11.2 C
İstanbul
Çarşamba, Nisan 8, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 151

Elektrik ticaretinde kredi destek eki dönemi başladı

Enerjisa Elektrik Enerjisi Toptan Satış A.Ş. ve Akenerji Elektrik Enerjisi İthalat İhracat ve Toptan Satış A.Ş., EFET Genel Çerçeve Sözleşmesi’ne ek olarak EFET Kredi Destek Eki’ni (CSA) imzalayarak Türkiye’de elektrik ticareti açısından önemli bir ilki gerçekleştirdi

Enerji sektörünün önde gelen şirketlerinden Enerjisa Elektrik Enerjisi Toptan Satış A.Ş. ve Akenerji Elektrik Enerjisi İthalat İhracat ve Toptan Satış A.Ş., aralarındaki EFET (Avrupa Enerji Tacirleri Federasyonu) Genel Çerçeve Sözleşmesi kapsamında Kredi Destek Eki’ni (CSA) de imzalayarak, Türkiye’de elektrik ticareti açısından önemli bir ilki gerçekleştirmiş oldu.

Elektrik Ticaretinde Güven Dönemi
Elektrik ticareti gerçekleştiren şirketler için vadeli piyasa fiyatlarında yaşanan dalgalanmaların kontratları üzerinde oluşturduğu riskin azaltmasını sağlayan CSA, işlem tarihi ile tedarik tarihi arasında doğabilecek fiyat değişiminden şirketlerin zarar görmesini engelleyecek. CSA ile tarafların, aralarında anlaştıkları sıklıkta maruz kaldıkları risk değerini karşılıklı hesaplayarak, riske maruz kalan tarafa nakit veya teminat mektubu teslim ederek bu riski en aza indirmeleri mümkün olacak. CSA’nın elektrik piyasasında piyasa oyuncularına daha güvenilir ortam sağlamasıyla, piyasa likiditesinin artmasına ve enerji ticaretinde istikrarın gelişmesine katkısı olacak.

Enerjisa ve Akenerji tarafından atılan sektörde öncü olacak bu adımın Türkiye enerji piyasalarında ticaretin arttırılması adına firmalar tarafından yaygın olarak hayata geçirilmesi bekleniyor.

Faselis/Gazete Fısıltı

İklime Trump’tan sonra Avustralya çelmesi

KPMG’nin her ay petrol ve gaz piyasalarını analiz ettiği raporunda bu ay Paris Anlaşması öne çıktı. Raporda, enerjinin kaderini zengin ülkelerin Paris Anlaşması’na olan sadakatinin belirleyeceği vurgulandı. ABD Başkanı Donald Trump’ın Paris Anlaşması’ndan çekilme kararı almasının ardından gözlerin Avustralya’ya çevrildiği belirtildi. KPMG Türkiye Enerji Sektör Lideri Ümit Bilirgen, “Avustralya, ülke menfaatlerini tercih ederek, doğalgaz kaynaklarını Paris Anlaşması’ndaki taahhütlerine uygun olmayan yöntemlerle çıkarmaya karar verirse iklime bir çelme de Avustralya’dan gelecek” dedi.

KPMG’nin aylık ‘Petrol ve Gaz Pazarında Gelişmeler’ raporunu değerlendiren KPMG Türkiye Enerji Sektör Lideri Ümit Bilirgen, Avustralya’nın küresel petrol ve doğal gaz pazarındaki rolünün gelecek yıllarda artacağına dikkat çekti. Bilirgen, “Onshore ve offshore olarak Avustralya’da henüz tam kapasite kullanılmayan büyük gaz kaynakları bulunuyor. Avustralya halkı bu yerli kaynakların kullanılması taraftarı. Avustralya’nın bu kaynakları ihraç eder hale geldiği durumda ise arz fazlası ve rekabet ortaya çıkacak. Bu da global fiyatları özellikle LNG fiyatlarını düşürücü bir etki yaratacak” şeklinde konuştu.

Bilirgen gelişmiş ekonomilerin Paris Anlaşması ile ilgili tavrının önemine değinip şöyle devam etti; “Petrol ve gaz yönünden zengin ülkelerin Paris Anlaşması’na olan sadakati, enerji sektörünün yönünü belirleyecek. Gaz kaynakları yönünden zengin Avustralya’nın Paris Anlaşması’na olan sadakatinin süreceği öngörülebilir. Doğal gaz zaten küresel ısınmaya önlem olarak kömüre kıyasla karbon emisyonu düşük bir kaynak olarak görülüyor. Ancak Avustralya kaya gazı çıkarma yöntemindeki gibi ‘hidrolik kırılma’ denilen geleneksel olmayan bir yöntem uygulayarak doğal gaz çıkarırsa ve bu durum Paris Anlaşması’ndaki taahhütlerine ters düşerse, ülkenin öncelikle kendi menfaatlerini göz önüne alması söz konusu olabilir.”

Siemens’in YEKA’yı kazanması yankı buldu
Türkiye’deki Rüzgar Enerjisi Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) ihalesinin dünya enerji gündeminde yer bulduğunu belirten Bilirgen, “YEKA projesi özellikle dünya medyasında Siemens’in Türkiye’de ihale kazanması şeklinde yankı buldu. Politik gerilimin ardından Almanya’nın en büyük şirketlerinden birinin Türkiye’de böyle büyük bir yatırımın ihalesini kazanması ticari ilişkilerin etkilenmeyeceği yönünde pozitif bir izlenim yarattı” dedi.

Yabancı yatırımcının Türkiye’ye güveni artacak
Bilirgen şöyle devam etti: “YEKA ihalesini Siemens ortaklığının kazanması, yabancı yatırımcının Türkiye’ye olan güvenini artıracak. İhalenin Türkiye’nin rüzgar enerjisi kapasitesini yüzde 17 artıracak olması, Türkiye’nin yenilenebilir kaynaklara gösterdiği önemi bir kez daha kanıtladı.”

KPMG Petrol ve Gaz Pazarında Gelişmeler raporunda küresel piyasalarla ilgili öne çıkan başlıklar şöyle:
-Son 3 yıldır petrol düşük fiyatlarda seyrediyor ve önümüzdeki dönemde de bu durumun devam etmesi bekleniyor. Bu düşük fiyat beklentisinin ardında özellikle Libya ve Nijerya gibi OPEC ülkelerinden ve OPEC üyesi olmayan ABD’den beklenen bir petrol arz artışı var.
-OPEC ülkelerinin üretim kısma kararına rağmen arz fazlası beklentisi nedeniyle fiyatların 2018’de de düşük (50$ bandında) kalacağı tahmin ediliyor.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Hizmet kervanında görev değişimi gayet tabiidir

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti’nin 16. kuruluş yıl dönümü töreninde yaptığı konuşmada “AK Parti milletimizle birlikte adeta tarih inşa ediyor, tarih yazıyor. Partimizin ismini oluşturan ‘adalet’ ve ‘kalkınma’ kavramları hangi yöne gitmemiz gerektiğini gösteren birer deniz feneri gibi bugün de yolumuzu aydınlatıyor. Sadece ülkemizde değil, tüm dünyada adaleti ve kalkınmayı temin edeceğimiz güne kadar bize durmak yok. Kimsenin vagonu olmadan daima adaletin ve kalkınmanın lokomotifliğini yaparak ülkemiz, bölgemiz ve tüm dünya için çalışmayı sürdüreceğiz” dedi.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti’nin kuruluşunun 16. yıl dönümü etkinlikleri çerçevesinde Sincan Harikalar Diyarı’nda düzenlenen törene katıldı. Başbakan Binali Yıldırım, bakanlar, TBMM eski Başkanları ve AK Parti milletvekillerinin de hazır bulunduğu törende, Cumhurbaşkanı Erdoğan bir konuşma yaptı.

“TÜRKİYE, 16 NİSAN HALK OYLAMASI İLE DAHA GÜÇLÜ BİR DEMOKRASİYE GEÇTİ”

Son yıllarda üst üste yaşanan sıkıntılar sebebiyle ekonomide bozulan dengeleri yeniden yerine oturtma konusunda önemli mesafe kat ettiklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “16 Nisan halk oylaması tarihimizde ilk defa yönetim biçimimizi doğrudan milletimizin kararıyla ve köklü bir şekilde değiştirdiğimiz bir dönüm noktasıdır. Türkiye bu değişiklikle yürütme gücünün Cumhurbaşkanında olduğu, yasamanın yine Parlamentoda-Meclis’te ve yargının da bağımsız mahkemeler eliyle yürütüldüğü daha güçlü bir demokrasiye geçmiştir” değerlendirmesinde bulundu.

Geçen 15 yılın her birini önemli birkaç başlığıyla saymanın dahi Türkiye’nin nasıl bir ateş çemberinden geçtiğini gösterdiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, son 4 yılda iyice yoğunlaşan terör eylemleri, darbe teşebbüsleri, siyasi, ekonomik ve diplomatik saldırılar karşısında milletle omuz omuza tarihî bir mücadele verdiklerini kaydetti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “AK Parti bu mücadelenin lokomotifidir. Allah’ın yardımıyla bu mücadeleden hep birlikte galip çıkacağımıza inanıyorum” diye konuştu.

“BAŞARILARIMIZIN GERİSİNDE MİLLETİMİZLE KURDUĞUMUZ GÜÇLÜ İLİŞKİ VAR”

AK Parti’nin Türkiye’ye kazandırdıklarının her birinin önemli ve kıymetli olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ancak hiç kimse kerameti kendisinde görmesin. Bizim başarılarımızın gerisinde milletimizle kurduğumuz güçlü ilişki, ondan aldığımız büyük destek var. AK Parti kimsesizlerin kimsesi, sesini duyuramayanların sesi, gücü yetmeyenlerin eli-kolu olduğu için bunca yıl milletimiz tarafından sahiplenildi” vurgusunda bulundu.

AK Parti’nin 2011 seçimlerindeki şarkının sözlerini aktararak, “Evet, bizler aynı bağın gülüyüz. Biz milletimizle aynı yoldan geçmeyi, aynı sudan içmeyi, aynı türküleri söylemeyi, aynı duaları etmeyi sürdüğümüz müddetçe Türkiye 2053 vizyonunu da, 2071 hedeflerini de AK Parti’yle gerçekleştirmeye devam eder” ifadelerine yer veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir süredir kimilerinin kendisine “Diğer partilerde iktidara geleceklerine dair umut bırakmadınız” dediğini hatırlattı ve “İyi de, biz kimseyi elinden tutup da iktidara getirmek gibi bir görevle mükellef değiliz. AK Parti olarak biz, milletimizle birlikte ülkemizi 15 yıl başarıyla yönettik” diye ekledi.

“SİYASET MEYDANI ER MEYDANIDIR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi: “Varsa icraat konusunda, bu mücadeleyi yürütme konusunda bizimle rekabet edebilecek, yarışabilecek, aşık atabilecek birileri buyursun çıksın meydana. Siyaset meydanı er meydanıdır. Eğer başarı istiyorsanız, hele hele iktidar istiyorsanız çalışacaksınız, terleyeceksiniz, mücadele edeceksiniz. Yoksa Almanya’nın Focus Dergisine AK Parti’yi şikâyet etmekle iktidar olamazsın. Öbür taraftan kalkıp yalan-dolan, her türlü yolsuzluğu yapmak suretiyle AK Parti’yi alt edemezsin. Eğer yürek varsa önce dürüst olacaksın ve bu yolda ne söz veriyorsan onu yapacaksın. Projelerin var mı, planların var mı, hünerlerin var mı milletin önüne sereceksin. Şayet milletimizi ikna edebilir, desteğini alabilirsiniz iktidara gelmek bir devir-teslim törenine bakar. Unutmayınız, aynı durum bizim için de geçerlidir. Milletimize kendisi ve ülkemiz için en güzel geleceği AK Parti olarak bizim hazırlayacağımızın güvenini vermek, her seçimde de bunu tazelemek mecburiyetindeyiz. Ancak, sen sözde adalet yürüyüşünü yaparken sağına, soluna terör örgütlerinin desteğinde olanları alır, onlarla beraber yürürken bu millet sana destek vermez.”

Bu bayrağın, bu vatanın, bu devletin ve bu milletin kadrini, kıymetini bilmeyenlerin bu ülkede iktidar olamayacağını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizim bu Rabia’mıza ‘terör örgütü işaretidir’ diyecek kadar zavallı olanlar bu ülkede iktidar göremez. Bu terör örgütü işareti değil, bu AK Parti’nin manifestosu” dedi ve konuşmasında ‘tek millet, tek bayrak, tek vatan ve tek devlet’ vurgusunda bulundu.

“HİZMETTE OLDUĞU GİBİ SİYASETTE DE HER TÜRLÜ REKABETE AÇIĞIZ”

14 Ağustos 2001 tarihinde AK Parti’yi kurarken, “Bir daha bugünlere dönmemek için çıtayı biraz daha yükseltiyor ve ‘tek başına iktidar bize yetmez’ diyoruz. Türkiye’nin istikrarı, devletimizin itibarı, halkımızın mutluluğu için AK Parti olarak yüzde 50 diyoruz” dediğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 16 yıl önce belirledikleri bu hedefe 2019 seçimleri için artı 1 seçmen ilave ettiklerini söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Çünkü biz 2007 yılında yüzde 47, 2011 yüzde 49.9, 1 Kasım 2015’te yüzde 49.5 oy alarak zaten bu hedefe yaklaştık. Artık tüm hesaplarımızı yüzde 50’in üzeri için yapmak, tüm çalışmalarımızı bu doğrultuda yürütmek durumundayız” şeklinde konuştu.

AK Parti’nin diğer pek çok konuda olduğu gibi bu hususta da standartları kendi eliyle yükselttiğini ve böylece hizmette olduğu gibi siyasette de her türlü rekabete açık olduklarını ilan ettiklerini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Rekabet çıtasının yükselmesinin bize verdiği mesajı çok iyi görmemiz, anlamamız gerekiyor. Madem başarının çıtası değişti, madem mücadelenin şartları değişti, öyleyse bizim de kendi içimizde bu değişimi hayata geçirmemiz şart” ifadelerini kullandı.

“BİR BAYRAK YARIŞI OLAN HİZMET KERVANINDA GÖREV DEĞİŞİMİ GAYET TABİİDİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’nin değişim talebine cevap vermek üzere kurulan AK Parti için değişim tabii bir olgudur. Her kongrede teşkilatlarımızı, her seçimde milletvekillerimizi, belediye başkanlarımızı, aynı şekilde bunların altındaki kurulları, il genel meclislerini, belediye meclislerini belirli oranlarda değiştirmek suretiyle bugünlere geldik. Sadece bu defa çok daha köklü bir değişime ihtiyacımız var. Başarılı olan arkadaşlarımızla elbette yolumuza devam edeceğiz. Yıllardır partimize çok önemli hizmetler vermiş arkadaşlarımızın bazılarıyla farklı platformlarda çalışmaya ihtiyacımız var, bunun yanında yılların verdiği bir yorgunluk ve yıpranmışlık sebebiyle görevini devretmeye hazır arkadaşlarımızın olduğunu zaten biliyoruz. Bilhassa AK Parti il, ilçe kongrelerinde, belde kongrelerimizi ve atamaları bitirdik. Şimdi ilçeler başlıyor, iller başlıyor ve böylece inşallah Şubat sonuna kadar bütün bunları bitireceğiz. Bütün bunlar bir tasfiye harekâtı değildir, bu böyle bilinmeli, bir bayrak yarışı olarak gördüğümüz bu hizmet kervanında görev değişimi gayet tabiidir.”

AK Parti çatısı altında ülkeye ve millete hizmet etmek için hiçbir unvana, hiçbir özel görevlendirmeye de ihtiyaç olmadığının altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kendini bu büyük ailenin bir mensubu olarak gören herkes partisi ve ülkesi için elinden geleni yapmıştır ve inanıyorum ki yapmaya da devam edecektir” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, parti teşkilatlarındaki değişim ihtiyacını vurgulu bir şekilde dile getirmesinin sebebini “2019’a kadar yürütmemiz gereken hazırlıklarımızdır, bunun için de gayretli olmamız lazım” şeklinde açıkladı.

FETÖ başta olmak üzere, terör örgütleriyle iltisaklı kişilerin AK Parti’den uzak tutmanın tüm partililerin en başta gelen görevi olduğuna vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu konuda en küçük bir gevşekliğe müsamaha gösterilmemesi gerektiğini dile getirdi.

“ADALET VE KALKINMANIN LOKOMOTİFLİĞİNİ YAPARAK, ÜLKEMİZ VE DÜNYA İÇİN ÇALIŞMAYI SÜRDÜRECEĞİZ”

AK Parti’nin kongrelerinde görev alacaklara başarılar dileyen ve görevini devredecek olanlara verdikleri hizmetler için teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: “Kardeşlerim, AK Parti milletimizle birlikte adeta tarih inşa ediyor, tarih yazıyor. Partimizin ismini oluşturan ‘adalet’ ve ‘kalkınma’ kavramları hangi yöne gitmemiz gerektiğini gösteren birer deniz feneri gibi bugün de yolumuzu aydınlatıyor. Sadece ülkemizde değil, tüm dünyada adaleti ve kalkınmayı temin edeceğimiz güne kadar bize durmak yok. Kimsenin vagonu olmadan daima adaletin ve kalkınmanın lokomotifliğini yaparak ülkemiz, bölgemiz ve tüm dünya için çalışmayı sürdüreceğiz. Dünyayı kendilerinden başka herkes için cehenneme çevirmek isteyenlerin tersine, biz yaratılmışların en şereflisi olan insana hizmet yolunda tüm gücümüzü ortaya koyacağız. Bugüne ve bugüne kadar attığımız adımlarla her adımda ‘insanı yaşat ki devlet yaşasın’ ilkesiyle hareket ettik, bundan sonra da aynı şekilde devam edeceğiz.”

Ülkenin ve milletin sahada ter dökerek ve her türlü fedakârlığı yaparak elde ettiği kazanımları masada heba etme dönemini tamamen kapatmakta kararlı olduklarını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “IMF reçeteleriyle, yüksek faiz prangasıyla, rüşvet ve yolsuzluk batağıyla, kısır siyasi çekişmelerle devraldığımız bir ülkeyi, hamdolsun bugün dünyanın 17. büyük ekonomisi hâline getirdik” sözlerine yer verdi.

Terörle, darbelerle, kriz ve kaoslarla önlerini kesmek isteyenlerin bugüne kadar başarılı olamadığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu oyunların gelecekte de başarısızlığa mahkûm olmasını sağlamak bizlerin, AK Partililerin görevidir” diye ekledi.

“ÖNÜMÜZDE 2023 HEDEFLERİMİZLE SOMUTLAŞTIRDIĞIMIZ BÜYÜK TÜRKİYE’YE ULAŞMA SORUMLULUĞU VAR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında şunları kaydetti: “Türkiye büyüdükçe, unutmayın, dertlerimiz de büyüyor, başımıza musallat olan tehlikeler de artıyor. Şimdi önümüzde 2023 hedeflerimizle somutlaştırdığımız büyük Türkiye’ye, güçlü Türkiye’ye, müreffeh Türkiye’ye ulaşma sorumluluğumuz var. Bu bizim milletimize karşı bir taahhüdümüzdür. 16 Nisan halk oylamasında her gittiğimiz yerde bu sözü milletimize verdik. 15 Temmuz şehitlerimize, terörle mücadele şehitlerimize, en son Karadeniz’de 15 yaşında hain kurşunların hedefi olan Eren yavrumuza karşı mahcup olmamak için bu hedeflerimize ulaşacağız. Bunun için 2019 seçimlerinde milletimizle 2002 yılından beri sürekli tazelediğimiz ahdimizi bir kez daha ve çok daha güçlü bir şekilde inşallah yenileyeceğiz.”

Fatih’in hocası Akşemseddin’in ‘Sen şartlara teslim olmazsan, şartlar sana teslim olur’ sözünü hatırlatarak, Türkiye’de gerçekleştirdikleri tüm büyük reformları şartlara teslim olmadıkları için başardıklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şimdi de önümüzde 2019 için yine böyle bir fırsat var. Âşık Veysel gibi ‘uzun ince bir yoldayız, gidiyoruz gündüz-gece’ dedik, şartalar teslim olmadan yolumuza devam edeceğiz” dedi ve sözlerini nice kuruluş yıl dönümlerinde bir arada olma temennisiyle tamamladı.

TCCB / TÜRKİYE’DE ENERJİ

Enerjisa, Stevie Awards ödülünün sahibi oldu

0

Enerjisa Dağıtım Şirketleri, Stevie Uluslararası İş Ödülleri’nde enerji sektöründe bir ilke daha imza atarak “Yılın Müşteri Hizmetleri Departmanı” kategorisinde bronz ödüle layık görüldü. Enerjisa Dağıtım Şirketleri Genel Müdürü Murat Pınar, tüm süreçlerinin odağına müşteriyi alan yeni yatırım ve uygulamalarla birlikte hizmet kalitesini daima ileri taşıdıklarını belirtti

Türkiye’nin lider enerji şirketi Enerjisa’nın dağıtım şirketlerinden AYEDAŞ, Başkent ve Toroslar, dünyanın en başarılı kurumlarını değerlendiren Stevie Uluslararası İş Ödülleri 2017’de ödül kazandı. Bu yıl 14’üncüsü düzenlenen Stevie Uluslararası İş Ödülleri’nde Enerjisa, sektöründe ilk kez “Yılın Müşteri Hizmetleri Departmanı” kategorisinde bronz ödülün sahibi oldu.

Müşteri odaklı bir anlayış ile hizmet kalitesini hep daha iyiye taşımayı amaçladıklarını belirten Enerjisa Dağıtım Şirketleri Genel Müdürü Murat Pınar: “AYEDAŞ, Başkent ve Toroslar bölgeleri olmak üzere 14 ilde 20 milyon nüfusa elektrik dağıtım hizmeti veriyoruz. Bu kadar büyük bir hacme hizmet vermenin ardında büyük sorumluluk ve her zaman daha iyisini hayata geçirme tutkusu var. En iyi hizmeti sunma hedefimizle yola çıkarken müşteri ihtiyaçlarını tüm süreçlerimizin odağına alıp, operasyonel çalışmalarımızda sürdürülebilir müşteri memnuniyeti esasına göre planlarımızı yaptık. Her geçen yıl artan abone sayımız ile kapsamlı bir müşteri ilişkileri operasyonu yürütürken, süreç mükemmelliği hedefiyle 3 bölgemize de hizmet veren 800 kişilik çağrı merkezlerimizle 7 gün 24 saat hizmet veriyoruz. Aynı zamanda, yenilikleri ve farklı müşteri eğilimlerini de takip ederek Twitter, Facebook, SMS ve mobil uygulama gibi yeni kanallar üzerinden de müşterilerimize ulaşmaya devam ediyoruz. Sektörümüzde ilk defa bu ödülü kazanmanın ve ülkemize getirmenin gururunu yaşıyoruz. Bu prestijli ödül ile uluslararası platfomlarda da kıyas görerek ne kadar değerli çalışmaları hayata geçirdiğimizi bir kez daha gördük. AYEDAŞ, Başkent ve Toroslar bölgelerimizde daha iyiyi hedefleyerek çalışmalarımıza devam edeceğiz” dedi.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Kordsa sürdürülebilir geleceğe devam ediyor

Güçlendirme lideri Kordsa, gençleri teknoloji, inovasyon, Ar-Ge ve mühendisliğe teşvik etme vizyonuyla, Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencilerini geçen yıl olduğu gibi bu sene de destekliyor. Kordsa’nın kompozit malzeme desteği verdiği Yıldız Teknik Üniversitesi Rüzgâr Enerjisi Kulübü, kendi geliştirdikleri ve ürettikleri, rüzgar mekanik enerjisiyle çalışan “Bulut 17” adlı araçla Hollanda’da düzenlenecek uluslararası yarışmaya hazırlanıyor. Kordsa’nın ürettiği prepreg ile aracın kanat, difizör bölümleri, kompozit kumaşla ise gövde ve şase kısmı yapıldı.

Türkiye’den tüm dünyaya teknoloji ihraç eden Kordsa’nın, geleceği güçlendirme misyonuyla destek verdiği projelerden biri olan YTÜ Rüzgâr Enerjisi Kulübü, rüzgar enerjisi hakkında, başta Yıldız Teknik Üniversitesi’nde olmak üzere toplumsal bir bilinç oluşturmak, bu konuda dünyada yaşanan gelişmelerin ve gelişen teknolojilerin takibini yapmak ve projeler üretmek amacıyla çalışmalarına devam ediyor.

YTÜ Rüzgar Enerjisi Kulübü tamamen rüzgar enerjisi ile çalışan aracın üretimini tamamladı. Hızı rüzgâra göre değişkenlik gösteren ve %80 verim üzerinden hesapladığında 40-50 kilometre hıza ulaşabilen araç üzerinde yer alan 2 metre çapındaki difizör ve kanatlarla “Bulut 17” rüzgarı alarak mekanik sistemle enerjiyi tekerleklere aktarıyor. YTÜ Rüzgar Enerjisi Kulübü, “Bulut 17” ile enerji verimliliği ve yenilenebilir enerjinin önemine dikkat çekmek amacıyla gerçekleştirilen Racing Aeolus yarışlarına katılacak. Aracı hafifleterek yarışta avantaj sağlamak amacıyla kompozit malzemeler tercih edildi. Geçen yılda olduğu gibi, bu yıl da YTÜ Rüzgar Enerjisi Kulübü ekibinin sponsorları arasında yer alan ve öncü yaklaşımıyla daima üniversite ve sanayi iş birliğini teşvik eden Kordsa’nın ürettiği prepreg ve kompozit kumaşlar aracın gövde, şase, kanat ve difizör bölümlerinde kullanıldı.

Faselis/Türkiye’de Enerji

FETÖ’cüler FETÖ’cü olmayanları mağdur ediyor

Emniyet Müdürlüğünde 1. Sınıf emniyet müdürü olan akademi mezunu vatanını karşılıksız seven vatan evladı müdürümüz 2 terfi döneminde de keyfi bahanelerle terfi alamaz.

FETÖ’cülerin fazla mesai soygununda mesaiye kaldığı halde hak ettiği ücreti bile alamaz. Doğuda emniyet müdürü yardımcısı iken lojman verilmez ve kendisi şehit merkezinde bir daire tutar.

Her gün resmi üniformasıyla yürüyerek makamına gider. FETÖ’cü baş komiserlere araç tahsis edilirken, müdür yardımcısına bir araba bile verilmez.

Hatta darbeden bir yıl önce sen İstanbul Emniyetindeki görevinde iken emniyete gelme biz gerekli olursan seni çağırırız diye sıra dışı bir uzaklaştırma alır. Sebebi darbe planlarını öğrenmemesi olduğudur.

Tüm bunları yaşamasına rağmen, KHK ile 16 kriterden hiçbirine uymadığı halde FETÖ örgütü mensubu olabileceği düşüncesi ile görevinden uzaklaştırılır.

Daha sonra beraber mesai yaptığı arkadaşlarının şahitliği ve ispatlı delilli FETÖ’cülerin hedefi olması sebebiyle görevine iade edilir.

Lakin THY’de çalışan eşi görevine iade edilmeden önce işyerinden istifasını ister.

Bu yaşadıklarından sonra vatan evladı başarılı emniyet müdürü de istifasını isteyerek çok sevdiği vatan görevini bırakmak zorunda kalır.

Sonuç; FETÖ’cüler kendilerinden olmayanları yıpratarak, görevlerine son verebiliyor ve hayatlarını karartabiliyor.

Hasta ruhlar çağdaş(*) ve dindar(**) bedenleri zaptetmiş!!!

Kafası kontak akıl hastası birisi çıkmış Atatürk büstüne saldırıyor. Bir başkasının aklıda düz kontak yapıyor ve bir bayanı giydiği kıyafeti nedeniyle ötekileştirmeye çalışıyor.

Bir başka hasta ruhlu da tesettürlü bayanlara da benzer tukaka davranışlarda bulunuyor. Hatta insan olma sınırlarını aşarak karikatüründe iki heykele başörtülü bayanın üzerine küçük abdestini akıtırken resmediyor. Yazıklar olsun…

İnsanların birbirlerine bakışlarının altında kin, nefret ve düşmanlık barınıyor. Birisi Atatürk düşmanı olmuş kafasına göre saldırıya geçerek dindar olabileceğini düşünüyor, bir diğeri Fatih Sultan Mehmed’e hakaret etmeyi çağdaşlık sayıyor.

Kimsenin kimseye saygısı, bir bireyin başka bir bireye sevgisinin kalmadığı bir ülkede yaşıyoruz. Herkesin herkese saygı duyacağı, herkesin istediği gibi giyineceği, herkesin bir başkasının düşünce ve değerlerine karışmayacağı bir yaşam temennisiyle.

* Çağdaşlığın İslam’a ve atalarımıza hakaret ile anılması düşünülemez.

** Dindar insanın Müslüman olan kendi devlet adamına hakaret etmesi düşünülemez.

Osmanlı Kudüs’ü Hz. İbrahim şemsiyesi ile yönetti

Kudüs tarihin her döneminde Osmanlı yönetimine girene kadar acının, gözyaşının ve kanlı savaşların yaşandığı yer olmuştur.

Nasıl oldu, Osmanlı ne yaptı, hangi metodu uyguladı da Kudüs’te hüküm süren bu kaosa son verdi.

Yönetimi elinde bulundurmak şartıyla;

Müslümanların ilk kıblesi olması nedeniyle Müslümanların ibadetlerini yapmalarına,

Yahudilerin Hz. Süleyman’ın tapınağının batı duvarının kalıntıları olan Ağlama Duvarı’nda dua etmelerine ve kutsal değerlerine sahip çıkmalarına,

Hristiyanların ise Hz. İsa’nın gömülü olduğu yer olduğuna inanıldığından buraya inşa edilen Holy Sepulchre kilisesinde hac ibadetlerini gerçekleştirmelerine büyük önem ve özen göstermiştir.

Osmanlı hakimiyetinde Kudüs’ün yönetimi bizde olmasına rağmen tüm dinlerin temsilcileri söz sahibi olarak huzur içerisinde kutsal topraklarda huzurla yaşamışlardır.

Ve 11. ve 12. yüzyılda Kutsal şehri Müslümanların elinden almak için Haçlı seferleri düzenlenmiş, bölgede Müslümanlara yönelik katliamlar yapılmıştır. Şehirde oluk oluk kan akmıştır.

Büyük sultanımız Selahattin Eyyubi Haçlıların elinden Kudüs’ü tekrar alarak, yaptıkları katliamlara onların diliyle değil İslam inancıyla, hoşgörü ile cevap vermiştir.

Kısa bir süre Kudüs,Moğol idaresine girmiş olsa da, daha sonra Müslüman ve Türk devleti olan Memluk Sultanlığı idaresine girmiştir.

Nihayet Yavuz Sultan Selim’in Mercidabık savaşının ardından, Kahire seferi ile Kudüs Osmanlı idaresi altına girmiştir.

Osmanlı tüm dinlerin cemaatlerini ve kurumlarını korumuş, tüm insanların haklarının savunucusu olmuştur. Bu anlayışın hüküm sürdüğü yönetimi ile insanların kutuplaşmasının önüne geçmiş ve herkesin birbirine saygı ve sevgi göstererek yaşamlarını devam ettirmeleri tesis edilmiştir.

İnsanları birbirine düşürecek fitnelerin defi konusunda büyük özen göstermiştir. Kimi zaman fitne çıkaracak kitaplar basılmış ve dağıtılmış, kimi zamanda dedikodu yayılmaya çalışılmıştır. Lakin bu tarz hain planların insanları birbirine düşman etmesinin önüne Osmanlı yönetim anlayışı ile geliştirdiği metotlarla engel olmayı her zaman başarmıştır.

Mescid-i Aksa, Beytullahim Kilisesi, Ağlama Duvarı ve diğer kutsal mekanların sorumluluğu ve temizliği üç ayrı dinden farklı ailelere üç asır boyunca verilmiş ve yönetilenlere idarecilik görevleri kısmende olsa verilmiştir.

Osmanlı 400 yıl hakimiyet kurmuş, Lakin yönetiminin sona ermesinden sonra bölge halkı Osmanlı yönetimini arar olmuştur.

Yazımı Osmanlı Devleti’nin fetihten sonra bir kuralını diğer din mensuplarının üzülmemesini sağlamak için bu kutsal şehirde nasıl uygulamadığını sizlerle paylaşarak bitirmek istiyorum.

Osmanlı fetihettiği her yere “La İlahe İllallah Muhammed’ün Resullah” yazarken, Cennet mekan Kanuni Sultan Süleyman Han tarafından yaptırılan El-Halil’deki Yafa Kapısı’nın üzerine “La İlahe İllallah İbrahim Halillullah” yazmıştır.

Yafa Kapısını üç dinden insanların ortak olarak kullanacağı düşüncesiyle hem diğer dinden insanların üzülmesini ve incilmemesini sağlamıştır. Ayrıca üç din tarafından ortak kabul edilen İbrahim Peygamber şemsiyesi altında tüm din mensuplarından insanları toplayarak fitneyi, fesatı ve kutuplaşmayı önlemiştir.

MÜSİAD bakanlık ziyaretlerine devam ediyor

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Abdurrahman Kaan ve Yönetim Kurulu üyelerinden oluşan heyet, 7 bakanlık ile temaslarda bulunarak, Ankara ziyaretlerine devam etti. Kaan başkanlığındaki heyet; Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi, Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkçi, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik, TBMM Başkanı İsmail Kahraman, Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Recep Akdağ, Adalet Bakanı Abdülhamid Gül ile görüştü.

Ziyaretlerde; ihracat, yatırım ve imalatı artırmaya yönelik konular, Türkiye ve dünya ekonomisindeki gelişmeler ve MÜSİAD’ın revizyon sonrası Hükûmet üyelerinden beklentileri paylaşılarak fikir teatisinde bulunuldu.

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci ile görüşmede; MÜSİAD’ın aylık hazırladığı Satın alma Müdürleri Endeksi (SAMEKS) hakkında bilgi veren Başkan Kaan, toplanan verilerin, alanlarında uzman akademisyenlerimiz ve yetkin kadromuz ile analiz edilip raporlandığını ve bu raporların reel sektörün dinamiklerini doğru bir şekilde yansıtarak piyasa yapıcıların sağlıklı kararlar almasında önemli katkılar sağladığını ifade etti.

Ekonomik büyüme ve yatırımın önündeki engellerin kaldırılabilmesi için imalat, yatırım ve ihracatı kapsayan ‘İYİ’ formülünü öneren Kaan, Türk ekonomisinin dinamizm ve büyümenin itici motoru KOBİ’lerin üzerinde büyüyeceğini söyledi. Günümüz küresel ekonomisinde rekabetçiliğin temel unsurunun teknoloji ve yenilik olduğunu; Türkiye ekonomisinin, sürdürülebilir kalkınma ve küresel rekabet gücü için, üretim yeteneğini, ileri teknolojiye dayalı yüksek katma değerli üretim ve teknolojik düzeyi daha üst seviyelere taşıyacak bir “yapısal dönüşüm” gerçekleştirmesi gerektiğini vurguladı. Kaan ayrıca, bu süreçte KOBİ’lerin ihmal edilmemesi, Orta Ölçekli Sanayi Bölgeleri ile ilgili MÜSİAD’ın çalışmaları olduğu ve bu düzenlemelerin yapılması neticesinde ortaya çıkan potansiyel ile ihracatın artacağını dile getirdi. Bakan Zeybekci ise, MÜSİAD’ın 27 yıldır Sanayi alanında öncülük etmiş bir STK ve en yakın çalıştıkları milli kuruluşlardan biri olduğunu ifade edip, MÜSİAD’ı bir yol arkadaşı olarak gördüğünü söyledi.

Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkçi ile görüşmede; küçük ölçekli sanayiciler için ve büyük ölçekli sanayiciler için organize sanayi bölgeleri olduğunu ancak orta ölçekli sanayi sitelerinin olmadığını belirten Kaan; içinde 200 tane, 500 ila 2 bin metrekare arasında, büyüyebilen bir sanayi sitesi olan ve aynı zamanda meslek lisesi de bulunan Toplu Sanayi İdaresi (TOSİ) modeli hakkında bilgi verdi ve TOSİ’lerin özellikle limanlara yakın bölgelerde daha fazla yapılmasını önerdiklerini vurguladı.

Bununla birlikte, sınır kapılarındaki beklemeler ve bunlara yönelik çözüm önerilerini sunan MÜSİAD Heyeti, ülkemizin farklı bölgelerinde yükleme yaparak sınır kapılarımıza gelen araçların sadece ülkemizden çıkabilmek için günler harcadığına ve sınır kapılarında da büyük zaman kaybı yaşayarak ülkemiz gümrük bölgesini terk edebildiklerine dikkat çekti.

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ ile görüşmede; CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun Alman Focus dergisine yaptığı “Alman turistleri Türkiye’ye seyahat etmemeleri yönündeki açıklaması” kınandı. Ülkemize en çok yatırım yapanların Almanlar ve Amerikalılar olduğunu ifade eden MÜSİAD Genel Başkanı, ana muhalefet liderinin bu açıklamasını kabul etmediklerini ve Kılıçdaroğlu’nun böyle bir açıklama yapıp yapmadığına dair kamuoyunu bilgilendirmesini istedi. Bakan Bozdağ ise MÜSİAD’ın ülke meselelerinde her daim yerli ve millî bir duruş sergilediğini dile getirdi.

Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik ile gerçekleştirilen görüşmede; Türkiye’ye gelen yabancı sermayenin yüzde yetmişinin Avrupa’dan geldiği ve ihracat-ithalat yoğunluğunun Avrupa’da olduğu ifade edildi. Bakan Ömer Çelik, dünyada demokrasiyi ayakta tutan sınıfın orta sınıf ve altı olduğunu, doğal muhataplarının Anadolu’da daha ziyade orta sınıf olduğu için MÜSİAD’ın bu bakımdan demokrasinin omurgasını temsil eden bir siyasi temsiliyete de sahip olduğunu ifade etti ve MÜSİAD’ın sesinin bilhassa Avrupa’da daha çok duymak istediklerine ve bunun için her türlü katkıyı sunacaklarına dikkat çekti. Kaan ise, MÜSİAD’ın Avrupa’da bine yakın iş adamı üyesi ve önemli noktalarda temsilcilikleri olduğunu ve yakın dönemde yedi tane daha temsilcilik açacaklarını ifade etti.

TBMM Başkanı İsmail Kahraman ile yapılan görüşmede; Sayın Meclis Başkanımız MÜSİAD’ın salt bir ekonomik hareket olmadığını ve bir misyonu temsil ettiğini söyleyerek; MÜSİAD’ın Anadolu sanayici ve iş adamlarının gür sesli temsilcisi ve örnek bir STK olduğunu dile getirdi. Genel Başkan Kaan ise, 15 Temmuz gecesi Meclis’i olağanüstü toplantıya çağıran ve o kritik gecede demokrasi, ülkemiz için saatler süren bir mesai harcayan Meclis Başkanı İsmail Kahraman’a teşekkür etti.

Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Recep Akdağ ile yapılan görüşmede de; Bakan Akdağ, Kamu ve özel sektör işbirliğinde yatırımcıların önündeki idari engelleri azaltmak ve iş yapma süreçlerini kolaylaştırmak üzere çalışmalarını sürdüren Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu’nda (YOİKK) MÜSİAD’ın şu ana kadar olan katkısının kayda değer olduğunu, yeni dönemde de eylem planı önerileriyle kurumsal tecrübesinden istifa etmek istediklerini ifade etti. Eylem Planları çerçevesinde reform niteliğinde yürütülecek çalışmalar ile sürdürülebilir büyümeye imkân sağlayacak daha elverişli

bir yatırım ortamının oluşturulması hedeflediklerini ifade eden Kaan, yeni dönemde “Stratejik Alanlar Politikalar Başkanlığı” birimini kurduklarını ve buradaki gayenin Türkiye’nin sorunlarına daha hızlı ve rasyonel bir çözüm üretmek olduğuna dikkat çekti. Kaan bu kurul için on tane sektör tespit ettiklerini ve bu sektörlerin; Savunma Sanayi, Bilgi Teknolojileri ve Havacılık, Yatırım- Sanayide Dönüşüm ve Yatırım Ortamını İyileştirme, Gıda, Tarım ve Hayvancılık, Enerji ve Çevre’den başlıkları altında toplandığını ifade etti.

Adalet Bakanı Abdülhamid Gül ile yapılan görüşmede ise; MÜSİAD’ın ekonomik bir kuruluş olmakla birlikte sosyal ve kültürel konularda da faaliyet gösterdiğini ifade eden Başkan Kaan, erdemli iş insanı yetiştirmeye yönelik çalışmalar yapan UTESAV Vakfı hakkında bilgi verdi. Yeni dönemde de “Erdemli Hayat Akademisi” açılacağı ve burada da bir iş adamında olması gereken hususiyet ve hasletlere dair çalışmaları olacağını vurguladı. Veraset Mahkemeleri’nde yaklaşık 350-400 bin, Alacak Davalarında 254 bin, Boşanma Davalarında 216 bin dava olduğuna dikkat çeken Kaan, şans oyunlarına bağlı piyasalar ile ilgili rapor hazırladıklarını ifade etti. MÜSİAD Heyeti, yeni dönemde yapılan çalışmalarda helal olanı yasal hale getirmek yönünde çalışmaları olacağını vurguladı. Bazı dosyaların yüksek olmasının yargıya güveni etkileyen en önemli sebeplerden biri olduğunu ifade eden Adalet Bakanı Gül, iş uyuşmazlıkları ile ilgili arabuluculuk hususunda bir tasarının Ekim ayında Meclis’e geleceğine yer verdi. Şans oyunları ile yasal düzenlemeler üzerinde çalışma halinde oldukları ifade eden Bakan Gül; ekonomi, piyasayı ilgilendiren konular olduğunda MÜSİAD tecrübesinden istifade etmek istediklerini, bu tür konular için MÜSİAD Genel Merkez üzerinden irtibat halinde olacaklarını açıkladı.

MÜSİAD / TÜRKİYE’DE ENERJİ

Depremden etkilenmeyecek binalar ‘enerji esaslı’ tasarlanacak

0

Boğaziçi Üniversitesi ve Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) işbirliğinde oluşturulan MISTI – Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası Araştırma, Eğitim ve Destek Programı ile depreme karşı daha güvenilir binaların tasarlanması için enerji esaslı yaklaşım yöntemi geliştirilecek. Limak Vakfı’nın desteklediği projede MIT ve Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyeleri ile yüksek lisans ve doktora öğrencileri de yer alacak.

MIT İnşaat Mühendisliği bölümünden Prof. Dr. Oral Büyüköztürk ve Boğaziçi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünden Doç. Dr. Cem Yalçın’ın “Sarsma Masası Deneyleri ile Tek Serbestlik Dereceli Sistemlerin Enerji Bazlı Yapısal Analizi ”projesi MISTI programı kapsamında ilerliyor.
Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Cem Yalçın, “Sarsma Masası Deneyleri ile Tek Serbestlik Dereceli Sistemlerin Enerji Bazlı Yapısal Analizi” projesi hakkında şu bilgileri verdi.
Yalçın, MIT-BÜ ortaklığıyla sürdürülmekte olan projenin, depreme dayanıklı yapı tasarımı kapsamında yeni yapılacak yapıların daha iyi deprem performansı göstermesini sağlayacak doğrultuda, ‘’Enerji Esaslı Tasarım’’ yaklaşımını içerdiğini belirtti.

Bu çerçevede projenin temellerinin yaklaşık 10 yıl önce Prof. Dr. Oral Büyüköztürk’ün önerisiyle atıldığını ifade eden Cem Yalçın, binalarda veri toplama ve işleme teknikleri kullanarak ve nitelikli deneysel çalışmalar gerçekleştirerek bina tasarımlarında yeni bir yöntem olan Enerji Esaslı Tasarım (EET) yaklaşımını geliştirdiklerini ifade etti.

Depremin süresi ve frekansını da hesaplamalara katmak suretiyle depreme daha dayanıklı binalar tasarlamak mümkün

Yalçın, binaların yapısal analizinde bugüne dek hiç kullanılmamış olan bu yöntem hakkında şu bilgileri verdi;
‘’Şu anda kullanılmakta olan yöntemler, statik eşdeğer deprem yükü yönteminden frekans spektrumu yöntemine ve yer değiştirme esaslı yöntemlerden performans esaslı analizlere kadar farklılıklar göstermektedir. Ancak, deprem süresi ve frekans içeriği bu tip yöntemlerde dikkate alınmamaktadır. Enerji esaslı analiz yönteminde yapıya aktarılan deprem giriş enerjisi, hareket denge denkleminin deprem süresince yapının yer değiştirmesine bağlı olarak kümülatif olarak hesaplanmaktadır. Deprem giriş enerjisi; elastik, plastik, sönüm ve kinetik enerji gibi birtakım bileşenlere ayrışmaktadır. Yapı tasarımının temeli olarak yapıdaki hasar seviyesinin belirlenmesi, yapıya aktarılan enerjinin ne kadarlık kısmının tüketildiğinin bir fonksiyonudur. Enerji bileşenlerinin ve sismik enerji talep dağılımlarının doğru hesaplanması, enerji tabanlı tasarım yöntemleri için vazgeçilmezdir. Bu hesaplamalar; yapı sisteminin enerji özelliklerinin doğru olarak belirlenmesi için geliştirilen yönteme ve de yapı davranışı parametrelerinin güvenilir olarak ölçülmesine ihtiyaç duymaktadır.’’

Söz konusu yaklaşımın başarıyla geliştirilmesi ve uygulanması halinde araştırmacılar ile uygulamadaki mühendisler için yeni ve uygun maliyetli bir çözüm alternatifi sağlanacağının altını çizen Cem Yalçın, Enerji Esaslı Tasarım yaklaşımının hali hazırdaki uygulamalara kıyasla sıra dışı olduğunu ancak bu yöntemin gelecek 10 yıl içerisinde günlük tasarım uygulamalarında görülebileceğini vurguladı.

Yalçın, çalışmanın içeriği hakkında şu bilgileri verdi: ‘’Biz binaya giren enerjiyi buluyoruz, bunu yaparken binanın dinamik karakteristiklerini bilmemiz gerekiyor. Bu bilgiler üzerine binayı tasarlayabiliyoruz. Ayrıca tasarım aşamasından önce geriye gidip binayı inşa etmeden ne gibi özellikler istediğimizi de belirleyebiliyoruz. Örneğin, binada deprem esnasında hiçbir hasar oluşsun istemeyebiliriz veya az hasarlı da olabilir, önemli olan insan hayatı. Veya, bazı deplasman sınırları da belirleyebiliyoruz, bina filanca deplasmandan fazla hareket etmesin diyebiliyoruz. Neticede, Enerji Esaslı Tasarım yöntemiyle deprem enerjisini binanın tüm yapı elemanlarına dağıtabiliyoruz ve de elemanların en az girdi enerjisi kadar enerji tüketmesi yönünde tasarım yapıyoruz.

En önemli amacımız, binanın girdi enerjisini bulmak. İTÜ’de Deprem Mühendisliği Laboratuvarı’nda yaptığımız deneylerde, sarsma masasında tek serbestli kolon üzerinde değişik ağırlıklar koymak suretiyle değişik periyotlarda depremin enerjisini ölçtük ve elimizdeki verilerle kıyasladık. Bu aynı zamanda bu alandaki ilk deneysel çalışma oldu. Bugüne dek genellikle hep analitik çalışmalar yürütülmüş ancak deneysel olarak mukayeseli bir çalışma yapılmamış.’’

Binalarda kullanılan malzemelerin sağlamlığı çok önemli
Cem Yalçın, İstanbul’da Kentsel Dönüşüm kapsamında yapılan yeni binaların, kullanılan malzeme ve standartlar açısından geçmişe kıyasla çok daha güvenli olduğunu belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: ‘’Eski yapılarda malzeme kalitesi çok kötüydü, örneğin normal olarak 16 MPa (megapaskal, N/mm2) basınç dayanımına sahip olması gereken betonların ortalama 6-8 MPa seviyelerinde olduğunu gördük. Donatılar tamamıyla paslanmıştı, kullanılan malzeme çok kötüydü. Deniz kumuyla, midye kabuklu betonların döküldüğünü sıklıkla gördük. 1999 depreminden sonra ise en azından malzeme açısından büyük bir ders alındı. Şu anda bütün yeni yapılarda hazır beton ve nervürlü donatı kullanılıyor, kalite kontrolü yapılıyor. 16 MPa’lık beton dayanımı günümüzde iki misline çıktı. Günümüz dünya şartlarına uyan, performans bazlı tasarımlar ortaya çıktı.
Ancak bizim önerdiğimiz enerji bazlı yöntemler daha deterministik ve daha akla yatan bir yöntem. Depremin şiddetini tarihsel bilgilere dayanaraktan tahmin edebilsek de ne zaman meydana geleceğini elbette bilemiyoruz. Ancak, öngörülen depremin şiddetine göre bina elemanlarının o enerjiyi tüketip tüketmediğini bulabiliyoruz. Şu anda kullanılmakta olan mevcut yöntemlerde ise depremin süresi ve frekansı hesap edilmediği için bazı durumlarda yanlış yük tahminlerinde bulunma riski söz konusu olabiliyor. Bu açıdan bizim yöntemimiz bina yüklerini daha iyi tahmin edebiliyor ve bina elemanlarına daha iyi dağıtıyor.’’

Faselis/Türkiye’de Enerji

Enerjisa, büyümeye devam ediyor

Enerjisa, 2017’nin ilk yarısında elde ettiği başarılı performansı ve istikrarlı büyümesiyle dikkat çekiyor. Capital 500 listesinde bu sene 12’inci sıraya yükselen Enerjisa, finansal sürdürülebilirlikte hız kesmeyerek Türkiye’nin özel sektördeki en uzun vadeli tahvil ihracını gerçekleştirdi. Yatırımcılardan yoğun talep gören 5 yıl vadeli 335 milyon Türk lirası tutarındaki tahvil ihracı Enerjisa’ya yeni yatırımlar için ek finansman desteği sağladı.

Enerjisa, Capital dergisi tarafından Ağustos ayında açıklanan Capital 500 listesinde 12’inci sıraya yükseldi. Sıralamada her geçen sene zirveye yaklaşan Enerjisa, bu başarısının ardından Türkiye’de bugüne kadar özel sektördeki en uzun vadeli tahvil ihracını gerçekleştirdi. Ak Yatırım’ın danışmanlığı ve aracılığı ile 5 yıl vadeli 335 milyon Türk Lirası tutarında TÜFE’ye endeksli tahvil ihracı, yatırımcılardan yoğun talep görürken yeni yatırımlar için ek finansman desteği sağladı.

Enerjisa CEO’su Kıvanç Zaimler, Türkiye’deki en uzun tahvil ihracına ilişkin şunları söyledi: “Enerjisa olarak büyümeye ve yükselmeye devam ediyoruz. Türkiye’nin dinamik ve büyüyen elektrik piyasasında ilklerin ve yeniliklerin öncüsü olarak, sektörün şeffaflaşmasına ve yatırımcılar için cazibesinin artırılmasına katkı sağlamayı amaçlıyla birçok ilke imza atıyoruz. Dağıtım şirketlerimiz ile 2017 yılı Mart ayında Türkiye’deki “en büyük” reel sektör tahvil ihracını gerçekleştirmiştik, yine 2016 yılı Ağustos ayında Türkiye’deki ilk “TÜFE’ye endeksli” tahvil ihracını yaptık. Bu kez de Türkiye’deki “en uzun vadeli” özel sektör tahvil ihracını gerçekleştirdik. Ülkemiz finansal piyasalarının gelişmesine ve derinleşmesine büyük katkı sağlayan tahvil ihraçlarımıza aldığımız yoğun talepten çok memnunuz. Bu çalışmalarla yeni yatırımlar için de finansman yaratmış olduk” dedi.

Kıvanç Zaimler, Capital 500 araştırması ile ilgili olarak araştırmanın geneli değerlendirildiğinde, en fazla ciroyu enerji sektörünün yarattığına dikkat çekti. “Yıllardır enerji sektörünün cirodan aldığı pay yüzde 19-20 arasında seyrediyor. 2016 verilerine göre sektörün payı yüzde 19,04 olarak gerçekleştirdi. Biz de 2012 yılında 28. sıradan girdiğimiz listede hızlı bir şekilde yükselerek 12’inci sıraya yükseldik. Türkiye’nin en büyükleri ve en iyileri arasında yer almak hepimiz için önemli bir başarı” dedi.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Petkim’in İlk Altı Ayda Net Kârı 655 milyon TL

0

Türkiye’nin ilk ve tek entegre petrokimya markası olan Petkim, bu yılın ilk altı aylık dönemindeki net kârını bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 74 oranında artırarak 655 milyon TL’ye yükseltti. Petkim’in faiz, amortisman ve vergi öncesi kârı da (FAVÖK) bir önceki yarıyıla göre yüzde 110 oranında artarak 906 milyon TL olarak gerçekleşti. Petkim Genel Müdürü Anar Mammadov: “Üstün nitelikli petrokimya ürünlerimizle Türkiye ekonomisine güç katmaya devam ediyoruz. Güçlü bir Türkiye için çalışmanın verdiği sorumluluk duygusu ve tutkuyla, insan kaynağımızdaki liderlik, paydaşlarımızla yaptığımız doğru işbirliği ve pazardaki güvenilir konumumuzun bu başarıda büyük payı var. Ulaştığımız başarılı sonuçlara, yılbaşında başlattığımız sürdürülebilir verimlilik hedefli ‘Petkim Benim’ programımız da katkı sağladı. Güçlü organizasyon ve güçlü kültürümüzle her alanda hedeflediğimiz operasyonel mükemmeliyet çalışmaları kesintisiz devam ediyor. Petkim olarak, bugüne kadar olduğu gibi gelecekte de markamıza ve Türkiye’ye değer katan yatırımlarımızı sürdüreceğiz. Bu başarıdan dolayı tüm Petkim ailesine teşekkür ediyorum” dedi.

Petkim, ilk yarıyıl finansal sonuçlarını açıkladı. 2016 yılındaki başarılı performansını 2017 yılında artırarak sürdüren Türkiye’nin ilk ve tek entegre petrokimya şirketi Petkim, yılın ilk altı ayında, bir önceki yılın aynı dönemine göre net kârını yüzde 74 oranında artırarak 655 milyon TL’ye yükseltti.

Petkim’in faiz, amortisman ve vergi öncesi kârı da (FAVÖK) bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 110 oranında artarak 906 milyon TL olarak gerçekleşti. Şirketin net satışları aynı dönemde 2.3 milyar TL’den 3.6 milyar TL’ye çıktı. Net satış artış oranı yüzde 59 olarak gerçekleşti.

Bu yılın altı ayında rekor başarıya imza atan Petkim, 2017 yılının 2. çeyreğinde de net satışlarını geçen senenin aynı dönemine kıyasla yüzde 56 artırarak 1 milyar 836 milyon TL’ye yükseltti.Petkim’in aynı dönem içinde net kârı da yüzde 33 artışla 304 milyon TL oldu.

Tarihinin en iyi yarıyıl finansal sonucunu gerçekleştiren Petkim, ilk yarıyıldaki kapasite kullanım oranını yüzde 96 düzeyine taşıdı.

Petkim’in, petrokimya pazarındaki avantajlı koşullardan önceki dönemlerde olduğu gibi yüksek seviyede faydalanarak, Polimer ve Monomer ürünlerinde yüksek kârlılık oranlarını yakalamayı başardığını söyleyen Petkim Genel Müdürü Anar Mammadov, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Operasyonel mükemmelliğe doğru güvenle yol alan şirketimiz kesintisiz üretimiyle kapasite kullanım oranını yüzde 96’ya yükseltti. Yalnızca üretimde ve bakımda verimlilik değil, sahip olduğumuz güçlü organizasyonel yapı ve şirket kültürüyle, her fonksiyonda senkronize ve çevik hareket ederek yüksek kârlılık oranları elde ettik. Piyasa koşullarına hızlı adapte olan dinamik yapımız sayesinde, kâr maksimizasyonunda sağladığımız fark yaratan başarıyla Türkiye’ye ve hissedarlarımıza katma değer sağlamaya devam ettik.”
Anar Mammadov, üstün nitelikli petrokimya ürünleriyle Türkiye ekonomisine güç katmaya devam ettiklerini belirterek, “Güçlü bir Türkiye için çalışmanın verdiği sorumluluk duygusu ve tutkuyla, insan kaynağımızdaki liderlik, paydaşlarımızla yaptığımız doğru işbirliği ve pazardaki güvenilir konumumuzun bu başarıda büyük payı var. Ulaştığımız başarılara yılbaşında başlattığımız, sürdürülebilir verimlilik hedefli ‘Petkim Benim’ programımız da katkı sağladı. Petkim’in deneyimli ve başarılı insan kaynağının sahiplendiği bu programla, katma değer yaratan projeleri süratle geliştirip hayata geçiriyoruz.

Her alanda hedeflenen operasyonel mükemmeliyet çalışmalarımız kesintisiz devam ediyor. Uygulamanın sonucunu verimlilik ve değer artışı olarak görüyoruz. Sürdürülebilir başarı ve tutarlı yönetimsel süreçlerin şirket içerisinde yarattığı sinerji dışarıya çok güçlü şekilde yansıyor. Daha etkin bakım ve üretim süreçlerimiz, yüksek kapasite kullanım oranına ulaşmamıza fırsat tanırken, azalan maliyetlerimiz başarılı satış performansımız ile birleşince yılın ilk yarısında kârlılıkta yüksek seviyelere erişmemize katkı sağladı. Petkim olarak, bugüne kadar olduğu gibi gelecekte de markamıza ve Türkiye’ye değer katan yatırımlarımızı sürdüreceğiz. Bu başarıdan dolayı tüm Petkim ailesine teşekkür ediyorum” dedi.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Aksa Enerji Türkiye’nin En Büyük 50 Şirketi Arasında

Türkiye’nin lider enerji firmalarından Aksa Enerji, Türkiye’nin en büyük 50 şirketi arasında yer alarak büyümeye devam ediyor. 2015 yılında rotasını yurt dışına çevirerek özellikle Afrika’da yaptığı yatırımlarlaglobal bir enerji şirketine dönüşen Aksa Enerji; Capital ve Fortune dergilerinin Türkiye’nin en büyük 500 şirketi listelerinde de geçen yıla göre yükseliş göstererek, ilk 50 arasında yer aldı.

Kazancı Holding şirketlerinden Aksa Enerji gerek yurt içi gerekse yurt dışı yatırımlarıyla Türkiye’nin önde gelen şirketleri arasındaki yerini üst sıralara taşımaya devam ediyor. Türkiye’nin iki önemli ekonomi yayını olan Fortune ve Capital dergilerinin her yıl hazırladığı “Türkiye’nin En Büyük 500 Şirketi” listesinde bu yıl da yer alan Aksa Enerji, 2016 yılında geçen yıla göre daha üst sıralara yerleşerek başarısını kanıtladı.

Fortune dergisinin hazırladığı listede, 2015 yılında Türkiye’nin en büyük 500 şirketi arasında 61. sırada olan Aksa Enerji, bu yıl 12 basamak daha yükselerek 49. sıraya yerleşti. Capital dergisinin listesinde ise 2015 yılında 78. sırada yer alan şirket, 2016 yılı için sıralamasını 19 basamak yukarı taşıyarak, Türkiye’nin en büyük 59. şirketi oldu.

Bu başarılarının arkasında uzun yılların deneyiminin veenerjide global bir marka olma hedeflerinin olduğunu belirten Aksa Enerji CEO’su Cüneyt Uygun şunları söyledi:
“2016 yılı hem Türkiye’de hem de dünyada enerji sektörü açısından zor bir yıl oldu. Buna rağmen, Aksa Enerji olarak, akılcı yatırımlarımızla karlılığımızı artıracak çok önemli adımlar attık. KKTC’den sonra Afrika’da da üç ülkeyle yaptığımız döviz bazlı garantili enerji satış anlaşmaları ile yurt dışı yatırımlarımıza hız verdik. Tüm Afrika santrallerimiz bu yıl Ağustos ayı sonuna kadar kurulu güç hedeflerine ulaşmış olarak üretim yapacak. Afrika’ya odaklansak da Türkiye için çalışıyor, hem yurt içi santrallerimizle hem yurt dışından yarattığımız döviz girdisi ile ekonomimize katkı sağlıyoruz. Türkiye’nin en büyük 500 şirketi arasında, hem de geçen yıla oranla 19 basamak atlayarak, üst sıralarda yer almak bizim için büyük bir gurur ve mutluluk ifade ediyor. Ülkemize değer katacak başarılara imza atmaya devam edeceğiz.”

Türkiye’nin yanı sıra Afrika’da da yatırımlar sürüyor
1997 yılında bir Kazancı Holding iştiraki olarak kurulan Aksa Enerji, Türkiye’nin halka açık en büyük serbest enerji üreticisi. Globalleşme hedefiyle yerel bir enerji şirketinden KKTC ve Afrika kıtasındaki santralleriyle global bir enerji şirketine dönüşen Aksa Enerji, Türkiye’de rekabet gücü azalan santrallerini yüksek kapasite kullanım oranlarıyla çalıştırabilmek için rotasını 2015 yılında Afrika’ya çevirdi. Gana, Madagaskar ve Mali’de kurduğu santrallerle döviz bazlı, garantili enerji satışı gerçekleştiren Aksa Enerji, Afrika dışında başka ülkelerin de acil enerji ihtiyacını karşılamak için görüşmelerini sürdürüyor. Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde bulunan 11 elektrik üretim santrali ve yurt dışında 530 MW kurulu güçteki 3 enerji santrali projesiyle bölgenin en güçlü enerji şirketlerinden biri olan Aksa Enerji, Türkiye’de de rüzgâr, doğal gaz, hidroelektrik, fuel-oil ve linyitten oluşan enerji üretim santralleriyle 2.000 MW’ın üzerinde kurulu güce sahip.

Faselis/Gazete Fısıltı

TÜSİAD yönetim kurulu Ankara’ya çıkarma yaptı

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik başkanlığındaki TÜSİAD heyeti 8 Ağustos 2017 tarihinde yeni görevlerini kutlamak amacıyla Sağlık Bakanı Dr. Ahmet Demircan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu ve Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ü Ankara’da ziyaret etti.

Görüşmelerde Türk iş dünyasının gündemindeki konular, küresel rekabet ortamındaki gelişmeler ve ülkenin kalkınma alanları başta olmak üzere, TÜSİAD’ın önerileri paylaşılarak görüş alışverişinde bulunuldu.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu ile görüşmede; TÜSİAD’ın işgücü piyasası ile ilgili olarak istihdam kapasitesini artırma, rekabet gücünü yükseltme ve toplumsal refaha katkı sağlamayı amaçlayan görüşleri hakkında bilgi sunuldu. Bu çerçevede, düzenlemelerin istihdam dostu, çalışma yaşamının dinamizmiyle ve istihdam yaratma perspektifiyle uyumlu olmasının önemi ifade edildi. Kadın istihdamının artırılması ve güvenceli esneklik başta olmak üzere çeşitli mevzuat iyileştirmeleri, eğitim-işgücü piyasası bağının güçlendirilmesi ve yetişkin becerilerinin geliştirilmesi konuları ele alındı.

Sağlık Bakanı Dr. Ahmet Demircan ile görüşmede, TÜSİAD’ın sürdürülebilir sağlık sistemi konusuna verdiği önem doğrultusunda sürdürdüğü çalışmalar hakkında bilgi sunuldu. Ülkemiz için önemli fırsatlar sunabilecek olan ileri yaş turizmi hakkında görüş alışverişi gerçekleşti. Ayrıca sağlıkta inovasyon konusunda yapılan çalışmaların nihai ürüne dönüşerek ticarileşmesine odaklanılması görüşü paylaşıldı. Şehir hastaneleri ile yeni bir evreye geçen kamu-özel sektör işbirliğinin hizmetlerde yüksek ve standardize edilmiş bir kaliteyi yakalama ve sürdürmeye odaklanması gerekliliğinin altı çizilirken, bu projelerin küresel ölçekte de başarılı olması görüşüldü.

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül ile yapılan görüşmede, Adalet Akademisi ile TÜSİAD’ın yaptığı işbirliği hakkında bilgi sunuldu. TÜSİAD tarafından ayrıca, Türkiye’de son yıllarda yaşadığımız olağanüstü olayların, hain darbe girişimi ve terör olaylarının ülkemizde güvenlik kaygılarını arttırdığı ifade edildi. Bununla birlikte güvenlik ve özgürlüğün birbirleriyle çelişen değil birbirini tamamlayan öncelikler olduğu ifade edilirken, bu bilinç ile hareket edilmesinin demokrasi değerlerimiz, milli menfaatlerimiz ve küresel rekabetteki gücümüz açısından kilit öneme sahip olduğu belirtildi. Avrupa Birliği uyum sürecinin kararlılıkla sürdürülmesinin ülkemiz için önemi vurgulandı. Ayrıca Fransa’daki Acil Durum Uygulaması’nın farklılıklarına da değinilerek, ülkemizde OHAL’in sona ermesine dair beklentiler paylaşıldı.

TÜSİAD / TÜRKİYE’DE ENERJİ

Avrasya Tüneli, uluslararası ödüle layık görüldü

0

Asya ve Avrupa’yı ilk kez deniz tabanı altından geçen iki katlı karayolu tüneliyle birbirine bağlayarak iki kıta arasında hızlı, ekonomik, güvenli ve konforlu ulaşım hizmeti veren Avrasya Tüneli bu kez aydınlatma tasarımlarıyla ödül aldı. ABD Aydınlatma Mühendisleri Derneği IES (Illuminating Engineering Society) aydınlatma tasarımlarına olan katkıları nedeniyle “Mimari Aydınlatma Ödülü 2017”yi Avrasya Tüneli’ne verdi.

Sahip olduğu gelişmiş teknoloji ve ileri mühendislik uygulamaları ile Türkiye’nin inşaat teknolojisindeki en önemli mega gurur projelerinden olan Avrasya Tüneli çeşitli alanlarda uluslararası ödüller almaya devam ediyor. Son olarak çevreye duyarlı Avrasya Tüneli İşletme ve Bakım Binası ile dünya genelinde sürdürülebilir enerji ve çevre dostu yapılara verilen “Leed Altın Sertifikası”nı alan Avrasya Tüneli bu kez uluslararası ödüller arasına bir yenisini daha ekledi.

İES Mimari Aydınlatma Ödülü 2017

Dünyaca ünlü mimari aydınlatma firması Skira tarafından tasarlanan Avrasya Tüneli gişe yapıları ve tünel içerisindeki mimari aydınlatma uygulamalarına, Amerika Birleşik Devletleri’nde aydınlatma tasarım ödülü verildi. ABD Aydınlatma Mühendisleri Derneği IES (Illuminating Engineering Society) aydınlatma tasarımlarına olan katkıları nedeniyle “Mimari Aydınlatma Ödülü 2017”ye Avrasya Tüneli’ni layık gördü.

LED Aydınlatma Teknolojisi Kullanıldı

Avrasya Tüneli’nde sürüş konforunu iyileştirmek ve yol güvenliğini arttırmak üzere çeşitli uygulamalar yapıldı.

Tünel boyunca kullanılan LED yol aydınlatmalarına ek olarak, kullanıcıların giriş ve çıkışlarda tünele ve gün ışığına kolayca adapte olmalarını sağlamak amacıyla özel kademeli LED teknolojisi uygulandı. Ayrıca estetik unsurlarında ön planda tutulduğu projede, Türkiye’de ilk kez uygulanan mimari LED aydınlatma ile sürüş konforu artırılırken, İstanbul’a yeni bir simge kazandırıldı.

Aydınlatma alanındaki İES Mimari Aydınlatma Ödülü 2017 Avrasya Tüneli’ne yapım aşamasından bu yana verilen 9. Uluslararası ödül oldu.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Avrupa’da yılın enerji markası Tunçmatik oldu

Türkiye’nin Enerji Çözümleri markası Tunçmatik, her sene Monako’da dünyanın önde gelen üretici ve distribütörlerinin katılımı ile gerçekleşen DISTREE EMEA konferansında, sarj ve güç çözümleri ile “DISTREE Diamond Award” ödülüne layık görüldü.

Alanlarında lider üretici ve distribütörleri bir araya getiren dünyanın sayılı organizasyonlarından olan Distree, 300’den fazla bayi ve distribütörün çevrimiçi oylaması ile farklı kategorilerde en iyileri belirledi. Türkiye’de, 1969 yılından bu yana birçok ilke imza atarak sektöre yön veren Tunçmatik, şarj ve güç çözümleri ile Avrupa’nın en prestijli ödüllerinden “DISTREE Diamond Award”ın sahibi oldu. Tunçmatik, bu geleneksel organizasyonda ürün portföyü, ürün yol haritası, kanal programı, iş potansiyeli, pazara giriş stratejisi ve kalite gibi kriterler değerlendirildi ve enerji alanında başarılı bulundu.

Tunçmatik Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Özer, bayi ve distribütörün oyları ile aldıkları bu ödülün kendileri için çok önemli olduğunu vurgularken, ürün ve hizmet kalitelerini her zaman en yüksek seviyede tutarak Avrupa’da da hizmet vermeye devam edeceklerini belirtti.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Panasonıc ilk 5 şirket içinde, yeni hedef zirve

100. yaşını kutlayacağı 2018 yılında elektrik anahtar ve priz sektöründe global pazar lideri olmayı hedefleyen Panasonic, bu hedefine ulaşmak için gerçekleştirdiği aksiyonlarına her geçen gün bir yenisini ekliyor. Ülkemizde son yıllarda gerçekleşen en büyük yatırımlardan birisine imza atarak VİKO markasını bünyesine katan ve geçtiğimiz Nisan ayında Panasonic Eco Solutions Elektrik Sanayi ve Ticaret A.Ş unvanı ile yeniden yapılanan kuruluş, Orta Doğu pazarında da gücünü giderek artırıyor. Türkiye’yi en stratejik bölgeler arasında ele alan Panasonic, İran pazarına ihracat gerçekleştiren şirketler arasında ilk sırada yer alıyor.

Tayvan, Vietnam, Filipinler, Endonezya, Japonya, Kore ve Tayland gibi ülkelerde pazar lideri olan ancak Asya’nın doğusunda, Avrupa ve Afrika’da da zirveyi ele geçirmek isteyen Panasonic, bu stratejisindeki en güçlü adımlardan birini Türkiye’de VİKO’ya yaptığı yatırımla birlikte attı. Ülkemizde Panasonic Eco Solutions Elektrik Sanayi ve Ticaret AŞ unvanıyla faaliyet göstermeye başlayan kuruluş, Orta Doğu’daki hedefleri kapsamında İran’ın yanı sıra bölge ülkelerinde de varlığını güçlendiriyor. Başta Ukrayna ve Rusya olmak üzere Asya, Afrika, Orta Doğu ve Avrupa’da 70’ten fazla ülkeye ihracat gerçekleştirerek ürünlerini dünyanın dört bir yanındaki müşterileri ile buluşturan Panasonic Eco Solutions Türkiye, kendi sektöründe İran’daki ilk beş şirket arasında yer alıyor. Öncü kuruluş, müşterilerine sunacağı yeni ürün ve çözümleri ile birlikte global pazardaki konumunu her geçen gün daha da güçlendirerek yüzüncü yılını kutlayacağı 2018’de dünyanın lider markası olmayı hedefliyor.

Panasonic Eco Solutions Türkiye bu hedeflerinin bir yansıması olarak İran Distribütörü Tabnac Electric üst yönetiminden Abdullah Doroudian, Muhammed Doroudian, Muhammed Doroudian ve Hamid Jafari’nin ev sahipliğinde yaklaşık 250 kişinin katılımı ile Espinas Palace Oteli’nde önemli bir organizasyon gerçekleştirdi. Programın açılış konuşmasını yapan Panasonic Eco Solutions Türkiye Genel Müdürü Nusret Kayhan Apaydın’ın İran pazarının önemini ifade eden konuşmasının ardından sahne alan AMEA Bölgesinden Sorumlu Satış Müdürü Oğuzhan Seferoğlu şirket tanıtımı ve mevcut ürün gamı hakkındaki bilgileri katılımcılarla paylaştı. Gecede ayrıca İran’ın ünlü şovmenlerinden Hassan Rivandi de sahne alarak konuklara eğlence dolu dakikalar yaşattı.

Faselis/Türkiye’de Enerji

DemirDöküm yabancıları büyüledi

İklimlendirme sektörünün öncü markalarından DemirDöküm, fabrika kapılarını yabancı müşterilerine açtı. ‘Açık Fabrika, Şeffaf Üretim’ projesi ile 6 ayda 45 yabancı müşterisini ağırlayan DemirDöküm, Ar-Ge, tasarım, üretim hattı, Endüstri 4.0 çözümleri, kalite ve çevre politikaları ile tam not aldı. Proje kapsamında siparişlerini yüzde 26 artıran DemirDöküm, yıl sonuna kadar 100’e yakın müşterisini fabrikasında ağırlayacak.

Bozüyük fabrikasından dünyanın 50 ülkesine iklimlendirme sektörünün en yenilikçi ürünlerini ihraç eden DemirDöküm, Ar-Ge kabiliyeti, üretim tekniği, yetişmiş insan gücü ile yabancılardan tam not aldı. 267 bin m2 açık, 65 bin m2 kapalı alana yayılan Bozüyük tesislerinin kapısını “Açık fabrika, şeffaf üretim” projesi ile yabancı alım heyetine açan DemirDöküm, 4 günlük program kapsamında müşterilerini büyüledi.

Son 2 yıldır ihracattaki başarılı çıkışı daha yukarıya taşımak için hayata geçen proje ile ülkelerinde DemirDöküm markalı ürün satacak müşterileri için üretim üssünün kapılarını açtıklarını belirten DemirDöküm Yönetim Kurulu Üyesi Erdem Ertuna, “Kısa süre önce hayata geçirdiğimiz fabrika gezi programı büyük ilgi gördü. Şimdiye kadar yurtdışından 45 müşterimizi ağırladık. Şirket sahipleri, yöneticileri, bayi, alt bayi, servis, usta ve tesisatçıların yer aldığı fabrika gezisinde DemirDöküm’ün, bu alandaki çalışmalarını, yatırımını, kullandığı teknolojiyi, üretim tekniğini, nitelikli insan gücünü görme fırsatı yakaladı. Baştan sona müşterilerine satacakları ürünün üretim hikayesine tanık olan ziyaretçiler satışını, tesisatını yaptığı ürün için daha fazla sorumluluk duymaya başladı” dedi.

PROJE İLE SİPARİŞLER YÜZDE 26 ARTTI
Program kapsamında yurtdışı heyetine üretimin yanı sıra stok, sevkiyat, kalite, satış sonrası hizmetler alanında yapılan çalışmaların aktarıldığına de değinen Erdem Ertuna şunları kaydetti;
“7 gün, 24 saat çalışan üretim hatları, kalite standartları, üretimi biten ürünlerin testleri ve tüketiciye ulaşana kadarki süreci müşterilerimize deneyimletmemizin olumlu sonuçları oldu. Mısır, Irak, Afganistan ve Yunanistan’dan gelen müşterilerimizin siparişlerinde yüzde 26 artış oldu. Proje kapsamında yıl sonuna kadar İran, Ürdün, Türkmenistan, Ukrayna, Gürcistan ve Belçika’daki 100’e yakın müşterilerimiz için de Bozüyük programı yapacağız. Kalite DNA’sında olan DemirDöküm ürünlerini yeni pazarlara açmak için de yoğun olarak çalışıyoruz. Yeni odağımız olan Latin Amerika pazarında önemli hedeflerimiz var. Radyatörden şofbene, panel radyatörden kombiye kadar Türkiye’de ve dünyada değişen tüketici ihtiyaçları için en yüksek seviyede karşılayacak ürün gamına sahibiz.”

“YILSONU BÜYÜME HEDEFİMİZ YÜZDE 20”
DemirDöküm’ün 3 yıllık ihracat hedeflerine de değinen Erdem Ertuna; “DemirDöküm olarak güçlü olduğumuz ülkelerin haricinde Latin Amerika’ya ek olarak Arjantin’de de ciddi bir potansiyel görüyoruz. Meksika ve Uruguay potansiyellerimiz arasında yer alıyor. Brezilya bizim için önemli bir ekonomi. Tüm potansiyel müşterilerimizi Türkiye’de, Bozüyük’te ağırlayarak satışlarımızı artırmayı, 2017 yılını yüzde 20 büyüme ile kapatmayı hedefliyoruz” açıklamasını yaptı.

Faselis/Türkiye’de Enerji