11.2 C
İstanbul
Cumartesi, Nisan 4, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 159

Nevruz şöleni 21 Mart’ta Topkapı Kültür Parkı’nda

Bütün Türk dünyasında baharın başlangıcı olarak kabul edilen ve 21 Mart’ta geleneksel olarak çeşitli şenliklerle kutlanan Nevruz, İstanbul’da da renkli, coşkulu ve eğlenceli bir programla kutlanacak.

Her yıl olduğu gibi bu yıl da Topkapı Kültür Parkı’ndaki açık alanda gerçekleştirilmesi planlanan program, hava şartlarının elverişsiz olması hâlinde Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi’nde gerçekleştirilecek.

Nevruz kutlama programı, İstanbul Valiliği, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), Kültür A.Ş., İstanbul Kültür ve Turizm Müdürlüğü ve Zeytinburnu Belediyesi’nin işbirliğiyle düzenleniyor.

Kutlama Programı

Bu yılki kutlama programı, 21 Mart Salı günü saat 09:30’da İBB Mehter Takımı’nın konseri ile başlayacak. Ardından, Nevruz kutlamalarının geleneksel ritüellerinden Nevruz ateşi yakılacak.

Saygı duruşu ve İstiklâl Marşı’nın okunmasının ardından, açılış konuşmalarına geçilecek. Bu bölümde, İl Kültür ve Turizm Müdürü Dr. Coşkun Yılmaz, Nevruz kutlamaları hakkında konuşma yapacak.

Renkli, coşkulu ve eğlenceli gösteriler

Programın gösteriler kısmında, Türkmenistan İstanbul Başkonsolosluğu tarafından hazırlanan “Kuş Tepti” halk oyunları gösterisi sunulacak.

Sabriye Sayın’ın seslendireceği Rumeli türkülerinin ardından, Kafkas halk oyunları ekibinin gösterisi sunulacak.

Daha sonra Bünyamin Aksungur ve ekibi, Türk Dünyasından şarkılar seslendirecek.

Ardından, Nevruz’un ritüellerinden demir dövme ve yumurta tokuşturma gerçekleştirilecek.

Bu eğlenceli merasimin ardından, İBB Kültür A.Ş. Genel Müdürlüğü yerleşkesinde yer alan “Türk Dünyası Kültür Mahallesi”nde, Türk Cumhuriyetlerini temsil eden müze evler ve kurulan stantlar gezilecek.

Bu alanda katılımcılara pilav ve ayran ikram edilecek.

Daha sonra, TRT Sanatçıları Volkan Arslan ve Yavuz Değirmenci’nin verecekleri konserin ardından program, Kırgız Ağız Kopuzu dinletisi ile sona erecek.

Program, bütün İstanbul halkına açık ve ücretsiz olarak gerçekleştirilecek.

TOPKAPITÜRKDÜNYASI / TÜRKİYE’DE ENERJİ

Türban’a karşı ‘HAYIR’lı karikatür

Sol-anarşist eğilimiyle bilinen Charlie Hebdo dergisini, İslam hakkında yayınladığı sert karikatürlerle tanıyoruz. Her sayısında tepkimize neden olan çizimlerini nefretle andığımızı hatırlarsınız. Fransa’da bulunan bu derginin ekibine ülkemizden bir rakip çıkmıştı. Lakin bu rakip aramızdan ayrıldı ve öte dünyaya göç etti. Şimdi ise yeni bir rakip ile karşı karşıyayız. Bu rakibin adı Recep Bayramoğlu…

İlk rakibin çizimi ve ardından çıkan yenilerin çirkin marifetlerine bir göz atalım.

İlhan Selçuk un kardeşi Cumhuriyet çizeri Turhan Selçuk’un çizdiği “türbanlı domuz” karikatürü yayınlanmasının ardından Selçuk ve Cumhuriyet gazetesi birçok kesim tarafından protesto edilmiş ve dava açılmıştı.

İzmir 2. Asliye Ceza Mahkemesi’ne, “Basın yolu ile hakaret” davası açılmış, Selçuk’un karikatüründe hakaret unsuru görmeyen mahkeme, beraat kararı vermişti.

Bu ve buna benzer kararlardan cesaret alan bir takım yazar çizerler hakaretlerinin dozunu artırarak, hakaretten çok milleti birbirine karşı kin ve düşmanlığa sevk edecek karikatürler çizmeye başladılar.

İSLAM’A VE İNSANIMIZA SALDIRANLARA AVRUPA’DAN ÖDÜL YAĞIYOR

Sanatçı adını taşıyan bu kişiler İslam ve insan düşmanlığında sınır tanımayan çizimleriyle kimi zaman Avrupa ülkeleri kimi zamanda ülkemizdeki sivil toplum kuruluşları tarafından ödüllendirildiler.

HADDİNİ AŞARAK BAŞÖRTÜLÜ KARDEŞLERİMİZİ HAYIR REKLAMINDA HAMAM BÖCEĞİ OLARAK KULLANDILAR

Belçika 23. Olensa Kartoenale Yarışmasından ödül sahibi olan Karikatürist Recep Bayramoğlu Hayır temalı karikatüründe türbanlı kardeşlerimizi hamam böceğine benzeterek, laik kakalak öldürücü ile yok edildiğini çizdi.

BAŞÖRTÜLÜ BİR ANNEMİZİ İSE HAVUZDAKİ ÇIPLAK HEYKELLERİN ARASINA ALARAK ÜZERİNE ……………..!!!!!!!!

‘Başörtülü bacı hayratı’ başlıklı çizdiği karikatürde ise ahlak sınırlarını aşarak, havuzun iki köşesinde ayakta duran iki çıplak adamın havuzun ortasında oturan türbanlı bir hanımın üzerine işediklerini resmediyor. Bu nasıl bir düşünce anlayışıdır. Bu ülkede yaşayan insanlara karşı bu düşmanlığın, bu kinin, bu nefretin bir izahı olabilir mi?

Bu iğrenç çizimler demokrasi kılıf edilerek yapılıyor ise bu kesinlikle mümkün değildir. Çünkü demokrasi birlikte yaşadığımız diğer insanların haklarına saygı duymak ile mümkündür.

Dehşet içerisinde karikatüristin çalışmalarını tek tek inceliyorum. Her incelemem de her bir çizimine baktığımda insanları birbirine düşman etmek için yoğun bir çaba harcadığını görüyorum.

KARİKATÜRİST, YILMAZ ÖZDİL, BEKİR COŞKUN VE CAN ATAKLI’YA KARİKATÜR SERVİSİ YAPIYOR

Hatta Yılmaz Özdil’in, Bekir Coşkun’un ve Can Ataklı’nın internette dolaşan bazı yazılarının en görkemli yerinde bu karikatüristin çalışmalarının olduğunu görünce şaşırıyorum.

Türk düşmanlarını konu alan hiçbir çalışmasına rastlamadığım karikatürist çalışmalarında İslam ve Erdoğan düşmanlığında sınır tanımadığını da üzülerek gördüm.

TÜRBELERİMİZ, CAMİLERİMİZ VE DEĞERLERİMİZ AYAKLAR ALTINA ALINIYOR

Türbelerimizi, camilerimizi aşağılayıcı çalışmalarını sosyal paylaşım sitesinden paylaşarak günahlarına ortak bulmak içinde büyük çaba harcıyor.

EDEPSİZ ÇİZİMLERE SESSİZ KALINMASININ NEDENİ NEDİR?

‘Grinin elli tonu’ diyerek çarşaflı hanımları, ‘Yangında ilk kurtarılacak logosu’nu kuyruksokumu bölgesine koyarak, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı, ‘Eşeğin makatına hoca sarığı’ koyarak, değerlerimizi aşağılamasına sessiz kalınmasını da anlamış değilim.

Herhalde karikatür beyefendinin arkası çok sağlam diyerek kimse cesaret edemiyor, bu işe sen bir el at diyerek başladım köşemde bu ahlaksız karikatürleri yazmaya.

Bazılarının senin arkan çok mu sağlam diyeceğini duyar gibiyim.

Evet çok sağlamdır. Arkamda Allah var…

 

Terörün sonunun adı; ‘Süleyman Soylu’

Soyu bozuk Avrupa medeniyetinin çirkinlikleri gölgesinde, canımız sıkkın, modumuz bozuk halde Soylu bir bakanın siyaset üstü konuşmaları ile coğrafyamızda yaşananları daha güzel analiz etme imkanı bulduk.

Ezberci konuşmadan uzak, milletin dertleriyle dertlenerek, vatanımız ve milletimiz için neden bir olmamız gerektiğini anlatıyor.

Peki nerede anlatıyor; dostlarını davet ettiği Grand Cevahir Otel’de…

Peki bu dostlar kim; sağ cenahtan, sol cenahtan, orta bekten ve hemen hemen her siyasi görüş sahipleri…
Etrafında korumalarının etten duvar örmediği buluşmada aşırı gösterilen sevginin zaman zaman linç hali almasından rahatsız olmuyor. Mütevazi şekilde herkesle bir olma beraber olma niyetinde olduğunu konuşmasında belirtiyor. Yaklaşık 3 saatlik konuşmasının ardından, “ben kapıda sizleri yolculamak ve hepinizle tek tek kucaklaşmak istiyorum” diyor.

Uykusuz ve yorgun olmasına aldırış etmeden, İstanbul’un 5 ilçesinde yaptığı halk buluşmalarının yorgunluğuna rağmen dediğini de yapıyor.

Binlerce kişi ile tek tek kucaklaşıyor ve herkes ile kısa da olsa hoş sohbetlerde bulunuyor.
Slogan atmadan, yüksek dağların sahibi benim şeklinden tamamen uzak olarak yaptığı konuşmasında dostlarının gönüllerini bir kez daha fetih ediyor Süleyman Soylu.

15 Temmuz gecesi korkusuzca nasıl meclisi açmak için mahremimize bir kis gibi yapışmış kişilerle mücadele ederek yiğitliğini ispatladıysa…

Darbe girişimi sırasında Anadolu Ajansını meclise sokmayan hainlere rağmen gazetecileri meclise sokarak yaşananların dünyaya aktarılmasına cesaretiyle vesile olduysa…

Korkudan odalara saklananlara inat TRT’yi darbeci hainlerin elinden sivil operasyon ile alınmasının mimarlığını yürüttüyse…

Bu zor günlerde konuşmalarında kibiri ön planda tutan siyasetçilere inat doğruları bu buluşmada dostlarına haykırarak, siyasetin hakkını verdiğini gördüm.

Bakanımız Süleyman Soylu ile görüşme fırsatı yakaladığım yemekte gözlerinde ayrıca o ışığı gördüm. O ışık Recep Tayyip Erdoğan’ın gözündeki ışık, 2002 ruhunun yansıması ve madde planı yerine mananın yoğun yüklü olduğu soylu bir ışık idi.

Sayın Bakan konuşmasına, üzerlerinden uçaklar geçtiği zaman Allah’ın kendilerinden korkuyu aldığını anlatarak başladı.

Çankaya köşküne girdiklerinde kapıdaki polislere buraya canlı olarak kimseyi sokmayacaksınız ve burayı canlı olarak kimseye teslim etmeyeceksiniz dediğini söylediğinde salonda alkış sesleri yankılandı.

Meclise giderek yaşanan hainliği tüm dünyaya anlatmanın doğru olduğunu düşündüğünü belirten Bakan Soylu, “Mecliste, A Haber ve Anadolu Ajansını içeri aldık. O an TRT’nin de işgal edildiğini duyduk. Hiç tanımadığımız ama bize yardım etmek isteyen insanları oraya sevk ettik. Daha sonra ben TRT’ye gitmek için izin istedim. O esnada yolda Erol Olçok’un rahmetli olduğu haberi gelince, ‘Şehit oldu. Allah bize de nasip etsin’ dedim” diye konuştu.

Sayın Bakan, 15 Temmuz akşamını, bir milletin içindeki volkanın patlaması olarak görmek gerektiğini söyledi. Ve Eğer mevcut siyasi sistem başarılı bir sistem olsaydı, 10 yılda bir darbe üretir miydi? diyerek günün en anlamlı değerlendirmesinde bulundu.

Soysuz Avrupa’ya karşı bizim soylularımız yeterde artar bile….

FERHAT YILDIRIM / TÜRKİYE’DE ENERJİ

Blıck İsviçre’de yaşayan Türkleri tehdit etti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendilerine biat etmemesi nedeniyle referandum kampanyasında hükümet kanadından kimsenin toplantı yapmasına izin vermeyen Avrupa ülkelerine İsviçre’nin gazetesi Blick’te destek verdi.

Yayın hayatı boyunca ilk defa bir ilke imza atarak Türkçe yayın yapan Blick gazetesi İsviçre’de yaşayan Türk vatandaşlarına Türkçe seslenerek referandumda ‘Hayır’ oyu verme çağrısında bulundu.

Açık açık özgür İsviçre’yi özgür bir ülke niteleyerek, Türkiye’nin özgürlüğüne müdahale etmekten çekinmeyen gazete Cumhurbaşkanımıza karşı hakaretlere de yer verdi.

Üstü kapalı evet oyu verecek olan İşviçre de yaşayan vatandaşlarımızı tehdit eden Blick, “Her kim ki kendi ülkesinde diktatöryal bir yapı istiyorsa, buyursun yapsın. Ama kendi ülkesinde o diktatöryal yapıyla yaşamak şartıyla.” İfadelerini kullandı.

İŞTE O YAZININ TÜRKÇE YAYINLANAN TAM METNİ;

İsviçre’de yaşayan sevgili Türkler
16 Nisan’da Cumhurbaşkanınız Recep Tayyip Erdoğan’ın kendi ülkenizde yetkilerini diktatöryal bir seviyeye çıkarabilecek referandum için sandık başına gideceksiniz.

Yurtdışında yaşayan yaklaşık 3 milyon Türk Vatandaşı ile beraber bu reformda sizler de karar alacaksınız. Bundan dolayı İsviçre’de de yoğun bir seçim yarışı yaşanıyor.

İsviçre dünyadaki en özgür ülkedir. Burada herkes, sonradan dezavantajlı bir durumla karşılaşmadan, kimse işini kaybetmeden, ya da kesinlikle gözaltına alınıp işkence yapılmadan, kendi düşüncesini söyleyebilir, hükümeti eleştirebilir, politika ile ilgilenebilir ve istediği gibi yaşayabilir.

Ve tabii ki kadınlar ve erkekler, Hristiyanlar ve Hristiyan olmayanlar, hükümet yanlıları ve muhalefet yanlıları eşittir. İsviçre’nin temelinde yatan bu değerler bizim için kutsaldırlar.

Kendi değerlerimizi kimseye dayatmıyoruz. Dünyaya nasıl işleyeceğini söylemiyoruz. Ama İsviçre’de bizimle yaşamak isteyen insanlardan da beklentilerimiz var, ve tabii ki sizlerden de İsviçre’de yaşayan sevgili Türkler. Burada yaşayan herkes değerlerimize saygı göstermeli, yararlandığı özgürlükler için bir duruş sergilemelidir. Herkes için eşit haklar, düşünce özgürlüğü ve kuvvetler ayrılığı.

Yukarıda saydığımız tüm özgürlükler bu yasa ile ülkenizde yok edilecektir. Bunları isteyip istememek gerçekten Türkiye’de yaşayan insanların kararına bağlıdır. Biz İsviçreliler için kabul edilemez olan; buradaki özgürlük ve hukuk devletinden faydalanıp, bunların kendi ülkesinde kaldırılmasını istemektir. Bu kabul edilemez.

Her kim ki kendi ülkesinde diktatöryal bir yapı istiyorsa, buyursun yapsın. Ama kendi ülkesinde o diktatöryal yapıyla yaşamak şartıyla.

İşte bu yüzden BLICK İsviçre’de yaşayan bütün Türkleri referandumda HAYIR oyu kullanmaya davet ediyor ve böylelikle Türkiye’deki otoriter bir sisteme de HAYIR.

BLICK


İŞTE O YAZININ ALMANCA YAYINLANAN TAM METNİ;

Liebe Türkinnen und Türken in der Schweiz

Sie sind aufgerufen, am 16. April über ein Referendum in Ihrem Land abzustimmen, das Ihrem Präsidenten Recep Tayyip Erdogan diktatorische Machtfülle verleihen würde. Die weltweit rund drei Mil­lionen Auslandstürken, zu ­denen auch Sie gehören, werden über die Reform mitentscheiden. Deshalb tobt auch bei uns ein intensiver Abstimmungskampf.
Die Schweiz ist das freiheitlichste Land der Welt. Bei uns darf jeder seine Meinung äussern, die Regierung kritisieren, sich politisch betätigen, so leben, wie er will – ohne dass sich daraus Nachteile ­ergeben, ohne dass jemand deswegen seine Stelle verliert oder gar verhaftet und gefoltert wird. Und selbstverständlich sind Männer und Frauen, Christen und Nichtchristen, Regierungsanhänger und ­Oppositionelle gleichgestellt.

Diese Freiheiten sind uns heilig – sie machen die Schweiz aus! Wir zwingen ausserhalb ­unserer Landesgrenzen niemandem unsere Werte auf. Wir sagen der Welt nicht, wie sie zu funktionieren hat. Doch wir haben Erwartungen an die Menschen, die bei uns leben wollen – also an Sie, liebe ­Türkinnen und Türken in der Schweiz. Wer hier lebt, hat unsere Werte zu respektieren, muss einstehen für die Freiheiten, von denen er profitiert – gleiche Rechte für alle, ­Meinungsfreiheit, Gewaltenteilung.

All das soll jetzt in Ihrem Heimatland ausgeschaltet werden. Es ist an den Menschen in der Türkei zu entscheiden, ob sie das wirklich wollen. Für uns Schweizer aber ist es inakzeptabel, wenn jemand hier von Freiheit und Rechtsstaat profitiert und diese gleichzeitig zu Hause abschaffen will. Das geht nicht.

Wer in seinem Heimatland diktatorische Verhältnisse einführen will – bitte schön. Aber dann soll er auch unter ihnen leben.

Deshalb ruft BLICK alle ­Türkinnen und Türken in der Schweiz auf: Stimmen Sie Nein zum Referendum und damit Nein zu einem autoritären System in der Türkei!

Freundliche Grüsse
Ihr BLICK


TÜRKİYE’DE ENERJİ ÖZEL HABER

Yetkili servisten kaçarken özel servise tutuldu

Vatandaş yetkili servislerin pahalı hizmet vermesinden dolayı yöneldikleri sanayi sitelerinde bulunan özel servislerden de ayıplı hizmet aldıklarından dolayı rahatsız durumdalar.

Vatandaşı ‘garantisi geçersiz olur’ diye korkutan yetkili servisler araç bakımında istedikleri fiyatı uyguluyor. Yetkili servisler özel servislere göre 5 katı bulan fatura çıkartıyor.

ARAÇ SAHİPLERİ YETKİLİ SERVİS İLE ÖZEL SERVİS ARASINDA KALIYORLAR
Otomobil bakımlarında ‘garantiniz bozulur’ diyerek korkutulan araç sahipleri garanti süresince yetkili servislere gitmek zorunda kalıyorlar.

Garantileri bittikten sonra ise daha ucuz olur düşüncesiyle tercih ettikleri sanayi sitelerinde ki tamirciler tarafından da yanlış teşhis ve tamirat nedeniyle mağduriyet yaşayan otomobil sahibi sayısında büyük artışlar gözlemleniyor.

TÜKETİCİLER BİRLİĞİ BAŞKANI MAHMUT ŞAHİN TÜKETİCİLERİ UYARDI
Otomotiv sektörünün Türkiye’de en çok iş yoğunluğunun yaşandığı alanların başında geldiğini söyleyen Tüketiciler Birliği Başkanı Mahmut Şahin, “Çok ciddi oranlarda para akışı olan bir yer. İnsanlar bir seferlik tamiratta binlerce lira ödemek zorunda kalıyorlar. Ancak bazı art niyetli olduğunu düşündüğümüz uygulamalar yapılıyor” dedi.

Vatandaşların duyarlı olması gerektiğini ifade eden Şahin, “Bir tarafta mal ve hizmet satan satıcı, diğer tarafta tüketiciler var. Alışverişlerde karşılıklı yapılması gereken bir sözleşme vardır. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da tüketici için geçersiz olan haksız sözleşmeler tarif edilmiştir. Amiyane tabirle bir icap olacak bir de kabul. Sözleşme serbestisi dediğimiz durumdur bu. Oysa araç servislerinde icap-kabul gerçekleşmiyor. Tüketici araç servislerinde iş bittikten sonra ne istenirse ödemek zorunda bırakılıyor. Garanti kapsamının dışına çıkmamak için yetkili servise giden tüketici kat kat ücret ödemekle yüz yüze kalıyor. Vatandaş, aynı işi sanayide mesela 500 liraya yaptırabilecekken yetkili serviste 2 ila 5 kat fazla ödemek durumunda kalıyor”

GAZETECİ ARACIYLA GİTTİĞİ BAĞCILAR-GÜNGÖREN SANAYİ SİTESİNDE MAĞDURİYET YAŞADI
Aracının garantisi bittiği için aracının bakımını Bağcılar Güngören Sanayi Sitesinde yaptıran bir gazeteciye Fluence marka aracına ayıplı bakım yapılmasından dolayı mağduriyet yaşadığını belirtti.

Aracının tüm bakımlarını muntazam halde yetkili serviste yaptıran gazeteci dostumuz garantisi bitince Bağcılar Sanayi Sitesinde bir tamirciye aracının bakımını yaptırmış.

Aradan kısa bir süre geçtikten sonra bir sabah çocuklarını okula bırakmak için yola çıktığında aracının yol bilgisayarının “yağı tamamlayınız” ve “Motor Hasar Riski” tehlike işareti verdiğini görmüş. Az ileride aracını park ederek bakım yaptırdığı servisin sahibini aramış.

Kendisinden müsaitiz bekleriz cevabı alınca aracı bankasının asistan servisi aracılığıyla çekiciye yükleyerek servise teslim etmiş.

TAMİRHANE SAHİBİ İŞYERİNİ SURİYE VE MISIR UYRUKLU ÇALIŞANLARA TESLİM ETMİŞ
Tamirhane servisinde çalışan Suriye uyruklu usta araca yaptığı takviye, balata temizleyici ile motor çevresini yıkamasının ardından yaptığı tespitler neticesinde, aracın yağını ve filtresini değiştirdiklerini belirterek, arızanın yağ filtresinden kaynaklandığını söylemiş. Ve aracı teslim etmiş.

Aracı teslim aldıktan yarım saat sonra araç yeniden yolda kalmış ve bu sefer motordan seslerde gelmeye başlamış.
Aynı servisin sahibini aradığında, ’gelin hallederiz’ cevabı almış. Lakin araç gidecek durumda değilmiş ve tekrar arayarak aracı müsait yere çekiyorum. Siz gelin diyerek tamirhane sahibini aracın yanına davet etmiş.

MÜŞTERİNİN ARACI BİLGİSAYARA BAĞLAYINIZ TEKLİFİ ŞİDDETLE RED EDİLMİŞ
Geldiklerinde motor yatak sarmış geçmiş olsun cevabı alan gazeteci dostumuz tamirhane sahibine, “Siz neden bilgisayara bağlayın dediğim halde bağlamadınız gerek yok tutturdunuz bir makine diyerek tabiri caizse hem beni hem de Suriyeli ustanıza olumsuz cevap verdiniz. Neden aracımı bana yağ filtresi arızası var sorun çözüldü şeklinde bana aracı sıkıntısı devam ederken teslim ettiniz” dediğinde, Tamirhane sahibinden, “Biz tamir yapmayız. Ufak tefek bakım yapar, silecek onarır, far takarız. Sizi memnun etmek için işinizi aldık” diyerek şaşırtıcı cevaplar vermiş.

TAMİRHANE MÜŞTERİSİNİN ARACINI TAMİR EDECEĞİNE AĞIR HASARA VESİLE OLMUŞ
Şikayet edileceğini öğrenince, sakin, saygılı ve sabırlı olan mağdur müşterisine, “siz benim kim olduğumu biliyor musun!! 300 lira para aldım, gelin onu da alın” diyerek konuşmuş.

Aracının tamirat sürecinde mağdur olan gazeteci aracını kendi imkanlarıyla bir dostunun yardımı ile orijinal parçalarını kendisi almak suretiyle 7.000 liraya yaptırmış.

Şu an adli suç duyurusunda bulunmuş ve adaletin vereceği kararı bekliyormuş.

TURKİYE’DE ENERJİ ÖZEL HABER

Avrupa’da faşizm iktidarda kaos peşinde koşuyor

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Elektrik Dağıtım Hizmetleri Derneğinin (ELDER) 8. Olağan Genel Kurulunda yaptığı konuşmada, ELDER’in sektörün kurumsallaşması ve profesyonelleşmesi açısından çok önemli bir çatı kuruluş olduğunu ve bundan sonraki dönemde de kurumsallığın daha kaliteli hale gelebilmesi için desteklerini sürdüreceklerini söyledi.

Türkiye’nin denizde petrol ve doğalgaz arama noktasında çok daha aktif yol alacağını belirten Bakan Albayrak, “Sadece bir gemimizle değil, mart sonu, nisan başı gibi ismini büyüklerimizin koyacağı ikinci gemimizle birlikte devam edeceğiz. Biri Karadeniz’de, diğeri Akdeniz’de artık hiç durmadan üç boyutlu sismikle çalışacağız, çok daha aktif bir yıl olacak.” dedi.

Albayrak, elektrik dağıtım sektöründe konulan hedefler çerçevesinde 2015’e kıyasla 2016’da ciddi mesafe alındığını ama istenilen düzeye hala gelinemediğini dile getirdi.

Bu yılın elektrik dağıtım sektöründeki hedefler açısından daha başarılı sonuçların alınacağı bir yıl olacağını aktaran Albayrak, “Gerek çağrı merkezleri gerek teknik memnuniyet gerekse lokal ve bölgesel yatırımların hayata geçmesi noktasında önemli oldu. Bunun takibini daha sıkı yapacağız.” diye konuştu.

Albayrak, geçen yıl enerjide “yerli ve milli” ilkesinden hareketle elektrik üretiminde yerli kaynakların payının yüzde 49 ile rekor seviyeye ulaştığını anımsattı. Bu gelişmelerin, Türkiye’nin cari açığının daraltılmasına pozitif anlamda katkı sunacağını ifade eden Albayrak, şöyle devam etti:
“Geçen yıl elektrik üretiminde yerli kömürün payında yüzde 23, yenilenebilir kaynakların payında yüzde 31 artış oldu. Doğalgaz sektöründe önemli adımlar attık, kaynak çeşitliliği ve depolamada tarihi bir yıl oldu. Sisteme gaz basma kapasitesi açısından önemli bir yıl oldu. Günlük gaz basma kapasitesi 190 milyon metreküpten, 240-250 milyon metreküplere çıktı. Bu yıl inşallah 300 milyon metreküpü yakalayacağımız bir yıl olacak. Yani artık kış aylarında yaşanılan sıkışıklıkları geride bırakacağımız bir dönem olacak ama bunun da ötesini düşünmemiz lazım. İnşallah, günlük gaz basma kapasitesinin 400 milyon metreküpe ulaşacağı, sadece iç piyasa değil, bölgeyi de kuşatacak bir doğalgaz satıcısı olmak hedefimiz. TANAP devam ediyor, önümüzdeki yılın ikinci yarısında hayata geçecek inşallah. Türk Akımı’nda, inşaat süreci de 2019’a kadar tamamlanacak inşallah. Dolayısıyla 6-7 boru hattının geliştirildiği, LNG kapasitesinin genişletilerek daha aktif bir şekilde rol alacağı, 2 yeni FSRU ile depolama kapasitesinin 2,7 milyar metreküplerden 10-11 milyar metreküplere çıkacağı çok daha büyük bir doğalgaz piyasasından bahsediyoruz.”

“Akdeniz de stratejik bir parçamız”
Bu yıl madencilikte de önemli adımların atılacağının sinyalini veren Albayrak, şunları kaydetti:
“Bunun ötesinde geçtiğimiz hafta Amerika’da bu süreci artık daha aktif yürüteceğimizi söylemiştik. Deniz aramacılığı, petrol ve gaz aramacılığında önemli bir yıl olacak. Sadece bir gemimizle değil, mart sonu, nisan başı gibi ismini büyüklerimizin koyacağı ikinci gemimizle birlikte devam edeceğiz. İki tane önemli büyük denizcinin, kardeşin belki çok daha aktif bir şekilde biri Karadeniz’de, diğeri Akdeniz’de artık hiç durmadan üç boyutlu sismikle çalışacağı, çok daha aktif bir yıl olacak. Artık sismikten ziyade daha farklı bir strateji ile önümüzdeki 5 ila 10 yılda sadece Karadeniz değil, Akdeniz’de de arama sondaj ve kuyu çalışmalarını başlatacağız. Karadeniz’in yanı sıra Akdeniz’in de artık Türkiye’nin stratejik bir parçası olarak dünya aramacılık vitrininde daha fazla yer alacağı bir dönem olacak. Ne kadar ararsanız, o kadar bulursunuz. Biz de daha çok arayacağız, bir de bakmışız bu bu millete uzun yıllardır konuşulan bazı hedeflerin başarılı neticelerini anons edeceğiz. İnşallah, Akdeniz’de dediğim gibi çok aktif bir yıl olacak.”

“Avrupada faşizm iktidarda son sürat yol alıyor”
Türkiye’nin son dönemde kritik günlerden geçtiğini ve büyük bir öneme sahip büyük bir seçimle karşı karşıya olduğunu hatırlatan Albayrak, “Sistemin ne kadar önemli olduğu ve bunun oylanacağı günlerden bahsediyoruz. 80 milyon vatandaşımızı, sınır ötesindeki vatandaşımızı bu yaşananlar çok enteresan bir şekilde etkiliyor ama artık şaşırmıyoruz. Son yıllardaki olaylar Türkiye’nin üzerinden ne kadar farklı oyunlar oynandığını görmemizi sağlıyor. Türkiye’nin bu kadar badirelerle provokasyonlarla kaldığı bir durumda hala göremeyenler varsa onlarla çok fazla mesai harcamamak lazım.” değerlendirmesinde bulundu.

Bakan Albayrak, bugünkü manzaranın Türkiye’nin ne kadar güçlü bir hedefe ilerlediğini gösterdiğine ve bugün sınır ötesinde özellikle terör örgütleri eliyle ortaya konulan söylemlerin ülkeyi bir noktada şuurlandırmak zorunda olduğunu vurguladı.

Şimdiye kadar Türkiye’nin hukukunun olduğu, uzun yıllardır ilişki içerisinde bulunduğu ve komşu bildiği ülkelerle son günlerde yaşananların kabul edilebilir olmadığına işaret eden Albayrak, sözlerini şöyle tamamladı:
“Avrupa’da yaşananlar kabul edilebilir birşey değil. Kendinizi ifade özgürlüğünün, medeniyetin beşiği olarak adlandıracaksınız ama tüm dünyanın gözü önünde utanç verici bir manzara ortaya koyacaksınız. Bunun net bir açıklaması varsa ‘İslamafobi bu seçimlerden sonra iktidara geliyor’ denilemez. İslamafobi, bugün itibarıyla zaten orada. Avrupada faşizm iktidarda son sürat yol alıyor. Nazizm, bunu nasıl açıklayacağız? Bir ülkenin üst düzey bakanı, o ülkedeki kendi toprağına girmek noktasında adım atacak, ama siz her türlü hukuksuzluğu yapacaksınız. Demokrasiyi ayaklar altına alacaksınız, bunu kendinize göre deli saçması şeylerle açıklamaya çalışacaksınız. Bunun kabul edilebilir bir tarafı yok. Bu çerçevede aklı selim tüm, kaldıysa Avrupa’da siyasetçileri, rasyonel bakan ve siyasetçileri gündem noktasında inisiyatif almaya, aklı selim söyleme davet etmekten başka yapabileceğimiz birşey mümkün değil. Bu istikamette sadece ekonomik değil siyasi olarak da birkaç yılda Avrupa Birliği’nden bahsetmemiz, hangi noktada olduğunu görmemiz noktasında da soru işaretleriyle karşı karşıya kalacağız. Türkiye, birileri istese de istemese de güçlü adımlarla büyümeye devam ediyor.”

ENERJİ BAKANLIĞI / TÜRKİYE’DE ENERJİ

Bakan Albayrak Teksas Enerji Konferansına Katıldı

ABD’nin Teksas eyaletinin Houston kentinde düzenlenen IHS CERAWeek 2017 Enerji Konferansı kapsamında bir konuşma yapan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Pulitzer ödülü sahibi ve IHS Uluslararası Enerji Danışmanlığı Şirketi Başkan Yardımcısı Daniel Yergin’in sorularını yanıtladı.

Bakan Albayrak, Türkiye’nin 2002’de yaklaşık 200 milyar dolar olan gayri safi yurt içi hasılasının (GSYİH) bugün 800 milyar doların üzerine çıktığına ve kamu borcunun GSYİH’ye oranının aynı dönemde yüzde 80’den yüzde 30’a indiğine dikkati çekti.

Söz konusu dönemde enerji alanına yapılan yatırımların 75 milyar doların üzerinde olduğunun altını çizen Albayrak, gelecekte ekonomik büyüme hedeflerine ulaşılması için enerji alanına yatırımların devam etmesi gerektiğini belirtti.

Türkiye’nin elektrik üretiminde kurulu gücünün 2002’de yaklaşık 30 bin megavattan bugün 80 bin megavata dayandığı bilgisini paylaşan Albayrak, Türkiye’nin yıllık ortalama yüzde 6’nın üzerinde olan elektrik kapasitesindeki artışın OECD ülkeleri içinde ilk sırada geldiğini kaydetti.

Doğalgaz
Dünyadaki toplam petrol ve doğalgaz rezervlerinin yüzde 60’ının Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada yer aldığını bildiren Albayrak, Türkiye’nin, doğalgazda kaynak ve güzergahlarını çeşitlendirmeyi hedeflediğini söyledi.

Albayrak, Rusya, Azerbaycan, İran, Nijerya ve Cezayir’den alınan doğalgaza ek olarak, sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ve yüzer LNG gemisi projeleri için de yatırımlarını sürdürdüğünü aktardı.

Türkiye’de son 15 yılda kömürden doğalgaz kullanımına geçişin başarılı bir şekilde hayata geçirildiğine dikkati çeken Albayrak, “Bugün, Türkiye’nin 81 ilinin 78’inde doğalgaz altyapısı mevcut.” dedi.

Albayrak, doğalgazda arz güvenliğinin hem Türkiye’nin enerji tüketimi hem de Avrupa enerji pazarları açısından kritik öneme sahip olduğunu ifade etti.

İsrail gazının Türkiye’nin iç piyasasına gelmesi ve daha sonra Avrupa pazarlarına yönelmesi kapsamında da çalışmaların devam ettiğini bildiren Albayrak, bu projenin “kazan-kazan” durumu oluşturacağını ve Türkiye’nin bulunduğu bölgeye arz güvenliği ve istikrar sağlayacağına inandıklarını söyledi.

Nükleer
Yakın döneme kadar Türkiye’nin elektrik üretiminin yarısının doğalgazdan, doğalgazın yarısının da tek bir ülkeden geldiğini belirten Albayrak, elektrik kaynakları portföyünün de çeşitlendirilmesi gerektiğini söyledi. Albayrak, “Hedefimiz, toplam elektrik üretimi kapasitesinde nükleer enerjinin en az yüzde 10 payının olması.” dedi.
Albayrak, Rusya’nın Rosatom şirketiyle iş birliği halinde yapılan Akkuyu Nükleer Santrali’nde ilk reaktörün 2023’te, Japon-Fransız konsorsiyumuyla hayata geçirilecek olan Sinop Nükleer Santrali’nde ilk reaktörün de 2025’te faaliyete geçeceği bilgisini verdi.

Yenilenebilir
Türkiye’nin, hidroelektrik, güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynakları bakımından potansiyelinin büyük olduğuna işaret eden Albayrak, son yıllarda yenilenebilir enerji maliyetlerinin düştüğünün ve bu alanda da yatırımları arttığının altını çizdi.

Albayrak, Konya-Karapınar’da bin megavatlık güneş enerjisi santrali kurulması çalışmaları hakkında da bilgi vererek, dünyada tek sahada en büyük güneş enerjisi santrali olacak projenin, 15 yıllık elektrik alım garantisi sayesinde “yatırım-dostu” olacağını belirtti.

Yaz aylarının ortasında da bin megavatlık rüzgar enerjisi projesinin duyurulacağını ifade eden Albayrak, gelecek 10 yılda güneş ve rüzgar kaynaklı yenilenebilir enerji projelerinde en az 10 bin megavatlık kapasite hedeflendiğini bildirdi.

Albayrak, sadece geçen yıl rüzgarda bin 400 megavatlık kapasitenin sisteme dahil edildiğini kaydederek, Türkiye’nin enerji portföyünün en az üçte ikisinin yerli enerji kaynaklarından karşılanmasının hedeflendiğini vurguladı.
Türkiye’ye gelen yabancı yatırımcıların son 15 yılda yatırımlarını kazanca dönüştürdüğünü ifade eden Albayrak, “Enerji şirketleri ve yatırımcıları Türkiye’nin enerji sektörüne davet ediyoruz. Türkiye’nin enerji alanındaki önceliği, doğalgaz, elektrik, nükleer ve yenilenebilir enerjide kaynaklarını çeşitlendirmek. Finansal olarak elverişli, vatandaşın, yatırımcının ve kamunun faydasına olan yani tüm taraflara kazandıran, yatırım dostu bir ortam oluşturduk.” diye konuştu.

ENERJİ BAKANLIĞI / TÜRKİYE’DE ENERJİ

Avrupa nazizim sevdalısı oldu

‘Nazizm Hortladı’…
Ne oldu? Zorunuza mı gitti?

Avrupa bu söze alınıyor, kırılıyor, kızıyor…

Ama bu sizin zihinsel gerçeğiniz,

Beyninizin arka planındaki realiteniz, gerçekliğiniz, değişmeyen özünüz,

Siz busunuz işte…

Demokrasi, insan hakları, özgürlükler, ifade özgürlüğü gibi “süslü değerlerinize” ne oldu…?

Ülkemiz başta olmak üzere, başka ülkelere dikte etmek için miydi bu olmayan yüce(!) değerleriniz?

Sözüm ona “Demokrasinin beşiği” Avrupa,

İnsanlık değerlerinin sahibi Avrupa,

Özgürlük değerlerinin menşei Avrupa,

Ülkemizdeki “Garp mukallit ve Muhibbilerin” (batı taklitçisi ve sevicileri) koşulsuz hayranlık duyduğu Avrupa.

İnsan haklarını, demokrasiyi, özgürlüğü sadece kendine layık gören bencil Avrupa,

Cilaların düşüyor,

Makyajın akıyor,

Sırtlansı ve vahşi yüzün ortaya çıkıyor,

Süslü, kerameti kendinden menkul ve içi boş söylemlerin tel tel dökülüyor,

Nazist ve Faşist karakterin görünürleşiyor,

Aslına rücu ediyorsun,

Almanya, Avusturya, Hollanda, Fransa, Belçika, Danimarka….

Hiç şaşırtmadınız bizi,

Çünkü siz dün de böyleydiniz,

Katolik dediniz, Protestan dediniz tarihin kara lekesi katliamları siz yaptınız,

Siz yıllarca vahşi sömürgecilikle semirdiniz,

Siz, 2. Dünya Savaşında faşizanlığınızı zirvede gösterdiniz,

Siz yıllarca masum ve mazlum milletlere Terör ihraç ettiniz,

Siz medeniyetinizi Afrika’nın masumlarını katlederek kurdunuz,

Siz gelişmişliğinizi Ortadoğu’yu karıştırarak sağladınız,

Siz alçaklığı, adiliği, vahşiliği, koyun postuna bürünerek kamufle ettiniz…

Ama,

Sonunuz geliyor,

Kendiniz oluyorsunuz,

Dündeki Avrupa’laşıyorsunuz,

Dününüz ise; kan, gözyaşı, kir, çamur…

Tek kelimeyle; Vahşet.

Dününüz Faşizm,

Tıpkı bugünkü iki yüzlülüğünüz gibi…

Ama, gizleyemediniz, saklayamadınız,

Birkaç Bakan’ın ülkenize gelmesinden korktunuz,

Bence de korkun,

Korkmalısınız,

Bizde bir söz var;

“Ölümü yaklaşan köpek cami duvarına işer”

Bitiyorsunuz, çöküyorsunuz, sonunuz geldi,

Bu yaptıklarınız çöküşünüzün hırçınlığı.

İngiltere gerçeği gördü, ayrıldı sizden,

Siz ise hırçınca çirkefleşiyor ve batıyorsunuz,

Tarih sizin için tekerrür ediyor ve çanlar sizin için çalıyor,

Tarihsel gerçekler acıdır, dramatiktir ve trajiktir.

Sizin de dramatik sonunuz, tükeniş ve çöküşünüz başladı.

Türkiye’nin gelişimine engel olmak yerine, kendi derdinize bakın,

Çünkü ülkemizin büyüme gerçeğini yok edemeyeceksiniz,

Siz ne yaparsanız yapın,

Büyük Türkiye geliyor,

Durduramayacaksınız,

Engel olamayacaksınız,

Siz istemeseniz de,

Türkler geliyor Avrupa, Türkler geliyor,

Sizin bitişinizle Türkiye’nin yükselişi birlikte olacaktır.

Hep söyledim,

Bu referandumda “EVET” sadece bir evet’den ibaret değildir.

Almanya’ya rağmen büyümeye Evet’dir,

Hollanda’ya, Avusturya’ya, İsveç’e rağmen Büyük Türkiye’ye Evet’dir,

Ülkemiz üzerine “Büyük Oyun”a engel olmaktır,

Ortadoğu’da, Coğrafyamıza, Ülkemizde huzur barış ve gelişime Evet’dir.

Yeter ki; bir ve beraber olalım,

Kenetlenelim,

Harici düşmanlara karşı, dahili ihtilafları bırakıp tek yürek olalım,

Kendimize inanalım,

Milli’liğimizi unutmayalım,

İçerde safları sıklaştıralım,

Biz “Büyük” olacağız,

“Büyük Türkiye” olacağız…

Avrupa ve Avrupalılık oyunları kuran bizden gibi görünüp, bizden olmayanlara ve onları yönetenlere iki çift sözüm var. “Yanlış yaptınız, oyunu hiç bir zaman kurallarına göre oynamadınız ve kendinizide, yönettiğiniz Avrupa’yı da bitişin eşiğine attınız.
Bu saatten sonra dikiş tutmanız çok zor.”

Ayrıca Avrupa’da yaşayan Türklerin 16.Nisan’da oylarının büyük çoğunluğunun EVET olduğunu gören Avrupa’lı yetkililerin olayları kışkırtarak, Türklerin oy kullanmasına enğel olmak için bazı pilanlar yaptığıda kulağıma geliyor, ancak nafile, bu oyun hiç tutmaz.

Benden söylemesi hiç bunu denemeyi bile düşünmeyin

Biz Türkler yaptığınız tüm oyunları ve nedenlerini iyi biliyoruz, rahat olun.

Not: Avrupa ülkelerinde ortaya çıkan Türkiye aleyhtarlığına karşı Sayın Kılıçdaroğlu’nun sergilediği tavrı kutluyorum. Sayın Bahçeli’nin gösterdiği yaklaşıma ise şapka çıkartıyorum. Avrupa’nın alçaklıklarına karşı sergilediği birlik, beraberlik tavrı tam da bir ülkücünün, milliyetçinin göstereceği vakur bir tavırdır.

Sayın Bahçeli ülkemizin içinden geçtiği, belki de en kritik süreçte gösterdiği dik ve diri tavırla tarihe hakettiği şekilde not edilecektir.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah’a emanet olun sevgili okurlarım…

CENGİZ AYGÜN / TÜRKİYE’DE ENERJİ

Tarihi ve bugünü gerçekleriyle okumak

Teo-politik ve teo-strateji, zamanın eskitemediği silahlardır.

“İmparatorluk Politikalarında Teo-Stratejiler ve Türkiye” kitabının yazarı İlahiyat Profesörü Nadim Macit teo-politik kavramını; “kültürel bilinci, ortak tasavvur biçimini, sembolleri ve mitleri dini-politik dille ortak bir amaç için güç unsuruna dönüştürmek” şeklinde tanımlamaktadır. Teo-politik; dini, devletlerin ve güç merkezlerinin uyguladıkları politikaları meşrulaştırma aracı olarak kullanmaktır. Yani dinin, siyasal bir aygıta-araca dönüştürülmesidir.

“Teo-strateji” kavramı ise; teo-politiğin amaç edindiği dini-mistik politik hedeflere ulaşmak için oluşturulan ve yürütülen stratejileri anlatmaktadır.

İnsanlık tarihi, işte tam da dinlerin siyasal ve/veya egemen güçler ya da siyasal ve/veya egemen güç olma iddiasını taşıyanların, en önemli aygıtlara dönüştükleri örneklerle doludur.

Mesela Haçlı savaşları, Din’in siyasal bir aygıt olarak (Teo-politik ve teo-strateji) kullanılmasına dair en önemli ve en bilinen örnektir.

İsrail’in kuruluş felsefesi,Eski Ahit’te (Tevrat) ve  yine Yahudiler için önemli dinsel kaynaklardan olan Kabbala’da anlatılan, Davut Peygamber, Süleyman Peygamber ve Mesih’in gelişine dair olan hikayeler ve bu kutsal kitaplarda kendilerine vaad edildiğini iddia edilen ‘vaad edilmiş topraklar’ mit’i(inancı) üzerine bina edilmiştir.

Modern seküler-ulus devlet fikrinin oluşmasında en etkin düşünürlerden kabul edilen Niccolò Machiavelli, siyasal düşünüşün laikleştirilmesi ve bilimselleştirilmesi gerektiğini savunurdu. Ancak, her ne kadar kiliseye karşı da olsa Machiavelli, laikliği savunmuş biri olsa da hükümdarın gerektiği zaman dini de alet olarak kullanması gerektiğini belirtmiştir. Machiavelli, İtalyan birliğini kurmaya aday yöneticinin (dindar olsun ya da olmasın) son derece dindar görünmesini isterdi.

Batı, uzak geçmişte olduğu gibi yakın geçmişte de,bugün de Dünya’ya teo-politiğin en ölümcül,en kanlı uygulamalarını sunmaktadır . Evanjelizm, Ekümenizm ve Siyonizm ideaları bunların en tipik örneklerini teşkil etmektedir. Evanjelizm, Ekümenizm ve Siyonizm her üçü de tam anlamı ile Din’in siyasal ve egemen güçlerin dünya hakimiyeti için meşrulaştırıcı aygıtlar olarak kullanılmasına dair başlıca örneklerdir.Mesela, Bush ile başlayan ABD’nin  Ortadoğu politikası, dünyada Hıristiyanlığın hakimiyeti için çalıştığını iddia eden Evanjelistlerin ürünüdür.

Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği’ni çevreleme politikasının araçlarından olan “Yeşil Kuşak”, projesi de İslam’ın Batı’nın çıkarlarına alet edildiği başarılı bir teo-politik/teo-stratejik bir ABD projesidir.

Osmanlı’nın yıkılış sürecinde İngiliz ajanı meşhur Lawrence ve Suud ailesinin, Vahhabiliği İslam’ın kutsal topraklarının yer aldığı coğrafyada yaygınlaştırarak, Batı için oldukça kullanışlı bir çarpık İslam Modeli kurma yolu ile  Osmanlı topraklarını nasıl parçaladığını bilmeyenimiz yoktur. Ve Batı’nın bu Çarpık İslam anlayışını bugüne kadar getirmesini ve bu kullanışlı çarpık İslam Modeli’nin türevlerinden de bugün İslam Dünyasını kan gölüne çeviren, Taliban,El-Kaide,Boko Haram,Daeş gibi terör örgütlerinin çıktığını, teo-politik ve teo-stratejik konuşurken gündeme getirmenin vazgeçilmez bir önemi bulunmaktadır.

İşte tam da bu nedenlerle İngiliz Tarihçi Arnold Toynbee 1960 yılında yazdığı bir kitapta şöyle der:

“Güney Müslümanlığı EŞARILIK (Fas’tan Arabistan’a kadar) bizim için tehlike olmaktan çıkmıştır. Bir şeyh satın alır hepsini yönetebilirsiniz.

Bizim için Kuzey Müslümanlığı MATURIDILIK (İstanbul’dan Buhara’ya Türk Bölgesi) tehlikelidir. Bunlar bilimle barışıktır.’’ Der.

Daha da ileri giderek, Fukuyama’nın Tarihin Sonu ve S. Huntington’un Medeniyetler Çatışması olmak üzere, Batı’nın son dönem tüm stratejik tezlerin temelinde az ya da çok teo-politiğin bulunduğunu söylemek mümkündür.

Jeopolitik/Jeostratejik uygulamalara İslam Tarihi’nde de sıkça rastlanmıştır.

Fars’lıların (Bugünkü İran) İslamla Sunni İslam yolu ile tanışmış olmalarına rağmen, daha sonra Şii’liği bir milli mezhep olarak seçmelerini ve şii fıkhındaki İmamet, 12 İmam vs gibi ezoterik hususları birer siyasal araç ve sembol olarak kullanmalarını da ancak teo-politik ve teo-strateji yani dinin siyasal bir güç aygıtı olarak kullanılması ile açıklarız.

Emevi’lerin Halifeliği Mekke’den Şam’a getirmesi de ancak, dönemin Müslümanları tarafından meşru görünmeyen siyasal otoritelerine meşruiyet sağlamak amacı ile açıklana bilinecektir. Ve yine Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ın fethinden sonra kutsal emanetleri ve Hilafeti İstanbul’a taşıması da, kendisinden önce de rahat durmayan ve Osmanlı Coğrafyasında Osmanlı İktidarına karşı her fırsatta kendi çıkarlarını kollayan İran Şah’larına ve dönemin Safevi Şah’ı Şah İsmail’e karşı, Sunni İslam Dünyasının siyasal ve dinsel otoritesi olmak amacına matuftur.

Osmanlı’nın zayıfladığı dönemde ortaya atılan, Üç tarz-ı siyasetten biri olan İslamcılık fikri de, Osmanlı’nın toprak kayıplarına engel olmak için geliştirilmiş olan siyasal bir düşüncedir ve teo-politik bir uygulamadır.

Bugüne gelindiğinde Irak’ta, Suriye’de, Yemen’de ve daha pek çok İslam Coğrafyasında yaşananları da Teo-politik uygulamaların dışında tutamayız.

İran’ın Irak’ta,Suriye’de,Yemen’de Şiiliği kendi siyasal güç alanını arttırmak amacıyla bir siyasal aygıt olarak kullanması da Teo-politik ve Teo-stratejik uygulamalara verilecek en güncel örneklerdir.

Bugün Suriye’de ve Irak’ta yaşananları Eski Ahit (Tevrat) ve Yeni Ahit (İncil) de anlatılan ve Irak ve Suriye (Şam) bölgesinde gelişeceği iddia edilen İsa Mesih’in Dünya’ya gelişi ve Armegedon Savaşı hikayelerinden bağımsız düşünemeyiz. İncil’in Vahiy bölümü ile Tevrat’ın bir bölümü olan Hezekiel’in 38-39 alt bölümlerine dayandırılan bu  Mit’lerde(İnanç)  Hrsitiyan ve Yahudi kesin inançlılar, her biri kendileri için vaad edilen Dünya Hakimiyeti’nin peşinden koşmakta ve bu uğurda milyonlarca insanın ölmesi ya da kanının akmasını umursamamaktadır.

Velhasıl… tarihe ve bugüne dair teo-politik ve teo-stratejik düşünce,proje ve uygulamalara dair daha başka bir çok örnek vardır.

Pek tabi ki, tarihi ve bugünü okumak için pek çok yol ve yöntem bulunmaktadır ancak bunlar arasında belki de en önemlisi olan ancak bilinçli veya bilinçsiz ihmal edilen okuma türü teo-politik ve teo-stratejik okumadır. Çünkü bir anlamda, insanlık tarihi, dinler-inançlar tarihidir.

Referandum sonrası Erdoğan neler yapacak

Referandum sonrası hiçbir şey eskisi gibi olmayacak…

Bürokratik Oligarşi ve başarısız siyaset anlayışı değişmeye mecbur kalacaktır.

Cumhurbaşkanı’mızı hafta sonu İstanbul’da son gördüğümde gözleri ve sözlerindeki değişimi, dönüşümü, yenilenmeyi, her şeyin farkında olduğunu, kimin ne olduğunun ve olmadığının ve kaçınılmaz değişimlerin işaretini gördüm.

Evet,

Bugünlerde Türk Devlet Yapısında ciddi değişim ve yapılanmanın eşiğindeyiz.

Adeta Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana yapılacak en kapsamlı, en geniş ve en radikal yeniden yapılanmanın arefesindeyiz.

Cumhurbaşkanı bakışları ve söylemleriyle sanki her şeyin bilincindeyim diyordu.

Cumhurbaşkanımız lisan-ı hal ve söyledikleri arasında söylemedikleriyle başka ne diyordu:

Eksikleri, hataları, yanlışları,

Tembelleri, korkakları, silik kişilikleri, bencilleri, küstahları,

Hainleri, sinsileri, arkadan hançerleyenleri, taşın arkasına saklananları, sinenleri,

Harici hasımlarla iş tutan içerdeki işbirlikçileri,

Neme lazımcıları,

Kendi istikbalini Vatanın istiklal ve istikbalinden önce görenleri,

Zor zamanda kaçanları,

Yolda yol arkadaşını satanları,

Siyaseti meslek edinenleri,

Siyasi bencilleri, mevtaları,

Ben ben ben diyen, kerameti kendinden menkul siyaset yapanları,

Her şeyi ben bilirim diyen bilgisiz cahilleri, kibir sahiplerini,

Uzun ince siyaset yolunda yorulanları, nefesi yetmeyenleri, rehavete kapılanları,

FETÖ ile irtibatlı ve iltisaklı siyasileri,

15 Temmuz gecesi saklanıp darbe bastırılmaya başlayınca ortaya çıkan siyasetçileri,

Yüzüne el pençe divan durup da, arkasından olmadık laf ve hakaret eden iki yüzlüleri,

Vatandaşın taleplerini geçiştiren “sigara paketi” siyasetçilerini,

Bu ülke, AK Parti ve kendisi sayesinde sıfırdan zirveye gelip küstahlaşanları,

Özetle; siyasi değişim ve yenilenmenin zaruret ve mutlak gerekliliği,

Görüyorum, biliyorum ve yapacağım diyordu…

Hantal Devlet Yapısı ve Bürokrasiye dair ise, daha derin ve köklü şeyler söylüyordu adeta söylemedikleriyle:

Hiç kimse oturduğu koltuğu, makamı kendine daimi sanmasın,

Vatandaşı küçümseyen, kibirli, küstah bürokratlara taviz verilmeyecek,

“Mahkeme kadıya mülk değildir” felsefesini canlı tutanlarla yola devam edilecek,

Vatandaş ve siyasi otoriteyle uyumsuz bürokrasi sona erecek,

Liyakatsiz, ehliyetsiz kamu görevlileri değiştirilecek,

Bürokratik prensip; “Vatan, millet ve devlete sadakati esas alan, liyakat ve ehliyet” şeklinde olacak,

Atalet ve tembelliğe fırsat verilmeyecek,

Genç, dinamik ve zinde beyinlerle tecrübe ve sağduyu bürokrasiye hakim kılınacak,

Mevcut kamu yönetim sistematiği ve bürokratik kişiliklerle ilgili köklü tasfiyeler olacak,

Bürokrasideki hantallık, yavaşlık ve umursamazlık ivedilikle sonlandırılacak,

Artık hiç kimse devlet dairesini “babasının çiftliği” gibi göremeyecek,

Devlette “yan gelip yatanla, işini yapan” aynı kefede olamayacak,

İşini, görevini mesuliyet içinde yapan ödüllendirilecek, yapmayan ise tasfiye edilecek,

Proaktif bir bürokrasi esas alınacak, kendini yenileyip, geliştiremeyen geride kalacak,

Bürokrasi yatırım ve yatırımcıya engel olmaktan çıkartılacak, önünü açar hale gelecek,

İstihdam ve yatırım yapmak isteyenlere mani olanlar hemen uzaklaştırılacak,

Devlette “bugün git yarın gel” yaklaşımı imha edilecek,

Sağlık, eğitim, adliye gibi hizmetlerde vatandaşı canından bezdirenler canından bezdirilecek,

Tüm bürokrasi, devletin ve milletin hizmetinde olduğunun bilinciyle hareket edecek şekilde oluşturulacak,

Kimse millete efendilik taslayamayacak,

Herkes haddini bilecek, işine ve sorumluluğuna odaklanacaktır.

Bu bağlamda;

Referandum sonrası üst düzey kamu yöneticilerinden başlayarak aşağı doğru çok ciddi değişiklikler olacaktır.

Mevcut üst düzey yöneticilerin yarıdan fazlasının değişeceğini, kurumsal bazda yapısal değişim ve yeniden yapılanmaya matuf revizyonları bekliyorum.

Siyasette deprem niteliğinde müdahalelerin olacağını, çok ciddi kan değişimine gidileceğini, siyasi bir tecdid (yenilenme) yaşanacağını düşünüyorum.

Mülki idarelerden tutun da, valilere, kaymakamlara kadar,

Büyük şehir belediye başkanlarından, en küçük ilçe belediyelerine kadar el atılacak ve gereken her şey ifa edilecektir.

Yolsuzluk, aymazlık, ihanet, kalleşlik yapanların yanına kar kalmayacak, herkes yaptığının bedelini ödeyecektir.

Cumhurbaşkanı her şeyin farkındadır,

Millet müsterih olsun,

Hiç kimse, “Her şey iyi güzel ama neden siyasilere, belediyelere dokunulmuyor” demesin,

Referandum sonrası herkese ve her şeye dokunulduğunu göreceksiniz.

İstisnasız şekilde kamu yapılanması içinde yer alan herkese dokunulacak, adil ve kayırmasız şekilde hareket edildiğine şahit olacağız.

Hele de, FETÖ gibi alçak terör örgütüyle ilintili ve irtibatlı herkes (siyasi, bürokratik, hangi partiden olursa olsun) mutlaka bunun hesabı ayırt edilmeksizin sorulacaktır.

Mecaz anlamda söylersek;  Erdoğan şuanda yumruğunu cebine koymuş, herkese eteğindeki taşları döktürerek, milleti adına final mesabesinde altın vuruşu yapmaya hazır, Referandum sonrasını bekliyor.

15 Temmuz bu ülke için  Kurtuluş Savaşı sonrası ikinci bir milattır.

Emin olunsun ki;

Referandum sadece  “evet/hayır”dan ibaret değildir.

Ve

Referandum sonrası hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşak ümidi ile Allah’a emanet olun sevgili okurlarım…

Karakutu görücüye çıktı

TIRPORT geliştirdiği Araç Güvenlik Sistemi (AGS) ile kamyonlara, uçaklardaki gibi “Karakutu” standardı getiriyor.

TIRPORT’un, Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu’nun da desteğini alarak yürüttüğü projede, son aşamaya gelindi. Uçaklardakine benzer, tüm seyir güvenliğini kayıt altına alacak ve araçtaki gerçek zamanlı bilgilere anlık ulaşılmasını sağlayacak olan Araç Güvenlik Sistemi (AGS) adı verilen “Karakutu”lar kamyon ve araçlarda kullanıma hazır.

Trafiğe kayıtlı yaklaşık 850 Bin Kamyon ve TIR’ın olduğu ülkemiz, Avrupa’nın en büyük kamyon pazarı olma özelliğine de sahip.

Türkiye’de taşımanın %92’si karayoluyla yapılıyor. Fakat gerçek çarpıcı veri, yollardaki kamyonların %90’ının şahıslara ait olması. Bu oran, Amerika ve Avrupa’daki sektör verileri ile kıyaslandığında oldukça yüksektir. 1 milyonu aşkın insan evine ekmeğini doğrudan kamyonuyla götürüyor.

Her gün yaklaşık 900 bin kamyonun yük aldığı, 2 bini aşkın lojistik firmasının bu işin organizasyonunu yaptığı ülkemizde kamyonun ve yükün güvenliği son derece önemli.

TIRPORT, kamyonlara özel geliştirdiği, yüksek teknoloji gömülü Karakutusu ile; Yük Verenlerle yük taşıyan kamyonları ve üzerlerindeki yükü sigortalayan sigorta şirketlerini gerçek zamanlı ve konum tabanlı güvenlik zinciriyle birbirine bağlıyor.

Araç Güvenlik Sistemi (AGS), klasik Araç Takip Sistemi’nin üstüne bir dizi güvenlik donanımı ihtiva ediyor.

AGS’li “Karakutu”ların Özellikleri:

•Yolda seyir halindeki kamyonlar, gerçek zamanlı ve konum tabanlı olarak dijital haritalardan izlenebiliyor. Duraklama, yavaşlama, hızlanma gibi bilgiler, konum tabanlı olarak sisteme kaydediliyor. Aracın kayıtlı bilgisi üzerinde, geçmişte hangi noktayı hangi hızla geçtiği, kamyonun nerede, ne kadar beklediği, sistemden görülebiliyor. Tüm bilgiler, bünyedeki GSM ve GPS modülleriyle anlık olarak bulutta tanımlanan güvenli veri tabanına aktarılıyor.
•Entegre bluetooth sensörlerle, dorselerdeki ürünlerin gerçek zamanlı izlenmesi, gereken ısı ve basınç durumu gibi bilgileri anlık olarak takip edilebiliyor. Tanımlanan standartların dışında bir hareket olması durumunda, ürün ve taşımadan sorumlu şirketler, otomatik olarak sistem üzerinden ikaz edilebiliyor.
•TIRPORT AGS’nin, kara kutusuna HD çekim yapabilen 4 kamera eklenebiliyor. Bu kameralarla, seyir hali önden ve arkadan kayıt altına alınabildiği gibi, arzu edilirse dorse-kabin içi de görüntülenebiliyor. Bu bilgiler, bünyedeki diskte 30 güne kadar muhafaza ediliyor. Ayrıca, yükün sahibi ve lojistik firması, istediği kamyonun seyir bilgilerine online olarak cep telefonu üzerinden ulaşıp izleyebiliyor.
•Kara kutuyu “karakutu” yapan en önemli özelliklerden birisi de, bünyesindeki entegre G-Sensör (Darbe Sensörü). Bu sensör sayesinde, araç çok ani bir fren yaptığında veya kazaya uğradığında, kara kutu son 1 dakikaya ait seyir bilgileri ile kaza anından sonraki 30 saniyelik görüntüleri, anında bulut ortamındaki güvenli platforma gönderiyor. Bunun yanında yükün sahibi olan şirketi, taşımayı yapan lojistik firmasını ve o yük ile aracı sigortalayan sigorta firmasını bir anlık ileti ile anında ikaz ediyor, cep telefonuna gelen link tıklatıldığında ise kazanın dinamik raporu ve kaza anında kaydedilen tüm görüntüler izlenebiliyor. Seyir bilgilerine ulaşılabiliyor.
•Bu kit ile; Yük Veren, kamyoncu ve sigorta firması bir platformda güvenlik çemberine alınıyor. Sigorta firması kazadan haberdar olmak için önüne kaza raporlarının gelmesini beklemiyor. İşlemler için zaman kazanıyor, gerçek-sahte kaza ayrımı yapılabiliyor. Sigorta firmasının riski normal seviyelere düşüyor.
•Kara kutu takılı araçlarda, sigorta riskleri minimize oluyor. Sigorta firmalarından, her yıl sahte kaza raporları ile çalınan on milyonlarca liralık hasar ödemesi cepte kalıyor. Yine lojistik firmalarından çeşitli sahtecilik oyunlarıyla (sahte plaka-ruhsat vb. evraklı kamyon) çalınan yükler için ödemek zorunda kaldıkları tazminatlar son buluyor.

Özetle, TIRPORT tarafından geliştirilen ve hayata geçirilen bu sisteme, sigorta firmaları oldukça sıcak bakıyor. Son yıllarda, özellikle trafik sigorta primlerinin çok arttığı ülkemizde, bu durum sigorta firmaları ile araç sahiplerini karşı karşıya getirmişti.

Normal bir kamyonun trafik sigortasının 5-6 bin TL’lerde olduğu pazarda, kara kutu ile sigorta primleri düşecek. Yük ve yol güvenliği artacak. Ekmeğinin derdinde 7-24 direksiyon sallayan şoför ile tek amacı “hırsızlık” olan sahteciler, hızla sistemden ayıklanacaklar.

www.agsteknoloji.net / TÜRKİYE’DE ENERJİ

Enerji’nin sektöründe “EPDK” önemlidir

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Enerji Uzmanları Derneği tarafından düzenlenen Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK) 15. Kuruluş Yıldönümü programında konuştu. Türkiye’nin 15 yıllık dönüşüm yolculuğunda EPDK’nın önemli bir mesafe kaydettiğini ifade eden Albayrak, Türkiye’nin büyüme ve başarı hikayesinde enerjinin dinamo etkisi oluşturduğunu belirtti.

Bakan Albayrak, bakanlık olarak yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına önem verdiklerini hatırlatarak, “Yılda ortalama 50 milyar dolar enerji ve maden ithalatına veren bir ülkeden, bir bakmışsınız 10 sene sonra enerji ihraç etmeye başlamış bir ülke olmuşuz. Türkiye olarak enerjiyi daha kaliteli ve ucuz şekilde topluma kazandırma, ulaştırma hedefimiz var. Bunun ötesinde büyük Türkiye’nin artık bölgesel ve küresel noktada önemli bir ham madde olan enerjide, büyük resimde, söz söyleyen bir oyuncu olması gerekiyor. Bunu inşa etmemiz lazım.” diye konuştu.

Enerji sektöründe yapılacak düzenlemelerde EPDK’ya büyük görev düştüğünü ifade eden Albayrak, son yıllarda yaşanan önemli küresel krizlere rağmen Türkiye’nin enerji sektöründe büyüyerek kaynak çeşitliliğini artırarak altyapı yatırımlarına devam ettiğini ve Türkiye’nin geçen yıl elektrik üretiminin yüzde 49,3’ünü yerli kaynaklardan sağladığını söyledi.

Albayrak, yerli kaynakların enerji üretimindeki payını artırılacağını belirterek, “Önümüzdeki 10 yılda elektrik üretiminde yerli kaynakların payını en az üçte ikiye çıkarmamız lazım. Bu yıl bu oranı yüzde 50’nin üzerine taşımalıyız. Hep birlikte omuz omuza çalışacağız.” dedi.

Güneş ve rüzgar enerjisinde ihale süreçlerinin başlatıldığını hatırlatan Albayrak, yakında yerli kömürde de adımlar atılacağını söyledi.

Albayrak, sadece kapasiteler ve üretim değil fabrika ve Ar-Ge yatırımlarıyla da ilerlemenin süreceğini ifade ederek, şunları kaydetti:
“Bundan sonra daha fazla kaynak arayacağız, düzenleme yapacağız ve yatırımcının önünü açarak üçlü kazan-kazan resmine çok yoğun destek olacağız. Nükleeri de yapacağız, yerli kömürü de yapacağız. Daha zengin kalorifik değerli olan kaynaklarımızı geliştirmemiz lazım. Türkiye enerji için yılda 50 milyar dolar dışarı verirken, daha az vermeye başlayacak. Bu, birilerini üzecek, sinirlendirecek ve farklı yolları denemeye itecek. Bunu son 3-4 yıldır yaşıyoruz. Arkasında malum ülkelerin olduğu, terör örgütleri üzerinden, PKK’sı, FETÖ’sü, akıl akıl peşime takıl… Bu söylemlere katılanları da görüyoruz. Ciddiye almıyoruz, almayacağız. Hep aynı yemeği pişirirsen aynı oyu alırsın, gün gelir seçmenin seni tasfiye eder. Referandumdan sonraki süreç de Türk siyasetinde bir dönüşüm olacaktır. Bizim tek hedefimiz var, yeni ve büyük Türkiye’ye bir tuğla, bir taş daha nasıl koyarız? Bu noktada Türkiye için, 80 milyon için daha fazla üretmeye, büyümeye, gelişmeye nasıl katkı yaparız, buna bakacağız.15 Temmuz ruhuyla tüm Türkiye’yi kucaklayarak daha çok çalışacağız. İnşallah, Türkiye’yi çok daha iyi bir noktaya taşıyacağız.”

ENERJİ BAKANLIĞI / TÜRKİYE’DE ENERJİ

Enerji barış için bir araç olmalıdır

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Güney Gaz Koridoru Danışma Kurulu 3. Bakanlar Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, enerjinin; bölgenin ve dünyanın istikrarı, barış için önemli bir araç olarak kullanılabileceğine inandığını söyledi.

Türkiye’nin, bölgesel arz güvenliğine katkı sağlayan, ülkelerin karşılıklı çıkarlarına hizmet eden ve nihai olarak bölgesel barışa, huzura ve istikrara destek verecek tüm projelerin parçası olacağını vurgulayan Bakan Albayrak, “İnanıyoruz ki hiçbir ülke tek başına, iş birliği ağlarının bir parçası olmadan enerji güvenliğini sağlayamaz.” değerlendirmesinde bulundu.

Albayrak, Türkiye’nin bölgedeki enerji projeleri için kolaylaştırıcı rol üstlenmeye devam edeceğine dikkati çekerek, “Tüm paydaşların çıkarına olan ve adil bir paylaşımı amaçlayan projelerin barışa, huzura ve istikrara yapacağı katkıya inandığımız için, Dünya Enerji Kongresi’nde ‘Barış İçin Paylaş’ sloganını seçtik.” ifadelerini kullandı.

Bundan 10 yıl önce ilk kez dile getirilen Güney Gaz Koridorunun belkemiği olarak Azerbaycan ile TANAP projesinin geliştirildiğini anımsatan Albayrak, şöyle devam etti:
“Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı ilgili tüm paydaşlarına hizmet eden bölgesel iş birliğinin mükemmel ve tarihi bir örneği durumundadır. İnşaatın yaklaşık yüzde 65’i tamamlanmış olup, 2018 ikinci yarısı itibarıyla boru hattını gaz ile doldurmaya hazır hale getireceğiz. Bu kapsamda, 2020 itibarıyla 10 milyar metreküp Azeri gazını TAP’a (Trans Adriyatik Boru Hattı) iletebileceğiz.”
Bakan Albayrak, TANAP’ın, ilgili tüm paydaşlarına hizmet eden bölgesel iş birliğinin mükemmel ve tarihi bir örneği olduğunu anlattı.

Türkiye’den kuzey Suriye’ye elektrik

Albayrak, ayrıca Hocalı Katliamı’nda hayatını kaybeden 600’den fazla Azeri vatandaşını anarak, “Tüm dünya bir geçiş dönemini yaşamaktadır. Bu küresel dinamizm ortasında, istikrarsızlıklar birbirine komşu olan ülkelere olduğu kadar dünyanın uzak bölümlerine de yayılmaktadır. Bu bağlamda, İstanbul ve Paris, Ankara ve Brüksel, İzmir ve Berlin arasında hiçbir fark bulunmamaktadır.” diye konuştu.
Suriye’de yaşanan çatışmanın da artık insanlığın vicdanını kanatan trajik durumun ötesine geçtiğini belirten Albayrak, 2011’den beri yarım milyondan fazla insanın öldürüldüğüne ve 8 milyondan fazla Suriyeli’nin mülteci durumuna düştüğüne dikkati çekti.

Albayrak, Türkiye’nin ilk günden itibaren izlediği açık kapı politikası ile bugün 3 milyonu aşkın mülteciye ev sahipliği yaptığının altını çizerek, şunları kaydetti:
“Bugüne kadar sadece mülteciler için yapılan harcamalar 25 milyar doları aşmış durumdadır. Türkiye aynı zamanda kuzey Suriye’de terörden arındırılan bölgelere elektrik sağlamaktadır. Türkiye ortaya koyduğu gayret, üstlendiği yük ile bölgesel çatışmaların çözümlenmesinde ne kadar samimi olduğunu dünyaya ispat etmiştir. Ancak çözüm sadece Türkiye’nin samimiyetle üstlendiği sorumluluk ile mümkün değildir. Bu yükün başta Avrupa olmak üzere dünyadaki diğer büyük ülkeler tarafından paylaşılması, tüm ülkelerin samimi çözüm için elini taşın altına koyması gerekmektedir. Sinekleri öldürerek değil, bataklığı kurutarak sonuç elde edebilirsiniz ve bataklığın kuruması da müşterek çaba ile mümkündür.”

Albayrak, aynı zamanda Bakü’deki temasları kapsamında Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından kabul edilirken, Avrupa Komisyonu Enerji Birliğinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Maros Sefcovic, Gürcistan Başbakan Yardımcısı ve Enerji Bakanı Kahka Kaladze ve İtalya Ekonomik Kalkınma Bakanı Carlo Calenda ile yaptığı görüşmelerde enerji alanında ülkeler arası iş birliklerini değerlendirdi.

Cumhurbaşkanı Aliyev ile görüşme
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Güney Gaz Koridoru Danışma Kurulu 3. Bakanlar Toplantısı’na katılmak için geldiği Azerbaycan’da Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından kabul edildi.
Aliyev, Bakü Haydar Aliyev Merkezi’ndeki kabulde Türkiye’nin Güney Gaz Koridoru Danışma Kurulunda yüksek düzeyde temsil edilmesinin önemini vurguladı.

Toplantıya katıldığı için Albayrak’a teşekkür eden Aliyev, toplantının geleceğe yönelik planların başarıyla uygulanmasına önemli katkıda bulunacağını ifade etti.

Türkiye’de yapılacak referandumda değinen Aliyev, “Referandumun çok iyi geçeceğinden eminim. Türk halkı, iradesini ortaya koyacak ve bundan sonra Türkiye’nin hayatında yeni ve daha istikrarlı bir dönem başlayacak.”dedi.

Albayrak da Aliyev’e Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın selamlarını iletti ve eşi Mihriban Aliyeva’nın cumhurbaşkanı birinci yardımcılığı görevine getirilmesi dolayısıyla hayırlı olsun dileğinde bulundu.
Albayrak, referandumun Türkiye’nin geleceği açısından büyük önem taşıdığını kaydetti.

Görüşmede enerji alanındaki iş birliğinin yanı sıra Azerbaycan doğalgazını Avrupa’ya taşıyacak Güney Kafkas Boru Hattı, Trans Anadolu Boru Hattı (TANAP) ve Trans Adriyatik Boru Hattı’ndan (TAP) oluşan Güney Gaz Koridoru müzakere edildi.

Türkiye’de Enerji Dergisi olarak Enerji Bakanımız Sayın Berat Albayrak ile Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlhan Aliyev’in projelerinin Türk coğrafyası için önemli olduğunun farkında olarak destekliyoruz.

ENERJİ BAKANLIĞI / TÜRKİYE’DE ENERJİ

Kadınlar hayatın merkezinde olmalıdır

KADEM (Kadın ve Demokrasi Derneği) Hukuk Komisyonu Üyesi Avukat Pınar Hacıbektaşoğlu, boşanmaların sosyal ve arkadaş çevresindeki ilişkileri olumsuz etkilediğini belirterek, “Çiftin düğününde halay çeken insanlar boşanma anında mahkemede şahitlik yapmak zorunda kalıyor” dedi.

KADEM (Kadın ve Demokrasi Derneği) Hukuk Komisyonu Üyesi Avukat Pınar Hacıbektaşoğlu, Bağcılar Belediyesi M. Akif Ersoy Kültür sanat Merkezi’nde düzenlenen Kadın Yasal Hakları konulu seminerde konuştu.

Hayatın her noktasının kurallarla başladığını ifade eden Hacıbektaşoğlu, binlerce yıl önce insanın doğa, devlet, toplum ve insanla ilişkilerinde ortaya sorun çıktığında kural oluşturulduğunu belirtti. Kadınların aile birliğinde değişik sebeplerle haksızlığa uğradığını ve mağdur olduğunu belirten Hacıbektaşoğlu, Cumhuriyet’in kurulmasından sonra kadın haklarının medeni veya Türk Ceza Kanunu ile düzenlendiğini anlattı. Bu hakların 2002’den itibaren daha da arttığını ifade eden Hacıbektaşoğlu, şöyle konuştu: “Önemli olan o kanunların muhataplarınca bilinip ve uygulanmasıdır. Kadınların kendisini hayatın merkezine koyması gerekiyor. Ne yazık ki, hayatın merkezine kendimizi koymuyoruz. Merkeze koyduğumuz kişi güçlü ise biz de güçlü oluyoruz, merkez çöktüğünde biz de çöküyoruz. Lütfen kendinizi değerli görün”

Medeni Kanun’a göre kız evlatların 18 yaşını bitirdikten sonra evlenebildiğini hatırlatan Hacıbektaşoğlu, çocuk yaşta evliliklerin kanayan yara olduğunu söyledi. 15 yaşındaki bir kişinin evlilik sorumluluğunu taşıyacağına inanmadığını da anlatan Hacıbektaşoğlu, “Benim annem de erken evlenmiş ama günümüz şartlarında bu artık çok zor. Kızlarımız ruhsal ve bedensel olarak 18 yaşını tamamlamalı. Aksi haldeki evlilik durumlarında TCK’ya göre kanuni sorumluluğu var” dedi. Boşanmaların sosyal ve arkadaş çevresindeki ilişkileri olumsuz etkilediğini kaydeden Hacıbektaşoğlu, her iki tarafın çevresindekilerin bir taraf olmak zorunda kaldığını söyledi.

Hacıbektaşoğlu, “Çiftin düğününde halay çeken insanlar boşanma anında mahkemede şahitlik yapmak zorunda kalıyor. Önceden kadının malının kocanın malı anlamına geldiğini de kaydeden Hacıbektaşoğlu, şimdi ise edinilen malın yarısının kocanın yarısının kadının olduğunu söyledi. Hacıbektaşoğlu, “2002 yılından bu yana, tapu kadının adına düzenlenmiş olmasa da evlilik tarihinden sonrası evlendikleri tarihten sonra edinilmiş mal paylaşılır. Ancak, piyangodan veya emek vermeden kazanılan para veya ikramiye kişisel mal olduğu için paylaşılmıyor”

Şiddete uğrayan kadından artık rapor istenmediğini de anlatan Hacıbektaşoğlu, şimdi valiliğe, karakola, kaymakamlığa başvuruda bulunulmasının yeterli olacağını belirtti. Kadının, şiddete uğradığını belirtmesinin ardından mekanizmanın çalışmaya başladığını kaydeden Hacıbektaşoğlu, başvuru evrakının en kısa sürede savcılığa gittiğini anlattı. Hacıbektaşoğlu, “Şiddet uygulayan kişi hakkında yaptırım başlıyor” dedi.

BAĞCILAR BELEDİYESİ / GAZETE FISILTI

Etiyopya imalat sektörünün merkezi olacak

Kemerburgaz Üniversitesi Etiyopya Demokratik Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Dr. Mulatu Teshome Wırtu’ya ekonomi alanında fahri doktora unvanı verdi.

Bağcılar Mahmutbey Kampusu’nda düzenlenen törende bir konuşma yapan Wırtu, fahri doktora unvanı verilmesinden dolayı büyük bir onur duyduğunu belirtti. Bunu tarihi ilişkilerin gelişmesinin önemini takdir eden bir adım olarak değerlendirdiğini ifade eden konuk Cumhurbaşkanı Wırtu, “Beş yıl önce Ankara’da Büyükelçilik görevimi yaparken böyle bir onuru yaşayacağımı hayal dahi edemezdim. Bu unvana yakışır birisi olacağıma söz veriyorum” şeklinde konuştu.

İki ülke arasındaki ilişkilerin istikrarlı şekilde devam ettiğini de vurgulayan Wirtu, şöyle konuştu: “Bu ziyaretim sırasında iki ülkenin hükümetleri olarak karşılıklı ilişkilerin geliştirilmesi gerektiğinde fikir birliğine vardık. En üst düzey yetkililer olarak ülkemizde Türk yatırımcıların altyapı, imalat, enerji sektöründe yatırım yapabileceğini konuştuk. Dar boğaz yaşandığında alternatif finansmanın nasıl sağlanacağını görüştük. Ankara’dayken Başbakan Binali Yıldırım ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi ile görüştüm”

2025’te Etiyopya’nın orta gelirde ülkelere katılacağını da savunan Wırtu, yeni bir plan başlatmak üzere olduklarını ve ülkesini imalat sektörünün merkezi haline getireceklerini söyledi. Wırtu, “Ankara’daki en üst düzey yöneticilerle yaptığımız görüşmelerde Türk işadamlarını bu yönde teşvik edilmesi ricasında bulunduk. Etiyopya’da sanayi parkları kurma işine başlıyoruz. Kamu ve özel Türk firmaları bu alanlara yatırım yapmasını tavsiye ediyoruz. Sanayi tesisleri kursunlar, sanayi bölgelerine dahil olsunlar” dedi.

“ÜNİVERSİTEMİZİN YÜZDE 14’Ü ULUSLAR ARASI ÖĞRENCİ”
Kemerburgaz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Çağrı Erhan da öğrencilerinin yüzde 14’ünü 55 farklı ülkeden gelen uluslararası öğrencilerin oluşturduğunu belirterek, “Üniversitemiz 2017 yılında Türkiye’de en fazla uluslar arası öğrenciye kapılarını açan ilk 3 üniversiteden biri olmuştur” diye konuştu.

CUMHURBAŞKANI WIRTU’YA CÜPPESİNİ PROF.ERHAN GİYDİRDİ
Cumhurbaşkanı Wırtu’ya cüppesini giydiren Rektör Prof. Dr. Çağrı Erhan daha sonra diplomasını takdim etti. Üniversitenin Ekonomi Bölümü Başkanı Doç. Dr. Sevil Acar Aytekin ise berat sundu. Programa eski bakanlardan Bülent Akarcalı, Bağcılar Belediye Başkanı Lokman Çağırıcı, Bakırköy Belediye Başkanı Bülent Kerimoğlu, Kemerburgaz Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Ali Altınbaş, Etiyopya’nın İstanbul Fahri Konsolosu İmam Altınbaş ile öğrenciler ve öğretim üyeleri katıldı.

BAĞCILAR BELEDİYESİ / TÜRKİYE’DE ENERJİ

Hocalı katliamı bu park ile anılacak

Ermenilerin 26 Şubat 1992 tarihinde Azerbaycan’ın Hocalı kasabasında yaptığı ve 613 masum insanın hayatını kaybettiği katliamın acısı hiç azalmadı. Bağcılar Belediyesi, bu büyük acıyı dünya kamuoyuna hatırlatmak amacıyla önemli bir esere imza atıyor.

Fevzi Çakmak Mahallesi’nde temeli atılan Azerbaycan Hocalı Dostluk Parkı’nın inşaatı hızla devam ediyor.Bağcılar Belediye Başkanı Lokman Çağırıcı, “Hocalı katliamını unutturmayacağız. Bu anlamda hizmete sunacağımız Azerbaycan Hocalı Dostluk Parkı bu acıyı dünya kamuoyuna hatırlatacak” dedi.

Bağcılar Belediyesi, Ermenilerin 25 yıl önce Azerbaycan’ın Hocalı kasabasında gerçekleştirdiği katliamı dünya kamuoyuna hatırlatmak adına önemli bir projeyi hizmete sunuyor. Fevzi Çakmak Mahallesi’nde inşaatı süren park 33 dönümlük alana sahip olacak.

İnşaatı devam eden Azerbaycan Hocalı Dostluk Parkı her yaştan ilçe sakinine hizmet verecek. Pazar yeri ve yeşil alanın yer alacağı tesiste 445 araçlık otopark da hizmet verecek. Tesiste ayrıca çocuk oyun alanı, spor hizmet birimleri, ileri yaş egzersiz aletleri, çocuklar tırmanma duvarı ve ahşap şehir terası, çim amfi, su göleti, dinlenme alanı da bulunacak. Park içerisindeki yaya yolları da sağlı sollu değişik peyzaja sahip olacak.

“HOCALI KATLİAMINI UNUTTURMAYACAĞIZ”
Türkiye ile Azerbaycan’ın iki devlet tek millet olduğunu ifade eden Bağcılar Belediye Başkanı Lokman Çağırıcı, en zorlu günlerde birbirlerine destek olduklarını kaydetti. Çağırıcı, “Hocalı katliamının üzerinden 25 yıl geçmesine rağmen o acıyı Türk milleti olarak hala derinden hissediyoruz. Dünya kamuoyunun Ermenilerin, bu katliamı ve Karabağ’daki haksız işgalini iyi bilmesi gerekiyor. Azerbaycan Hocalı Dostluk Parkı da bu anlamda önem kazanıyor. İlçemizde örnek projelerin hayata geçirilmesinde sunduğu katkılarından dolayı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Kadir Topbaş’a teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.

BAĞCILAR BELEDİYESİ / GAZETE FISILTI

Rant çevreleri rahatsız

Milat Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ali Adakoğlu, inananların 28 Şubat sürecinde haksızlığa bağırarak ama 15 Temmuz’da elleriyle karşı durduklarını belirterek, 16 Nisan referandumu sonrası ülkeyi kilitleyen her türlü oligarşinin son bulacağını söyledi. Gazeteci-Yazar Ekrem Kızıltaş ise Erbakan’ın ülkenin rantiyeci çevreler ve İMF tarafından sömürülmesinin önüne geçtiğini söyledi.

Merhum Başbakan Necmettin Erbakan, Bağcılar M. Akif Kültür Sanat Merkezi’nde düzenlenen programla anıldı.
“Necmettin Erbakan ve 28 Şubat” konulu anma programında konuşan Milat Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ali Adakoğlu ve Gazeteci-Yazar Ekrem Kızıltaş merhum Başbakan Erbakan ile ilgili önemli bilgileri paylaştılar.

Darbelerin emperyalistlerin değirmenine su taşıdığının altını çizen Ali Adakoğlu, 28 Şubat’ın ülkemizde yaşanan 6. darbe olduğunu belirterek, İngilizlerin emperyal planını bozan Padişah Abdülaziz’in 1876’da katledildiğini kaydetti. 1908’de de Abdülhamit’in yine ihtilal ile tahttan indirildiğini hatırlatan Adakoğlu, Menderes’in de aynı şekilde 1960 darbesi sonrası asıldığını kaydetti.

Adakoğlu şöyle konuştu: “12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbesi geldi. 28 Şubat post modern darbesi sürecinde elimizle karşı çıkamadık ancak bağırarak isyan ettik. Sultanahmet Mitingi’nde ve Beyazıt eyleminde isyan ettik. O haksızlığı düzeltmeliydik. Allah (c.c), bu lütfu bize bahşetti. 15 Temmuz gecesi de sokaktaydık. Millet olarak hainlere karşı durduk. Bu saatten sonra hiç kimse bizi 28 Şubat zulüm dönemine geri döndüremez” diye konuştu. Darbelerin, Demirel’i korkuttuğunu da vurgulayan Adakoğlu, Erbakan’ın da aynı şekilde baskı altına alındığını belirtti. Erbakan’ın dünyaya adalet getirmek istediğini belirten Adakoğlu, o süreçte Demirel’in sistemi kilitlediğini söyledi. Adakoğlu, “Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer de AK Parti’nin atamak istediği bürokratları engelledi” dedi.

“OLİGARŞİ SON BULACAK”

16 Nisan’daki referanduma da değinen Adakoğlu, şu anki Anayasaya göre, Cumhurbaşkanı’nın yalnızca vatana ihanetten yargılanabileceğini anlattı. Adakoğlu, “16 Nisan’da referandumdan ‘evet’ çıkması halinde Cumhurbaşkanı yargılanabilecek. Hakkında gensoru verilerek düşürülebilecek. Her 5 yılda bir halkın karşısına çıkıp hesap verecek. Bu sistem ile iktidarın gerçek sahibi millet olacak.”
”GÜMÜŞ MOTOR’U KURDU”
Ülkenin ekonomik olarak kalkınmasının sanayileşmeden geçtiğini bilen Necmettin Erbakan’ın sanayileşmeye büyük önem verdiğini belirten Ekrem Kızıltaş ise “Erbakan Hoca, dünya üzerinde söz sahibi olabilmek için iktisadi üstünlüğe kavuşmak gerektiğini anlatıyordu. Onun 1957’de temelini attığı Gümüş Motor birkaç yılda üretime geçti ve pazar buldu” dedi. Bundan rahatsız olan Odalar Birliği ve Sanayi Bakanlığı’nın yerli motor üretimini engellemek için her şeyi yaptığını kaydeden Kızıltaş, bunun neticesinde zarar etmeye başlayan Gümüş Motor’un bir süre sonra Erbakan’ın elinden çıktığını anlattı.

“RANT ÇEVRELERİ ERBAKAN’DAN RAHATSIZ OLDU”
Erbakan’ın önüne siyasette de engeller çıkarıldığını hatırlatan Kızıltaş, onun kurduğu Refah Partisi’nin 1995 yılında 1.parti olduğunu belirtti. Ancak buna rağmen Erbakan’a hükümet kurdurulmadığını da kaydeden Kızıltaş, “Teamüle aykırı olarak Cumhurbaşkanı Demirel, hükümeti Mesut Yılmaz ile Çiller’e kurdurdu. Ancak güvenoyu alamadılar. Ardından 28 Haziran 1996’da REFAHYOL hükümeti kuruldu. Başbakan Erbakan, devleti soyanlara karşı kamu ortak hesabını kurdu. Rant çevresi bundan rahatsız oldu. İslam ülkelerini ziyaret etti. D-8’i kurdu. İMF borç vermek istiyordu. Rantiyeciler içeride de devlete para satamadı. Rahatsız oldular. İşçi, memur, dul ve yetime en fazla zam onun döneminde yapıldı. Ülke, borç almıyordu ve dış borç ödeniyordu” Bundan rahatsız olanların Erbakan’ı göndermek için düğmeye bastığını anlatan Kızıltaş, ‘irtica, mürteci’ dediklerini, Ali Kalkancı, Fadime Şahin’i ortaya çıkardıklarını kaydetti.

BAĞCILAR BELEDİYESİ / TURKİYE’DE ENERJİ

15 Temmuz şiir ile anlatıldı

Bağcılar Belediyesi ile İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün ilk-orta ve liseler arasında düzenlediği “Öğrenci Gözüyle 15 Temmuz” konulu yarışmanın ödül töreni Halk Sarayı’nda yapıldı. Tören de 15 Temmuz’u resim, senaryo, şiir, kompozisyon, afiş ve İngilizce makale dallarında en iyi şekilde ifade ederek dereceye giren öğrencilere ödülleri verildi.

Törende bir konuşma yapan İlçe Kaymakamı Orhan Çiftçi, 28 Şubat sürecinde ülkenin zor günler yaşadığını ve çeşitli mağduriyetler yaşandığını söyledi. 15 Temmuz hain girişimine değinen Çiftçi, “Hainler ordumuzun silahıyla millete alçakça saldırdı. Ancak bu hain kalkışma 10 saat içinde bastırıldı” dedi.

Programda daha sonra Orhan Gazi Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencileri 15 Temmuz şehidi Ömer Halisdemir için yazılan 30 Kuş şiirini seslendirdi. 15 Temmuz konulu mini tiyatro gösterisinin ardından dereceye giren öğrencilere resim, senaryo, şiir, kompozisyon, afiş ve İngilizce makale dallarında ödülleri verildi. Törene ayrıca İlçe Müftüsü Musa Uzun, meclis üyeleri, okul müdürleri ile öğretmen ve öğrenciler katıldı.

BAĞCILAR BELEDİYESİ / TURKİYE’DE ENERJİ