12.3 C
İstanbul
Cumartesi, Nisan 4, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 161

Üst akıl-Trump-Kraliçe-Baronlar

‘Üst Akıl’ konsept değiştiriyor. Sekiz yıllık Obama başkanlığı süresince uygulayageldikleri ‘dünya hakimiyet stratejisini’ radikal bir kırılmayla başka bir boyuta geçirdiğini görüyoruz.

Bugüne kadar “Üst Akıl”ın kullandığı enstrümanlar şunlardı;

Baronlar (Rohtchild’ler başta olmak üzere paranın efendileri),

Neo-Con’lar (ABD’de bulunan savaş heveslileri, akbabalar, dünyayı kana bulayanlar),

CIA’nın büyük bir kısmı,

NATO, Birleşmiş Milletler (özellikle beş ülkeden oluşan Güvenlik Konseyi, yani beşli çete),

Avrupa Birliği ülkeleri ve sözde “Avrupa değerleri” (Fransa, Almanya, Belçika, Avusturya, İsviçre ve AB değerleri ve normları denilen görüntüdeki “ulvi, insani” değerler),

Terör Örgütleri (El-Kaide, İŞİD ve buna bağlı diğer alt örgütler).

Üst Akıl son yirmi yıldır Baronlar üzerinden “Dünya Hakimiyet Proje”sini realize etmeye çalıştı. Bu konuda en temel enstrüman “para” idi. Ekonomik donelerle hareket eden tetikçilik uygulandı.

Baronlara başta CIA olmak üzere, Neo-Con’lar en büyük desteği verdi.

Avrupa “değerleri” ve ülkeleri Küresel Hakimiyet amacıyla araçsallaştırıldı.

Özellikle petrol ve doğalgaz rezervine sahip ülkeler ve hinterlandındaki devletler, oluşturulan terör örgütleri üzerinden istikrarsızlaştırıldı, iç savaşa sürüklendi ve yıkımlar yaşandı. Hala bu kaos ve iç savaş durumu Suriye ve Irak başta olmak üzere pek çok ülkede devam etmektedir.

Her döneme uygun ve  müdahale gerekçesi oluşturacak şekilde “Yeni Nesil Terör Örgütleri” oluşturuldu. Bu konuda CIA’nın birikiminden ve Baronların kullanımına verilen paradan istifade edildi. Terörün finansmanı için para Baronlardan, teknik destek ise hep
CIA’dan geldi.

Fakat durum Obama döneminde öyle bir hal aldı ki; Baronlar “Üst Akıl”ı da dinlemez noktaya geldi. Baronlar devletleri yok etmeye ve ülkeleri Şirket’leştirmeye, şirketleri ise Ülke’leştirmeye başladılar. Bu süreçte ulus devletlere, “vekalet savaşları” ve iç karışıklıklar musallat edilmeye başlandı. Baronlar, başta ABD olmak üzere; İngiltere ve Avrupa ülkelerini adeta esir alma noktasına geldiler. Çin’i ise ekonomik olarak tam bir kontrole almış durumdaydılar.

Bu durum çerçevesinde tüm sinsi çalışmalarına rağmen yönetemedikleri ana ülkeler Türkiye-Erdoğan ve Rusya-Putin ilk sıralarda idi. Uygulanan ekonomik yaptırımlarla Putin’e bir nevi darbe girişiminde bulundular. Türkiye ve Erdoğan’a ise önce 17-25 Aralık Yargısal Darbe daha sonra da 15 Temmuz silahlı darbe girişimiyle saldırdılar. Ama, her iki lidere de teşebbüslerinde başarılı olamadılar. Bu darbe girişimleri esnasında hemen her türlü alternatifleri kullandılar, darbe araçlarını sahaya sürdüler. Her iki ülkeye NATO ile, BM ile, CIA ile, Terör Örgütleriyle, Ekonomik silahlarla saldırdılar. Tüm bunlara rağmen bu iki ülke ayakta kaldı ve bu darbe girişimlerini akim bıraktı.

Baronların hoyrat, asi ve söz dinlemez tavırları “Üst Akıl”ı da farklı arayış ve yönelimlere sevketti. Çünkü artık Baronlar sıkıntı vermeye başlamıştı.

İlk adımı İngiltere attı. Kraliçe Rothchild’lere yüz vermez oldu. Bu durum Baronların parayı ABD’ye götürmesini de beraberinde getirdi. Ama İngiltere ve Kraliçe kararlı idi. Artık ok yaydan çıkmıştı.

İngiltere Brexit’le Avrupa Birliği’nden çıktı. Artık Avrupa İngilteresiz ve yalnız idi.

Baronlar yaklaşan ABD seçimlerinde Hillary Clinton kazanacak hesaplarıyla bu ülkeye yerleşmeye ve buradan dünyaya yönelik kanlı hakimiyet sürecine devam etmek istiyorlardı.

Çünkü artık “Üst Akıl” olmadan da hareket edeceklerine inanır olmuşlardı.

Fakat “kazın ayağı” öyle değildi. Üst Akıl İngiltere’den sonra ABD başkanlık seçimleri için de hesaplarını yapmış, seçimlere kısa bir süre kala FBI’ı devreye sokmuştu. Son onbeş güne kadar anketlerde on puan önde olan Clinton erimeye başlamış, Trump hızla arayı kapatmıştı.

Sonunda olan oldu ve Baronlarca yönetilen Obama’nın sekiz yılı sonrası yapılan seçimi, büyük bir sürpriz gibi görülen Trump kazandı. Bu seçim sonrası Trump’la birlikte “dünya hakimiyet projesi” de yeni bir boyuta girdi. Artık saflar belirlenmeye başlıyordu.

Trump’lu ABD ve Kraliçe’li İngiltere Baronlara karşı omuz omuza bir sürec başlattı.

Rusya ile asgari düzeyde bir ittifak, Türkiye ile işbirliği ve stratejik ortaklığın güven tazelenmesi bundan sonraki ilk adımdır. Bu sürecin nihai hedefi ise Çin’in görünürde yalnızlaştırılarak, aslında Baronların etkisinin bitirilmesi ve tedrici olarak tükenişidir. Baronların Çin üzerindeki ekonomik tetikçileriyle kurduğu hakimiyet ve etki “Üst Akıl”ın asla gözardı edemeyeceği bir realite ve en büyük sorundur.

Yeni sürecin kaybedeni kesinlikle AB ve Euro olacaktır. Almanya ve Fransa sönmeye mahkum bırakılacak olup, Avrupa önümüzdeki zaman diliminde çok ciddi ekonomik ve siyasi sorunlarla boğuşmak zorunda kalacaktır. Trump, Üst Akıl’ın en büyük silahı ve Baronların bitirilmesi için en önemli araç olacaktır. Kaldı ki, Trump’ın ikinci dönemde Başkan seçileceğini de düşünmüyorum. Çünkü bu başkanlık döneminde kendine biçilen rolü oynayacak, verilen görevleri ifa edecek sonra da görevi sonlandırılacaktır.

Bütün bu gelişmelerin ana nedeni ve önemi “para”dır. Önümüzdeki süreçte dolar ve sterlin yeni bir nitelik kazanacak, elinde dolar tutanlar, saklayanlar ciddi değer kayıplarına uğrayacaklardır.

Dünya ekonomik sahasında ve Baronlarca dolaşımda olan, 100 trilyon “e-dolar” için operasyonlar başlayacaktır. Kraliçe, Sterlin için yeni bir formülasyona giderek Baronları boşa çıkartacak olup, Trump da dolara yönelik yapacağı yeni adımlarla Baronların kullanımında olan soyut, sanal veya gerçek dolarları değersizleştirerek paranın kontrolünü yeniden “Üst Akıl”ın inisiyatifine verecektir.

Yeni dönemde Baronların stratejileri tersine dönecek; Trump şirketlerle devletleri vurmaktan ziyade, devletlerle muhatap olarak, devletlerin Şirket’leşmesine meydan vermeyecektir.

Tüm bu hamlelerin ABD içinde de ciddi etkileri olacak; CIA’da ve dolayısıyla Neo-Con’larda önemli tasfiyeler görülecektir. Trump’ın geçen gün “eski hükümet yetkilisi bürokratların lobi faaliyetlerine beş yıllık yasaklama” getiren bir karara imza atması bunun en temel göstergesidir. ABD siyaset geleneğinin aksine, kampanya döneminde söylediği söz ve iddiaları, Başkan olduktan sonra da sürdürmesi ve eyleme dönüştürmesi geleceğe dair en ciddi sinyallerdir.

Dışardaki etkisine gelince; Ortadoğu’daki karışıklık düzelme yoluna girecek, Suriye ve Irak, kısmen de olsa, istikrara dönük yönelimleri yaşayacaktır.

ABD düşürülen uçak krizi sonrası bozulan ilişkinin düzelmesiyle birlikte son bir yıldır Rusya ile iyi ilişkileri olan Türkiye’yi yeniden yanına çekmek isteyecektir. Kendisiyle istişare eden stratejik ortak bir Türkiye’nin Rusya ile iyi ilişkiler sürdürmesini isteyecektir.

Sonraki adım Rusya-Putin ile Obama’yla bozulan ilişkileri de düzeltip en büyük hedef olan Çin’e yönelmektir.

Baronların Çin üzerindeki etkisini de minimize ederek bu ülkenin ekonomik tasarruflarını ve dolarlarını kontrole alan Üst Akıl hedefine tamama yakın şekilde ulaşmış olacaktır. Bu son hamleyle birlikte Baronların inisiyatifindeki 100 trilyon doların 70-80 trilyonluk kısmını kontrol etmiş olacaklardır. Bu noktada “yeni dünya düzeni”, yeni konsepte göre tesis edilmiş olacaktır.

Üst Akıl’ın Trump’la başlayan beş yıllık süreçteki yeni planlarının bu şekilde olması muhtemeldir.

Olayın özeti yeni dünya planında artık, neokanlara ve baronlara yer olmadığıdır. Artık şirketler ülkeleri değil, Ülkeler şirketleri yönetecektir üstelik bunuda şirketler sahibi bir iş adamı ABD devlet başkanı Trump ile başaracaklardır. Kazanan üst akıl ve merkeziyetçilerdir ve maç bitmiştir. Önümüzdeki 4 yılı çok iyi görmek ve izlemek gerekir.

Tabi bu ABD’yi iyi tanıyan bir gazeteci olarak, benim fikirlerimdir. Trump’ın yemin töreni sırasında Wasington’da karşılaştığım bir gazeteci kardeşimizin sorusu üzerinede bu görüşlerimi daha detaylı anlattığımda bana ”yok üstad bu kadarda değil.” dedikten sonra nerede ise konuşma mednimizin tamamıı köşe yazısında kendi görüşü olarak yaza gazeteci kardeşlerimede tevsiyem, bunları yazmanızda hiç problem yok, ancak bari ABD’yi iyi tanıyan bir gazeteci ağabeyimden öğrendiklerim, dese idin.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah’a emanet olun sevgili okurlarım.

Türkiye’de biyokütle enerjisi

Biyokütle enerjisi Türkiye’de daha çok ticari olmayan yakıt biçiminde kullanılmakta ve yerli enerji üretiminin dörtte birini karşılamaktadır. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, odun, hayvan ve bitki atıklarını kullanan klasik biyokütle enerji üretiminin 2020 yılında 7530 Btep olmasını planlamıştır.Ticari olmayan klasik biyokütle enerji üretiminin giderek azaltılması ve modern biyokütle enerji üretimine başlanarak bu üretimin artırılması amaçlanmıştır.

Modern biyokütle enerjisi kullanımına geçilmesi ülke ekonomisi ve çevre kirliliği açısından büyük önem taşımaktadır. Türkiye gibi birçok ülke kendi ekolojik koşullarına en uygun ve en ekonomik tarımsal ürünlerden alternatif enerji kaynağı sağlamaya çalışmaktadır.

Türkiye bu potansiyele, ekolojik yapıya sahip ülkeler arasındadır. Türkiye biyokütle materyal üretimi açısından, güneşlenme ve alan kullanılabilirliği, su kaynakları, iklim koşulları gibi şartları taşıyan ülkelerin başında gelmektedir.Modern biyokütle teknikleri kapsamında, enerji ormancılığı ve enerji bitkileri tarımından yararlanılması çalışmaları devam etmektedir.

Türkiye’de enerji ormancılığı yönünden ekonomik değeri yüksek ve hızlı büyüyen yerli ağaç türleri arasında, akkavak, titrek kavak, kızılağaç, kızıl çam, meşe, dişbudak, fıstıkçamı, karaçam, sedir ve servi ağaçlarını söylemek mümkündür. Türkiye’nin iklim şartlarına uyum sağlayacak yabancı kökenli ağaçlar ise okaliptüs, papulus euramericana, pinus pinaster, acacia cynophilla gibi türler sayılabilir. Burada kavak, söğüt gibi oldukça fazla su isteyen ağaçların yanı sıra, oldukça kurak alanlarda yetişebilecek ağaçlara da önem verilmesi öngörülmektedir.

Türkiye’nin ilk ticari motor biyoyakıtı uygulaması 2005 yılında başlamıştır.Yerli kaynaklardan üretilen biyoetanol (Tarkim ürünü: kapasite: 30 milyon litre/yıl) kurşunsuz benzine %2 oranında katılarak piyasaya (POA ürünü BioBenzin) sunulmuştur.

Türkiye’ de biyogaz üretim potansiyeli 1,5-2 Mtoe [2;14]; 2,5-4 milyar m3 25 milyon kWh [13] olarak öngörülmektedir. Toplam biyogaz potansiyelinin %85’ i gübre gazından geri kalanı ise katı atık düzenli depolama sahası gazındandır. Gübre gaz potansiyelinin %50’ si koyundan, %43’ ü davardan ve %7’ si kümes hayvanlarından elde edilmektedir. Türkiye biyogaz potansiyelinin değerlendirilmesinin, yeşil elektrik eldesi, organik gübre üretimi, atık kaynaklı çevre kirliliğini azaltma ve AB uyum süreci açılarından ulusal faydaları olan bir enerji kaynağıdır. Hayvan gübrelerinden ve çöpten biyogaz eldesi konusuna dikkate değer bir ilgi yerel yönetimlerde, özel sektörde ve çiftçilerde bulunmaktadır. Ülkemizdeki günlük 65 000 ton endüstriyel ve evsel çöpün ve ayrıştırılarak düzenli depolanması ve anaerobik fermantasyonu ile %40 ila %60 oranında metan içeren çöp gazı üretimi olanağı mevcuttur. Belediyelerde bu yönde fizibilite çalışmaları yapılmaktadır. Organik kökenli bitkisel ve hayvansal atıkların doğrudan, verimsiz yakılması veya tarım topraklarına gübre olarak verilmesi yerine anaerobik fermantasyon ile %40-%70 metan içerikli biyogaz üretimi için Tarım Bakanlığının’da iştirakiyle halkın yönlendirilmesi ve tesisler kurulması için çalışma yaptıkları bilinmektedir.

TÜRKİYE’DE ENERJİ

Muhammed Taha Gergerlioğlu konferans verecek

Sahipkıran Stratejik Araştırmalar Merkezi (SASAM) İstanbul Şubesi´nin halka açık etkinliklerinin ilki; MİT ajanı olduğu iddiasıyla Almanya´da tutuklanan ve 11 ay tecrit altında tutulan Sosyolog ve Sosyometri Analisti Muhammed Taha Gergerlioğlu ve onun Avrupa´nın kalbinmde yaşadığı bu insanlık dışı muameleleri “Taş Mezar” ismiyle kitaplaştıran SASAM İngiltere Şubesi Başkanı Ahmet Ferruh Öncü´nün katılımıyla, “Yeni Bir Medeniyetin Doğum Sancıları ve Avrupa´nın Türk İslam Dünyası Stratejileri” konulu bir konferans gerçekleştirilecektir.

Altunizade Kültür ve Sanat Merkezi´nde 27 Ocak Cuma günü saat 19:00-21:00 saatleri arasında yapılacak konferans sonunda, “Taş Mezar” isimli kitap için bir imza etkinliği düzenlenecek. Kitabın yazarı Ahmet Ferruh Öncü ve kitabın kahramanı Muhammed Taha Gergerlioğlu okuyucuları için bu kitabı imzalayacaktir.

Sasam İstanbul İl Başkan Yardımcısı Av.Yurdal Kılıçer

SASAM / TURKİYEDE ENERJİ

Washington’da Trump’ı izlerken…

Çevreme bakıyorum… Adeta, Hollywood’vari devasa bir film seti… Arka planda ABD bayraklarıyla donatılmış Kongre Binası..

Her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş;  yürüyüşler, bakışlar,  jest ve mimikler, tokalaşmalar… Provası yapılmış film çekimi gibi,

Bütün yüzlerde mağrur ve mütekebbir ABD’lilik ifadesi…

Sanki her şey dünyada oluşan “Büyük Amerika” algısını pekiştirmek için  bir seramoni.

Sürekli uzak ufuklara hükmederliği göstermeye yönelik dalgalanan ABD bayrağı.

Adeta “ABD dünyadır, Dünya ABD’dir” zihniyetinin görsel ritüelleri…

Başkan yemin etmeden önce dualar okunuyor, “dinci”lik kaygısı olmadan,

Başkan “İnci”le el basarak yemin ediyor ve ABD halkına şeref sözü veriyor, “dincilik” yaftası yemeden…

Eski başkan Bush, Bill Clinton ve Obama orada,

Mağlup Demokrat Aday, Bayan Clinton zoraki tebessüm içeren yüz ifadesiyle törende.

Obama; yüzünde “olmayan derinliği” göstermeye çalışan bir ifadeyle orada,

Siyahi yüzü en doğal yanı, kararak vicdanının “kara”lığını ve silik kişiliğini kapatmıyor yüzündeki ifade…

Trump ise; her şeye ve herkese rağmen seçilmişliğin gururu ve meydan okuyuşun yansımış haliyle, narsistik hoyratlığını gizler yüz ifadesiyle gücün simgesi gibi,

Amerika’nın “yedi düveline” karşı galip gelmişliğin sonrası tevazu içinde bir mağrurluk yürüyüşü,

“Engelleyemediniz, başaramadınız, durduramadınız”, dercesine bakışlar,

Adeta, “istedim ve elde ettim, ben istedim başkan da oldum” şeklinde özgüvenin tavan yapmış hali…

ABD’nin gelmiş geçmiş en zengin başkanı…

Konuşmaya başlıyor…

Ana tema; “Her şey Amerika için”

Seçim sürecindeki söylemlerini değiştirmiyor,

“Kampanya sürecinde öyle idi, şimdi başkan oldum böyle” tarzında değil,

Radikal ve keskin söylemlerine aynen devam ediyor…

Sekiz yıllık Obama yönetimini gömüyor adeta,

Yapılan icraatların, söylemlerin, eylemlerin çok kötü  ve halkı düşünmekten uzak olduğuna değiniyor açık ve net cümlelerle,

Sekiz yıldır ABD’nin kötüye gittiğini, ihtişam ve gücünü azalttığını ve açıkça çok kötü yönetildiğini dile getiriyor Obama’nın gözüne bakarak.

“20 Ocak tarihi bir milattır, bugüne kadar Washington’daki siyasetçiler zenginleşti artık halk yönetime geldi” diyerek sivri dilinden taviz vermiyor.

“Başka ülkelerin ordularının kahrını biz çektik ama artık öyle olmayacak” diyerek Avrupa ülkelerine NATO üzerinden, daha önce söylediği gibi net mesajını yine iletiyor.

“Radikal İslami Terörü yok edeceğiz” diyerek, belki de önceki yönetimin terör üzerinden yaptığı “vekalet savaşlarına” gönderme yapıyor.

“Buradan tüm Amerikan halkına ve dünyaya sesleniyorum” diyerek ABD’nin menfaatleri için her şeyi yapabileceğini dillendiriyor.

Konuşmasında kişiselliğinin yönetsel yaklaşımına etkileri bariz şekilde görülüyor.

Obama gibi silik ve kişiliksiz bir yönetim sonrası, net, açık ve aleni tavrıyla Trump yönetimi henüz söylemsel boyutta da olsa,  yüzde yüz bir farklılığı ortaya koyuyor.

En zengin başkan en popülist söylemlerle konuşuyor, törende hazır olanlar nezdinde ABD halkına ve tüm dünyaya…

Doğrusu oldukça ilginç ve şaşırtıcı bir sürece girdiğimiz bir gerçek,

ABD ve diğer ülkeler açısından da farklı bir “yönetişim” olacağı aşikar…

Ama asıl gerçek ki; Obama yönetimi sonrası, gelen her kim olursa olsun, daha kötü olmayacaktır. Çünkü Obama “kötü yönetimin” en güzel örneğini gösterdi, yaptı, yaşattı.

Bu nedenle de, Trump’ın ve onun kabinesinin daha kötü olmayacağı kesin.

Ve ben eminim ki; dünyasal sorunların çözümünde daha radikal ve kesin kararların alınacağı yeni bir sürece giriyoruz.

Trump’ın yemin töreninde ABD halkına yönelik dile getirdiği kesin ve keskin söylemleri, dünyadaki sorunların halli konusunda da, farklı bir şekilde uygulamaya sokacağını düşünüyorum.

Eminim artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Dilerim ve diliyorum ki; Trump ve yönetimi sorunların çözüleceği, barışın tesis edileceği, coğrafyamızda yaşanan çatışma ve terörün azalacağı yeni bir sürecin başlamasına vesile olacaktır.

Son olarak; bir Hollywood oyuncusu Obama’ya sevgisini ifade için diyordu ki: “Senin gibi bir başkan gelmedi bir daha gelmeyecek”

Evet Obama gibi birisi gelmedi ve bir daha gelmeyecek. Çünkü bu kadar sıradan, silik, kişiliksiz ve beceriksiz bir başkan görmedik ve sanıyorum ki görmeyeceğiz de….

Not: Davetli olarak geldiğim yemin törenindeki ilk izlenimlerimi sizlere aktarmaya çalıştım. Türkiye’ye döndüğümde bundan sonraki süreçlerle ilgili gözlem, düşünce ve görüşmelerime dair paylaşımda bulunacağım. ABD’de farklı düşünce ve adımlar konuşulmaktadır. Tüm bunlara ilişkin yaptığım görüşmelerden izlenimlerimi siz okurlarımla paylaşacağım.

Bugün Trump’a hayırlı olsun derken “ayak üstü” kısa sohbet imkanım da oldu. Edindiğim izlenim ve intiba ülkemiz için olumlu gelişmeler olacağı cihetinde oluştu. Bakalım hayırlısı…

Türkiye’ye döndükten sonraki  Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah’a emanet olun sevgili okurlarım.

Donald Trump Yemin Töreni Konuşması

ABD başkanlık seçimlerinde zafer kazanan Cumhuriyetçi Lider Donald Trump, düzenlenen törenle görevi eski ABD Başkanı Barack Obama’dan devraldı. Trump yemin töreninde yaptığı konuşmada, “bugün sizin gününüz, ABD’de yaşayan herkesin günüdür. Artık tüm önem ve öncelik ABD’nin ve burada yaşayanlarındır” diyerek konuştu.

Enerjimize Enerji Katıyoruz

Enerji Bakanı Berat Albayrak yönetimindeki enerji bakanlığı Türkiye’nin enerjisine enerji katmaya devam ediyor.

Meclis Başkanı Kahraman’dan Azerbaycan’a ziyaret

TBMM Başkanı İsmail Kahraman, resmi temaslarda bulunmak üzere gittiği Azerbaycan’da, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile görüştü.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, TÜRKPA hizmet binasının açılışına katılmak üzere Azerbaycan’da bulunan TBMM Başkanı İsmail Kahraman, Kazakistan Meclis Başkanı Nurlan Nigmatulin ve Kırgızistan Meclis Başkanı Çınıbay Tursunbekov’u kabul etti.

Aliyev, Milli Meclis Başkanı Oktay Asadov’un da hazır bulunduğu kabulde, Türk dili konuşan ülkelerin iş birliğinin hem bölge hem dünya için çok büyük önem taşıdığını vurguladı.

Azerbaycan olarak TÜRKPA kapsamındaki faaliyet ve iş birliklerine önem verdiklerini ifade eden Aliyev, iş birliğinin kardeş ülkeler arasındaki birlikteliği daha da pekiştirdiğini kaydetti.

Aliyev, “Bazı uluslararası kuruluşlarda, toplantılarda kardeş ülkelerden biri veya diğeri olmazsa biz o ülkenin de çıkarlarını savunuyoruz. Azerbaycan bundan sonra da ülkelerimiz arasındaki iş birliğinin gelişmesi için çalışacak.” dedi.

TÜRKPA Dönem Başkanı ve Kazakistan Meclis Başkanı Nigmatulin, Aliyev’e TÜRKPA hizmet binasının yapımında sağladığı destek için teşekkür etti.

Nigmatulin, TÜRKPA üyesi ülkelerin meclis başkanlarının aldığı karar gereği Aliyev’e “TÜRKPA Liyakat Madalyası” takdim etti.

Kahraman ve diğer meclis başkanları, Bakü temasları kapsamında merhum Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in mezarını ziyaret etti. Mezara çelenk sunan meclis başkanları, Haydar Aliyev’in eşi Zarife Aliyeva’nın mezarına da çiçek bıraktı.

Bakü Şehitler Hiyabanı’nı da ziyaret eden meclis başkanları, şehit mezarlarına çiçek, Ebedi Ateş Anıtı’na çelenk sundu.

Meclis başkanları protokolde olmamasına rağmen Bakü Türk Şehitliği’ni de ziyaret ederek Şehitlik Anıtı’na çelenk bıraktı.

TBMM / TURKİYE’DE ENERJİ

Sigara insanlığın gördüğü en büyük felaket

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Cevdet Erdöl, küresel anlamda tütüne bağlı ölümlerin sayısı göz önüne alındığında sigaranın “insanlığın gördüğü en büyük felaket ve kitle imha silahı” olduğunu söyledi.

Kapalı mekanlarda sigara içme yasağı getiren kanunun mimarı olan Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cevdet Erdöl, sigara kullanımı nedeniyle her yıl dünyada 5 milyon, Türkiye’de de 120 bin kişinin yaşamını yitirdiğini ve dünyada her yıl 38.000 kişinin de çevresindekilerin içtiği sigaranın zararlı etkileri nedeniyle öldüğünü ifade ederek sigaranın kitle imha silahı olarak değerlendirilip ona göre mücadele edilmesi gerektiğini ifade etti.

Erdöl, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Dünyada kanser nedeniyle ölümlerin %30’u sigara ile ilgilidir. Akciğer kanseri vakalarının %87’sinin nedeni de sigaradır. Sigara 7000’den fazla, insan sağlığına kast eden zararlı madde içerir. Bu maddelerden bazıları şunlardır; Kanserojen bir madde olan polonyum, füze yakıtı olan metanol, akü metali olan kadmiyum, böcek öldürücü olan DDT, gaz odaları zehiri olan hidrojen siyanür, oje söktürücü olan aseton, bağımlılık yapan nikotin, fare zehiri olan arsenik, tuvalet temizleyicisi olan amonyak, güve kovucu olan naftalin ve diğer yüzlerce zehir sigarada bulunur. Sigara insanlık tarihi boyunca üretilmiş en etkili kitle imha silahıdır. XX yüzyılda,100 milyondan fazla kişinin ölüm nedeni sigaradır. Nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlar nedeniyle yaşanan toplam ölümler sigaranın verdiği zararla mukayese bile edilemez. Sigara bağımlılığı tüm ülkeler için ciddi sonuçları olan küresel bir sorundur. Bu nedenle sigara ile mücadeleye bu pencereden bakmak ve kitle imha silahı olarak değerlendirmek lazım” dedi.

Sigara içmenin sağlığa zararlı olduğu kadar ekosistemin de dengesini bozduğunu açıklayan Rektör Erdöl, her yıl üretilen, 6 trilyon sigara izmaritinin toksik çöp şeklinde deniz ve okyanuslara karışarak deniz yaşamı için ağır bir tehdit oluşturduğunu söyledi.

CEVDET ERDÖL OFİS / TÜRKİYE’DE ENERJİ

Elektrik üretimimiz ikiye katlandı

Enerji kaynakları yavaş yavaş tükenirken hayatımıza son dönemde giren bir kavram yenilenebilir enerji. Gelecekte tüm dünyanın belki de en çok ihtiyaç duyacağı iki kelime. Yani güneşten rüzgardan, dalgadan, doğanın sürekli enerji akışından elde edilen güç…

Türkiye yüksek potansiyeli, bu alana aktardığı bilgi birikimi ve yatırımlarıyla bölgesinde lider olma yolunda hızla ilerliyor. Öyle ki son 14 yılda çok önemli bir ivmeye imza atıldı. 2002 yılında yenilenebilir enerji kaynakları kurulu gücü 12 bin 277 megavat iken 2016’da yüzde 168’lik artışla, kurulu güç 33 bin megavat’a ulaştı. Ve her geçen gün de artmaya devam ediyor.

2002’den 2016’ya hidroelektrik kurulu gücü yüzde 122 arttı, jeotermal enerji kurulu gücü 775 megavat oldu, bu oranla 44 kat artış sağlandı. En büyük atılımlardan biri de rüzgar enerjisi konusunda yaşandı. Kurulu güç miktarı 283 kat arttı. 2002’de Türkiye yalnızca 19 megavat rüzgar enerjisi üretebiliyordu, 2015’te artık 5 bin 376 megavat’ı aşkın kurulu güç mevcut.

Türkiye 2002’de 129 milyar kilovat saat elektrik üretebiliyordu, 2016’da bu rakam yüzde 106 arttı. 267 milyar kilovat saat’e ulaştı. 2002’de 300 olan elektrik üretim santrali sayısı 7,5 kat artışla 2 bin 269’a yükseldi. Bunun sonucu olarak elektrik enerjisi kurulu gücü de yüzde 151 oranında arttı.
Elektrikteki kayıp kaçak oranı da yüzde 7 azaldı. 2002’de yüzde 21 olan rakam, 2016’da yüzde 14 olarak gerçekleşti.

78 kente doğalgaz ulaştı
2002’de 14 şehirde doğalgaz vardı. 2016 yılı sonunda 78 ilin doğalgazla ısınması sağlandı.
Petrol arama ve üretim yatırımlarında da artış kaydedildi. 2002’de 100 milyon dolar olan yatırımlar, 2016’da 770 milyon dolar olarak gerçekleşti.

BYEGM / TÜRKİYE’DE ENERJİ

Lojistik firmaları dijital dünyaya yelken açacak

Türkiye’nin lojistik Startup’ı Tırport; lojistik firmalarının operasyonlarını gerçek zamanlı ve konum tabanlı izleyerek yönetmelerine imkân verecek olan ‘teknolojik altyapıyı’ sağlamaya hazır. Ülkemizdeki 2 bine yakın lojistik firmasına dijital dünyanın kapıları Tırport ile aralanıyor.

Tırport sayesinde, dijital dünyaya yelken açacak olan lojistik firmaları günlük işlerini, yüzlerce çalışan ve onlarca telefon görüşmesiyle yapmak yerine, laptop veya cep telefonlarından birkaç adımda yönetebilecek. Aynı zamanda kullanılacak dijital platformlar, firmaların ihtiyaçlarına göre kişiselleştirilecek.

Türkiye, karayolu taşımacılığında dünya lideri

Ülkemizde, nakliyenin %92’si karayolları ile gerçekleştiriliyor. Bu oran ile Türkiye, karayolu taşımacılığında dünya lideridir ve her gün yaklaşık 900 bin kamyon yük almaktadır. Ülke geneline yayılan bu denli büyük bir operasyonun yönetimi, lojistik firmaları tarafından her gün, olağanüstü bir efor harcanarak yönetilmeye çalışılıyor. Oysa, şuan dünyanın gündeminde olan Uberizasyon Akımı (Hizmetlerin UBER örneğinde olduğu gibi gerçek zamanlı ve lokasyon tabanlı dijitalleşmesi) sayesinde, lojistik sektöründeki iş süreçleri, birkaç adım ile cep telefonları ve bilgisayarlardan yönetilebiliyor.

Lojistik sektörü, Tırport’la cebe girdi

Sayıları 2 bini yakın lojistik firmaları, istisnasız her gün, kendi bünyeleri dışındaki binlerce “güvenilir” şoför ve araca ulaşabilmek ve günlük sevkiyatlarını “sorunsuz” yönetebilmek için insan üstü bir efor sarf etmektedir.

Çünkü, her gün yaklaşık 900 bin kamyonun yük aldığı sektörde, lojistik firmalarındaki “Özmal” adını verdiğimiz kendine ait kamyon sayısı %10’ların altındadır. Bu nedenle de lojistik firmaları, binlerce bireysel kamyonu (güvenlik araştırmalarından geçmiş ve onaylı) kendi havuzlarında hazır tutmaktadır. Süreci, sıkıntısız yönetmek için de ciddi bir insan kaynağına ve zamana ihtiyaç duyuluyor. Ancak, günümüz Uberizasyon Akımı dönemidir.

Tırport’un ortaya koyduğu sıra dışı teknolojiler ile, lojistik operasyonlarının daha hızlı ve etkili yapılmasına olanak sağlanıyor. İş sürecinin her kademesinde, ciddi bir tasarruf göze çarpıyor. Özetle, Tırport’a üye olan kurumsal firmalar (Nakliye/Lojistik Firmaları vb.), artık Tırport CRM & ERP teknolojileriyle, hem kolay, hem de güvenilir bir operasyon yönetimi yapabilecektir. Tüm operasyonlar, kişiselleştirilmiş gösterge panellerinden anlık olarak izlenmektedir.

TIRPORT / TÜRKİYE’DE ENERJİ

Bazı konularda cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamayacak

TBMM Genel Kurulu’nda, anayasa değişiklik teklifinin 2. turunda 8’inci maddenin görüşmelerine başlandı.
Genel Kurul’da uzun süren gerginliklerin ardından görüşmelerine başlanan Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 8’inci maddesine göre, Anayasanın, “cumhurbaşkanının görev ve yetkilerine” ilişkin maddede değişiklik yapılıyor ve cumhurbaşkanına “devlet başkanı” sıfatı getiriliyor.
Devletin başı olan cumhurbaşkanına, yürütme yetkisi de veriliyor.

Cumhurbaşkanı, “devlet başkanı” sıfatıyla Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk milletinin birliğini temsil edecek, anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını sağlayacak.
Gerekli gördüğü takdirde, yasama yılının ilk günü TBMM’de açılış konuşmasını yapacak. Ülkenin iç ve dış siyaseti hakkında Meclise mesaj verecek.

Cumhurbaşkanı, kanunları yayımlayacak ve kanunları tekrar görüşülmek üzere TBMM’ye geri gönderecek. Kanunların, TBMM İçtüzüğü’nün tümünün veya belirli hükümlerinin anayasaya şekil veya esas bakımından aykırı oldukları gerekçesiyle Anayasa Mahkemesinde iptal davası açacak.

Cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı yardımcıları ile bakanları atayacak ve görevlerine son verecek.
Cumhurbaşkanı üst düzey kamu yöneticilerini atayacak, görevlerine son verecek ve bunların atanmalarına ilişkin usul ve esasları cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenleyecek.

Yabancı devletlere Türkiye Cumhuriyeti’nin temsilcilerini gönderecek, Türkiye Cumhuriyeti’ne gönderilecek yabancı devlet temsilcilerini kabul edecek. Milletlerarası antlaşmaları onaylayacak ve yayımlayacak.

Cumhurbaşkanı, anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları gerekli gördüğü takdirde halkoyuna sunacak. Milli güvenlik politikalarını belirleyecek ve gerekli tedbirleri alacak.

TBMM adına, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanlığını temsil edecek. Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar verecek.

Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebi ile kişilerin cezalarını hafifletecek veya kaldıracak.
Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilecek. Kararnamelerle, yürütmenin ihtiyacını karşılaması sağlanacak, temel hak ve hürriyetler ile siyasi hak ve hürriyetler, düzenleme alanı dışında bırakılacak.

Kanunda açıkça düzenlenen konularda cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamayacak
Kanunlarda, kararname konusu ile aynı konuda farklı hüküm bulunması halinde kanun uygulanacak. TBMM’nin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelecek.

Cumhurbaşkanı, kanunların uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelikler çıkarabilecek. Kararnameler ve yönetmelikler, yayımdan sonraki bir tarih belirlenmemişse, Resmi Gazete’de yayımlandıkları gün yürürlüğe girecek.

Cumhurbaşkanı ayrıca, anayasada ve kanunlarda verilen seçme ve atama görevleri ile diğer görevleri yerine getirecek ve yetkileri kullanacak.

CHP ve HDP’nin önergeleri kabul edilmedi
TBMM Genel Kurulunda, anayasa değişikliği teklifinin ikinci turunda, 8’inci maddenin gizli oylamasına geçildi.
Oylama öncesi maddeye ilişkin önerge işlemleri yapıldı. CHP ve HDP’nin önergeleri kabul edilmedi.
CHP’nin önergesi hakkında konuşan Aydın Milletvekili Bülent Tezcan, parlamentoların ve demokrasilerin geleneklerinin bulunduğunu belirterek, bunların çoğu zaman yazılı kurallardan daha üstün olduğunu söyledi.
Tezcan, “Ne zaman ki bir ülkede halkın, milletin temsilcisi olan parlamentoların, demokrasilerin gelenekleri yazılı kurallardan, güçten, kudretten, zorbalıktan daha üstün olursa orada demokrasi yerleşmiştir. Asıl yapmamız gereken şey budur.” diye konuştu.

Bülent Tezcan, “Roma’da, çarmıha gerileceklere çarmahı sırtında taşıtırlar imiş. Bu Meclise kendini feshedecek kanunun altına imza atma utancını Allah da tarih de nasip etmez inşallah.” ifadesini kullandı.

Gizli oylamaya geçildi
Bu arada, CHP Denizli Milletvekili Melike Basmacı’nın, kolu sarılı halde Genel Kurula geldi.
Teklifin 8’inci maddesi, cumhurbaşkanı görev ve yetkileri ile cumhurbaşkanlığı kararnamesine ilişkin düzenlemeyi içeriyor.

TBMM Genel Kurulunda, ikinci tur görüşmeleri yapılan anayasa değişikliği teklifinin 8’inci maddesi 339 oyla kabul edildi.

Genel Kuruldaki gizli oylamaya 483 milletvekili katıldı. Oylamada 339 kabul, 138 ret oyu kullanıldı; 3 oy geçersiz, 2 boş oy, 1 oy çekimser çıktı.

Öte yandan Meclisteki kavgada yaralanan AK Parti Antalya Milletvekili Gökcen Özdoğan Enç de tekerlekli sandalyeyle Genel Kurul salonuna gelerek oyunu kullandı. Enç’in ayrıca boyunluk taktığı da görüldü.

Bu sırada bazı CHP milletvekillerinin “yalan” diye bağırdıkları gözlendi. Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı da bunu kınadığını söyledi.

Maddeye göre, Anayasanın, “cumhurbaşkanının görev ve yetkilerine” ilişkin maddede değişiklik yapılıyor ve cumhurbaşkanına “devlet başkanı” sıfatı getiriliyor.

Devletin başı olan cumhurbaşkanına, yürütme yetkisi de veriliyor
Cumhurbaşkanı, “devlet başkanı” sıfatıyla Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk milletinin birliğini temsil edecek, anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını sağlayacak.
Gerekli gördüğü takdirde, yasama yılının ilk günü TBMM’de açılış konuşmasını yapacak. Ülkenin iç ve dış siyaseti hakkında Meclise mesaj verecek.

Cumhurbaşkanı, kanunları yayımlayacak ve kanunları tekrar görüşülmek üzere TBMM’ye geri gönderecek. Kanunların, TBMM İçtüzüğü’nün tümünün veya belirli hükümlerinin anayasaya şekil veya esas bakımından aykırı oldukları gerekçesiyle Anayasa Mahkemesinde iptal davası açacak.

Cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı yardımcıları ile bakanları atayacak ve görevlerine son verecek
Cumhurbaşkanı üst düzey kamu yöneticilerini atayacak, görevlerine son verecek ve bunların atanmalarına ilişkin usul ve esasları cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenleyecek.

Yabancı devletlere Türkiye Cumhuriyeti’nin temsilcilerini gönderecek, Türkiye Cumhuriyeti’ne gönderilecek yabancı devlet temsilcilerini kabul edecek. Milletlerarası antlaşmaları onaylayacak ve yayımlayacak.

Cumhurbaşkanı, anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları gerekli gördüğü takdirde halkoyuna sunacak. Milli güvenlik politikalarını belirleyecek ve gerekli tedbirleri alacak.

TBMM adına, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanlığını temsil edecek. Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar verecek.

Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebi ile kişilerin cezalarını hafifletecek veya kaldıracak.
Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilecek. Kararnamelerle, yürütmenin ihtiyacını karşılaması sağlanacak, temel hak ve hürriyetler ile siyasi hak ve hürriyetler, düzenleme alanı dışında bırakılacak.

Kanunda açıkça düzenlenen konularda cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamayacak
Kanunlarda, kararname konusu ile aynı konuda farklı hüküm bulunması halinde kanun uygulanacak. TBMM’nin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelecek.

Cumhurbaşkanı, kanunların uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelikler çıkarabilecek. Kararnameler ve yönetmelikler, yayımdan sonraki bir tarih belirlenmemişse, Resmi Gazete’de yayımlandıkları gün yürürlüğe girecek.

Cumhurbaşkanı ayrıca, anayasada ve kanunlarda verilen seçme ve atama görevleri ile diğer görevleri yerine getirecek ve yetkileri kullanacak.

TBMM Genel Kurulunda, anayasa değişiklik teklifinin ikinci turunda, 9’uncu maddenin görüşmelerine başlandı.
Maddeye göre, cumhurbaşkanı hakkında, bir suç işlediği iddiasıyla TBMM üye tam sayısının salt çoğunluğunun vereceği önergeyle soruşturma açılması istenebilecek.

Meclis, önergeyi en geç bir ay içinde görüşecek ve üye tam sayısının 5’te 3’ünün gizli oyuyla soruşturma açılmasına karar verebilecek. Soruşturma açılmasına karar verilmesi halinde, TBMM’deki partilerin güçleri oranında komisyona verebilecekleri üye sayısının 3 katı olarak gösterecekleri adaylar arasından, her siyasi parti için ayrı ayrı ad çekme suretiyle kurulacak 15 kişilik bir komisyon tarafından soruşturma yapılacak.

Komisyon, soruşturma sonucunu belirten raporunu 2 ay içinde Meclis Başkanlığına sunacak. Soruşturmanın bu sürede bitirilememesi halinde, komisyona bir aylık yeni ve kesin bir süre verilecek.

Rapor, Başkanlığa verildiği tarihten itibaren 10 gün içinde dağıtılacak, dağıtımından itibaren 10 gün içinde Genel Kurulda görüşülecek. TBMM, üye tam sayısının 3’te 2’sinin gizli oyuyla Yüce Divan’a sevk kararı alabilecek.
Yüce Divan yargılaması 3 ay içinde tamamlanacak. Bu sürede tamamlanamazsa bir defaya mahsus 3 aylık ek süre verilecek, yargılama bu sürede kesin olarak sonlandırılacak.

Hakkında soruşturma açılmasına karar verilen cumhurbaşkanı seçim kararı alamayacak
Yüce Divan’da seçilmeye engel bir suçtan mahkum edilen cumhurbaşkanının görevi sona erecek. Cumhurbaşkanının görevde bulunduğu sürede işlediği iddia edilen suçlar için görevi bittikten sonra da bu madde hükmü uygulanacak.
TBMM Genel Kurulunda, anayasa değişikliği teklifinin ikinci turunda, 9’uncu maddenin gizli oylamasına geçildi.
Oylama öncesi maddeye ilişkin önerge işlemleri yapıldı.

Önerge işlemine başlamadan önce CHP Tekirdağ Milletvekili ve TBMM Katip Üyesi Emre Köprülü, kendisinin divanda görev yaptığı önceki birleşimde oylama tutanaklarına şerh koyma talebinin reddedilmesiyle ilgili söz almak istedi.
Bu konunun daha önce de gündeme geldiğini ifade eden TBMM Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Köprülü’ye ne zaman söz vereceğinin kendi tasarrufunda olduğunu belirtti.

Bahçekapılı’nın önerge işlemini devam ettirmesini CHP’li milletvekilleri sıralara vurarak, protesto etti.
CHP Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan önerge üzerinde konuşmasını yapmak üzere kürsüye çağrıldı.

Bayraktutan, teklifte cumhurbaşkanının cezai sorumluluğuna ilişkin düzenlemeyi eleştirerek, “Bunun yerine cumhurbaşkanı yargılanamaz yazsaydınız daha iyi olurdu. Çünkü bu yaptığınız o anlama geliyor” değerlendirmesinde bulundu.

HDP Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy da önerge üzerindeki konuşmasında Genel Kurulda yaşanan kavgayı “rezalet” ve “seviyesizlik” diye nitelendirerek, bunun, Türkiye’nin geleceğine ilişkin endişeleri artırdığını belirtti.
Özsoy, teklifle önerilen sistemin hayata geçmesi halinde, istikrarsızlığın ve kaos ortamının kurumsallaşarak süreceğini, ülkenin hiçbir sorununa çözüm getirmeyeceğini ileri sürdü. Özsoy, “Yüreğiniz yetiyorsa eş başkanlarımızı, milletvekillerimiz, belediye başkanlarımızı çıkarın, biz de sizin gibi medyada düşüncelerimizi özgürce ortaya koyalım, sonra sandığa gidelim.” ifadelerini kullandı.

CHP ve HDP’nin önergeleri kabul edilmedi
Daha sonra gizli oylamaya geçildi. Teklifin 9’uncu maddesi, cumhurbaşkanının cezai sorumluluğunu düzenliyor.
TBMM Genel Kurulunda, anayasa değişikliği teklifinin ikinci turunda, 10’uncu maddenin görüşmelerine geçildi.
Maddeye göre, cumhurbaşkanı, seçildikten sonra bir veya daha fazla cumhurbaşkanı yardımcısı atayabilecek.
Cumhurbaşkanlığı makamının herhangi bir nedenle boşalması halinde 45 gün içinde cumhurbaşkanı seçimi yapılacak. Yenisi seçilene kadar cumhurbaşkanı yardımcısı, cumhurbaşkanlığına vekalet edecek ve cumhurbaşkanına ait yetkileri kullanacak.

Genel seçime bir yıl ve daha az kalmışsa, TBMM seçimi de cumhurbaşkanı seçimiyle yenilenecek
Genel seçime bir yıldan fazla kalmışsa, seçilen cumhurbaşkanı, TBMM seçim tarihine kadar görevine devam edecek. Kalan süreyi tamamlayan cumhurbaşkanı açısından bu süre dönemden sayılmayacak. TBMM Genel Seçimlerinin olacağı tarihte her iki seçim birlikte yapılacak.

Cumhurbaşkanının hastalık ve yurt dışına çıkma gibi nedenlerle geçici olarak görevinden ayrılması hallerinde, cumhurbaşkanı yardımcısı yerine vekalet edecek ve cumhurbaşkanına ait yetkileri kullanacak.

Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olanlar arasından cumhurbaşkanı tarafından atanacak ve görevden alınacak. Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, TBMM’de ant içecek.
Milletvekilleri, cumhurbaşkanı yardımcısı ve bakan olarak atanırlarsa üyelikleri sona erecek. Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, cumhurbaşkanına karşı sorumlu olacak.

Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar hakkında, görevleriyle ilgili suç işledikleri iddiasıyla TBMM üye tam sayısının salt çoğunluğunun vereceği önergeyle soruşturma açılması istenebilecek. Meclis, önergeyi en geç bir ay içinde görüşecek ve üye tam sayısının 5’te 3’ünün gizli oyuyla soruşturma açılmasına karar verebilecek.

Soruşturma açılmasına karar verilirse, Meclisteki partilerin, güçleri oranında komisyona verebilecekleri üye sayısının 3 katı olarak gösterecekleri adaylar arasından, her parti için ayrı ayrı ad çekerek kurulacak 15 kişilik bir komisyon tarafından soruşturma yapılacak.

Komisyon, soruşturma sonucunu belirten raporunu 2 ay içinde Meclis Başkanlığına sunacak. Soruşturmanın bu sürede bitirilememesi halinde, komisyona bir aylık yeni ve kesin bir süre verilecek.

Rapor, Başkanlığa verildiği tarihten itibaren 10 gün içinde dağıtılacak, dağıtımından itibaren 10 gün içinde Genel Kurulda görüşülecek. TBMM, üye tam sayısının 3’te 2’sinin gizli oyuyla Yüce Divana sevk kararı alabilecek.
Yüce Divan yargılaması 3 ay içinde tamamlanacak. Bu sürede tamamlanamazsa bir defaya mahsus 3 aylık ek süre verilecek, yargılama bu sürede kesin olarak sonlandırılacak. Bu kişilerin görevde bulundukları sürede, görevleriyle ilgili işledikleri iddia edilen suçlar bakımından, görevleri bittikten sonra da Yüce Divanda yargılanacak.
Yüce Divanda seçilmeye engel bir suçtan mahkum edilen cumhurbaşkanı yardımcısı veya bakanın görevi sona erecek. Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, göreviyle ilgili olmayan suçlarda yasama dokunulmazlığına ilişkin hükümlerden yararlanacak.

Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri ile teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenecek.

TBMM Genel Kurulunda, ikinci tur görüşmeleri yapılan anayasa değişikliği teklifinin 9’uncu maddesi 341 oyla kabul edildi.

Genel Kuruldaki gizli oylamaya 483 milletvekili katıldı. Oylamada 341 kabul, 137 ret oyu kullanıldı; 1 oy geçersiz, 4 oy boş çıktı.

Teklifin 9’uncu maddesi cumhurbaşkanının cezai sorumluluğunu düzenliyor
Maddeye göre, cumhurbaşkanı hakkında, bir suç işlediği iddiasıyla TBMM üye tam sayısının salt çoğunluğunun vereceği önergeyle soruşturma açılması istenebilecek.

Meclis, önergeyi en geç bir ay içinde görüşecek ve üye tam sayısının 5’te 3’ünün gizli oyuyla soruşturma açılmasına karar verebilecek. Soruşturma açılmasına karar verilmesi halinde, TBMM’deki partilerin güçleri oranında komisyona verebilecekleri üye sayısının 3 katı olarak gösterecekleri adaylar arasından her siyasi parti için ayrı ayrı ad çekme suretiyle kurulacak 15 kişilik bir komisyon tarafından soruşturma yapılacak.

Komisyon, soruşturma sonucunu belirten raporunu 2 ay içinde Meclis Başkanlığına sunacak. Soruşturmanın bu sürede bitirilememesi halinde, komisyona bir aylık yeni ve kesin bir süre verilecek.

Rapor, Başkanlığa verildiği tarihten itibaren 10 gün içinde dağıtılacak, dağıtımından itibaren 10 gün içinde Genel Kurulda görüşülecek. TBMM, üye tam sayısının 3’te 2’sinin gizli oyuyla Yüce Divana sevk kararı alabilecek.
Yüce Divan yargılaması 3 ay içinde tamamlanacak. Bu sürede tamamlanamazsa bir defaya mahsus 3 aylık ek süre verilecek, yargılama bu sürede kesin olarak sonlandırılacak.

Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri ile teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenecek.

TBMM Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, teklifin ikinci turunda, 11’inci maddenin kabul edilmesinin ardından birleşime ara verdi.

Bahçekapılı, aranın ardından hükümet ve komisyonun yerini almaması üzerine bugün saat 14.00’te yeniden toplanmak üzere birleşimi kapattı.

TBMM / TURKİYE’DE ENERJİ

SASAM mültecilerin sorununa çözüm yolu arıyor

Sahipkıran Stratejik Araştırmalar Merkezi (SASAM) İstanbul İl Başkan Yardımcısı, Gazeteci-Yazar Avukat Yurdal Kılıçer, düzenledikleri ‘İstanbul’da yaşayan Suriyeli mültecilerden kaynaklı sorunlar’ konulu online anket ile halkımızın fikirlerini alarak devletimizin bu konuda ki kararlarına katkı sağlamayı hedeflediklerini belirtti.

Halkın görüş ve önerilerinin yapılacak çalışmalarda önemli bir rol oynayacağından emin olarak bu projeyi başlattıklarını kaydeden SASAM Başkan Yardımcısı Yurdal Kılıçer, “Sosyal Medya hesapları üzerinden mülteciler hakkında birçok paylaşım yapılmakta, lakin bu paylaşımların, o ana özel bir yorum veya algının ötesine geçmediğini görmekteyiz. Halkımızdan istirhamımız aşağıda linki bulunan Mülteciler (İstanbul) hakkındaki online araştırma anketine katılıp, hem görüşlerini bildirmeleri, hem de görüşlerinin ilgili merciler tarafından dikkate alınmasında bizlere yardımcı olmalarıdır. Halkımızın değerli görüşlerini ve ankete zaman ayırmalarını çok önemsiyoruz. Araştırmanın; Devletimizin bu konuda ki kararlarına ve milletimizin bu konuda ki refahına katkı sağlayacağına dair ümidimiz tamdır” diyerek açıklamalarda bulundu.

http://11437981.polldaddy.com/s/%C4%B0stanbuldaki-suriyeliler

Reina saldırganı yakalanma detayları

Ünlü eğlence mekanı Reina’da 39 kişinin katili olarak aranan Abdulkadir Masharipov özel tim polisleri tarafından yapılan operasyonla yakalandı.

Yılbaşı gecesi Ortaköy’de 39 kişiyi öldüren terörist Abdulkadir Masharipov, düzenlenen operasyonla ele geçirildi.

Teröristle beraber beş kişi yardım ve yataklık yaptığı iddiasıyla gözaltına alındı.

Esenyurt’ta başka terör mensupları olabileceği nedeniyle operasyon devam ediyor.

100 ayrı adrese baskın yapılırken, hücre evleri bir bir basılarak terörist ve işbirlikçileri tek tek ele geçirildi.

5 ayrı hücrede yüksek miktarda para ele geçirildiği de belirtildi.

Türkiye’de demir çelik sektöründeki gelişmeler

Türk demir çelik sektöründe son 15 yıllık devam eden süreçte kapasite ve üretim artış hızı bakımından önde gelen ülkelerden biri haline gelmiştir.

2000 yılında 20 milyon ton civarında olan ham çelik üretim kapasitesi 2006 yılından sonra yassı ve yapısal çeliğe dönük yatırımların ivme kazanmasıyla birlikte 2013 sonunda 50 milyon ton seviyesine ulaşmıştır. Yurtiçinde kapasite artışına paralel olarak 2000 yılından itibaren üretimde yaşanan artışlarla Türkiye dünya ham çelik üretimi sıralamasında 17. sıradan 8. sıraya yükselmiştir. Üretim teknolojileri açısından ise, dünyadaki tablonun tersine Türkiye’de ham çelik üretimi büyük oranda EAO tesislerde gerçekleştirilmekte ve sektöre dönük yeni yatırımlar da bu alanda yapılmaktadır. Hammadde olarak hurda demir kullanan bu işletmelerin üretimdeki ağırlığına bağlı olarak yoğun biçimde hurda ithalatı gerçekleştirilmekte olup yaşanan süreçte Türkiye %22’lik pay ile dünyanın en büyük hurda demir ithalatçısı konumuna gelmiştir.

Yurtiçinde çeliğe dönük en güçlü talep dünya genelinde de olduğu gibi yine inşaat sektöründedir. İnşaat sektörü, yurtiçinde tüketilen çeliğin 2/3’sini kullanmaktadır. Yurt içinde talep gören uzun ürünlerin neredeyse tamamını bu sektör kullanırken, son yıllarda yapı kalitesinde yaşanan değişimle birlikte yassı çelik ürünlerinin de inşaatlarda daha fazla kullanıldığı gözlemlenmektedir.

Diğer taraftan, yassı ürün tüketiminin imalat sanayinde yaşanan gelişmelere paralel olarak da arttığı görülmektedir. Otomotiv ve makine imalatı gibi yoğun metal girdisi olan imalat sanayi sektörlerinin yurtiçi üretimleri arttıkça demir çelik tüketimleri de aynı doğrultuda yükselmektedir. Sıcak haddelenmiş ürünler başta olmak üzere farklı süreçlerden geçirilmiş ürünleri girdi olarak kullanan bu sektörlerin önümüzdeki dönemde de yurtiçi yassı çelik tüketimini belirlemeye devam edecekleri değerlendirilmektedir. Öte yandan, yassı ürüne dönük nitelik kaygısının uzun ürüne kıyasla daha fazla olmasına bağlı olarak, imalat sanayi sektörlerinde ithal yassı çelik ürünlerinin daha fazla tercih edildiği izlenmektedir. Ülke grupları içinde Türk demir çelik sektörü için en büyük pazarını Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkeleri (MENA) oluşturmaktadır.

Türk müteahhitlik firmalarının bölgede yoğun biçimde faaliyet göstermesi ve kullandıkları ürünleri Türkiye’den temin etmeleri sektörün bölgeye dönük ihracatını desteklemektedir.  AB ülkeleri Türk demir çelik sektörü için bir diğer önemli pazarı oluşturmaktadır. Türkiye’nin Avrupa’nın en büyük ikinci çelik üreticisi olmasının yanı sıra sahip olduğu lojistik avantaj bölgeye yapılan ihracatı olumlu etkilemektedir. Ayrıca, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu ile imzalanan ve 1996’dan beri yürürlükte olan Serbest Ticaret Anlaşması uyarınca bölgeye yapılan ihracatın vergi yükünün olmaması yerli üreticiler için bir diğer avantaj olarak değerlendirilmektedir

 

 

ENERJİ BAKANLIĞI / TÜRKİYE’DE ENERJİ

Aslında terörle değil, NATO ile savaşıyoruz..

0

NATO: (Kuzey Atlantik Savunma Paktı) Kuruluş amacı uluslararası askeri saldırılara karşı savunma olan bir örgüt. Güya; ‘Örgüt üyelerine herhangi bir dış güçten gelebilecek saldırıya karşı ortak savunma yapmaktadır.’

NATO’ya üye ülkelerden birine yapılan saldırı hepsine yapılmış sayılır. Bu anlamda “toplu bir mücadele ve müdahale edilir” denmektedir.

GLADİO: İtayla ile görünürlük arz eden, bu ülkede yaptıkları eylemlerle ismi kamuoyunca bilinmeye başlanan bir NATO gizli eylem örgütü.

Güya NATO adına ve Birliğe mensup ülkelerin menfaati için çalışan “Kontgerilla” örgüt.

İsim olarak bakınca faydalı, yararlı ve barışı tesis için kurulmuş iki örgüt.

Ama eylemlere bakınca ülkeleri istikrarsızlaştırmak, yönetimleri değiştirmek, coğrafyalarda hükümranlık kurmak için “demokratik yönetimler yanlısı” kılıfla toprakları terörize ederek, kaoslar oluşturarak, dünya hakimliğine soyunanların menfaatini maksimize
etmeye çalışmaktan başka bir işlevi olmayan iki  örgüt.

Aslında iki değil tek örgüt demek daha doğrudur.

Nato Gladio, Gladio Nato…

Birinin diğerinden farkı yok.

NATO Gladio’nun görünür, legal ve bilindik isminden başka bir şey değil.

Artık geldiğimiz noktada NATO;  kendi misyonuna aykırı şekilde, kendi üyesi ülkelere bile saldırılar düzenleyen, yönetimleri yıkmak isteyen, kan ve terörle beslenen, terör örgütleri üzerinden “Hibrit Savaş” yapan, küresel ve ülkesel terör örgütü haline gelmiştir.

Artık GLADO’laşan bir NATO ile karşı karşıyayız.

Ve bir başka deyişle; NATO’laşmış bir GLADİO ile yüz yüzeyiz.

Konuya ülkemiz düzleminde bakarsak;

Başta FETÖ olmak üzere, PKK, PYD/YPG, İŞİD gibi terör örgütleri NATO tarafından kurulmuş, beslenmiş ve şuanda sahaya sürülmüş terör örgütleridir.

Özellikle Obama yönetimindeki sekiz yıl içinde “CIA-NATO” ittifakı daha da pekişmiş, NATO  CIA’nın coğrafyamızı karıştırmak için kullandığı en verimli bir enstrümana dönüşmüştür.

CIA NATO’nun içindeki gizli terör örgütü GLADİO’yu revize ederek, “Yeni Nesil Terör Örgütü”ne dönüştürerek; ülkemiz ve ülkeler için kargaşa, karmaşa, kaos, bıkkınlık, bezginlik yaratarak el koyma, istediği gibi yönetme veya destabilize etme amacına hizmet
eder hale getirmiştir.

Irak’ın da, Suriye’nin de, Ukrayna’nın da, Mısır’ın da, Tunus’un da, Cezayir’in de karşımasının en büyük sorumlusu CIA’dır, NATO’dur ve dolayısıyla, bu ikilinin ittifakıyla oluşan “Küresel Terör Örgütü” NATO GLADİO’sudur.

15 Temmuz Darbe Girişimi CIA-NATO eylemidir,

Ülkemizde son iki yıldır olan patlamalar, terör saldırıları, FETÖ, PKK ve İŞİD eylemlerinin arkasında yine bu örgüt vardır.

FETÖ’yü İslami bir kılıfla yıllarca besleyip, büyüten yine bu zihniyettir.

Dikkat edelim; ne zaman Suriye savaşıyla ilintili, İŞİD’le mücadele için İncirlik Üssü NATO müttefiklerimizin kullanımına açıldı, ülkemizde terör olayları çığırından çıktı.

Söylenen hedef İŞİD idi, ESAD idi, Suriye idi,

Ama gizli hedef Türkiye idi, istikrarımız idi, devletimiz idi…

Ülkemizde olan her eylemde parmakları var,

Doğu-Güneydoğu illerimizde PKK’nın Hendek saldırılarında yine bu örgüt var,

Beşiktaş’da, Kayseri’de, Rus elçisinin öldürülmesinde de bunlar var,

En son yaşadığımız Reina saldırısı yine bu örgütün A’dan Z’ye organize ettiği profesyonel bir katliamdır.

Ama ellerinin altında kullanacakları hep “Paravan Terör Örgütleri” var.

FETÖ bunun en başlıcasıdır.

Çünkü farklı örgütlerce sahiplenilen olayların bile “joker” oyuncusu hep FETÖ hainleri olmuştur.

CIA-NATO ittifakı olarak ortaya çıkan bu “yeni nesil terör örgütü” kendi ülkesinde bile “psikolojik terör” estirmekten imtina etmeyecek noktaya gelmiştir.

Seçimle işbaşına gelen Trump’ı tehdit etmekten, onu acizleştirme çabalarından, etkisizleştirme gayretlerinden uzak durmayacak kadar gözünü kan bürümüş haldedir.

Çünkü; Trump işbaşına geçtiğinde yıllardır ve özellikle son sekiz yıldır kurdukları “Terörize Nizam” akamete uğrayabilir. Trump  geldiğinde, kan gölüne çevirdikleri Müslüman topraklarda çatışan “teröristcikleri” imha edilebilir.

Bunların en temel amacı İslam coğrafyasında İslami referansla Terörist yetiştirmek, İslam adına katliamlar yaptırmak, Müslümanları birbirine kırdırmaktır.

Bunların amacı uzun yıllardır emek vererek, “el bebek, gül bebek” büyüttükleri “terör örgütleri” kanalıyla oluşturdukları “Kancıl ve kancık küresel güç oluşumları”nın sona erdirmemektir.

Bu yüzden de; bırakın ülkemizdeki eylemleri, ekonomik ve siyasi müdahaleleri; kendi vatandaşlarının oylarıyla Başkan’lığı kazanmış birini bile tehdit edebilmektedirler.

Şuanda Suriye’de, El-Bab’da İŞİD’le savaşmıyoruz. Karşımızdaki güç “İŞİD Görünümlü” CIA-NATO’dur.

İçerde verdiğimiz mücadele Avrupa-CIA karışımı NATO isimli GLADİO’dur.

PKK, FETÖ, PYD/YPG, İŞİD aslında CIA’dır, Avrupa ülkeleridir, yani NATO’dur.

Artık silahlı diplomasinin başladığı, haritaların önemsizleştiği, kartların yeniden karıldığı, “hibrit soğuk savaşların” yaşandığı bir dönemdeyiz. Başta BM olmak üzere, Uluslararası ekonomik ve savunma örgütlerinin amacından saptığı, önemsiz ve etkisizleştiği, bazı “Küresel Gruplar”a hizmet için, kanın, gözyaşının, katliamların görmezden gelindiği bir süreçteyiz.

Gerçeklerin yok sayıldığı, “Gerçek Öteciliğin” öne çıkartıldığı, olanın değil, “yaratılan algı”nın “gerçekmiş” gibi gösterildiği, soyutlukların gerçekleri yok ettiği, güçlü olanın haklı olduğu, hakkın ezildiği, güçlünün vahşice yüceltildiği bir dünyadayız.

Bu acımasız “Sanal Gerçekliğin” farkında olmaya mecbur ve mahkumuz.

Çünkü bunlar durmayacak ve “hayasız akınlarına”, saldırılarına, terörle üzerimize gelmeye devam edeceklerdir.

Bu durumda tek silahımız:

Birlik ve beraberliğimizdir, aramıza nifak ve ihtilaf tohumları sokmamaktır.

Ölümden korkmadan ölümüne bir yaşam mücadelesi vermektir.

Ölümse ölüm diyerek inadına yaşamak, inadına ülkemize sahip çıkmak ve inadına mücadeleye devam etmektir.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah’a emanet olun sevgili okurlarım.

Başını taşın altına koyan Bakan; Süleyman Soylu

1987 yılında siyasete başlayan ve 2012 yılında AK Parti’ye katılarak yaptığı başarılı çalışmalarla gönüllerde taht kuran Süleyman Soylu, partinin tüm konularına vakıf olarak AK Parti’nin temel taşlarından birisi olmuştur.

Darbe girişimi sırasında TRT’yi ele geçiren darbecilere karşı dik duruş sağlayan Süleyman Soylu darbecilerden devletin kanalını geri alan bakan olarak tarihe geçmiştir.

Şu anda ise Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde, Başbakan’ın bayraktarlığı, Genelkurmay Başkanını ve Sayın Soylu’nun koordinasyonunda; FETÖ, PKK ve İŞİD’e karşı içerde ve dışarda ciddi bir mücadele sergilenmektedir.

Allah yar ve yardımcıları ve de yardımcımız olsun…

Süleyman Soylu; alaylıdır, çekirdekten siyasetçidir ve ülke sorunlarına vakıftır.

O; sorunların çözümünde teoriyle pratiği harmanlayabilme kabiliyetine ve cesaretine sahip, gözünü budaktan sakınmayan, konu; vatanın bekası ve milletin huzuru olunca; müsamaha ve taviz vermeyendir.

Özellikle içinden geçtiğimiz kritik ve tehlikeli süreçte, tam da bu görevin gerektirdiği deneyim, birikim, cesaret ve kararlılığa sahip birisidir.

Verdiği mesajlarla, yaptığı konuşmalarla ve çoğu defa bakanlıkta oturmak yerine olaylara doğrudan dahil olmasıyla, askerimizin ve polisimizin moral itesini yükseltmiş ve güvenlik birimlerimizi dinamize etmiştir.

Şehitlerimizin acılarını en derinden hissederek, aileleriyle hemhal olan, şehit yakınlarıyla duygudaşlıktan uzak kalmayan; kederde, tasada, üzüntüde kendini ortaya koyarak birlik ve beraberliğin örnekliğini gösterendir.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın terörle mücadele iradesine, azmine, hırsına uyum sağlayıp; kanın durması, terörün bitmesi konusunda çalışma ahengini ve mücadele birliğini çok güzel göstermektedir.

O; sorunlara müdahalede “hemen şimdi” diyebilen,  ertelemeyi sevmeyen, çalışma arkadaşlarını dinleyen, anlayan ve bakanlık bürokrasisini hızlı ve aktive olmaya yönelten birisidir.

O; iyi bir örnektir; emniyetçilere, jandarmaya, valilere, kaymakamlara önce kendi çalışarak, çalışmanın şeklini, gereğini ve mecburiyetini bizzat yaparak gösteren birisidir.

Sayın Bakan’ın çaba ve gayretlerini, gece-gündüz demeden koşturmacasını gördüğümüzde; evlerimizde oturmayıp fiili mücadeleye katılma heyecanını yüreklerimizde hissediyoruz.

O; sadece söylemle değil, eylem ve yürüyüşüyle de temsil ettiği bakanlığın misyonuna uygun bir ivmeye kavuşmasını sağlayan, mücadele ve “cephe” adamıdır.

İçişleri Bakanı olarak göreve başlamasıyla ciddi anlamda olumlu atamalar yaparak; devletine, milletine sadık kişileri hassas görevlere getirmesi terörle mücadeledeki kararlılığını, tavizsiz ve müsamahasız olacağını göstermiştir.

Soylu’nun mücadeleci, azimli, cesur eylem ve söylemleriyle, hem emniyet, hem millet yeni bir canlanmaya kavuştu. Onun sayesindeki en büyük kazanım budur.

Sorunların halli konusunda Sayın Bakanımıza güvenimiz tamdır. Ve sorunların ülke yararına en güzel şekilde çözümlenmesi için elinden gelenin fazlasını yapmaya çalıştığını tüm millet olarak izliyoruz.

Lafı fazla uzatmadan portremize devam etmek istiyorum.

Süleyman Soylu 21 Kasım 1969 yılında İstanbul’da doğdu. Plevne Lisesi’nin ardından İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun oldu.

1987 yılında DYP İstanbul İl Gençlik Kolları’nda siyasete başladı. 1987-1990 yılları arasında DYP İstanbul İl Gençlik Kolları’nda Yönetim Kurulu üyeliği ve Teşkilat Başkanlığı görevlerini üstlendi.

1995 yılında Gaziosmanpaşa yönetim kurulu üyeliğine, 17 Temmuz 1995 yılında yapılan kongrede 25 yaşında İlçe Başkanlığına seçildi. 18 Nisan 1999′da partisinden Gaziosmanpaşa Belediye Başkan adayı oldu.

29 Nisan 1999′da DYP İstanbul İl Başkanlığı görevine geldi. 3,5 yıl sürdürdüğü İstanbul İl Başkanlığı görevinden 2002 yılında ayrılarak milletvekili adayı oldu.

Süleyman Soylu 6 Ocak 2008’den 16 Mayıs 2009′a kadar Demokrat Parti Genel Başkanlığı görevinde bulundu.

Bu süreçten sonra, ülke çapındaki değişik üniversitelerden ve çeşitli sivil toplum örgütlerinden gelen davetlerle Türkiye’nin birçok bölgesinde konferans ve panellere katıldı.

12 Eylül 2010 Referandumu için sunulan anayasa değişikliği paketinin, Türkiye’nin dönüşümü ve demokratikleşmesi için hayati öneme sahip olduğunu gören Süleyman Soylu, ”Demokrasi Buluşmaları” adını verdiği bir dizi seminer düzenledi ve arkadaşları ile birlikte Türkiye’yi dolaşarak
”evet” oyu tercihinin nedenlerini milletle paylaştı. Bu faaliyetinin ardından partisinden ihraç edildi.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından aktif siyasete yeniden davet edilen Süleyman Soylu 5 Eylül 2012 tarihinde Adalet ve Kalkınma Partisi’ne katıldı. 30 Eylül 2012 tarihinde yapılan AK Parti 4. Olağan Genel Kurulunda Merkez Karar ve Yönetim Kurulu üyeliğine ve ardından da AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı’na seçilen Süleyman Soylu, 1,5 yıl Ar-Ge Başkanlığı görevini üstlendikten sonra 14 Nisan 2014 tarihinde Teşkilat Başkanlığı görevine getirildi.

25 ve 26. Dönem AK Parti Trabzon Milletvekili seçilen Süleyman Soylu, 64.ve 65.hükümetlerde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, 1 Eylül 2016 tarihinden itibaren de yine 65.hükümette İçişleri Bakanı olarak görev almıştır.

Süleyman Soylu aynı zamanda darbe girişiminin ardından, ABD’nin Türkiye’ye, ‘ilişkilerimiz etkilenir’ demesine neden olan açıklamayı yapan ilk isim oldu. Çünkü Soylu, darbe girişiminin hemen ertesi günü, ‘darbe girişiminin arkasında ABD’nin olduğunu’ söyledi. Soylu, “Darbenin arkasında Amerika Birleşik Devletleri var. Oradan yayınlanan birkaç dergi, bir kaç aydır faaliyette bulunuyordu. Biz ABD’ye aylardır Fethullah Gülen konusunda bir mesaj veriyoruz. ABD bize Fethullah Gülen’i vermek zorundadır” dedi.

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü John Kirby, Dışişleri Bakanları John Kerry ve Mevlüt Çavuşoğlu arasındaki telefon görüşmesine ilişkin yaptığı açıklamada, “Kerry, ABD’nin, soruşturmayı yürütmesinde Türk yetkililere yardım etmek istediğini açık olarak dile getirdi. Ancak, ABD’nin başarısız darbe girişimiyle ilişkisine dair imaların veya iddiaların tamamen yanlış olduğu ve ikili ilişkilere zarar vereceğini de söyledi” derken, Soylu’nun açıklamasını kastediyordu.

Sayın Soylu’nun İç İşleri Bakanlığına getirilmesi, dört bir yandan terör saldırısına maruz kalan ülkemiz için, terörle mücadelede kendisine olan güvenin sonucu idi. Başta FETÖ olmak üzere, PKK, İŞİD, PYD ile mücadelede azmi, kararlılığı ve gecesini gündüzüne katan “agresif vatanperverliği” bundan sonra da  nasıl yürüyeceğinin işaretidir.

Sayın Soylu; Rabbimiz azmini, gücünü, dirayetini daim kılsın.

Yolun ve yolumuz açık olsun,

Dualarımız seninledir…

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah’a emanet olun sevgili okurlarım.

Tente faciası işadamı dualarla yolculandı

Katıldığı cenazede tentenin çökmesi üzerine yaşamını yitiren iş adamı Mustafa Ümit Şengezer son yolculuğuna uğurlandı. Bakırköy Ataköy Ömer Duruk Camii’de katıldığı bir yakının cenazesinde tentenin çökmesi sonucu yaşamını yitiren işadamı 45 yaşındaki Mustafa Ümit Şengezer son yolculuğuna Fatih Camii’nden uğurlandı. Sevenleri cenazeye akın ederken, duygusal anlar yaşandı.

HABER: KAMİL ŞENGÜL

Ataköy tente faciası mahkemelik oluyor

Ataköy’deki tente faciasında yaşamını yitiren işadamı Mustafa Ümit Şengezer’in çocukluk arkadaşı ve eski ortağı olan Bodrum’lu işadamı Kamil Şengül gazetemize özel açıklamalarda bulundu.

TÜRKİYE’ENERJİ/ÖZEL HABER- Geçtiğimiz günlerde Ataköy camisinden gelen haber kamuoyunu şok etmişti. Ataköy 5. Kısım Camii’nde cenaze namazı kılanların üzerine, kar biriken tente çatı çökmüş, olayda hayatını kaybedenlerle yaralıların olduğu gündemde bomba etkisi yaratmıştı.

“ŞENGEZER AİLESİ SUSKUNLUĞUNU BOZDU”
Olayın anında belediye yetkilileri, cami yetkilileri ve müftülük cami bahçesinde jet hızıyla açıklamalar yapmış, olayda hayatını kaybeden Şengezerler Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Şengezer’in ailesi olay anında veya sonrasında açıklama yapmamış ve medyadan gelen röportaj tekliflerini geri çevirmişlerdi. Ve cenazenin defin işleminin ardından ilk açıklama çocukluk arkadaşı Kamil Şengül’den geldi.

“ÜMİT KARDEŞİMİZİ O İÇTEN GELEN GÜLÜŞÜ İLE HATIRLAYACAĞIZ”
Her zaman Ümit’i o içten gelen gülüşü ile hatırladıklarını söyleyen Kamil Şengül, “Bir acı yaşadık ve acımızı içimize gömerek iki gündür sevgili can dostum Ümit Şengezer’i hakka yolculamaya odaklandık. Dün itibarıyla Fatih Camiinde kılınan cenaze namazının ardından Kozlu mezarlığında bulunan ebedi istirahatine dualarla kendisini teslim ettik. Aile olarak konuyla alakalı hiçbir suretle cenazemiz kaldırılana kadar hiçbir suretle yaşanan talihsiz olay ile alakalı açıklama yapmama kararı almıştık. O sebeple hiçbir yayın kuruluşuna açıklama yapmadık. Sizlere söz verdiğimiz için ilk açıklamayı da sizlere yapıyoruz” dedi.

“ÜMİT ŞENGEZER’İN AİLESİ ADALETE SUÇ DUYURUSUNDA BULUNACAK”
Aile olarak olay anında caminin bahçesinde ben suçlu değilim onlar suçlu mantığı ile birbirleriyle yarışa girenlerin açıklamalarını da televizyon ekranlarından izlediklerini söyleyen Şengül, “Ekranlar vasıtasıyla gördüklerimiz ve olayın canlı şahitlerinin anlatımları bizleri derinden yaraladı. Biz yaşananları ve konuşulanları analiz etme imkanı bulduk. Aile olarak kimlerin ihmali olduğu konusunda bir fikir sahibi de olduk. Bunu buradan açıklayarak, birilerini medya vasıtasıyla deşifre etmek niyetinde de değiliz. Bu yaşanan olaya talihsiz kaza mı denir, cinayet mi, ihmal mi bilemiyoruz. Ne diyeceğimizi bilebilmek ve ne ise ona göre hesabının sorulması için adalete başvurarak olay hakkında şikayetçi olacağız. Yüce adalet tüm soruların cevabını bulacağından ve suçluları cezalandıracağından zerre kadar şüphemizde yoktur” diyerek açıklamalarda bulundu.