10.2 C
İstanbul
Perşembe, Nisan 9, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 141

İhracatçının en büyük rakibi Çin, İtalya, Almanya ve ABD

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), İhracatçı Eğilim Araştırması 2017 3. Çeyrek Gerçekleşme ve 4. Çeyrek Beklentilerini açıkladı. İlk defa 3. Çeyrekte firmalara en çok hangi ülkelerle rekabet ettiklerinin sorulduğunu söyleyen TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi, “Firmaların yüzde 16,9’u küresel pazarlardaki en büyük rakibinin Çin olduğunu söyledi. Çin’i yüzde 11,8 ile İtalya, yüzde 8,7 ile Almanya, yüzde 6,5 ile Hindistan ve yüzde 4,7 ile ABD takip ediyor” şeklinde konuştu.

4. Çeyrekte firmaların yüzde 79’unun istihdamını artırabileceğini, yüzde 21’inin de aynı sayıda çalışanla devam edeceğini belirten Büyükekşi, “Firmalarımızın verdikleri yanıtlar istihdamın yılın son çeyreğinde daha fazla artacağını, işsizliğin de tek haneli rakamlara düşeceğini gösteriyor” dedi.

Büyükekşi, “İhracatçılarımız 2017 yıl sonunda doların 3,87; Euro’nun 4,52 olarak gerçekleşmesini bekliyor” dedi. Döviz kurlarının firmaların 3. Çeyrekte en çok karşılaştıkları sorun olduğunu belirten Büyükekşi “Firmaların neredeyse yarısı kurlardaki oynaklıktan şikayetçi” dedi.

Büyükekşi, “Kurlarda yaşanan oynaklık da zaten yüzde 5-7 bandında seyreden kar marjı üzerinde ciddi bir baskı yaratıyor. Yapmaları gereken şey, kur riskinden korunmak. Hem Eximbank hem de Merkez Bankası bu ihtiyaca yönelik yeni hizmetler sunulacağının müjdesini verdiler. Bu hizmetler ihracatçılar için çok büyük fırsat” diye konuştu.

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), her çeyrek düzenli olarak gerçekleştirdiği İhracatçı Eğilim Araştırması 2017 3. Çeyrek Gerçekleşme ve 4. Çeyrek Beklentilerini açıkladı. İlk defa 3. Çeyrekte firmalara en çok hangi ülkelerle rekabet ettiklerinin sorulduğunu söyleyen TİM Başkanı Büyükekşi, “Firmaların yüzde 16,9’u küresel pazarlardaki en büyük rakibinin Çin olduğunu söyledi. Çin’i yüzde 11,8 ile İtalya, yüzde 8,7 ile Almanya, yüzde 6,5 ile Hindistan ve yüzde 4,7 ile ABD takip ediyor” şeklinde konuştu. Fiyat alanında en çok Çin, İtalya ve Almanya ile rekabet edildiğini söyleyen Büyükekşi, “Kalitede de durum yine aynı. Satış sonrası hizmetlerde ise rakipler ABD, Çin ve İtalya olarak karşımıza çıkıyor” dedi.
En büyük rakiplerden ABD, hedefte birinci
İhracatçıların küresel pazarlardaki en büyük rakipleri arasında yer alan ABD ise öncelikli hedef pazarlar arasında birinci oldu. Büyükekşi, “Birinci çeyrekte firmaların öncelikli hedef pazarları sırasıyla ABD, Almanya ve Rusya iken; ikinci çeyrekte Rusya, Katar ve Almanya olmuştu. Bu çeyrekte ise ABD’nin yeniden birinci, Rusya ve Almanya’nın da 2. ve 3. oldu. ABD’ye ihracat bu yılın ilk 10 ayında 7 milyar doları aştı. Yıl genelinde yüzde 30 artış bekliyoruz.
Yanıtlar işsizliğin tek haneye düşeceğini gösteriyor
Araştırmaya katılan firmaların 3. Çeyrekte ortalama 30 yeni istihdam yarattıklarını beyan ettiklerini kaydeden Büyükekşi, son çeyrekte ise firmaların yüzde 79’unun istihdamını artırabileceğini, yüzde 21’inin de aynı sayıda çalışanla devam edeceğini belirtti. Büyükekşi, “İşsizlik Ağustos 2017 itibariyle yüzde 10,6 oldu. Ancak bir önceki senenin aynı ayına göre çalışan sayısı 1 milyon 355 bin kişi arttı. Firmalarımızın verdikleri yanıtlar istihdamın yılın son çeyreğinde daha fazla artacağını, işsizliğin de tek haneli rakamlara düşeceğini gösteriyor.” dedi.
Firmaların yarısı kurdaki oynaklıktan şikayetçi
TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi, “İhracatçılarımız 2017 yıl sonunda doların 3,87; Euro’nun 4,52 olarak gerçekleşmesini bekliyor” dedi. Büyükekşi, bir önceki çeyrekte ihracatçıların yıl sonunda doların 3,67; Euro’nun ise 4,25 olmasını beklediğini hatırlattı. Döviz kurlarının firmaların 3. Çeyrekte en çok karşılaştıkları sorun olduğunu belirten Büyükekşi “Firmaların neredeyse yarısı kurlardaki oynaklıktan şikayetçi” dedi.
Büyükekşi, “Kurlarda yaşanan oynaklık da zaten yüzde 5-7 bandında seyreden kar marjı üzerinde ciddi bir baskı yaratıyor. Firmalarımıza kur dalgalanmalarından elde edecekleri gelirin geçici olacağını her zaman söylüyoruz. Yapmaları gereken şey, kur riskinden korunmak” diye konuştu.
İhracatçılar teşvikler için daha fazla başvuru yapmalı
Kur riskinden korunma konusunda firmaların yeterli bilgiye sahip olmadığının neredeyse her eğilim araştırmasında gördüklerini söyleyen Büyükekşi, şunları söyledi: “Geçtiğimiz hafta hem Eximbank hem de Merkez Bankası bu ihtiyaca yönelik yeni hizmetler sunulacağının müjdesini verdiler. Bu hizmetler ihracatçılar için çok büyük fırsat. Bu fırsatı kaçırmamalıyız. Ayrıca Hükümetimiz tarafından son dönemde verilen destekler ihracatçıların çoğu tarafından yeterince bilinmiyor. Bu konuda hem Ekonomi Bakanlığımız çeşitli illerde tek tek firmalara giderek ihracat ve yatırım teşviklerini anlatıyor, hem de biz bilgilendirme seminerleri düzenliyoruz. Burada görev artık ihracatçılara düşüyor.”
Yeni hedef 156,5 milyar dolar da aşılacak
Araştırmaya katılan firmaların yüzde 80’inin son çeyrekte ihracatlarının en az önceki çeyrekteki kadar ya da bundan daha iyi olacağını öngördüğünü aktaran Büyükekşi, şunları söyledi: “Ekim ayında tüm zamanların ekim ayı rekoru kırılmıştı. Biz 2017’yi Atılım Yılı ilan edip, hedefleri aşacağız demiştik. Şu ana kadar sergilediğimiz performansla bunu açık bir şekilde ortaya koyduk. Orta Vadeli Program’da ihracat hedefimiz güncellendi. Şimdi ise, yeni hedef olan 156,5 milyar doları da aşacağımızı öngörüyoruz.”,
Döviz kurlarından sonra en büyük problem hedef ülkelerle sorunlar
Üretiminin bir önceki çeyreğe göre arttığını söyleyen firmaların oranının yüzde 59,2’den yüzde 68,6’ya çıktığını belirten Büyükekşi, 3. Çeyrekte firmaların yüzde 79,2’sinin ihracat birim fiyatlarının arttığını veya aynı kaldığını kaydetti. Büyükekşi, döviz kurunun ardından karşılaşılan en büyük problemin hedef ülkelerle yaşanan sorunlar olduğunu bildirdi. “Firmaların yüzde 40’ı bu sorunun ihracatlarını etkilediğini belirtmiş” diyen Büyükekşi, “Geçtiğimiz çeyreklerde bu oran çok daha düşüktü. Bu sorunun ardından yüzde 37 ile hammadde ve aramalı fiyatlarındaki artış geldi. Geçtiğimiz çeyreklerde bu oran yüzde 30 seviyelerindeydi. Özellikle petrol ve emtia fiyatlarında son dönemde gözlenen artışlar bu sorunun ana sebebi olarak karşımıza çıkıyor” dedi.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Turizmin liderleri yetiştiriliyor

Wome Deluxe ile Antalya Bilim Üniversitesi, turizm sektörü için lider niteliğinde eleman yetiştirmek amacıyla Wome Akademi projesini başlattı.

Türk turizmini dünya lideri yapmak için üniversite sektör işbirliğinde yeni bir proje başlatıldı. Turizmimizin öncü kuruluşlarından Ortadoğu Grup, Antalya Bilim üniversitesi ile el ele vererek, geleceğin lider özellikli turizmcilerini yetiştirmek amacıyla Wome Akademi projesini hayata geçirdi.

Türkiye’de bir ilk olan projenin tanıtım ve protokol imza töreni Alanya’da WomeDeluxe otelde yapıldı. Protokolü Ortadoğu Grup İcra Kurulu Başkanı Mehmet Gür ve Antalya Bilim Üniversitesi Rektörü İsmail Yüksek Protokol imzaladılar. Tanıtım ve imza törenine, Ortadoğu Grup Yönetim Kurulu Üyeleri, Antalya Bilim Üniversitesi Akademisyenleri, öğrencileri ve Wome Deluxe personeli katıldı.

Sürekli eğitim

Wome Akademi’de ana hatları ile 3 farklı kitleye eğitim verilecek: Her liderin kendi personelini mentörlük sistemi ile eğitmesi amacıyla yöneticilere verilecek olan liderlik eğitimleri; Daimi personele verilecek eğitimler; Aday personel eğitimleri. Akademinin ikinci hedefi ise bir düşünce platformu oluşturmak. Türkiye’de ilk olacak bu model ile sektörün sorunlarını sahiplenen, üzerinde düşünen ve çözümler sunan bir sistem oluşturulacak. Sonuçlar bu platform aracılığıyla kamuoyu ile paylaşılacak. Ayrıca eğitim periyodlarının sonunda tüm öğrencilere Antalya Bilim Üniversitesi ve WOME Akademi imzalı sertifika verilecek.

Turizmin lider vasıflı elemanları yetiştirilecek

Tanıtım töreninde konuşan Ortadoğu Grup İcra Kurulu Başkanı Mehmet Gür Ortadoğu Grup ve Wome Deluxe Otel’in faaliyetlerinden bahsederek Wome Akademi’nin kurulması, amaçları ve hedefleri hakkında bilgi verdi. Gür, “Turizm sektöründeki markamız olan Wome Deluxe “Aile Dostu” konseptinde lider marka olduğunu iki yıl gibi kısa bir sürede kanıtladı. Bugün de lidere yakışan bir projeye hayat vermek için buradayız. Wome Akademi ile turizm sektörünün en temel prensibi olan hizmet anlayışına profesyonel bakış açısı katacağız. Eğitim ile sektörü bir araya getirdiğimiz bu çalışmada öncelikle kendi yöneticilerimizi ve personelimizi eğiteceğiz. Sonrasında bir işe alım süreci haline gelecek projemizde adayların hem kişisel olarak kendilerine katkı sağlamasını hem de sektörde hizmet anlayışına yeni bir standart kazandırmayı hedefliyoruz. 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde, bu özel günde eğitimin anlamını, önemini bir kez daha hatırlayarak ve benimseyerek Wome Akademi’nin temellerini atıyoruz. Umarım ki turizm sektörüne yol gösterici, öncü bir proje olur.” diye konuştu.

Üniversite sektör işbirliği

Wome Akademi’nin eğitimci paydaşı Antalya Bilim Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsmail Yüksek “Bu güne kadar birçok sanayi-eğitim iş birliğini hayata geçirdik. Bu proje bana sunulduğunda ‘söz konusu eğitimse biz varız’ dedik ve başladık. Yenilikçi projeleri ile tanıdığım Ortadoğu Grup ve Gür Ailesi ile böyle bir yola çıkmaktan ayrıca mutluluk duyuyorum. Ortadoğu Grup her zaman eğitime destek veren, birçok eğitim vakfı kuran ve buralarda öğrenciler yetiştirilmesine vesile olan bir kurum. Bizler de Antalya Bilim Üniversitesi olarak eğitimde teorik ve pratik bilginin bir arada ilerletilmesinden yanayız. Wome Akdemi bu anlamda sektör ve bizim öğrencilerimiz için de çok iyi bir uygulama okulu olacak” dedi.

Etkinlikte ayrıca, Doç. Dr. Hakan Karataş Wome Akademi projesinin detaylarını açıklarken, akademinin ilk dersini Antalya Sürekli Eğitim Merkezi Müdürü Murat Kaplan verdi. Kaplan’ın “liderliğin 5 boyutu” isimli liderlik eğitimi, Wome Akademi öğrencileri tarafından ilgi ile izlendi.

Kadınlara şiddete karşı; ‘Turuncu Destek’

Zorlu Grubu, Birleşmiş Milletler Kadın Birimi’nin (UN Women) dünya çapında gerçekleştirdiği ” Kimseyi geride bırakma: Kadın ve kız çocuklarına yönelik şiddete son ver” temalı 16 Günlük Aktivizm Kampanyası’na destek verecek. Kampanya kapsamında, Zorlu Grubu’nun Genel Müdürlük binası Levent 199 ve Zorlu Center, 25 Kasım ile 10 Aralık tarihleri arasında “turuncu” renkle aydınlatılacak.

Birleşmiş Milletler’in her yıl, Kadınlara Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü olan 25 Kasım’da başlayıp, 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nde sona eren kampanyanın bu yılki teması; “Kimseyi geride bırakma: Kadın ve kız çocuklarına yönelik şiddete son ver” olarak belirlendi.

Zorlu Grubu ve çalışanları da bu kampanyaya sessiz kalmayarak hem Levent 199 ve Zorlu Center’ın turuncu renk ile aydınlatılması; hem de 16 gün boyunca takılacak turuncu renkte rozet, kravat ve fular gibi aksesuarlar ile kampanyaya tam destek verecek. Grup çalışanları, kampanya süresince düzenlenecek çeşitli aktivitelerle konu üzerine düşünme, bilgilenme fırsatı yakalayacak ve sosyal medya hesapları üzerinden de bireysel desteklerini sürdürecek.

“Elimizi taşın altına koymaya hazırız”
Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Zorlu, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, “Birleşmiş Milletler Kadını Güçlendirme İlkeleri’ne imza atmış bir grup olarak, kadınların sosyal ve ekonomik hayattaki yerinin güçlendirilmesine yönelik birçok adım attık ve atmaya devam edeceğiz. Bu doğrultuda, UN Women’ın kadına ve kız çocuklarına şiddetin ortadan kaldırılması amacıyla “Kimseyi geride bırakma: Kadın ve kız çocuklarına yönelik şiddete son ver” sloganı ile organize ettiği kampanyasında biz de üzerimize düşeni yapmak istedik. Kabul etmek gerekir ki günümüzde dünya genelinde kadınlara yönelik birçok sorun bulunuyor. Oysa toplumsal ve ekonomik olarak güçlü olmanın, gelişmişliğin birincil koşulu kadın- erkek omuz omuza çalışmak, üretmek… Türkiye olarak bu konuda atacağımız çok adım ve yapacağımız çok iş var” dedi.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Madencilik “Sektörünün 15 milyar dolar ihracat hedefi hayat değil, 20-25 milyar dolar ihracat hedeflenmeli”

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Madencilik Sektörünün 2023 yılı için ortaya koyduğu 15 milyar dolar ihracat hedefinin hayal olmadığını belirterek, “Madencilik Sektörümüz 20-25 milyar dolar ihracat hedeflemeli” dedi.
“Madencilik Çalıştayı”nda konuşan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, ilk olarak öğretmenler günü nedeniyle görevi başında şehit olan öğretmenler başta olmak üzere, tüm öğretmenlerin öğretmenler gününü kutladı.
Türkiye’nin 2023 yılı ihracat hedeflerine ulaşmak için katma değerli ürün ihracatını gerçekleştirebileceği ekosistemi hayata geçirdiklerini belirten Albayrak, madencilik sektörüne katma değerli ürün üretimi için kurumsallaşma, profesyonelleşme ve yabancı sermaye ile işbirliği çağrısı yaptı.
Katma değerli ürün ihracatını hedeflemeyen, kurumsallaşmayan, profesyonelleşmeyen firmaların gelecekte madencilik sektöründe yer bulamayacağı uyarısında bulunan Enerji Bakanı Albayrak, “İşçi sağlığı ve iş güvenliği, çevre duyarlılığı kırmızı noktalarımız. 2017 yılında şu ana kadar 5 bin 480 firmada denetimlerde bulunduk. Yılsonuna kadar 6 bin maden işletmesini en az bir kez denetlemiş olacağız. 2018 yılında 7 bin firmayı denetlemeyi hedefliyoruz” diye konuştu.
Türkiye’de 90 madenin 77 tanesi var
Nisan ayında İstanbul Dolmabahçe Sarayı’nda Milli Enerji ve Madencilik Politikamızı kamuoyu ile paylaştıklarını hatırlatan Albayrak şöyle devam etti: “Adım adım bu politikayı hayata geçirmeye başladık. Enerji ve madenciliğimizi ithalata bağımlı olmaktan kurtarmak için entegre bir süreci yürütüyoruz. Ülkelerin Gayri Safi Milli Hasılalarından Madencilik Sektörünün aldığı paya baktığınızda; Çin yüzde 8.5, Avusturalya 6.5, ABD 5, Almanya 4, Kanada 4, Türkiye 1.3’ler seviyesinde. Türkiye’de maden çeşitliliğimiz dikkate aldığımızda potansiyelimizin çok altında olduğumuzu görüyoruz. Dünya genelinde çıkarılan 90 madenin 77 tanesi Türkiye’de çıkarılıyor. Bu madenlerde ne kadar rezerve sahip olduğunuz önemli değil. Önemli olan ne kadar katma değer ürettiğiniz. Türkiye hammadde satan değil, katma değerli ürünler üreten, son ürünü üreten söz sahibi olan bir ülke olmalı. Tüm çalışmalarımızı bu hedefe yönelik kurguladık.”
Hammadde olarak ihraç edip işlenmiş ürün olarak ithal ediyoruz bu sona erecek
Bugüne kadar yurtdışına hammadde olarak gönderdiğimiz madenlerin, işlenmiş ürün olarak çok daha pahalı bir şekilde Türkiye’ye döndüğü bir ekosistemin var olduğuna dikkati çeken Enerji Bakanı Albayrak; “Birçok maden Türkiye’de işlenecek böylece Türkiye’de bulunan madenler zenginleştirilerek, ithal edilmesinin önünegeçilecek. Madencilik sektöründe madene katma değer sağlayan fabrikalar kurulmasını zorunlu kılan bir sistemi hayata geçireceğiz. ARGE ve Teknolojik bir modeli hayata geçiriyoruz. Madencilikte maden 1 katma değer üretiyorsa, nihai ürün 8 birim değer üretiyor. Madenine göre 30-40 katına çıkan bir ekosistem var. Madencilik sektörümüzdeihracat yapan çok firmamız var. Katma değerli ürün üretimi için teknolojiyi burada geliştirip, fabrikaları burada kurun. ARGE ve Teknolojik yatırımlar için uluslararası işbirliklerine hazır olun” diye çağrıda bulundu.
Toparlanın, habersiz denetimler olacak
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden İşleri Genel Müdürlüğü tarafından madenlerin risk gruplarına göre 3 gruba ayrıldığı bir süreçten geçtikleri bilgisini de paylaşan Albayrak, her maden işletmesinin yılda en az 1 kez denetleneceğini, yüksek risk barındıran madenlerin ise bir yılda en az 4 kez denetimden geçeceğini söyledi. Albayrak, madencilik sektörü temsilcilerine ” Hazırlanın, toparlanın, habersiz denetimler olacak” uyarısında bulundu.
Kazan, kazan, kazan modelini hayata geçireceğiz
“Türkiye dönüşüyor, dünya dönüşüyor, Madencilik sektörümüz madencilik alanında dönüşümü doğru okuyarak sanayi ve üniversitelerle işbirlikleri kurarak sadece hammaddeüretimi değil, değer üretmeyi hedefleyen madencilik yapısını hayata geçirmeli” şeklinde konuşan Enerji Bakanı Albayrak, “Burada firmalarımızın dünya ile rekabet edebilmesi tek hedef değil, sürdürülebilir madencilik politikası için her türlü destek olacak, birlikte atmamız gereken adımlarda sizlerle iletişim halinde olacağız. Kazan, kazan, kazan modelini hayata geçireceğiz. Kamu kazanacak, özel sektör kazanacak, bunun sonucunda vatandaşımız kazanacak. Milli Enerji politikamızın amacı bu. Tıpkı 15 Temmuzda olduğu gibi omuz omuza hareket edip kazanacağız. Nisan ayında İstanbul’da sektöre verdiğimiz sözleri tek tek yerine getiriyoruz. Maden İhale Yönetmeliğini, ÇED istenmemesi konusunu bitirdik, orman bedellerinin tamamının yüzde 50 indirimini bitirdik. Orman ve Su İşleri Bakanımıza teşekkür etmemiz lazım. Gerçek yatırımcının önünü açacağız. Finansman açısından, zaman ve iş planlaması tüm süreçlerde rahatlama sağlayarak yatırımcının önünüaçtık” dedi.
İnşaat sektöründe yaşanan büyük bir değişim ve dönüşümü örnek gösteren Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Madencilik sektörüne de değişim ve dönüşüm çağrısı yaptı. Albayrak şöyle devam etti: ” Türkiye’nin madencilik alanında dönüşümü doğru okuyarak sanayi ve üniversitelerle işbirlikleri kurarak sadece hammaddeüretimi değil, değer üretmeyi hedefleyen madencilik yapısını hayata geçirmeliyiz. Uluslararası işbirlikleri yaparak madenciliğin şampiyonlar ligine çıkmalıyız.”
Türkiye’nin vitrinine hoşgeldiniz
Antalya’yı Türkiye’nin vitrini olarak tanımlayan Antalya Valisi Münir Karaloğlu, madencilik sektörü temsilcilerine “Türkiye’nin vitrini Antalya’ya hoşgeldiniz” diye seslendi. Vali Karaloğlu, madencilik sektörünün tüm sektörlerin girdisini oluşturan önemli bir sektör olduğunu, Madencilik sektöründe yaşanacak iyileştirmelerin tüm sektörlere olumlu yansıyacağına inandığını dile getirdi. Karaloğlu, “Torba Yasa’da Madencilik sektörünün sorunlarının büyük bölümünün çözülmüş olmasından dolayı mutluyuz. Özellikle madencilik faaliyetlerinde sorunlara çözümler üretilmesini temenni ediyorum” şeklinde konuştu.
Bugün Madencilik Sektörünün Bayramı
Madencilik Çalıştayı’nı düzenlenen 11 kuruluş adına evsahibi olarak konuşan Ege Maden İhracatçıları Birliği Başkanı Mevlüt Kaya, “Bugün Madencilik Sektörü’nün bayramı var. Madencilik Sektörü 4 yıllık aranın ardından tam kadro bugün buradayız. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız Sayın Berat Albayrak’ın Madencilik Çalıştayımızı onurlandırması bizler için ekstra enerji verdi” dedi.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın Nisan ayında ortaya koyduğu, “Milli Enerji” ve Maden Politikası projesinin başarılı olması için Madencilik Sektörünün tam kadro emrinde olduğunun altını çizen EMİB Başkanı Kaya, “Milli Enerji” ve “Maden Politikası”nın hayata geçmesi için sektör temsilcileri olarak neferiniz olarak çalışmak istiyoruz.Milli Madencilik Politikasının 3 saç ayağı olan Enerji ve Hammadde Arz Güvenliği, Yerlileşme Maden faaliyetlerini yaparken hem yerli makine ve ekipmanı kullanmak ve öngörülebilir piyasalar. Bu kurgunuzda Madencilik Sektöründe yapmak istediğiniz yenilik ve değişimi hissediyoruz ve bunungereğini yapmak için emrinizdeyiz” diye konuştu.
Madencilik Sektörü öz evlat muamelesi görür oldu
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’a, “Madencilik sektörümüz ile ilgili ortaya koyduğunuz vizyon ve hedefleri gerçekleştirmek için hepimiz buradayız” diye seslenen Kaya, sözlerini şöyle sürdürdü; “Madencilik Sektörü, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nda Sayın Bakanımız göreve gelmeden önce üvey evlat muamelesi görüyordu. Sayın Bakanımızın göreve gelmesi sonrasında Madencilik Sektörü olarak, Bakanlığımızın öz evladı olduğumuzu hisseder olduk. Sektörümüze karşı değişen bu olumlu algı nedeniyleMadencilik Sektörü adına şükranlarımızı arz ediyoruz. Torba Yasada Madencilik Sektörümüzü özellikle rahatlatan 2 maddenin hayat bulmasında olumlu yaklaşımları nedeniyle Sayın Bakanımızın Şahsında, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşarlığımız ve Maden İşleri Genel Müdürlüğümüz ekibine teşekkürlerimizi sunuyoruz.”
Madencilik Sektörü olarak Başbakanlık Genelgesinin gereğini 15 Temmuz sonrasında daha net anladıkları mesajını veren EMİB Başkanı Kaya, “Başbakanlık Genelgesinin, ülkemiz emniyeti için yapıldığını biliyoruz. Şirketlerin, üretimlerini aksatmadan yürütebilmesi için herhangi bir işlemi Başbakanlıkça onaylandığı zaman, şirketin bundan sonraki herhangi bir ruhsatına ait işlemler için tekrar Başbakanlığa gönderilmemesini takdirlerinize arz ediyoruz. Bu işlemin diğer Bakanlıklarda da uygulanmasının sağlanmasını önemle arz ediyoruz” dedi.
Ekmekte bile maden var Hayatımız maden
Madencilik Çalıştayının ana temasını “Hayatımız Maden” olarak belirlediklerini hatırlatan Kaya, “Günlük hayatımızda her an elimizde olan telefonlarımızda, Televizyonlarımızda, günde üç kez kullandığımız diş macunlarımızda, hatta yediğimiz ekmekte bile maden var. Yani, “Hayatımız Maden” Madene olumsuz bakan kesimlere bunu anlatabilmeliyiz. Bu süreçte kamuoyunun sözüne en çok itibar ettiği bakanlarımızdan biri olarak sizden destek bekliyoruz. Yeni teknolojinin baş döndürücü bir hızla geliştiği ve değiştiği bir ortamda madenciliğe karşı çıkmak gibi bir durum söz konusu olamaz. Madenlerimizi doğaya saygılı bir şekilde çıkarmak ve doğal kaynaklarımızı en iyi şekilde değerlendirmek zorundayız” diye konuştu.
Madencilik sektörü 4.5 milyar dolar ihracat hedefliyor
Madencilik Sektörünün 2017 yılının Ocak – Ekim döneminde ihracatını 2016 yılının aynı dönemine göre yüzde 27 artışla 3.9 milyar dolara çıkardığı bilgisini veren Kaya, yılsonunda 4.5 milyar doları aşmayı hedeflediklerini sözlerine ekledi.
Madencilik Çalıştayı’nı Ege Maden İhracatçıları Birliği, İstanbul Maden İhracatçıları Birliği, T. Mermer Doğaltaş ve Makinaları Üreticileri Birliği, Türkiye Madenciler Derneği, Agrega Üreticileri Birliği, Seramik, Cam ve Çimento Hammaddeleri Üreticileri Birliği, Aydın Sanayi Odası, Ege Bölgesi Madenciler Derneği ve Çanakkale Madenciler Derneği ortaklaşa düzenlerken, Çalıştaya Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Antalya Valisi Münir Karaloğlu, Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Esat Göyük, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı bürokratları ve 500’ün üzerinde sektör temsilcisi katıldı.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Türk sanayisine gümrüklerde fazla evrak bedeli yükleniyor

Son dönemde PAGEV tarafından gündeme getirilen Türkiye’de ticaret yapan firmaların gümrük işlemleri sırasında ödediği yüksek evrak ücretleri, Dünya Bankası’nın 190 ülkeyi karşılaştırdığı “İş Yapma Kolaylığı Raporu”nda da gözler önüne serildi. Rapora göre Türkiye’de gümrüklerde belge hazırlama maliyeti, ihracatta yüksek gelir grubundaki OECD ülkelerinin 2,5 katından fazla. Bu bedel ithalatta ise yine OECD ülkelerinin 6 katı seviyesine kadar çıkıyor. Firmalardan gümrük işlemleri sırasında alınan yüksek evrak maliyetlerinin Türkiye’yi dünyada iş yapılabilir ülke sıralamasında aşağılara düşürdüğünü belirten PAGEV Başkanı Yavuz Eroğlu, “Lojistik sektöründeki tekele varan yapılaşmalar, Türkiye’nin ithalatını ve ihracatını dolayısıyla ekonomisini sömürür bir hal aldı. Ordino veya farklı isimlerle firmalardan alınan bedeller öyle bir noktaya ulaştı ki gümrüklerde Türkiye’den 4 kat daha zengin ülkelerden 6 kat daha fazla evrak bedeli ödüyoruz. Türkiye bu sorunu bir an evvel çözmelidir” dedi.

Türkiye’de faaliyet gösteren tüm ithalatçı ve ihracatçı firmaların gümrüklerde yaşadığı sorun Türk Plastik Sanayicileri Vakfı (PAGEV) tarafından gündeme getirilmişti. PAGEV, Türkiye’de nakliye acenteleri tarafından firmalardan, ithal edilen tüm hammadde ve ürünlerin gümrük işlemleri sırasında, “Ordino” veya benzer isimler altında kanun dışı bir şekilde bedel tahsil edildiğini ve bu bedelin yıllık toplam değeri 700 milyon TL’yi bulduğunu açıklamıştı. Nitekim 190 ülkenin karşılaştırıldığı “Dünya Bankası İş Yapma Kolaylığı Raporu” da PAGEV’in ortaya çıkardığı bu sorunu kanıtladı.

Rapora göre Türkiye’de gümrükleme/belge hazırlama maliyeti, ihracat için yüksek gelir grubundaki Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ülkelerinin 2,5 katından fazla. İthalatta ise bu maliyet yine OECD ülkelerinin 6 katı seviyede. Dolayısıyla Türkiye’de ticaret yapan firmalar, Türkiye’den ortalama 4 kat daha zengin ülkelerden 6 kat daha fazla gümrükleme maliyeti yükleniyor.

Türkiye’nin lojistik bir üs olma hedefinin gerçekleşmesi için lojistik sektöründeki tekele varan yapılaşmaların kontrol altına alınması gerektiğini açıklayan PAGEV Başkanı Yavuz Eroğlu, “Lojistik sektöründe durum, Türkiye’nin ithalatını ve ihracatını dolayısıyla Türkiye’nin ekonomisini sömürür bir hal aldı. Nitekim 190 ülkenin karşılaştırıldığı Dünya Bankası İş Kolaylığı Raporu’nda da açıkça ortaya kondu. Gümrüklerimizde, Türkiye’den ortalama olarak 4 kat daha zengin ülkelerden 6 kat daha fazla evrak maliyeti oluşturan bir yapı var. Türkiye bu yapıyı kırmalıdır” dedi.

Ülkemizde gümrük işlemleri sırasında ordino veya başka isimler altında alınan bedellerin firmalara yıllık 700 milyon lira yük getirdiğini belirten Yavuz Eroğlu, “Yaptığı nakliye hizmeti için taşıma bedeli alan firmalar, ordino ve diğer adlar altında firmalardan ikinci kez bir bedel daha almaya çalışıyor. Eğer bu ekstra bedel ödenmezse malları teslim etmiyor ve gümrükleme işlemi tamamlanmıyor.

PAGEV Başkanı Eroğlu konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Türkiye’yi dünyada iş yapılabilir ülke sıralamasında aşağılara düşüren, dış ticaretimizden bir nevi komisyon alan ve daha da önemlisi firmalarımızın güçlükle elde ettiği gelirlerine göz diken bu tekele varan yapılar bir an evvel kontrol altına alınmalıdır. Maalesef bu bedelleri alan lojistik dernekleri yaptıkları açıklamalarda, neden nakliye bedelini baştan aldıkları halde firmalarımızdan bir kez daha ekstradan evrak bedeli almadan mallarını teslim etmediklerini ya da neden Türk firmalarının ülkemizden 4 kat daha zengin OECD ülkelerinden 6 kat fazla gümrük belge maliyeti ödediğini açıklamamaktadır. Söz konusu kanundışı ordino bedeli kaldırılırsa, Türkiye İş yapılabilirlik sıralamasında bir ülkeyi daha geçecek. Öyle ki Başbakan Yardımcımız Sayın Recep Akdağ da geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada Ordino Bedelinin hukuksuz bir uygulama olduğunu belirterek bu sorunu çözeceklerini açıkladı. Biz de gerek firmalarımız gerekse de Bakanlıklar nezdinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”

Faselis/Türkiye’de Enerji

“Ar-Ge harcamaları en az 3 katına çıkmalı”

Global girişimcilik ağı Entrepreneurs’ Organization’ın (EO) Türkiye Başkanı Gül Gürer Alımgil, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan Ar-Ge harcamalarına yönelik rakamları değerlendirdi. Alimgil, “İnovasyon ve girişimcilik alanında söz sahibi ülkeleri referans aldığımızda, harcamaların oransal olarak en az 3 katına çıkması gerektiğini düşünüyoruz” dedi.

Türkiye İstatistik Kurumu, Türkiye’de Araştırma-Geliştirme faaliyetlerine yönelik harcamaların gayrisafi yurtiçi hasıla içindeki payının 2016 yılında yüzde 0,94’e yükseldiğini açıkladı. Kamu kuruluşları, üniversiteler ve özel kuruluşlar dahil Ar-Ge harcamaları böylece, bir önceki yıla göre yüzde 19,5 artışla 24 milyar 641 milyon TL’ye ulaştı. Global girişimcilik ağı Entrepreneurs’ Organization’ın (EO) Türkiye Başkanı Gül Gürer Alimgil, rakamlarla ilgili yorumunda, “Türkiye ekonomisinin gelişmesi için en etkin yöntemlerden biri Ar-Ge harcamalarımızı artırmak. Ar-Ge bütçeleriniz ne kadar kabarıksa, küresel rekabette o denli güçlüsünüzdür” dedi.
OECD’nin Ar-Ge harcamalarına yönelik verilerine dikkat çeken Alimgil, “Son yıllarda ekonomik gelişim anlamında çok büyük bir başarı hikayesi yazan Güney Kore’nin Ar-Ge harcamaları milli geliri içerisinde yüzde 4,3’lük paya sahip. Bu rakam Çin’de yüzde 2’yi geçmiş durumda, Almanya’da yüzde 3’e yakın, Japonya’da 3,3 civarında. OECD ortalaması ise yüzde 2,3. İnovasyon ve girişimcilik alanında söz sahibi konumdaki bu ülkeleri referans aldığımızda, Türkiye’nin yüzde 1 seviyesinde seyreden harcamalarını oransal olarak en az 3 katına çıkarması gerektiğini düşünüyoruz” dedi.

“Yeni yatırımcılara ihtiyaç var”
EO Türkiye olarak 40’tan fazla girişimciyi aynı çatı altında topladıklarını belirten Alimgil, 2018 ajandalarındaki başlıklardan en önemlisinin yeni yatırımlar olduğunun altını çizdi: “Bizler girişimciler olarak yeni fikirler ve iş modellerini hayata geçirmek için her zaman cesur davranıyoruz. Bunun yanı sıra, Türkiye’deki ekosistem içerisinde sayıca daha fazla yatırımcıya ihtiyacımız bulunuyor. Son dönemde devlet teşvikleri, melek yatırımcılar, kuluçka merkezleri gibi organizasyonlarda önemli bir dinamizm söz konusu. Bunun yanı sıra, büyük şirketlerin kendi alanlarındaki yeni fikirlere yatırım yapması tüm dünyada yükselen bir trend. Bu anlamda da bir farkındalık yaratmamız gerekiyor” dedi.

Teknoloji vurgusu
2018’de tüm dünyada girişimcilerin gündeminde olacak alanlara da dikkat çeken Alimgil, “İnovasyon ve girişimcilik anahtar kelimeler. Bugün yapay zeka, nesnelerin interneti, sanal para sistemleri, elektrikli ve sürücüsüz otomobiller, yeni enerji sistemleri, sağlıkta inovasyon gibi tüm dünyanın konuştuğu teknolojilere bizim de kafa yormamız gerekiyor” dedi.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Demir Fiyatları Düşmezse Şantiyeler Durur

MÜSİAD İnşaat, Çevre ve Yapı Malzemeleri Sektör Kurulu Başkanı Reha Yeltekin, demir ve yassı çelik ürün fiyatlarına gelen zamlara ilişkin açıklamalarda bulundu. İnşaat sektöründe, son 15 yıllık dönemde milyarlarca dolar tutarındaki projelerin başarı ile hayata geçirildiğini belirten Yeltekin, demir ve yassı çelik ürün fiyatlarında son aylarda meydana gelen zamlarla sektör temsilcilerinin çok zor durumda kaldığını ifade etti.

Yılbaşından beri geçen 11 aylık süre zarfında, %50 oranında bir artış gerçekleştirildiğini vurgulayan Yeltekin, 2017 yılı Ocak ayında, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca açıklanan inşaat demiri yapımının; malzeme, işçilik, %25 yüklenici kârı ve genel giderler dâhil birim fiyatı, yaklaşık 2500 TL / ton + KDV iken, bugünkü tarih itibariyle başka hiçbir gider dahil edilmeden, sadece demir malzemesinin birim fiyatı, yaklaşık 2200 TL / ton +KDV seviyelerinde. Demir fiyatlarındaki yukarı yönlü artış trendi halen daha devam ediyor. Son bir yıllık sürede, inşaat demirindeki fiyat artış oranı % 70 düzeyinde, yılbaşından bu yana olan periyottaki artış oranı ise %50 seviyelerinde gerçekleşti” dedi.

Büyük Bir Tezat Söz Konusu
Yapılan düzenlemelerin ardından konut inşaatlarındaki toplam yapım maliyetlerinin arttığını söyleyen Yeltekin, “Sadece demirdeki bu aşırı fiyat artışının, konut inşaatlarındaki toplam yapım maliyetini yılbaşından bu yana %8 oranında, sanayi tipi inşaatlarda ise %5 seviyelerinde arttırdığı hesaplanıyor. Bu durum, gerek devlet yatırımları gerekse özel sektör projelerinde, ilk baştaki tüm maliyet hesaplamalarının ön görülemeyen şekilde bozulmasına neden oluyor. Söz konusu yüksek fiyata rağmen istenilen ebatlarda demir malzemesinin rahatlıkla bulunamaması da başka önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Ülkemizin, dünyanın en büyük inşaat demiri ihracatçılarından olması, bu durumu açıklamakta büyük bir tezat oluşturuyor.” diye konuştu.

Haksız Rekabet ve Fiyat Artışının Üzerine Gidilmeli
Demir fiyatlarındaki artışın döviz kurunda meydana gelen yükselme sebebiyle meydana geldiğini vurgulayan Yeltekin, “Demirin ham maddesi olan hurda, demir ve demir cevheri fiyatlarının dövize bağlı olarak yukarı doğru çıktığı malum. Buna ek olarak; demir üreticilerinin, ürünlerini daha çok ihracat ile satmaya yönelmesi ve gerçek üretim kapasitelerinin altında imalat yapması, demir fiyatlarının artmasında bir diğer önemli etmen olarak karşımıza çıkıyor. Bakanlıklarımızın ve Rekabet Kurumunun, demir üreticilerinin geçen seneye göre üretim kapasiteleri dahilinde yaptıkları toplam demir üretimini ve o tarihlerdeki enerji tüketim miktarlarını, bugünkü değerler ile kıyas ederek meydana gelen haksız rekabet ve fiyat artışının üzerine gitmesi gerektiği kanaatini taşıyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

Hükümetimizden Acil Bir Çözüm Bekliyoruz
Yeni düzenlemelerle söz konusu mağduriyetlerin giderilmesi gerektiğine değinen Yeltekin, “Devletimiz tarafından, 2008 yılında hazırlanmış olan “Demir Fiyat Farkı Kararnamesi”ne benzer bir çalışma ile bilhassa kamuya iş yapan firmaların söz konusu mağduriyetlerinin giderilmesi sağlanmalı. Özel sektör ve kamuya yapılan işlerdeki inşaat demiri fiyatlarında da geçici bir süre için bile olsa, hammadde ve nihai tüketiciye satılan demir fiyatlarında bir KDV indirimi uygulanmasını en hızlı ve somut atılabilecek adımlar olarak görüyoruz. Ayrıca bu konuda kalıcı çözümler üretilmesi gerektiğine inanıyoruz.” şeklinde konuştu.

Demir fiyatlarındaki artış sorununun, çözülmemesi halinde kademeli olarak büyük bir soruna yol açacağının altını çizen Yeltekin, “Kamu ve özel sektör projelerinde, demir fiyatlarının fazlalığı ve ürün azlığı nedeniyle şantiyeler durma noktasına gelebilir. Böyle olumsuz bir durumun, artçı etkilerle birlikte inşaat sektörüne direkt ve diğer sektörlere de dolaylı olarak büyük ticari sorunlar oluşturacağı kanaatini taşıyoruz. Bu noktada hükümetimizin bu konuya ivedilikle çözüm getirmesi gerektiğine dair beklentimizi, kamuoyunun takdirine saygılarımızla sunuyoruz.” ifadelerini kullandı.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Kızıldere III jeotermal santralinin ilk faz açılışı resmi törenle gerçekleşti

Zorlu Enerji’nin 320 Milyon Dolar yatırımla tamamladığı Kızıldere III projesinin 99,5 MW kurulu güce sahip ilk ünitesinin resmi açılışı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ev sahipliğinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Zorlu ve Yönetim Kurulu Üyesi Olgun Zorlu ve çok sayıda katılımcının yer aldığı törenle Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirildi.

Türkiye’nin yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarını sürdürülebilirlik vizyonu çerçevesinde ekonomiye kazandıran Zorlu Enerji’nin Kızıldere III jeotermal santralinin ilk faz açılışı, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde düzenlenen resmi törenle gerçekleştirildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen törene, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Zorlu ve Yönetim Kurulu Üyesi Olgun Zorlu katıldı.

Enerji sektörünü temsilen, çok sayıda katılımcının da yer aldığı açılışta duygu ve düşüncelerini dile getiren Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Zorlu; “Zorlu Holding olarak daha yaşanabilir ve sürdürülebilir bir dünya hayalimize hayat verecek uzun soluklu yatırımlar için önemli adımlar atıyoruz. Son 10 yılda 2 milyar dolar civarında yatırım yaptığımız enerjide, sürdürülebilir bir gelecek inşa edebilmek adına yerli, yenilenebilir ve temiz enerji kaynaklarına dayalı yatırımlar yapmaya devam ediyoruz. Bunun bir yansıması olarak, Zorlu Enerji’nin bugün Türkiye’deki kurulu gücünün yüzde 76’sı yenilenebilir enerji kaynaklarına dayanıyor. Zorlu Enerji’nin Türkiye’deki dördüncü jeotermal enerji projesi olan Kızıldere III jeotermal santralimizin ilk fazı için 320 Milyon Dolar yatırım yaptık. Önümüzdeki yıl tamamlamayı planladığımız Kızıldere III santral projemiz sahip olacağı toplam 165 MW kurulu güç ile Türkiye’nin en büyük jeotermal santrali olacak” dedi.

Denizli’nin Sarayköy ilçesinde kurulumuna geçen yıl itibarıyla başlanan Kızıldere III jeotermal santralinin sisteme kabulü Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından geçtiğimiz aylarda gerçekleştirilmişti. Ticari elektrik satışına başlanan Kızıldere III jeotermal santralinin 99,5 MW kurulu güce sahip ilk ünitesi yılda 720 milyon KW/saat elektrik üretecek.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Sanayici kur riskine karşı etkin önlem istiyor

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, reel sektörün 210 milyar doların üzerinde net döviz açık pozisyonu olduğuna dikkat çekerek “Sanayicilerimizin yatırımlara, büyümeye ve istihdama katkısını sürdürebilmesi için, kur riskine karşı korunması büyük önem arz ediyor. Tüm çözümleri Merkez Bankasından beklememek gerek” dedi.

İSO Başkanı Bahçıvan: “Türkiye Bankalar Birliği Yönetim Kurulu ile KGF’nin kalıcı bir kurum olmasının yanı sıra, önümüzdeki dönemde daha üretim ve yatırım odaklı bir yapıya dönüşmesi ve bu yönde ortak bir görüş oluşturulması konusunda fikir ve iş birliğine vardık.”

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisinin kasım ayı olağan toplantısı, “2017’yi Geride Bırakırken Dünya ve Türkiye Ekonomisine Bir Bakış” ana gündemi ile gerçekleştirildi. İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan’ın açılış konuşmasını yaptığı toplantıya, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Doç. Dr. Hatice Karahan ve İSO Danışmanı Dr. Can Fuat Gürlesel konuk olarak katılarak gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, konuşmasında ekonominin en önemli risk başlıklarından olan ve son haftalarda artan kurların özel sektörü tedirgin ettiğine dikkat çekti. Reel sektörün 210 milyar doların üzerinde net döviz açık pozisyonu olduğuna hatırlatan İSO Başkanı Bahçıvan “Bu durum önemli bir bilanço riski yaratıyor. Sanayicimizin önümüzdeki dönemde yatırımlara, büyümeye ve istihdama katkısını sürdürebilmesi için kur riskine karşı korunması büyük önem arz ediyor. Bu noktada Merkez Bankamızın reel sektörün kur riskini hafifletmek için birtakım önlemler aldığını görüyoruz. Ancak bu konudaki tüm çözümleri de Merkez Bankamızdan beklememek gerekiyor. Nihai döviz değerinin uzun vadede enflasyon, borç, büyüme, reel faiz gibi makroekonomik göstergelere bağlı olarak hareket ettiğini unutmamamız gerekiyor. Yüksek büyümenin sürdürülmesi kadar finansal istikrarın korunmasının da reel sektör açısından önem taşıyor” dedi.
Bu yıl önemli bir inovasyon olarak uygulanan Kredi Garanti Fonu’nun reel sektör ile finansal kesim arasında stresi önleyen, teminat kaldıracı işlev gördüğünün de altını çizen İSO Başkanı Bahçıvan “Geçtiğimiz günlerde Türkiye Bankalar Birliği Yönetim Kurulu ile yaptığımız toplantıda KGF’nin kalıcı bir kurum olmasının yanı sıra önümüzdeki dönemde daha üretim ve yatırım odaklı bir yapıya dönüşmesi ve bu yönde ortak bir görüş oluşturulması konusunda fikir iş birliğine vardık. Birlikte sektörlerimizi değerlendirerek 2018 yılında daha yakın bir iş birliği içinde olmamız konusunda prensipte mutabık kaldık” dedi.

Jeopolitik ve ekonomik riskler iç içe geçmiş durumda
İSO Başkanı konuşmasında, küresel ticaretin Çin ve Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelerin büyüme oranlarında ılımlı bir toparlanma ile yeniden canlanmaya başladığını, ancak dünya genelinde jeopolitik riskler, ülkelerin aşırı borçluluğu, gelir dağılımındaki bozulma, korumacı eğilimler, çevresel sorunlar, büyümenin sürdürülebilirliği ve kapsayıcılığı gibi birçok belirsizlik ve kırılganlık unsurunun da halen sürdüğünü vurguladı. Erdal Bahçıvan, bunlar içinde büyük önem arz eden jeopolitik risklerin, ekonomik risklerle iç içe geçmesi nedeniyle endişe kaynağı olduğunu da belirterek şunları söyledi:
“Asya Pasifik’teki gerilimler küresel ekonomide ani etkilere neden olurken; Ortadoğu’da hiç eksik olmayan gerilim ve çatışmalar ise ülkemizi de yakından ilgilendiren güvenlik kaygılarına ve enerji fiyatlarında yükselmeye yol açıyor. Suudi Arabistan ile İran arasındaki gerilim, bölgedeki diğer ülkeleri etkileyecek şekilde artıyor. Suudi Arabistan ve Lübnan arasındaki gerilim sonucunda Lübnan yönetiminde yaşanmakta olan kriz ve Suudi Arabistan’da başlayan mali ve ekonomik operasyon, petrol ve doğalgaz fiyatlarında ve bölgesel ticarette bir risk unsuru olarak karşımıza çıkabilir. Hükümetimiz, inanıyoruz ki bu gelişmelerin ekonomimize olası yansımalarını da titizlikle değerlendirmektedir.”
İSO Başkanı Bahçıvan, 2018 yılında Türkiye ekonomisinin daha istikrarlı, üretken, verimli ve güçlü bir seyir izlemesini, bu yıl yeşeren umutların karşılığını almayı temenni ettiklerini de sözlerine ekledi.

Faselis/Türkiye’de Enerji

“Türkiye ekonomisindeki düdüklü tencerenin basıncı azaltılmalı”

Dünyanın önde gelen sigorta ve finans kurumlarından Allianz’ın Türkiye’deki 3 firması, Allianz Türkiye, Euler Hermes Türkiye ve Allianz Worldwide Partners Türkiye, bu yıl Uluslararası Ticarete Global Bakış Konferansı’nın (International Trade Observatory) dördüncüsünü birlikte düzenledi. Sait Halim Paşa Yalısı’nda gerçekleştirilen konferansta Allianz Makroekonomik Araştırmalar Küresel Başkanı ve Euler Hermes Grup Baş Ekonomisti Ludovic Subran konuşmacı olarak yer aldı. Sabah saatlerinde basınla bir araya gelen Ludovic Subran, akşamki konferansta iş dünyasından isimlerle Türkiye ve dünya ekonomisinin geleceği üzerine konuştu.

Ümit Boyner: “Türkiye’de bir an önce ‘yapısal reform’ gündemine dönülmeli”
Allianz Türkiye CEO’su Aylin Somersan Coqui, Euler Hermes Türkiye CEO’su Özlem Özüner ve Allianz Worldwide Partners Türkiye CEO’su Firuzan İşcan’ın ev sahipliğindeki konferansın açılış konuşmasını Euler Hermes Denetim Kurulu Üyesi Ümit Boyner yaptı. Allianz Grubu şirketlerinden Euler Hermes’in, müşterilerinin güvenilir şirketlerle ticaret yapması adına üstlendiği bağımsız rolün, pazarı düzenleyici bir etkisi olduğunu belirten Ümit Boyner, etkinliğin, Türkiye’deki ticaretin gelişimine katkı sağlamasına yönelik temennisini paylaştı. Boyner “Allianz’ın Türkiye’deki 3 firması, Allianz, Euler Hermes ve Allianz Worldwide Partners olarak müşteri memnuniyetini esas alan, teknoloji odaklı yeni nesil sigortacılıkta öncü, toplumun yaşam kalitesini artıran markalar olmayı hedefliyoruz. Tüm iş kollarımızda sunduğumuz ürün ve hizmetlerde, müşterilerimizin deneyimlerine kulak verip, yeni normalde bizleri daha da rekabetçi kılacak yenilikçiliğe yatırım yapıyoruz. En önemli önceliklerimizden biri de teknolojiyi ve bilgiyi anlayacak, geliştirecek, kullanabilecek insan sermayesine yatırım yapmak olacak. Türkiye’de eğitimden, üretim ve Sanayi 4.0’ın önceliklerine, kısaca ‘yapısal reform’ gündemine, bir an önce dönmek zorunda olduğumuzu düşünüyorum” dedi.

Ludovic Subran: “Düdüklünün basıncını azaltmalıyız”
Küresel ticarete yön veren faktörlerin ele alındığı, Türkiye’nin değişen ticari koşullar karşısında gösterdiği hızlı adaptasyon ile geleceğe yönelik ekonomik trendler ve öngörülerin paylaşıldığı konferansta Allianz Makroekonomik Araştırmalar Küresel Başkanı ve Euler Hermes Grup Baş Ekonomisti Ludovic Subran “Türkiye, fazla ısınmış bir düdüklü tencere gibi: Türk lirasının değerini kaybetmesi ve enflasyona neden olan baskılar, hem haneler hem de şirketler için yük haline geldi. 2018, düdüklü tencerenin basıncını almak için mükemmel bir yıl: Kredi pazarını ve finansal riskleri yumuşatmak, şirketlerin yatırım ve yurtdışına ihracat yapmalarını kolaylaştırmak, büyüyen Avrupa pazarına daha fazla ihracat yapmak için çok doğru bir zaman” dedi.
Türkiye’nin 2017’de sürpriz bir ekonomik performans sergilediğini kaydeden Subran, 2018 için yüzde 9 enflasyon oranıyla birlikte yüzde 3,5 seviyesinde bir büyüme beklediğini belirtti. Türk Lirası’nın Euro-Dolar döviz sepetine karşı değer kaybını da 2018 için yüzde 10 seviyesinde öngören Subran, 2018 yılında Türk şirketlerine yönelik 16 milyar dolarlık ek ihracat potansiyeli olduğunu söyledi.
Moderatörlüğünü gazeteci yazar Hande Demirel’in yaptığı konferansı iş dünyasından 250 isim takip etti.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Dünya hakimiyet savaşında ‘Geçici Ateşkes’e girildi..

Egemen Güçlerin ‘Yeni Dünya/Yeni Yüzyıl’ savaşında geçici bir ateşkes sürecine girildiğini düşünüyorum.

Egemenlerin 3. Dünya’da Terör Örgütleri üzerinden yürüttükleri hakimiyet savaşı, yerini “haritalandırma ve doğal kaynakların paylaşımı” görüşmelerine bıraktı.

Yani masa kurulması safhasına geldi.

Yakın zamanda “masabaşı paylaşım ve yeni harita” görüşmeleri sürer mi sürmez mi göreceğiz.

Eğer taraflar şuanda sağlamış oldukları “consesus”u masada devam ettirebilirler ise; dünya yeni bir konsept ve konjonktüre giriyor demektir.

Bu da demektir ki; 1. Dünya Savaşı sonrası süreçlerin “Post-Atlas” nitelikli, egemenlerin belirleyiciliğinde belirlenmiş yeni siyasi/coğrafi haritaları göreceğiz.

Eğer masada ihtilaf ve uzlaşmazlık öne çıkarsa; önümüzdeki günler ve özellikle 2018’de, dünya ve özellikle coğrafyamız çok kanlı ve dramatik çatışma, yıkım, kargaşa  ve çöküşlere sahne olabilir.

Peki kimdir bu egemen güçler ve taraflar..?

Başat aktörler; Amerika ve İngiltere…

Amerika’nın yanında Arabistan var, İsrail var, BAE var, Almanya var…

İngiltere’nin yanında bir boyutla Çin var, Türkiye var, Katar var, Fransa var…

Rusya, İran gibi ülkeler ise her iki tarafla da flörtte veya karşıt gibi konumdalar…

Bu iki birbiriymiş gibi görünen ama birbiriyle hakimiyet savaşında olan ülkelerin savaş arenası ise; öncelikle Ortadoğu, Güney Asya, Çin, Avrupa ve Körfez…

Sadece “Batı Ötesi Dünya” değil, artık Avrupa da bu savaşın sahnesi konumunda…

Şimdi taraflara bir bakalım..

İngiltere ABD’ye göre daha bütüncül ve içsel olarak daha dingin.

İngiliz aklı ve siyasası hala belirgin ve hakim.

Hala, diplomasi ve ülkeler üzerinde inşa ile imha stratejisi baskın.

Hala, sessiz ama derinden ilerlemeyi temel siyaset telakkisi devam ediyor.

Amerika süper güç görünse de; İngiliz Aklı hala belirleyici.

Amerika ise, kendi içinde sıkıntılı, karışık ve yekpare değil.

Daha önceki yazılarımda söylediğim gibi, ABD içinde “Amerikacık”lar mevcut.

Trump yönetimi “iki arada bir derede” misali şaşkın ördek gibi, ne ondan ne bundan yana…

Tarafı ve rengi net değil. Bu da Trump’ın her an sonunu getirebilir. Bu bağlamda Haziran 2018’e kadar geçecek zaman Trump için hayati öneme sahip.

Ya netleşecek ve safını belli edecek, veya azledilecek…

Pentagon Yahudiler ve Neo-Con’lar, yıkarak elde etme stratejisiyle kaos, kan ve karmaşa projeksiyonunu sürdürüyor.

Hala, terör örgütleri üzerinden vekalet savaşı yürütmeyi bir hakimiyet argümanı gibi görmeye devam ediyor.

Stratejilerini “ülke ittifakları”ndan ziyade, örgütsel ittifaklara göre kurgulayan bir beyinle hareket ediyor.

Diploması yerine savaş tamtamlarını tercih ediyor.

Hal böyleyken; “Yeni Dünya” için hakimiyet kavgası veren bu iki güç, geçici bir ateşkese varmış görünüyor.

Peki bu ortamda Türkiye ne  durumda…

Ülkemiz, hemen herkesten daha büyük sıkıntılarla mücadele durumuyla karşı karşıya…

Kuzey Suriye ve Kuzey Irak’tan kuşatma, tüm karşı duruşlara rağmen farklı ve şekil değiştirerek devam ediyor.

Stratejik ortak ABD’nin ihanetine maruz kalmış haldeyiz.

Türkiye savunma ortağı NATO’nun hançerini sırtında taşıyor ve  şu veya bu şekilde bu savunma paktınca hançerlenmeye devam ediyor.

Ki; Norveç’teki NATO tatbikatında yaşanan; spontane şekilde, bir askerin yaptığı eylemden ibaret olmayan kahpe hareket, bunun en bariz örneği ve aysbergin görünen yanı.

Türkiye ve Erdoğan bu “hakimiyet savaşında” safını netleştirmediği sürece ABD ve N………

Yazının devamını okumak için bağlantıya tıklayın: http://www.ogunhaber.com/yazarlar/cengiz-aygun-bir-portre/dunya-hakimiyet-savasinda-gecici-ateskes-e-girildi-9716m.html

Otokar’ın Endüstri 4.0’ın Türkiye sanayisine etkisi tartışıldı

Türkiye’nin öncü otomotiv ve savunma sanayii şirketi Otokar, 4’üncü sanayi devrimi olarak adlandırılan Endüstri 4.0 için önemli bir organizasyona ev sahipliği yaptı. Yeni sanayi devrimine 15 ayrı proje ile geçmeye hazırlanan Otokar, düzenlediği “Dijital Dönüşüm Paneli”nde sektörlerinin lideri olan kurumları ağırladı. “Endüstri 4.0’ın Türkiye Sanayisine Etkisi”nin örnekleriyle masaya yatırıldığı panelin konuşmacıları arasında yer alan Koç Holding Dijital Dönüşüm Lideri Dr. Murad Ardaç; “2015 yılı sonunda, dijital dönüşüm Topluluğumuzun ana teması haline geldi. Dönüşüm konularının başında ise müşteri var. Koç Topluluğunun ilkleri yaratma becerisini bu konuya da taşımak önceliğimiz” dedi.

Koç Topluluğu şirketlerinden Otokar, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ilk gündem maddelerinden biri olan Endüstri 4.0 konusunda önemli bir organizasyona ev sahipliği yaptı. Kurulduğu 1963’ten bu yana ülkemizde birçok ilke imza atan şirket, “Endüstri 4.0’ın Türkiye Sanayisine Etkisi” başlığı ile düzenlediği panelde, alanında lider şirketlerin üst düzey yöneticilerini Sakarya’daki fabrikasında ağırladı.

Otokar Üretim ve Tedarik Genel Müdür Yardımcısı ve Dijital Dönüşüm Lideri Ali Rıza Alptekin’in moderatörlüğünü üstlendiği panele, Koç Holding Dijital Dönüşüm Lideri Dr. Murad Ardaç, Arçelik Üretim Teknolojileri Direktörü Mustafa Esenlik, Ford Otosan CDO’su Hayriye Karadeniz, McKinsey&Company Ortağı Mehmet Başer, Kuka Ülke Müdürü Kağan Abidin ve Rockwell Automation Ülke Direktörü Cenk Ceylan konuşmacı olarak katıldı.

“ENDÜSTRİ 4.0’DA EN ÖNEMLİ KONU NİTELİKLİ İŞGÜCÜ”
Otokar Dijital Dönüşüm Lideri Ali Rıza Alptekin, panele ilişkin şunları söyledi: “Endüstri 4.0 beraberinde büyük bir etki potansiyeli barındırıyor. Biz şu an değişimi ve öncü, küçük etkileri görüyoruz. Endüstri 4.0’ın tam olarak hayata geçmesi ve yaygınlaşması ile oluşacak etki, tüm sektörlerin iş yapış biçimini temelden değiştirecek seviyede olacaktır. Endüstri 4.0 sürecinde takipçi konumda olan Türkiye’nin çok daha hızlı yol alması gerekiyor. Trendler o kadar hızlı değişiyor ki; takipçi olmanın yeterli olmadığı dönemlere geleceğiz. Türkiye’nin sanayileşme atılımlarının başladığı dönemden bugüne kadar mühendislik ve Ar-Ge kabiliyeti, deneyimli ve yetkin insan kaynağı ile ilkleri gerçekleştirmiş Otokar olarak bu değişimde de fark yaratmak hedefindeyiz. Bu panelde ülkelerin yeni sanayi devrimine hazırlığı, Endüstri 4.0’ın ve dijital dönüşümün kurumlarda nasıl ele alınması gerektiği, dönüşümün sağlayacağı fırsatları ele almak istedik.” Dijital dönüşümde insan kaynağının rolüne dikkat çeken Alptekin sözlerine şöyle devam etti: “Endüstri 4.0’da Türkiye’nin en önemli konusu nitelikli işgücü olacaktır. Endüstri 4.0 yalnızca yatırım yaparak bir günde hayata geçirilebilecek bir olgu değil. Bu kavramı içselleştirecek ve geliştirecek bilgi birikimine sahip iş gücüne sahip olmak çok önemli.”

Otokar’ın dijital dönüşüm yol haritası için 4 ana alan belirlendiğini belirten Alptekin şunları söyledi: “Müşteriye Dokunan Dijital Kanallar; Dijitalleşmiş Üretim ve Tedarik Zinciri; Analitik Karar ve Pazarlama; Dijital Ürünler ve Servisler olmak üzere 4 ana alan belirledik. Bu alanlarda 2017 başından bu yana hayata geçirmeye karar verdiğimiz 15 projenin 6’sı tamamlandı, 6’sı devam ediyor, 3’üne ise 2018 yılında başlanması hedefleniyor.

“DÖNÜŞÜMÜN ANA ODAĞI MÜŞTERİ”
Yeni sanayi devrimi olarak nitelendirilen Endüstri 4.0’ın dünyada bir yarış haline geldiğini kaydeden Koç Holding Dijital Dönüşüm Lideri Murad Ardaç ise şunları kaydetti; “Bilgisayarların sanayide kullanımı 80’lere dayanıyorken hem bilgi teknolojilerindeki hızlı gelişme hem de cihazların birbiri ile iletişim halinde olması konuyu farklı bir boyuta taşıdı. Bu teknolojik gelişimin bizlere sunduğu fırsatlar sebebiyle bugün Endüstri 4.0’dan bir devrim olarak bahsedebiliyoruz.Almanya’nın ucuz işçiliğe karşı üretimi tekrar kendi ülkesine çekme hedefiyle başlattığı bir politika olarak doğan model, bugün dünyada Çin’in bile güçlü bir şekilde katıldığı bir yarış haline geldi. Odağında esnek ve kişiselleştirilmiş üretim, yani müşteri olan bu model dünyada farklı isimlerle tanımlanıyor. Dünyada bu gelişmeler yaşanırken, Koç Topluluğu olarak bunun dışında kalmamız mümkün değildi. Endüstri 4.0 ve dijital dönüşüm alanındaki çalışmalara ivme kazandırmak, Koç Topluluğu’nun ilkleri yaratma becerisini bu konuya da taşımak, önceliklerimiz arasında yerini aldı ve dijital dönüşüm 2015 yılı sonunda topluluğumuzun ana teması haline geldi. Endüstri 4.0, ürün ve hizmet tasarımından, satış sonrası hizmetlere kadar tüm süreçleri içeren, bu adımları birbirine daha fazla bağlayan ve hızlı geri bildirimlerle müşteriye daha iyi hizmet vermeyi sağlayan çok kapsamlı bir konu. Bu sürecin başında ve hedefinde müşteri var.

“DİJİTAL DÖNÜŞÜMÜ 4 BAŞLIKTA TOPLADIK”
Müşteri odaklılık konusunda başta akıllı telefonlar olmak üzere, bugün dijital asistanlarla müşteri beklentilerinin daha net ortaya konulduğunu, bu nedenle endüstride müşteri yaklaşımlarının tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini söyleyen Ardaç; “Müşteriye sadece seri olarak üretilmiş standart ürünlerle değil, kişiye özel ürünlerle de gidilmesi gerekiyor. Bu da dijital dönüşümün en önemli teması olarak karşımıza çıkıyor. Koç Topluluğu’nda dijital dönüşümü 4 başlıkta topladık; müşteri deneyimi konusu ise en başta yer alıyor. Dijital dönüşüm için 24 şirketimizde yaptığımız çalışmalar sonucunda farklılığımızı ortaya koymak için en büyük iyileştirme fırsatının bu alanda olduğunu gözlemledik. Tedarik zinciri, üretim, tüm süreçlerde verimlilik ve çalışanların etkin bir şekilde dönüşüme katılması da başlıklarımız arasında yer alıyor. Yazılımdan donanıma, verinin analitik olarak yorumlanmasından çalışanlarımızın sürece dahil edilmesine kadar tüm alanlarda dijital dönüşüm çalışmaları, Koç Topluluğu genelinde sistematik olarak devam ettiriliyor” dedi.

“DÖNÜŞÜMÜN HEDEFİ MÜŞTERİLERE HIZLI CEVAP VEREBİLMEK”
Arçelik’in satış, dağıtım, servis alanlarında dijital dönüşüm çalışmalarının sürdüğünü, ilk etapta televizyonların dijital dönüşümü için merkez kurulduğunu belirten Arçelik Üretim Teknolojileri Direktörü Mustafa Esenlik, cihazların birbiri ile haberleşmeleri için kendi protokollerini hazırladıklarını söyledi. 2020 yılında gündeme gelecek nesnelerin interneti konusunda Arçelik’in bugünden çalışmalarını sürdürdüğünü, satış, servis, pazarlama, tedarik zinciri projeleri üzerinde çalışıldığını kaydeden Esenlik, “Endüstri 4.0 için etkin bir süreç yönetimi sergiliyoruz. Temel hedefimiz, operasyonel verimliliği optimize etmek ve müşteri isterlerine hızlı cevap verebilmek. Arçelik olarak sistemlerin geliştirilmesi, verilerin doğru toplanması üzerine dünyanın alanında lider 5 şirketi ile çalışıyoruz. Sağlıklı verilerin toplanması için satış, pazarlama, tasarım, fabrika, tasarım birimleri ile projemiz devam ediyor. Ürünlerimizin birbirine benzememesi, otomasyonda yüksek bir seviye iş çıkarmamızı önlediği için yeni teknolojiler geliştirmeye başladık. Türkiye ve diğer ülkelerdeki operasyonlarda ortak yazılım ve donanım kullanılması için çalışmalar yürütürken, iki büyük atölyeyi devreye aldık. Atölye 4.0, Arçelik teknolojilerinin içselleştirilmesi için çalışmalar yürütüyor ve sanal ortamda otomasyon çalışmaları geliştiriyor. İkincisi ise garaj çalışmaları. Garajda ileri teknolojiler, data ve analitik program çalışmaları yürütülüyor” dedi.

“DÖNÜŞÜME TÜM BİRİMLER DAHİL EDİLMELİ”
Ford Otosan CDO’su (Chief Digital Officer) Hayriye Karadeniz ise son yıllarda Endüstri 4.0, dijital dönüşüm ve fazlaca teknoloji konuşulduğunu; bu nedenle kavramların biraz karıştığını belirtti. Ford Otosan vizyonunun sanayideki dönüşümü de göz önünde bulundurarak değiştirildiğini söyleyen Karadeniz; “Müşteri, çalışan ve iş ortakları tercihinde en değerli şirket olmak için yeni bir vizyonla yola çıktık. Her şeyi yeniden gözden geçirdik. Kendimize 5 yıllık bir harita çıkardık. Globalde toplam ciroları ile 100 yıllık şirketlerin önüne geçen yeni şirketlerle karşılaştığımız bu dönemde planlar bugünden uzun vadeli, her adımda tekrar gözden geçirilecek şekilde hazırlanmalı. Bu süreçte de teknolojinin kesinlikle bir araç olduğu göz ardı edilmemeli. Dijital dönüşüm bir orkestra şefi edasıyla ele alınmalı. Ford Otosan’da dijital dönüşümü her birimde başlattık. Herkes birbirinden öğrenmeli, ortak akılda hareket edilmeli, sahiplenmeli. Çalışmalarımız arasında fabrikamızda IOT platformu kurmaya çalışıyoruz. İlk kez bu kadar veri üretecek platform bizde toplanıyor. Üretimin gereksinimlerini gözeterek, hat durmadan BT süreçlerini akıllıca entegre ediyoruz. Verilerin güvenli bir şekilde korunması, tüm birimlerin birbiri ile konuşması, toplanan verilerin doğru okunarak en iyi kararların verilmesi için uzun soluklu bir çalışma içerisindeyiz” açıklamasını yaptı.

“TRENİ KAÇIRMADIK, HIZLI HAREKET ETMEMİZ GEREKİYOR”
Son yıllarda gündeme gelen Endüstri 4.0’ın yeni gibi algılansa da hayatımızda programlanabilir kontrol cihazları döneminden bu yana bir yolculuk olduğunu belirten McKinsey&Company Ortağı Mehmet Başer; “Bu dönüşüm geçen yıl başlayıp, önümüzdeki yıl bitebilecek bir konu değil. Endüstri 4.0, ‘Yaptığımız işleri dijital teknolojileri daha iyi kullanarak yapabiliyor muyuz?’ sorusuna oluşturulan yanıtların bir bütünü. Üretim ile ilgili olan bölümü Endüstri 4.0 olarak nitelendirdik. Ama bu kendini yenileyen ve değişen bir süreç. Türkiye bu anlamda geride kalmış değil. Bugün, ülkemizde bu konuya ilgi duyan, yatırım yapmak isteyen sermayedarlar var. Aslında iyi bir zamanlama. Çünkü konusu geçen teknolojilerin yatırım maliyeti ucuzladı. Bundan 10 yıl önce bu alana yatırım yapmak çok daha zordu. Avantajları çok iyi kullanılabilir” dedi. Konuşmasında Endüstri 4.0 konusunda en hızlı ilerleme kaydeden ülkenin Çin olduğunu belirten Başer, “Çin bu konuda en hızlı ilerleyen, fayda sağlayan ve uygulamalar açısından çok önde olan bir ülke. Japonya ise soru işaretlerinin en fazla olduğu ülkeler arasında yer alıyor. ABD ve Almanya’da önemli çalışmalar var. Bu noktada avantajlı konuma geçebilmemiz, teknoloji ihracatı yapabilmemiz için ileri teknolojiyi kullanmamız gerekiyor. Hızlı hareket edersek, Endüstri 4.0, Türkiye’ye farklı açılardan rekabet avantajı sağlayacak” açıklamasını yaptı.

“DÖNÜŞÜM ÇALIŞANLARDA YENİ YETENEKLERİ AÇIĞA ÇIKARACAK”
Panelde dönüşüm ve gelişen teknoloji ile birlikte endüstrinin hedefinde verimlilik ve esneklik olduğunu belirten KUKA Ülke Müdürü Kağan Abidin, “KUKA, otomotiv sektöründe robot denince akla gelen ilk şirket. Bugün otomotiv üreticileri esnek üretim hatlarla çalışmalarını yürütüyor. Burada ağırlıklı olarak bizim çözümlerimiz kullanılıyor. KUKA olarak biz endüstrinin beklentileri doğrultusunda ürün geliştirirken, bir taraftan da kendi dönüşümümüzü yürüttük. Çünkü müşterilerimiz bizden öngörülebilir bir robot yatırımı istiyor. Robotların en kısa zamanda hatta girip, üretim süreçlerinin aksamamasını istiyor. Bildiğiniz üzere robotlar 20 yıldır endüstride öngörülebilir, kolay bir üretim hattı yarattı. KUKA olarak değişen beklentileri karşılamak için yürüttüğümüz çalışmalarda Endüstri 4.0’ı dört aşamaya böldük. Çünkü farklı bir üretim teknolojisi geliştirmezseniz, bugün burada konuştuklarımız ve endüstrinin beklentileri tamamen hayal olur. Bu yüzden çalışmaları hız, derinlik, esneklik ve veri başlıklarında yürütüyoruz” dedi. Abidin, son yıllarda Endüstri 4.0 ve dijital dönüşüm çalışmalarıyla üretimde çalışanların yerini robotların alacağı görüşlerine de açıklık getirdi. Kağan Abidin, öbeksel üretim kavramı ile doğru kolobrasyonun çok önemli olduğunu, devam edecek dönüşümle birlikte iş dünyasına kazandırılacak yeniliklerin ve robotların çalışanların yerini almayacağını söyledi. Abidin, makine, robot, çalışan etkileşimin çalışanlarda yeni yetenekleri açığa çıkaracağını kaydetti.

“PROTOKOLLER AYNI DİLİ KONUŞMALI”
Toplantıda bugünkü dönüşümün 80’lerde gündeme gelen “Otomasyon gerekli mi?” dönemini hatırlattığını belirten Rockwell Automation Ülke Direktörü Cenk Ceylan ise şöyle konuştu; “O yıllarda dünyadaki gelişmeler ışığında batının gerisinde kalmak istemeyen şirketler panikle her yeri otomotize etmeye çalıştı. Her fabrikada insansız çalışma ortamı hayal edildi. Bugün ise Endüstri 4.0 konuşuluyor. Bu kavram tüm şirket süreçlerinin bir araya getirilmesini ve üretimin bir parçası olarak görülmesini gerektiriyor. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, alt yapılarda haberleşme sıkıntısı. Bugünden bu protokollerin standardizasyonunun yapılması gerekiyor. Bundan 20 yıl önce kullandığımız terimler, o yıllarda sanayi ve üretim için yabancı olsa da artık aynı dili konuşuyoruz. İhtiyaçlar, beklentiler ortak bir noktada buluşuyor. Göz önünde bulundurulması gereken önemli nokta network bütünlüğü ve güvenliği. Bunun için de platformların aynı dili konuşması gerekiyor. Endüstri 4.0 ile birlikte şirketlerde birikecek verinin nasıl işleneceği önemli. Bu süreçte herkesin ihtiyacı olan yatırımı yapması gerektiğini düşünüyoruz. Rockwell Automation olarak 28’in üzerinde üretim, verimlilik, iş evrelerini görebiliyoruz. Amacımız, iş ortaklarımıza mümkün olduğu kadar doğru projeleri hayata geçirmek.”

Etkinlikte ayrıca Rockwell ve Kuka şirketleri, Endüstri 4.0 çözümleri ile ilgili teknolojinin geldiği noktayı temsil eden ürün ve çözümlerini de sergi alanında katılımcıların incelemesine sundu.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Dijital Devlete Platin Desteği

Veri Koruma, Arşivleme, İş Sürekliliği, IT Altyapı Yönetimi ve Güvenlik konularında profesyonel çözümler sunan Platin Bilişim, Kamu Bilişimcileri Derneği tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen Kamu Bilişim Zirvesi etkinliğine katılarak destek verdi. 16-19 Kasım 2017 tarihlerinde Antalya Gloria Golf Resort Hotel’de gerçekleştirilen platformda, kamu kurumlarının bilişim yöneticileri ile üniversite ve özel sektör temsilcileri bilgi paylaşımında bulundular.

KAMU-NET:Güvenlik Bilgi Otobanı teması ile gerçekleştirilen etkinliğe kamuda politika belirleyiciler ve karar alıcıların yanı sıra özel sektör temsilcileri de katıldı. Platin Bilişim, katılımcılara siber güvenlik ile ilgili son trendler ve bu alandaki ürün ve hizmetleri hakkında bilgilendirme yaptı.

Veri koruma, arşivleme, iş sürekliliği ve güvenlik konusunda Türkiye’nin önde gelen kurumlarına çözümler sunan ve siber güvenlik alanında geniş bir know-how’a sahip uzman kadrosu ile hizmet vermekte olan Platin Bilişim, etkinlik alanındaki standını ziyaret eden katılımcılara Güvenlik Bilgi Otobanı temasının kapsamına giren, bilişim alanında nitelikli insan gücü ihtiyacı, bulut bilişimin kamu kurumlarına yönelik faydaları, siber savunma, siber güvenlik, siber suçlarla mücadele ve siber güvenliğin milli güvenliğe entegrasyonu konularında sunduğu hizmetler hakkında bilgi paylaşımında bulundu.

Tehditler her geçen gün daha zeki bir hal alıyor
Yapay zeka hem tehdit hem de fırsat!

Platin Bilişim Genel Müdürü Ayhan Bamyacı, “Kamu kurumlarının bilişim yöneticilerini bir araya getiren Kamu Bilişim Zirvesi gibi etkinliklere ihtiyacımız var. Bilişim ile ilgili konular kamu kurumlarımızın da katılımı ile ne kadar çok ele alınırsa, ülke açısından o kadar faydalı olacaktır. Bu bakımdan Kamu Bilişim Zirvesi bilişim sektörünün en önemli etkinlikleri arasında yer alıyor. Ülke menfaatleri açısından titizlikle üzerinde durulması gerektiğini savunduğumuz siber güvenlik konusunun etkinliğin teması olarak ele alınmasını son derece yararlı buluyorum. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından hazırlanan ve Başbakanlık’a yayınlanmak üzere gönderildiği duyurulan; kamuoyunda Siber Güvenlik Yasası olarak bilinen “5809 Sayılı Elektronik Haberleşme Kanununda ve Diğer kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Taslağı”nın yasalaşmasını beklediğimiz şu günlerde Kamu Bilişim Zirvesi’nde siber güvenlik konularının ele alınması çok yerinde. Zira, siber güvenlik artık günümüzde bir nevi ölüm – kalım meselesi haline geldi. Artık yazılım güvenliğinin temel bileşenleri içerisinde saldırı öncesi önlemler, izleme ve takip, arşivleme, yedekleme, felaket önleme, saldırı anı aksiyonlar, olay yeri araştırma, saldırı sonrası aksiyonlar gibi farklı konseptler bulunmakta. Tehditler her geçen gün daha zeki bir hal alıyor. İnsan benzeri yapay zekâ ürünü zararlı yazılımlara karşı tetikte olmak gerekiyor. Yüksek profile sahip hedeflere karşı çok daha güdümlü siber saldırılar gerçekleştiriliyor. Siber saha önümüzdeki yıllarda ülkelerin çetin mücadeleler yaşayacağı çok kritik bir savaş alanı da olacak. Hatta bunun öncü çatışmalarının günümüzde zaten yaşanmakta olduğunu görüyoruz.” sözleri ile yorumladı.

Türkiye’nin acilen 21 bin siber güvenlik uzmanına ihtiyacı var!

Ayhan Bamyacı, Türkiye’nin yeni kanuni düzenlemeler ile siber güvenlik alanında hukuki mevzuatı da geliştirme çalışmalarının devam ettiğini belirterek, önümüzdeki günlerde çıkması beklenen Siber Güvenlik Yasası’nın her şirkete en az bir siber güvenlik uzmanı istihdam etme zorunluluğu getireceğini hatırlattı. Bamyacı, uzman açığının kritik önemini şu sözler ile değerlendirdi: “İlk etapta 10 bin şirketin yasa kapsamına alınacağını öngörüyoruz. Bazı şirketlerin birden fazla siber güvenlik uzmanına ihtiyaç duyacaklarını göz önüne aldığımızda Türkiye’nin acilen 21 bin siber güvenlik uzmanı ihtiyacı olduğunu görüyoruz. Kamu kurumlarına atanması beklenen 1000 yeni siber güvenlik uzmanı da bu sayıya dahil. Tabii bu ilk etapta kanun kapsamına girecek şirketlerin ihtiyacı. Kanunun dalga dalga tüm şirketleri kapsayacağı düşünüldüğünde bu ihtiyaç katlanarak artacak demektir.

2019 da 6 milyon siber güvenlik uzmanına ihtiyaç olacak

Siber güvenlik uzmanı açığı sadece Türkiye’nin konusu değil. 2019 yılında dünya genelinde 6 milyon siber güvenlik uzmanına ihtiyaç olacağı öngörülüyor. Bu rakamlardan çıkaracağımız sonuçların başında, siber güvenliğin önemi artmaya devam edecek demektir. Öte yandan geleceğin parlak mesleklerinden birisi siber güvenlik uzmanlığı olmaya devam edecek diyebiliriz. Bir diğer sonuç da, siber tehditler de artacak ve güçlenecek demektir.”

Türkiye’nin 21 bin siber askeri olacak!

Ayhan Bamyacı, siber güvenliğin unsurları arasında yer alan Siber Savunmanın Güçlendirilmesi ve Kritik Altyapıların Korunması, Siber Suçlarla Mücadele, Farkındalık ve İnsan Kaynağı Geliştirme, Siber Güvenlik Ekosisteminin Geliştirilmesi, Siber Güvenliğin Milli Güvenliğe Entegrasyonu konularının kritik önemine dikkat çekti. Çıkması beklenen yeni yasanın, gerektiği durumlarda şirketlerdeki ve kamu kurumlarında görevli siber güvenlik uzmanlarının ülke güvenliği için siber orduya da hizmet vermesine dair hükümler içereceğini hatırlatan Bamyacı, kanunun getirdiği bu zorunlu görev halini, “Siber güvenlik uzmanları sadece şirketler için önemli bir görevi ifa etmeyecekler. Yeni yasa ulusal güvenlik söz konusu olduğunda bu kişilerin uzmanlıklarından yararlanılması gerektiğini de öngörüyor. Savaş anında askere alım işleminin yapılması bilinen bir uygulama iken artık bu uygulama siber güvenlik konusunda da söz konusu olabilecek. Günümüzün savaşlarının siber dünyada gerçekleşebileceği konusunda çok ciddi kaygılar var. Çünkü ne kadar ekonomisi büyük devlet olursanız olun, askeriniz, uçağınız, silahlarınızın gücü ne olursa olsun, siber dünyada her devlet tehditlere açık durumda. Her devlet bu yeni saha için savaş ihtimaline yönelik hazırlıklarını yapmaya çalışıyor. Siber ordular teşkil ediyorlar. Türkiye’nin de siber dünyada ülke savunmasını boş bırakması düşünülemez elbette. Ülkedeki yetişmiş nitelikli insan gücü, aynı zamanda siber ordunun potansiyel birer askeri durumunda olacak. Bu da ilk etapta Türkiye’nin 21 bin siber askeri olacağı anlamına geliyor.” sözleri ile değerlendirdi.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Yerli enerji hedeflerimizi güneş enerjisi ile tutturacağız

Prysmian Group Türkiye, enerji sektörünün farklı alanlarından temsilcilerini bir araya getiren 10. Enerji Kongresi ve Fuarı’na (EIF 2017) katıldı. Türkiye’nin yerli enerji politikalarında güneş enerjisinin önemine dikkat çekti.

Enerji sektörünün farklı alanlarından temsilcilerini bir araya getiren 10. Enerji Kongresi ve Fuarı (EIF 2017), 8-10 Kasım 2017 tarihleri arasında Ankara’da Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün katılımı ile gerçekleştirildi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın desteğiyle gerçekleşen ve enerji sektörünün temsilcilerinin yoğun ilgi gösterdiği organizasyonda Prysmian Group Türkiye, uzmanlığı ile öncü bir rol üstlendi. 250’ye yakın firmayı aynı platformda buluşturan kongrede enerji sektörünün üst düzey şirket yöneticileri, karar alıcıları, enerji sektörü kanaat önderleri, sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri, akademisyenler ve düzenleyici kuruluşlar bir araya geldi.

Güneş Enerjisinin Yenilikleri Burada Görücüye Çıktı
Enerji ve telekomünikasyon kabloları sektörünün dünya çapında lideri Prysmian Group’un Türkiye operasyonu Prysmian Group Türkiye, kongre ve fuar kapsamında yeni ürün ve teknolojilerini tanıttı. Fuar kapsamında oluşturulan Solar Cadde üzerindeki standında, hedef kitlesiyle birebir görüşme fırsatı yakalayan Prysmian Group Türkiye’den Endüstriyel Kablolar Satış Direktörü Mert Erden, Pazarlama ve İş Geliştirme Direktörü Tamer Yavuztürk, Endüstriyel Kablolar Satış Yetkilisi Canberk Belibağlı, Ürün Müdürü Ender Eraslan fuarda hazır bulundu. Güneş enerjisi sektöründe lider konumda olan 40 firma, burada yeniliklerini Türkiye ve Dünya ile paylaştı. Ayrıca 5. Solarbaba Güneş Enerjisi Konferansı’nda sektörün sıcak gündem maddeleri tartışıldı.

Türkiye’nin Yerli Enerji Politikaları’nda Aktif Rol Alabiliriz
Türkiye’nin yerli enerji politikalarında aktif bir rol alabileceklerine inandıklarını belirten Prysmian Group Türkiye Endüstriyel Kablolar Satış Direktörü Mert Erden, “Türkiye’yi Yarınlara Bağlıyoruz” misyonumuz çerçevesinde, Prysmian Group Türkiye olarak, önemli projelere verdiğimiz destek ile ülkemizin geleceğine yatırım yapmayı sürdürüyoruz. Yine aynı çerçevede yenilenebilir enerjinin, Türkiye’de çok daha iyi bir noktaya gelmesi amacıyla, sektörü ileri seviyelere taşıyan adımlarımızı sürdürüyoruz. Prysmian olarak bu fuarda, 2015 yılında sektöre duyurduğumuz “Dikkat! Her Solar (PV) Kablo Aynı Değildir…” girişimini bir kez daha sektör ile paylaşma fırsatı bulduk. Kaliteli ürün seçiminin öneminin güneş enerjisi sektörünün geleceği için ne kadar kritik olduğunu; Prysmian Group’un kablo sektöründe 130 yıla dayanan tecrübesi ve Ar-Ge çalışmalarının bir sonucu olarak, özel olarak tasarladığı solar kabloların yatırımcılara ve EPC’lere sunduğu avantajları, katılımcılar ile paylaşmış olmaktan mutluyuz.” dedi.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Kömürsüz Bir Geleceğe Doğru

WWF, Bonn’da kurulan Kömür Sonrası Enerji Küresel İttifakı’nı (Global Alliance to Power Past Coal) kömürsüz bir geleceğe atılan önemli bir adım olarak değerlendirdi.

100’den fazla ülkede 5 milyondan fazla destekçisi ile dünyanın en büyük sivil toplum kuruluşlarından biri olan WWF, Bonn’da devam eden 23. İklim Değişikliği Konferansı’nda Kömür Sonrası Enerji Küresel İttifakı’nın kurulmasına ilişkin değerlendirmelerini kamuoyu ile paylaştı.

Dört yıllık bir duraklamanın ardından, karbon emisyonlarının kömür tüketimi sebebiyle yeniden artmaya başladığı bu dönemde, 20 ülke ve bölgenin birlik olarak kömürden enerji üretiminin sona ermesi için harekete geçtiklerini vurgulayan WWF, ittifakın kömür bağımlılığını azaltmak için ihtiyaç duyulan ortak iradeye iyi bir örnek oluşturduğunu ifade etti.

WWF’in Küresel İklim ve Enerji Programı Lideri Manuel Pulgar Vidal “Bilim açıkça ortaya koyuyor ki, Dünya’nın 1,5 derece ısındığı senaryoda kömüre yer yok. Toplumlar ve ekonomi, gezegenimiz için faydalı temiz enerji kaynaklarından güç almalı. Bu ülkelerin attığı adımları mutlulukla karşılıyoruz. İttifak sayesinde ortak bir gelecek vizyonu hayata geçirilebilir fakat henüz yolun başındayız” dedi.

Düşük karbonlu ve iklim değişikliğine dirençli bir ekonomiye geçiş, kömürden uzaklaşmayı destekleyen ve toplumsal etkiyi azaltmayı hedefleyen iklim finansmanı ve temiz enerji planlamaları gibi örnek uygulamalarla elele yürümek zorunda. Araştırmalar gösteriyor ki dünyada her yıl kömürün yakılmasından kaynaklanan kirlilik sebebiyle 800 bin kişi ölüyor. Kömürü terk etmek çevresel ve ekonomik getirilerinin yanı sıra, insan sağlığını tehdit eden koşulları da ortadan kaldıracak.

Pulgar Vidal sözlerine şu şekilde devam etti: “Kömürden uzaklaşmak daha güçlü bir iklim hareketi oluşturmanın yanında, halk sağlığını iyileştirmek ve toplumlarımızın sosyal refah seviyesini yükseltmek için çok önemli. Enerji pazarı, bizi her gün yenilenebilir kaynakların hakim olduğu dünyaya biraz daha yaklaştırıyor. Yine de, dönüşümün adil olması için hepimizi hızlandıracak bir kıvılcıma ihtiyaç var. Görünen köy kılavuz istemez; herkes için sürdürülebilir bir gelecek yaratmak ancak kömürü terk etmek ile mümkün”.

WWF-Türkiye Genel Müdürü Aslı Pasinli de “İklim değişikliğiyle mücadele hedeflerinin başarıya ulaşması için enerji altyapısında bir dönüşüm gerekiyor. Ülke olarak sahip olduğumuz yenilenebilir enerji kaynakları ve enerji verimliliği potansiyeli, Türkiye’nin de bu dönüşümün parçası olması için büyük bir fırsat sunuyor. Küresel ölçekte enerji sektöründeki dönüşüm sonucunda kömürden her geçen gün uzaklaşılıyor. Enerji politikamızı bu fırsat ve dönüşüm çerçevesinde yeniden tasarlamamız gerek” dedi.

Kömür Sonrası Enerji Küresel İttifakı, temiz büyümeyi hızlandırma ve iklim değişikliğinin etkilerinden korunma hedefiyle kömürden hızla uzaklaşmak için hükümetleri, iş dünyasını ve ilgili diğer kurumları bir araya getiriyor.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Geleceğin enerji koruyucuları yetişiyor

AYEDAŞ, enerji kaynaklarının en verimli şekilde kullanılmasını desteklemek amacıyla “Dünyanın Enerjisini Ben Koruyorum!” sloganıyla başlattığı sosyal sorumluluk projesi ile enerji tasarrufunun önemine dikkat çekmeye devam ediyor. Proje kapsamında bu yıl da gönüllü AYEDAŞ çalışanlarının verdikleri enerji verimliliği eğitimleri ile İstanbul Anadolu Yakası’nda yaklaşık 1500 öğrenciye ulaşıldı.

AYEDAŞ, çocuklara enerji tasarrufunu eğlenceli ve öğretici bir yol ile anlatmaya devam ediyor. Sosyal sorumluluk kapsamında ülkemizin enerji alanında en önemli konularından biri olan enerji verimliliği hakkında kamuoyunda ve geleceğimizin elçileri ilkokul öğrencilerinde enerji tasarruf algısını uyandıran ve yaygınlaştıran “Dünyanın Enerjisini Ben Koruyorum!” projesi İstanbul Anadolu Yakası’nda gerçekleştirilen enerji verimliliği eğitimleri ile tamamlandı. İki gün süren eğitimlere toplamda yaklaşık 1500 öğrenci ve 60 eğitmen katıldı.

AYEDAŞ çalışanlarının gönüllülük esasıyla oluşturduğu “Enerjik Gönül”ler oluşumunun desteğiyle hayata geçirilen “Enerjimi Koruyorum” projesi kapsamında ayrıca Bremen Mızıkacıları tiyatro oyunu enerji verimliliği teması ile yeniden uyarlanarak sergilendi. Eğitimlerde anlatılan mesajları da içeren tiyatro oyununu izleyen çocuklar, enerji tasarrufu bilincini eğlenceli bir yolla da kazanmış oldular.
“Dünyanın Enerjisini Korumak Senin Elinde” sloganıyla 2010 yılında başlayan projede bugüne kadar 316 gönüllü çalışanın verdiği eğitimler ile 520 okulda 250 binden fazla ilkokul öğrencisine Enerji Verimliliği ve Tasarrufu konusunda eğitimler verildi.

Faselis/Türkiye’de Enerji

UİP ve Al Attiyah Vakfı Enerji zirvesine imza attı

Abdullah Bin Hamad Al Attiyah Uluslararası Enerji ve Sürdürülebilir Kalkınma Vakfı’nın (ABHA) katkılarıyla Uluslararası İşbirliği Platformu  (UİP) – 8.Boğaziçi Zirvesi çerçevesinde 29 Kasım 2017’de Enerji Günü düzenleniyor.

Ana Teması‘’Geleceğin Tasarlanması, Küreselleşmenin Yeni Sınavı; İstediğimiz Dünya‘’olan Zirvenin açılış konuşmasını T.C Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yapması bekleniyor. Zirve, uluslararası üst düzey işbirlikleri ve çevreler için önemli bir platform sunuyor.

ABHA Vakfı Kurucusu Abdullah Bin Hamad Al Attiyah, Zirve ile ilgili “UİP ile işbirliği yapmak bölgesel ve uluslararası akranlarımızla daha sağlıklı diyaloglar geliştirmemiz adına önemli bir fırsat. Özellikle Katar’ın düşünce liderliği ve uluslararası işbirlikleri ve iletişimi üzerine vurgu yapacağız’’ dedi.

Dünyaca ünlü enerji uzmanlarının bir araya geleceği zirvede, küresel enerji çevresinin nasıl şekilleneceği tartışılacak. Katar’dan ayrıca Katar Petroleum, Katargaz, Woqodve Gulf Helicopters’ta zirvede yer alacak.

“Katar’la Türkiye’nin tarihi ilişkileri daha da derinleşecek”

Katar Petroleum’un CEO’su ve başkanı Saad Sherida Al-Kaabi “Küresel işbirliklerine önemli katkılar sağlayacağını düşündüğümüz ve Katar’la Türkiye’nin tarihi ilişkilerini daha da derinleştirecek olan 8. Boğaziçi Zirvesi’ni desteklemekten çok mutluyuz.‘’dedi.

“Dünya enerji piyasalarına Türkiye’den güçlü bir mesaj”

UİP Kurucusu Cengiz Özgencil ABHA ile olan işbirliği hakında: ‘’ABHA Vakfı ile 5 yıl boyunca sürecek olan anlaşmamızın ilk senesinde küresel enerji devlerini bir araya getirmemiz ve Katar Petroleum’un desteklerini almamız Türkiye’nin dünya enerji piyasalarındaki önemine dair güçlü bir mesaj olacaktır.’’ dedi.

9 Yıldır Türkiye’deki Girişimcilik Ekosisteminin Gelişmesine Öncülük ediyor

Tüm dünyada 160 ülke ile aynı anda kutlanan Global Girişimcilik Haftası kapsamında ülkemizde düzenlenen en önemli etkinliklerinden biri olan G3 Forum, “Altın Yumurtlayan Kafalar” temasıyla gerçekleşti. Habitat Derneği’nin de ev sahipleri arasında olduğu G3 Forum’da, Habitat Derneği Başkanı Sezai Hazır açıklamalar yaptı. Kâr amacı gütmeyen kuruluşlara ilişkin bir yasa tasarısının hazırlanması gerektiğini vurguladı. Öte yandan Hazır, yurt dışından proje ithal etmek yerine, kendi ülke insanımıza uygun sosyal projeler geliştirip, bunu yurt dışına ihraç etme gerekliliğinin önemine dikkat çekti.

Türk girişimcilik ekosisteminin en büyük etkinliği olan Geleceğin Gücü Girişimciler G3 Forum; 160 ülke ile aynı anda kutlanan Global Girişimcilik Haftası kapsamında gerçekleşti. Bu yıl 7’incisi düzenlenecek “Altın Yumurtlayan Kafalar” temasıyla yapılan etkinliğin ev sahipliğini, Habitat Derneği, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ve PublicisLive üstlendi. Toplamda 1500 girişimci ve girişimci adayının katıldığı etkinlikte, Habitat Derneği Başkanı Sezai Hazır, geleneksel olarak düzenlenen interaktif yuvarlak masa toplantılarında girişimci adayları ile buluştu.

Açılış konuşması yapan Hazır, Türkiye’de kâr amacı gütmeyen kuruluşlar için bir yasa yapılmasının gerekliliğine vurgu yaptı. 2004 yılından bu yana girişimciliği daha iyi anlatmak için çalıştıklarını belirten Hazır, Altın Yumurtlayan Kafalar’ın umut vaat ettiğini, ülke insanının girişimciliği artık çok daha iyi anladığını kaydetti.

Artık Eski Köye Yeni Adet Getiriyoruz!

Habitat Derneği Başkanı Sezai Hazır, “İcat çıkarma, eski köye yeni adet getirme, elinin hamuru ile erkek işine karışma kültürü ile büyüyen bir toplumduk. Önümüze konulan tek kariyer, kurumsal bir şirkette çalışmak veya kamuda iyi bir iş bulmak idi. Geçmiş 10 yıla baktığımda bu masada staj ve iş bulmak için lobi yapan gençler ile bir aradayken, bugün gördüğüm profil, bir hayali olan ve o hayalinin peşinden gitmek için network arayan ve işi büyütmek isteyen gençlerdi. Bu bana doğru yolda olduğumuzu bir kez daha gösterdi” açıklamasında bulundu.

Küresel Rekabet İçin Yasa Gerekli

Sosyal girişimciler için ne iş yaptığını anlatmanın zor olduğunu belirten Sezai Hazır, 7 yıldan beri kâr amacı gütmeyen bir şirket oluşturma yasasının çıkarılmasının önemine vurgu yaptı. “Sosyal fayda amaçlayan bu yapıları ya ticari bir şirket içerisinde hukuki olmayan bir madde koyarak devam ettirmeye çalışıyoruz. Veyahut da bir dernek çatısı altında faaliyetlerimizi yürütüyoruz. Ama artık bu kıyafete girmek istemiyoruz. Küresel rekabette yerimizi alabilmemiz için bu yasanın biran önce çıkarılması gerekiyor” dedi.

Başka Bir Dünya Mümkün diyerek Yola Çıktık

Başka bir kariyer başka bir dünya mümkün diye yola çıktıklarını vurgulayan Hazır, “81 ilde, 70 farklı eğitim içeriği, 40 ulusal proje, 14 bölgede gençlik merkezleri, 2000 gönüllü eğitmen, 27 bilişim akademisi, 3 ulusal kampanya ki – bunlardan en sonuncusu yakın tarihte gençlerin 25 yaşında milletvekili olma hakkı kazanmasını sağlamamızdı – 5 uluslararası ödül, 47 fikir üretme kampı ve start up 1 milyon 300 kişiye yüz yüze eğitim verdik. Ama burada bahsettiğimiz uluslararası bir uygulamayı Türkiye’ye getirmek değil kendi ülkemiz için uygulanabilir çalışmalar yapmak. Örneğin, çocukların kodlama eğitimi alması gerektiğini 8 yıl önce milli eğitime taşıdık ama o dönem bu konu üzerinde kimse durmadı. Bugün geldiğimiz noktada çocuklara kodlama öğretmek ve dijital geleceğe hazırlanmak zorundayız” ifadelerini kullandı.

3 Saat Uzağımızda Olan 3 Milyar İnsana Ulaşabiliriz

Kalifiye mülteci gücünden yararlanma konusundan da bahseden Hazır, “Türkiye’ye 3 saat mesafede 3 milyar insan yaşıyor ve bunların yüzde 90’ı Arapça konuşuyor. Ülkemizde mülteci olan, Arapça, İngilizce ve Türkçe’yi çok iyi konuşan kalifiye insan gücünü doğru değerlendirmek istiyoruz. Kapasitelerini geliştirmek için çalışıyoruz” dedi.

Faselis/Türkiye’de Enerji