11.3 C
İstanbul
Çarşamba, Nisan 8, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 158

Namağlup Recep Tayyip Erdoğan


Nasılsa Cumhurbaşkanı meydanlarda halkla buluşuyor, Başbakan vatandaşın ayağına gidiyor diyerek boşuna işgal ettikleri koltuklarda göbeklerini kaşıyarak oturan yöneticiler bu seçimde kaybetmiştir.

Halk sandıkta verdiği oy sonuçları ile aba altından sopa göstermiştir.

Vatandaşlar partili olarak değil, Recep Tayyip Erdoğan sevdalısı edasıyla tercihlerini evet olarak kullanmıştır. Oy verirken, Başkanları Erdoğan’ın, işini iyi yapmayan, ehil olmayanlar yerine 2002 ruhuna yakışır yöneticileri göreve getireceğinden emin olduklarını vurgulamışlardır.

İstanbul ve Ankara mağlubiyetinin nedeninin halkın sesine kulak vermeyen, eleştirileri çözüme ulaştırmayan belediyeler ile teşkilatların olduğu kesindir.

Birileri ilçelerine Abdullah Gül geldiği zaman gösterdikleri ilgi ve alakanın yarısını referandumda gösterebilselerdi, İstanbul’da oy düşüşü yaşanmazdı.

Referanduma sayılı gün kala danışman Şükrü Karatepe, yırtık gömlekten atletin çıkması gibi alakasız bir şekilde eyalet sistemini gündeme getirmeseydi, İstanbul’da oy düşüşü yaşanmazdı.

Hafriyat kamyonlarından rahatsız olan vatandaşların yaptığı ihbarlar değerlendirilse, yasak saatlerde bu araçların trafiğe çıkışı engellense, İstanbul’da oy düşüşü yaşanmazdı.

Referandum öncesi devletin caddesini işgal eden işyerlerine müdahale edilseydi, İstanbul’da oy düşüşü yaşanmazdı.

15 Temmuz akşamı vatan evlatları Atatürk Havalimanında tanklarla mücadele ederken, teşkilattan yardım isteyen gence ikinci emir bekliyoruz o nedenle gelemeyiz şeklinde çirkin cevap verilmeseydi, İstanbul’da oy düşüşü yaşanmazdı.

İlçe teşkilatından 0535’li normal hat ile vatandaş aranıp, kararsızlar varmış, biz o nedenle aradık, siz nasıl bir oy kullanacaksınız demek yerine kurumsal hatlardan arayarak, referandumla ilgili bir düşünceniz, isteğiniz veya öneriniz var mı diyerek vatandaşta hoş seda bırakan bir iletişim tercih edilseydi, İstanbul’da oy düşüşü yaşanmazdı.

Belediye başkanları kibir yerine mütevaziliği, kaymakamlar ise protokol yerine halkın arasına karışmayı tercih etseydi, İstanbul’da oy düşüşü yaşanmazdı.

Fetö ile anılan ve teması olduğu bilinen kişilere belediyelerin bitlerinde görevler verilmeseydi, İstanbul’da oy düşüşü yaşanmazdı.

Belediye başkanları Bağcılar Belediye Başkanı Lokman Çağırıcı gibi teşkilatlarıyla tek vücut olabilseler ve halk ile samimi diyalog kurabilselerdi, İstanbul’da oy düşüşü yaşanmazdı.

Daha bir sürü neden sıralayabiliriz ama ne olursa, olsun, bu liyakatsizlere rağmen vatandaş muhtar bile olamaz denilen Recep Tayyip Erdoğan’a Türkiye Cumhuriyetinin 1. Başkanı görevini vermiştir.

Recep Tayyip Erdoğan’ın başarısının arkasında olan iki güç ise görmezden gelinmemelidir.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve Başbakan Binali Yıldırım bu referandumda bir denge vazifesi görmüşlerdir.

Akıncı ile Ülkücü camiaların yıllardır ciddi bir şekilde oyları ile birbirlerine destek verdiğini biliyoruz.

Bu birliktelikten rahatsız olanlar ülkücü camianın omurgaları ile oynayarak ülkücüleri PKK ile aynı düşüncede tercih yapmaya zorlamıştır. Gök tanrı nidaları atan kişilerin bu çirkinliğinin karşısında set gibi duran Devlet Bahçeli’yi buradan tebrik etmenin gerekli olduğu kanaatindeyim.

Hak adına, birlik, dirlik, temizlik, değişim ve gelişim süreci için düğmeye halk tarafından basılmıştır.

Artık son sözünü söylemiş ve Türkiye Cumhuriyetinin 1. Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a her zaman yanındayız mesajı vermiştir.

Zaman hak için çalışma vaktidir…

Yetki sizde sayın Cumhurbaşkanım

Ey Oğul !

Bundan sonra öfke bize, uysallık sana…
Gücenmek bize, gönül almak sana…
Suçlamak bize, katlanmak sana…
Geçimsizlik, çatışma, uyumsuzluk, anlaşmazlık bize, adalet sana…
Kötü söz, şom ağız, haksız yorum bize, bağışlamak sana…

Ey Oğul !
Bundan sonra bölmek bize, bütünlemek sana…
Üşengeçlik bize, uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana…

Ey Oğul !
Sabretmesini bil. Vaktinden önce çiçek açmaz.
Şunu da unutma ! İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.

Ey Oğul !
İşin ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı.
Allah yardımcın olsun…
Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelamlısın!
Ama; bunları nerede, nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarında savrulur gidersin.
Öfken ve nefsin bir olup aklını yener.
Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın!”

Referandum bitti,

Artık Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçmiş olduk…

Hayırlı ve Hayırlısı olsun…

Şimdi hep beraber Referandum sonucunu okuyalım…

Halk verdiği oylarla Erdoğan’la muhabbet etti, istişare etti, dertleşti, şikayetlerini dillendirdi.

Halk ne dedi peki?

“Sayın Cumhurbaşkanı’m seni seviyor, samimiyet, gayret ve azmine inanıyor ve güveniyoruz, seninle yürüyüşe devam istiyoruz, sen varsan biz de varız ve senin önerilerin bizim için hala muteberdir” dedi.

Amaaaaaa…

Başka şeyler de söyledi,

Referaduma senin için “Evet” dedik dedi,

Sana  ve senin sahiciliğine, samimi mücadelene inandığımız için “Evet” deyip yeni sistemi kabul ettik dedi,

Fakat takımınla sorunumuz var dedi,

AK Parti’yle sorun yaşıyoruz dedi,

Sana, Başbakan’a ve bazı kalbi çalışan partililere rağmen genel anlamda parti kadroları ve yöneticilerden memnun değiliz dedi,

Direksiyona geç, yeniden 2002 ruhunu oluştur ve yeni bir heyecan getir,

Bizim aramızdan çıkıp da bizi unutanları başımızdan al dedi,

Yozlaşanları at,

Küstahlıkları bitir,

Yolsuzları, hırsızları, arsızları, korkakları  başımızdan def et,

Senin azmini, gayretini, çabanı göstermeyenlerle yolunu ayır,

Allah korkusundan dem vurup Allah’tan korkmazcasına semiren, kemiren, sömüren kemirgen ve omurgasızlardan bizi kurtar,

Yine, yeniden mantığıyla kadrolarını sil baştan elden geçir,

Bir yere bir Reis yeter, başımıza eş-dost-akraba gibi başka Reis’cikler gelmesin,

Yıllardır parti ve devlet kadrolarında olup; yorulan, bozulan, kokuşanları uzaklaştır,

Yerini sağlamlaştırdığını düşünenlere, 16 Nisan sonrasına hesaplaşma koyan intikamperestlere, kinini aklının önüne koyup rövanşistlik peşinde olanlara aman verme,

Yarından tezi yok, yenilikleri ve yenilenmeyi başlat,

Sana ve milletine yük, bagaj ve ağırlık yapanları sırtından at,

At ki; daha hızlı, daha güçlü ve daha emin adımlarla yürüyesin ve yürüyelim,

Terörü ve teröre destek veren gövde kurtları misali, bünye içindeki hainleri ve mücadelede zaaf gösteren zelilleri temizle dedi…

Halk başka ne dedi?

16 Nisanla başlayan yeni yönetim sürecinde yine senle beraberiz,

Hala beraber yürümek istiyoruz,

Hala senleyiz, sendeyiz,

Ama bize başkasını taşıtma,

Geçmişin cerahatini akıt,

Bünyeyi saran keneleri yok et,

Cilalı imajlı, mutekit ve “muhafazakar” görünüş ve söylemli, içi sinsi dişi dilbaz riyakarlarla yolculuk yapma, yaptırma,

Emek vermeyip yük yükleyenlerden kurtul ve bizi de kurtar,

AK Parti’yi sil baştan, temizleyip, yeniden motive ederek restorasyondan geçir,

Biz de seni yeniden seçelim,

Biz de seni yeni sistemin ilk Başkan’ı yapalım,

Yeni bir kan, yeni bir can, yeni bir heyecan istiyoruz,

Lütfen  etrafını sarmış olan hoyratlardan, bedhahlardan, gaddarlardan, bencillerden, aymazlardan, riyakarlardan kurtul.

O tür asalakları artık taşıyamıyoruz, savunamıyoruz ve ruhumuza ağır geliyorlar,

Sizi, bizi, devletimizi aldatanlardan bizi uzak tut,

Çünkü artık ne sizin, ne de milletin aldatılmaya tahammülü kalmadı,

Bize tepeden bakan Bürokrasiyi yola getir, ayar ver, düzene sok,

Devletin, sadece milletin devleti olmasını sağla,

Polis, asker, hakim-savcı gibi devletin adamları sadece devlete çalışsın. Onun, bunun, şunun adamı olmasın,

Hiçbir grup, cemaat, cemiyet bizi maddi ve manevi olarak sömüremesin,

Bizi çok aldattılar, maalesef sizi de…

Çünkü biz duyarlıyız, duygulu ve hassasız,

Siz de öylesiniz,

Ama inşallah bu aldanışlarımız son olur ve olsun…

Sayın Cumhurbaşkanı’m bu referandumda seninle dertleşmiş olduk,

Mecbur olduk ve şikayetlerimizi böyle dile getirmek zorunda kaldık,

Sen değil ama senin etrafındakiler, yanında ve yakınındakiler bizi böylesi bir muhasebe ve diyaloğa mecbur bıraktı,

Çünkü sana başka türlü sesimizi duyuramaz olmuştuk,

Çünkü etrafın yalaka taklacılarla, kişisel menfaatperestlerle, bireyselliklerini ideal ve iddiasının önüne koyanlarla, halkın oyuyla gelip halktan kopuk davranan “kifayetsiz muhterislerle” sarılmıştı,

Sesimizi sana duyuramadığımızı düşünüp böyle konuştuk…

Evet yine de “Evet” dedik,

Senin adamlığına, adam gibi adamlığına inanıyor ve  güveniyoruz çünkü…

Bu referandumla eminim mesajımızı aldınız Sayın Cumhurbaşkanı’m,

Şimdi sıra sizde…

Yarından tezi yok reformist ve radikal icraatlarınızı bekliyoruz.

Bekliyoruz ki; 2019 da seni “Başkanımız” yapalım…

Şeyh Edebali’nin dediği gibi “Vazifen çetin, yükün ağırdır”

Allah yar ve yardımcın olsun….

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah’a emanet olun sevgili okurlarım…

http://www.ogunhaber.com/yazarlar/cengiz-aygun-bir-portre/sira-sizde-cumhurbaskan-im-9364m.html

Milli enerji politikamızdan kesinlikle vazgeçmeyeceğiz

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Türkiye’nin gelecek dönemde hem Karadeniz hem de Akdeniz’de petrol ve doğalgaz arama faaliyetlerini yoğunlaştıracağını belirterek, “Tarihimizde ilk defa bu yıl yeni alımını gerçekleştireceğimiz arama sondaj gemisiyle her yıl Karadeniz’de iki, Akdeniz’de iki olmak üzere denizlerimizde aktif sondaj faaliyetlerinde bulunacağız.” dedi.

Bakan Albayrak, “Milli Enerji ve Maden Politikası” tanıtım toplantısındaki sunumuna, Türkiye’nin son 15 yılda çeşitli alanlarda yaşadığı dönüşümü anlatarak başladı.

Gelecek dönemde de Türkiye’yi bir üst lige taşımak üzere yeni bir strateji için düğmeye bastıklarını belirten Albayrak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın koyduğu vizyon çerçevesinde Türkiye’nin dünyanın ilk 10 ekonomisinden biri olması için bu vizyon çerçevesinde hareket edecek bir stratejileri olduğunu aktardı.
Albayrak, geçen 15 yıllık yolculuğu, “sessiz bir devrim” olarak niteleyerek, “Yaşayarak bir dönüşüm ortaya koyduk. Kamunun payı azaldı ama azaltırken, hem ülkenizi büyütüyorsunuz hem de özel sektörün önünü açıyorsunuz. Böyle bir süreç yaşadık. Özelleştirmeler, yatırımlar, ihaleler, iptaller gibi birçok şey yaşadık ama bunlara rağmen mücadele ettik. Bu 15 yıllık sessiz devrimde Enerji Bakanlığı neler yaptı. Elektrikte kurulu kapasite 3 katına çıktı, elektrik üretimi 2 katından fazla bir noktaya geldi. Doğalgaz tüketimi neredeyse 3 katı arttı, doğalgaz konforunun ulaşmadığı Türkiye’de sadece 3 ilimiz kaldı. İnşallah, seneye bunu da bitiriyoruz. 81 vilayete doğalgaz altyapısını ulaştırıyoruz. Bu süreçte abone sayısını 4 katına çıkarmışız.” değerlendirmesinde bulundu.

Katılımcılara, “Büyük Türkiye’den bahsediyorsak, bunun altını enerjide nasıl dolduracağız?” sorusunu yönelten Albayrak, 15 Temmuz’un Türkiye’ye “dünyada ne olursa olsun ne yaşarsak yaşayalım birlikte ve güçlü olduğumuzda, bu ülkenin altından kalkamayacağı hiçbir şey yok” anlayışını öğrettiğini vurguladı.

“Bu hikaye bize çok büyük bir güç verdi” diyen Berat Albayrak, son 10 yılın ortalama enerji ithalatı maliyetinin 44 milyar dolar, maden ithalatının da 10,6 milyar dolar olduğunu anımsattı. Albayrak, yaklaşık 55 milyar dolarlık bir enerji ithalatı yapıldığına ve bunun cari açık açısından çok önemli bir noktada bulunduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:
“Bu resmi sadece enerji politikaları ölçüsünde değil, büyüyen Türkiye’nin ekonomik altyapısı, özel sektörü ve bölgesel ve küresel bir oyuncu olması noktasında da stratejik vizyona ihtiyacımız var. Toplam elektrik tüketimimizin kırılımdaki payı çeşitlendirilmesi ve dengeli portföy oluşturulması noktasında katedecek mesafemiz var. Kaynak çeşitliliği noktasında 2015’te yaşananlardan sonra almamız gereken mesafeler var. Son bir yılda gayri resmi olarak başlattığımız bu sürecin altyapısını nakış gibi örmeye başladık. İthalata bağımlı olduğumuz çeşitlilik anlamında yerli kaynakların payının artırılması noktasındaki yerli kaynaklardan elektrik üretimini 2016’da yüzde 49,3’le en yüksek seviyeye çıkardık. Bu durum, elektrik üretimindeki dışa bağımlılığımızı belli bir noktaya taşıdı. Bundan sonra hedef en az 3’te iki. Yerli kömürden elektrik üretimini de yüzde 23’le en yüksek seviyede arttırdık. Koskoca Türkiye’de darbe olmuş, Türkiye yüzde 3 büyüyor. Kamusuyla özeliyle tüm paydaşlarıyla yoluna devam ediyor. Buna kararlılıkla devam edeceğiz.”

Albayrak, sunumunu yaptığı politikanın temelini iki unsurun oluşturduğunu, bunlardan ilkinin güçlü ekonomi, ikincisinin de ulusal güvenlik olduğunu dile getirdi.

Albayrak, “Enerjideki bağımlılık stratejisini doğru ve güçlü yönetirseniz ulusal güvenliğiniz de o ölçüde güçlü bir diplomasiye ve dış politikaya pencere açar” değerlendirmesinde bulunarak, söz konusu stratejinin üç ana sacayağının bulunduğunu ifade etti.

Üçlü sacayağını arz güvenliği, yerlileştirme ve öngörülebilir piyasa olarak tanımlayan Albayrak, bu üçü ne kadar sağlam ve güçlü bir şekilde inşa edilirse, paydaların o kadar mutlu olacağı bir noktaya gelineceğini ve kazan-kazan-kazan felsefesine doğru yürüneceğini söyledi.

Albayrak, Türkiye’nin, bulunduğu bölgenin gelişmiş tek ülkesi olduğuna dikkati çekerek, “Halihazırda 8, iki tanesi de devam eden boru hattının olduğu bir ülkeden bahsediyoruz. 8’i doğalgaz, ikisi petrol boru hattı. Bunlar siyasi ve ekonomik olarak bir sorumluluk yüklüyor. Tüm bu oyunu inşa ederken bu resimden gözümüzü çeviremeyiz. Bu resmi yakından takip eden her bir dostumuz bu resmin ne kadar önemli olduğunun farkında. Türkiye olarak bunun üzerine tüm paydaşlarla bir resim inşa edeceğiz.” diye konuştu.

Sacayağının ikinci unsuru olan arz güvenliği konusunda doğalgaz depolamanın büyük önemi olduğunu vurgulayan Albayrak, doğalgaz depolamada yüzde 20 hedefinin koyulduğunu, Tuz Gölü gaz depolama tesisinin bu yıl devreye girdiğini ve kapasitesinin 1 milyar metreküpten 5,4 milyar metreküpe çıkarılacağını anımsattı.

Albayrak, Silivri’deki depolama tesisinin de kapasitesinin yıllık 4,6 milyar metreküpe çıkarılmasıyla 2019’da Türkiye’nin depolamada bölgenin en büyük ülkelerinden birisi olacağını belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Önümüzdeki 10 yıl dünyada tüketilen gazın LNG payının boru gazını geçeceği yorumlarından hareketle ‘LNG altyapısını güçlendirme zorundayız’ dedik. Düğmeye bastık. Türkiye’nin 2015 sonu itibarıyla LNG’deki günlük 34 milyon metreküp olan kapasitesini ilk bir yılın sonunda 64 milyon, bu yılın sonunda da 107 milyon metreküpe çıkarıyoruz. İki yılda çok önemli bir altyapı eksikliğini gideriyoruz. FSRU altyapısını dünyada rekor seviyesinde bir zamanlama ile ilkini (Yüzer LNG santrali) aralıkta devreye aldık. İkincisini de inşallah bu yıl sonu devreye alıyoruz. Özellikle bizim için kritik olan Marmara Bölgesi’nde de üçüncüsünü devreye alarak bu süreci tamamlıyoruz. Ayrıca, bu ay itibarıyla faaliyete başlayan Oruç Reis adlı sismik arama gemimizle üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olarak denizleri çok aktif kullanarak, bir gemimiz Akdeniz’de, bir gemimiz Karadeniz’de aramalarını yapacak. Tarihimizde ilk defa bu yıl yeni alımını gerçekleştireceğimiz arama sondaj gemisiyle de her yıl Karadeniz’de iki, Akdeniz’de iki olmak üzere denizlerimizde aktif sondaj faaliyetlerinde bulunacağız. Her şey hazır. Ne kadar ararsanız o kadar bulursunuz. Artık bölgemizde deniz sondajında da çok daha aktif olacağız.”

Petrol depolama noktasında da önemli hedefleri bulunduğuna dikkati çeken Albayrak, “Türkiye, petrol depolama noktasında istediğimiz düzeyde değil. Hedef, 5 milyon ton depolama kapasitesi. Çok hızlı bir coğrafi konumlandırmayla, yaşanabilecek en ufak bir krizde Türkiye’nin içerde sıkıntı yaşamaması için bu adımı hayata geçireceğiz. Ayrıca, Türkiye’nin günlük 190 milyon metreküp olan sisteme doğalgaz basma kapasitesi bu yıl sonunda 300 milyon metreküpe, takiben de 400 milyon metreküpe çıkarak sadece iç piyasa için değil, bölge coğrafyası için de önemli bir arz kapasitesi oluşturacak altyapıyı hazırlıyoruz.” ifadelerini kullandı.

Bakan Albayrak sunumunda, yerli kaynaklardan kömürün çok yoğun bir yatırım stratejisiyle ve dünyadaki en üst çevre kriterlerinin de ilerisinde bir çevreci yaklaşımla değerlendirileceğini dile getirdi.

Özellikle verimlilik altyapısını da kurarak yerli kömürle ilgili altyapının hazırlandığını ifade eden Albayrak, “Yerli kaynağımız varsa bunu sonuna kadar kullanmak zorundayız. Yenilenebilir kaynaklar noktasında hidroelektrik santralleriyle birlikte oluşturduğumuz kapasitemizin yanına güneş ve rüzgarı önümüzdeki 10 yılda 10’ar bin megavatı da devreye alarak, bu oranı arttıracağız. Stratejilerimizin en önemlilerinden bir tanesi, 60 yıllık rüya dediğimiz, iktidarımız döneminde sağlam temellerle adımlarını Akkuyu ile atmaya başladığımız nükleeri hızlı bir şekilde devreye alıp portföy içindeki payını en az yüzde 10’luk kapasiteye ulaştıracağız.” diye konuştu.

Albayrak, geçen ay güneş enerjisinde yapılan ihalenin benzerinin rüzgarda da gerçekleştirileceğini belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Yerlileştirme, yerli üretim ve Ar-Ge başta olmak üzere rekabetçi, özel sektörü de oyuna dahil ederek Türkiye’nin bir oyuncu olması için önünü açmamız lazım. İki kritik adım attık biri güneşte diğeri rüzgarda. En büyük hayallerimden birisiydi güneş ihalesi. Çıkan netice çok ümit ve mutluluk verici. İthal panellerden üretilen elektriği 19,5 cente alan Türkiye, bu ihaleyle birlikte 6,99 cente düşürerek maliyeti 3’te birine indirdi. O sahada panellerle ilk yıl yüzde 60, takip eden yılda yüzde 70 yerlilik oranıyla olacak şekilde yatırım yapılacak. Ar-Ge ile yüzde 80 yerli mühendis zorunluluk şartı var. Burada kritik olan husus yan sektörlerle birlikte Türkiye’deki önemli bir pazar gelişecek. Rüzgar YEKA’sı için şartname inşallah bir iki hafta içinde açıklanacak. Dünyadaki birçok büyük rüzgar üreticisi firmalarla görüştük, hepsinin de ilgili olduğu görüşmeler neticesinde şartnameyi açıklayacağız inşallah. Bu yaz bitmeden YEKA uygulamasını rüzgarda da hayata geçireceğiz. Yaklaşık 8 bin kalem kırılımı olan rüzgar türbini teknolojisinde muazzam bir yerlileştirmenin önünü açacağız. Bu şekilde sadece maliyet düşmeyecek iç talep karşılanmayacak, aynı zamanda bölgedeki rüzgar ve güneş potansiyelini de harekete geçirecek bir stratejinin önünü açacağız. Nükleer teknolojide de Türkiye, bölgesel ve küresel olarak bir üst lige çıkarak bu altyapıya kavuşacak.”

Bu strateji içinde en önemli unsurlardan birinin de elektrik iletim ve dağıtımına yapılacak yatırımlar olduğunu ve bundan sonraki süreçte elektrik üretim yatırımları değerlendirilirken bölgedeki arz-talep dengesine bakılacağını anlatan Albayrak, “Bir enerji projesini önceliklendirirken, o sahanın verimlilik noktasında makul olup olmadığı, bölgenin o yatırımı talep edip etmediği gibi kriterler değerlendirilecek. Tüm bu çerçevede, iletim ve dağıtım altyapısıyla uyumlu bir üretim altyapısını oluşturacağız.” ifadesini kullandı.

Bakan Albayrak, elektrik iletim ve dağıtımları için 5 yıllık süreçte 30 milyar liralık bir bütçe ortaya konulduğunu ve bu rakamın 18 milyar lirasının dağıtımda özel sektör tarafından, 12 milyar lirasının da Türkiye Elektrik İletim AŞ (TEİAŞ) bünyesinde yapılacağını anımsattı.

Bu alanda yapılacak yatırımların sıkı bir takip ve koordinasyon ile değerlendirileceğini aktaran Albayrak, “Ayrıca, ilk olarak ulusal SCADA sistemi ikinci olarak da siber atakları önleme merkezimizi kuracağız. Tüm enerji altyapımızın yazılım süreçleri için ulusal bir SCADA sistemi için süreci başlattık. Siber atak altyapısını da dünya standartlarının üzerine çıkarmak zorundayız. Bu noktada da önemli bir yatırım sürecine yürüyoruz.” dedi.

Doğalgaz altyapısında gelecek iki yılda 220 ilçeye daha gaz erişimi sağlamak üzere dönemlerindeki en büyük iletim altyapı yatırımını gerçekleştiriceklerini ifade eden Alabayrak, ayrıca sıkıştırılmış doğalgaz (CNG) ve LNG kullanımının da sağlanacağını ve böylece çevrecilik noktasında da önemli bir adım atılacağını anlattı.

Albayrak, ekonominin temel taşı olarak nitelendirdiği OSB’lerin hepsine doğalgaz erişimi sağlanacağını bildirerek, “Enerji verimliliğinin bir diğer önemli hususu olan alt kırılımlarını çalıştık. Özellikle enerji verimliliğinde alabileceğimiz mesafenin farkındayız. Piyasa mekanizmasının oluşturulmasından yasal düzenlemelere ve finansal sürecin çözülmesiyle ilgili küçük büyük tüm tüketim tasarrufu sağlayabilecek ve büyük bir kar marjı kördüğümüz bu tabloda tüm paydaşlara bu sürecin arkasında olacağız.” diye konuştu.

Albayrak, Türkiye’de kurumların kurumsal dönüşümünü ölçülebilir performansa dayalı yapısal dönüşüm sürecini başlattıklarına işaret ederek, “Çünkü her biri sadece iç piyasa için değil, bölge piyasaları için de çok önemli birer oyuncu olan bu kurumlarımızı dönüştürmemiz lazım. Böylece, ne kadar güçlü kurumlarımız olursa, o kadar güçlü Türkiye’nin altyapısını oluştururuz.” ifadelerini kullandı.

Öngörülebilir piyasanın bir sonraki adımına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Albayrak, “İnşallah bu yıl doğalgaz noktasında da Enerji Piyasaları İşletme AŞ (EPİAŞ) ile piyasa, satış, sözleşme ve kontrat deneme altyapısını başlatıyoruz. Önümüzdeki dönemde artık enerjinin de bir emtia olarak sermaye ve para piyasalarında ve uluslararası piyasalarda dönüşümü için iki kritik kurumumuzla süreci daha da hızlandıracağız.” şeklinde konuştu.
Albayrak, özellikle madencilik noktasında çok önemli adımlar attıklarının altını çizerek, bunlardan ilkinin Maden İşleri Genel Müdürlüğü’nün (MİGEM) yeniden yapılandırılması olduğunu söyledi.

Maden arama, işletme ve bunun hayata geçirilmesiyle ilgili yüzlerce süreci geçmeye çalışan yatırımcı için “e-maden” uygulamasını hayata geçirdiklerini hatırlatan Albayrak, bununla birlikte birçok kağıt, onay ve izine dayalı haftalar süren işlemleri hızlandırdıklarını anlattı.

İkinci önemli noktanın, geçen yıl onayladıkları ve bu yılın ikinci yarısında devreye alacakları Ulusal Maden Kaynak ve Rezerv Raporlama Komisyonu (UMREK) olduğunu belirten Albayrak, şunları kaydetti:
“Böylece, bir maden projesi ve sahası güvenilir bir şekilde, banka ve finansal kurumların da değerlendirebileceği güvenilir bir raporlama standardı içinde yer alacak. Bugün, tüm Türkiye’deki kredi portföyünün, madencilik sektörünün aldığı payın yüzde 3’ün bile altında olduğu gerçeklikten hareketle, bu oranı çok daha ileri taşımak için, sektörün önemli problemlerinden biri olarak gördük. Bu standartları getirerek, uluslararası şekilde yurt dışından da finansmanın önünü açacak bir altyapıyı, inşallah getireceğiz. Maden piyasalarının geliştirilmesiyle ilgili bu modellere hali hazırda başladık ve bu yıl itibariyle inşallah tüm bu çerçeveyi daha somut adımlarla geliştireceğiz.”

MİGEM’in sadece izin veren değil, aynı zamanda denetleyen bir kurum olarak iç içe geçen yapısını ikiye ayırdıklarını vurgulayan Albayrak, özellikle madencilik alanındaki eksiklerinin farkında olduklarını vurguladı.
Son olarak Karot Bilgi Bankası’na ilişkin değerlendirmelerde bulunan Albayrak, “Kafamıza estiği gibi madencilikte sondaj yapıyoruz. Bunun arşivi, nerede ne bulunmuş, yok mu? Türkiye haritasındaki tüm sondaj faaliyetlerinin ‘veri tabanı’ diyebileceğimiz haritayı çıkartarak, herkese açık bir merkezde Türkiye’deki bütün altyapıyı arşivliyoruz. İnşallah bu yıl bunu hayata geçiriyoruz. Madencilikteki altyapı açısından çok önemli bir yere sahip olacak olan raporlama sistemini hayata geçiriyoruz. Çünkü bizim sermaye olarak bir kuruşu dahi sokağa atma lüksümüz yok.” diye konuştu.

Albayrak, kaliteli ve kesintisiz enerjiyle daha rekabetçi bir iklimin oluşturulmasından dolayı düşen maliyetlerle halkın daha ucuz enerjiye ulaşmasının önünün açılmasına hizmet edeceklerini kaydetti.

Türkiye’nin, bölgesel enerji ve arz güvenliğine katkıda bulunan ve bölgesel refah ve barışa katkı sağlayan bütün projelerin yanında olduğunu vurgulayan Albayrak, “Bu felsefeyle tüm oyuncu ve paydaşlarla bundan sonra da iş birliklerini güçlendirerek yola devam edeceğiz. Türkiye’nin bir üst lige çıkması, en büyük on ekonomiden biri olması ve birçok alanda olduğu gibi enerji alanında da rekabetçi bir Türkiye oluşturulması için tüm stratejik vizyonların hayata geçirilmesi gerekli. Bunun için bağımsız enerjiye, güçlü ve büyük Türkiye’ye ‘Evet’ diyoruz. Biz yeni başladık. İstanbul’un enerjisiyle birlikte, yeni, büyük ve güçlü Türkiye vizyonuna sizlerden alacağımız enerjiyle de inşallah adım atalım istedik. Bu anlamda tüm paydaşlardan katkı, destek ve paylaşım açısından her türlü yoruma açığız. İnşallah herşey Türkiye’miz için hayırlı ve güzel olur.” ifadelerini kullandı.

Arz güvenliğinin maden politikası tarafının, en bakir ve gelişmeye açık alan olduğunu belirten Albayrak, bu stratejiyi tüm madenler için yeni bir süreç olmak üzere dört ana temel unsurda başlattıklarını açıkladı.

Türkiye’yi özel sektör başta olmak üzere “kamu-özel” modeliyle daha da büyüteceklerini dile getiren Albayrak, “Bunun önemli noktalarından biri, MTA’nın yurt dışında arama yapabilme özelliğine kavuşması idi. Böylece, MTA-özel işbirliğiyle dünyanın madencilik noktasındaki kritik işbirlikleriyle bölgesel aramacılık noktasında da bir süreci başlatacağız. 2002’de yılda 32 bin metre sondaj yapan bir MTA’dan sonra, bu rakamı 300 bin metrelere çıkardık. Bu yıl 1 milyon metreye ulaşıyoruz. Takip eden iki yılda 2 ve 3 milyon metreye çıkması için planlamalarımızı yaptık. Arama faaliyetleriyle ortaya koyduğunuzda bugün sahip olduğunuzu düşündüğünüz kaynaklardan çok daha büyük rezervlere kavuşacaksınız. Çok büyük bir potansiyel var. Kamu ve özel sektörle birlikte madencilikte çok ileri bir noktada olan Kanada ve Avusturalya’ya erişmek için 6 milyon hedefini kısa sürede hayata geçireceğiz. Madencilik Türkiye’yi katma değer noktasında çok ileri taşıyacak.” değerlendirmesinde bulundu.

Albayrak, Türkiye’nin jeofizik ve jeokimya haritalarının önemine de değinerek şöyle devam etti:
“Türkiye haritasındaki tüm sondaj faaliyetlerinin ‘veri tabanı’ diyebileceğimiz haritayı çıkartarak, herkese açık bir merkezde Türkiye’deki bütün altyapıyı arşivliyoruz. İnşallah bu sene bunu hayata geçiriyoruz. Türkiye jeofizik haritasını 2018’de tamamlayacak. Tüm Türkiye coğrafyasını, bitki örtüsünden topografik yapısına kadar röntgenini çekip madencilikte sahip olunan kaynakları göreceğiz.”

Jeokimya haritası için de 50 binden fazla örnek alındığını ifade eden Albayrak, “Numunelerin sonuçları çok iyi geldi. Harika sonuçlar var. Türkiye’nin taşı da toprağı da altın inşallah.” dedi.

ENERJİ BAKANLIĞI / TÜRKİYE’DE ENERJİ

Referandumda ‘aptal’ yerine ‘abdal’ olabilmek

Yeryüzünde depremler olunca nasıl yeryüzünün dengesi bozuluyor ise bazı yaşanan olaylar ve söylenen sözlerde insanın tüm dengesini bozabiliyor.

Sözler genellikle zekânın yansımasıdır diyerek akıl kullanılmadan söylenen sözler akıllını kullanan insanların dengesini bozamıyor.

Ünlü Filozoflarımızdan Bertrand Russell’in, “ne kadar az bilirseniz; o kadar şiddetle müdafaa edersiniz” sözü bu açıklamamı ne kadar da isabetli tescilliyor.

“insanlar bilgisiz doğar, aptal değil, eğitilerek aptal olurlar…” sözündeki mananın farkına varmak için isabetlice eğitilmeden öte bilinçli bir gelişim gerektirir.

Yıllar önce Aziz Nesin, Türk Halkının % 60’ı aptaldır sözünü söylediği zaman kendisine en çok kızanlardan birisiydim. Daha sonra esasında aklından geçen rakamın % 92 olduğunu ama ağzından % 60 çıktığını söylemişti.

Aziz Nesin’in bu sözü 1982 Anayasa Referandumu zamanına denk gelmiştir. O zaman yapılan referandumda halkın yüzde 92’si Kenan Evren’e oy vermişti.

Yaşanan bu sürece verdiği yüzdelerle Aziz Nesin esasında isabetli bir sözlü imza attığını şu sıralar çok güzel algılıyorum. Bugün bizi çıkmaza sokan 1982 anayasasını tamamına yakın bir oy ile onaylayan halkın akıllı olduğunu kimse iddia edemez. Zeki oldukları söylenebilir ama bu aptal olmadıkları anlamına da gelmez.

Yaşantısını görüşünü fikirlerini benimsemesem de, zekâmız güçlü olduğu halde kullanamadığımız için esasında hep aptalca davranışlar sergiliyoruz.

Evet, aptalız hem de en hakikisinden…

Şu an bu rakam % 92 ise yüzde 8 içerisinde olduğumu söyleyecek kadar da aptal olmadığımı belirtmek isterim.

Mesleğimizin duayenleri olan büyüklerimiz bizlere gazeteci olunmaz doğulur derlerdi.

Peki, insan doğarken zeki midir? Yoksa zekilik sonradan kazanılan bir durum mu?

Tüm Ademoğlu için Kaos zamanında da, Kosmos vaktinde de algılayabildiği kadar zekidir.

Hakikatın mutlak ve doğrudan bilgisine erişebilmek için çaba harcayan abdal kişi olmak için kimse zamanımızda çaba harcamamaktadır. Abdal olup, zayıf, ezilmiş ve baskı altında olanlara yardım elini uzatmak var iken, Aptal olup, zayıf ve ezilmişleri görmezden gelmenin günümüzde moda olması ne kadar acıdır.

Ama aptallık bir hastalık söz konusu değilse sonradan kazanılır. Verilen eğitimlerle de bu aptallık zirveye çıkar ve akıllılar kendisini aptal zannederken, aptallar kendilerini akıllı zannederler.

Bende aptal yerine abdal olmak adına evet diyor ve sözü Bertrand Russell’in sözüyle tamamlamak istiyorum.

 “Akıllılar hep kuşku içindeyken aptallar küstahça kendinden emindir”

Adil düzen ve yeni başkanlık sistemi

‘Oturduğun yerden yazı yazmak konuşmak kolay, sahaya in halkın içine girde o zaman konuş’ diyenler oldu, bende zaten halktan biri olarak düştüm Anadolumun yollarına.

Türkiye’nin dört bir yanından insanlarla konuşuyorum.

Tabiki AK Partililerle de,

Son on gündür ülke çapında seyahatlere devam ediyorum.

Çalışmalara katılıyorum, konuşuyorum, dinliyorum, değerlendiriyorum…

Parti’nin kademelerinde görevlilerle de diyalogtayım,

Sadece gönül ve oy veren kesimle de beraber oluyorum.

Konuştuğum ve görüştüğüm insanlardan maalesef ki; genelde şikayet dinlemek durumunda kalıyorum.

“Sayın Cumhurbaşkanı’mız da olmasa” diye başlayan, “Cumhurbaşkanı’mız maalesef tek başına, AK Parti yönetimi ve belediye kadroları gereği şekilde destek olmuyor, Erdoğan yalnız” gibi cümleler duydum ve duyuyorum.

Tüm bunlarla beraber kendi gözlem ve değerlendirmelerimle tabloyu okuduğumda;

CHP’nin, HDP’nin, MHP’li muhaliflerin çalışmasıyla “Hayır” çıkmaz.

Bu referandum sürecinde, ne yazık ki; “AK Parti’nin rakibinin AK Parti”olduğunu söylemek zorundayım.

Kişisel istikbal peşindekiler güya “Evet” çalışması yapıyor ama “Hayır” çıksın temennisindeler,

Yozlaşma, kişisel kazanç hırsı ve halktan kopukluk maalesef had safhada,

FETÖ mağduruna sahip çıkmayan, FETÖ’cü olduğu bilinene gizliden yardım çabasında,

FETÖ mücadelesi bile sadece Erdoğan’a bırakılmış halde,

Nemelazımcılık  ve fetöcüleri gizleme ve koruma çabası almış başını gidiyor,halk bunu biliyor hatta yüksek sesle dillendiriyor da.

Pek çok ilde vekillerle ve yerel yönetici konumundaki,belediyelerlede halk birbirinden uzaklaşmış, yöneticiler kendi kişiselliklerinin peşine düşmüş halde,

Erdoğan’nın yüzüne yalakalık reveransları ama arkasından farklı tavırlar sergileyen iki yüzlülük almış başını gidiyor,

Ekranda, vitrinde, kamuoyu önünde hamaset nutukları, yalaka söz ve söylemler, iç alemlerinde ve kapalı kapılar ardında asıl sinsi emellerin ortaya çıkışı,

Tablo hiç de iç açıcı değil,

Samimiyetsizlik, ihlassızlık ve riyakarlık hakim…

“Biz” diye yola çıkan felsefe “Ben”leşmiş vaziyette….

Yine de ümitsiz değilim,

Oldukça ümitliyim,

Halkımızın Erdoğan’nın şahsında hissettiği güven duygusu hala dik ve diri,

Ve bu inanç ve inanışla Referandum’u da “Evet” oylarıyla aşacaktır.

Halk hala Erdoğan’a inanmakta ve güvenmektedir,

Ama bu defa bir beklentiyle, tabir caiz ise şartlı destekle “Evet” diyecektir.

Millet diyor ki:

“Sayın Cumhurbaşkanım, sana güven ve inancımız hala  mevcuttur.

Senin siyaset okumalarına ve halkının yanında oluşuna güvenimiz tamdır.

Ama sana vereceğimiz bu Referandum desteği sonrası sen de gereğini yapacaksın.

Bize 2002’deki felsefeye uygun  bir “Yeni AK Parti” süreci başlatacaksın,

Siyasetten  Bürokrasiye, en yakınından en uzağına kadar gereken temizliği yapacaksın,

Korkakları, sinsileri, iki yüzlüleri, halkın oyuyla gelip halktan kopukları ve kopanları partiden ve belediyelerinden temizleyeceksin,

Halka tepeden bakan devlet görevlilerini, devlette bulunan FETÖ ve diğerterör örgütü mensuplarını, ihanet edenleri, devletin büyümesi için elini  taşın altına sokamayıp insiyatiften yoksun silik kişilikleri irade ve insiyatif makamlarından alacaksın.

Kısaca ve özetle bize Erdoğan’a yakışan bir “Yeni AK Parti” vereceksin.”

Şimdi buradan halkımıza da birkaç şey söylemek istiyorum.

Meyus ve ümitsiz olmayın,

Karamsarlığa asla yer vermeyin,

Siz 15 Temmuz gecesi üzerinize düşeni fazlasıyla gösterdiniz,

16 Nisan sonrası ise sizin için neler yapılacağı sürecin başlangıcıdır.

Emin olun, Erdoğan her şeyin farkındadır,

Yukarıda zikredilen eksik ve aksaklıkların, riyakarlıkların, ihmallerin ve ihanetlerin farkındadır.

Referandum sonrası AK Parti eski AK Parti gibi kalamayacaktır.

Rehavet, atalet, ihanet bedel ödeyecektir,

Pandora’nın kutusu 15 Temmuz’da açılmıştır,

Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Daha önce de demiştim; “Erdoğan dişini sıkarak, yumruğunu cebine koyarak bekliyor”

Devlet yönetmek zor zanaattır,

Erdoğan da bu ateşten gömleği giymenin zorluğunu yaşıyor,

Ama referandum sonrası hiçbir beklentiyi asla gözardı etmeyecektir,

“Hak namına haksızlığa” asla meydan vermeyecektir,

15 Temmuz ve bu referandumun bir turnusol kağıdı gibi olduğunun farkındadır, artık maskeler düşmüş asıl yüzler görünmeye başlamıştır.

AK Parti teşkilatları en tepeden, en küçük ilçe teşkilatına, beldelerine kadar sil baştan yeniden revize edilip elden geçirilecektir.

Kimsenin yaptığı yanına kâr kalmayacaktır.

Yeter ki siz necip milletimiz Cumhuriyet tarihimizin bu en kritik oylamasında ümitsizliğe düşmeden yine aklı selimle tercihinizi kullanın.

Ve inanıyorum ki; verdiğimiz Evetler karşılık buldu denilecektir.

Devletimiz “Milletin Devleti” olacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti “milli ve yerli” motifle, “Ülkesellik” felsefesiyle, “yerelden evrensele” idealiyle  içeride ve dışarıda gurur duyacağımız bir hızla yoluna devam edecektir.

Referandum sonrası daha güçlü bir Türkiye olarak uluslararası arenada sözü geçen bir ülke olacağız.

Kurulan oyuna figüran değil Allah’ın izniyle Oyun kurucu olacağız.

Bu coğrafyada Bizsiz hiçbir şey yapılmayacağını cümle aleme göstereceğiz.

Cumhurbaşkanımız 16 Nisan referandumunun üstüne nasıl bir yük yüklediğini çok iyi biliyor ve yaşananların çoğundan haberli, sadece bekliyor. Ben kendisine canım pahasına inandım ve inanmaya devam ediyorum. Bugün dünden daha fazla Halkımıza ihtiyacı var, bu bilinçle sandığa gidip oyumuzu kullanacağız.

Kendisinin söylediği şu söz hiç kulağımdan silinmeyecek. “Ben tüm halkımın Cumhurbaşkanıyım ve EVET ‘cide Hayır’cıda benim vatandaşım. Asla ötekileştirmeyeceğim onlara daha fazla nasıl layık olurum, çocukları, torunları, gelecekleri için neler yapabilirim hesabındayım. Ben faniyim tek arzum benden sonra arkamdan Allah razı olsun demeleri olacaktır.”

Allah bu devletin ve milletin yar ve yardımcısı olsun.

Kahrolsun yeis, (ümitsizlik) Yaşasın ümit….

Bir sonraki Bir Portre yazımda daha güzel ve ümitli yazılarda buluşmak dileği ile Alah’a emanet olun sevgili okurlarım.

http://www.ogunhaber.com/yazarlar/cengiz-aygun-bir-portre/referandum-sonrasi-yeni-sistem-9363m.html

Hamza Akbulut, “Devleti Millet Yönetecek”

Dünya’da Müslümanların katledilesine seyirci kalmayan, kanlı darbe girişimi sonrasında hemen bu olayı kınayan, ülkemizde sergilenen terör olaylarına karşı anında tepki veren, demokrasiye geçiş sürecinde siyaset üstü düşünerek, çirkin planlara karşı anında tepki koyan Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı (TGTV) Yönetim Kurulu Başkanı Av. Hamza Akbulut 16 Nisan’da yapılacak olan halk oylamasında evet diyeceklerini açıkladı.

Bünyesinde 140 Sivil toplum kuruluşunu barındıran Türkiye’nin en büyük vakfı olan Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı (TGTV) adına açıklama yapan Yönetim ve İcra Kurulu Başkanı Av. Hamza Akbulut, Türkiye’nin her tarafında temsil edilen bir kuruluş olduklarını ve Türkiye’nin bütün kılcal damarlarında var olduklarını vurgulayarak, “TGTV, yeni anayasa yapılmasının bir zaruret olduğu gerçeğiyle 2011 yılında çerçeve anayasa metni hazırlayarak kamuoyuna sunmuştur. Bu metinde başkanlık sisteminin yeni anayasada yer alması gerekliliği vurgulanmıştır. Ülkemizin çeşitli şehirlerinde toplantılar yapılarak, yeni anayasa ve başkanlık sisteminin yararları anlatılmıştır. 16 Nisan’da referanduma sunulan tam anayasa değişikliği değil, 18 maddelik bir değişikliktir. Önerilen bir rejim değişikliği değildir. Hükümet sistemi değişikliğidir. Hükümet seçilecek Cumhurbaşkanı tarafından kurulacaktır” dedi.

YENİ SİSTEMDE CUMHURBAŞKANI YÜCE DİVANDA YARGILANABİLECEK
Halkın kafasını karıştırmak adına cumhurbaşkanına yeni yetkilerin verildiği söylemlerinin gerçeği yansıtmadığını belirten Hamza Akbulut, “Cumhurbaşkanına yeni yetkiler verilmiyor. Yürütmenin yetkisi yürütmeye veriliyor. İki başlılık ortadan kaldırılıyor. Cumhurbaşkanı mevcut sistemde meclisin dörtte üç oyuyla sadece vatana ihanetten suçlanabiliyordu. Getirilen sistemde, cumhurbaşkanı yetkili ama sorumsuz olmaktan çıkıyor. Cumhurbaşkanlarına denetim ve cezai sorumluluk getiriliyor. Cumhurbaşkanlarına herhangi bir suç işlediği iddiasıyla soruşturma açılabilecektir. Meclis, cumhurbaşkanını yüce divana gönderebilecek. Yüce divanda mahkum olursa görevi sona erecektir” diye konuştu.

GERİ KALMIŞ ÜLKELERİN SİTEMİ YERİNE GELİŞMİŞ ÜLKELERDE KULLANILAN SİSTEM TERCİH EDİLMİŞTİR
Yeni bir hükumet sisteminin icat edilmediğini ve uygulanacak olan sistemin gelişmiş ülkelerde de var olan başkanlık sistemi olduğuna dikkat çeken Akbulut, “Yeni bir hükümet sistemi icat edilmemiştir. Geri kalmış ülkelerin sistemi yerine gelişmiş ülkelerin kullandığı sistem tercih edilmiştir. Cumhurbaşkanına kanunlara aykırı olmamak kaydıyla kararname çıkarma ve veto yetkisi veriliyor. Bu yetki de meclis tarafından sınırlandırılabiliyor. Cumhurbaşkanı, sınırsız yetkiye sahip değildir. Anayasada cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini nasıl kullanacağı düzenlenmiştir. Tek Adam iddiası doğru değildir. Türk Silahlı Kuvvetlerinin nasıl görevlendirileceği ve uluslararası anlaşmalar TBMM’nin kararına bırakılmıştır.

YENİ SİSTEMLE ÜLKEYİ TEK ADAM DEĞİL, MİLLETİN KENDİSİ YÖNETECEKTİR
Getirilecek olan sistemde ‘Fesih Yetkisi’ yoktur. Seçimlerin yenilenmesi vardır. Seçimlerin yenilenmesini cumhurbaşkanı kendi kararıyla, meclis beşte üç oyla alacaktır. Hangisi seçim kararı alırsa alsın, cumhurbaşkanlığı seçimi ve meclis seçimi aynı anda yenilenecektir. Meclis ayrı sandıkta, cumhurbaşkanı ayrı sandıkta seçilecektir. Meclis ve cumhurbaşkanı ayrı partilerden olabilecektir. Cumhurbaşkanı 2 dönem için seçilebilecektir. Birinci döneminde seçimleri yenileme kararı alırsa, kendi görev süresini kısaltmış olacak. İkinci döneminde seçimi yenileme kararı alırsa siyasete veda edecektir” şeklinde konuştu.

ÇİFT BAŞLILIK BİTECEK MİLLETİN İSTEDİĞİ KARARLAR HIZLI BİR ŞEKİLDE ALINACAKTIR
Türkiye’nin 16 Nisan’da geleceği için çok önemli bir karar vereceğini söyleyen Hamza Akbulut, “Bu düzenleme ile geçmişteki hükümet kurma ve erken seçim krizleri tarihe karışacaktır. O nedenle, referandum, istikrar ve güvenin sağlanması için çok önemlidir. Vesayetçi parlamenter sistemden, koalisyon hükümetlerinden, sık sık yapılan seçimlerden kurtulmak için 16 Nisan, tarihi bir fırsattır. Çift başlılığın bitmesiyle hızlı kararlar alınarak; ülkemiz, terörle mücadelede ve küresel rekabette daha güçlü hale gelecektir. Bakanlar, meclis dışından seçileceği için, seçilme endişesi taşımayan daha liyakatli insanlardan oluşacaktır.

DEVLET-MİLLET KAYNAŞMASI VE MİLLİ BİRLİK-BERABERLİĞİMİZ İÇİN KARARIMIZ “EVET”
Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı olarak, milli birlik ve beraberliğimiz için, devlet-millet kaynaşması için evet. Millet iradesini hâkim kılacak, bürokratik oligarşiye son verecek, vesayeti tarihe gömecek Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine evet. Uzlaşma kültürü getiren, siyasi sorumluluğu arttıran bir hükümet sistemi için evet. Güçlü demokrasi, büyüyen ekonomi, güven ve istikrar için evet. İslam dünyasının umudu haline gelen ülkemizde; ayrıştırmaya, darbelere iç ve dış mihraklı kurulan tuzaklara karşı evet diyoruz. Milletimizi sandığa gitmeye, evet demeye davet ediyoruz” diyerek açıklamasını sonlandırdı.

TGTV / TURKİYE’DE ENERJİ

2016 enerjide yatırım 2017 yılı ise atılım yılıdır

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası tarafından Arsin’de düzenlenen Trabzon Sanayici, İş Adamı ve Sivil Toplum Kuruşları Buluşması’nda yaptığı konuşmada, Türkiye genelinde özellikle son yıllarda sanayi anlamında çok büyük yatırımlar ve atılımlar gerçekleştirildiğini belirtti.

Son 15 yılda Türkiye’nin bu büyümesinin temel dinamiğini sanayi ve ticaret odalarının oluşturduğunu ifade eden Albayrak, “Türkiye’nin istihdam ve üretim noktasında baktığınızda neredeyse üçte ikisi KOBİ’lerden geliyor. Demek ki orta ölçekli firmalarımız ve tüm bu birliği teşkil eden kurumlarımız Türkiye’nin yüklenici gücü olmaya devam etmiş. Yani eski Türkiye’nin yüzde 80 kamu, yüzde 20 özel sektörün payının olduğu 80’lerin Türkiye’sinin bugüne tam tersi evrildiği, kamu payı yüzde 20’lerde daha da düşüyor. Bu resim içerisinde sadece birkaç tane büyük grupla büyüyen Türkiye değil, küçük ve orta ölçekli daha da büyüyen ticaret ve sanayi odalarıyla şekillenen bir büyüme trendi ile yol alması en büyük umudumuz.” diye konuştu.

Bakan Albayrak, Türkiye’nin büyümesini destekleyecek altyapı ve enerjiyle ilgili desteklerin ortaya konulmasını isteyerek, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı olarak özellikle Karadeniz’de altyapı konusunda son yıllardaki süreci hızlandırmaları gerektiğini bildirdi.

Karadeniz’in düz arazi noktasında çok şanslı bir bölge sayılmadığını, başka zenginliklerinin muhakkak ki bulunduğunu anlatan Albayrak, şöyle devam etti:
“O zaman olanı da hızlandırıp daha da destek noktasında öne almamız lazım ki buradaki iş adamlarımız, sanayicilerimiz, meslek erbabımız rekabetçi bir üretime geçebilsin. Bu çerçevede geçen sene söylediğimiz bir şey vardı. Özellikle organize sanayi bölgeleri noktasında bu yıl inşallah o sözümüzü yerine getiriyoruz. Arsin Organize Sanayi Bölgesi’ne bu yıl sonuna kadar inşallah gazımızı getirip bağlıyoruz. Altyapı problemlerinin oluşturduğu fiziksel imkansızlıkları geçen yıl çok yoğun çalıştık ve özellikle ilçelerimize doğalgaz getirme noktasında birçok güçlüğü aştık. Çok yakın ve sıkı bir takipten sonra bu yıl inşallah 6 ilçemize Araklı, Akçaabat, Arsin, Hayrat, Sürmene ve Yomra’ya bu yıl bitmeden inşallah doğalgazı getiriyoruz. İnşallah bu yılı bitirdikten sonra 2018 ve 2019’da hem yeni ilçelerimizde hem de yeni organize sanayi bölgelerimizde bu sayıyı daha da artırıp özellik Trabzon bölge ekonomisi için, büyüyen istihdamıyla rekabetçi bir noktaya varmasıyla alakalı altyapıyı doğalgaz üzerinden hızlandırmaya devam edeceğiz.”

Bakanlık olarak geçen yıl önemli bir bütçe açıkladıklarına değinen Albayrak, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Özelleşme noktasında 21 bölge özel firmalara geçtikten sonra onların takibiyle ilgili yeni bütçeler açıkladık, yeni hedefler ortaya koyduk. Bu çerçevede özellikle ana yüksek gerilim hatlarının yenilenmesinden tutun şehir içi hatların yenilenmesine kadar. Çünkü Türkiye’de üretim hattı altyapısı yaşlı. 30 ya da 40 yıllık altyapıların olduğu bölgelerimiz var. Yaşlı olan bölgelerin yenilenmesinin dışında bir de şöyle bir durum var. Türkiye büyüyor, Türkiye nüfus olarak da bireysel kişi başına elektrik tüketimi noktasında da 15 yıl öncesine kıyasla 2, 3, 4 ya da 5 katı artış olan bölgelerimiz var. Bu ne demek? Burada iki şeritli bir yolumuz var. Asfaltı eskimiş ve hep çukur olmuş. Şimdi artık bu yolu asfaltlamanız yetmiyor, bu yolu bir de genişletmemiz lazım. Yani nüfus ve tüketim arttığı için hem iletim hattı yapısını genişleteceğiz hem de eski olan yerleri yenileyeceğiz.”

Albayrak, özellikle 5 yıllık yatırım bütçesinde çok önemli bir bütçe koyduklarını belirterek, “Trabzon, Çoruh ve tüm bu bölgeler için baktığımızda 2017 bütçesini yıl başında tekrar revize ettik. 2016’da hedeflediğimiz rakamların üzeri yetmez 2017 belirlediğimiz iletim hattı bütçesi 43 milyondan yıl başı yaptığımız düzenlemeyle yüzde 50 artırarak yaklaşık 65 milyonluk TEİAŞ hariç bir bütçe belirledik. Bundan sonraki süreçte özellikle sivil toplum kuruluşlarımız, ilişkili kurumlarımız, vekillerimiz ve belediye başkanlarımız başta olmak üzere bu yatırımların mümkün olan süreden daha hızlı bir şekilde hayata geçmesi için karşılıklı iletişimde olacağız.” ifadesini kullandı.
Bu çalışmaların hayata geçirilmesinde Bakanlık olarak daha sıkı bir denetim için ekip kurduklarını bildiren Albayrak, “Yani eski denetimlerden biraz daha farklı denetim yapıyoruz. Eskiden denetim ekipleri giderdi, firmaları denetler, yatırım bütçesine, faturalarına bakardı. Artık bu yeterli değil. Artık saha elemanlarımızla o yatırımın elektriklenip elektriklenmediğini görüntülü fotoğraflı yerinde görerek ve çekerek dosyalandırıp bize raporluyorlar. Tüm Türkiye’de, Trabzon’da da öyle. Yani bu yatırımcıların takipçisi olan bir süreç bakanlıkta olduğu gibi sizlerle de uyumlu önceliklendirilecek yatırımları daha iyi bir noktaya getireceğiz.” diye konuştu.

Türkiye’nin büyüyüp gelişmesine rağmen her şeyin yeni başladığını vurgulayan Albayrak, şunları kaydetti:
“İşte bu yeni başladığımız için de bu kavga gürültü var ya. Ben çok basit bir tabirle şu örnekle anlatıyorum yaşananları. Ortada küresel bir pasta var. Bu pastadan her millet pay alıyor. 15 sene önce de Türkiye’nin aldığı dilim belliydi. Geriye dönüp baktığımızda bu süreçte Türkiye’nin bu pastadan aldığı pay büyümüş mü? Büyümüş. Birinin büyüdüyse birilerinin de küçülüyor demek ki. En basit bir ticari dille ki bizim kültürümüzde bu yok. Çünkü biz Fatih’in torunları olarak İstanbul’un fethinden önce Edirne’ye ziyaretinde anlatılan meşhur örnekteki gibi. Sabah alışverişe çıktığında uğradığı bir esnaftan yağ, un ve şeker istemiş. Yağı vermiş dükkan sahibi ne demiş? Yok demiş ben siftahımı yaptım. Kalanları, un ve şekeri yan dükkandan alın, o arkadaşlar daha siftah yapmadılar. Öbürüne gitmiş öbüründen de unu almış. O da demiş ki yan dükkandan şeker al. Şimdi bu medeniyetin ve ecdadın torunları olarak biz her ne kadar bu ahlakta olsak da günümüzün güncel reel kurumları şirketleri bu kadirşinaslıkta olmuyor tabi. En basit tabirle yanına dükkan açtı bizim cirolar ve satışlar düştü noktasında kıskançlık besliyor olabilirler değil mi? Bunun ötesi nereye gidiyor? Bunun ötesi bir ülkenin siyasi işlerine karışmaya, istikrarını bozmaya, kendi vatandaşlarını gurbette atlarla itlerle işkence yapmaya kadar saldırtmaya kadar gidiyor mu gitmiyor mu bunu görüyoruz. Bu yaşananlar hepimizin gözünün önünde cereyan ediyor.”

Albayrak, yaşanan tartışmalar içerisinde herkesin çok dikkatli olması gerektiğine dikkati çeken Albayrak, şöyle konuştu:
“O zaman şuna dikkat edeceğiz. Bir lafa bakacağız, iki söyleyene bakacağız. Lafa ve söyleyene baktığımızda bugüne kadar bu ülke için dikili ağacı var mı? Taş üzerine taş koymuş mu? Bu ülke için üretim ve gelişme manasında ne üretmiş, ne yapmış? Buna bakacağız. İçerideyse bu söylenen. Dışarıdaysa millet olarak kimin ayağına basmışız? Kimleri rahatsız etmişiz. İşte bu rahatsız ettiğimiz çevreler ne söylüyor, buna bakacağız. Buna baktıktan sonra da önümüze bakacağız, çok çalışacağız. Tüm bu çerçevede büyük Türkiye ideali diyoruz ya 11 bin dolar yetmez. Niye yetmez? Bu ülkenin layık olduğu, bu asil milletin son 5 yıldır bu yaşananlar noktasında hele de 15 Temmuz’daki duruşu noktasında birileri vakit geçtikçe unutmaya, unutturmaya çalışıyor. Kusura bakmayın 15 Temmuz bu milletin yüzlerce ve binlerce yıllık tarihinde çok büyük bir altın sayfadır. Kimse unutturamaz bize, unutturmayacak da. Dolayısıyla bu duruşu sergilemiş bir milletin tüm bu çerçevede layık olduğunun çok altında bir rakamdır, daha yukarıya taşıyacağız.”

“Bu yeni başkan koltuğa oturduktan sonra bir açıklama yaptı ve dedi ki ‘Artık yeni bir ekonomik dönem başlıyor, korumacılık, iç üretim üzerine yeni bir dönem başlayacak’ dedi. Serbest piyasa ve kapitalist sistem rekabeti bir yana böyle bir süreçten bahsetti. Bir gün geçmediki peşinden Çin Devlet Başkanı Davos’ta hemen bir açıklama yaptı ve dedi ki ‘Küreselleşme ve globalleşme önüne geçilemez, serbest piyasa rekabeti var, piyasalar açık olsun’ dedi. Çin’in söylediğine bakalım, kapitalist ABD’nin söylediğine bakalım. Dünya’da dinamikler, taşlar yerinden oynamaya başladığı bir ekonomi ile karşı karşıyayız. Önümüzdeki 10 yıl özellikle pasifik üzerinden yeni bir ticari ve ekonomik çarpışma ve çatışmayla karşı karşıyayız.”

Bu durumdan Türkiye’nin ne şekilde etkileneceğini değerlendiren Albayrak, şöyle devam etti:
“Peki Türkiye bu resmin neresinde ve Türkiye ne yapmak durumunda? Çünkü özellikle önümüzdeki 10 yıl içerisindeki ticaret ve ekonomik savaşlar yeni bir hal alacak. Sadece yılda 700 milyar dolardan fazla verdiği ticari açığın neredeyse yarısı olan 300 milyar doları Çin’e veren bir ABD’den bahsediyoruz. Her geçen gün düşen nüfusu, düşen üretimi ve büyümesiyle küçülen bir pazar olarak da gelişme olarak da Avrupa’dan bahsediyoruz. Her geçen gün artan üretimi, büyümesi ve ticaret hacmiyle büyüyen Asya pazarından bahsediyoruz. Bu networku 500 sene önce kaybettik. Baharat ve ipek yollarının coğrafi keşiflerle batıya kaybettiği bir Asya pazarının 500 sene sonra mayıs ayında açılışı ve temel atması olacak. Hızlı tren projesiyle tekrar bu linki tamamlayacak yeni Asya pazarı stratejisinden bahsediyoruz. Sadece Çin ile Hindistan’ın önümüzdeki 10 yıl içerisinde gayrisafi milli hasılasının toplamı bu anlı şanlı G7’yi geçiyor. G7’den daha büyük olacak. Sadece Pekin’den Londra’ya kadar gidecek olan bu altyapının birleştirdiği pazar dünya nüfusu ve ekonomisinin üçte ikisini oluşturacak. Peki bu çerçevede bu link tamamlandığında gemiyle bir buçuk ayda giden ürün artık trenle iki haftadan kısa sürede dünyanın bu pazar coğrafyasına sunulabilecek. 20. yüzyılın birçok ezberi bozuluyor. Bozuluyor ve bozulmak da zorunda. Bu yüzyıl yeni kurallarıyla yeniden inşa ediliyor. ”

Birlik ve beraberlik içerisinde Türkiye’nin daha güçlü yarınlara kavuşacağını vurgulayan Albayrak, şunları belirtti:
“Son 3-5 yılda yaşananları ‘Allah Allah ya filmlerde bile olmaz, ne oluyormuş bu’ saflığında değil, uyanıklığında izlememiz lazım. Yapmamız gereken tek bir şey var. Dere akıyor ve yatağını buluyor, bulacak. Kimsenin şüphesi olmasın. Yatırımlar da olacak Türkiye de büyüyecek sanayicimiz de iş adamımız da yatırımlarını yapacak. Bu 10 yıl içerisinde ihtiyacımız olan bir tek şey var. 10 yıldır uğraşıp da yapamadıkları ve bozamadıkları şey bu ülkenin bu milletin birliği. Onun için bu 10 yıl yaşanacak çatışma ikliminde birlik ve beraberlik içerisinde güçlü bir Türkiye olarak devam edersek, Allah’ın izniyle hiçbir şüphem yok bunu durduramayacaklar. Bunu engelleyemeyecekler göreceksiniz.”
“Türkiye’nin rejimi de Cumhuriyettir, kimsenin de bunu değiştirmeye gücü yetmez”
Türkiye’nin eski ekonomik sisteminde yaşanan arızaların getirdiği sıkıntılarla nasıl başarılar elde edildiğini en iyi iş adamları ve yatırımcıların bildiğine işaret eden Albayrak, “O zaman ben herkese şunu söylüyorum. Burada esas konu kalbinde vicdanı olan her bireyin elini yüreğine götürüp şu 15 yıldaki süreci okuması lazım. Adaletle bu yolculuğu, bu resmi net okuyup bundan sonraki süreçte 16 Nisan’ın Türkiye’de istikrarın kurumsallaşması için ne gerekiyor görmesi lazım. Kişiye bağlı değil. 15 yıllık süreçte Türkiye’de bir devrim olduysa milletin devrimi, Cumhuriyetin hakiki devrimi olmuştur. Türkiye’nin rejimi de Cumhuriyettir, kimsenin de bunu değiştirmeye gücü yetmez.” ifadesini kullandı.

İnsanlara sahte korkular veren bir zihniyetin olduğunu ifade eden Albayrak, şöyle devam etti:
“Bu söylemlerde ne diyorsun arkadaş sen? Bir tane doğrun, bir tane taş üstüne taş koymuşluğun var mı? Ne yapmışsın bu ülkeye? Ama bu ülkede 15 senedir vakti, mücadelesi, nefes almadan koşturan liderlik var hepsinin ötesinde. Birileri 15 Temmuz’da gizlenmek için delik ararken darbenin göbeğine göbeğine gidecek bir lider var. Kimse kusura bakmasın, kimse bu lidere kara çalamaz. Bu liderlik Allah başımızdan eksik etmesin. Bu liderlik kalıcı bir liderlik değil. Ya bu liderlikten sonra? Çok net söylüyorum 7 Haziran sonrası Türkiye’de nasıl bir resimle karşı karşıya olduğumuzu demo gibi izledik. Kaç ay hükümet kurulamadı, mutabakata varılamadı, tezkere geçirilemedi Meclisten. Ordu, kimin ordusu? AK Parti’nin ordusu mu? Hepimizin çocukları orada. Böyle bir şey yok. Hepinizin şirketi var kaç kişi çalıştırıyorsanız. Şirketin başına 3 tane genel müdür koyar mısınız? En kıymetli varlığımız ve değerlimiz bu devleti çoklu yönetim noktasında paramparça edecek bir istikrarsız yönetime mi mahkum edeceğiz. Bu sistemde ne var? 15 yıldır bu arızalı sistem Recep Tayyip Erdoğan’dan dolayı iyi gidiyor. Ya sonra? Türkiye’de devletimizi, sistemimizi ve işleyişimizi kurumsallaştırmamız lazım.”

Türkiye’nin kolay günlerden geçmediğine işaret eden Bakan Albayrak, “40 yıl boyunca bugünlere hazırlanmış iki tane büyük örgüt deşifre oldu son bir yılda. Biri PKK, diyalog, sevgi, hoşgörü, demokrasi, güvercinler, sazlar, sözler ve elhamdülillah deşifre oldu. Öbürü en kıymetli varlığımız çocuklarımızın beynini yıkayan, ülkesine ihanet edebilecek hainlere dönüştürdükleri çocuklar. Muhabbet, din, diyanet, cemaat 15 Temmuz’da ortaya çıktı. Kolay travma yaşamadı bu ülke. Kolay günlerden geçmedi, bugünlere kolay gelmediysek kolay geri adım atma lüksümüz yok. Hepimizin anası, babası, ninesi, dedesi bugünler için bizi yetiştirdiyse hangi alanda bir duruş sergiliyorsak geri adım atma lüksümüz yok. Bu milletin ve ümmetin beklentisi de budur.” ifadesini kullandı.

Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Öğrenci Kulübü tarafından Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi” konulu konferansta yaptığı konuşmada, Türkiye’nin genç nüfusunun her dönem büyük sorunlar yaşadığını belirtti.
Son yüzyılın içerisinde gelen nesillerin içerisinde en kritik neslin bu dönem ki neslin olduğunu hatırlatarak, gençlere seslenen Albayrak, “Bu yüzyılın kaderi bu yıllarda bu aylarda şekillenecek ve bu toplumun temel dinamiğini oluşturan enerjisini, hareketini, aksiyonunu oluşturan genç nesil olarak bu dönemi, bu içinden geçtiğimiz süreci çok iyi okumak zorundasınız. Fikir sahibi olmak zorundasınız. Başroldeyseniz bunu bir kere bilmeniz lazım.” diye konuştu.

Fikir sahibi olmak için bilgi sahibi olunması gerektiğine dikkat çeken Albayrak, şunları söyledi:
“Bugün bilgiye ulaşmak çok kolay ama bir tehlikesi var mı? Hakikat ihtiva eden bilgiye sahip olmamız lazım. Yoksa birileri bizi gaza getirir. ‘Nereden duydun?’ ‘Tweet atmış. Hüsamettin. Hüsamettin nereden duymuş? Ayşe’den. Kaynağı belli mi? Yok.’ Son beş senede bunları yaşadık değil mi? Gezi de mesela yaşadık. İnsanları sokağa döktük. Sonuç. ‘Ülkede demokrasi yok.’ söylentisi. Aynı dönemde Türkiye ile kayığa binen başka bir ülke vardı. Brezilya o kayığa bindi. Maalesef o kayıktan ekonomisini, liderlerini kaybederek bugün içler acısı bir durumla çıktı.”
“Lafa bakmayın işe bakın”

Yaşananların, siyasi sürecin dışında, ülkenin geleceği ve bekası ile ilgili bir süreç olduğunu kaydeden Albayrak, “Ülkenin 15 yıllık yaşanmışlığı içerisinde. Bu ülkede zerre vicdanı olan herkes elini yüreğine götürüp şunu düşünmek zorunda. Düşüncem görüşüm farklı olabilir ama 15 sene siyasi olarak, ekonomik olarak, özgürlük, istikrar olarak, nereden nereye gelmiş? Bu yolculuk içerisinde bu ülkenin kimler ayağına çelmeye takmaya çalışmış? Kimler bu ülkenin geleceğine ve bekasına kastetmeye çalışmış? Bunu görmemiz lazım. Ben söyledim, biri söyledi diye peşine takılmamak lazım. Lafa bakmayın işe bakın.” diye konuştu.

Düşünmeden hareket eden insanların beynini kiraya vermiş insanlardan farksız olduğunu anlatan Albayrak, sözlerine şöyle devam etti:
“Kiraya verenlerin sonunu gördük. Kolay günlerden geçmiyoruz. Bu ülkede iki tane 40 yıl boyunca yatırım yapılmış, bugünler için hazırlanmış iki büyük örgüt deşifre oldu. Biri PKK, öyle mi. Muhabbet, demokrasi, sazlar, sözler. Sonra ne oldu? 7 Haziran’dan sonra gördük. Öbürü en kıymetli varlığımız olan bir toplumun, en değerli varlığı olan genç neslin, zeki, akıllı, yetişmiş genç neslinin, beyinlerini yıkayarak öyle bir dönüşüme tabi tutup noktaya getirdi ki kendi ülkesine, vatanına, milletine, toprağına ihanet edebilecek canavarlara dönüştürdü ve 15 Temmuz’da bunları yaşadık.”

Suriye’de 8 milyondan fazla insanın yerinden yurdundan edilerek, mülteci konumuna düşürüldüğünü anlatan Albayrak, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Milyondan fazla insan ölüyor. Türkiye’den başka ağzını açıp sesini çıkaran kimse yok. Hani insan hakları, demokrasi. Beş tane kutup ayısı ölüyor diye dünyayı ayağa kaldırıyorsunuz. Öyle mi? milyondan fazla kadın, çoluk, çocuk, yaşlı insan ölmüş. Neredesiniz? Batı dünyası demokrasisi. Film değil bunlar. Hollywood filmlerinde hikaye anlatırlar ya. Dünyayı kurtarır, demokrasi getirirsiniz. Biliyoruz onu. 15 sene önce Irak’a demokrasi geliyordu. Suriye’ye demokrasi geliyordu. Aman bu demokrasi böyle gelmesin. Biz ecdadımızdan aldığımız cumhuriyete sahip çıkarak bu ülkeyi daha büyütme noktasında, biz daha iyi bir noktaya taşırız. Bütün bu oynanan oyunu göz bebeğinden okuyup delecek basiret, feraset ve dirayette bir gençlik lazım.”
Albayrak, gençliğin okuyarak, 18 maddeyi iyi bir şekilde yorumlayacağına ve en sağlıklı kararı vererek, ülkenin geleceğini şekillendireceğine inandığını ifade etti.

Bakan Albayrak, yıllardır koltuklarda oturan kişilerin, 18 yaşında milletvekili seçilme hakkını anlamak istemeyeceğine değinerek, 18 yaşında cezai ehliyeti olan, evlenme ve ev geçindirme hakkı verilen, askere alınarak eline silah verilen, 15 Temmuz’da tankların önüne yatan, Çanakkale’de şehit düşen her gencin seçilme hakkı olduğunu, parti olarak referandumdan geçmesi halinde bunu uygulayacaklarını bildirdi.

Referandum sürecinin partilerle alakalı bir süreç olmadığını ve ülkenin bekası ile alakalı olduğunu vurgulayan Albayrak, “Son bir yılı çok iyi okumak gerekir. siyaset iki insan yetiştirir. Ya politikacı, ya devlet adamı. bizim de en çok neye ihtiyacımız var? Politikacı değil devlet adamına. konu devletse, devletin bekası al-i menfaati ise, devletin geleceği ile ilgili konular ise siyaset kurumlarının bir önemi yok. Ülke merkezli baktığımızda bu çerçevede yürütmek lazım.” dedi.

Anayasa sürecini 2011 yılında başlattıklarını, yeni anayasa sürecinde kurulan komisyonun bir buçuk yıl çalıştığını ifade eden Bakan Albayrak, yaklaşık 60 maddenin dört partinin mutabakatı ile kabul edilmesine rağmen genel kurula taşınamadığını hatırlattı.

Son bir yılda yaşananların küçümsenemeyeceğini, 7 Haziran ve 1 Kasım arasındaki istikrarsız sürecin, 1 Kasım sonrasında 15 Temmuz’a götüren altı aylık sürenin çok zor olduğunu anımsatan Albayrak, şöyle devam etti:
“Ben buradan hakikaten müthiş bir devletçi duruş göstermesi itibariyle sayın Devlet Bahçeli’yi bir kez daha tebrik etmek istiyorum. Özellikle sağlık noktasında yaşadığı sıkıntılı dönemler ve o süreçten sonra partisine yönelik operasyonlara. Bu operasyonlar içerisinde kim var? Herkes biliyor. Ben demedim. Birileri çıkıp televizyonda ne dedi? Meydan meydan Mayıs ayında. ‘Ağustos’ta başbakan olacağım.’ Bir tane savcı da çıkıp soracak. ‘Sen Ağustos ayında çıkıp başbakan olacağım.’ diyordun. Nereden başbakan olacaksın? Kimle iş tutuyorsun? Arkanda kim var? Kimsin sen?’ Bütün bu 15 Temmuz öncesi, sırası ve sonrası tüm bu yaşanan ihanetleri görüp Türkiye’nin içinden geçtiği bu devletinin bekası. Darbe diyoruz. Film izlemiyoruz. 249 insanımız bir hiç uğruna ölmedi. 2 binden fazla insan gazi olmadı mı? Bu insanların üzerinden tank geçti. Sırf benim bakanlığımda çalışan o gece eşi ile sokağa çıkan Cuma Dağdelen şehidimiz tank ateşi ile kafası uçtu. Eşini ziyaretimde anlattığında tüylerim diken diken oldu. Kanım dondu. Düşman askeri bu ülkeyi istila etse sivil insanlara böyle davranmaz. Bu ülke bu süreçten geçti. Birileri unutturmaya çalışıyor. Kusura bakmayın. 15 Temmuz’u ne unuturuz ne unuttururuz. Unutursak bu millet bize hesabını sorar. Tüm bu süreç içerisinde parti kimliğinde ayrı ülkenin bekası ise konu, kim ne duruş gösteriyor? Bunu görmek lazım. Bu yerli ve mili duruşu, bu devlet adamlığı duruşunu gösterdiği için Milliyetçi Hareket Partisi çok önemli bir görev ifa ediyor. Hala ediyor ve etmekte. Diğer partilere diyeceğim bir şey yok ama seçmenine diyeceğim sloganik olmayalım. Birilerinin peşinden ‘dedi’ diye yalanın dolanın, iftiranın spekülasyonun peşinden koşmayalım. Okuyalım, araştıralım, anlamaya çalışalım.”

“Rize İş Adamları ve Sivil Toplum Kuruluşları Buluşması”
Milletin hizmetin en iyisine layık olduğunu vurgulayan Bakan Albayrak, “Nereden nereye geldik. Yeter mi? Yetmez, daha yeni başladık. 2 bin 500 dolardan 11 bin dolarlara geldik ama yetmez. Ne diyoruz? Şimdi 25 bin dolarlar. Peki bu ülke, bu millet buna layık mı? Fazlasıyla.15 Temmuz’da genciyle yaşlısıyla, kadınıyla erkeğiyle bu tarihi bir duruşun temsili noktasında bunu fazlasıyla hak ediyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

Albayrak, doğalgaz konusunda bugüne kadar yaşanan sürecin, Rize’de de bu anlamda beklenti oluşturduğuna işaret ederek, konuşmasına şöyle devam etti:
“Karadeniz yolu özelinde altyapı, karayollarıyla ilgili ilişki, dağıtım firması, bakanlık noktasında bizim BOTAŞ’ın… Tüm bu süreçler noktasında baktığımızda son bir yıldır çok yoğun bir çalışma yaptık. Dedik ki bu seneden başlayarak Rize’de de doğalgaz noktasında adım atacağız. Bu çerçevede inşallah bu yıl sonuna kadar Ardeşen’e, Çayeli’ye, Güneysu’ya ve Pazar’a doğalgazı getiriyoruz. Peşine Fındıklı’ya da getirerek önümüzdeki süreçte doğalgaz noktasındaki altyapıyı tamamlayacağız. Zor bir süreç oldu. Kolay değil, işin mühendislik tarafı var, sahil yolu özelindeki topoğrafiyi de bozmadan, tüm o çerçevedeki altyapıyı da bozmadan bunu taşımamız hem güvenlik tedbirleri noktasında kolay değildi. Çok yoğun bir süreç ki hamdolsun bu süreci başlattık.”
Doğalgaz konforu noktasında Türkiye özelinde müthiş iki yıllık yatırım planlaması ortaya koyduklarını anlatan Albayrak, “Türkiye’de inşallah önümüzdeki iki yıl içerisinde yaklaşık 220’den fazla ilçede 1 milyon aile, yani 5 milyondan fazla vatandaşımıza doğalgaz seferberliği adımını atacağız. Bu sadece ısınma ve hane halkı amaçlı değil. Organize sanayi bölgeleri, fabrikalar… Demin bahsi geçen kömür yakan fabrikalar noktasında da inşallah adımlarımız atılacak.” diye konuştu.

Albayrak, Türkiye’nin tarih boyunca önüne çıkartılan engelleri ve bunları aşmak için 15 yıldır sürdürülen mücadeleye ilişkin görüşlerini katılımcılara aktardı.

Türkiye’nin 15 yılda nereden nereye geldiğini iş dünyasının da net şekilde gördüğünü kaydeden Albayrak, “Türkiye büyüdü, gayri safi milli hasıla olarak 3, 4 katı büyüdü. 200 milyar dolarlardan 800 milyar dolarlara.” dedi.
Albayrak, son 3, 5 yılda Türkiye’nin başına gelenlerin ekonomik sebeplere bağlı olduğuna işaret ederek, şunları söyledi:
“Ortada bir küresel pasta var, bu pastadan 15 sene önce ne kadar pay alıyordu, bugün ne kadar pay alıyor? Bu pastadan aldığı pay arttığı için midir ki birilerinin doğal olarak payı azaldığı için mi içeride, dışarıda farklı ülkeler noktasında farklı şeylerle karşı karşıyayız. İşte bu resim ışığında Türkiye önemli bir yolculuktan geçiyor. 15 Temmuz bunun tüm vahşetiyle, ihanetiyle, gaflet ve delaletiyle ete ve kemiğe büründüğü bir tarih oldu. Kadın, çoluk çocuk, yaşlı genç demeden karşısındaki insana düşman askerinin ülkeyi istila ettiğinde bile yapmayacağı bir zulümle ülkenin geleceğine, bekasına, cumhuriyetine ve demokrasisine kast edildi. Elhamdülillah millet olarak Rize başta olmak üzere, 81 vilayetimizin gösterdiği bu dik duruşla bunu püskürttük. Türkiye olarak yeni dönemde büyük ve güçlü Türkiye söyleminin daha da güçlü temellerinin inşasında eskisinden daha çok çalışmak, daha ferasetli ve basiretli resme bakmak zorundayız.”

“Millet kendi iradesiyle, duruşuyla sahip olduğu bu ülkeyi artık kimseye bırakmaz”
Bu noktada iş veren kesimine önemli görevler düştüğünü, Türkiye’nin başında Rize’nin gururu, çok büyük bir lider bulunduğunu ifade eden Albayrak, “Rabbim sağlık, sıhhat, hayırlı, uzun ömür versin. Biz bazen unutuyoruz zannediyoruz ki bu düzen böyle geldi, böyle gidecek. Hep böyle istikrar… Eski Türkiye’yi bir hatırlayalım. Bunun için de çok eskiye gitmeye gerek yok, 7 Haziran’da ne yaşadıklarımızı hatırlamamız yeterli.” diye konuştu.
Albayrak, anayasa değişikliğinin getireceği yeniliklere değinerek,, “Soruyorlar, ‘peki ya sonra?’ diye. Esas bu sorunun cevabından dolayı, Cumhurbaşkanımızdan sonra ne olacak? Eski Türkiye’yi, yedi kocalı hürmüz, üç partili koalisyonlar bilmem kaç tane… Hepinizin şirketi var beş kişiden 550 kişi adam çalıştırıyorsunuz, şirketinizde üç patron veya genel müdür olsa nasıl yöneteceksiniz Allah aşkına?” ifadesini kullandı.

Milletin artık vekil ile bu ülkeyi yönetmeyeceğini, yönetmemesi gerektiğini vurgulayan Albayrak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Millet kendi iradesiyle, duruşuyla sahip olduğu bu ülkeyi artık kimseye bırakmaz. Ne Ahmet’e, ne Mehmet’e bırakır. Onun için bu gerçeklikten hareketle esas cumhuriyetin sahibi olarak sizler, kimsenin diline bırakmadan bu cumhuriyeti artık kimse bir paçavraya, birilerinin elinde maskaraya çevirmeye gücü yetmez. Ne cemaat kılıfı altında gençlerin zihnini, beynini, fikrini zehirleyip ülkeye vatan haini yetiştirenlere, ne barış, demokrasi, güvercin, sazlar, sözler hikayesi altında ülkeyi bölmeye çalışanlar… O günler geçti, pahalı bedeller ödedik ve ödüyoruz ama her ödediğimizden daha da güçlenerek çıkıyoruz. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.”
Bakan Albayrak, milletin boş lafa karnının tok olduğunu belirterek, hizmete ve büyük Türkiye yolculuğunda kim bu ülkede taş üstünde taş koyuyor buna bakmak gerektiğini bildirdi.

“Bu iş bir seçim, bir parti, bir hizmet noktasının ötesindedir”
Enerji altyapısı anlamında yeni bir devrim başlattıklarını anlatan Albayrak, sözlerine şöyle devam etti:
“Yarın onun lansmanını yapacağız Ankara’da, büyük bir resmi ortaya koyarak, enerji anlamında doğalgazdan petrole kadar, dünya hidrokarbonlarının petrol ve gazının yüzde 60’ından fazlasının olduğu bir bölgeden bahsediyoruz. Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan, Rusya, İran, Irak, Suriye, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt, sadece bu ülkelerde dünya petrol gazının yüzde 60’ından fazlası var. 8 artı 2 yaklaşık 10 adet petrol ve gaz boru hatlarıyla bu kavşağın istikrarı, birliği, rekabetçi altyapısıyla dimdik ayakta durması şu 10 yıllık süreçte ne kadar önemli? Hangi pazara talibiz, kimler rakibimiz, hangi altyapı ve güçlü istikrarlı siyasi sistemle buna kafa tutuyoruz ve buna kimler karşı çıkıyor. Kimlerin pastası küçülüyor, kimler bundan en nazik tabirle kıskançlık veya haset besliyor? İşte bunu okumamız lazım. Bunu okumak için son dönemdeki Avrupa’daki bu sözde demokrasi altındaki antidemokratik insan haklarına aykırı her türlü kepazeliğin yaşandığı görüntülere sahne oluyoruz. Her gün PKK’sından FETÖ’süne kadar eylemini yapacak, Türkiye Cumhuriyeti devletinin diplomatik pasaporta haiz, uluslararası hukukta garanti altına alınmış, diplomatik hukuku olan bir vekili, bakanı ve onun hukuku ayaklar altına alınacak. Ne var bunun arkasında, bunu görebiliyor muyuz? Burası çok önemli.”

“Bu iş bir seçim, bir parti, bir hizmet noktasının ötesindedir.” ifadesini kullanan Albayrak, değerlendirmelerine şöyle devam etti:
“Bu iş bu ülkenin bekası noktasında yerli ve milli duruşa sahip devlet adamlığı gösterecek herkesin işidir. Bu iş, 80 milyon özelinde de bu resmi okuyup yerli ve milli duruş gösterecek bireylerin, vatandaşların işidir. Kişisel hükümet, kişisel kibir, kişisel ego ve haset bir kenarda durmak zorundadır. Bir var olma mücadelesidir. Bu ülke var olacaksa bugün hem de tam bugün, yüzyıldır ilk defa bu kadar bir ve beraberlik noktasında dik duruş göstermesi gereken bir gündür.”
Albayrak, uzmanlık alanının finans olduğunu anımsatarak, “Çok net söylüyorum size, dolara, faize saldırı var. Hiçbir rasyonel, matematiksel, finansal gerekçesi yok. Bir ülkeye saldırı için speküle edilen bir değerleme noktasında bir saldırı için gerekli hiçbir bilanço, finansal bütçe, bütçe açığı, borç stoku hiçbir rakam, rasyonel bir şey yok.” diye konuştu.

Türkiye’nin ekonomik göstergelerine ilişkin ise Albayrak, şu görüşlerini paylaştı:
“Bugün Avrupa’nın ortalama borç stoğu yüzde 90’larda. Avrupa’nın dinamosu denilen Almanya yüzde 79’da. Türkiye kaç? Yüzde 30’larda. Peki bugün ‘bütçe disiplini, açığı’ diyorlar. Kriter yüzde 3. Bir çok ülke yüzde 4, yüzde 5 bütçe açıkları veriyor. Türkiye hamdolsun neredeyse denk bütçe sıkı para politikası, mali politikasıyla her geçen gün daha da güçleniyor. Peki ihracatı? 26-30 milyar dolardan bugün 150 milyar dolar, Allah’ın izniyle ben bu sene 160 milyar doları geçeceğimizi düşünüyorum tahminen, büyümeye devam ediyor. Hangi gerekçe? Operasyon ne? Seçim öncesi ekonomik kriz algısıyla halkın refahına kast etmek mi? Hiçbir fark yok. Biri siyasi darbe, biri askeri darbe, diğeri istihbari darbe, diğeri ekonomik darbe. Hepsi bunların tek tek bir ülkeye yöneliyorsa eğer, bir liderliğe… Dünyada bir adam kalmadı, herkes Cumhurbaşkanımız demek ki ne kadar doğru bir adam, ne kadar milli bir adam, ne kadar doğru ve ülkeye hizmet eden büyük bir adam elhamdülillah. Bu resmi görmemiz lazım. Bu resim ışığında inşallah yeni dönem 16 Nisan bu ülkenin 15 yıllık yolculuğunun ortaya koyduğu birikim hasebiyle bu yüzyılın kaderinin bu ülkeyi yeniden tarih sahnesinde bu coğrafyada ve dünyada tekrar yıldız bir ülke yapma sürecine doğru yol alacaktır.”

Bakan Albayrak, bundan hiç kimsenin şüphesi olmaması gerektiğine işaret ederek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Allah’ın izniyle bunu hep birlikte çalışarak, Rize herkesten çok çalışarak aynı lideri gibi… Ülkemizin başında öyle bir Cumhurbaşkanı var ki o kadar koşturuyor ki. O bu yaşta bu kadar koştururken biz 40 yaşında ondan az koşturmamamız lazım. Dolayısıyla Türkiye olarak çalışma, mücadele noktasında, büyük Türkiye noktasında çok yaptık, bekledik, dinlendik. Bundan sonra artık dinlenme dönemi bitti, daha çok çalışacağız inşallah. Bu ülkenin birliğini, dirliğini daim kılsın, bu ülkenin muhabbetini, mazlumlara umut olma idealini daim kılsın, Allah 80 milyon tüm vatandaşımızı eskisinden daha güçlü bir şekilde yekvücut kılsın inşallah.”

ENERJİ BAKANLIĞI / TÜRKİYTE’DE ENERJİ

Aytemiz Petroleum İstanbul Fuarı’nda ilgi odağı oldu

Akaryakıt sektörünün en hızlı büyüyen markası Aytemiz, en yeni ürün ve hizmetlerini sergilediği 13. Petroleum Istanbul Uluslararası Petrol, LPG, Madeni Yağ, Ekipmanları ve Teknolojileri Fuarı’nda, hem bayilerin hem de müşterilerin en çok ilgi gösterdiği stantlardan biri oldu.

Aytemiz, Optimum Yakıtları, Castrol Madeni Yağları, yeni istasyon ve market konseptinin yanı sıra; akaryakıt sektöründe bir ilki temsil eden Motorcu Dostu İstasyon Projesi’yle de fuara damga vurdu. Ayrıca yeni açılacak anlaşmalı Aytemiz istasyonlarında yer verilecek D&R köşesi de ilk kez fuarda sergilendi.

Türkiye’nin en hızlı büyüyen akaryakıt markası Aytemiz, alanında dünyanın en büyük ve en çok ziyaret edilen fuarı 13. Petroleum Istanbul Fuarı’nda en yeni ürün ve hizmetlerini sergiledi. 1997 yılından bu yana her iki yılda bir düzenlenen ve enerji sektörünün en önemli buluşmalarından biri olan Petroleum İstanbul 2017 Fuarı’ndaki Aytemiz standı, bayi ve tüketiciler tarafından yoğun ilgi gördü. Ziyaretçiler, Aytemiz yöneticileri, satış, pazarlama ve teknik ekibinden markanın gelecek proje ve hedefleri ile ilgili olarak bilgi aldı. Stantta ayrıca Aytemiz’in büyüyen yapısını, Optimum Yakıtlarını, Aytemiz Gaz’ı ve markanın genel konsepti olan ‘Hizmetinizdeyiz’ mottosunu anlatan görsellere ve filmlere de geniş yer verildi. Öte yandan operasyonel iyileştirme hedefi çerçevesinde bayi çalışanlarının eğlenceli ve öğretici şekilde eğitim almasını sağlayan teatral skeçlerin mimarı Umut Oğuz ve Kurumsalhane ekibi de fuarda ziyaretçilerle bir araya geldi.

2010 ve 2015 yıllarında akaryakıt bayileri tarafından en çok tercih edilen marka olan Aytemiz, Optimum Yakıtları, müşterilerin araçtan inmeden ödeme yapmalarını sağlayan Aytemiz Kart – Araçtan Öde / Motordan Öde ve Castrol Madeni Yağları fuarda ziyaretçilerle buluşturdu. Aytemiz’in fuardaki en önemli yeniliklerinden birisi de yeni istasyon ve market konseptini de ilk kez fuar kapsamında ziyaretçilere tanıtan Aytemiz, artık anlaşmalı istasyonlarında D&R köşesine yer vererek, akaryakıt sektöründe müşterilerinin diledikleri an kültür ve eğlence dünyasına ulaşabilmesini sağlayacak. Mevcut bayiler ise istek üzerine istasyonlarında D&R ürünlerine yer verebilecekler.
Aytemiz Petroleum 2017_

Aytemiz’in fuardaki bir diğer sürprizi ise akaryakıt sektöründe bir ilki temsil eden Motorcu Dostu İstasyon Projesi oldu. Sektörde bir ilke imza atarak “Motorcu Dostu İstasyon” projesini hayata geçiren Aytemiz, Petroleum İstanbul 2017 Fuarı’nda yeni projesi ile ilgili olarak hem bayilerini hem de müşterilerini bilgilendirdi. Standa yerleştirilen iki motosiklet ile Motorcu Dostu İstasyonlar’da kullanılan kaymaz zemin çalışması ziyaretçilere gösterildi. Aytemiz’in, motosiklet kullanıcılarının istek ve taleplerini tespit ederek geliştirdiği Motorcu Dostu İstasyon projesi, hizmet konusunda fark yaratan önemli bir yeniliği temsil ediyor. Tespit edilen ihtiyaçlar doğrultusunda motosiklet kullanıcılarının hayatını kolaylaştırmayı hedefleyen Motorcu Dostu İstasyon projesi, motosiklet kullanıcılarının desteği ile Türkiye geneline yayılarak büyümesini sürdürecek. Motorcu Dostu İstasyon projesi motosiklet kullanıcılarının trafikteki algısını yükseltmeyi ve emniyetlerine katkıda bulunmayı hedefliyor.

AYTEMİZ.COM.TR / TURKİYEDE ENERJİ

Cumhurbaşkanımıza sordum; “Yeni Dünya’da biz de var mıyız?”

Dünya yeniden II. Dünya Savaşı öncesine dönüyor…

Yakın gelecekte savunma odaklı, yeni ve daha mikro kamplaşma ve konjonktürel ittifakların kurulacağı bir döneme giriyoruz.

Uluslararası ilişkiler ve diplomaside kavramların içeriği değişiyor, yeni söylem ve jargonlar devreye giriyor.

“Güç” okuması ve “Güç”ün tanımlaması değişiyor.

Bunlara paralel olarak Uluslararası Kuruluşlar ve ittifaklar önemsizleşiyor. BM, AB, NATO gibi  ittifakların güçlü olan devletlerin baskı ve işgal aygıtı olduğu  belirginleşip alenileşiyor.

Ülkelerin “dost-düşman” algı ve kavramsallaştırmaları farklılaşıyor ve ülkeselleşiyor.

Terör örgütleri üzerinden “Güç okumaları” ve “Güç oluşumu” süreci yaşanıyor.

Bugüne kadar Terör ve Terör örgütleri devletlerin gayrı ahlaki olarak  üstü örtülü desteklediği araçlar iken; bugün aleni desteklemelerin yapıldığı, Terör üzerinden ülkelere ayar verildiği, son tahlilde, Devletlerin Terör Devletlerine dönüştürülmeye çalışıldığı bir süreci yaşıyoruz.

Gerasimov’un “Hibrit savaş” teorisinin bir adım ötesine geçmiş bulunmaktayız. 15 Temmuz Darbe Girişimi ülkemizde bir Terör Devleti kurdurarak bir işgal planı olması boyutuyla bunun en net örnekliğini teşkil etmektedir.

Kuzey Suriye, Kuzey Irak, bazı Afrika ülkeleri, Güney Asya’da yaşananlar terör örgütleri vasıtasıyla devletlerin parçalanarak “Devletcik”ler oluşturulma çaba ve planının göstergesidir.

Uluslararası  anlaşmazlıklarda bugüne kadar diploması önce gelirdi. Silahlı güç ve müdahale son başvurulan enstrüman olarak telakki edilir, söylenir ve bilinirdi.

Ama artık önce silahlı müdahale akabinde –sözüm ona- diplomatik usul ve esaslar şekli ortaya çıktı.

Hal böyleyken Türkiye’nin konum ve stratejisi ne ve nasıl olacak…?

Ülkemize karşı yoğun bir “hasımlık ittifakı” oluşmuş halde. Dünya’daki kurucu unsurlar tarihsel birikimi ve devlet geleneği boyutuyla, coğrafi ve stratejik önemiyle Türkiye’nin yeni dönemin olmazsa olmazlarından olduğunun farkındalar.

Sadece biz pek farkında değiliz.

Hala ve henüz kurulan oyunda figüran psikolojisinden çıkıp oyun kurucu zihniyete kavuşmuş değiliz. Ama  Avrupa ve Amerika tandanslı düşman cephenin Referandum sürecine müdahil olma çabaları bile bizi uyandırmaya yeter.

Cumhurbaşkanımız ve ona en yakın Devletimizin üst düzey yönetici ve idarecileri ile bu konuları istişare etme olanağı bulduğumuzda :

Batı’da oluşan İslamafobia’dan sonra ilave olarak Türkofobia cephesinin oluştuşmasının dönemsel değil, gelecek adımların planlaması olduğunun idrakindeler.

Yeni dönemde adımları atarken tüm bu “tehdit algılamaları ve okumaları”çerçevesinde devlet  yapılanmasına gidilecektir.

Özellikle 17-25 Aralık sonrası yeni paradigmanın  başladığı bir sürece girdiğimiz izlenimi edindim.

Türkiye kendine yönelik tehditlerin farkındadır. Yeni tehditlerin daha mikro ve daha sinsi olduğunun idrak ve bilincindedir.

Bu bağlamda sınırlarımızın ötesinde “savunma noktaları” oluşturmanın ulusal güvenliğimiz açısından ne kadar önem arz ettiğini  biliyoruz.

Referandum sonrası Türkiye çok ciddi yapısal değişim ve Reformlara gebedir. Bürokrasiden Siyasete çok ciddi değişim ve dönüşümlere şahit olacağız.

Yeni Dünya Konseptinde ülkemize katkı sağlayacak cesaret, birikim ve ufka sahip olamayanlar tasfiye edilecektir.

Çünkü ülkenin zaman kaybına ve yavaş yürümeye tahammülü yoktur.

Hatta tabir yerindeyse “yavaş ama hızlı ilerleyen” bir devlet aygıtına ve bu aygıta can veren görevlilere ihtiyacı vardır, olacaktır ve onlarla yürünecektir.

“Milli, yerli” ve “Ülkesel”liği ön planda tutan, yeni paradigmayı idrak edip ona muvafık çalışma bilincini haiz kişi ve kurumlarla yol alınacaktır.

Eski klasik Bürokasi ve bu yapının oligarşik nitelikleri çok hızlı şekilde tasfiye edilecektir. Batı’nın ve yabancıların işbirlikçilerinin devletten tasfiye edilmesi, bu ülkenin ekmeğini yiyenlerin, gizli veya aleni ihanetleri ortadan kaldırılacaktır.

Referandum sonrası yepyeni bir bürokrasi ile karşı karşıya kalacağımız bir döneme gireceğiz.

Siyaset de yenilenecektir.

AK Parti başta olmak üzere tüm partiler kendini yenilemek ve dönemin felsefesine adapta olmak zorunda kalacaktır.

Erdoğan’nın AK Parti’de  gerek kadro  gerekse de parti felsefesi olarak ciddi revizyonlara gideceğini düşünüyorum.

Zorlu ve kritik yürüyüşe ayak uyduramayanlar elenecektir.

Fiziken ve mental olarak yorulanlar, yıprananlar, rehavete girenler, şuana kadarki yolculukta yanlış yapanlar, taşın altına elini sokmayanlar, kenarda bekleyip fırsat kollayanlarla yol arkadaşlığı sonlandırılacaktır.

FETÖ ile doğrudan veya dolaylı olarak, bilerek veya dönemin konjonktörü gereği irtibatlanmış olanlar “Yeni AK Parti”de olmayacaklardır.

Hatta içinden geçtiğimiz kritik Referandum sürecinde çalışıyormuş gibi yapıp da, kapalı kapılar ardında nerdeyse “hayır” çıkmasını ister durumdakiler dinlendirilmeye alınacaktır.

Çünkü yeni dönem ülkemize yönelik tehditlerin bertaraf edilerek daha hızlı koşulmasını gerektiren bir etaptır. Bu süreçte rezervsiz, bagajsız, tehdit ve şantaja maruz kalmamış, enerjik, dik ve diri insanlarla koşmak memleket için olmazsa olmazdır.

Milletin de beklentisi budur…

Halkımız da Erdoğan’dan Referandum sonrası reform, temizlik ve ciddi bir revizyon beklemektedir ve de bu konuda onun basiret ve samimiyetine inanmaktadır.

Erdoğan da halkın bu beklenti ve düşüncesinin farkındadır.

Erdoğan’nın “siyaset okumaları” oldukça güçlüdür. Bugüne kadar gösterdiği siyasi yürüyüş de, bu okumaları doğru yaptığının en büyük delilidir.

Kısaca ve özetle; Referandum sonrası Bürokrasi ve Siyasette, 17-25 Aralık öncesi üst düzey görev almışların, 2002’den beri bir şekilde görevde bulunanların, yapılacak revizyonla dinlenmeye çekileceği, bilerek bazı şeyleri irtikap edenlerin muhakeme ve muaheze edileceği, yeni, yepyeni bir enerjikleşmeyle yola revan olunacağını görüyor ve buna inancımı dile getirmek istiyorum.

Yazıya “manidar” bir şiir sözlerine bir kelime uyarlama yaparak son veriyorum.

“Karanlık yollardan geçtik
Zehir gibi sular içtik
Bir yanımızda ölüm
Bir yanımızda yar (Vatan) sevdik
Bir değil bin bir kere
Sırat köprüsünden geçtik
Cehennem denen illetin
Ta göğsünü deldik geçtik
Bu yolda dönenler oldu
Mum gibi sönenler oldu
Yar göğsüne baş komadan
Vurulup düşenler oldu
Bir sen kaldın geride…”

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah’a emanet olun sevgili okurlarım…

http://www.ogunhaber.com/yazarlar/cengiz-aygun-bir-portre/erdogan-a-sordum-yeni-dunya-da-biz-de-var-miyiz-9361m.html

Beşiktaşlı işadamları kulüpleri için toplandı

Beşiktaşlı Sanayici ve İş Adamları Derneği (BSİAD)’ın Geleneksel hale getirdiği Gala Yemeği The Greenpark Bostancı Hotel İstanbul’da gerçekleştirildi. Beşiktaşlı yöneticiler, işadamları, sanatçı ve cemiyet hayatının önemli isimlerinin katıldığı gecede Beşiktaşlı ünlü sanatçı Ege birbirinden eşsiz eserlerini seslendirdi.

Beşiktaşlı Sanayici ve İş Adamları Derneği Genel Başkanı Cengiz Aygün ev sahipliğinde düzenlenen geceye, Beşiktaş’lı sanatçıların düeti damga vururken, Beşiktaş Kulübü adına konuşma yapan Suat Orman’ın davetlilere Fikret Orman’ın selamını iletmesi salonda alkışlarla karşılandı.

Dernek Başkan Yardımcısı Ferhat Pazarbaşı’nın yaptığı açılış konuşması ile başlayan organizasyonda Beşiktaş Kulübü adına Suat Orman ve Beşiktaşlı Sanayici ve İş Adamları Derneği Genel Başkanı Cengiz Aygün konuşma yaptı.

BEŞİKTAŞLI SANATÇILAR GALA YEMEĞİNİ MÜZİK ŞÖLENİNE ÇEVİRDİ

Ünlü Sanatçı Ege’nin Beşiktaşlı sanatçılar, Cem Özer, Çağlayan Topaloğlu ile Dernek Başkan Yardımcısı Ferhat Pazarbaşı ile sahnesini paylaşması gecenin müzik şölenine dönüşmesine neden oldu.

Cem Özer’in yaptığı esprilerle dolu sanat sunumu ise alkışlarla kahkahaların karışmasına neden oldu.

BAŞKAN YARDIMCISI FERHAT PAZARBAŞI, BEŞİKTAŞ KULÜBÜ DİĞER KULÜPLERDEN FARKLIDIR

Gala yemeğinin açılış konuşmasını yapan Beşiktaşlı Sanayici ve İş Adamları Derneği Başkan Yardımcısı Ferhat Pazarbaşı; “Hiçbir türdeki birliktelik futbol kulüplerindeki gibi insanları bir araya getiremez. Bu anlamda büyük futbol kulübünün parçası olmak, ona bağlı bir dernek olmak da benzer bir güç yaratıyor. Düşünün, Dünya da başka hiçbir şey, ne kanarya sevmek, ne bir partiyi desteklemek, bir ülkenin üçte birini peşinden sürükleyecek bir güç oluşturamaz.

Biz Beşiktaşlılar olarak yalnızca bu gücün farkında değiliz aynı zamanda Beşiktaş’ın diğer kulüplerden farkının da bilincinde olduğumuz için Beşiktaşlı Sanayici ve İş Adamları Derneği’ni kurduk” şeklinde açıklamalarda bulundu.

FERHAT PAZARBAŞI, DERNEĞİMİZİN ANA AMACI KULÜMÜZÜN GÜÇLENMESİDİR

Dernek olarak ana amaçlarının kulübün güçlenmesi olduğunu kaydeden Pazarbaşı, “Bir taraftan da dernek yolu ile her Beşiktaş taraftarının her Beşiktaş üyesinin bir Beşiktaş Yönetim Kurulu üyesi gibi, Beşiktaş Başkanı disiplini ile yaşaması gerektiğini göstermek. Burada bize gurur veren; Beşiktaşlılığın farklı oluşu, duruşu, hayata karşı eleştirel, düzeltici ve birleştirici yaklaşımı oldu. Malumunuz bir futbol maçını desteklemek çokta entelektüellik istemiyor. Bu anlamda futbol taraftarı için basketbol, hokey, badminton taraftarlığı kadar entelektüel olması gerekir diyemeyiz. Bu taraftar tipolojisinde birçok ilkellik, düşüncesizlik beklenebilir. Ancak Beşiktaşlı olmanın farkı var. Örneğin Türkiye’de en çok konuşulan konulardan biri Ermeni meselesi iken Beşiktaş’ın tribün lideri Ermeni idi.

Beşiktaş Türkiye’nin farklı kulübüdür. Beşiktaş’ın yaklaşımı, bakışı her zaman birleştirmeye yöneliktir. Ben bugün aramızda olan bütün üye arkadaşlarımıza, yeni üyelerimize, üye olmak üzere olan dostlarımıza çok teşekkür ediyorum” diyerek konuştu.

SUAT ORMAN, FİKRET ORMAN YÖNETİMİ MUCİZELER YARATTI

Beşiktaş Kulübü adına konuşma yapan Sayın Suat Orman, “Yönetim kurulu başkanımız sayın Fikret Orman ve Yönetim kurulu üyelerimiz adına hepinize teşekkür ediyorum. Aslında çok kısa olan ancak bize çok uzun gelen bir dönemi anlatmak istiyorum. 26 Mart 2012 tarihi, geldiğimiz dönem içerisinde hiç kimsenin kötü niyetli olduğuna inanmıyorum. Birtakım hatalar yapılmış olabilir.

Ancak; vergi borçları, kısa vadeli ödemeler gibi sebepler ile iki ay yürütülemeyecek bir konumda olan Beşiktaş’ı çok büyük bir el değmişçesine Sayın Başkanımız öyle mucizeler yaratmaya başladı ki her gün en az iki tane haciz kamyonu gelen Beşiktaş Kulübü’nün önünde, şimdi bakıyorum Beşiktaş bir stad yapmış. 780 bin metreküp beton kaldırmış. 24 bin ton çelik yapılmış.

Bu arada siyasi olaylar olmuş Türkiye birbirine girmiş, bu zor dönemde Beşiktaş hem marka değeri yaratmış hem stadını yapmış, 4 senede ilk şampiyonluğu gelmiş, UEFA’da çeyrek finaldeyiz” diyerek konuştu.

ORMAN, BEŞİKTAŞ KULÜBÜ DÜNYA MARKASI OLMUŞTUR

Orman, “Baktığımız zaman Beşiktaş artık 9 tane şirketler grubundan oluşan yaklaşın 4400 kişi çalışan bir aile. İnsanlar Beşiktaş’ı sadece bir spor kulübü olarak düşünüyor. Ancak çok yüksek cirolara ulaşan bir Şirketler grubu oldu. Yeni Kulüp binamız da son derece modern ve hedefi olan bir işletmeler zinciri mantığı ile yürütülüyor” dedi.

BAŞKAN CENGİZ AYGÜN, BEŞİKTAŞ’A VE BEŞİKTAŞLILARA YAKIŞIR PROJELER GELİŞTİRİYORUZ

Gala yemeği öncesinde basın mensuplarının sorularını cevaplayan Beşiktaşlı Sanayici ve İş Adamları Derneği Başkanı Cengiz Aygün, “Dernek olarak geçmişte çok güzel projeler yapıldı, bundan sonra da yeni yönetim kurulu olarak aynı şekilde ciddi projeleri yapmaya devam edeceğiz. İstanbul’daki Beşiktaşlı sanayici ve işadamları olarak güçlerimizi birleştirerek, kulübümüze destek olma gayret içerisindeyiz. Beşiktaş’a ve Beşiktaşlılara yakışır şekilde hareket sergilemeye de ayrıca çok büyük özen gösteriyoruz.

CENGİZ AYGÜN, ÜLKE BARIŞI VE İSTİKRARI İÇİN ÇALIŞIYORUZ

Dernek olarak kulübümüze verdiğimiz karşılıksız destek haricinde Beşiktaşlı tüm dostlarımızın dertleriyle dertlenmek gibi bir misyonumuz olduğunu asla unutmadan çalışıyoruz. Yatırımlarımızla ülke ekonomisine fayda sağlarken, diğer yandan da ülke barışı ve istikrarı için faydalı olan projelere destek veriyoruz.

Emin olunuz, çok güzel işler yapıyoruz ve yaptığımız bu projeler yapacaklarımız için büyük bir referans olma niteliği taşımaktadır. Üye sayısında inanılmaz bir artış var. Bu güç birliği ile çok güzel projelere imza atacağız” şeklinde konuştu.

Polis akademisi için başvurular başladı

Polis Akademisi Başkanlığına bağlı Polis Meslek Eğitim Merkezlerine lisans mezunu 2015 veya 2016 yılı Kamu Personeli Seçme Sınavlarının birinden P3 puan türünden en az (60,00) ve üzeri puan alanlar arasından 06/06/2015 tarihli ve 29378 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Polis Meslek Eğitim Merkezleri Giriş Yönetmeliğinde belirtilen diğer şartları taşımak kaydıyla (9.000) erkek ve (1.000) kadın olmak üzere toplam (10.000) öğrenci alımı yapılacaktır.

Adaylar, 03-14 Nisan 2017 tarihleri arasında http://www.pa.edu.tr adresinden e-devlet şifresi ile giriş yaparak ön başvurularını yapabileceklerdir.

Sınavlarda başarılı olarak Polis Meslek Eğitim Merkezlerinde eğitim gören ve eğitim sonunda başarılı olan adayların polis memuru olarak atamaları yapılacaktır.

Söz konusu alıma ilişkin giriş koşulları aşağıda belirtilmiştir. Alıma ilişkin sınav takvimi Polis Akademisi Başkanlığının resmi internet sitesinden (www.pa.edu.tr) ilan edilecektir.
Diğer kaynaklardan yapılan açıklamalara itibar edilmemesi önemle duyurulur.

20.DÖNEM POLİS MESLEK EĞİTİM MERKEZLERİ ÖĞRENCİ ADAYLIĞINA BAŞVURMAK İSTEYEN ADAYLARDA ARANAN ŞARTLAR

a) T.C. vatandaşı olmak,
b) Lisans mezunu veya bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen yurtdışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun olmak
c) Ölçme Seçme ve Yerleştirme Merkezi tarafından lisans mezunları için yapılan 2015 veya 2016 yılı Kamu Personeli Seçme Sınavlarının birinden P3 puan türünden en az (60,00) puan almış olmak,
ç) Emniyet Teşkilatı şehit ve vazife malullerinin eş ve çocukları için ise Ölçme Seçme ve Yerleştirme Merkezi tarafından lisans mezunları için yapılan 2015 veya 2016 yılı Kamu Personeli Seçme Sınavlarının birinden P3 puan türünden en az (48,00) puan almış olmak, (Emniyet Teşkilatında çalışan veya Emniyet Teşkilatından emekli olanların eş ve çocukları bu kapsamda yer almamaktadır)
d) 18 yaşını tamamladıktan sonra yaptırılan yaş düzeltmelerinde, düzeltmeden önceki yaş dikkate alınmak şartıyla, sınavın yapıldığı yılın 31 Aralık tarihi itibariyle 30 yaşından gün almamış olmak (31 Aralık 1988 ve daha sonraki tarihlerde doğmuş olmak),
e) Kadınlar için 162 cm, erkekler için 167 cm’den kısa boylu olmamak, beden kitle endeksi, 18 (dahil) ile 27 (dahil) arasında olmak,
f) Silah taşımaya veya silahlı görev yapmaya hukuki bir engeli bulunmamak,
g) Sağlık durumu yönünden, Sağlık Şartları Yönetmeliğinde belirlenen koşulları taşımak,
ğ) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53’üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile, adayın kendisinin ve evli ise eşinin;
1) Kasten işlenen bir suçtan dolayı hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa dahi bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm olmamak,
2) Affa uğramış veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, kaçakçılık veya cinsel dokunulmazlığa karşı suçlardan dolayı mahkûm olmamak veya bu suçlardan dolayı devam etmekte olan bir soruşturma veya kovuşturma bulunmamak veya kovuşturması uzlaşma ile neticelenmemiş olmak,
h) Adayın kendisinin ve evli ise eşinin; genelev, birleşme yeri, randevuevi, tek başına fuhuş yapılan konut ve benzeri yerlerde çalışmış veya aracılık ve bekleyicilik fiillerinde bulunmamış olmak, genel ahlak ve edebe aykırı mahiyette her türlü yazılı, sesli ve görüntülü eserleri, kaydedildiği materyale bakılmaksızın üretmek ve satmaktan veya kumar, uyuşturucu veya uyarıcı madde nedeniyle, hakkında herhangi bir adlî veya idarî soruşturma veya kovuşturma devam ediyor olmamak, bunlardan dolayı idarî yaptırım uygulanmamak veya bu işler nedeniyle hüküm giymemiş olmak,
ı) Başvuru tarihinde herhangi bir siyasi partiye veya siyasi partilerin yan kuruluşlarına üye bulunmadığına dair yazılı beyan sunmak,
i) Alkol, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımı nedeniyle tedavi görmüş veya görüyor olmamak,
j) Kamu haklarını kullanmaktan yoksun bırakılmış olmamak,
k) Sağlık Yönetmeliği hükümleri hariç, polis eğitim kurumlarından çıkarılmamış olmak,
l) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması olumlu olmak.

UYARI: EMNİYET TEŞKİLATI PERSONELİNDEN ŞEHİT VEYA VAZİFE MALULÜ OLANLARIN EŞ VEYA ÇOCUKLARI SINAV ÜCRETİ YATIRMAYACAKTIR.

UYARI: 2017 yılı 20.Dönem POMEM Giriş Sınavına başvuruda bulunan adaylardan;

Başvuru ücretini yatırdığı halde internet üzerinden ön başvuru yapmayan ya da yapamayan,
Ön başvurusunu yaptığı halde şahsen başvurusunu yapmayan ya da başvuru şartlarından herhangi birini taşımayan, sınava girmeyen, giremeyen, sınava alınmayan, sınavdan çıkarılan, sınavı geçersiz sayılan,
Aday Değerlendirme ve Seçme Sınavında başarısız olan,
Ücret gerektirmeyen bir işlem için ücret yatıran veya aynı işlem için birden fazla ücret yatıran,
Sınav ücretini kendi adına yatırmayan adayların sınav başvuru ücretleri hiçbir şekilde geri ödenmeyecektir.
Adaylar hangi tarihte ve nerede başvuru ve sınava katılacaklarını www.pa.edu.tr internet adresinden öğreneceklerdir. Ayrıca adaylara posta yoluyla veya değişik iletişim araçları ile tebligat yapılmayacaktır. İnternet ilanı tebligat niteliğindedir. Adayların sınav tarihleri kesinleşip internet üzerinden ilan edildikten sonra değiştirilemez. İnternet ilanının takip edilmemesi sebebiyle şahsen başvuru ve sınavlara katılamamaktan doğan sorumluluk adaylara aittir.

UYARI: Şahsen Başvuru ve Sınav Merkezine gelirken adayların; cep telefonu, ses, görüntü, kayıt cihazı veya değişik benzeri elektronik eşya bulundurmaları yasaktır.

Metin Külünk, “Ülker bunun hesabını verecek”

1 Nisan şakaları üzerine hazırladığı filmde içerdiği ilginç mesajlardan dolayı tepkilere neden Reklam’ın sahibi Ülker’e İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ten bu hesabın verileceği şeklinde cevap verildi.

Yayınlanmasının ardından hemen 15 dakika sonra yayından kaldırılan reklamla ilgili Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ülker reklam filmi üzerinden kendilerine “kumpas” kurulduğunu iddia etse de tepkilerin durmasına engel olamadı.

AK Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk, Ülker’in yeni reklam filmiyle ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldığını söyleyerek, “Şirketin sahibi haberim yok demiş. Haberi yoksa gelsin ve hemen hesabını versin. Türkiye çocuk oyuncağı değil. Bu milletin psikolojisi kimsenin çocuk oyuncağı değil. Reklamı yayınla, bu milleti tehdit et, ondan sonra çık özür dile. Burada açık tehdit var ve bu tehdit’ in hesabı sorulacak” diyerek milletin psikolojisi ile kimsenin oynamasına izin verilmeyeceğini söyledi.

MİLLETİN PSİKOLOJİSİ İLE OYNANAN VE TEHDİT MESAJLARI İÇEREN REKLAM FİLMİNİ YAPAN VE YAPTIRAN EKİP ŞU KİŞİLERDEN VE AJANSLARDAN OLUŞMUŞTUR.

Reklamveren: Ülker

Reklamveren Yetkilileri: Başak Karaca, Gaye Özdoğan, Feride Ünal

CCO: İlkay Gürpınar

ECD: Volkan Karakaşoğlu

Yaratıcı Ekip: Berkay Özay, Oğuzhan Atlıman, Ozan Aslan, Ozan Kaya, Kerem Şeşen, Ezgi Tanyeri, Özge Güven, Galip Makaracı

Marka Ekibi: Ayşe Erdoğan, Kerem Sertbel, Melike Orhon

CSO: Toygun Yılmazer

Genel Müdür Yardımcısı, Stratejik Planlama: Tuğyan Çelik

Stratejik Planlama Ekibi: Can Çalışkan, Kerim Yeğin

Prodüksiyon Ekibi: Ceyda Kayaçetin, Evrim Saraçoğlu, Cansu Arcan, Baran Saraç

Prodüksiyon Şirketi: PToT Films

Yönetmen: Ozan Açıktan

Post Prodüksiyon: İmaj

Müzik Düzenleme: Emre Irmak / Jingle Jackson

Medya Ajansı: Open Turkey

Kullanılan mecralar: Televizyon, internet, radyo

HAİNLİK VE KUMPAS KOKAN REKLAMIN ARDINDAN ÜLKER GRUBUNDAN GELEN RESMİ AÇIKLAMA METNİ:

“1 Nisan şakalarını konu alan seri reklam filmlerimizin birisi ile ilgili şirketimize ve markamıza yönelik akıl almaz, mesnetsiz bir karalama kampanyası başlatıldı.

20 Mart’tan bu yana televizyonda ve sosyal medyada yayında olan bu reklam filmi 1 Nisan’ın şaka ruhunun ve hep olageldiği üzere aile bireyleri ve bilhassa kardeşler arasındaki şakalaşmaların üzerine kurgulandı.

Akıl ve izanla açıklanamayacak bir biçimde, bir şaka reklamı, başlatılan bir sosyal medya kampanyası ile farklı noktalara çekildi ve içinde asla olmayan ve olması dahi düşünülemeyecek anlamlar yüklenerek, markamıza yönelik olumsuz yargılar oluşturulmaya çalışıldı. Reklam film görüntüleri ve üzerindeki yazılarla oynanarak deformasyon oluşturuldu ve sanki bu deforme edilmiş görüntü ve sözler markamıza aitmiş gibi lanse edilmeye çalışıldı.

Oysa filmin içeriğindeki görüntüler, kardeşlerin birbirlerine yaptıkları şakalardan örnekler taşıyordu. Ki bu senaryo, gerçek hayattaki bilindik 1 Nisan şakalarının hikaye edilmesinden başka bir şey değildi.

Herhangi bir yanlış anlamanın önüne geçmek amacıyla, reklam filminin amacını anlatan bir açıklama ve devam filmleri kamuoyu ile paylaşıldı. Fakat bu açıklamaya rağmen reklam filmine farklı anlamlar katmaya çalışan bu olumsuz kampanya, markamıza / şirketimize yönelik ‘hakaret ve tehditler’ içerecek kadar ileriye götürüldü.

Ülker, 1944 yılından bu yana bu memleket için üreten, ürettikleri ile tüketicilerini memnun eden bir şirket olarak milletimizin ve memleketimizin önemli bir değeri olduğunun bilincindedir. ve yine Ülker, milletimizin, Ülker’e verdiği değerin de bilincindedir.

Söz konusu kötü niyetli kişiler aslında, Ülker’i hedef almış gibi görünmekle birlikte, haksız itham ve iftiralarla; devletine, milletine ve ülkesine bağlı saygıdeğer vatandaşlarımızı da tahrik etme ve hasmane tutum almaya zorlamayı amaçlamıştır. Maalesef bu tarifsiz çirkin yaklaşım memleketimize zarar vermektedir.

Ama bu kötü niyetli kişiler Aziz vatanımıza, Milletimize, Devletimize ve milletimizle bütünleşen markamıza zarar veremeyeceklerdir. Bu maksatlı kişilerin kumpas ve linç girişiminin yarattığı tahribatın sonuçları kanun önünde ayrıca takip edilecektir.

Ayrıca şirketimiz tarafından konu ile ilgili kapsamlı bir soruşturma başlatılmış olup, ihmali ve/veya kastı olan herkes hakkında idari tedbirlerin yanı sıra suç duyurusunda da bulunulacaktır.

Öte taraftan bu süreçte, yanımızda olan ve bize, haklılığımızı dile getirip, geçmiş olsun diyen milletimize de bilhassa teşekkür ederiz”

Türkiye’de hologram teknolojisi ile haber sunumunda bir ilk

TGRT Haber ekranlarında yayınlanan Mehmet Aydın ile TGRT Anahaber’de Türk televizyon tarihinde bir ilk gerçekleşti. El Bab’da devam eden operasyonların ayrıntıları verilirken bu sırada TGRT Haber stüdyolarına 3 boyutlu olarak Fırtına obüsü ve F-16 girdi. İzleyiciler hologram görüntülere şaşırırken TGRT’de yayın yapan deneyimli spiker ve sunucu Mehmet Aydın ise F-16’dan 3 boyutlu olarak stüdyoya bırakılan bir bomba ve Fırtına obüsünün yaptığı atıştan tepki gördüğünü hissettirir şekilde hareket etti.

Daha önce benzer bir konu Arap kanalında yapılmıştı, Türk televizyonlarında ise bu görüntüler ilk kez görüldü. Mehmet Aydın haberi sunarken önce üzerinden F-16 bomba bırakarak geçti, daha sonra stüdyoya bir Fırtına obüsü girdi ve bomba fırlattı.

İnteraktif Sanal Asistan günümüz teknolojisine çabuk adapte olmuştur ve uygulamaları hızla artmaktadır. İnteraktif Sanal Asistanı Fuar Alanlarında, Alışveriş Merkezlerinde, Resepsiyon Önlerinde, Mağazalarda firmanızı veya ürününüzü tanıtmak istediğiniz her alanda kullanabilirsiniz.

 

3D Hologram

3D hologram sistemi 3 boyutlu hareket eden görüntülerin ve canlı performans görüntülerinin sahneye yansıtıldığı yüksek çözünürlük bir sistemidir. 3D Hologram sistemleri ile organizasyonlar interaktivite kazandığından organizasyonların katılımcıları kendilerini organizasyonların aktif birer parçaları gibi hissederler. İhtiyaçlarınız doğrultusunda dilediğiniz amaçla kullanabileceğiniz 3D Hologram sistemleri tamamıyla sizin yaratıcılığınızla paralel olarak çalışır. 3D hologram sistemleri ile ürün lansmanlarınızdan kongrelere kadar birçok organizasyonda fark yaratabilirsiniz.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın yerel seçimler öncesinde başbakanken, İzmir’e gönderdiği görüntülü mesajı, hologram kullanılarak üç boyutta sahneye indirildi. Bunun üzerine ülkemizde hologram reklam sistemleri yaygınlaşmaya başladı. Reklamcıların her geçen gün daha da dikkatini geçmeye başladı.

3 boyutlu hologram teknolojisi uygulamaları; eğitim, sağlık, siyaset, bilim, emlak gibi hayatın içerisinde pek çok konuda, ihtiyaca uygun çözümler sunmaya devam ediyor. Hologram reklamlar geleceğin teknolojisi olarak adlandırılmaktadır. Tüm dünyada büyük yankı uyandıran yeni nesil hologram teknolojisi uygulamalarının, hayatın her alanında yaygınlaşmaya devam ediyor.

Hologram Reklamlarda Teknik Mevzular

motion control : özel bir kamera kullanılarak uygulanan bu teknikte mantık olarak bir arada olması imkansız olan iki görüntünün mesela ateşte yürüyen bir insan sahnesinde önce oyuncu greenbox ortamında yürürken kamera hareketleri dijital olarak kayıt altına alınır daha sonra kor halinde yanan bir ateş yine aynı kamerayla fakat bu sefer bir önceki kayıtta kayda alınan kamera hareletlerini tekrarlayarak çekim yapılır. böylece teknik büyük ölçüde tamamlanmış olur. geriye sadece ayrıştırma işlemini yapmak kalır.

camera matching : bu teknikte perde üzerine işaretler konularak kamera hareketleri bu işaretlerin konumlarının değişmesiyle dijital olarak kayıt altına alınır. daha sonra perdedeki renk ayıklanarak ortama 3d bir görüntü aktarılır. fakat 2d çekim ile 3d ortamın kamera hareketlerinin birbirleriyle uyum içinde olması gerekir. işte bu noktada devreye perdedeki işaretlerin konumlarının değişmesi sonucu kayda alınan kamera hareketleri giriyor ve bu hareketler 3d ortamdaki kamera hareketinin nasıl olacağını gösteriyor. böylece 2d görüntü ile 3d görüntü arasında bir kopukluk yaşanmamış olur.

Sanal Giyinme Kabini

Yenilikçi teknolojimiz ile alışveriş daha hızlı ve daha zevkli hale geliyor. Sanal Giyinme Kabini fiziksel olarak denemeden sanal ortamda her türlü takı ve giysiyi deneme imkanı sağlamaktadır. Bu ürün sayesinde mağazalarınıza olan ilgi daha da artacak. Müşterileriniz daha da keyif alacaklardır.

Dokunmatik Vitrin

Siz de mağazanızın vitrininde ürünlerinizi böyle interaktif uygulamalarla sunarak müşterilerinizin ilgisini çekebilirsiniz.

Doğal boyutlu hologramlar evinize gelecek

Yıldız Savaşları ve Uzay Yolu gibi Hollywood yapımlarında tanık olduğumuz hologram, yakın zamanda beyaz perdenin dışına taşarak gerçek boyutlarında oturma odalarınıza gelecek. ABD’li bir şirket, havada 3D görüntü oluşturan holovizyon teknolojisini dev boyutlarda sunmaya hazırlanıyor.

Ayna Ters Projeksiyon Filmi

Bir tarafı gri , diğer tarafı ayna simi kaplı ters projeksiyon filmi çeşidimizdir. Çift yönlü görüntü alabileceğiniz bir film türüdür. Yapışkanlı tarafı ayna tarafındadır. İçerden cama uygulandığında, dışarıdan bakanlar camda bir ayna göreceklerdir. Projeksiyon çalışmaya başlayınca, ayna görüntüsü bir anda sinema ekranına döner.

Güç haritası ve fetö’nün bitişi

Yeni Dünya Konsept’inin ‘Güç Haritası’nı iyi okumak zorundayız.

Yüz yıl önce çizilen haritaların yeniden dizayn edilme sürecinin eşiğindeyiz. Sınırların sadece haritalarda teorik düzlemden ibaretleştiği bir süreçteyiz.

Büyük Güçler sahip oldukları ekonomik, askeri ve jeopolitik varlıklarıyla yeni bir “Güç Haritası” oluşturma savaşına  başladı.

Bugün bu savaşın odağında Ortadoğu yer almaktadır.

Ortadoğu’nun da mihenk noktası Türkiye’dir.

Çünkü ülkemizin stratejik ve coğrafi konumu yeni dünya düzeninde oluşturulmak istenen “Güç Haritası”nın merkezinde yer almaktadır.

Güncel politik ve diplomatik olaylara bakarken işin arka planındaki derinliği asla göz ardı etmemeliyiz. Görünen olayların arkasında öyle derin ve  uzun yılları etkileyecek proje ve planlar kurgulanıyor ki….

Oyunlar değişiyor, oyuncular değişiyor, dünün aktörleri  sahneden indiriliyor, yeni figüran, argüman ve verilerle yepyeni projeksiyonlar yapılıyor.

Geçen hafta Tunus’da dünyadaki ekonomik, siyasi ve diplomatik özellikli önemli bir toplantıya katıldım. Çok farklı, değişik ve ilginç konuşma ve istişarelere şahit oldum.

Dünya düzenine dair konuşulan pek çok şeyi bir kenara bırakarak FETÖ’ye dair son durumla alakalı bazı durumları paylaşmak istiyorum.

Clinton’a yatırım yapan FETÖ bugün ABD’de huzursuz, sıkıntılı ve zorda. Yeni ABD yönetiminden umutsuzlar. Her ne kadar halen özellikle CIA ve diğer stratejik kurum  kadroları tam anlamıyla değişmemiş de olsa; Nisan sonrası ABD’de Trump’ın etkinleştiği sürece girilecektir.

Bu durum ise, FETÖ için ABD’yi güvenli liman olmaktan çıkartacaktır. Zaten farklı ülkelere (Kanada, Güney Afrika vb. gibi) transfer hazırlıkları yapmaya başlamış  haldeler.

Ama en büyük sıkıntıları ekonomik boyutta kendini göstermeye başladı. Himmet musluklarının kesilmesi kendi aralarında ciddi kargaşa ve anlaşmazlıklara yol açıyor. Elebaşlarının rahat ve sıkıntısız yaşadığını görmek daha alt düzeydekilerine rahatsızlık vermeye başladı.

Çünkü her illegal oluşum veya terör örgütlerinde olduğu gibi FETÖ’de de finansal ayağın zayıflaması iç huzursuzlukları ve çatışmaları doğurdu ve  bu durum daha da belirginleşecektir.

Her ne kadar “bahar yaklaştı, yeni bir bahar geliyor vb” gibi afaki ve ütopik söylemlerle kitlelerine “yıkılmadık ayaktayız” mesajı vermeye başlasalar da; aslında bu onların  iflasını gizlemek isteyen müflis tüccarın gösterişli görünmesi  gibi düşüşü gizlemekten başka birşey değildir.

Hele de Nisan sonrası ABD süreci, FETÖ için yeni ve zorlu bir dönemi başlatacaktır.

Evet bir anda bitmeyeceklerdir,

Çünkü FETÖ’nün, ABD’de istihbarat örgütleri içinde  uzun zamandır çok ciddi ilişkiler geliştirdiği bir realitedir. Hal böyleyken; yıllardır çöreklenerek varlık oluşturan bir terörize grubu hemen yok etmek mümkün olmayacaktır.

Bu gerçeğin farkında olmak lazım.

Trump’ın iktidarını pekiştirmesine paralel olarak FETÖ  unsurlarında zayıflama hızlanacak ve dağılmak süreci kaçınılmazlaşacaktır.

ABD’nin Trump’la başlayacak “Yeni Dünya Konsept”inde FETÖ unsurlarına pek yer olmayacağı kanaatindeyim. Katıldığım toplantılara katılan ABD’den gelenlerden  edindiğim izlenim de bu cihettedir. Eski yönetimle iş tutan FETÖ’nün, yeni yönetimle bir işbirliği tesis etmesi mümkün olmayacaktır.

Türkiye ve Referanduma gelince;

ABD’nin eski yönetim unsurları, FETÖ, Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkeleri, PKK, İŞİD, PYD/PKK, içerdeki işbirlikçiler, eski piyon siyasiler, MHP içinden ıskarta edilmişler, düne kadar sesi çıkmayan emekli elçiler, yöneticiler, akademisyenler adeta “Edirne’ye Enver gireceğine Bulgar girsin”diyen zihniyetin bugüne yansıması gibi ittifaken “Hayır” korosunda yer aldılar.

Erdoğan muhalefetinde adeta kimlerle ittifak ettiklerinin farkında bile değiller. Halbuki birazcık basiret, feraset ve sağduyuyla bakılsa kimlerin niçin aynı cephede yer aldığını göreceklerdir.

Daha önce bir araya gelmeleri mutlak imkansız görünen kişi ve zihniyetlerin bir ve birarada olmaları pek çok şeyi gözümüze sokmuyor mu…?

(Bunu söylerken de; kimseyi terörle ve terörisle “hayır” noktasında aynı kefeye koymuyorum, koymam. Kimseyi keskin çizgilerle asla ötekileştirmiyorum, ötekileştirmedim. Kimseyi “hayır” dediği veya diyeceği için hain, terörist ittifakçısı gibi yaftalamadım, yaftalamam da..)

Ama lütfen biraz sağduyu,

Biraz basiret,

Husumetsiz  muhalefet,

Ve “büyük resme” nazar edilsin…

Yoksa “Bizdeki muhalefet iktidarı düşürmek uğruna devleti düşürmeye razıdır” sözündeki bakar körlüğü ve akıl tutulmasını yaşamış oluruz.

Hep söyledim, yine söylüyorum.

Bu referandumda “Evet” sadece basit bir evet’den ibaret değildir.

Evet yeni dünya düzeni için planlanan “yeni bir yüzyıl” için elimizin güçlenmesidir.

Güçlü Türkiye olarak yeni dünyada yerimizi almanın anahtarıdır.

Yeni Yüzyılda güçlenen Türkiye’nin, güçlenme adımlarının devamıdır.

Lütfen Ülkesel bakalım,

Lütfen gelişmelere Erdoğan odaklı ve takıntılı bakmayalım,

Dünya ölçeğinde Güç Haritasını doğru okuyalım,

İçerdeki muhalifliğimizi harice karşı bir kenara bırakalım,

Karşı karşıya olduğumuz tehlike büyük, düşman çok ve hasımlar ittifak halinde,

Bu durumun farkında ve bilincinde olarak; safları sıklaştırmalı, dahili ihtilaflarımızı unutmalı, birlik ve beraberlik içinde vatansever ruhumuzla“Ülkesel” bakmalıyız.

Başka çaremiz ve yolumuz yoktur.

Yoksa her şey için çok geç olabilir.

Yazıma Tunus ile başladım Tunus ile sonlandıracağım. Öncelikle Tunus Büyükelçimiz Ömer Faruk Doğan’a teşekkür ediyorum. Seyehatimizde bize gösterdiği misafirperverlik çok alicenap ve onur verici idi. Sayın Büyükelçi bilindik Dışişleri bürokrasisi konsepti dışında, ülkemizi temsile yönelik özverili kişiliği ve çalışmaları örnek nitelikte birisi.

Tunus’un ülkemize olan muhabbet ve bakış açısını bizzat gördüm, gözledim. Bayrağından yaşam tarzına kadar ülkemize benzerliği ruhlarına da yansımış gibiydi. Milli günlerini de onlarla beraber idrak etmek ayrı bir heyecan verdi.

Tunus’da ülkemize “rol-model” bakışını her an hissettim. Tunus başta olmak üzere tüm Kuzey Afrika ülkelerinde de gözler hala ve hep ülkemizdedir.

Sağolasın güzel Tunus, teşekkürler sayın Büyükelçimiz….

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah’a  emanet olun sevgili okurlarım…

http://www.ogunhaber.com/yazarlar/cengiz-aygun-bir-portre/feto-nun-tukenen-finansi-ve-bitisin-baslangici-9357m.html

Cumhurbaşkanımızı bir kesim yalnız bırakıyor


Türkiye Cumhuriyeti 16 Nisan referandumuyla tarihinin en kritik dönemecine giriyor.
16 Nisan öyle önemli bir süreç ki; ülkemiz prangalarından kurtulacak, koalisyonlar dönemi kesin şekilde ortadan kalkacak, bürokratik oligarşi ve halka yukardan bakan devletçi elitizm sona erecek, karar alma mekanizmaları hızlanacak, Yürütme Organı işlevselleşecek…

Kısaca devlet-millet bütünleşmesiyle ülkemizin büyüme ve kalkınma adımları daha büyük bir ivme kazanacaktır.

Böylesi önemli bir süreci yaşıyoruz ama bunun anlam ve önemi gereği şekilde biliniyor, anlatılıyor, hissediliyor mu…?

Hayır…

Bütün iş ve sorumluluk Erdoğan’a bırakılmış halde,

“Nasılsa Erdoğan yapar, anlatır, halleder” ve “Evet”ler kazanır düşüncesi hakim.

Erdoğan ve bir kısım mesuliyet sahibi olanlar işin öneminin bilinç ve inancında,

Bunlar ise iki elin parmak sayısını geçmez,

AK Parti yönetiminin ve milletvekillerinin bir kesimi, pek çok parti teşkilatı ve belediye yönetimleri bu önemli süreçte maalesef Erdoğan’ı yalnız bırakıyor,

Kaldı ki; çalışmalara katılsalar da yarardan ziyade zarar veriyorlar.

Artık uzun yıllar iktidar olmanın rehavetinden mi, gücün şehvetine kapılmaktan mı, ne oldum delisi olmaktan mı; ama garip bir şekilde kibir, enaniyet, üstenci ve buyurgan bir tavırla sanki “hayır” için çalışır haldeler.

Adeta bir “kifayetsiz muhteris” zihniyeti hakim olmuş durumda,

Daha önce vekillik yapmış ve şuanda Cumhurbaşkanı başdanışmanlığı yapan birisi Referandum çalışması için gittiği bir köyde muhtarı fırçalıyor.

Nedir muhtarın kusuru?

Sayın ve pek muhtereme (!) vekil hazretlerinin verdiği sözü tutmamasını kayıtlı şekilde yüzüne vurması.

Özür dilemesi, hatırlattığı için teşekkür etmesi gerekirken danışman ne yapıyor?

Yoğunluğunu ve zamansızlığını dile getirerek muhtarı fırçalıyor.

Sayın danışman, sayın eski vekil,

Senin işin milletin refahı ve huzuru için çalışmak değil mi?

Senin yoğunluğunun nedeni millete hizmet mücadelesi olması gerekmez mi?

Sayın Cumhurbaşkanı ne için çalışıyor, koşturuyor, mücadele veriyor. Bu milletin refahı, gelişimi, sorunlarının çözümü için değil mi?

Vekilin de, Danışmanın da görevi milletin işiyle hemhal olmak, çözüm bulmak ve devlet-millet gelişimiyle iştigal etmek değil mi?

Referandum çalışmalarında görüyorum ki; pek çok kişi ve organizasyon kampanyaya faydadan ziyade zarar getiriyor.

Beyler Bayanlar…

Bari hiç gitmeyin, çalışmalara katılmayın, verdiğiniz sözleri tutmadığınız milletin fertlerine fırça atmayı referandum kampanyası gibi göstermeyin.

Gölge etmeyin başka ihsan istemez..

Güya referandum çalışması yapıyor gibi kendi egonuzu tatmin etmeyin, gösteriş, riya ve samimiyetsizlik içeren, sonuç vermeyen kampanya katılımcılığından vazgeçin.

Geldiğiniz, doğduğunuz, ekmeğini yiyip suyunu içtiğiniz yerlere ve oradaki insanlara hoyrat ve küstah tavırlar içinde yaklaşımlardan vazgeçin.

Aksi takdirde bunun bedeli çok ağır olur,

Çıkacak bedel sadece size değil tüm millete ödetilen bir faturaya dönüşür ki; bunun hesabını hiç kimse veremez.

Emin olunsun ki; bu millet sevdiği liderinin ülküsünü siz olmadan da, daha iyi ve kararlı şekilde zirveye çıkartacak, Referandum için daha pozitif ve samimi çalışmalar yürütecektir

16 Nisan Referandumu ülkemiz için kritik dönemeç olduğu kadar Ak Parti için de kritik bir süreç haline gelmiştir.

Parti’nin silkinme, doğrulma ve yeniden kendini revize etmesi elzemdir, kaçınılmazdır.

Parti ivedilikle yıpranmışlıktan kurtulmalı, hiç birşey’ken kendini her şey sananlardan temizlenmeli, yeniden 2002 “amatör ruhu”na kavuşmalıdır.

AK Parti üst yönetiminden başlamak üzere, milletvekilleri de dahil, il-ilçe teşkilatlarına, belediye başkan ve yönetimlerine kadar kendini sil baştan gözden geçirmelidir.

Bu Referandum süreci gösterdi ki; Parti atalet batağında, tembellik döşeğinde, kibir denizinde, rehavet aymazlığında, ne oldum delisi olmuş yetersiz kişiliklerin elinde, misyon, ideal ve iddiasından uzak durumda bulunmaktadır.

Erdoğan hala aynı inanç, iman ve azimle çalışırken; onun kurduğu parti ve misyon sayesinde bir yerlere gelenler geldikleri yeri unutmuş haldeler,

Adeta “ne oldum delisi” olmuşluk cinneti yaşanıyor,

Dünün tevazu, mahviyet, çalışkanlık, gayret ruhu gitmiş, yerine kibir, ukalalık, buyurganlık, azarlayıcı bir dil hakim olmuş.

Yahu biz seçkinci, elitist ve halka yukardan bakanları eleştirmiyor mu idik?

Biz halka rağmen halkçılık yapanları eleştirerek iktidara gelmedik mi?

Biz milletin derdini dert edinmemiş mi idik?

Biz sırça köşklerden, fildişi kulelerden millet adına ahkam kesenlere karşı değil miydik?

Biz millet-devlet el ele, topyekün kalkınma ve gelişim mentalitesiyle harekete başlamadık mı?

Biz halka hizmeti hakka hizmet diyerek yola çıkmadık mı?

Biz en başta “kanayan bir yara gördüm mü yanar taa ciğerim” diyen bir zihniyet değil miydik?

Biz “iki yanlıştan bir doğru çıkmaz” felsefesiyle başlamadık mı?

Biz “fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır” diye söylemiyor mu idik?

Erdoğan’la beraber temel prensibimiz; çalışmak, çalışmak, çalışmak değil mi idi?

Herkes şapkasını önüne koyup düşünsün…

Hangi noktada, hangi felsefeyle yola çıktık, geldiğimiz nokta neresi?

Ne idik ne olduk?

Ne diyerek çıktık, neler demeye başladık?

Neden eleştirdiklerimize benzemeye başladık?

Neden rövanşist’leştik?

Yola çıkarken inancımız, idrakımız, amacımız, hedefimiz ne idi, şimdi ne haldeyiz?

Allah korkumuza ne oldu da, dünyevileşmeyi amaçsallaştırıp kabrin ötesini unuttuk?

Rehavetimiz nedendir?

Nasıl bu kibir ve buyurganlık noktasına geldik?

Halkı şefkatle sararken nasıl küstahça azarlar haldeyiz?

Hala FETÖ tehlikesinin yeterince farkında değiliz. Şuanki atalet ve rehavetimizin bile arkasında içimizde kendini gizleyebilen FETÖ’cülerin olduğunu unutuyoruz.

AK Parti bünyesinde ve belediye kadrolarında olan, sureti haktan görünen FETÖ mensuplarının referanduma dair yaptıkları tuzaklara ve manipülasyonlara düşüyoruz.

“İçimizdeki FETÖ”cülerin oyunlarına geliyor, referandum yolunda ciddi hata, ihmal ve umursuzluklar yapıyoruz.”

Bu bağlamda MHP’ye yönelik FETÖ saldırılarını ve AK Parti ve bürokrasi içindeki gizlenmiş sinsi FETÖ’cüleri göz ardı edersek Referandumu ciddi riske atmış oluruz. Bu yüzden, her iki partinin de bu konuya azami dikkat etmesi mutlaktır, gereklidir.

Herkes ve hepimiz bu “Nefis Muhasebesi”ni yapmak noktasındayız,

Buna mecbur ve mahkumuz,

Aksi takdirde bu dünyada da, Ahirette de bunun hesabını veremeyiz.

Parti’nin ve AK Parti’lilerin “fabrika ayarlarına” dönme vakti geçiyor bile,

Yoksa Allah da millet de bunun hesabını sorar ve acı bedelini ödetir.

İş işden geçmeden, bireysel olarak da, partisel boyutta da bu “muhasebe” yapılmalıdır.

Son tahlilde; basiret gözünün körleşmesinin bedeli çok ağır olacaktır.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah’a emanet olun sevgili okurlarım…

Not: Bu yazıyı yönetiminde bulunduğum uluslararası bir derneğin toplantısına katıldığım Tunus’un başkenti Tunus’dan yazıyorum. Toplantıda uluslararası siyaset, ekonomi, terör gibi pek çok konuyu konuştuk. Ama en ilginci ise; FETÖ’nün ABD’deki durumuna dair konuşmalar oldu. FETÖ için çok sıkıntılı süreç başlıyor. Ekonomik tükeniş başlamış bile….

Daha neler neler….

Dönüşümde bu konuya ve Tunus’a dair önemli bilgi ve notları siz değerli okurlarımla paylaşacağım.

CENGİZ AYGÜN / TÜRKİYE’DE ENERJİ

Büyük doğalgaz hamlesi için düğmeye basıldı

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, “2017 ve 2018 yılında çok büyük bir doğalgaz hamlesi için düğmeye bastık. Sadece 81 ili tamamlamayacağız. 200-250 ilçemizde yaklaşık 1 milyon aileyi bu iki yılda 5 milyar liradan fazla yatırım yaparak doğalgaz konforuyla buluşturacağız.” dedi.

Bakan Albayrak, Ahi Evran Üniversitesi Fen Edebiyat Fafkültesi Konferans Salonu’nda düzenlenen “Genç Kürsü” programında öğrencilerle bir araya gelerek yapılan yatırımlar ve anayasa değişikliği halk oylaması ile ilgili düşüncelerini anlattı.

Daha sonra bir otelde sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve vatandaşlarla buluşan Albayrak, burada yaptığı konuşmada, Ahi Evran-ı Veli Hazretlerinin memleketi Kırşehir’de bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Kırşehir’e iki sürprizle geldiğini belirten Albayrak, Kaman ve Mucur ilçelerine bu yıl sonuna kadar doğalgazı getireceklerini ifade ederek, hayırlı olmasını diledi.

Albayrak, doğalgaz yatırımlarına da değinerek, şöyle konuştu:
“Kırşehir’e hem hasbihal etmek hem de güzel bir sürprizle gelelim istedik. Konuşmaya sürprizle girelim ki ağzımız tatlansın istedik. İnşallah, hem Kaman hem de Mucur’a bu yıl sonuna kadar doğalgazı getiriyoruz. 2017 ve 2018 yılında, çok büyük bir doğalgaz hamlesi için düğmeye bastık. Sadece 81 ili tamamlamayacağız. 200-250 ilçemizde yaklaşık 1 milyon aileyi bu iki yılda 5 milyar liradan fazla yatırım yaparak doğalgaz konforuyla buluşturacağız. Bunun ayaklarından birisi olan Kırşehir’imizde bu sene 2 ilçemizi inşallah önümüzdeki kış doğalgazla buluşturacağız.”

AK Parti olarak liderleri Recep Tayyip Erdoğan’ın açtığı yolda yeni, büyük ve güçlü Türkiye istikametinde çok çalışarak millete layık olmaya çalıştıklarını vurgulayan Bakan Albayrak, halka hizmeti hakka hizmet olarak anlayan, yaşayan, hisseden bir siyasi geleneğin temsilcileri olduklarını kaydetti.

Konuşmasında 16 Nisan’da yapılacak anayasa değişikliği halk oylamasına da değinen Albayrak, Türkiye’nin içinden geçtiği bu yeni dönemde belki de 200 yıllık bu toprakların kaderindeki en önemli seçim olacağını vurguladı.
Albayrak, son 15 yılda gelinen noktada hem Türkiye hem de Kırşehir’in gelişmeleri yakından gördüğüne vurgu yaparak, şöyle devam etti:
“Geldiğimiz bu süreçte neler yaşadığımızı, tüm milletimizle birlikte Kırşehir de canlı şahit olarak yaşadı. 15 Temmuz’u yaşadık. Bütün bunlara şahitlik ettik. Türkiye’nin son 15 yıllık yolculuğunda cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye’nin nereden nereye geldiği, bu yolculuk içinde Türkiye’nin büyük bir ülke, tarihiyle yakışır, tarihiyle hemhal olan bir Türkiye yolculuğunda hangi merhalelerden, mücadelelerden geçtiğini, siyasiler olarak Ankara’da biz değil artık, tüm Türkiye olarak Kırşehir’de yaşadı mı, yaşıyor mu? 15 Temmuzla artık yeni bir dönem başladı. Bu ülkede halkın iradesinin temsili noktasında artık bizim bir dakika bile kaybetme lüksümüz yok. Cumhuriyet, 80 milyon olarak her birimizin kanımızın son damlasına kadar savunmamız gereken bir değer. Öyle değil mi? Cumhuriyet halkın yönetimi, milletin iradesi demek. 15 yıldır bu halktan aldığı güçle, halkın temsili ve iradesiyle tüm farklı güç odaklarıyla savaşa savaşa 15 Temmuz’a geldik ve 15 Temmuz’da bir fiil savaşa, tankın, askerin, uçağın önünde dikilerek artık hayatımızın hiçbir önemimin olmadığını, ‘bu ülkenin bekası için gerekirse bunu bile vermeye hazırız’ diyen bir millet olarak dünya sahnesine çıktık. 15 Temmuz sonrası yurt içi ve dışındaki seyahatlerimizde muhataplarımızla konuştuğumuzda, bir hayranlıkla, özenerek bizle konuşuyorlar anlatamam size.”
Toplantıya, Kırşehir Valisi Necati Şentürk, AK Parti Kırşehir Milletvekilleri Salih Çetinkaya, Mikail Arslan, Kırşehir Belediye Başkanı Yaşar Bahçeci, AK Parti Kırşehir İl Başkanı Mustafa Kendirli, sivil toplum kuruluşu başkanları katıldı.

Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi (NEÜ) Kongre ve Kültür Merkezi’nde Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) tarafından düzenlenen “Yeni Nesil Yeni Anayasa” söyleşi programına katılan Bakan Albayrak, Nevşehir Valiliğini ziyaretinin ardından Kapadokya Kültür ve Sanat Merkezi’nde yapılan programda konuştu.

Albayrak, Türkiye’nin tarihi bir yüzyılın eşiğinde olduğunu belirterek, AK Parti iktidarı döneminde Türkiye’nin geçmişe göre çok daha güçlü bir seviyeye ulaştığını kaydetti.

Ülkeyi bölmeye çalışan ihanet odaklarının gayretlerinin iyi analiz edilmesi gerektiğini ifade eden Albayrak, tarihi bir yüzyılın eşiğinde olunduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti:
“15 yıldır Türkiye’nin nereden nereye geldiğini kalbinde zerre vicdanı olan herkesin bakıp düşündüğünde görerek bu yüzyılı okumamız lazım. Bugün içinden geçtiğimiz badireleri ve ülkemizi bölmeye, yıkmaya çalışanların provokasyonlarını, ihanetlerini doğru okumamız lazım. Tıkır tıkır işleyen bir sistemin bu topraklarda tesisi için bu anayasaya ihtiyacımız var. Bölgedeki tek büyüyen, istikrarlı, gelişen, güçlü ülke Türkiye. Biz ülkeyi daha da büyüteceğiz dedikçe birileri havlamaya başlıyor. İtlerini, köpeklerini atlarını vatandaşlarımızın üzerine salıyor. Bunlar her gün terör örgütlerine kucak açıp, vatandaşlık verip cumhurbaşkanlığı saraylarında madalya takarken biz buna seyirci mi kalacağız.”

“Tüm bu süreçler bize yeni sayfa açıyor”
16 Nisan’da yapılacak halk oylamasının Türkiye’nin geleceğini belirleyecek önemli bir aşama olduğunu belirten Albayrak, bu süreçte “hayır” oyları verilmesini telkin eden ve onları destekleyenlerin kimler olduğuna bakılması gerektiğini kaydetti.

Albayrak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Son 40 yılda bugünler için hazırlanan iki terör örgütü ortaya çıktı. Biri demokrasi, özgürlük kisvesi altında PKK özelinde ortaya çıktı, diğeri hoşgörü, muhabbet adı altında en değerli varlıklarımız olan evlatlarımızı zehirleyip, ülkesine ihanet edecek noktaya dönüştürerek ülkemizi bölmeye çalıştı. Tüm bu süreçler bize yeni bir sayfa açıyor, belki de 200 yıllık bu toprakların kaderini, geleceğini etkileyecek bir seçimle karşı karşıyayız. Hak ve batılın bu mücadelesi. Bu mücadelemiz son nefesimizi verinceye kadar devam edecek. Sadece Türkiye’ye değil biraz başınızı kaldırıp bölgeye, dünyaya baktığınızda kim ‘hayır’ diyor, kim ‘hayır’ı destekleyenlere maddi ve manevi arka çıkıp yoldaşlık ediyor, buna çok net bakmamız lazım. Öyle bir resimle karşı karşıyayız ki tüm cihan bir safta, hak istikamet bir safta.”

ENERJİ BAKANLIĞI / TURKİYE’DE ENERJİ

Joker Menü ile zamandan tasarruf edin

Joker Menü uygulaması, restorana gitmeden yemek siparişini önceden vermeye imkan tanıyarak, çalışan kesimin kasa kuyruğu, ödeme ve yemeğin hazır olması gibi süreçlerde yaşadığı zaman kaybını önlüyor. Joker Menü kullanıcıları, yemeğe çıkmadan önce diledikleri üye restorandan, diledikleri yemeği sipariş ediyor, yemekleri hazır olunca uygulama aracılığıyla bilgilendiriliyorlar. Böylelikle, 1 saatlik öğle yemeği molasının yarıya yakınını kazanan Joker Menü kullanıcıları bu vakti diledikleri şekilde harcayabiliyorlar.

Joker Menü uygulaması, kısıtlı zamanda yemek yeme problemini sonlandırıyor. Joker Menü kullanıcıları, uygulama aracılığı ile, çevrelerindeki üye restoranları görebiliyor ve restorana gitmeden diledikleri yemekleri sipariş edip, ödemesini yapabiliyorlar. Yemeklerini Joker Menü uygulaması üzerinden sipariş veren ve ödeyen kullanıcılara, yemekleri hazır olduğu anda uygulama üzerinden bilgilendirme yapılıyor. Bildirimi aldıklarında restorana giderek kendilerine ayrılmış masada anında yemek servisleri yapılan kullanıcılar, sipariş verme, yemeğin hazırlanmasını bekleme, ödeme gibi süreçleri atladıklarından en az 20 dakika kazanmış oluyorlar.

Joker Menü Kullanıcıları Zamanla Yarışta Önde

Özellikle çalışan kesimin 1 saatlik öğle tatilinde “nerede, ne yiyeceğim?” “sırada bekleyecek miyim?”, “oturacak yer bulacak mıyım?” gibi kaygılarını sona erdiren Joker Menü, bir saatlik öğle tatilinin daha verimli kullanılmasına imkan veriyor. Joker Menu, İstanbul’un önde gelen alışveriş merkezlerinin yemek katlarında hizmet veren bir çok restoranda kullanılabiliyor.

“Çalışanlara Öğle Tatillerinin Yarısını İade Ediyoruz

“Zamanın çok önemli olduğu günümüzde, 1 saatlik öğle tatilinin yarısını tüketicimize geri veriyoruz. Böylece zamanı çok daha verimli kullanmasını sağlayabiliyoruz” diyen Joker Menü Kurucu Ortağı Göker Toplu “Uygulama üzerinden sipariş veren kullanıcılar, yemek hazırlanana kadar ofisten biraz daha geç çıkabiliyor, biraz daha dolaşabiliyor, yemek sırasında kaybettikleri zaman yüzünden gerçekleştiremedikleri diğer işlerini halledebiliyor. Örneğin, alışveriş merkezine yürürken ya da bankaya gitme, alışveriş yapma gibi işlerini hallederken Joker Menü üzerinden yemek siparişlerini veren kullanıcılar, işleri bittiğinde beklemeden yemeklerini yiyebiliyorlar” şeklinde devam etti.

JOKER MENÜ / TÜRKİYE’DE ENERJİ

Türk enerji sektörü adına devrimler gerçekleştiriyor

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, İhale sonrasında basın mensuplarına açıklamalarda bulunarak, söz konusu projeyi “çılgın proje” olarak adlandırdığını ve bu projenin gerçekleşmesi için yoğun mesai harcadıklarını anlattı.

Karapınar Yenilenebilir Enerjisi Kaynak Alanı (YEKA) projesiyle 1,3 milyar doları aşan bir yatırımın gerçekleşeceğini belirteren Bakan Albayrak, “Bugün Türkiye enerji sektörü açısından devrim niteliğinde bir günü yaşadık. Benim çılgın proje olarak adlandırdığım ve çok kritik bir kavşak olan güneşte bugün gerçekleştirdiğimiz ihaleyle önemli bir adım attık. Bu alanda, Türkiye’nin dünya ile rekabet edebilecek bir enerji sektörünün önünün açıldığını düşünüyorum, çünkü önümüzdeki aylarda benzer bir ihaleyi inşallah rüzgar enerjisinde de yapacağız.” dedi.

Yenilenebilir kaynaklarda kritik bir kavşak olan güneş enerjisinde çok önemli bir adım atıldığını ifade eden Albayrak, şöyle konuştu:
“Türkiye’nin yerli kaynaklarından hem daha ucuz hem de daha kaliteli ve son teknolojileri ihraç etme kapasitesini de geliştirecek şekilde bir ihale modeli ve stratejisiyle ülkenin önümüzdeki dönemine ışık tutacak bir projeyi hayata geçirmek için önemli bir adım attık. Bugün farklı ülkelerden gelen yatırımcıların kıyasıya bir yarışına şahitlik ettik. Bu ihalenin sonunda Kalyon-Hanwha Grubu kilovatsaat başına 6,99 centlik fiyatla hem Türkiye yenilenebilir enerjisi açısından hem bölgede güneş enerjisi ve piyasası açısından çok büyük bir yatırım taahhüdü ile kazanan grup oldu.”

Bakan Albayrak, bu devrim niteliğindeki ihale sonunda çıkan resmin Türkiye, piyasalar ve yatırımcı için hayırlı olmasını dileyerek, şöyle devam etti:
“Burada 1,3 milyar doları aşacak bir yatırımın ötesinde artık Türkiye’de güneş enerjisinde teknoloji üreten, Ar-Ge yatırımını da yaparak hem iç piyasada değerlendirilecek hem de bölgeye ihraç edilecek bir sürecin de başlangıcına şahitlik etmiş olduk. Bu alanda, Türkiye’nin dünya ile rekabet edebilecek bir enerji sektörünün önünün ardına kadar açıldığını düşünüyorum, çünkü önümüzdeki aylarda benzer bir ihaleyi inşallah rüzgar enerjisinde de yapacağız. Türkiye’de bu ve benzeri yatırımların teknoloji ile gelişmesi, büyüyen Türkiye idealine çok önemli hizmetler edecek. Bugün itibarıyla güneş enerjisinin çılgın projesi diyeceğimiz ve dünya üzerinde kurulu en büyük fotovoltaik saha dediğimiz bin megavatlık bir yatırımdan bahsediyoruz. Bu tarz, büyük bir yatırım Türkiye ekonomisinin, Türkiye enerji sektörünün büyüklüğü açısından da çok önemli bir mesaj veriyor. Bu ihaleleri gerçekleştirirken, çıkan sonucun ekonomik değeri nedir diye baktığımızda, çok tarihi bir resim ortaya çıkıyor. Daha düne kadar güneş enerjisinde üretilen elektriğin teşviki ile birlikte uyguladığımız fiyat politikası 13,3 cent alım garantisinin üzerine yerli ekipman kullanımına bağlı 19,5 cent olarak uygulanan bu enerjinin maliyet politikası, bugünkü ihaleyle 6,99 cente düşerek, neredeyse üçte biri rakamla tarihi resmi bir başarıyı ortaya koyuyor.”
“Türkiye’yi dar kalıplara sokmaya çalışanlar…”

Türkiye’yi dar kalıplara sokmak isteyenlere rağmen çabalarının süreceğini anlatan Albayrak, “Birileri ne derse desin, biz hiç durmadan çalışmaya devam edeceğiz. Kriz tellallarına, herhangi bir konvansiyonel enerjiye muhalefete, Türkiye’yi dar kalıplara sokmaya çalışanlara rağmen, ‘yerli kömürü de yapacağız, güneşi de yapacağız’ dedik.” değerlendirmesinde bulundu.

Albayrak, Türkiye’yi büyütmeye devam edeceklerini vurgulayarak, “Karapınar YEKA projesinde, elektrik enerjisi üretim tesisinin kurulumunda yaklaşık 700 ve fabrikanın işletilmesinde 200 ila 350 daimi personel, Ar-Ge faaliyetlerinde 100 tam zamanlı teknik personelin doğrudan istihdam olanağı sağlanırken, yerli tedarik zinciri ile ayrıca binin üzerinde personelin dolaylı istihdamı sağlanmış olacaktır.” diye konuştu.

Bugünkü ihale sonrasında ortaya çıkacak proje ile Türk milletinin en son teknolojiyi takip edebileceğini, aynı zamanda da uygun maliyetli enerjinin kazandırılacağını aktaran Albayrak, bu sonucun Türkiye’nin geleceğine olan güveni dünyadaki küresel platform çerçevesinde ortaya konulmasında dolayı da ayrıca memnun olduklarını söyledi.
Bakan Albayrak Konya-Karapınar’da gerçekleşecek yatırım için bir yılı aşkın süredir devam eden hazırlık çalışmaları için tüm ekibine de teşekkür etti.

Karapınar YEKA’ya en düşük teklif Kalyon-Hanwha Grubu’ndan
Karapınar Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanı (YEKA) ihalesinde kilovatsaat başına en düşük teklifi 6,99 dolar/cent ile Kalyon – Hanwha Grubu verdi.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca düzenlenen ihaleye, Limak- CMEC- Hareon Solar Ortak Girişim Grubu, Kalyon- Hanwha Grubu, Çalık Enerji – Solargiga Ortak Girişim Grubu ve AKC Güneş Ortak Girişim Grubu katıldı.
Kilovatsaat başı tavan fiyatın 8 dolar/cent olarak belirlendiği ihalede, Limak- CMEC- Hareon Solar Ortak Girişim Grubu’nun kapalı zarfla ilk teklifi kilovatsaat başına 8 dolar/cent, Kalyon- Hanwha Grubu’nun 7,95 dolar/cent oldu.
Çalık Enerji – Solargiga Ortak Girişim Grubu’nun ilk teklifi kilovatsaat başına 7,99 dolar/cent olurken, AKC Güneş Ortak Girişim Grubu kilovatsaat başına 7,98 dolar/cent teklif verdi.

İhalenin ilk açık eksiltme turunda Limak- CMEC- Hareon Solar Ortak Girişim Grubu kilovatsaat başına 7,94 dolar/cent teklif etti. Bu turda Çalık Enerji – Solargiga Ortak Girişim Grubu kilovatsaat başına 7,93 dolar/cent teklif verirken, AKC Güneş Ortak Girişim Grubu’nun teklifi kilovatsaat başına 7,92 oldu. Açık eksiltmenin ilk turunda Kalyon- Hanwha Grubu kilovatsaat başına 7,90 dolar/cent teklif verdi.

Açık eksiltmenin ikinci turunda Limak- CMEC- Hareon Solar Ortak Girişim Grubu kilovatsaat başına 7,90 dolar/cent, Çalık Enerji – Solargiga Ortak Girişim Grubu kilovatsaat başına 7,89 dolar/cent, AKC Güneş Ortak Girişim Grubu kilovatsaat başına 7,88 dolar/cent ve Kalyon- Hanwha Grubu, kilovatsaat başına 7,87 dolar/cent teklif etti.
Limak- CMEC- Hareon Solar Ortak Girişim Grubu açık eksiltmenin beşinci turu başlamadan önce, Çalık Enerji – Solargiga Ortak Girişim Grubu ise altıncı tur başlamadan önce ihaleden çekildi.

Açık eksiltmenin on dokuzuncu turunda AKC Güneş Ortak Girişim Grubu’nun çekilmesinin ardından, kilovatsaat başına 6,99 dolar/cent ile en düşük teklifi Kalyon – Hanwha Grubu verdi.

Açık eksiltme usulünün on sekizinci turunda AKC Güneş Ortak Girişim Grubu kilovatsaat başına 7,05 dolar/cent teklif vermişti.

İhaleyi kazanan firmanın kuracağı bin megavatlık santralden üretilen elektrik enerjisi 15 yıl boyunca teklif verilen alım garantisi fiyatı üzerinden değerlendirilecek. Santral kapsamında kurulacak Ar-Ge merkezinde 100 daimi teknik personel çalışacak, ekipman üretim fabrikasının kurulmasından sonraki 36 ay içinde santralden elektrik üretimi başlayacak.

ENERJİ BAKANLIĞI / TÜRKİYE’DE ENERJİ