürdürelim. Emin olun yoksa bu yapı yaralı hayvan gibi çok daha tehlikeli olacaktır ve olabilir. Çünkü gösterilen gaflet, rehavet ve boş vermişlik öyle bir noktaya gelir ki; hepinizin ihaneti olur. İşte o zaman da ah vah ederek; keşke keşke demeye başlarız ki, “atı alan paralel yapı Üsküdar’ı geçmiş” olur.

Tüm bu nedenlerle sorumluluk ve inisiyatif noktasındaki herkese tam da bugün söylüyorum ki; paralel yapıyla vermediğiniz mücadele milliyetinize saygısızlık, milletinize umursuzluk ve devletinize ihanet olur.

Darbe girişimi öncesi güvenlik konsepti oluşturulmasını teklif etmiştim
Bu yazıda çözüm önerileri dile getirdim. Paralel Yapı başta olmak üzere PKK, PYD ile ilgili yapılması gerekenleri söyledim. Ve bu önerilerimin bir kısmının henüz şimdi hayata geçirildiğini görüyoruz.

Milli Güvenlik Kurulu; Cumhurbaşkanı’mızın başkanlığında geniş katılımlı şekilde acilen toplanmalı ve yeni bir “güvenlik konsepti” oluşturmalıdır.

Paralel örgütün ayak oyunları
Nisan 2016/Bir Portre

Sözü çok uzatmadan Paralel yapılanmanın hız kesmeden devam eden ayak oyunları ve ihanetlerinden bahsedeceğim.
Emniyet, Yargı ve diğer bürokrasi içindeki “paralel” mensuplar farklı reflekslerle hareket etmeye başladılar. Bu süreçte kendilerini deşifre edip, mücadele edecek potansiyeldeki kişileri, eski alışkanlıkları gereği, “uyduruk delillerle” bir şekilde lekeleyip, adeta beyazı siyah yaparak devletin yanındaki ama kendilerine en büyük hasım gördükleri kişileri “paralelci” diye pasifize etme politikası izlemeye başladılar.

BİR PORTRE’DE UYARDIĞIM 7. KOLORDU KOMUTANI FETÖ SORUŞTURMASI İLE TUTUKLU
“Maalesef Mardin’de istenmeyen şeyler yaşıyoruz. Şehit veriyoruz, kayıplar geliyor. İçimiz yanıyor. Mardin Valisi, Emniyet Müdürü, 7. Kolordu Komutanı ne yapıyor?

Bölge sıkıntılı kolordu komutanından, Emniyet ise Validen şikâyetler artıyor…

Ne oluyoruz beyler, Mardin’de ne oluyor… Sizlerin basiretsizliği bize şehit olarak geri dönüyor. Pasifliğin, küstahlığın, kaprislerin ve hatta gizli art niyetlerin bedeli şehit sayımızın artması olarak gelmemeli ve aksi takdirde bunun adına millilik denmeyeceği gibi başka bir kelimeyle ifade edilir.

Buradan sesleniyorum Mardin’e ivedilikle çözüm bulunmalı, derin ve titizlikle incelenerek müdahale edilmeli zira Mardin’de mücadele SUR gibi ilerlemediği kanısı var bende…

Hain hala polis, asker üniforması giymekte, yargı, emniyet, askeriye kimlikleriyle en mahrem noktalarda ihanetlerine devam etmekteler…”

(Bugün görüyoruz ki; Mardin-Nusaybin temizlik harekâtında FETÖ’cü polisler ve tugay komutanı tuğgeneralin ihaneti var. Şimdi general ve ihanetçi emniyet görevlileri tutuklu)

Fetöye rehavet, Devlete ihanet
BİR PORTRE / NİSAN 2016

Hala rehaveti, aymazlığı ve tehlikeyi görmeyen basiretsizliği görünce yine aynı konuda sarılmışım yazmaya; “Fetöye Rehavet Devlete ihanet” diye… Çünkü tehlikenin büyüklüğü ve adım adım eyleme geçişine dair gözlemleri bana adeta feryat ettiriyor sürekli uyarma gereği hissediyordum. Hele de Ak Parti yönetiminden bu alçak yapıyla ilgili biraz müsamahakâr sözler duyunca kan beynime sıçrıyor, çıldırıyorum. Bu nasıl bir gaflet, bu nasıl bir rehavet diye… Dayanamıyor ve yazmaya başlıyorum ben de…

Sizlere yeniden sunduğum yazılarımda bazı konu ve uyarıların tekrarını göreceksiniz. Bunları bilinçli şekilde yaptım, sürekli uyardım, uyardım, uyardım…

“Defalarca yazdım, toplantılarda söyledim, ülkesini canı pahasına seven bir vatansever olarak elimden gelenden öte bir mücadele verdim, veriyorum ve vereceğim.

Paralel Yapı’nın PKK’dan daha tehlikeli bir örgüt olduğunu defalarca söyledim. Devletin bekasına, varlığına ve birliğine kasteden bu yapının “Ayrık otu” gibi olduğunu ve devletimizin milli güvenliğini tehdit eder bir nitelik gösterdiğini hep dile getirdim”

DARBE GİRİŞİMİNDEN 23 GÜN ÖNCE BİR PORTRE’DE, “Mevzubahis Vatan ise gerisi teferruattır”
Bu yazıyı 15 Temmuz Darbe girişiminden 23 gün önce yazdım. Belli ki, bizim burada da dile getirdiğimiz en kesin ve radikal FETÖ temizliğini, alçaklar da fark etti ve hain eylemlerini uygulamaya geçtiler. Özellikle bu yazıdaki başlatılan sürecin bu ihanet şebekesini tam korkutarak 15 Temmuz alçak katliamına teşebbüs ettiklerini şimdi daha net görebiliyoruz.

““Mevzubahis Vatan ise gerisi teferruattır’ Bu veciz, derin ve anlamlı cümleyi defalarca yazdım. Belki okurlar ‘neden, niçin, sürekli bu vurgu’ demiş bile olabilir.
Ama benim için gerçekten aslolan, vatandır, devlettir, millettir… Tek kelimeyle ifade edecek olursak; Türkiye Cumhuriyeti’dir…

Bu nedenle de yazılarımda içerden ve dışarıdan ülkemize gelen saldırılara yönelik mücadeleyi sürekli dile getirdim. Bıkmadan, usanmadan bir devlete sahip olmanın anlamını vurgulamaya çalıştım. Ateş çemberinde bir ülke olduğumuzu ve ülkemizin bağımsızlığının temel esas olduğunu hep söyledim ve hep de söyleyeceğim.

Bu yüzden de “paralel yapı” ve PKK tehlikesine karşı top yekûn mücadelenin tavizsiz ligini hep dile getirdim. Bu iki terör örgütünün devletimizin “beka” sorunu olduğunu söylemekten hiç vazgeçmedim.

Yeni hükümetle birlikte bu iki ana terör örgütüne dair mücadelenin teşhis, tespit safhasından tedavi ve operasyon sürecine girmiş olduğunu görmenin memnuniyetindeyim. Devletin bürokratik kademelerindeki “paralel unsurları” temizleme konusunda fiili faaliyetlerini görmeye başladık. Bu henüz başlangıç ve dalga dalga devam edecektir.

Bakanlıklarda müşterek kararname ile atanması yapılanların çok hızlı şekilde değiştirilmesine ve bazılarını yargıya havale edilmesine matuf adımlar başladı. Bu adımlar gün be gün artacak ve devletimizin kadrolarına “ayrık otu” gibi sirayet etmiş “paralel haşereler” temizlenecektir. Bu temizlik hareketi işlemlerinde yeni hükümetin hassasiyetine inanıyorum.

Yakın zamanda Meclisimizin çıkaracağı kanunlar ve hükümetin sevk edeceği KHK’lar ile FETÖ unsurları devletin kılcallarından titizlikle temizlenecektir. Bu konuda tekraren söylediğim 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’ndaki elzem nitelikteki değişikliğin de çok yakın zamanda Meclis’ten geçeceğini düşünüyorum.
Mevzubahis Vatan ise gerisi teferruattır….”

İşte sevgili okurlar Bir Portre yazarınız Cengiz Aygün’ün milli duruşu aynen böyle idi, bugün de aynı yarın da Allah’ın izni ile aynı olacak.

Bir sonraki yazıda buluşmak üzere Allah’a emanet olun sevgili okurlarım.

İslam alemi acılar içinde

0

Ne yazık ki; İslam dünyası bir bayrama daha yine acılar içinde giriyor. Gerçekten de, İslam ülkelerinden bazıları, ya “istilâ altında” ya da “yok olma” tehdidi altında çırpınıyor, çatışıyor, savaşıyor. Üstelik aziz vatanımızda; mel’un silahlı güruhlar “terör” estiriyor. Çoluk çocuk demeden sivil halka bile saldırıyor.

Nitekim son zamanlardaki eylemler, terör örgütlerinin ne denli uyuşturulmuş ve yönlendirilmiş olduğunu adeta ispatlıyor. İster PKK, ister IŞİD ister diğer terör örgütleri olsun, yaptıklarının yanlarında “kâr” kalmayacağının bilincinde değiller, çünkü çoğunun uyuşturulan beyinlerine kan ve kurşun şırıngalanıyor. Bazen tehdit ile bazen şantaj ile bazen de işkence ile yönlendirilen tüm teröristlerin sonu ölüm oluyor. Afrika’nın ortalarından, Afganistan’ın içlerine kadar bir “kaos” içinde çırpınan İslam alemi, çıkış yolunu bir türlü bulamıyor. Daha doğrusu, malum “şer güçler” her seferinde yeni bir oyunla, yeni bir tuzakla İslam alemini adeta sindirmek istiyor.
Libya’da bitmeyen “kanlı oyun”, Filistin, Tunus ve Yemen trajedisinin yanı sıra, komşumuz Irak ve Suriye’de yaşananlar, bayramlarımıza yine gölge düşürüyor. Irak ve Suriye’de cereyan eden iç savaşın boyutu o kadar “hassas” ki “mezhep” çatışmasını da içeriyor. Belki de; dünyada en fazla “mezhep” duyarlılığı, asırlardan beri Irak’ta yaşanıyor. Her fırsatta tekrarladığımız üzere; asırlar önceki Kerbela faciasından sonra, aralıklarla meydana gelen “mezhep” çatışmalarında binlerce kişinin can verdiği, acıyla hatırlanıyor. Etnik ve mezhep ayrılıklarının kasıp kavurduğu Irak’ta her olaydan sonra ABD’nin, dolayısıyla Kürtlerin ekmeğine yağ sürülüyor.

Her ne kadar, IŞİD denilen örgüt Irak’ta hâkimiyetini ilan etmek için kan döküyor ve tehditler savuruyorsa da, bu kanlı kargaşadan en fazla Kürtlerin yararlanacağı sanılıyor. Nitekim, Irak’ın Kuzeyinde hâkimiyeti eline geçiren Kürt oluşum, petrol gelirlerinin de büyük bir kısmını “gasp” ediyor ve artık kendi namına satıyor. ABD ve müttefiklerinin dümen suyundan giden Kürt oluşumu, Kerkük ve petrolünü de tamamen ele geçirdikten sonra “mezhep” kavgalarından fazla etkilenmiyor. Ne var ki Kürt oluşumu her an ABD tarafından “vurucu güç” olarak kullanılma emrivakisiyle “tedirginlik” duyuyor. Şükürler olsun ki gün geçtikçe IŞİD’e karşı girişilen “imha” hareketi başarı kazanıyor. Özellikle Felluca’nın alınışından ve Irak’ta uğradığı art arda hezimetler IŞİD’e pahalıya mal oluyor, bundan ötürü de “bireysel” terör canavarca işletiliyor.

Anlaşılan; daha çok bayramlar, yabancı güçlerin gölgesi altında kutlanmayı veya yaşanmayı bekliyor. Her ne kadar, Türkiye-İsrail yakınlaşmasından bölgede bir “güvenlik” ortamı bekleniyorsa da, gelişmelerin sürprizlerle dolu olduğu da hatırlatılıyor. İsrail’i korumaya “ant içmiş” bir ABD’nin asıl niyeti ise tehlikeleri ortadan kaldırarak, “enerji güvenliğini” sağlamakta “saklı” olduğu biliniyor. İslam aleminin ne denli tehlikeler içinde olduğunu belirtmeye çalışırken, hemen hemen her taşın altından İsrail, arkasından da ABD çıkıyor. En fazla kaybedenin ise Türkiye’nin olduğu anlaşılıyor. Sevgili okurlarımız, “buruk” da olsa bayramımızı kutlarım.

Ülkemiz ve milletimiz için çalışıyoruz

Türkiye’de Enerji Ekibine özel açıklamalarda bulunan Başbakan Binali Yıldırım, Suriye sınırında TSK’nın gerçekleştirdiği operasyon ve Fetullahçı terör örgütüyle yapılan mücadelede gelinen son durum hakkında birbirinden önemli bilgiler verdi.

Sınır güvenliğimizin sağlanması gerektiği için Türk Silahlı Kuvvetlerimizin Suriye sınırında operasyon başlattığını belirten Başbakan Binali Yıldırım, “Bilindiği üzere uzun süreden beri Kilis’e, Gaziantep’e, Karkamış’a roketler atılıyor, vatandaşlarımızdan can kaybı oluyor, mallarına da zarar veriliyordu. Bu tarz saldırılara karşı Türkiye’den top atışlarıyla karşılık veriyorduk. Ancak, buradaki tehdit ve sıkıntı o kadar büyüdü ki, bunu kendi topraklarımızda karşılamak ve bertaraf etmek zorlaşmıştı. Bu sebeple özellikle bölgede, terör gruplarını mahallinde etkisiz hale getirme kararı almak zorunda kaldık.

“DAEŞ NE İSE PYD İLE YPG’DE AYNIDIR”
Işid tarafından ülkemize karşı verilen tehditlere ek olarak bir yandan da onların arkasından PYD, YPG unsurları da sınırlarımıza gelmeye başladı ve ciddi anlamda sınırlarımızda bir tehdit oluştu. Bunun üzerine tabi böyle bir harekatı yapmaya karar verdik ve operasyon başladı. Operasyonun zamanlaması tamamen oradaki durumun gittikçe kritik hale gelmesiyle ilgili olduğunu üstüne basa basa söyleyebilirim. Başka ülkelerin bu operasyonda söz sahibi olmadığı gerçeğini de unutmamak lazımdır. Başkalarıyla ilişkilendirmek çok açıkçası aşırı bir yorum olur, böyle bir şey yoktur. Mücadele başlarken ABD ile görüşmemiz olmuştur. Bu görüşmenin altında Cerablus’un geri alınması konusunda stratejik görüşmeler yatmaktadır. Bu görüşmede operasyon anında PYD ve YPG unsurlarının Fırat’ın batısına geçmeyeceği konuşulmuştur.

PYD, YPG, bize göre bunlar da terör örgütü, onlar bir yandan Fırat’ın batısına geçerek daha batıya, Afrin’le birleşip tamamen Suriye kuzey sınırımızı kapatmak istiyorlar, bunu asla kabul edemeyiz, bunu defalarca müttefiklerimize söyledik ve bunun gerçekleşmemesi için TSK gerekli operasyonları başarılı bir şekilde gerçekleştirmiştir” diyerek konuştu.

“SURİYE’NİN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ BİZİM OLMAZSA OLMAZIMIZDIR”
Başbakan Yıldırım, “Şunu herkes bilmelidir ki; Türkiye açısından olmazsa olmaz Suriye’nin toprak bütünlüğüdür. Yani orada ayrı bir Kürt devleti, PYD devleti Kürt demeyeyim de PYD. PYD bizim için PKK’dan farkı yok, çünkü o bölgeye PKK’lılar geldi yerleştiler, PYD’yle birleştiler ve orada sürekli alan genişletmeye çalışıyorlar, bu kabul edilebilir bir şey değil. Her bir etnik grup devlet kurarsa orada, bugünkünden beter olur, hiçbir sorun çözülmeyeceği için tekrar başa dönmüş oluruz. O yüzden ne oluyor? Bedeli de biz ödüyoruz, bizim ülkemizde 3 milyondan fazla memleketinden, evinden barkından olmuş Suriyeli var, Ürdün’de var, benzer şekilde Lübnan’da var, başka ülkelerde var, bu insanlar da bir an önce dönüp normal hayata geçmeyi arzu ediyorlar” dedi.

Suriye’nin topraklarında gözümüz yok diyerek konuşmasına devam eden Başbakan Yıldırım, “Bizim hassasiyetimiz, bu toprakların oldubittiye getirilerek PYD, YPG unsurlarınca işgal edilmemesi. Suriye muhalifleri zaten yerleşmeye başladılar, Cerablus’a yerleştiler, orada kalanları, köyleri kontrol etmeye başladılar. Yani tamamen bu bölgeden, bu biraz daha güneye doğru devam ediyor, Cerablus da dahil bütün alanın YPG ve PYD’den temizlemesi lazım” dedi.

“DARBE GİRİŞİMİNİN PÜSKÜRTÜLMESİ İLE KAOS PLANLARI RAFA KALKTI”
Darbe girişiminin püskürtülmesi ile tüm kaos planlarının rafa kalktığını söyleyen Başbakan Binali Yıldırım, “Darbeden sonra Türkiye’de kutuplaşma olacak, işte siyasi partiler arasında ayrışma olacak, millet birbirine düşman olacak, böyle bir şey olmadı. Darbenin ilk gününden itibaren bütün partiler, esas itibarıyla iki büyük parti başta olmak üzere biz milletten yanayız, Hükümetin yanındayız, bu millete yapılmış bir darbedir, meşru seçilmiş Hükümeti ortadan kaldırma yönelik bir iştir, onun için yanınızdayız dediler, defalarca görüştük, onlar geldi, biz gittik. Nihayet Yenikapı’da Cumhurbaşkanımız bütün, işte 3 büyük partiyi biraraya getirdi ve orada Türkiye’nin 79 milyon olarak bir ve beraber olduğu, kenetlendiği ve teröre en kuvvetli bir şekilde karşı koyduğunu bütün dünyaya gösterdi. Bütün bunları görünce Batı da, başka ülkeler de yanlışlarını gördüler ve Türkiye’yle ilişkileri tekrar geliştirme sürecine girdiler” dedi.

“SIZDIKLARI TÜM ALANLARDAN TEMİZLENİYORLAR”
FETÖ soruşturmasında çok titiz bir çalışma yürütüldüğünün altını çizen Başbakan Binali Yıldırım, “Bunun çok boyutlu bir iş olduğunu milletimiz bilmesi lazım. Bugünden yarına çözülecek bir konu olmadığını da bilmesi lazım. Neden? Çünkü örgüt kapalı, kapalı kutu. Saydam değil, birtakım kendilerine göre teknolojik altyapı kurmuşlar, özel haberleşme sistemleri var. Yani hiç tahmin etmediğiniz, akla hayale gelmeyen yöntemler kullanıyorlar. Dolayısıyla burada suçluyu, suçsuzu birbirinden ayırmak, yaşın yanında kurunun yanmasını önlemek için çok titiz bir çalışma gerekiyor. Bu sadece memur tarafında değil bunun yargı tarafında da aynı şey var, orduda da aynı şey var, polisin içinde de aynı şey var, işte bütün bakanlıklarda, yerel yönetimlerde, hatta iş aleminde de. Bütün alanları, üniversiteler de buna dahil, bütün alanlara sızmışlar, kılcal damarlara kadar girmişler. Ne yapacağız? Bunları titiz bir çalışmayla ayıklayacağız. Onun için zor ve zahmetli bir iş. Yanlış yapmak lüksümüz yok, insanların mağdur edilmesi lüksümüz yok. Onun için zaman alıyor, ama üstesinden geleceğiz.

“OHAL VATANDAŞIN YAŞAMINA BİR ENGEL TEŞKİL ETMEDİ”
Biz OHAL’i vatandaşa ilan etmedik. OHAL’i biz kendimize ilan ettik. Vatandaş işine gücüne baksın, yeni yatırımlar yapsın, alışverişini yapsın, ekonomi canlanmaya devam etsin. OHAL dediğiniz şey, bakın Fransa’dan örnek vereyim size; Fransa’da bir terör olayı oldu, OHAL ilan ettiler, 3 sefer uzattılar, en son 6 ay daha uzattılar; bir terör olayı. Bizim ülkemizi yok etmeye çalıştılar, darbe yaptılar. Dolayısıyla bizim daha aradan geçmiş 1 ay, işte OHAL uzayacak mı, uzamayacak mı? Dur bakalım, şu 3 ayı bir görelim, bu 3 ayı da azami müddetçe değerlendireceğiz. OHAL’de biz ne yapıyoruz, onu bilmek lazım. Vatandaşın gidip işine mi müdahale ediyoruz? Niye şu işi yapıyorsun, niye bu işi yapıyorsun, niye seyahat ediyorsun? Bunlarla alakası yok OHAL’in, her şey eskisi gibi, ilk günden itibaren. Neyle alakası var? Bu FETÖ terör örgütü ve bölücü terör örgütünün Türkiye’nin başına bela olmaması için bir daha alınması gereken tedbirler var, yapısal değişiklikler var, işte bu terör örgütüne bulaşmış olanların devletten temizlenmesi var, bu ve buna benzer düzenlemeler var” diyerek açıklamalarda bulundu.

79 milyon bir bayrak altında bayramlaştı

“79 Milyon Bir Bayrak Altında” adlı bayramlaşma, 15 Temmuz şehitleri ve tüm şehitler için Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlarken, programa ellerinde Türk bayrakları ile gelen vatandaşlar salonu tamamen doldurdu.

Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı’nca (TGTV) Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen bayramlaşma programına; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yanı sıra eşleri hanımefendi Emine Erdoğan, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, AK Parti Genel Başkan Yardımcıları Mehdi Eker ve Hayati Yazıcı, Sivil Toplum Örgütü Başkanları, Milletvekilleri, Siyasiler, İşadamları, Bürokrat ve Gazeteciler katıldı.

Bayramlaşma programında herkesin bayramını tebrik ederek konuşmasına başlayan Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı (TGTV) Başkanı Hamza Akbulut, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın olayı teşhisi ve anlık çözüm odaklı cesaretli yaklaşımı ile 15 Temmuz hain darbe girişiminin atlatıldığını söyledi.

HAMZA AKBULUT, “MİLLET TEK YÜREK OLARAK HAİN GİRİŞİMLERE İZİN VERMEYECEKTİR”

Milletin tek yürek olarak hiçbir darbe girişimine izin vermeyeceğini belirten Hamza Akbulut, “İlim ve din konusunda üstümüze düşen görevlerimizi en iyi şekilde yerine getirmeliyiz. Din insanlara öğretilmediği durumlarda bazı insanların fikirleri din olarak kabul ettirilebiliyor. İlim olmayınca düşüncede var olmamaktadır. Dinimiz İslam’a ve ilme çok değer vermiş. İlmin herşeyin üzerinde olduğu açıkça belirtilmiştir. İlim adamlarının yetişmesine de büyük önem vermiştir” diyerek konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşması sırasında “İşte Ordu İşte Komutan”, “Recep Tayyip Erdoğan”, “Şehitler ölmez vatan bölünmez” ve “İdam isteriz” şeklinde sloganlar atılırken, Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘sizlerin istekleri görmezden gelinemez’ diyerek konuştu.

FETÖ denilen bu terör örgütünü tüm unsurlarıyla bir daha milletimize ihanet edemeyecek hale getirmek mecburiyetinde olduklarını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu mücadeleyi tüm kurumlarımızda veriyoruz. Şu ana kadar önemli mesafe kat ettik ama henüz kat etmemiz gereken çok mesafe var” diyerek konuştu.

Maden sektörü Tüyap’ta buluşuyor

Maden Türkiye Fuarı, madencilik sektöründe faaliyet gösteren üretici firmalar, tedarikçiler, makine üreticileri, hizmet sağlayıcılar, ithalatçılar, dış ticaret firmaları, eğitim ve danışmanlık firmaları, sektörel sivil toplum kuruluşlarının katılımı ile düzenlenmektedir. Bu yıl kapsamına eklenen tünel inşa ile de tünelcilik alanında faaliyet gösteren firmalar da Maden Türkiye 2016 fuarında yer alacaktır. Kapsamı itibari ile maden sektörüne yönelik hazırlanan ve firmaların en son ürün ve hizmetlerini bir arada sergileyecekleri tek fuar olma özelliği taşıyan Maden Türkiye, aynı zamanda Avrasya coğrafyasında düzenlenen en kapsamlı fuardır. Maden Türkiye 2016 fuarı ile geçtiğimiz yıllarda yarattığımız katma değer ve gösterdiğimiz büyüme başarısını sürdürmeyi hedefliyoruz.

Düzenlenmeye başladığı 2004 yılından itibaren her fuarın ardından başarılarına yenisini ekleyen Maden Türkiye Fuarı, bugüne kadar 60.000 metrekare alanda 1.577 katılımcı ve 30.944 profesyonel ziyaretçiye ev sahipliği yapmıştır. Maden Türkiye 2014 Fuarı; 29 ülkeden 412 katılımcıyı, Almanya, Belçika, Fransa, İngiltere, İtalya, İspanya, Kanada ve Rusya başta olmak üzere 69 ülkeden 9.371 profesyonel ziyaretçiyle buluşturmayı başarmıştır. Ziyaretçi sayısında % 47, katılımcı sayısında % 30 ve sergi alanı metrekaresinde gerçekleşen %35 üzerindeki artışla ortaya koyduğu başarılı performans, katılımcılarının ve ziyaretçilerinin beğenisini kazanmıştır. Türk madenciliğinin gücünü ve büyüklüğünü dünyaya tanıtmayı hedefleyen Maden Türkiye Fuarı, 2016 yılında da madenciliğin ve tedarik sağlayan sektörlerin gelişimine katkı sağlayacaktır.

Maden Fuarı 2016 yılında da, Türkiye’nin yanı sıra Almanya, Çin, Belçika, Çek Cumhuriyeti, Hollanda, İtalya, İrlanda, İspanya, Fransa, Güney Afrika, Kanada, Norveç Polonya, Romanya, Sırbistan, Rusya, İsveç, Hindistan, İsviçre, Finlandiya, Şili’den gelecek katılımcılarını ve Amerika, Yemen, Tunus, Çin, Slovenya, Azerbaycan, Çek Cumhuriyeti, Cezayir, Endonezya, Fransa, Güney Afrika, Fas, Güney Kore, Pakistan, Polonya, Romanya, Sırbistan, İngiltere, Hollanda, İspanya, Kazakistan, Kosova, Portekiz ve daha birçok ülkeden gelecek ziyaretçilerini ağırlıyor olacak.

Üniversite sanayi iş birliğini gerçekleştiren, Türkiye’de madenciliğin gelişmesine katkılar sağlayan, sektörün kilometre taşlarından olan Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı iş birliği ile düzenlenen ve madencilik sektörünün geleceğine yön verilen bir platform olan Maden Türkiye Fuarı, Avrasya bölgesinin en kapsamlı ticari etkinliğine ev sahipliği yapmakta ve ülkemiz ekonomisine katkı sağlamaktadır.

Jeolojik ve tektonik yapısı ile zengin maden kaynaklarına sahip olan Türkiye, maden yataklarının çeşitliliği, zenginliği ve hedef pazarlara yakınlığı nedeniyle madencilik sektörünün ilgi odağı konumundadır. Ülkemiz madencilik yatırımları, kömür bazlı enerji üretimi, metal ve doğal taş sektörlerinde hızla gelişmektedir. Maden sektörünü harekete geçiren fuar, kapsamı ile sektör adına da önemli faydalar sağlamaktadır. Maden sektöründe yer alan tüm paydaşlar, fuar sırasında düzenlenen sektörel etkinlikler sayesinde kamu yetkilileri, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, ulusal ve uluslararası sektör liderleri ile doğrudan fikir alışverişinde bulunabilecek, küresel pazar, Türk maden sektörü politikaları, mevzuata ilişkin yenilikler, son gelişmeler ve trendler konusunda bilgi sahibi olabilecekler.

24 – 27 Kasım 2016 tarihleri arasında Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nde, Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı iş birliği ile sektör profesyonellerine kapılarını açacak olan Maden Türkiye 2016, 7. Uluslararası Madencilik, Tünel İnşa, Makine Ekipmanları ve İş Makineleri Fuarı, Türkiye’den ve tüm dünyadan lider firmaların katıldığı, sektörün üretim gücünün ve yeteneklerinin sergilendiği, uluslararası satış ve pazarlama platformu olma özelliğini koruyacaktır.

MADEN TÜRKİYE FUARI / TÜRKİYE’DE ENERJİ

 

Serhat Albayrak ve ailesine geçmiş olsun ziyareti

Turkuaz Medya Yönetim Kurulu Başkanı Serhat Albayrak ailesi ile birlikte bulundukları ticari takside kaza geçirdi.

Otelden ayrılırken bindikleri taksinin başka bir ticari taksi ile çarpışması üzerine Serhat Albayrak’ın eşi Şule Albayrak ile 2 çocuğu yaralandı.

Yaralılar, ambulansla Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı.

Tedavilerin ardından hastaneden taburcu edilen Albayrak ailesinden hiçbir ferdin ciddi bir sağlık sorunu olmaması telaşlı olan aile üyeleri ile dostlarını sevindirdi.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN ALBAYRAK AİLESİNİ HASTANEDE ZİYARET ETTİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan, Albayrak ailesini ziyaret ederek, geçmiş olsun dileklerinde bulundular.

BERAT ALBAYRAK HASTANE YÖNETİMİNDEN BİLGİ ALDI

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile beraber Antalya’ya gelen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak abisi Serhat Albayrak, yengesi ve yeğenlerini ziyaret ederek, hastane yetkililerinden de bilgi aldı.

Türkiye ve Çin arasında tarihi anlaşmaya varıldı

Çin’in Hangzhou kentinde düzenlenen G20 Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne katılan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Çin Halk Cumhuriyeti ile tarihi öneme sahip 3 protokole imza attı.

Nükleer, yenilenebilir enerji ve kömür sektörü alanında protokoller imzalayan Bakan Albayrak, Türkiye’nin nükleer enerji çalışmalarındaki yol haritası hakkında da önemli bilgiler verdi. İlk nükleer reaktörün 2023’te devreye alınacağını, 2030’a kadar Türkiye’nin enerjideki kurulu gücünün yüzde 10’unu karşılayacak şekilde 3 nükleer santrale sahip olacağını söyleyen Albayrak, “60 yıldır tüm dünyaya helal olan bir teknoloji, ‘Türkiye’ye haram’ deniliyorsa, orada bir numara var demektir” diye konuştu.

Albayrak bu yıl sonuna kadar güneş ve rüzgârda da iki büyük ihaleye çıkılacağını açıkladı. G20 Zirvesi’ne katılmak üzere Çin’de bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a refakat eden Enerji Bakanı Albayrak, Türkiye’nin enerjide gelecek vizyonunu belirleyecek üç önemli protokole imza atarken, enerji alanıyla ilgili kritik açıklamalarda da bulundu. Nükleer enerji başta olmak üzere güneş ve rüzgâr enerjileriyle ilgili de önemli projeleri anlatan Bakan Albayrak şöyle konuştu:

Çin tarafı ile enerji alanında üç mutabakat zaptı imzaladık. Nükleer, yenilenebilir enerji ve kömür. Üçüncü nükleer santral ABDÇin konsorsiyumunun talip olduğu bir proje. Önümüzdeki günlerde konsorsiyumla birlikte üçüncü nükleer santralin saha seçimi ve fizibilite ile ilgili açıklamalar da yapılacak.

17-18 Kriterimiz Var

İlk iki nükleer santralimiz Akkuyu ve Sinop olacak. Üçüncüsü ile ilgili saha çalışmaları bir noktaya geldi, hangi bölge olacağı henüz belli değil. Burada duygusal değil 17-18 kritere göre hareket ediyoruz. Bunların içinde depremsellik, su yollarına yakınlık, hava yollarının kesişimi, askeri bölge ve diğer kriterler var. Bunlara göre seçim yapılıyor. Haritalarda birkaç yer öne çıkıyor. Bunun için üst düzey istişare ile stratejik bir karar verilecek.

Japonya ile Anlayış Birliği Belgesi İmzalanacak

Türkiye’nin 2023-2030 hedefleri var. Nükleer bunun içinde önemli bir yer tutuyor. 2023-2030’un Türkiye’si 120-150 bin megavat kurulu gücü ifade ediyor. Bunun yüzde 10’u, 10-15 bin megavatı nükleerden sağlanacak. Japonya ile de nükleeri hızlandırmak için bir anlayış birliği belgesi imzalayacağız. Türkiye’nin teknoloji ile ilgili iyileştirme beklentisi var. Burada zaman kaybetmemek için 2023-2030 yıllarını kapsayan planda ilk reaktörü devreye almak istiyoruz.

Türk Akımı’nda İlk İzinler Verildi

Rusya ile İstanbul’da mevcutların yanı sıra potansiyel projeleri de görüştüğümüz verimli bir toplantı gerçekleştirdik. Türk Akımı’nın birinci fazı ile ilgili beklenen izinlerin onayını gerçekleştirdik. Türkiye’nin enerji arz güvenliği ve bölgesel enerji projesi olarak Türk Akımı 24 Kasım 2015’e kadar masadaydı. Proje ile ilgili süreç olumlu ilerliyor. Gaz konusunda sessiz ve derinden önemli adımlar atıyoruz. Türkiye’nin bir kaynağa, bu kaynağın bir yapıya bağlı olmaması konusunda çalışmalarımız var. Rusya uzun bir süredir önemli bir ortağımız. Yeni ve farklı işbirlikleri yolunda adımlar atacağız.

Akkuyu’da Süreç Hızlanıyor

Ciddi yavaşlayan Akkuyu süreci hızlanıyor. Rosatom ekibi Türkiye’ye geliyor. Enerji, turizm, tarım gibi ticari ve ekonomik konuların yanı sıra Rusya Devlet Başkanı Putin ile Suriye ve bölgesel konuları da görüşeceğiz.

Bakan Albayrak Gazprom heyeti ile görüştü

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Rus enerji şirketi Gazprom’un Üst Yöneticisi (CEO) Aleksey Miller ve beraberindeki heyeti kabul etti.

İstanbul’da gerçekleşen baş başa ve heyetler arası görüşmelerde, Türk Akımı projesinin yanı sıra Türkiye’nin Rusya ile arasındaki kontrattan kaynaklanan hakları çerçevesinde başlattığı tahkim süreci ve bölgesel enerji işbirliğiyle ilgili konular ele alındı.

Türk Akımı projesinin hayata geçirilmesi için gerekli izin süreçlerinin en kısa sürede tamamlanması konusunda mutabık kalındı.

Tahkim Süreci kapsamında, Türkiye’nin kontrattan kaynaklı haklarının temini ve sürece neden olan sorunun çözülmesi için gerekli adımların en kısa sürede atılması konusunda da karşılıklı kararlılık belirtildi.

Görüşmede ayrıca bölgesel enerji işbirliği konularında da karşılıklı görüş alışverişi yapıldı.

Gelişim ve değişimimize dünya şahit olacak

Etnospor Kültür Festivali’nde Gazeteci Ferhat Yıldırım’a açıklamalarda bulunan Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, hain darbe girişiminin ardından ülkemizde hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını söyledi.

Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, “Hain darbe girişimi anında 100 yıldır bu topraklarda millet bu kadar birbirine kenetlenmemişti. Bu girişimin ardından ülkemizin olumlu gelişimi ve değişimine hep beraber şahit olacağız. Ülkemiz üzerinde oynanan oyunları milletçe bir olarak bozduk. Dünya da bu birlikteliği canlı canlı izledi” diyerek düşmanların bu tablo karşısında bozguna uğradıklarını dile getirdi.

Cuntanın planları boşa çıkarılmıştır

Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı (TGTV) Başkanı Hamza Akbulut, bu toprakları daha önce de defalarca canı pahasına korumuş olan milletin, genç-yaşlı, çocuk, kadın-erkek demeden bir kere daha iradesini ortaya koyup darbeyi önlediğini belirtti.

TGTV, üye kuruluşlarının başkan ve temsilcilerinin katılımıyla Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) darbe girişimine tepki göstermek için açıklama yaptı.

Haliç Kongre Merkezinde düzenlenen toplantıda vakıf adına basın açıklamasını okuyan Akbulut, ülkede demokrasiye ve anayasal düzene yönelik büyük bir badire atlatıldığını belirterek, devlet ve ülkenin içeride ve dışarıda bölücü, yıkıcı bir terör tehdidi, emperyalist bir saldırı ve kuşatma altındayken gerçekleşen bu kalkışma olayının vahameti artırdığını söyledi.

Akbulut, ülkenin 15 Temmuz gecesi bir darbe girişimi ile karşı karşıya kaldığını vurgulayarak, milletin malı olan silahların, düşmana karşı kullanılması gerekirken, devlete ve millete karşı kullanıldığını, katliamlar yapıldığını ve yönetime cebren el konulmaya çalışıldığını belirtti.

“İhanet ve delalet içindeki cuntanın planları boşa çıkarılmıştır”
Bu ayaklanmayı tertip ederek vatana ve millete ihanet eden bu zavallıları şiddetle kınayıp lanetlediklerini aktaran Akbulut, şunları kaydetti:
“İhanet ve delalet içindeki bu cuntanın planları fedakarca gayretlerle boşa çıkarılmıştır. Başta Sayın Cumhurbaşkanımızı, meclisimizi, idarecilerimizi, hükümetimizi, siyasi partilerimizi, seçimle işbaşına getirdiği idaresine sahip çıkan milletimizi, kahraman polisimizi ve kahraman askerlerimizi tebrik ediyoruz. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz. Bu toprakları daha önce de defalarca canı pahasına korumuş olan milletimiz, genç-yaşlı, çocuk, kadın-erkek demeden bir kere daha iradesini ortaya koymuş, darbeyi önlemiştir. Bizim bu irademiz karşısında, birlik ve beraberliğimize tuzak kuranlar başkasının maşası olanlar, yok olup gideceklerdir. Tarih onları, ülkesini ve milletini satan hainler olarak kaydedecektir.”

Hamza Akbulut, bu girişimin İslam dünyasının umudu olan Türkiye’nin önünü kesmek için yapıldığının çok açık olduğunu ifade ederek, beyni yıkanmış satılmışların, taşeron olarak kullanıldığını dile getirdi.
Anayasal düzenin zorla değiştirilmeye kalkışıldığını, vatana ve millete ihanet edildiğini anlatan Akbulut, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bu suçu işleyenlerin, destek verenlerin bulunması ve hukuk düzeni içerisinde en ağır bir şekilde cezalandırılması gerekir. Bu tür suçların bir daha işlenmemesi için de idam cezasının yeniden getirilmesi, sistemin gözden geçirilmesi ve düzenlemeler yapılması gerektiği kanaatini taşımaktayız. Biz gönüllü kuruluşlar olarak Sayın Cumhurbaşkanımızın, millet meclisimizin, milletimizin, devletimizin, meşru idarecilerimizin ve güvenlik güçlerimizin yanındayız. Toplumumuzun her kesiminin, bu hain girişime karşı teyakkuz halinde olması gerektiği düşüncesiyle hepinize saygılar sunuyoruz.”
OGÜN GAZETESİ

Milli irade gücümüzdür

Olağanüstü Hal (OHAL) kararı alınmasının ardından Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılması kararlaştırılan Merter Sanayici ve İşadamları Derneğinin Başkanı Yusuf Gecü, Ogün Haber’e süreç ile alakalı değerlendirmelerde bulundu.

Çevresinde hükümete yakınlığı ile bilinen Başkan Yusuf Gecü, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından devletimiz derneğimizin kurucularının ve istifa edenlerde dahil mevcut ve geçmiş tüm yönetim kurulu üyelerinin kayıtlarını bizden değerlendirilmek üzere istediler. Bu kayıtları kendilerine ulaştırmamızın ardından derneğimize kapatılması ile alakalı resmi bir tebliğat yapılmadı. Sadece hesaplarımıza tedbir konulmuş ve internetimiz kesilmiştir. Kanun hükmünde kararname ile kapatıldı ve kapatılma haberini resmi gazete vasıtasıyla haber aldık” diyerek Mesiad’ın kapısına kilit vuruldu şeklinde yapılan haberlerin asılsız olduğunu söyledi.

Derneğin kurucuları arasında örgüte yakın kişilerin olması nedeniyle böyle bir tedbirin alındığını düşündüklerini söyleyen Gecü, tekstil sektörünün önemli değerlerinden olan Mesiad’ın bünyesinde FETÖ Örgütü ile bağlantısı tespit edilen kişiler var ise bunların temizlenerek derneklerinin kendilerine teslim edileceğini ümit ettiklerini söyledi.

Demokrasi vazgeçilmezimiz, milli irade gücümüz, kardeşliğimiz geleceğimiz diyerek mesajlar da veren Gecü, “15 Temmuz gecesi milletimiz ve devlet kurumlarımız, demokrasimize kasteden alçakça bir saldırıyı önlemiştir. Darbe girişimi haberleri ortaya çıktığı gece hem ferdi olarak hem ailemiz hem de dernek yönetimi olarak tepkimizi ilk anda ortaya koyduk. Türk milletinin birlikte duruşu, kararlı tutumu ve demokrasiye sahip çıkma iradesiyle hainlere karşı başarı mümkün olmuştur. Cunta heveslileri karşısındaki dik duran milletimizle de gurur duyduk.
Devletimizin ve milletimizin faydasına olacak tüm çalışmaları da destekliyorum. Bu sebeple derneğimizin kanun hükmünde kararname ile kapatılmasının ardından en şeffaf şekilde çalışmaların yapılacağına güvenimiz tamdır. Haklı ve haksız ayırt edilerek, Hakkı olanın hakkının verileceğine, baş kaldıran da varsa başının kesileceğine inancımız tamdır.
İnşallah bu tür çalışmalarla hem devlet kurumlarımız hem de sivil toplum kuruluşları içerisinde hainlerle işbirliği yapanlar var ise temizlenecek ve vatan, millet için tertemiz bir şekilde şaibesiz hizmete devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

Varlık yönetim şirketleri neye hizmet ediyor

Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurulu (BDDK)’dan izin alarak, finans sektöründe bankacılık kanunları çerçevesinde faaliyet gösteren varlık yönetim şirketleri hakkında üst düzey bir bürokrat tarafından ciddi iddialar öne sürüldü.

Banka ve diğer finans kurumlarının tahsili gecikmiş alacakları olan kredileri onlardan pörtföyler halinde satın alan varlık yönetim şirketlerinin tahsilat sürecinde vatandaşa inanılmaz yöntemler uyguladıkları da biliniyor.

VATANDAŞA FAİZ İNDİRİMİ YAPMAK YERİNE VARLIK YÖNETİM ŞİRKETLERİNE KAZANÇ SAĞLANIYOR

Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurulu (BDDK) tüketiciyi de bankayı da koruyan bir kurum olmasına rağmen 1 milyarlık batık kredinin 50 milyon bedele varlık yönetim şirketlerine devir edilmesi sonucunda vatandaşa fayda sağlamayan bir sürece izin verdiği konuşulmaktadır.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın vatandaşın kredi borçlarına yardımcı olun tavsiyelerine uyulması gerektiğini söylemesine rağmen bankaların vatandaşa kolaylık yerine varlık yönetim şirketlerine kazanç sağlayacak ticarete zemin hazırlaması süreci de hafızlarımıza bir çelişki olarak kazınıyor.

Kamuoyu tarafından yabancı şirket olduğu zannedilen fakat BDDK’dan izin alarak değil bizzat bünyesinde faaliyet gösteren kendi iştiraki olan varlık yönetim şirketinin ilk kuruluşunda devlet bankaları haricindeki finans kuruluşlarından batık kredi alamayacağı kanunlar ile sabitlenmiş. Fakat daha sonra sözleşmesinde değişiklik yapılarak özel banka ve diğer kurumlardan da batık kredileri satın almaya başlamış.

ÖRGÜTE AİT BANKANIN BATIK KREDİLERİNİ TMSF İŞTİRAKİ ŞİRKET NEDEN SATIN ALMIŞTIR
TMSF’nin iştiraki olan varlık yönetim şirketi, bu sözleşme değişikliği ardından ilk olarak 2013 yılında Bank Asya’nın batık kredi dosyalarını 18 Milyon TL ödeyerek devralmasının gizli bir güç tarafından gizlendiği konuşuluyor. Teminatsız olan Bank Asya kredilerinin tahsilatının zor olduğu biline biline hem de hükümetle ters düşen örgüte ait bankanın batık kredilerinin alınması kafaları karıştırıyor.

Bu işlere kimin izin verdiği, kimin aracılık ettiği ve neden rizikolu bir işleme gidildiği soruları gizemini korumaya devam ediyor.

Bank Asya konusunda yapılan iddialara TMSF tarafından kar edildiği cevabı verileceği de söyleniyor. Bunun sebebine gelince Batık kredilerin arasına tahsilatı kesin olacak bir alacak ta eklenmiş.

Alınmasına kesin gözüyle bakılan Bank Asya kredisinin batık kredilerin arasına sokulmasının cevabı ise bu işe vesile olanların herhangi bir sorun halinde aklanması için olduğu iddiası var.

Varlık yönetim şirketlerinin işleyişi ve batık kredileri alması sonucu bank ne gibi faydalar sağladığını detaylı olarak şu şekilde izah ediliyor;
Bank Asya bu böylece banka bilanço ve karşılık ayırma gibi sorunlardan kendini kurtarmıştır.

VARLIK YÖNETİM ŞİRKETLERİ VATANDAŞ YERİNE BANKALARIN BİLANÇOLARINA FAYDA SAĞLAMAKTADIR
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF), bankalar ve diğer mali kurumların alacakları ile diğer varlıklarının satın alınması, tahsili, yeniden yapılandırılması ve satılması amacına yönelik olarak faaliyet göstermek üzere BDDK’dan izin alınarak kurulan şirketlere “Varlık Yönetim Şirket”leri denilmektedir. Varlık yönetim şirketlerinin lisans, denetim ve düzenlemeleri BDDK tarafından yapılmaktadır.
Varlık Yönetim Şirketleri sadece bankalara değil, ana faaliyet konuları para ve sermaye piyasalar olan ve bu konulardaki özel kanunlara göre izin ve ruhsat ile faaliyet gösteren kurumlardan olan finansal kiralama şirketleri, faktoring şirketleri, finansman şirketleri gibi finansman sağlama, ödünç para verme işleriyle iştigal eden gerçek ve tüzel kişiler ile kredi sigortası hizmeti veren kuruluşlara da hizmet vermektedir.
Bankaların sorunlu yani batık kredilerini çok düşük bedellerle satın alırlar. Bankaların satmayı düşündükleri ve artık tahsil imkanının kalmadığını düşündükleri ve karşılık ayırdıkları kredi portföyleri ortalamada toplam alacağının %15 – 20 oranında satılmaktadır. Diğer bir anlatımla banka 100 tl tutan bir alacağını örneğin 15 tl’ye bu şirkete satmaktadır. Böylece banka bilanço ve karşılık ayırma gibi sorunlardan kendini kurtarmaktadır. Varlık yönetim şirketleri de güçlü hukuk kadrolarıyla alacaklıların üzerine gitmektedirler. Yukarıdaki örnekten devam edersek şirket bankadan olabildiğince düşük bir bedelle portföyü satın almak ve bilahare olabildiğince tahsilat yapma gayreti içindedirler.
Türkiye’deki uygulamada dünya örneklerinden en büyük farklılık banka yöneticilerinin özellikle bireysel müşterilerle meşgul olmak istememeleri ve satıp kurtulmak mantığı ile çalışmalarıdır. Sonuçta %100 karşılık ayrılmış bir portföy satıldığında alınan meblağ tamamen kar yazılmakta, banka hukuk birimi tabiri caizse “hammaliye” işlerden kurtulmakta ve banka bilanço temizlenmektedir. Ancak bazı bankaların bu politikaları müşterileri tahsilat canavarlarının eline düşürmektedir. Bazı canavar varlık yönetim şirketleri İcra yoluyla takibat sebebiyle icra tahsil masrafları ve vekâlet ücretleri gibi ek rakamları borçlunun sırtına yüklenmekte ve borcu bu masraflar ve hesapladıkları ek faizlerle katlamaktadırlar. Ayrıca doğru olduğuna inanmak istemediğimiz bazı bankaların hukuk bölümü yöneticilerinin ve sorunlu kredilerle uğraşan bölümlerin yöneticilerinin bu varlık şirketlerine gizli ortak olması ve tahsil kabiliyeti olan dosyaları buraya aktarması durumundan da söz edilmektedir
Elde edilen bilgilere göre 2008 – 2015 yılları arasında anapara bazında bankaların 24,2 milyar lira satış yaptığı, sistemin bunlar için 3 milyar liraya yakın para ödediği ifade edilmektedir.

YÖNETİCİLER İLE İLGİLİ İDDİALAR BASIN MESLEK KURALLARI ÇERÇEVESİNDE HABERİMİZDE YER ALMAMIŞTIR
Kurum içerisinde üst düzey yöneticilerin hakkında yapılan iddiaları ise basın kanununa uygun habercilik anlayışımızdan dolayı kamuoyu ile paylaşmaz iken, Fetö örgütünün finans kurumu ile bağlantılı olan kişilerin belgelerle ispatlanması halinde okurlarımızla paylaşacağımızı da belirtmek isteriz.

Borçlu olan ödemeyi yapmaz ise akrabaları aranıyor
Bankaların, tahsil edemedikleri kredi alacaklarını devrettiği varlık yönetim şirketleri borçludan ümidi kestiklerinde eş, dost ve hısım-akrabasını arayarak taciz ediyorlar.
Borçlunun birinci derece yakınına ulaşamayan varlık şirketleri, bu kez uzaktan da olsa akrabalarını arıyor. Şirketler, borçluya ulaşmak için “Akrabanız borcunu ödesin yoksa sizden alırız” diye baskı yapıyor.
Vatandaşlar, “Borcum yüzünden ailemi, akrabalarımızı arayıp, tehdit ediyorlar” diyerek Tüketici derneklerine, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’na şikayette bulunuyorlar.
Varlık yönetim şirketleri bankaların batık kredi pörtföyünü önce inceliyor ve ardından ihaleye giriyorlar.
Varlık şirketlerinden telefon gelmesi durumunda, vatandaşların banka ile olan sözleşmenin bir örneğini istemeleri konusunda uzmanlar uyarıda bulunuyor.
Türkiye’de BDDK lisansına sahip 14 varlık yönetim şirketi bulunuyor.
OGÜN GAZETESİ EKONOMİ

Bakan Albayrak Demokrasi nöbetinde konuştu

0

Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın Kısıklı Demokrasi Nöbeti Konuşması

Bakan Albayrak, tarihi bir süreç yaşadık

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak KANAL7 ve ÜLKE TV Ortak Yayınına Konuk Oldu

Bakan Albayrak’ın 15 Temmuz’da yaşadıkları

Enerji Bakanı Berat Albayrak NTV’ye konuk olarak 15 Temmuz’da neler yaşadığını anlattı.

Enerji Bakanlığı darbecilere darbe vurdu

Darbe girişiminin başladığı anda Enerji Bakanlığı örgütün kullanmak için tasarladığı askeri alanların elektriklerini kesti. Elektrikleri kesilen hava üslerinde bulunan darbecilere ilk darbe enerji bakanlığı tarafından vuruldu.

Enerji Bakanlığı Çalışanları darbecilerin şehirlerin elektriklerinin kesilmesi baskılarına da boyun eğmediler.
Askeri hava limanları, hava üsleri ve ilgili yerlerde elektrikler kesilirken, vatandaşın enerji sıkıntısı yaşamaması için büyük özen gösterildi.

Örgütün darbe girişiminde kullanacağı tüm alanların elektrikleri kesilirken, tüm bölgelerde aşırı bir hassasiyet gösterildi. Kalkan jetlerin ise jeneratör kullanılarak havalandığı anlaşıldı.

Darbeciler Enerji Bakanlığı yetkilileri ile iletişime geçerek elektriklerin kesilmesi ile alakalı tehditler savurdular. Yetkililer ise gelen baskılara hiçbir suret ile boyun eğmediler.

Enerji Bakanlığı’nda FETÖ operasyonu

Darbe girişimi ardından FETÖ ve PYD ile mücadele kapsamında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığında 300 kişi açığa alındı.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığında açığa alınan kişiler hakkında soruşturma da başlatıldı.
Personel hakkında başlatılan soruşturmanın genişleyeceği de ifade edildi. Örgütle alakalı kamu personelinin belirlenmesi için yapılan çalışmaların titizlikle devam ettiği kaydedildi.