13.5 C
İstanbul
Çarşamba, Nisan 8, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 155

Panasonic HIT® ile tüm zamanların rekoru

Osaka, Japonya – Panasonic Corporation bugün itibariyle seri üretimdeki silikon esaslı fotovoltaik modülleri için %-0.258/°C1 ile dünyanın en yüksek Pmax sıcaklık  katsayısına2 ulaştığını açıkladı.

Bu zamana kadar sıcaklık katsayısı %-0.29/°C değerlerindeydi. Mevcut çalışmalar sayesinde seri üretim seviyesinde 0.032 puanlık teknik iyileştirme ile %-0.258/°C seviyesine ulaşılarak heterojunction(HIT) güneş hücrelerinin pozitif sıcaklık özelliği ortaya konulmuş oldu.

Modüller, verimliliği sıcaklık arttıkça düşen ve böylece çıkış gücünü de düşüren güneş hücrelerinden oluşur. Sıcaklık katsayısı bu düşüşün miktarını belirtir. Genel olarak bir silikon güneş hücresinin Pmax sıcaklık katsayısı %-0.50,3 seviyesindedir ve bu da modül sıcaklığı 1°C arttığında verimlilikdeki %0.50 düşüşe karşılık gelir. Örneğin yaz aylarında ulaşılması beklenen modül sıcaklığındaki (75°C) verim, 25°C ortam sıcaklığındaki verim ile karşılaştırıldığında %25 oranında azalacaktır. Panasonic’’in iyileştirilmiş Pmax sıcaklık katsayısına sahip HIT® modülleri verimlilikteki düşüşü neredeyse yarı yarıya azaltmaktadır.

HIT®’in özelliklerinden biri olan yüksek verimlilik ve sıcaklık özelliklerinin kombinasyonu genel silikon ürünler ile karşılaştırıldığında 75°C’deki dönüştürme verimliliği %464 oranında artacağından, güneş hücrelerinin verimliliğinin düştüğü bilinen yaz aylarında Panasonic modülleri güvenilir şekilde güç üretmeye devam eder. HIT®’in en önemli özelliği olan Panasonic’in eşsiz heterojunction teknolojisinin 5 daha da geliştirilmesi ile mevcut sonuçlar elde edilmiş ve bu geliştirilmiş teknoloji ürüne entegre edilmiştir.

Panasonic daha yüksek güç üretimi, verimlilik ve güvenilirlik alanlarında iyileştirmeler yapmak amacı ile teknoloji geliştirme ve kitlesel ticarileşme üzerinde çalışmaya devam edecektir.

*HIT, Panasonic Group’un tescilli bir markasıdır.

Med Partners Reklam ve Halkla İlişkiler

TGTV TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ı ağırladı

Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfının Geleneksel İftarının bu yılki konuğu Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İsmail Kahraman olurken, TGTV Başkanı Av. Hamza Akbulut, yurt içinden ve yurt dışından gelen misafirlere katılımlarından dolayı teşekkür etti.

Birlik Vakfı yemek salonunda yapılan Geleneksel TGTV iftar programına TBMM Başkanı İsmail Kahraman, Tunus Eski Başbakanı Hammadi Cibali, Çevre ve Şehircilik Eski Bakanı İdris Güllüce, Eski Bakanlarımızdan Sabri Tekir, TBMM İdare amiri Çorum Milletvekili Salim Uslu, İDSB Genel Sekreteri Ali Kurt katıldı.

Gönüllü kuruluşlarımızın yönetici ve temsilcilerinin de katılım sağladığı iftarın açılış konuşmasını Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı Başkanı Av. Hamza Akbulut yaptı. Ramazan vesilesiyle biraraya gelmenin bereketine dikkat çeken Akbulut, katılımlarından dolayı devlet erkânı ve gönüllü kuruluş temsilcilerine teşekkürlerini iletti.

TBMM Başkanımız İsmail Kahraman, gönüllü kuruluşların daha aktif olmalarını ve LAF üreten değil, faaliyet üreten ve yeni strateji geliştiren olunması gerektiğinin altını çizdi.

Eski Tunus Başbakanı Cibali, Türkiye’nin yardımlaşmasının ve sivil kuruluşlarının örneklik oluşturduğunu söyledi. TGTV iftar yemeğine toplamda 400’ü aşkın gönüllü teşekkül temsilcisi ve üniversite öğrencileri katılım sağladı.

TGTV HABER

Rahmetli İşadamı Necdet Ruhi Aygün adına iftar yemeği

İşadamı Cengiz Aygün, İstanbul Beykoz’un Çubuklu semtinde bulunan Beşevler camisinde rahmetli babası Necdet Ruhi Aygün hayrına iftar yemeği verdi.

‘Minare gölgesinde mehteran eşliğinde iftar’ sloganıyla düzenlenen iftar yemeğine vatandaşlar ve cami cemaati yoğun ilgi gösterdi.

İftar yemeği programı Beşevler Camii İmam Hatibinin okuduğu Kuran-ı Kerim tilavetiyle başladı.

Çubuklu Beşevler Camii bahçesinde yapılan iftar programına mahalle sakinleri büyük bir ilgi gösterirken, Rahmetli İşadamı Necdet Ruhi Aygün dualarla anıldı.

İftar yemeğinin ardından mehter ekibinin gösterileri başladı. Beşevler Camii önünden mahalle sakinleriyle beraber marşlar eşliğinde Nazım Tur Caddesi boyunca yürüyen mehter ekibi daha sonra Beşevler Camii önünde, ‘Yelkenler biçilecek, Ceddin deden, Genç Osman’ marşlarını çalarak mahalle halkının gönlünü kazandı.

Daha sonra mahalle gençleriyle beraber tekbir getirerek ve marşlar çalarak Nazım Tur Caddesi boyunca Atatürk Ortaokulu’nun önüne kadar yürüyen mehter ekibini mahalle halkı kaldırımlardan ve evlerinin balkonlarından alkışlarla selamladı.

Tekrar Beşevler Camii önüne gelen mehter ekibi söylediği üç adet marşın ardından yaklaşık 1 saat süren gösterilerine son verdi.

Mehter ekibine büyük sevgi gösterilerinde bulunan mahalle sakinleri cep telefonlarıyla mahallelerinde yaşanan bu unutulmaz anları ölümsüzleştirmiş. Program yatsı ezanının okunmasıyla sona erdi.

Caminin yapımında emekleri büyük olan işadamı Cengiz Aygün program bitiminde mahalle sakinleri tarafından bırakılmayarak, sahura kadar misafir edildi.

İstanbul’da elektrikli taksi dönemi başladı

Beyoğlu Belediyesi tarafından Taksim Meydanı’nda düzenlenen sahur programında yaklaşık bin taksici aileleriyle birlikte sahur yaptı. Turkuaz renkten oluşan ve henüz trafiğe çıkmayan elektrikli taksilerin de ilk defa görücüye çıktığı programda konuşan Başkan Demircan, “Bütün taksici kardeşlerime emeklerinden, İstanbul’un turizmine, İstanbul’un taşımacılığına yaptıkları katkıdan dolayı teşekkür ediyorum” dedi.

Beyoğlu Belediyesi taksici esnafını Taksim Meydanında düzenlediği sahur programında bir araya getirdi. Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan’ın ev sahipliğinde, Radyo Trafik ve İstanbul Taksiciler Esnaf Odası (İTEO) iş birliği ile düzenlenen programda yaklaşık bin taksici aileleriyle birlikte sahurlarını yapmanın mutluluğunu yaşadı. Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan da sahura katılarak, taksici esnafıyla bir arada sahur yaptı. Programda turkuaz renkten oluşan ve henüz trafiğe çıkmayan elektrikli taksiler de ilk defa Taksim’de görücüye çıktı. Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, İstanbul Taksiciler Esnaf Odası Başkanı Yahya Uğur ile birlikte elektrikli taksiye binerek test sürüşü yaptı.

BU AKŞAMIN SÜRPRİZİ DE ELEKTRİKLİ ARAÇLAR OLDU
Temsilcileri Beyoğlu’nda ağırlamaktan dolayı büyük memnuniyet duyduğunu belirten Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, “Bu akşam İstanbul’un bütün taksicileriyle Taksim Meydanı’nda sahur programında bir aradayız. Ben bütün taksici kardeşlerime hoş geldin diyorum. Taksim, malum suların taksim olduğu yer. Rahmet ayı, bereket ayı. Hem iftarlarla güzellik kattı hem de sahurlarıyla burada bu güzelliği yaşıyoruz. Ve bu akşamın sürprizi de elektrikli araçlar oldu. Açıkçası dünyada artık insanoğlu daha yenilenebilir enerjiyle çevreye daha duyarlı, daha çevreyi az kirleten araçlara ihtiyaç duyuyor. Ve Türkiye’de de taksici kardeşlerimizin bu duyarlılıkla bu işe start vermiş olması çok güzel. Ben bütün taksici kardeşlerime emeklerinden, İstanbul’un turizmine, İstanbul’un taşımacılığına yaptıkları katkıdan dolayı teşekkür ediyorum” diye konuştu.

ÇEVREYİ KİRLETMEYEN ARAÇLARLA TAKSİCİLİK YAPMAK ÇOK ÖNEMLİ
Taksiciler Esnaf Odası Başkanı Yahya Uğur İse, “ Elektrikli taksilerle ilgili ilk çalışan arabanın kendi arabası olacağını belirterek, “ Aracın siparişini verdim, ruhsat işlemleri yapılıyor. İnşallah önümüzdeki 3-4 gün içerisinde taksi olarak çalışmaya başlayacak. Benimle beraber 5 arkadaşımız daha aldı. Şöyle bir özelliği var; taksicilere çok uygun imkanlarla bu araçları verdikleri için tabi ki tercih ediyoruz ama İstanbul’da ki müşterilerimizin de çok sessiz, hiç ses çıkarmayan. Çevreyi kirletmeyen bir araçla İstanbul’da taksicilik yapmak gerçekten önemli diye düşünüyoruz. İstanbul’un havasına da suyuna da katkıda bulunabileceksek bu bizim için çok önemli. İnşallah bu elektrikli taksi projesini biz başlatacağız, devamı da gelecek diye düşünüyorum” şeklinde konuştu.

Aracın 1.5 saatte şarj edildiğini belirten İş Geliştirme Müdürü Sergii Kaian, “Bir defalık şarjla araç şehir içinde 300 kilometre yol yapabilir. Şuan da İstanbul’da 60’a yakın şarj cihazı var. neredeyse her ilçede 2 adet şarj istasyonu var. Taksiciler için çok rahat olacak” dedi.

BEYOĞLU BELEDİYESİ BASIN BÜROSU / GAZETE FISILTI

Polis Akademisi FETÖ ve PKK yapılanmasını raporladı

Polis Akademisi Başkanlığına bağlı Uluslararası Terörizm ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi’nce (UTGAM) hazırlanan, “PKK’nın bölgesel terör ağı yapılanması” raporu açıklandı.

PKK’nın geçmişten günümüze birçok evrim geçirdiğini söyleyen Polis Akademisi Başkanı Yılmaz Çolak, “Yayınlanan raporun, terör örgütü PKK’nın terör ağı ve şemsiye modelini ortaya koymaktadır” dedi.

Doç. Dr. Bayram Ali Soner, Yrd. Doç. Dr. Ömer Aslan ve Arş Gör. Hakan Kıyıcı’nın hazırladığı PKK’nın Bölgesel Terör Ağı Yapılanması Raporunda 11 Eylül saldırısından, PKK, PYD, Suriye, El-Kaide, YPG, YPJ, DHKP-C ve Esed rejimine kadar birçok terör unsuru ile ilgili bilgilere yer verilmiş.

Polis Akademisi Başkanı Yılmaz Çolak, “Polis Akademisi olarak eğitim ve araştırmaya önem veriyoruz. Son 2 yıl içerisinde 9 rapor hazırlandı. Bugün de terör sorununun baş aktörü olan PKK ile ilgili bir rapor hazırlanmıştır. Diğer önemli bir tespit ise Suriye’de bu şemsiye örgüt formatı içinde hem Türkiye’de hem de çok farklı sol fraksiyon temelinde terör örgütlerini ve Batı’da anarşist grupları da içine alarak bir faaliyet yürüyor” diyerek kanlı terör örgütünün nasıl bir değişime uğradığını gözler önüne serdi.

Huzur için kardeşlik için önemli olan toplantının tarih, sanat ve kültür şehri Mardin’de yapılmasından duyduğu memnuniyeti dile getiren Mardin Valisi Mustafa Yaman da yaptığı konuşmada bu raporun bölge insanının huzuruna katkı sağlayacağını belirtti.

AK Parti Mardin Milletvekili Orhan Miroğlu da terörden en çok bölgenin etkilendiğini, raporun Mardin’de açıklanmasının bölge insanı için çok önemli olduğunu vurguladı.

Terörizm ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi Direktörü Yrd. Doç. Ömer Arslan, raporun detayları hakkında bilgiler verdi.

Örgütün değişimini ve nasıl bir şemsiye mekanizmasına dönüştüğünün raporda ele alındığını belirten Ömer Arslan, hazırlanan raporda beyin merkezinin kolları ile bağlantısına da yer veriliyor.

Polis Akademisi, “PKK’nın Bölgesel Terör Ağı Yapılanması” adlı raporunu kamuoyu ile paylaştı. Raporda, terör örgütü PKK’nın, bölgesel terör ağı yapılanmasına yönelik batı desteğinin YPG’ye katılan Marksist, komünist, anarşist ve anarko-sosyalist batılı yabancı savaşçılar olması nedeniyle yeni ulusaşırı suç ve terör bağlarının kurulmasına yol açtığına dikkat çekildi. Raporda, Avrupa’ya dönecek yabancı savaşçıların batı güvenliğini tehdit edeceğine işaret edildi.

Polis Akademisi Uluslararası Terörizm ve Güvenlik Araştırmaları Merkezinde (UTGAM) görevli Doç. Dr. Bayram Ali Soner, Yrd. Doç. Dr. Ömer Aslan ve Arş. Gör. Hakan Kıyıcı’nın hazırladığı, “PKK’nın Bölgesel Terör Ağı Yapılanması” raporu, Mardin’de bir otelde düzenlenen çalıştayda kamuoyuyla paylaşıldı. Raporda, terör örgütü ile ilgili önemli bilgilere yer verildi. Raporda, batılı terör uzmanlarının, El-Kaide’nin yandaşları ve bağlantılı yerel gruplar aracılığıyla Suriye’de kalıcı bir yer edinme çabası içinde olduğu uyarısını yaptığına dikkat çekilerek, “Ortadoğu’da birlikte çalıştığı yerel örgütler vasıtasıyla güvenli ve kalıcı bir alan edinme peşinde olan tek örgüt El-Kaide değildir.

ABD ve AB’nin terör örgütü olarak kabul ettiği PKK da son birkaç yıl içerisinde yalnızca PYD, PJAK, TAK gibi kendi yandaşı örgütlerle değil, aynı zamanda MLKP ve yine ABD’nin terör örgütleri listesinde bulunan DHKP-C gibi radikal sol örgütlerle de işbirliğine gitti. PKK Öcalan’ın 1999 yılında yakalanmasından sonra istikrarlı ve tedrici bir dönüşüm süreci içerisinde girdi ve özellikle 2002 yılından bugüne dek geçen sürede yeni bir terör ağı yapılanmasına gitti. PKK böylece kendisini birçok örgütün üzerinde şemsiye yapı olarak konumlandırdı. PKK’nın etnik-ayrılıkçı bir terör örgütü olarak benzeri diğer örgütlerden farklı olarak terör ağı yapılanması stratejisini izleyebilmesini sağlayan temel faktör PKK’nın Suriye, Irak ve İran gibi ülkelerde 2002 yılının çok öncesine giden aktif varlığıdır. Özellikle Suriye rejiminin PKK’ya olan desteği, zaman zaman azalsa da, süreklilik arz etmiştir. Esed ailesi PKK’ya Kuzey Suriye’de ve Suriye güvenlik güçlerinin kontrolünde eğitim imkânı tanımayı bir devlet politikası olarak benimsedi. PYD 2003 yılında PKK tarafından kurulduğunda Suriye toprakları örgüt için aşina olmadıkları bir yer değildi” denildi.

PKK-PYD ilişkisinin PKK’nın PYD’yi kurduğu andan ibaret olmadığına dikkat çekilen raporda, “PYD’nin silahlı kanadının oluşabilmesi PKK sayesinde oldu. YPG militanları PKK, PYD, YPG, YPJ ve PJAK arasında bir fark görmediklerini açıkça ifade etmektedirler. YPG ve PKK veya PKK ve PJAK gibi diğer kolları arasında kullanılan isimler dışında ciddi bir örgütsel ve operasyonel farklılık bulunmamaktadır. Zaman zaman aralarında PKK’ya sempati duyan isimler de dahil olmak üzere çok sayıda Batılı gözlemci ve uzman dahi PKK’nın aksi yöndeki tüm söylemine rağmen değiştiğine ikna olmuş değildir. ‘Rojava deneyimi’ PKK’nın hem Leninci öncü parti geleneğini hem de Stalinist lider kültünü tekrarlamaktan başka bir sonuç vermemiştir” ifadelerine yer verildi.

Terör ağı yapılanma stratejisinin, örgütün yetkilerini ve etki alanını tamamen kollarına devretmesi anlamına gelmediğine işaret edilen raporda, şunlar kaydedildi:
“El-Kaide’nin Usame Bin Laden’in 2011 yılında öldürülmesinin ardından merkezi yapısının önemini kısmen korumaya devam etmesi gibi, PKK örneğinde de halen çok güçlü bir ‘PKK merkezi’ bulunmaktadır. Farklı çizgilere mensup Marksist ve anarşist gruplar da PKK’nın bölgedeki terör ağı yapılanması içinde kendilerine yer bulabilmişlerdir. Batı, PKK’nın bölgesel terör ağında bulunan gruplara ekonomik, diplomatik ve askeri yardım yaptığında, bu yardım doğrudan ‘anarko-sosyalistlere’ ‘Marksistlere’ verilen aktif ve tehlikeli desteğe de dönüşmektedir. PKK’nın yeni stratejisi Türkiye ve Ortadoğu’nun ötesine geçen ulusaşırı vizyonunda herhangi bir değişikliğe yol açmamakta, aksine, Batılı anarko-sosyalistlerin ve farklı çizgilerden sosyalistlerin de katılımıyla ulusaşırı hırslarını büyütmektedir. PKK için bir Kürt devletinin kurulması kendi içinde nihai amaç olmaktan çıkmış, daha ziyade enternasyonel sosyalizmi yaymak için bir araç haline gelmiştir.

Otoriter PKK uygulamalarıyla çelişen fakat süslü ifadelerle gündemde tutulan ‘demokratik özerklik’ ve ‘demokratik konfederalizm’ gibi projelerin Ortadoğu’nun ötesinde (geniş manada) sol hareketlere ilham verebileceği görülmelidir. Şu an PKK/PYD saflarında savaşan fakat silahlı eğitimleri, şiddet deneyimleri, suç bağlantıları ve radikal fikirleriyle batıya er ya da geç dönecek olan birçok Markist ve anarşist devrimci bulunmaktadır. Suriye’nin kuzeyi suça bulaşmış, silah eğitimi almış ve radikalleşmiş militanlar arasında çok farklı ulusaşırı bağlantıların ve tanışıklıkların oluşturulduğu bir yer haline geldi. PKK’nın bölgesel terör ağı yapılanmasına yönelik Batı desteği YPG’ye katılan Marksist, komünist, anarşist ve anarko-sosyalist batılı yabancı savaşçılar olması vesilesiyle de yeni ulusaşırı suç ve terör bağlarının kurulmasına yol açmaktadır. PKK’nın Avrupa’daki aşırı-sol gruplarla tarihsel bağları ve bağlantıları olduğu düşünüldüğünde, anarşist veya Marksist olarak Avrupa’ya dönen yabancı savaşçıların batı güvenliği ve uluslararası düzen açısından diğer yabancı savaşçılardan daha az tehlikeli olmayacağı görülmelidir.”

Raporda, özetle şu ifadelere de yer verildi:
“Yunanistan’da terör faaliyetlerinde bulunan, son olarak Yunanistan eski Başbakanı’na bombalı saldırı düzenleyen, Yunanistan’a döndüklerinde Suriye’de öğrendikleri şehir savaşını uygulayacaklarını söyleyen ve Avrupa’nın diğer yerlerinde de eylem alanlarını genişletmek isteyen bu tür marjinal terör gruplarına da açık destek belirten anarşist hareketlere Suriye’nin kuzeyinde alan tanınması ve eylem kabiliyetlerinin bu şekilde artmasına imkan tanınması orta ve uzun vadede Avrupa güvenliği açısından büyük riskler barındırmaktadır. Önemli bir kısmı NATO üyesi ülkelerden gelen bu yabancı terörist savaşçıların bir NATO üyesi ülkeyi hedef alan ulusaşırı bir terör örgütünün yanında o NATO üyesinin vatandaşlarını hedef almaları NATO ve batı ittifakı için de bir kriz anlamına gelecektir.”

Çalıştaya, Mardin Valisi ve Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Mustafa Yaman, AK Parti Milletvekili Orhan Miroğlu, Polis Akademisi Başkanı Prof. Dr Yılmaz Çolak, 70. Mekanize Piyade Alay Komutanı Albay Altan Er, Emniyet Müdürü Hasan Onar, raporu hazırlayan Doç. Dr. Bayram Ali Soner, Yrd. Doç. Dr. Ömer Aslan ve Arş. Gör. Hakan Kıyıcı katıldı.

RAPOR SONUCU ANALİZİ
ABD ve AB tarafından uluslararası terör örgütü olarak kabul edilen PKK 2000’li yılların başlarından bu yana ciddi bir örgütsel yeniden yapılanmaya gitmiş, Türkiye, Irak, Suriye ve İran ayakları olan şimdilik-bölgesel bir terör ağı yapılanması sistemini kurmuştur.

PKK, YPG, PJAK, TAK, DHKP-C ve MLKP militanları arasındaki geçişlilik ve ortak hareket edebilme yeteneği bu örgütlerin tek bir şemsiye altında toplandıklarına işaret etmektedir. Özellikle de Suriye’deki PYD/YPG varlığı 2003 yılında PKK merkezince kurulduğu ve o dönemden bu yana PKK talimatları doğrultusunda hareket ettiği düşünüldüğünde, PYD varlığının PKK tarafından, PKK için ve PKK sayesinde olduğu anlaşılmaktadır.

Türkiye’nin Batılı müttefikleri ise DEAŞ terör örgütüyle mücadele için ‘seküler’ ama bir başka terör örgütü olan PKK’nin bölgesel terör ağını desteklemektedir. Batılı başkentler ‘demokratik özerklik’ ve ‘Rojava devrimi’ adına PKK’ya siyasi, askeri, diplomatik, ekonomik ve insani sermaye yardımı yaparken, örgütün bilinen baskıcı, otoriter, tek-tipçi tarzını Suriye Kürtleri arasında uygulamasına ve bunu yaparken de çeşitli savaş suçları işlemesi gözardı edilmektedir.

Çok sayıda gözlemci Rojava deneyiminin uygulamada tamamen ‘Sovyet-dönemi bir tek parti devletçiği’ kurulmasından ibaret olduğunu belirtmektedir. PKK’nın bölgesel terör ağı yapılanması stratejisine yönelik Batı desteği YPG’ye katılan Marksist, komünist, anarşist ve anarko-sosyalist batılı yabancı savaşçılar olması vesilesiyle de yeni ulus-aşırı suç ve terör bağlarının kurulmasına yol açmaktadır. Bu da özellikle Avrupa güvenliğinin orta ve uzun vadede tehlikeye girmesi anlamına gelmektedir. Suriye’de PKK’nın yanında savaşan anarko-sosyalistlerin bir kısmı, Yunanistan’da terör saldırılarında bulunan anarşist kardeşlerine destek vermekte, Yunanistan’a döndüklerinde Suriye’de öğrendikleri şehir savaşı yöntemlerini kullanacaklarını vaat etmektedirler. Destek belirttikleri anarşistler 2017 yılı içerisinde Alman ve Fransız yetkililere mektup içerisinde bomba yollamış teröristlerdir.

Suriye’nin kuzeyinde PKK saflarında savaşan batılı anarşist ve Marksistlerin Avrupa’ya dönmesiyle sağlanacak bağlantılarla PKK’nın suç ağı da genişleyecektir. PKK’nın örgütün şantaj, adam kaçırma ve uyuşturucu gibi suçlara bulaşmış bir suç ve terör ağı olduğunu unutulmamalıdır. PKK ve bölgedeki terör ağının Avrupa’ya istikrar getirmeyeceği, Almanya gibi ülkelerin Türkiye ve Suriye politikalarını rehin almaya doğru gittiği ve PKK’nın Avrupa içinde edindiği gücün özellikle Rusya’nın giderek güçlendiği ve Avrupa’da aşırı sol ve sağ akımların büyük alan kazandığı dönemde istismara açık olduğu görülmelidir. Mevcut uluslararası düzenin üzerinde kara bulutların gezdiği, popülizmin önlenemez yükselişte olduğu ve ‘orta yolun’ giderek seyreldiği bir dönemde, global düzlemde devletsiz bir toplum vizyonuna sahip totaliter bir örgütü desteklemenin doğru seçim olmadığı ortadadır.

PKK’nın Bölgesel Terör Ağı Yapılanması Raporu
Polis Akademisi 9 Numaralı Rapor
-Doç. Dr. Bayram Ali Soner
-Yrd. Doç. Dr. Ömer Aslan
-Arş Gör. Hakan Kıyıcı

RAPOR İÇERİĞİ
*Terör Ağı Yapılanması
*’Şemsiye Terör Örgütü’ olarak PKK
*Suriye ve Esed Bağlantısı
*PKK’nın PYD ve YPG’si
*Kollar Arası Geçişkenlik
*PKK’nın Türkiye kolları
*PKK Yapılanmasına Batı Desteği
*’Demokratik Özerkliğin’ Gizlediği Otoriterlik
*Ulus-Aşırı Anarşist Terör Tehdidi ve PKK
,

Kaynak: Polis Akademisi Başkanlığı

Rapor Dosyası İçin Tıklayınız

Rus ve Türk işadamları Key2Kuwaıt’i tercih etti

Kuveyt’te yatırım ve iş olanakları konusunda ciddi projeleri uygulamaya sokan Türk Şirketi Key2Kuwaıt’in Yönetim Kurulu Başkanı Kamil Şengül Rusya ve Türkiye’den gelen heyetleri Kuveytli yöneticilerle buluşturdu.

Rus ve Türk işadamlarından oluşan heyet, Combined Group Yönetim Kurulu Üyesi, General Emad Ahmad Al Houiti ile görüştüler.

Karşılıklı iş ve yatırım olanaklarını araştırmak ve geliştirmek için gerçekleşen toplantıda enerji, inşaat ve gıda sektörleri masaya yatırıldı.

Yapılan toplantıların ardından heyet için özel bir akşam yemeği tertip edildi.

TÜRK VE RUS İŞ ADAMLARI KUVEYT’TE PROJELERE HAYRAN KALDI

Key2Kuwaıt’in Yönetim Kurulu Başkanı Kamil Şengül, “Yıllardır Kuveyt’ten Türkiye’ye yatırım için projeleri uygulamaya koyan firmamız Türk Ekonomisinin de tanıtılmasına büyük önem vermiştir. Rus işadamları da Kuveyt’e yatırım yapmak ve ikili ilişkilerini geliştirmek istediklerini söyleyerek Key2Kuwaıt Danışmanlık Firmamızı tercih ettiler. Burada projelere hayran kaldılar.” dedi.

KUVEYT YATIRIM İÇİN İNŞAAT ŞİRKETLERİNİ BEKLİYOR

Combined Group Yönetim Kurulu Üyesi ve General Emad Ahmad Al Houiti, “Kuveyt 2017 yılı içinde başlatacağı büyük inşaat ve altyapı projelerini belirledi. 10 milyar dolarlık yatırım bütçesine sahip projelere inşaat şirketlerini bekliyorlar. Kuveyt özellikle finans konusunda çok güçlü ve istikrarlıdır. Türkiye ile ticareti artırmak istiyoruz” diyerek konuştu.

KUVEYT EKONOMİSİ HAKKINDA BİLGİ:

Kuveyt ekonomisi petrole dayanmaktadır. GSYİH’nın yaklaşık % 50’sini petrol ve petrole dayalı sektörler oluşturmaktadır. GSYİH’nın yaklaşık % 4,8’ine tekabül eden imalat sanayinin önemli bir kısmı yine petrole dayalı rafineri ve petro kimya endüstrisinden oluşmaktadır. 2015 yılında petrol ihracatından elde edilen gelirin toplam ihracat içerisindeki payı %88,76 olup, bu oran 2016 yılının ilk çeyreğinde düşen petrol fiyatlarının etkisiyle %83,47’ye kadar gerilemiştir. Petrol gelirlerinin toplam kamu gelirleri içerisindeki payı ise %90,2’dir.

Önceki yıllarda, petrol fiyatlarında yaşanan artışlar, Kuveyt ekonomisini olumlu etkilemiş ve pek çok büyük proje uygulamaya konulmuştur.  önemli ölçüde likidite sağlamış, bu da ülkenin yeniden inşa ve yapılanma dönemine girmesine imkan vermiştir. Bu durum istihdamın son on yılın en yüksek rakamlarına ulaşmasına ve zaten yüksek olan tüketim harcamalarının artmasına da yol açmıştır. Özel sektör hem tüketim harcamalarındaki artıştan, hem de kamu alım ve ihalelerindeki artıştan büyük ölçüde fayda görmüştür.

Kuveyt Devleti bazı temel girdi fiyatlarına sübvansiyonlar uygulamaktadır. Su, elektrik, akaryakıt, et, un, ekmek, demir-çelik ve çimento gibi ürünlerin uygulanan sübvansiyonlar ile düşük fiyatlarla satılması, yurtiçi telefon görüşmelerinin ücretsiz sağlanması, bütçe giderlerini artırmakta ve sübvanse edilen ürünlerin tüketiminde gereksiz artışlara ve kaynak israfına neden olmaktadır.

Ekonomi Politikaları

Maliye politikaları devletin başlıca makroekonomik araçlarını oluşturmaktadır. Bütçe hesaplarında petrol fiyatındaki dalgalanmalara karşı korunmak amacıyla tahmini petrol fiyatları oldukça düşük tutulmaktadır.  2015 yılında petrol fiyatlarında meydana gelen düşüşler sonucunda, Kuveyt bütçesi son 15 yılda ilk defa bütçe açığı vermiştir. Bu durum kamu harcamalarındaki büyümenin düşmesine neden olması beklenmektedir.

2015/16 bütçesi 25 $/varil petrol fiyatına göre hazırlanmıştır. Bütçenin belirtilen petrol fiyatının gerçekleşmesi halinde 24 milyar $ açık vermesi öngörülmektedir.

Kuveyt, petrole bağımlılığını azaltmak ve istihdamı artırmak amacıyla “Kuwait 2035 Vision” adı altında bir eylem planı hazırlamıştır. Plan Kuveyt’in bölgesel rolünü artırmayı ve ülkeyi bir ticaret ve finans merkezine dönüştürerek yatırımcıları ve özel sektörün ilgisini artırmayı hedeflemektedir. İnsani gelişme ve demokratik sistemin güçlendirilmesi planın diğer ayaklarını oluşturmaktadır. 

Kuveyt ekonomiye yön vermesi için beşer yıllık dönemleri kapsayan planlar açıklamaktadır. En sonuncusu açıklanan 5 yıllık plan 2015/16-2019/20 dönemini kapsamakta olup, plan çerçevesinde toplam 34,15 milyar KD (115 milyar $) tutarında projelerin gerçekleştirilmesi öngörülmektedir. Bu projeler arasında metro inşası, demiryolu sisteminin kurulması, çeşitli petrol projeleri ile daha önce de gündemde olan yeni rafineri projesi bulunmaktadır. Öte yandan plan ile özel sektörde çalışan Kuveytli sayısının 92 binden 137 bine çıkarılması ve özel sektörün ekonomi içindeki payının %26.4’ten 41,9’a yükseltilmesi öngörülmektedir.

Plan, petrol fiyatlarındaki düşüş nedeniyle gerçekten uzak olarak eleştirilmekle birlikte, ülkenin elindeki fonlar kullanılarak gerçekleşmesi mümkün olduğu savunulmaktadır.

Kuveyt KD’nin dolar cinsinden sabitlenmesi uygulamasına 2007 yılında son verilmiştir. Buna karşın, KD dolar karşısında istikrarlı bir seyir izlemeye devam etmektedir.

Kuveyt, bütçe gelirlerinin %10’nunu Future Generation Fund isimli yatırım fonuna aktarmaktadır.  Bu fondan daha önce kurulan “Genel Rezerv Fonu” ile birlikte her iki kaynak 1982 yılında kurulan Kuveyt Yatırım İdaresi (Kuwait Investment Authority-KIA) tarafından yönetilen yatırımlara aktarılmaktadır.

Kuveyt Yatırım İdaresi’nin kurumsal yatırım stratejisi açısından, yönetilen fonlar çeşitli ülkelerde uzun vadeli yatırımlarda değerlendirilmekte, bu noktada riskli yüksek getiriden ziyade, uzun vadeli istikrarlı getirilere önem verilmektedir. Bir ülkeye yatırım kararı alındığı takdirde, o ülkedeki yatırım uzun yıllar devam etmektedir.

Ekonomik Performans

Kuveyt ekonomisi 2015 yılında % 1,1, 2016 ylında ise %2.5 büyümüştür. Ülke GSYİH’sı 109,9 milyar dolar, kişi başı gelir satın alma gücüne göre 71,887 dolardır. 2017 yılı için büyüme beklentisi ise % 2,6’dır.

Ülkenin ekonomik performansı genel olarak petrol fiyatlarında yaşanan dalgalanma ile paralellik göstermektedir. Son yıllarda petrol gelirlerindeki azalma ve siyasi gerilimler nedeniyle kamu harcamaları sınırlandırılmıştır. Ancak ülke sahip olduğu sayesinde önümüzdeki dönemde petrol fiyatlarında görülebilecek düşüşlerin olumsuz etkisinin düşük olması beklenmektedir. 

2017/2019 yılllarından itibaren ülkede yatırımların artması, altyapı projeleri öncelikli olmak üzere inşaat sektörü projelerinin artması ve ülkenin ortalama % 4,1 oranında büyümesi amaçlanmaktadır.

 

İstanbul Üniversitesinde mezuniyet töreni iptal

İstanbul Üniversitesi Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi mezun olan öğrencilerine mezuniyet töreni yapmaması tepkilere yol açtı.

İstanbul Üniversitesi Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesine bağlı bulunan Coğrafya, Felsefe, İktisat, İşletme, Sosyoloji, Tarih, Sivil hava ulaştırma işletmeciliği, Hukuk büro yönetimi, Kültürel miras ve turizm, Perakende satış ve mağaza yönetimi, Sağlık yönetimi, Sosyal hizmetler ve Tıbbi dokümantasyon ve sekreterlik bölümlerinde okuyan öğrenciler mezuniyet töreni yapılmamasını sosyal medyadan protesto ettiler.

AUZEF KEP ATMA SEVİNCİNE ENGEL OLDU

Öğrenciler fakülte yetkililerine neden mezuniyet töreni yapılmadığını sormalarına ise cevap alamadılar. Sosyal medyadan yapılan protesto ve sorulara İstanbul Üniversitesi Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi yetkilileri sessiz kaldılar.

İstanbul Üniversitesi Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi’nin (AUZEF) ilk mezuniyet töreni, 15 Haziran 2015 tarihinde İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Ord. Prof. Dr. Cemil Bilsel Konferans Salonu’nda gerçekleştirilmişti.
Gerçekleşen ilk törende AUZEF Dekanı yaptığı konuşmasında; daha kalabalık mezuniyet törenleri olacağına inandığını belirtmişti.

Lakin daha kalabalık tören temennisi sadece sözde kaldı ve İstanbul Üniversitesi Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi’nin gerçekleşen 2015 yılında gerçekleşen töreni ilk ve son olma özelliğini tescilledi.

Karşılıklı güven’in adı Kuveyt

Mayıs ayı gerçekten hem ülkemiz hem de Kuveyt açısından önemli bir birlikteliğe imza atmıştır. Kuveyt’in yeni Havalimanı’nın temel atma töreni Türk ve Kuveytli işadamlarını bir araya getirmiştir. Bir Türk firmasının başarısına şahit olmamız vesilesiyle Limak Holding yöneticilerini bir kez daha tebrik etmek istiyorum. Hem ticari bir birlikteliğe yelken açtılar, hem de Türk bayraklarının Kuveyt bayraklarıyla yan yana dalgalanmasına vesile oldular.

Kuveyt Uluslararası Havalimanı yeni terminali sektörümüzün yurtdışında bir bütün olarak kazandığı en büyük ihaledir.

Kuveyt Emiri El-Sabah bu önemli projede ülkemizden bir firmayı tercih ederek, Türkiye’ye duyduğu güven ve sevgiyi tescillemiştir.

Yıllardır Kuveyt’e gittiğimizde oradaki dostlarımız bizlere, “Neden Türk firmaları ülkemize yatırım yapmıyor. Gelsinler emirimizde bizlerde sizlerle beraber iş yapmak ticaretimizi geliştirmek istiyoruz” diyorlardı.

Gün geldi, devran döndü ve Kuveyt’te şirketlerimiz hemen hemen her sektörde yatırım yapıyor. İş adamlarımız sadece yaptıkları projelerle değil, vizyonuyla da yurt dışında gurur yaşamamıza vesile oluyorlar.

Emir El-Sabah, modern bir Kuveyt inşa etmek için düğmeye basmıştır. Bu modern görünümün uzun süreli bir stratejik plan ile ekonomiye büyük katkı sağlayacağı hedeflenmiştir.

Yani işin kısacası stratejik planlar ile petrol gelirlerine bağımlı olan bir Kuveyt yerine gelecek nesillerin daha alternatifi bol ekonomik yelpazeye kavuşması amaçlanmaktadır.

Tabi biz iş adamları olarak Kuveyt’te yatırımlar yapıyoruz ve yapmaya da devam edeceğiz. Aynı şekilde Kuveytli iş adamları da ülkemizde yatırım yapıyor ve bu yatırımları da her geçen gün artmaktadır.

Uzun vadede körfez ülkeleri ile ticaret yapan firmalar daha çok kazanacağını da buradan belirtmek isterim. Nasıl daha çok kazanacağız derseniz, cevabı Körfez İşbirliği Konseyinin ticaretin serbestleşmesine yönelik çalışmalardır.

Bu süreci yakinen takip etmekteyiz, sonuçlarını sizlere gelecek yazılarımda ileteceğim.

Yıllardır danışmanlık verdiğimiz tüm firmalara söylediğim gibi ekonomik ilişkilerimizi sıkılaştırmamız gereklidir.

Son söz olarak; karşılıklı güven, hoşgörü ve sevginin adına Kuveyt diyebiliriz.

Pioneering Spirit gemisi ve TürkAkımı

TürkAkım Doğalgaz Boru Hattının Karadeniz’deki inşaatını gerçekleştirecek Pioneering Spirit gemisi bugün İstanbul Boğazı’ndan geçiyor. 382 metre (kaldıracı dahil 477 metre) uzunluğu ve 124 metre genişliğiyle dünyanın en büyük inşaat gemisi olan Pioneering Spirit, geçişini kılavuz ve sahil güvenlik gemileri eşliğinde gerçekleştiriyor. Pioneering Spirit gemisi, önümüzdeki haftalarda Rusya açıklarındaki derin sularda deniz tabanına boru döşemeye başlayacak.

Dünyanın en büyük gemisinin döşeyeceği TürkAkım da, dünyanın en büyük açık deniz boru hattı projelerinden biri olma özelliğini taşıyor. TürkAkım, Rusya’dan Türkiye’ye uzanacak her biri yaklaşık 930 kilometre uzunluğunda ve 81 santimetre çapında iki paralel doğalgaz boru hattından oluşacak. Karadeniz tabanında 2200 metreye ulaşan derinliklerde döşenecek iki hattın doğalgaz taşıma kapasitesi toplamı yıllık 31,5 milyar metreküp olacak.

TürkAkım’la taşınacak doğalgazın yarısı, BOTAŞ tarafından Türkiye piyasasına dağıtılacak. Diğer yarısı ise BOTAŞ ve Gazprom tarafından ortaklaşa gerçekleştirilecek bir başka kara hattıyla Türkiye-Yunanistan sınırına iletilecek. Yaklaşık 4 santimetre kalınlığında çelikten imal edilen borular, Karadeniz’in derinliklerindeki muazzam basınçlara dayanıklı ve son derece güvenli olacak şekilde tasarlanıyor.

TürkAkım’dan Türkiye ve Avrupa’ya doğalgaz akışının takvime uygun olarak 2019 yılı sonunda başlaması bekleniyor. Türkiye’nin enerji güvenliğini sağlamak üzere tasarlanan TürkAkım doğalgaz boru hattı, Türkiye ile Rusya arasındaki enerji işbirliğinin de yeni bir mihenk taşı olacak.

StratejiCo / TUrkiye’de Enerji

Türk Akımı’nın Devi Boğaz’dan Geçti

Rusya’dan doğalgaz sağlayacak Türk Akımı hattının inşaatını gerçekleştirecek “Pioneering Spirit” adlı dev boru döşeme gemisi Boğaz’dan Karadeniz’e geçiş yaptı.

Hollanda’nın Rotterdam Limanı’ndan  yola çıkan  382 metre uzunluğunda ve 124 metre genişliğindeki Malta bayraklı gemi Çanakkale’nin ardındna İstanbul Boğazı’ndan geçti.

Geminin  Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, Anadolukavağı, Anadoluhisarı gibi Boğaz’ın kritik noktalarından geçişi vatandaşlar tarafından da heyecanla izlendi.

Rus doğalgazını Türkiye’ye taşıyacak geminin geçişi dolayısıyla Boğaz uluslararası deniz trafiğine çift yönlü olarak kapatıldı. Dev geminin Karadeniz’e açılmasıyla gemi trafiği normale döndü.

Pioneering  Spirit Gemisi’nin döşeyeceği gaz boruları, Karadeniz’in altından 900 kilometre boyunca ilerleyerek Trakya kıyısından Türkiye’ye gelecek.

Geminin 2 Haziran’da Rusya’nın Anapa Limanı’na ulaşması bekleniyor.

BEYKOZ / TURKİYEDE ENERJİ

T.C. Başkanı’nın defterinde yazılı zalimler

Seçimlerden önce Cumhurbaşkanımız tarafından bazı kişilerin partideki görevinden alınacağı söylemlerinin bugünlerde sıkça yazılıp, çizildiği bir algı operasyonunun başlatıldığını seyrediyoruz.

Ak Parti üyesi olmadığı 979 gün hata yapmadan emin olmadığı hiçbir atak gerçekleştirmeyen Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın partiye üyeliğinin ardından hemen hata yapacağını zannederek birileri düğmeye bastılar.
Bu kişiler en önemli şeyi bilmedikleri için görmezden geldiler, pardon bilemediklerinden göremediler.

Bu bilemedikleri ve göremedikleri ise; ‘İlmi Siyaset’tir.

Fısıltı gazeteleri ile servis edilen haberlerde; 3-4 büyükşehir belediye başkanı, bir düzineye kadar ilçe belediye başkanının, Parti ilçe başkanlarının, kabine ile MKYK’nın belirli kısımlarının değişeceği konuşularak, sanki bu değişmelerin bir kaosun bir kargaşanın ve bir ayrışmanın ön habercisi olacağı fikri zihinlere sokulmaya çalışılıyor.

3 Kasım 2002 genel seçiminde AK Parti’nin tek başına iktidara gelmesinin ardından 58. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti kurulmuş, dört ay gibi bir süre geçtikten sonra 59. Hükümet göreve başlamıştı.

59. hükümette yapılan revizyonla birçok önemli bakanlıklarda değişikliğe gidilmişti.

22 Temmuz 2007 seçimlerinin ardından kurulan 60. Hükümet’te de bir önceki hükümete göre ciddi değişiklikler yaşanmış, 8 bakan kabine dışında kalırken, 7 bakanın da görev yerleri değişmişti.

12 Haziran 2011 seçimlerinin yapılmasıyla 6 Temmuz 2011’de kurulan 61. Hükümet’te hiç beklenmedik anda ara revizyonla dört bakan yerine yeni isimler görevlendirilmişti.

30 Mart 2014 yılındaki yerel seçimlerde, 3 bakanın belediye başkanı adayı gösterilmesi ve üç bakanın da malum konu ile alakalı istifa etmesiyle ciddi bir revizyon gerçekleştirilmişti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesi ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nu hükümeti kurmakla görevlendirmesinin ardından 62. Hükümette de bazı bakanlar kabine dışı kalmış, bazılarının da yeri değişmişti.

7 Haziran Genel Seçim’inde, mevcut bir partinin tek başına hükümet kuracak çoğunluğu elde edememesi nedeniyle, yeni kabine kurulması görevi en yüksek oyu alan AK Parti Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’na verilmiş ancak koalisyon görüşmelerinden de bir sonuç alınamaması üzerine seçim hükümeti kurulmuştu.

1 Kasım 2015’te yapılan 26. Dönem Genel Seçimi’nden AK Parti’nin yeniden tek başına iktidara gelmesinin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Genel Başkanı ve Konya Milletvekili Ahmet Davutoğlu’nu hükümeti kurmakla görevlendirmişti. Davutoğlu’nun başbakanlık görevi 2 yılı doldurmasına aylar kala sonlandı.

Davutoğlu, 22 Mayıs 2016’da partisinin 2. olağanüstü büyük kongresiyle genel başkanlığı Binali Yıldırım’a devretti.

Başarılı bir başbakanlık görevi yapan Binali Yıldırım hiçbir grup veya operasyonun etkisinde kalmayarak, cumhurbaşkanımızın çalışma hızına yetişmek için yoğun çaba harcaması ile takdire şayan hareketler sergiledi.

Ak Parti’nin kurulduğu günden bu yana çok ciddi revizyonlar, değişiklikler, görevden almalar olmuştur.

Yapılan bu değişikliklerin tümünde Recep Tayyip Erdoğan imzalı ilmi siyaset kullanmıştır. Önümüzdeki süreçte; İlmi siyaseti en iyi kullanan siyasetçi olarak en isabetli değişimlere imza atacağı kaçınılmaz gözükmektedir.

Evet, yeni yapılacak değişimlerle alakalı 3-5 belediye başkanı, bir tutam teşkilat mensubu, kabine reisi hariç değişimler, bakanlarda takaslar gerçekleşeceği söylemleri ile alakalı algı operasyonu yapanlar yanılıyor.

Öyle 3-5 tane değişiklik olmayacak, öncelikle FETÖ ile sıcak temasını sağ bekte bekler gibi gizliden gizliye koparmayanlar, ihale peşinde koşanlar, hak yerine kendileri için çalışanlar, makam sarhoşu olarak vatandaşın şikayet, istek ve önerilerini dikkate almayanlar, mana planından çıkıp, madde denizinde kulaç atanlar, hırsızlar, arsızlar, fesatçılar, hainler, zorbalar ile hak etmedikleri halde koltukları boşuna işgal edenler değişim ile gelişimden nasiplenecekler.

Temizlik yapılacak, 2002 ruhunu unutanlar artık koltuklarını kaybedecektir.
Bu temizlik öyle söylendiği gibi değil, hak ışığında Recep Tayyip Erdoğan’ın el yazısıyla şahsi defterine yazdığı şekilde yapılacaktır.

O defterde, mağdur gibi gösterilmeye çalışılan ve esasında zalim olanların isimleri de tek tek yazılıdır.

Cengiz Aygün, ‘Yeter artık, bu milletin sabrını zorlamayın!..’

Güne, gelen bir haberle yerimden fırlayarak başladım, kan beynime sıçradı.! Kadir Topbaş’ın damadı ‘sağlık sebepleriyle’ tahliye edilmişti.

Haber: C.Rumi Aygün – FETÖ’nün finansmanında önemli bir konumda bulunması nedeniyle tutuklu yargılanan birisinin tahliyesi yeni bir ihanet değil midir?

“Tek başıma da kalsam bu ihanet örgütüyle mücadeleden vazgeçmem” diyen Cumhurbaşkanı’nın mücadelesini sabote etmek değil midir?

Hele de FETÖ mücalesinde siyasi, bürokratik  ve ekonomik  açıdan kesin ve keskin bir evreye girilirken bu yapılan Devlet gövdesine atılan hain baltalar değil midir?

Çıldırmamak elde değil,

Bu nasıl olur…?

Bu kararı vermek bir “akıl tutulması” değilse başka nedir,

Nedir kardeşim bu adamın tahliyesine neden olan “Ölümcül hastalık”

Soruyorum bu kararı veren Hakimlere,

Açıklayın, konuşun ve söyleyin,

Raporu veren Hekimlere soruyorum,

Hemen açıklama yapın,

Neymiş bu FETÖ Zanlısının hastalığı…

Çabuk, acele ve hızla bizleri, milleti ve kamuoyunu aydınlatın,

Aksi takdirde  bu fiil ihanete eşdeğerdir,

Hakiminden Hekimine herkes zan altındadır,

Milletin vicdanı, mazlumların ahı ve kanunların hükmü sizi mahkum edecektir.

Tam da haklarında iddianame açıklanmışken,

Yangından mal kaçırır gibi,

Bu “Zanlı”nın tahliyesinin kerameti nedir…

Aklım almıyor, vicdanım kabullenmiyor, sinirim kaldırmıyor,

Bu icraatla kim neyi amaçlıyor?

Erdoğan için ağıza alınmayacak sözlere avuçları çatlarcasına alkış tutan bu adamın tahliyesi nedendir?

Vatana ihanet eden örgüte finansman sağlayan bu ihanet zanlısının “ayrıcalığı” nedir?

Ey Yetkililer!…

Terörist başı Öcalan da hasta,

Hemen onu da tahliye edin o halde…!

FETÖ elebaşı F. Gülen de gelsin ve altı ay tutuklu kalıp o da serbest bırakılsın…!

Ne kadar Terör elebaşı varsa onları da “sağlık nedeniyle” salıverin gitsin…!

17-25 Aralık İhanetinden beri hep yazdım,

“FETÖ’ye rehavet, Vatana ihanet”tir dedim,

“Zalime şefkat mazluma zulmet”tir dedim,

“Aç canavara şefkat onun iştahını artırır ve hatta dişinin kirasını ister” dedim…

Bunları hem yazdım, hem de bu alçak terör örgütünün tasfiyesi için cansiperane çalıştım,

Riske girdim, tehdit edildim,

Umurumda bile olmadı.

Çünkü “ölümden öte köy yok” diyebilenlerdenim.

Tehdit edenlere, sövenlere papuc bırakmadım,

Çünkü onlar ihanet kıvılcımını 17-25 Aralık’da çakmıştı.

Hainden tehdit ve sövgüden başka bir şey gelmezdi zaten…

Ama birileri abartıyorsun dedi,

Çok katısın dedi,

Radikallik yapıyorsun dedi.

Üzüldüğüm, kırıldığım, incindiğim bu sözler ve sözleri söyleyenler oldu.

17-25 Aralık’ı hemen unutuverdik.

İhanet mi bitmişti,

Hayır bitmedi,

MİT Tır’ları “savcı ünvanlı hainlerce” durdurularak ülkemize hançer saplandı.

Bunu da unuttu beni eleştiren o “balık hafıza”lılar,

Peki ihanet bitti mi?

Maalesef ki hayır…!

15 Temmuz Büyük İhanetini yaşadık.

Neden?

Çünkü adım adım gelen, alçaklığı, hainliği ve kahpeliği gözardı ettik,

Ciddiye almadık,

Gaflette idik,

“Aptalca” bir unutmaya mahkum ettik kendimizi,

Ama “Su uyudu, düşman uyumadı”

15 Temmuz akşamı “Büyük İhanet” kapımızı çaldı,

Bomba oldu, kurşun oldu başımıza yağdı,

Tank oldu üzerimizden geçti.

Böylesi büyük felaket sonrası artık hepimiz dersimizi aldık dedim,

Susacağım artık,

Konuşmayacağım dedim.

Çünkü millet olarak, devlet olarak, yöneticiler olarak bundan büyük ders olmazdı dedim,

15 Temmuz’un hemen akabindeki oluşan mücadeleyle ümitlenmiştim,

Artık rehavet olmaz demiştim.

Yeni yüzyılın “Milli mücadelesi” fasılasız ve ihmalsiz yapılacak diye inanmıştım.

Fakat heyhatttt….!

“Türedi yeni kuşak lafazanlar” ekranları kapladı.

Ben “FETÖ’ye rehavet ihanettir” derken suspus olanlar bir anda FETÖ mücadelecisi oluverdi,

15 Temmuz sonrası yeni “kahramanlar(!)” türedi, boy göstermeye başladı medyada,

Mücadele ederken mücadeleyi baltalama başladı,

Mücadele derken mücadeleyi sulandırmalar başladı,

Cumhurbaşkanı’nın dediği gibi; maalesef “at izi it izine k……………

Makalenin devamını okumak için tıklayın.