11.2 C
İstanbul
Çarşamba, Nisan 8, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 150

Karbonsuz otomobiller

İklim hedeflerinin başarılması için, elektromobiliteden daha fazlası gerekiyor.

Bosch CEO’su Denner: “İçten yanmalı motor, karbonsuz güç aktarım mekanizmasına dönüştürülebilir.”

Sentetik yakıtlar konvansiyonel yakıtlara eklenebiliyor ve böylece mevcut araç filosunda CO2 emisyonlarının azaltılmasında doğrudan rol oynayabiliyor.

Sentetik yakıtlar planlandığı gibi kullanılırsa 2050 yılı itibarıyla sadece Avrupa’da 2,8 gigaton CO2 tasarrufu sağlayabilir.

Bugüne kadar karbonsuz içten yanmalı motorlar sadece hayalleri süslüyordu. Artık kısa bir süre içerisinde hayatımıza girebilir. Bunun çözümü, üretim sürecinde CO2‘i yakalayan sentetik veya bir başka deyişle karbonsuz yakıtlarda. Bu şekilde sera gazı bir hammadde haline getiriyor ve yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanan elektriğin yardımıyla benzin, dizel ve ikame doğal gaz üretilebiliyor. Bosch Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Volkmar Denner, “Sentetik yakıtlar, benzin ve dizelle çalışan otomobilleri karbonsuz hale getirebiliyor ve böylece küresel ısınmayı sınırlandırmaya önemli katkı sağlayabiliyor” dedi. Bosch uzmanları, sadece Avrupa’daki otomobiller için yaptığı araştırmada; 2050 yılı itibarıyla, sentetik yakıtlar planlandığı gibi elektrifikasyonu tamamlayıcı olarak kullanılırsa 2,8 gigaton veya başka bir ifadeyle 2.800.000.000.000 kilogram CO2 tasarrufu elde edilebilir. Bu, Almanya’nın 2016 yılındaki karbondioksit emisyonunun üç katıdır.

Düşük kurumlu yanma, egzoz gazı arıtma maliyetini azaltıyor

Paris Konferansı tarafından belirlenen iklim hedeflerinin tutturulabilmesi için, trafiğin neden olduğu COemisyonlarının önümüzdeki kırk yıl boyunca dünya genelinde yüzde 50’den fazla azalması ve gelişmiş ekonomilerde ise en az yüzde 85 azalması gerekecek. Denner, “Geleceğe ilişkin iklim hedeflerimizin tutturulması için elektromobilite dışında başka akıllı çözümler de gerekiyor.” dedi. Sonuç olarak, bir gün tüm otomobiller elektrikli hale gelse de uçaklar, gemiler ve hatta kamyonlar hala ağırlıklı olarak yakıtla çalışmaya devam edecek. Sentetik yakıtlarla çalışan karbonsuz içten yanmalı motorlar bu nedenle üzerinde durulması gereken oldukça ümit vaat edici bir teknoloji. Binek otomobiller açısından da bu geçerli. Buna ek olarak sentetik yakıtlar, neredeyse kurumsuz yanmak üzere tasarlanabilir. Bu şekilde, egzoz gazı arıtma maliyeti de azaltılabilir.

Bir başka son derece önemli avantajı ise mevcut akaryakıt istasyonu ağının kullanılmaya devam edebilecek olması. Aynı durum mevcut içten yanmalı motor uzmanlığı için de geçerli. Ayrıca, önümüzdeki yıllarda elektrikli otomobillerin fiyatları büyük ölçüde daha ucuz olsa da, bu yakıtların geliştirilmesi üzerinde çalışılması değerli. Bosch, sentetik yakıtla çalışan 160.000 kilometre yapmış , bir hibrit aracın toplam satın alma maliyetinin kullanılan yenilenebilir enerji kaynağının türüne bağlı olarak uzun menzilli elektrikli otomobilin maliyetinden daha düşük olabileceğini hesaplamıştır.

Akaryakıt istasyonlarına ve eski araçlara yeni bir soluk

Teknik olarak konuşmak gerekirse, sentetik yakıtları üretmek daha şimdiden mümkün. Elektriğin yenilenebilir kaynaklardan üretilmesi (ve bu nedenle CO2 içermemesi) halinde, söz konusu yakıtlar karbonsuz ve oldukça çok yönlü olur. Üretilen hidrojen ilk olarak ((H2)) yakıt hücrelerine enerji sağlamak için kullanılabilirken, daha fazla işlemenin ardından oluşturulan yakıtlar ise içten yanmalı motorları veya uçak türbinlerini çalıştırmak için kullanılabilir. Hâlihazırda Norveç ve Almanya’da sentetik dizel, benzin ve gazı ticarileştirmek üzere pilot projeler gerçekleştiriliyor. Buna ek olarak, sentetik yakıtların mevcut altyapı ve motor nesline uyumlu olması sayesinde, mevcut araç filosunu elektrikli hale getirmek için gerekenden daha az bir sürede pazar payı elde edilebilir. Ya da, klasik otomobiller hala sentetik benzinle çalışacağından, hali hazırsa otomobili olan sürücüler açısından değişen bir durum olmayacak. Aslında kimyasal yapısı ve temel özellikleri dikkate alındığında bu yakıt hala benzindir.

Soru ve Cevap – Sentetik yakıtlar hakkında daha fazlası

Sentetik yakıtlar satışa sunulmadan önce ne olması gerekiyor?

Her şeye rağmen, sentetik yakıtların satışa sunulabilmesi için üzerinde halen çalışılması gerekiyor, mevut durum yeterli değil. İşleme tesisleri hala pahalı ve sadece birkaç test tesisi bulunuyor. Almanya Ekonomik İlişkiler ve Enerji Bakanlığı, bu nedenle “Ulaşımda alternatif enerjiler” girişiminin bir parçası olarak sentetik yakıtları destekliyor. Bu yakıtların yaygın bir şekilde kullanılmasına, yenilenebilir kaynaklardan elde edilen elektriğin miktarının artması ve bunun neticesinde fiyatların düşmesi yardımcı olacaktır.

Sentetik yakıtlar nasıl üretiliyor?

Sentetik yakıtlar sadece yenilenebilir enerjinin yardımıyla üretilmektedir. İlk aşamada, sudan hidrojen oluşturulur. Sıvı yakıtı üretmek için buna karbon eklenir. Bu karbon, endüstriyel süreçlerden geri dönüştürülebilir, hatta filtreler kullanılarak havadan yakalanabilir. CO2 ve H2‘nin birleştirilmesi, benzin, dizel, gaz ve hatta kerosen gibi sentetik yakıtların üretilmesine olanak sağlar.

Yakıt ne kadar pahalı olacak?

Şu anda, sentetik yakıtların üretimi karmaşık ve pahalı bir süreçtir. Ancak üretimin artması ve uygun elektrik fiyatları, sentetik yakıtların çok daha fazla ucuzlaması anlamına gelebilir. Mevcut çalışmalar, yakıtın kendisinin (özel tüketim vergisi hariç), uzun vadede litresinin 1,00 ila 1,40 Euro arasında olabileceğini gösteriyor.

Sentetik yakıtlar ve biyoyakıtlar arasındaki fark nedir?

Sentetik yakıt üretimi için yenilenebilir enerji kullanıldığı takdirde, biyoyakıt üretimi için gereken geniş tarım alanlarına ihtiyaç duyulmaz. Bu sayede tarım alanlarının yakıt üretimi için kullanılmasının önüne geçilebilir.

BOSCH’U Frankfurt’ta gerçekleştirilecek IAA 2017’DE DENEYİMLEYİN: Bosch, geleceğin mobilitesinin kazasız, emisyonsuz ve stressiz olduğuna inanıyor. Bosch; trafikte otonom, elektrifikasyon ve bağlanabilirlik aracılığıyla sıfır kaza, sıfır emisyon ve sıfır stresi hedefliyor. Bosch, IAA 2017’de bu üç alandaki en son teknolojilerini sergiliyor olacak. Bu teknolojiler sayesinde otomobiller daha emniyetli ve daha verimli hale gelirken üçüncü bir yaşam alanına dönüşecek.

Bosch; 12 Eylül 2017 Salı günü saat 13:15 – 13:40 saatleri arasında Bosch Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Volkmar Denner ve Mobilite Çözümleri İş Sektörü Başkanı Dr. Rolf Bulander’in katılımıyla 8. salon A03 numaralı stantta basın toplantısı düzenleyecek.

Bosch IAA 2017‘nin göze çarpan noktalarını www.bosch-iaa.de ve Twitter’da #BoschIAA adresinden TAKİP EDİN

FASELİS / TÜRKİYE’DE ENERJİ

FETÖ gerçekleri ve 15 temmuz’da ne oldu?

Şair İsmet Özel ‘Celladıma Gülümserken Çektirdiğim Resmin Arkasındaki Satırlar’ isimli şiirine;
‘’Ben İsmet Özel, şair, kırk yaşında.
Her şey ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar
ben yaşarken koptu tufan
ben yaşarken yeni baştan yaratıldı kainat
her şeyi gördüm içim rahat
…’’ dizeleri ile başlar.

İnsan,yaşadığı anın hem faili hem de tanığıdır aslında. Kendi eylemlerimizin faili ve sorumlusu olduğumuz kadar, yaşadığımız anda yaşanılan her şeyin ve zamanın da tanığıyız.
Fetullahçı Terör Örgütü, (FETÖ) 15 Temmuz 2016 günü Türkiye’ye en karanlık gecelerinden birini yaşattı, bizlere.

Ve biz millet olarak bu karanlık gecenin tanıkları olarak, devlet içerisinde kırk yıldır çöreklenmiş bu eli kanlı terör örgütünün ülkemize ve milletimize yaşattığı dehşet dolu geceyi yaşadık.

Büyük Türk Milleti’ni oluşturan tüm dil,din,ırk,mezhep,bölge ayrımı yapmaksızın hepimiz, tek vücut olarak yeni bir destansı direniş ve mücadele ile -bu kez içimizdeki hainlere karşı- , tabir caizse ‘büyük bir Milli Mücadele’ destanı yazdık.

Büyük Türk milleti, Uluslararası Casusluk Şebekesinin En Büyük Organizasyonu olan FETÖ’nün eli kanlı teröristlerine karşı eşine daha önce dünyada rastlanmamış bir direniş gösterdi. 15 Temmuz darbe girişiminde yüzlerce vatandaşımız bayrağı için, ülkesi için, demokrasisi için, evlatları için şehitlik mertebesine yükseldi.

Kurtuluş Savaşı’nda dahi bombalanmayan Türk Milleti’nin iradesinin temsil edildiği Gazi Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombalayacak kadar gözü dönmüş eli kanlı FETÖ terör örgütünün yaşattığı darbe-işgal girişiminin birinci yıldönümünde, o gün tanıklık ettiğimiz ihaneti ve Büyük Milleti’mizin kahramanlık hikayesini tekrar tekrar hatırlamak ve gelecek nesillere aktarmak, yaşadığımız an’ın tanıkları olarak, üzerimize düşen milli ve insani ödevdir.

Bu darbe-işgal girişiminde, 10 binden fazla FETÖ mensubu asker görünümlü ve sivil terörist hainler; 35 askeri uçak,74 tank,246 zırhlı araç,3 askeri gemi,3 bin 992 silah ve 37 askeri helikopter kullandılar.

-136 darbeci-işgalci Fetöcü terörist İstanbul Boğaziçi Köprüsü’nü kapattı. Boğaziçi Köprüsü’nde darbeci-işgalcilere karşı direnen 30 vatandaşımız FETÖ’cü hainlerin kurşunları ile şehit oldu. Boğaziçi Köprüsü, 15 Temmuz’da FETÖ’cü hainlere karşı ilk şehit verdiğimiz yer olarak tarihe geçti ve Darbe-İşgal Girişimi sonrası ismi Boğaziçi Şehitler Köprüsü olarak değiştirildi.

-Genelkurmay Başkanlığı Darbeci-İşgalci hainler tarafından basıldı ve Genelkurmay Başkanı Sayın Hulusi Akar ve kuvvet komutanları silah zoru ile rehin alındı. Asker kılığında şerefli Türk Ordusu içerisine sızmış teröristler, Sayın Hulusi Akar’a zorla darbe bildirisi imzalatmak istedi.

-Daha önce yaşanan 1960-1970 ve 1980 darbesinde olduğu gibi Darbeci-İşgalci FETÖ’cü hainler, TRT’yi işgal etti, TRT spikerine canlı yayında yine silah zoru ile korsan darbe bildirisi okuttu. Bununla yetinmeyen FETÖ’cü hainler , CNN Türk ve Digitürk’ü de hedef aldılar.

-Türk Milleti’nin haber alma hakkını engelleyerek, yapmaya çalıştıkları darbe ve ihanet girişimini kabul ettirmek isteyen FETÖ’cü pilotlar ,Türk Milleti’nin malı olan F-16 uçaklarıyla TÜRKSAT’ı bombalarken, iki kobra helikopterle de TÜRKSAT’ı teslim etmemek için direnen vatandaşlara ateş açtı.TÜRKSAT önünde iki vatandaşımız şehit oldu.

-FETÖ’cü darbeci-işgalci hainler havaalanlarını da hava trafiğine kapattı.58 subay kılığına girmiş darbeci hain, İstanbul Atatürk Havaalanı’nı 4 tank,4 zırhlı araç,4 kamyon ve 4 askeri jeep ile işgal etmek istedi. Bu darbeci-hain işgal girişimine direnen vatandaşlarımızdan 6 tanesi burada şehit oldu.

-FETÖ’cü hainler,Türk Milleti’nin son ve ebedi vatanı olan bu topraklarda yüzbinlerce şehit kanı ile kurduğu son ve ebedi devleti TÜRKİYE CUMHURİYETİ’nin ve TÜRK MİLLETİ’NİN başı olan Cumhurbaşkanlığı’nın resmi makamı Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni F-16 uçakları ile bombaladı.Tek amacı Türkiye Cumhuriyeti’nin başı olan makama ve iradesine sahip çıkmak olan 29 vatandaşımız burada şehit edildi.

-FETÖ’cü hainler, duvarından ‘Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir.’ yazılı olan Milli Mücadele Şehitlerimizin bize emaneti, milli irademizin tecelligahı olan Gazi Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) ni tam 11 kez bombalayarak, bu vatan, bu millet ve bu devletin değerlerine dair hiçbir bağlarının olmadığını da göstermiş oldular.

-Ankara Gölbaşı’ndaki Polis Özel Hareket Merkezi de FETÖ’cü darbeci-işgalci hainlerin hedefi oldu. F-16 uçaklarının attığı bombalar, kendilerini ana-baba ve çocuklarını korumak için canlarını ortaya koymaktan bir saniye tereddüt etmeyecek 51’i Özel Hareket Polisi olmak üzere toplam 56 kişiyi şehit ettiler. FETÖ’cü hainler,ayrıca Ankara İl Emniyet Müdürlüğü’nü de bir kez F-16 ve 6 kez de savaş helikopteri ile olmak üzere 6 kez hedef alarak, bombaladılar.

– Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başı olan Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a da suikast düzenlemek için Sayın Cumhurbaşkanımızın tatil yaptığı Marmaris’te konakladığı oteli basan gözü dönmüş cani-darbeci-işgalci FETÖ’cü hainler, biri Sayın Cumhurbaşkanımızın koruması olmak üzere, iki polisi şehit ettiler.

Bu suikast girişiminden kurtulan son ve ebedi yurdumuzun son ve ebedi devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’mizin Cumhurbaşkanı olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, televizyon kanallarına cep telefonu ile bağlanarak, tüm vatandaşlarımızı sokaklara ve meydanlara çağırması sonucu, bu FETÖ’cü darbeci-işgalci hainlere direnmeye daha büyük bir azim ve inanç duyan Türk Milleti, sokaklarda, meydanlarda verdiği destansı mücadele ve kahramanlıklarla dosta, düşmana ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin ilelebet payidar kalacağını’ bir kez daha kanı ile canı ile bedel ödeyerek göstermiş oldu.

Kökü dışarda FETÖ’cü darbeci-işgalci hainlerin yaşattığı o kara geceyi aydınlatanlar, ırk,dil,din,mezhep,bölge ayrımı olmaksızın tek vücut olarak vatanına sahip çıkan Türk Milleti’nin kahraman insanları oldu.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Başı ve Anayasal olarak Başkomutanı olan Türk Milleti’nin bizzat oy vererek seçtiği Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla dünya üzerinde eşi ve benzeri sadece Türk Milleti’nin tarihinde görülen yeni bir şanlı direniş ile bu hain darbe-işgal girişimi başarısız oldu. Kahraman Türk Milleti tıpkı Malazgirt’te, tıpkı Çanakkale’de, tıpkı Kurtuluş Savaşı’ında olduğu gibi bir kez daha göğsünü kurşunlara, bedenini tanklara siper ederken geride 250 şehit ve 2196 gazi bıraktı, ancak son ve ebedi yurdunu,son ve ebedi Devleti’ni ne kökü dışarıda FETÖ’cü hain darbeci-işgalcilere ne de bu hainleri kontrol eden üst akıla teslim etmedi.

Bu kahpe FETÖ’cü darbe-işgal girişimin ardından, Türkiye Cumhuriyetinin yargı organı olan ve Türk Milleti adına karar vermek vazifesi üstlenen Mahkemelerin Savcı ve Hakimleri, Türk Emniyet Güçleri ve diğer Kolluk Kuvvetleri ile el ele vererek, bu hain FETÖ’cü darbeci ve işgalcileri, yakalayarak Türk Adaletinin önüne çıkarmak için harekete geçti. Teker teker ele geçirilen Darbeci-İşgalci FETÖ’cü hainler aleyhine soruşturmalar yapılarak, haklarında pek çok dava açıldı.

Av.Yurdal KILIÇER

15 Temmuz Darbe Davaları Müşteki Avukatları Platformu Üyesi, Sasam Stratejik Araştırmalar Merkezi İstanbul İl Başkan Yardımcısı, Uluslararası Siber Güvenlik Federasyonu (USGF) Yönetim Kurulu Üyesi

Bağımlı olmaktan kurtulabilirsiniz

0

2017 Avrupa Uyuşturucu Raporuna göre; 2015 yılında, Türkiye de dahil olmak üzere tüm Avrupa’da, eroin ve diğer uyuşturuculardan toplam 8 bin 441 kişi hayatını kaybetti. Uzmanlar, her geçen gün artan ölümleri önlemek ve madde bağımlılığı konusunda başarılı tedaviler geliştirmek amacıyla çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor. Yapılan açıklamaya göre; bağımlılığa neden olan temel sorun beyindeki kayıt noktaları. Uyuşturucu maddeyi hatırlatan beyindeki kayıtların tespiti ve silinmesi sonucu madde bağımlısı kişi, hayatının sonuna kadar uyuşturucuyu unutarak bu bağımlılığından kısa sürede, kalıcı olarak kurtulabiliyor.

Günümüzde her türlü uyuşturucu maddeye kolay ulaşılabilmesi sebebiyle, hemen her gün sokaklarda uyuşturucu maddenin etkisinde gençler görür hale geldik. Özellikle ailesi ve çevresiyle sağlıklı iletişim kuramayan, duygu ve düşüncelerini ifade etmekte zorlanan gençlerin uyuşturucu kullanımına yöneldiğini söyleyen uzmanlar, yaygınlaşan uyuşturucu madde kullanımının beyin bağlantılarına zarar vererek, hafızayı zayıflattığını, öğrenme ve davranış becerilerine kalıcı hasarlar verdiğini belirtiyor. Madde bağımlılığı nedeni ile beyinde hasar gören noktaların tespit edilip değiştirilmesi ile gerçekleşen Neurofeedback Bilimsel klinik araştırmalar sonucu 3 önemli psikiyatrik tedavi yöntemi arasında sayılmaktadır. Harvard üniversitesinde çalışmalarını sürdüren Psikiyatri Uzmanı Dr. Tanju Sürmeli, ülkemizde de gündemden düşmeyen bağımlılık tedavisiyle ilgili son gelişmeler hakkında önemli açıklamalarda bulundu.

Maddeye Bağımlı Hale Gelen Kişi Değil Beyin

Bilinçaltına farkında olmadan alınan kayıtların, sorun olarak yaşadığımız her şeyin temelini oluşturabildiğini belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Tanju Sürmeli, “Maddeye bağımlı hale gelen kişi değil, aslında beynimiz. Beyin kayıtları kişiye otomatik olarak maddeyi hatırlatıyor ve yönlenmesini sağlıyor. Beyindeki bu noktaların tespit edilip bağlantıların onarılmaması ve kayıtların değiştirilmemesi halinde tedaviler (ayakta, yatarak, psikoterapi ve ilaç tedavisi gibi) kesin sonuca götürmeyebiliyor. Madde bağımlılığı beyindeki bağlantı noktalarının düzeltip, kişiyi bağımlı kılan ve zarar veren kayıtların değiştirilmesini sağlayan ilaçsız Neurofeedback tedavi yöntemi ile genelde kalıcı olarak tedavi edilebiliyor” açıklamasında bulundu.

Başarı Oranı Yüzde 78

Uyuşturucu madde kullanımının beynin yapısını değiştirdiğini belirten Dr. Tanju Sürmeli, “Madde bağımlılığı olan insanlarda yapılan çalışmalar sonucu, beyni rahatlatan alfa beyin dalgalarının eksik ya da hiç olmadığı veya beyne gerginlik veren beta dalgalarının çok fazla olduğu tespit edildi. Beyin kendisine zevk veren maddeyi denedikten sonra alfa beyin dalgalarında geçici artış oluyor. Bu durumu kayıt eden beyin, otomatik bir davranış sistemi geliştirerek, iradesi dışında kişiyi kendisine mutluluk veren bu maddeye yöneltir. Kullanılan diğer yöntemler ve ilaç tedavisi sonrası hastaların yüzde 80’i uyuşturucu kullanımına tekrar başlıyor. İlaçsız tedavi olan Neurofeedback ile alfa dalgası artırılıp beta dalgası azaltılınca, kişiyi maddeye yönelten kayıtlar değişiyor, genelde kalıcı olarak beyin maddeyi istemiyor veya unutuyor. Uyuşturucu ve Alkol bağımlılarına ilaç kullanılmadan veya kullanılan ilaçlara ek tedavi olarak Neurofeedback uygulandığında başarı oranı yüzde 78’dir” dedi.

FASELİS / TÜRKİYE’DE ENERJİ

Kızıldere III jeotermal santralinin ilk fazı devrede

Türkiye’nin yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarını sürdürülebilirlik vizyonu çerçevesinde ekonomiye kazandıran Zorlu Enerji, Türkiye’deki dördüncü jeotermal enerji projesi olan Kızıldere III santralinin ilk ünitesini devreye aldı. Denizli’nin Sarayköy ilçesinde kurulumuna geçtiğimiz yıl itibarıyla başlanan santralin sisteme kabulü Enerji Bakanlığı tarafından gerçekleşti. 99,5 MW kurulu güce sahip ilk ünitenin ticari elektrik satışı başladı.

Konuyla ilgili açıklamada bulunan Zorlu Enerji Grubu Başkanı Sinan Ak, “Faaliyet gösterdiğimiz tüm alanlarda sürdürülebilirliği öncelikleri arasına yerleştiren bir Grup olarak, Türkiye’ye örnek olabilecek yenilenebilir enerji projelerinden birini daha hayata geçirmiş olmaktan kıvanç duyuyoruz. 320 Milyon Dolar yatırımla ilk ünitesini tamamladığımız Kızıldere III jeotermal santralimiz, toplam 99,5 MW kurulu gücü ile yılda 720 milyon KW/saat elektrik üretecek. Önümüzdeki yıl tamamlamayı planladığımız Kızıldere III santral projemiz sahip olacağı toplam 165 MW kurulu güç ile Türkiye’nin en büyük jeotermal santrali olacak” dedi.

Ak, Kızıldere III projesi ile toplam portföylerindeki yenilenebilir enerji kurulu gücünü yüzde 56,6’ya, Türkiye’de ise 75,3’e, çıkardıklarını belirtti.

Zorlu Enerji Grubu Hakkında:

Zorlu Enerji Grubu, elektrik üretimi, dağıtımı ve ticareti, doğal gaz ticareti ve dağıtımı, güneş panelleri ticareti, enerji santrallerinin projelendirilmesi, uzun süreli işletilmesi, servis bakımının gerçekleştirilmesi gibi geniş yelpazede katma değeri yüksek hizmetler sunmaktadır. 6 doğal gaz, 7 hidroelektrik, 4 jeotermal ve 4 rüzgâr santralinden oluşan üretim portföyüyle Türkiye’de toplam 744 MW, Pakistan ve İsrail’deki yatırımlarıyla birlikte ise toplamda 1091 MW’lık kurulu güce sahiptir. Yurt içinde ve yurt dışında güneş enerjisinden elektrik üretmek, solar fotovoltaik (PV) panelleri kiralamak, satmak, satın almak, ihraç etmek, bunları çatılara yerleştirmek ve buna ilişkin her türlü kurulum hizmeti ve danışmanlık hizmeti vermek üzere Mart 2016’da Zorlu Solar Enerji Tedarik ve Ticaret Anonim Şirketi’ni (Zorlu Solar) kurmuştur. Zorlu Solar, güneş enerjisi alanında yeni nesil teknolojiler geliştiren First Solar’ın Doğu Avrupa, Avrasya ve Doğu Akdeniz bölgelerinin dahil olduğu 26 ülkede distribütörlüğünü yapmaktadır. Zorlu Enerji Grubu, GAZDAŞ şirketiyle Trakya ve Gaziantep bölgelerinin doğal gaz dağıtım hizmetini üstlenirken, Zorlu Elektrik şirketiyle de serbest tüketici kapsamındaki kişi ve kurumlara doğrudan elektrik ticareti faaliyetlerini, alternatif fiyatlandırma seçenekleri ve altyapı, mevzuat ve uygulamadaki tecrübesiyle sunmaktadır.

FASELİS / TÜRKİYE’DE ENERJİ

Milli kaynakların kullanımını hedefliyoruz

Türkiye’nin enerjisi Enerjisa, sadece 2,5 ayda inşaatını tamamladığı ilk güneş enerjisi santralini Bandırma’da işletmeye aldı. Yerli ve yenilenebilir enerji portföyüyle milli kaynakların kullanımını önceliklendiren Enerjisa, devreye aldığı Bandırma’daki 2 megavatlık güneş enerjisi santraliyle yılda 1.500 hanenin elektrik ihtiyacını karşılayabilecek enerji üretecek

Güneş enerjisinin Türkiye’nin elektrik üretimindeki payını artırmak amacıyla yerli ve yenilenebilir enerji portföyünü büyütmeye devam eden Enerjisa, ilk güneş enerjisi santralini (GES) Bandırma’da işletmeye aldı. Enerjisa, 2 milyon dolarlık yatırımla 2,5 ayda tamamladığı güneş santraliyle yerli ve yenilenebilir enerji üretimine katkı sağlayacak.

2 megavat kurulu güce sahip Bandırma GES, yılda toplam 3,5 GWh elektrik üreterek 1.500 hanenin tüm enerji ihtiyacını karşılayacak.

Milli kaynakların kullanımını hedefliyoruz

Yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına verdikleri önemin altını çizen Enerjisa CEO’su Kıvanç Zaimler, devreye aldıkları ilk güneş enerjisi santralinden sonra bu alanda başlayan yatırımlarına devam edeceklerini, kısa süre içerisinde 7 megavatlık ikinci güneş enerjisi santralini ve diğer iki GES projesini daha devreye alacaklarını belirtti. Zaimler, yatırımları planlarken Türkiye’nin elektrik üretiminde milli kaynakların kullanımı hedefine katkıda bulunmaya devam ettiklerini belirterek, “Türkiye’de cari açığın en büyük kalemlerimden bir tanesini oluşturan enerji ithalatı milli kaynakların daha fazla kullanılarak yaratılacak katma değer ve artırılacak istihdam yanında enerji ithalatımızı ve dolayısıyla enerji bağımlılığımızı önemli ölçüde azaltacak. Cari açığın ve dışa bağımlılığın azaltılması, sektörümüzde milli kaynakların kullanılması, AR-GE ve enerji teknolojilerinin daha da geliştirilmesiyle mümkün olacak. Enerji Bakanlığı’mızın da stratejik odak alanlarından biri olan yenilenebilir enerji alanında rüzgar ve güneş enerjisi santrallerine yatırım yapmaya, büyüme planlarımızda bu alana odaklanmaya devam edeceğiz. Güneş enerjisinde bizim için ilk olan Bandırma’daki santralimizle birlikte yatırımlarımızı sürdürecek ve yılsonuna kadar toplam dört güneş enerjisi santralini devreye alacağız. Yeni santrallerimizin ülkemize hayırlı olmasını dilerim” dedi.

Avrupa ve diğer dünya devletlerine göre ülkemizin güneş enerjisi potansiyeli ve yıllık güneşlenme süresi oldukça yüksek. Güneş Enerjisi Potansiyeli Atlası’na (GEPA) göre ülkemizde, yıllık toplam güneşlenme süresi 2737 saat ve ortalama toplam gelen güneş enerjisi miktarı ise 1527 kWh/m²yıl. Türkiye, konumu itibariyle güneş enerjisi için Avrupa’da İspanya’dan sonra en verimli ülkelerden bir tanesi. Dünyada ve Türkiye’de yenilenebilir enerji kaynakları arasında oldukça önemli bir yere sahip olan güneş enerjisinin elektrik üretimindeki payı gün geçtikçe artmaya devam ediyor ve Enerjisa’nın da bu alanda yaptığı yatırımlar devam ediyor.

Teknolojiye insan odaklı bakmalıyız

İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, dünya gündeminde yer alan yapay zekanın üretim ekonomisi üzerindeki risklerine dikkat çekerek “Sosyal ve siyasal kurumlarımızla olası olumsuzlukları önleyecek tedbirler düşünüyor muyuz? Robotik teknoloji gelişmeleri, gelecekte sanayi kuruluşlarının istihdam yaratma kapasitesini daha da azaltabilir” dedi.

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisinin ağustos ayı olağan toplantısına, TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Ziya Altunyaldız’ın konuk oldu.

Bahçıvan: “Türkiye’de zamanın ruhuna uygun olarak bir sanayileşme perspektifi benimsememiz ve bunu bilim, teknoloji ve inovasyon politikalarıyla entegre bir halde kurgulamamız gerekiyor. Dijital devrime dayanan yeni perspektif, kalkınma stratejimizin merkezinde yer almalı.”

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisinin ağustos ayı olağan toplantısı, ““Küresel Rekabet Ve Nitelikli Üretim İçin Bilim ve Teknolojinin Işığında Yeni Bir Sanayileşme Perspektifi” ana gündemi ile gerçekleştirildi. İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan’ın açılış konuşmasını yaptığı toplantıya, TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Ziya Altunyaldız konuk olarak katılarak gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan açılış konuşmasında, özellikle dünya teknoloji devlerinden Tesla ve SpaceX’in CEO’su Elon Musk ile Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg arasında yaşanan tartışmanın da etkisiyle bir süredir dünyanın gündemine yerleşen yapay zeka konusunun üretim ekonomisi üzerindeki risk unsurlarına dikkat çekti. Tüm dünyada büyük bir hızla ilerleyen teknolojik akıl ve gelişmelerin siyasal ve sosyal aklın ilerisinde koşmasının bazı riskleri de beraberinde getirdiğinin altını çizen Bahçıvan, hayallerin ötesinde teknolojilerin hayatımıza girdiğini, yıkıcı yenilik olarak ifade edilen buluşların her geçen gün başka bir sektörde oyunun kurallarını kökünden değiştirdiğini söyledi.

Bahçıvan “Biz sosyal ve siyasal kurumlarımızla bu gelişmeye gerçekten hazır mıyız? Teknolojik gelişmenin günlük yaşamda getireceği değişimleri yeterince tartışıyor muyuz? Olası olumsuz etkilerini önleyecek tedbirler üzerinde düşünüyor muyuz? Maalesef bu sorulara “evet” diye cevap vermemiz mümkün değil. Dünya nüfusu artmaya devam ederken teknolojik gelişmeler sayesinde daha az işgücüyle daha verimli üretim yapmak mümkün hale geliyor. Özellikle robotik teknoloji gelişmeleri, gelecekte sanayi kuruluşlarının istihdam yaratma kapasitesini daha da azaltabilir” dedi.

Ortak akıl, teknolojiye insan odaklı bakmalı

Silikon Vadisi gibi örneklerin çok daha az çalışanla yüksek ekonomik performansı ortaya koyduğunu dile getiren Bahçıvan “Ancak madalyonun diğer yüzüne bakacak olursak bu gelişme ciddi sosyal eşitsizliklere de neden oluyor. Elbette, olumsuz etkilerini düşünerek teknolojiye karşı çıkmak söz konusu olamaz. Ancak yaklaşan sorunları öngörerek toplumsal yaşamın diğer alanlarında tedbirler alınması gerektiği de açık bir gerçek. O halde siyasal, kurumsal ve toplumsal akıl, teknolojik akıldaki hızlı gelişmeye ayak uydurmaya çalışmalıdır. Siyasal, kurumsal ve toplumsal akıl, gelişmelere “insan odaklı” bakıp teknolojik gelişmeyi bu çerçevede izlemelidir” dedi.

Teknoloji ekonomisi, Finans ekonomisi gibi tehdit olabilir

Buna benzer kontrolsüz bir gelişmenin nasıl bir tehlike oluşturduğuna daha önce 2008 küresel finans krizi sürecinde tanık olduklarını belirten Bahçıvan, sözlerini şöyle sürdürdü: “İnsan odaklı olmayan finansal gelişmeler nasıl bütün dünyada dengesiz ve sorunlu bir ekonomik yapının oluşmasına neden olduysa, önümüzdeki dönemde teknolojinin de benzer bir sorunu tetiklemesi tehlikesi bulunmaktadır. Dengesiz gelişen bir teknolojinin beklenen faydayı sağlamaması tehlikesine OECD de son zamanlarda dikkat çekiyor. OECD’nin “Verimliliğin Geleceği” başlıklı raporuna göre, son yıllarda yaşanan teknolojik gelişmeler, bu gelişmeleri ortaya koyanlar tarafından yeterince paylaşılmadığı için ekonominin bütününe fayda sağlayamıyor. Doğru kullanılmadığı takdirde “Teknoloji Ekonomisi”, aynen “Finans Ekonomisi” gibi bir balona dönüşerek yeni bir tehdit haline gelebilir.”

Yüksek teknoloji yoğunluklu sektörlere ihtiyaç var

Türkiye’deki sanayide yüksek katma değerli ve yüksek teknoloji yoğunluklu sektörlere dönüşüm ihtiyacının ise devam ettiğine dikkat çeken Bahçıvan, şu değerlendirmede bulundu: “Son İSO 500 araştırmasına göre yüksek teknoloji yoğunluklu sanayiler grubunun yaratılan katma değer içindeki payı 2015 yılında yüzde 3,2 iken, çok küçük bir artışla 2016 yılında yüzde 3,7 oldu. Bu veri, bu konuda henüz yeterli ilerleme sağlanamadığını bize gösteriyor. Maalesef yasal düzenlemelerin etkisini uygulamada arzu ettiğimiz derecede göremiyoruz. Küresel rekabetin anahtarı; bilgi ekonomisine dayalı olmaktan ve teknoloji üretmekten geçiyor. Türkiye olarak zamanın ruhuna uygun olarak bir sanayileşme perspektifi benimsememiz ve bunu bilim, teknoloji ve inovasyon politikalarıyla entegre bir halde kurgulamamız gerekiyor. Dijital devrime dayanan yeni sanayileşme perspektifi, kalkınma stratejimizin merkezinde yer almalıdır. Teknolojide de tüketici değil, üretici konumda olmamız gerekiyor. Tarih boyunca kendi özgün teknolojisini, kendi yerli teknik kapasitesini geliştirebilen ülkeler her alanda fark yarattılar. Başkalarının geliştirdiği teknolojiye bağımlı olarak kalkınan bir ülke örneği yok.”

FASELİS / TÜRKİYE’DE ENERJİ

AKEDAŞ çalışmaları incelendi

Kahramanmaraş ve Adıyaman Bölgesi’nin elektrik dağıtım faaliyetlerini yürüten AKEDAŞ Elektrik Dağıtım A.Ş, Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş (TEDAŞ) yönetimini ağırladı.

TEDAŞ Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Halil İbrahim Leventoğlu, TEDAŞ Denetim Daire Başkanı Soner Korkmaz ve TEDAŞ Göksu Bölge Müdürlüğü yöneticileri AKEDAŞ Elektrik Dağıtım A.Ş. yönetimine nezaket ziyareti gerçekleştirdiler.

TEDAŞ Genel Müdürü Leventoğlu ve beraberindeki heyet, AKEDAŞ Dağıtım A.Ş Genel Müdürü Mustafa Yılmaz ve AKEDAŞ Elektrik Dağıtım A.Ş Genel Müdür Yardımcısı Hasan Kaşıkçı tarafından karşılandı.

Ziyaret sırasında TEDAŞ Genel Müdürü Halil İbrahim Leventoğlu, AKEDAŞ Elektrik Dağıtım A.Ş Genel Müdürü Mustafa Yılmaz ‘dan Kahramanmaraş ve Adıyaman’da yürütülen elektrik dağıtım faaliyetleri hakkında bilgi aldı.

Ziyarette, AKEDAŞ Elektrik Dağıtım A.Ş’nin kurulduğu günden bu yana yürüttüğü çalışmalar, alt yapı yatırımları, bölgede karşılaşılan sorunlar, müşteri memnuniyetine ilişkin çalışmalar ile AR-GE faaliyetleri hakkında TEDAŞ Genel Müdürü Leventoğlu’na detaylı bilgi aktarıldı.

Mega projelerle ülkelerin milli gelirini aştık

Son yıllarda ulaşım, altyapı, enerji ve savunma alanlarındaki projelere hız veren Türkiye, gerçekleştirdiği büyük yatırım maliyetleriyle 130 ülkenin milli gelirini geride bıraktı. Türkiye’nin gündeminde olan mega projelerin mali büyüklüğü 138 milyar doları aşıyor.

Türkiye’nin geleceğini büyük ölçüde değiştiren mega projeler, maliyet açısından Macaristan, Bulgaristan, Lüksemburg, Libya, Bulgaristan, Uruguay, Slovenya gibi ülkelerin milli gelirlerini geride bıraktı. Özel sektör ve kamu eliyle yapılan mega projeler mali büyüklüğüyle büyük yankı uyandırırken medyada bu projelere büyük ilgi gösterdi. Medya takibinin öncü kuruluşu Ajans Press, mega projelerin medya karnesini çıkardı. Ajans Press ve ITS Medya’nın gerçekleştirdiği incelemeye göre mega projeler hakkında son yedi yıl içerisinde 27 bin 478 haber yansıması tespit edildi.

MEDYANIN GÖZÜNDEN MEGA PROJELER

Ajans Press’in hazırladığı mega projeler raporunda, son üç yıl içerisinde 32 bin 326 habere konu olan Yavuz Sultan Selim Köprüsü (Üçüncü Köprü) medyanın en çok konuştuğu proje oldu. Hızlı tren projeleri 25 bin 714 haberle medya tarafından en çok konuşulan ikinci proje olurken, Üçüncü Havalimanı hakkında 19 bin 94, Marmaray hakkında 10 bin 216, Avrasya Tüneli hakkında 9 bin 442,Akkuyu Nükleer Santrali hakkında 8 bin 119, Osmangazi Köprüsü hakkında 4 bin 450, Kanal İstanbul hakkında 3 bin 275, Çanakkale 1915 Köprüsü ile ilgili ise 3 bin 180 haber yansıması tespit edildi.

FASELİS / TÜRKİYE’DE ENERJİ

DemirDöküm Türkiye ekonomisine değer katıyor

Ürettiği yüksek teknolojiye sahip ürünlerle 63 yıldır iklimlendirme sektörüne öncülük eden DemirDöküm, iki ödüle birden layık görüldü. Bozüyük’te Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkçi ve TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu’nun katılımı ile gerçekleşen “Ekonomiye Değer Katanlar” ödül töreninde DemirDöküm, orta ve ileri teknoloji ürünlerde Yerli Malı Belgesi ile “Yerli Üretime Destek Ödülü” ve bölgede sağladığı yüksek düzey istihdam nedeniyle “Bölge Ekonomisi Katkı Ödülü”nün sahibi oldu.

DemirDöküm, Bozüyük’te ilk 500’e giren sanayi kuruluşları, kurumlar vergisinde dereceye giren sanayiciler, yerli malı belgesine sahip firmalar ve yüksek düzeyde istihdam sağlayan firmaların ödüllendirildiği organizasyonda 2 ödüle birden layık görüldü.

Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkçi, TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu, Bilecik Valisi Doç. Dr. Tahir Büyükakın, AK Parti Bilecik Milletvekili Halil Eldemir, CHP Milletvekili Yaşar Tüzün, Bozüyük Kaymakamı Hasan Yaman ve Bozüyük Belediye Başkanı Fatih Bakıcı‘nın katılımı ile gerçekleştirilen “Ekonomiye Değer Katanlar Ödül Töreni“nde DemirDöküm; orta ve ileri teknoloji ürünlerde Yerli Malı Belgesi ile “Yerli Üretime Destek Ödülü” ve bölgede sağladığı yüksek düzey istihdam nedeniyle “Bölge Ekonomisi Katkı Ödülü“nün sahibi oldu.

Türkiye sanayi tarihine adını altın harflerle yazdıran DemirDöküm’ün Bozüyük Tesisleri’nde günümüzün en yüksek teknolojisi ile ürettiği ürünleri dünyanın 50 ülkesine ihraç ettiğini belirten DemirDöküm Üretim Direktörü ve Yönetim Kurulu Üyesi Gürhan Çoban, kazanılan ödüllerle gurur duyduklarını belirtti. DemirDöküm’ün geçmişte olduğu gibi gelecekte de hem iklimlendirme sektörüne hem de Türkiye’de öncü bir şirket olmak için yatırıma devam ettiklerini kaydeden Gürhan Çoban sözlerini şöyle sürdürdü;

“Kazandığımız bu önemli ödüller gelecek hedeflerimize ulaşmamızda bizleri daha çok teşvik ediyor. DemirDöküm olarak Ar-Ge’de, yatırımda hız kesmeden tüketicilerimizin hizmetine kaliteli ve yüksek tasarruflu ürünleri sunduk. Bu yaklaşımımızla bugün iklimlendirme ve tesisat sektöründe dünyada en güçlü oyunculardan biri konumuna ulaştık. Bu alandaki konumumuzu güçlendirmek, büyümek için Bozüyük’te yatırıma devam ediyoruz. 2017 yılında fabrika, Ar-Ge, marka ve dijital dönüşüm çalışmaları için toplam 40 milyon TL’lik yatırım gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. DemirDöküm olarak çalışanlarımızdan, tedarikçi ve iş ortaklarımızdan aldığımız güçle hep birlikte büyüyerek Türkiye ekonomisine katkı sağlamaya devam edeceğiz. Bugün kazandığımız 2 ödülde emeği geçen tüm çalışma arkadaşlarıma ve bizi bu ödüllere layık gören herkese teşekkür ederiz.”

FASELİS / TÜRKİYE’DE ENERJİ

İşten ayrılma oranları azalıyor

Danışmanlık, araştırma ve analizleriyle şirketlerin yüksek güven kültürü oluşturabilmelerini sağlayan Great Place to Work, kurum kültürü gelişimiyle rekabette nasıl öne geçilebileceğini yaptığı araştırmalar ile ortaya koyuyor. Araştırmalar, yüksek güven kültürüne sahip şirketlerde, çalışanların işten ayrılma oranlarının yüzde 50 azaldığını gösteriyor.

Çalışanların iş yerindeki deneyimleri, şirketlerin kaderini etkiliyor. Şirketler, çalışanlarına değer verdikçe ekonomik performansları da doğru oranda artıyor. İş yerinde yüksek güven kültürü tesis eden firmalar, günümüzün ultra rekabetçi iş dünyasında büyük bir avantaj elde ediyor. Çalışanların iş yerlerinde kendilerini güven içinde hissetmeleri, yapılan yatırımın geri dönüşünü de hızlandırıyor. Çalışanlar, güven düzeyi yüksek işyerlerinde olduklarını hissettiklerinde, işlerini 3 kat daha fazla severek yapıyorlar.

Yüksek güven kültürü ile daha yüksek müşteri memnuniyeti

Great Place to Work’ün analiz çalışmaları, yüksek güven kültürü sağlayan şirketlerde, çalışanların işten ayrılma oranlarının yüzde 50 oranında azaldığını gösteriyor. Ölçek bağımsız gerçekleştirilen çalışmalarda, ekonomik performansın ve çalışan performansının üç kat arttığı görülüyor. Ayrıca yüksek güven kültürüne sahip şirketlerde bulunan saygı ve yenilikçilik atmosferi, doğru ve hızlı kararlar alınabilmesini sağlıyor. Amerika’da faaliyet gösteren yüksek güven kültürüne sahip şirketler, rakiplerinden yaklaşık 3 puan daha yüksek müşteri memnuniyeti derecelendirmesine sahip oluyor.

Çalışanların işten ayrılmaları 550 milyar dolara mal oluyor

Great Place to Work raporlarına göre, çalışanlarının potansiyellerini ortaya çıkarmayan ve yüksek güven kültürü ekosistemine sahip olmayan firmalarda, çalışanların işten ayrılma oranları kurum kültürünün olumsuz etkisiyle yüzde 50’yi buluyor. Araştırmalarda, Amerika’daki çalışanların işten ayrılma oranlarının kurumlara maliyeti 550 milyar dolar olarak ifade ediliyor. Yüksek güven kültürü çatısı altında çalışmalarına devam eden şirketlerde ise çalışanların işten ayrılma oranları yüzde 50 oranında azalırken, firmaların mali kayıplara uğramalarının önüne geçilmiş oluyor.

Kimse büyük bir makinede küçük bir dişli gibi hissetmekten hoşlanmaz

Şirketlere yüksek güven kültürüne sahip olma konusunda danışmanlık ve uzmanlıkları ile destek olduklarını belirten Great Place to Work Kurumsal İletişim ve Pazarlama Müdürü Volkan Tarsus, “Verimliliği artıran ve sürdürülebilir başarının önünü açan yüksek güven kültürü, kurum içinde hızlı ve sorunsuz karar alabilmeyi mümkün kılıyor. Çalışan beklentilerinin karşılandığı bir ortam yaratılması, doğal olarak müşteri memnuniyetinin artmasına olanak sunuyor. Değer merkezli bir ekosistemi hayata geçirmiş şirketlerin çalışanları, şirketlerinden gurur duyduklarını anlatmaktan çekinmiyorlar. Araştırmalarımızda, Fortune 100 En iyi İşveren şirketlerindeki çalışanların yüzde 93’ü şirketlerinden başkalarına gururla bahsedebiliyor. Türkiye’nin en iyi işverenleri araştırmasına katılan şirketlerde bu oran yüzde 84. Geleceğin şirketleri arasında yer alabilmek için yüksek güven kültürü oluşturulması gereklilikten çok zorunluluk haline geldi.” dedi.

9 maddede mükemmel bir iş yeri kültürü oluşturmak

Her yıl Türkiye’nin En İyi İşverenleri Araştırması’nı gerçekleştiren ve listeye giren şirketleri ödüllendiren Great Place to Work, şirketlerin neden yüksek güven kültürü oluşturmaları gerektiğini ve bu yapının avantajlarını 9 başlık altında özetliyor. Çalışan deneyiminin firmaların gücüne güç kattığını gösteren çalışmaya göre, yüksek güven kültürü oluşturmak için atılması gereken adımlar şöyle sıralanıyor: Herkes için mükemmel bir iş yeri kültürü oluşturmak, çalışanların performansını artırmak, çalışan bağlılığını yükseltmek, yenilikçi bir atmosfer oluşturmak, çevik ve hızlı operasyon gücüne sahip olmak, müşterilerin mutlu olmasını sağlamak, çalışanların işten ayrılmalarını azaltmak, marka sadakati oluşturmak ve marka elçileri yetiştirmek.

Great Place to Work Hakkında:

Great Place To Work Enstitüsü, kurum kültürü konusunda uzmanlaşmış, 5 kıtada ve 56 ülkedeki ofisleri ile sektör ayrımı olmadan tüm ölçeklerdeki şirketlere mükemmel işyerlerini inşa etmeleri, geliştirmeleri konusunda destek veren bir araştırma ve danışmanlık kurumudur. Great Place to Work’ün güvene dayalı felsefesi dünyanın her yerinde çalışan odaklı ve yüksek güven kültürü yaklaşımı ile mükemmel iş yeri kültürlerinin yaratılmasına katkı sunarken, şirketlerin ekonomik performanslarını da artırmalarına yardımcı oluyor. Kamu ve kâr amacı gütmeyen sektörler de dahil tüm sektörlere hizmet sunmaktadır. Bu çalışmaları sebebiyle küresel dünyadaki ekonomik yapıları ve şirket yapılarını yakından tanımakta; akademik alanda ve diğer araştırma şirketleri ile geliştirdiği işbirlikleri sayesinde de yöntemlerini sürekli geliştirmektedir. 1991 yılında kurulan Great Place to Work’ün Türkiye Ofisi 2012 yılında açılmıştır. Great Place to Work, 25 yılı aşkın süredir dünya çapındaki en iyi işverenleri belirlemekte ve sonuçlarını kamuoyu ile paylaşmaktadır. En İyi İşverenler listeleri, işveren markasının duyurulması ve güçlendirilmesi için şirketler tarafından tercih edilen ve kabul görmüş bir araştırmadır. Enstitü’nün her yıl 7 bine yakın işletme ve 16 milyondan fazla çalışanı dahil ettiği analizleri, kurum kültürü alanında dünyada gerçekleştirilen en geniş çaplı araştırma olma özelliğini taşımaktadır. Hizmet verdiği ülkelerdeki en iyi işveren listelerinin yanı sıra, 100 Best Workplaces in Europe (Avrupa’nın En İyi İşverenleri) ve World’s Best Multinationals (Dünyanın En İyi Çok Uluslu İşverenleri) listelerini hazırlamaktadır. Fortune’s 100 Best Companies To Work For listesi de Great Place to Work tarafından belirlenmektedir.

FASELİS / TÜRKİYE’DE ENERJİ

OEPSAŞ’tan abonelere ödeme kolaylığı

Osmangazi Elektrik Perakende Satış A.Ş. (OEPSAŞ), N Kolay ile yaptığı protokol çerçevesinde müşterilerine sunduğu hizmet ile fatura ödemeleri artık ücretsiz olarak çok daha kolay ve hızlı bir şekilde gerçekleştirilebilecek.

Zorlu Enerji Grubu çatısı altında Eskişehir, Kütahya, Afyon, Uşak ve Bilecik illerinde elektrik perakende satış faaliyetlerini üstlenen OEPSAŞ, müşterilerine sunduğu hizmetleri geliştirmeye devam ediyor. Şirket, N Kolay ile yaptığı protokol çerçevesinde ödeme noktalarını çeşitlendirerek müşterine daha kolay ve hızlı ödeme yapma imkânı sunuyor.

Şubat 2017 itibarıyla Zorlu Enerji Grubu çatısı altında faaliyetlerini sürdürerek yeni yatırımlara imza atmaya başlayan OEPSAŞ, kendi vezneleri ve bankalar dışında da ödeme imkanı sunan bu hizmeti ile müşteri memnuniyetini daha da artırmayı hedefliyor. N Kolay tarafından sunulacak hizmet çerçevesinde müşteriler fatura ödemelerini herhangi bir ek masraf ya da komisyon olmadan veznelere gitme zorunluluğu olmadığı için daha kolay ve hızlı bir şekilde hafta sonları ve mesai saatleri dışında da fatura ödemesi yapabilecekler.

Ödeme kanallarını çeşitlendirmeyi amaçlayan bu uygulaması ile birlikte tahsilat konusunda profesyonel bir hizmet alan OEPSAŞ, ana faaliyet alanlarına yönelik hizmetlerini de güçlendirmeye devam edecek. Bir sonraki aşamada hizmeti müşterilerinin ayağına getirmeyi hedefleyen OEPSAŞ, mobil abonelik/abonelik sonlandırma ve online kanalların geliştirilmesi gibi birçok konuda müşterilerinin hayatını kolaylaştıracak projeleri hayata geçirmeye hazırlanıyor.

Müşteri memnuniyeti odaklı teknolojik çözümler içeren bu projeler ile abonelerin Müşteri Hizmetleri Merkezi’ne gitme zorunluluğunu ortadan kaldırmayı hedefleyen OEPSAŞ, 7/24 hizmet veren Çağrı Merkezi üzerinden sadece bir telefonla çözüm sunmayı hedefliyor. Abonelik ve tahliye işlemleri için çağrı merkezinden randevu alarak yerinde hizmet alabilecek olan müşteriler, Müşteri Hizmet Merkezlerine gitmek zorunda kalmayacak.

Aktifbank’ın bir girişimi olan N Kolay’da yapılan tahsilatlar online olarak gerçekleşerek OEPSAŞ sistemine düşecek. Üst düzey bir bilgi güvenliği sistemine sahip olan N Kolay hizmeti verecek yerler ise bölge halkının güvenini kazanmış ve bu konulardaki başarılı işler ile ön plana çıkmış iş yeri sahipleri arasından, OEPSAŞ’ın onayıyla seçiliyor.

Sadece vezne hizmeti veren Müşteri İşlem Merkezlerinin yanı sıra farklı tiplerdeki ödeme noktaları ile N Kolay, Afyonkarahisar’da 73, Bilecik’te 25, Uşak’ta 37, Eskişehir’de 80, Kütahya’da 65 olmak üzere toplam 280 noktada, güncel fatura, son ödeme tarihi geçmiş fatura ve güvence bedeli ödemeleri gibi konularda hizmet verecek.

FASELİS / TÜRKİYE’DE ENERJİ

 

Enerji fiyatları düşüyor

Enexion Enerji Danışmanlık Türkiye Genel Müdürü ve Enerji Uzmanı Ceren Özdal, 14 Ağustos haftasında enerji fiyatlarının bir önceki haftaya göre yüzde 3 civarında düştüğünü açıkladı.

Enerji piyasalarında bahar aylarından itibaren başlayan fiyat yükselişinin geçtiğimiz hafta bir nebze de olsa gerilediğine dikkat çeken Enexion Enerji Danışmanlık Genel Müdürü ve Enerji Uzmanı Ceren Özdal, “Spot ve tezgahüstü piyasaları takip etmek sanayi şirketlerinin ucuz enerji tedariki için aksiyon almasını kolaylaştırıyor” dedi.

Ceren Özdal, bahar aylarında 145-150 TL / MWh ortalamalarında seyren spot piyasa fiyatlarının yaz döneminde yaklaşık yüzde 15 artış kaydederek 170 – 180 TL / MWh bandında hareket ettiğini söyledi. Özdal, haftalık spot piyasa fiyat ortalamasının bir önceki haftaya göre yüzde 3’lük bir düşüş 174 TL/MWh seviyelerine gerilediğine dikkat çekti. Özdal, uygun fiyata elektrik almak isteyen firmalara spot ve tezgahüstü piyasaları yakından takip etmeleri tavsiyesinde bulundu.

Özdal, tezgahüstü piyasalarda geçtiğimiz hafta yaşanan diğer değişimler hakkında da şu bilgileri verdi: “Eylül ayı baz yükü 166-167 TL/MWh seviyelerinden, Ekim ayı baz yükü 162-163 TL/MWh seviyelerinden, Kasım ayı ise 164-165 TL/MWh seviyelerinden işlem gördü.”

Enexion Hakkında

Enexion, Türkiye’yi toplam enerji maliyet yönetimi kavramıyla tanıştıran Almanya merkezli lider bir enerji danışmanlık firmasıdır. Enexion’un Türkiye dışında Almanya, İsviçre ve Hindistan’da ofisleri bulunuyor. Çin’den ABD’ye kadar dünyanın birçok ülkesinde projeler yürüten Enexion, Türkiye’deki faaliyetlerine 2014 yılında başladı. Enexion Türkiye, şirketlerin enerji maliyetlerini sürdürülebilir yöntemlerle azaltırken kârlarını sürdürülebilir bir şekilde artırmalarını sağlıyor. Enexion’un sunduğu hizmetler arasında; toplam maliyet ve risk yönetimi, enerji danışmanlığı, tedarik süreç yönetimi, toptan piyasalardan optimum fiyatla enerji tedarik edilmesi yer alıyor. 2016 yılsonu itibariyle Enexion’un yönettiği toplam enerji portföyü 1 milyar doların üzerindedir.

FASELİS / TÜRKİYE’DE ENERJİ

Tekfen Holding ve TÜSİAD’da yas var

Tekfen Holding kurucu ortaklarından Feyyaz Berker, 22 Ağustos 2017 günü hayatını kaybetti. 92 yaşında vefat eden Berker’in kaybı Tekfen camiasında ve iş dünyasında büyük üzüntü yarattı. Berker’in naaşı 24 Ağustos Perşembe günü Tekfen Holding’in Ulus’taki merkezinde düzenlenecek anma töreninden sonra, Bebek Camii’nde kılınacak öğle namazını mütakiben Aşiyan Mezarlığı’nda defnedilecek.

Türkiye’nin hizmetinde 92 yıl

Feyyaz Berker, 7 Ekim 1925’te Mersin’de dünyaya geldi. Babası, göz hekimi ve 1939-1946 yılları arasında iki dönem İçel Milletvekilliği yapan Dr. Ahmet Muhtar Bey’di. Feyyaz Berker, ilköğrenimini Mersin’de tamamladıktan sonra eğitimine Tarsus’taki Amerikan Koleji’nde devam etti. 1939’da, yaşamında çok önemli bir yere sahip olduğunu söylediği Robert Kolej’e kaydoldu. Liseden sonra Robert Kolej Yüksek Okulu’nun İnşaat Mühendisliği Bölümü’ne devam etti. Bu yıllarda akademik başarısının yanı sıra sporcu kimliğiyle de öne çıktı.

1946 yılında Robert Kolej’in yüksek kısmını tamamladıktan sonra öğrenimini ABD’de sürdürmek üzere Michigan Üniversitesi’ne gitti. Öğrencilik yıllarında harçlığını kazanabilmek için bir yandan da Kaiser-Frazer otomobil fabrikasında çalıştı. 1948 yılında Michigan Üniversitesi’nden yüksek lisans derecesini alarak Yüksek İnşaat Mühendisi unvanını kazanan Berker, bir yıl kadar Kaliforniya’da bir inşaat-mühendislik firmasında çalıştı. 1949 yılında Türkiye’ye döndü.

Askerlik hizmetini tamamladığı 1950 yılında, iyi yetişmiş ve dil bilen genç mühendislere duyulan ihtiyaç nedeniyle Bayındırlık Bakanlığı’nda çalışmaya başladı. Esenboğa Hava Meydanı şantiye şefliğinin ardından 1954 yılında Bayındırlık Bakanlığı Laboratuvar ve Araştırma Bölüm Başkanı oldu. 1956 yılında, kendisi gibi Robert Kolej ve Michigan Üniversitesi’ni bitirdikten sonra Bayındırlık Bakanlığı’nda çalışmaya başlayan Ali Nihat Gökyiğit’le birlikte, Tekfen’in nüvesini oluşturan Feyyaz-Nihat Müşavir Mühendislik (FN) şirketini kurdu. Onlara kısa bir süre sonra Necati Akçağlılar’ın da katılmasıyla şirket, Feyyaz-Nihat-Necati Müşavir Mühendislik (FNN) adını aldı.

Başlangıçta sadece mühendis müşavirlik hizmetleri veren şirket, 1957 yılında Tekfen İnşaat’ın kurulmasıyla müteahhitlik sektörüne de girdi.

Üç ortak arasındaki uyumlu birliktelik, sonraki yıllarda Tekfen İnşaat’ın hızla büyüyerek Türkiye’nin önde gelen müteahhitlik şirketlerinden biri haline gelmesini sağladı. Şirket, inşaat işlerinin yanı sıra 1964 yılında Tekfen ampul fabrikasının kurulmasıyla sanayi sektörüne de girdi. “Güneş batar, Tekfen doğar” sloganıyla beyinlere kazınan bu yatırımı sonraki yıllarda Mis Süt (1976), Toros Tarım (1981) gibi başka sanayi yatırımları da izledi. Tekfen, Tekfen Dış Ticaret (1981) ile ihracat; Tekfenbank (1989) ile bankacılık; Belpri (1988) ve Makro (1993) ile perakende; Akmerkez (1993) ve Tekfen Emlak (2000) ile gayrimenkul geliştirme gibi alanlarda büyüyerek Türkiye’nin önde gelen holdinglerinden biri oldu.

Sorumlu bir iş insanı

Türkiye’de özel sektörün ülke sorunlarının çözümüne ve toplumun gelişmesine de katkıda bulunması gerektiğine inanan Feyyaz Berker, bu yöndeki çalışmalarına 1961 yılında Dr. Nejat Eczacıbaşı’nın önderliğinde Ekonomik ve Sosyal Etütler Konferans Heyeti’nin kurulmasına destek vererek başladı. Ardından, 1971 yılında TÜSİAD’ın kurulmasında aktif görev alarak, 1980 yılına kadar dokuz yıl boyunca Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlendi. Bu sırada, Türkiye’nin dış ticari ilişkilerini geliştirmek ve Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında ABD tarafından uygulanan silah ambargosunun kaldırılmasını sağlamak üzere, Türkiye’nin önde gelen iş insanlarının katılımıyla heyetler oluşturarak lobi faaliyetleri gerçekleştirdi. Bu çerçevede, 1975’te ABD Başkanı Gerald Ford ile bir toplantı gerçekleştiren TÜSİAD heyetine başkanlık etti.

Feyyaz Berker, 1976 yılında Türk özel sektörünü temsil eden tüm grupları tek bir şemsiye altında toplamayı amaçlayan Hür Teşebbüs Konseyi’nin kurulmasında da öncü bir rol oynadı. 1980 yılında TÜSİAD Başkanlığını Ali Koçman’a devreden Feyyaz Berker, sonraki yıllarda TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu Başkanlığına ve TÜSİAD Onursal Başkanlığına seçildi.

Feyyaz Berker’in kuruluşunda yoğun çaba gösterdiği özel sektör girişimlerinden bir diğeri de, Türkiye’nin dünyaya açılmasında aktif rol oynayan Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu – DEİK’ti. 1986 yılında DEİK’in Kurucu Başkan Yardımcılığını yapan Feyyaz Berker, 1987-1997 yılları arasında kuruluşun İcra Kurulu Başkanlığını yürüterek Türkiye’nin dış ticari ilişkilerinin gelişmesinde önemli rol oynadı. Feyyaz Berker, aynı zamanda Türk-Amerikan İş Konseyi’nin da 1985-1987 yılları arasında Yürütme Kurulu Başkanlığını üstlendi.

Bir eğitim sevdalısı

Eğitim başta olmak üzere toplumun sosyal gelişimine de yakın ilgi gösteren Feyyaz Berker, 1986 yılında, mezuniyetinden sonra gönül bağını hiç koparmadığı Robert Kolej’in Mütevelli Heyeti Üyeliğine seçildi. Berker, aynı zamanda İnşaat Komitesi’nin de başkanlığını üstlenerek Robert Kolej’in yeni bina ve tesislerle geliştirilmesine önemli katkıda bulundu. Onun maddi desteğiyle inşa edilen Feyyaz Berker Hall, 1990 yılında hizmete girdi. Hisar Vakfı’nın da kurucularından olan Feyyaz Berker, “Türk eğitim sistemine örnek olabilecek bir yapı oluşturma” hedefiyle Hisar Vakfı Okulları’nın kurulmasına önayak oldu. Berker, eğitime verdiği destekten duyduğu hazzı, 1986 yılında hizmete giren Hisar Vakfı İlköğretim Okulu’nun açılışında yaptığı konuşmada, “Bir çocuk kadar sevinçliyim” sözleriyle dile getiriyordu.

Feyyaz Berker, ana-çocuk sağlığı ve aile planlaması konusunda faaliyet göstermek üzere Vehbi Koç önderliğinde 1985 yılında kurulan Türkiye Aile Planlaması Vakfı’nın kuruluşunda ve aktif olarak yönetiminde de yer aldı. 1985-1995 yılları arasında Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı, ve1996-1999 yılları arasında Yönetim Kurulu Başkanı olarak vakfın amaçlarına ulaşması için çaba gösteren Berker, 1999-2007 yılları arasında ise Mütevelli Heyeti Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yaptı.

Türkiye’nin model endüstrileşmesine katkıları ve Türk eğitimine sağladığı hizmetler nedeniyle 1986 yılında Boğaziçi Üniversitesi tarafından fahri doktora ile onurlandırılan Feyyaz Berker, 1997 yılında da, Tekfen’deki diğer ortaklarıyla birlikte 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından Devlet Üstün Hizmet Madalyası’na layık görüldü.

Feyyaz Berker ve ortakları, Tekfen Holding’in 2000 yılında yeniden yapılanmasıyla birlikte yönetimi tümüyle profesyonellere devretti. Bu tarihten sonra Feyyaz Berker, diğer ortaklarıyla dönüşümlü olarak üstlendiği Tekfen Holding Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini, emekliye ayrıldığı 2014 yılına kadar sürdürdü.

FEYYAZ BERKER’İN TOPLUMSAL SORUMLULUK FAALİYETLERİ

  • TÜSİAD Kurucusu, Yönetim Kurulu Başkanı, Yüksek İstişare Konsey Başkanı ve Onursal Başkanı
  • DEİK Kurucusu, Başkan Yardımcısı, İcra Kurulu Başkanı ve Şeref Üyesi
  • TAPV Kurucusu, Yönetim Kurulu Başkanı ve Mütevelli Heyeti Başkanı
  • Hisar Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı ve Onursal Başkanı
  • Robert Kolej Mütevelli Heyeti Üyesi
  • Boğaziçi Üniversitesi Danışma Kurulu Üyesi
  • Amerikan Konferans Heyeti Üyesi (ABD)
  • Stanford Araştırma Enstitüsü Üyesi
  • MESS Yüksek Danışma Kurulu Üyesi
  • TİSK Danışma Kurulu Üyesi
  • TÜSEV Kurucusu ve Mütevelli Heyet Üyesi
  • TESEV Yönetim Kurulu Üyesi
  • TEMA Vakfı Kurucusu ve Mütevelli Heyeti Üyesi
  • TURMEPA Kurucu Üyesi
  • TEGV Kurucusu ve Mütevelli Heyeti Üyesi
  • TTGV Kurucusu ve Mütevelli Heyeti Üyesi

MEDYA EVİ İLETİŞİM / TÜRKİYE’DE ENERJİ

Türkiye’nin gelecek vizyonu konuşuluyor

Mimarlar Mühendisler Grubu’nun düzenlediği 2. MMG Ar-Ge İnovasyon Zirvesi ve Sergisi, 6-7
Eylül tarihlerinde İstanbul’da Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu yerli yeniliğe ev sahipliği yapacak.

Türkiye’nin 2023 hedeflerine ulaşması için Anadolu’nun sahip olduğu yüksek iş tecrübesinin bilgi ekonomisini oluşturacak çalışmaların odak noktasına oturtulması ve büyükşehirlerden tersine göçü mümkün kılacak yerel kalkınma modelleri, uzmanlar tarafından Yerel Kalkınma: Teknoparklar ve Sanayi Kümelenmeleri” oturumunda konuşulacak.

Türkiye’nin yerli yeniliğini temsil eden MMG Ar Ge ve İnovasyon Zirvesi’nde, belirli bölgelerimizde kümeleşen sanayileşmeyi, Türkiye’nin özellikle üniversitelerinin yoğun olduğu şehirlerinde teknoparklar aracılığıyla, üniversitelerin öncülüğünde ön plana çıkartıp ‘bilgi ekonomisi’ aracılığıyla sanayi kümelenmelerinin Anadolu’ya yayılması için alınacak yollar konuşulacak. Yeni sektörler ve yeni alt sektörler aracılığıyla son yıllarda çalışmaları hızlanan inovatif, katma değerli ürünler aracılığıyla büyükşehirlerden tersine göçü mümkün kılacak yerel kalkınma modelleri konunun taraflarınca masaya yatırılacak. Anadolu’nun sahip olduğu yüksek iş tecrübesinin üretim ekonomisiyle yoğrularak bilgi ekonomisini oluşturacak çalışmaların odak noktasına oturmasının gerekliliği, yerel kalkınmada insan kaynağının geliştirilmesi konusunda meslek odalarının rolünün yeniden tanımlanması, tematik ileri araştırma merkezlerinin oluşturulması gibi kritik konular konuşulacak.

MMG Genel Başkanı Osman Balta konuyla ilgili olarak; “Türkiye’nin tüm bölgelerinin daha hızlı büyümesi için yaratıcı ve katma değeri yüksek sektörler önem kazanırken devlet desteğinin yanında ek finansman kaynaklarını harekete geçirilebilmenin gerekliliği de ayrıca önem kazanıyor. Ancak, daha başarılı sonuçlar için tematik kümelenmeler ile ekosistem planlanması yapılması da bir o kadar önemli. İş bölümüne dayalı işbirliği ile Anadolu’nun kendine has özellikleriyle oluşturulacak sektörlerin farklılaşması ve uluslararası tamamlayıcı ortaklıklar ile ülke ekonomisinin hızla büyümesi gerekiyor” diyerek Ar-Ge İnovasyon Zirvesi’nin konuyla ilgili öncü olacağının altını çiziyor.

Büyükşehirlerde yoğunlukta olan sağlık endüstrisinin Anadolu’ya yayılarak daha etkin ve yaygın bölgesel güç haline gelmesi de 2. MMG AR-GE İNOVASYON ZİRVESİ’ndeki panelin konularından biri. Anadolu’nun sağlık endüstrisinin gelişmesinde daha etkin rol alması için bu alandaki yenilik fırsatların ve bilgi ekonomisine yönelik istihdam modellerinin oluşturulması, tersine göçün sürdürülebilir hale gelmesi için önemli adımlardan biri olacak.

Zirvenin ikinci günü yapılacak “Yerel Kalkınma: Teknoparklar ve Sanayi Kümelenmeleri” paneli Kalkınma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Fatih Hasdemir’in moderatörlüğünde düzenlenecek. Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Şuayib Birinci, İTO Başkan Yardımcısı Murat Kalsın, Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Derneği Başkanı Gökçe Tabak, SAHA İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Büyükdere katılarak Türkiye’nin 2023 hedeflerine giden yolda yerel kalkınma masaya yatırılacak.

MMG AR-GE İNOVASYON ZİRVESİ VE SERGİSİ HAKKINDA BİLGİ:
İstanbul Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde yapılacak 2. MMG AR-GE İNOVASYON ZİRVESİ ve SERGİSİ, 6-7 Eylül 2017 tarihlerinde İstanbul Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde düzenleniyor. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı himayelerinde; Sağlık Bakanlığı, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, İstanbul Valiliği, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, TÜBİTAK, DEİK ve TOKİ’nin katkılarıyla yapılan 2. MMG AR-GE İNOVASYON ZİRVESİ’nde alanlarında yetkili ve yetkin isimleri yerli yenilik için Ar-Ge ve inovasyonu konuşacak. Aynı günlerde açılacak olan 2. MMG AR-GE İNOVASYON SERGİSİ’nde ise, Türkiye’nin yerli yeniliklerini temsil eden milli ve yerli ürünler, projeler sergilenecek.

argezirvesi.com
https://www.facebook.com/mmgargezirvesi/

https://www.instagram.com/mmgargezirvesi/

FASELİS / TÜRKİYE’DE ENERJİ

 

Alüminyum küresel olarak turquality® ile gelişecek

21Alüminyum endüstrisinin öncü kuruluşu kendi alanının ödüllü ihracat lideri Teknik Alüminyum, TURQUALITY® desteğine uygun görüldü. Teknik Alüminyum’un TURQUALITY® desteği kapsamına alınması, Ekonomi Bakanlığı’nın 20.07.17 tarihli yazısıyla tescillendi.

Ülkemiz alüminyum endüstrisinin öncüsü Teknik Alüminyum, güçlü global markaları geliştirerek ülkemizin ihracatını artırma misyonuyla dünyada bir ilk olma özelliği taşıyan TURQUALITY® programı kapsamında desteğe uygun görüldü. Türkiye’nin ilk yassı ürün üreticisi ve kendi alanının en ileri teknoloji platformuyla sürekli döküm öncüsü olan Teknik Alüminyum, aynı zamanda 2016 yılında gerçekleştirdiği yaklaşık 71,5 milyon dolarlık ihracatla, kendi alanında liderliği de elinde bulunduruyor.

Teknik Alüminyum Genel Müdürü Arbek Akay, rekabet yetenekleri, nitelikli iş gücü, kendisini farklılaştıran iş yapış şekilleri ve uzun vadeli planları ile program kapsamına kabul edildiklerini belirtti. Akay şunları söyledi: “Çalışanlarımızın bilgi ve becerisi, insan, gelişim ve rekabet odaklı mükemmellik kültürümüz ve Türkiye’de öncü yassı alüminyum sektöründeki tecrübemizle, ülkemizde olduğu gibi geniş bir coğrafyaya yayılan ihracat pazarlarımızda ülkemizin ihracat ve rekabet gücüne katkı sağlıyoruz. AR-GE, ürün geliştirme, ölçümleme, test / analiz yetkinliklerimiz, dünya standartlarında üretilen ürünlerimiz, tavizsiz kalite ve üst düzey hizmet anlayışımızla, ülkemiz ihracatına katkı yapmaya devam edeceğiz.”

TURQUALITY® kapsamında Teknik Alüminyum, 5 yıl boyunca uluslararası pazarlarda marka gücünü artırma adına yapılan tüm çalışmalarında belirlenen limitler dahilinde destek alacak ve bu sürenin sonundaki denetime bağlı olarak desteğin 5 yıl da uzatılması gündeme gelebilecek.

FASELİS / TÜRKİYE’DE ENERJİ

TransAnatolia, Aksa Enerjisi ile Anadolu turuna başlıyor

AKSA Jeneratör, 19-26 Ağustos tarihleri arasında İzmir’de başlayıp Samsun’da son bulacak TransAnatolia 2017’nin her anında kesintisiz enerji sağlayacak.

Lider jeneratör markası AKSA Jeneratör, Türkiye’nin en zorlu motorsporu organizasyonu olan TransAnatolia 2017’nin enerji sponsoru oldu. Her yıl ağustos ayının son haftası düzenlenen TransAnatolia Rally Raid, bu sene 19-26 Ağustos tarihlerinde katılımcılarına Türkiye’nin bir çok bölgesini yarışarak keşfetme imkanı sunacak. Yedincisi gerçekleşecek olan TransAnatolia 2017’de AKSA Jeneratör, kamp alanlarından yarış parkurlarına kadar ihtiyaç duyulan her yerde kesintisiz enerji sağlayacak. İzmir Fuarı’nda start alacak TransAnatolia 2017, Batı Toroslar üzerinden ilerleyerek Samsun’da sona erecek. AKSA Jeneratör, 2 bin 850 kilometre sürecek yarışta, pilotların ve yarış tutkunlarının heyecanına ortak olacak.

1968 yılında Ali Metin Kazancı’nın kurduğu elektrikli motor fabrikasıyla üretim yolculuğuna başlayan AKSA, 1984 yılında ilk jeneratörünü üretti ve kısa zamanda elektrik enerjisi temini için makine ve donanım üretimi konusunda uzmanlaşarak, dünyadaki sayılı jeneratör üreticilerinden biri oldu. 1994 yılında Aksa topluluğunun Kazancı Holding adı altında birleşmesi ve yeni organizasyonu ile Aksa Jeneratör bugünkü yapısına ulaştı. Uzun yıllardır Türkiye jeneratör pazarının lideri olan Aksa, 3 kıtada üretim ile 160 ülkeye ihracat gerçekleştiriyor. Üretiminin %50’den fazlasını ihraç eden Aksa Jeneratör; İstanbul dışında Çin’de ve Amerika’da bulunan üretim tesisleriyle, Asya, Avrupa, Ortadoğu, Afrika ve Amerika’da bulunan 13 ofisi ve 3 Temsilciliği ile küresel sektörde ilk 5 firma arasındadır. Doğal gazlı jeneratörlerin dünyadaki ilk üreticilerinden biri olan Aksa Jeneratör senkron jeneratör projelerinde tartışmasız üstünlüğünü korurken, Ar-Ge yatırımları ile daha düşük yakıt sarfiyatlı, daha düşük ses seviyeli ve çevre dostu jeneratörler üzerinde çalışmalarını sürdürüyor.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Termik santrale sağlık ve çevre örgütlerinden itiraz

0

17 sivil toplum kuruluşunu bir araya getiren Temiz Hava Hakkı Platformu (THH), Çanakkale’ye yapılması planlanan Kirazlıdere Termik Santrali’ne itiraz etti. İtiraz metni bugün (18 Ağustos 2017) Ankara’da yapılan toplantıda İnceleme Değerlendirme Komisyonu’na (İDK) sunuldu. İtirazda, “Pek çok kişi olması gerekenden fazla hastalanacak, zor iyileşecek, kanser olacak ve erken ölecektir. Bu durum hem insani boyutuyla kabul edilemez hem de ekonomik boyutuyla sürdürülemez bir yükü beraberinde getirmektedir. Kanserlerin, hastalıkların, sakatlıkların engellenmesi mümkündür ve ancak Bölge’ye yeni bir Kömürlü Termik Santralin kurulmasını izin vermemekle olanaklıdır” denildi.

2 bin 650 Yaşam Yılı, 43 bin İş Günü Kaybı

Platform üyelerinden Greenpeace Akdeniz’in 2015 yılında yaptığı Sessiz Katil raporunun bulguları çarpıcı. Rapora göre Çanakkale’de işletmede olan üç kömürlü termik santral 2010 yılında tahmini olarak 2 bin 650 yaşam yıl ve 42 bin 910 iş günü kaybına yol açtı.

İstanbul’un da Havası Kirlenecek

Çanakkale’de işletmede olan üç ve inşaat halinde olan iki kömürlü termik santral bulunuyor. 11 adet termik santralin daha önlisans süreçleri devam ediyor. Temiz Hava Hakkı Platformu’nun 2017 yılında yaptığı çalışmada Çanakkale’de 16 termik santral çalıştırıldığında hava kirliliği durumunun ne olacağı analiz edildi. Raporun en çarpıcı kısmı ise PM2.5 isimli akciğerlerin derine kadar ulaşıp dolaşım sistemine karışarak hayati organların damarlarında hasara neden olabilen çapı 2,5 mikrometreden küçük parçacık madde üzerine yapılan tahminler. Rapora göre Çanakkale’de 16 kömürlü termik santral çalıştırılırsa PM2.5 seviyeleri Çanakkale’de %150’ye, İstanbul’da ise %25’e kadar artabilir. Ayrıca raporda, artan kanserojen PM2 .5 miktarının yılda yeni 75 Akciğer kanserine, 549 İskemik Kalp Hastalığına, 163 Felç’e ve 46 KOAH’a neden olacağı belirtiliyor.

Hava Kirliliği Tahminleri Avrupa Birliği Sınır Değerlerinin Üzerinde

Türkiye’de yeni termik santral projeleri tartışılırken dün Avrupa Komisyonu yeni Büyük Yakma Tesisleri En iyi Yöntemler Mevcut En İyi Teknikler Referans Belgesi’ni yayımladı.
Sağlık ve Çevre Birliği’nin (HEAL) Türkiye Danışmanı Funda Gacal; “Avrupa Komisyonu’nun dün kabul ettiği bu yeni yönetmelikle kömürlü termik santrallere yeni ve daha sıkı emisyon limitleri getiriliyor. Avrupa Birliği ülkelerinde proje aşamasındaki tüm santraller bu yeni limitlere uymak zorunda, mevcut santrallerin de emisyon limitleri sınırlandırıldı ve uymaları için 4 yıl süreleri olacak. Türkiye mevzuatındaki limitler bu yönetmeliğin çok üstünde yani kirliliğin ve yüksek emisyonun önünü açıyor. Hava kirliliği ve iklim değişikliğiyle mücadele için atılan bu adımları başta halk sağlığını korumak adına Türkiye’nin de takip etmesini ümit ediyoruz” dedi.

Platform itiraz metninde ayrıca Kirazlıdere Termik Santrali’nin ÇED raporunda yer alan hava kirliliği değerlerinin Avrupa Komisyonu’nun yeni sınır değerlerinin üzerinde olduğunu ve bu değerlerin insan sağlığını geri dönülemez şekilde bozacağının altını çizdi. Bu yanlıştan dönülmesini, Çanakkale’de işletmede olan üç kömürlü termik santrale bir yenisinin daha eklenmemesini talep etti.

THH adına görüş bildiren TEMA Vakfı’ndan Özgül Erdemli Mutlu, “Nisan ayında hem Bakanlığın tespit ettiği ÇED raporundaki eksiklikler hem de paylaştığımız raporun da etkisiyle 1. İDK olumlu sonuçlanmamıştı. Bugünkü toplantıda THH’nin dikkat çektiği sorunlar yüzünden Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın süreci sonlandıracağını ümit ediyoruz. Yetkilileri teknik ve bilimsel raporlara dayanan endişelerimizi dikkate almaya çağırıyoruz” dedi.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Hurda, elektrot ve refraktere zam geldi

Çelik sektörü temsilcileri, inşaat sektör temsilcisinin “inşaat çeliği fiyatları yüksek, çelik üreticileri fiyat indirsin” söylemine anlam vermekte zorlandıklarını belirtti ve bu gibi söylemlerin Türk çelik sektörünün dünyadaki konumu ve dünyadaki çelik ticareti gelişmeleri hakkında bilgi eksikliğinden kaynaklandığını vurguladı. Ocak ayından itibaren yüzde 46 artan hurda, Nisan ayının ortalarından itibaren bugüne kadar yaklaşık 4 ay içinde yüzde 31’lik artış gösterdi. Çelik üretiminin önemli sarf malzemelerinden olan elektrot fiyatı ise yaklaşık 2 ayda yüzde 1000 civarında arttı. Yine aynı şekilde sarf malzemesi olan refrakterlerdeki fiyatlar son iki ayda ton başına 800 dolardan 1.300 dolarlara çıkarak yüzde 62 civarında yükseldi. Çelik üreticileri bu gelişmeler karşısında tüm çabaları ile fiyatların daha fazla yükselmesini engellemeye çalışıyor. Bu gelişmeler durumunda elde edilen ürünün, maliyetlerinden kaynaklı fiyat artışlarının, ürün fiyatlarına yansımasının gayet doğal olduğunu belirten ÇİB Başkanı Namık Ekinci, alım gücünü zorlaştıran fiyat artışlarının aynı zamanda finans gücünü de zorlaştırdığına, bu hususun üreticiler tarafından da hiç istenmeyen bir durum olduğunu vurguladı. Namık Ekinci, “Dünyada yüzde 5 ile 10 arası kâr marjları ile çalışan inşaat sektörlerinin yalnızca İstanbul’da minimum yüzde 40 kâr marjları ile çalıştıkları hesaplanmaktadır. Türk müteahhitleri kâr marjlarından fedakarlık etmeye yanaşmayarak, düşük kâr marjları ile hatta kimi zaman kârsız satış yaparak ayakta kalmaya çalışan çelik üreticisinden fedakarlık beklemenin abesle iştigal olduğunu dile getirdi.” Ekinci, “Hammadde fiyatlarında artışa paralel olarak dünyada da nihai mamul olan çelik fiyatları artıyor ve bu gelişmeler devam ettiği müddetçe de mamul fiyatlarında artış devam eder. Türk çelik sektörü uluslararası piyasalardan bağımsız değerlendirilemez. Diğer taraftan dünyadaki çelik üreticisi ülkeler iç piyasasını korumaya alırken, ülkemiz ise dampingli ürünlerin hedef pazarı haline getirilmeye çalışılıyor. Bir sektöre ayrıcalık tanınırken çelik sektörümüzün zor durumda bırakılması doğru değildir. Oysa tarafların karar mercilerine taleplerini iletmeden önce empati yaparak, aralarında istişare ederek durum tespiti yapmaları gerekmektedir” diye konuştu.

Sıvı çelik üretimindeki ilk 6 aydaki yüzde 11,4’lük artış, inşaat çeliğindeki üretim artışı ile desteklendi. Buna rağmen inşaat çeliği ihracatında ise 2017 yılı Ocak-Temmuz döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 17,2 düşüş oldu. Bu durum, iç piyasaya ihtiyacı kadar ürün verildiğinin de göstergesi. Çelik üreticileri, iç piyasanın ihtiyaçlarını karşılamanın doğru bir yaklaşım olduğu bilincinde ve bu duruma göre de hareket ediyor.

İddiaların aksine iç piyasada ürün fazlalığı olduğunu rakamların kanıtladığını söyleyen Çelik İhracatçıları Birliği Başkanı Namık Ekinci, fiyat artışlarının da söylendiği gibi keyfi değil, zorunlu yapıldığına dikkat çekti. İnşaat çeliği fiyatlarının dünya ile orantılı ilerlediğini ve Türk müteahhitlerin dünyanın en kaliteli, en ucuz çeliğini kullandıklarını belirten Namık Ekinci, “Müteahhitlerin inşaatlarından çıkan hurda demirlerini, çelik üreticilerine satışında uyguladıkları fiyatların da aynı şekilde fiyat artışlarından nasiplendiğini göz ardı etmemek gereklidir. Konuyu biraz daha açmak istersek; diğer ülke müteahhitleri, Türk müteahhitlerinden ton başına minimum 100 dolar civarında daha pahalıya ürün alımı yapıyor. Ukrayna, Rusya, Gürcistan gibi ülkelerin iç piyasalarından ton başına 100 dolar civarında daha düşüğe ihracata mal veriyor olmaları otomatikman dampingli ürün ihracatı yaptığının göstergesidir. Bu da ithalatçı olan ülkelerin sanayisinin haksız yere kapanmasına sebebiyet vermektedir” dedi.

ÇİB Başkanı Namık Ekinci, “Avrupa’nın en büyük 4., dünyanın ise en büyük 9. çelik ihracatçısı olan Türkiye geçtiğimiz yıl çelik ihracatından 9,1 milyar dolar gelir elde etti. Ülke ekonomisini kalkındırmada çok önemli bir rol üstlenen çelik ihracatı, Türkiye’yi kalkındıran ve geliştiren önemli etmenlerin başında gelmektedir. İhracat bir ülkeyi rekabetçi ve canlı kılar. Dünya piyasalarında rekabet edemeyen sanayiler en nihayetinde hantallaşır ve kapanmaya kadar gider. İhracat vizyonu olmayan bir ülkenin uzun vadede kalıcı ve başarılı olması elbette ki mümkün değildir. Bazı bilindik çevrelerce ihracat yapılmasın demek bu sektörün batmasını istemekle eş değerdir” diye konuştu.

Elektrot, refrakter ve hurdaya rekor zam geldi, inşaat çeliği fiyatında düşüş beklenmiyor…

Yaşanan fiyat artışlarının ise çelik üretiminde kullanılan elektrot, refrakter ve hurda hammaddelerinin fiyatlarındaki yükselişle doğru orantılı olduğunu vurgulayan ÇİB Başkanı Namık Ekinci, “Elektrot, refrakter ve hurda fiyatlarındaki artışın getirdiği tetikleme ile çelik fiyatlarının önümüzdeki dönemde daha da artması olasıdır. Geçtiğimiz birkaç ay içinde gelen zamlar ile hurdada artış yüzde 31, elektrotta artış yüzde 1000, refrakterdeki artış ise yüzde 62 civarındadır. Yalnızca elektrot fiyatlarındaki artış inşaat çeliği fiyatlarının yüzde 10 civarında artmasına sebebiyet vermiştir. Çelik sektörümüz dünya piyasa şartlarında hareket etmektedir. Bahsettiğim sebeplerden dolayı önümüzdeki günlerde mamul fiyatları daha da artma eğilimindedir” diye belirtti.

ÇİB Başkanı Namık Ekinci açıklamalarını şu cümleler ile sürdürdü: “Bugüne kadar Birliğimizin bilgisi dahilinde çelik sektörüne yönelik içlerinde ABD, AB, Mısır gibi bir çok ülkelerin de yer aldığı 24 ülkeden açılan veya sonlandırılan ticaret politikası önlemleri (anti-damping, telafi edici vergi ve korunma önlemi soruşturmaları) toplamda 172 tanedir. Bunların 130 tanesi anti-damping, 29 tanesi telafi edici vergi ve 13 tanesi korunma önlemi soruşturmasıdır. Konu seneler itibari ile değerlendirildiğinde, Dünya Ticaret Örgütü’nün verilerine göre bu tip önlemlerin en fazla başvurulduğu sektörün çelik sektörü olduğu görülmektedir. Dünyadaki ülkeler yerli çelik sanayilerini bu şekilde haksız yere koruma altına alırken, bizde ise adeta ülkemiz dampingli ürünlerin hedefi haline getirilmeye çalışılıyor. Bir sektöre ayrıcalık tanınırken çelik sektörümüzün zor durumda bırakılması kabul edilebilir bir yöntem değildir. Dünya Ticaret Örgütü kuralları çerçevesinde yapılan inşaat çeliği ithalatında, ürünün fonksiyonu gereği dikkat edilmesi gereken en önemli unsur, deprem bölgesi ülkemizde yapılacak olan inşaatlarda kullanılacak çeliğin TS708 standardına uygunluğunun aranması gerekliliğidir. Aksi takdirde ne olduğu belirsiz ürünlerin ülkemize girmesine fırsat vermiş oluruz”.

Çelik İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Namık Ekinci, açıklamalarını şu sözlerle tamamladı: “Dünya çelik üretiminde çok büyük bir paya sahip olan Çin’in piyasasında, sahte çelik markalarının ve sertifikalarının dolaştığı bilgisi ortaya çıkmıştır. Çin’de standart altı üretim yapan çelik firmalarının oldukça düşük maliyetlerle, ünlü çelik firmalarının sahte sertifikalarını temin ettikleri kamuoyuna yansımıştır. Ayrıca ürünler ile ilişkili olmayan sertifikaların da standart altı üretim yapan firmalara verildiği bilgisi paylaşılmıştır. Bu gibi endişe verici durumların yaşandığı dünya çelik piyasasında, ülkemize girecek olan her türlü çeliğin kalitesi ve standartlara uygunluğunun eksiksiz olarak denetlenmesi deprem kuşağında yer alan ülkemiz için çok büyük önem arz etmektedir.”

Faselis/Türkiye’de Enerji