11.3 C
İstanbul
Perşembe, Nisan 9, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 139

Büyüme rakamlarında KDV indiriminin etkisi büyük

0

TÜİK tarafından, 11 Aralık tarihinde açıklanan verilere göre; birinci çeyrekte yüzde 5.3, ikinci çeyrekte yüzde 5.4 büyüyen Türkiye ekonomisi; Temmuz, Ağustos, Eylül aylarını kapsayan üçüncü çeyrekte yüzde 11.1 oranında büyüme gösterdi. Türkiye, yüzde 10’a kadar çıkan beklentileri aşarak büyümede 2011 yılının üçüncü çeyreğinden bu yana en yüksek seviyeye ulaşmış oldu.

Büyüme rakamlarıyla ilgili değerlendirmelerini paylaşan Türkiye Mobilya Sanayicileri Derneği (MOSDER) Başkanı Nuri Öztaşkın; “2017 yılı içerisinde KDV indirimi ve Kredi Garanti Fonu gibi teşvikler ekonominin canlanmasında önemli bir etki yarattı. Özellikle ekonomimizin lokomotif sektörlerinin başında gelen mobilya sektöründe ciddi bir büyüme söz konusu oldu. Açıklanan üçüncü çeyrek rakamlarında gördüğümüz büyümede kuşkusuz mobilya sektörünün de ciddi bir payı var. Özellikle Şubat ayında ilan edilen KDV indirimiyle mobilya sektöründe ciddi bir talep artışı yaşandı, ertelenmiş mobilya ihtiyaçları doğrultusunda sektörümüz hareketlendi. 8 ay süren KDV indirimi boyunca oturma grubundan çocuk odası takımlarına, yatak grubundan yemek odası takımlarına kadar satışlarda tüm ürün gruplarında marka bazlı adetsel oranda yüzde 20 ila 60 oranında artış yaşandı. Düzenleme sayesinde mobilya sektörü, ülke istihdamına da katkı sağladı. Yaklaşık 500 bin kişiyi istihdam eden mobilya sektöründe, KDV indiriminin etkisiyle ilave 60 bin yeni iş imkanı ortaya çıktı. Sektör için KDV düzenlemesi, cirosal anlamda önemli sonuçlar doğurdu. Bu olumlu gelişmelerin ekonomiye olan yansımalarını da üçüncü çeyrek rakamlarının açıklanmasıyla birlikte görmüş olduk. Türkiye, KDV indiriminin ivme kazandırdığı iç pazardaki hareketliliğin etkisiyle diğer ülkeleri gerisinde bırakarak üçüncü çeyreğin en hızlı büyüyen ekonomisi oldu. Sektörün %75’ini temsil eden bir dernek olarak, mobilya sektörünün ekonomideki gelişmelerden fazlasıyla memnun olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. MOSDER olarak 2018 yılında da yeni yatırımlarla ülke ekonomisine katkı sağlamaya devam edeceğiz.” dedi.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Firmalara Bakanlık teşviki ISK-SODEX fuarında

Avrasya bölgesinin en büyük iklimlendirme sistemleri fuarı ISK-SODEX, Ekonomi Bakanlığı’nın fuar teşvikleri kapsamına alındı. katılımcı sayısının artırılması amacıyla hayata geçen düzenlemeye göre, ISK-SODEX katılımcıları Bakanlık tarafından verilen yüzde 50 devlet teşvikinden yararlanabilecek. Bu yıl ilk defa düzenlenen “ISK-SODEX Ustalar Ligi 2018” yarışması ile Türkiye’nin en iyi kombi ustalarının da belirleneceği fuar 7-10 Şubat 2018 tarihleri arasında gerçekleştirilecek.

Ekonomi Bakanlığı tarafından fuar teşvikleri kapsamına alınan ISK-SODEX’te yerli katılımcılar yüzde 50 Bakanlık teşvik desteğinden yararlanacak. Teşvikten yararlanan firmaların 30 bin TL’ye kadar maddi destek alabileceğine dikkat çeken Hannover Fairs Turkey Fuarcılık Genel Müdürü Alexander Kühnel şunları ifade etti:

“İklimlendirme sektörü 2017 yılında ihracata önemli bir katkı sağladı. Bu gelişmenin devam edebilmesi noktasında, firmaların teşvik edilmesi ve desteklenmesi yönünde adımlar atılıyor. Bu kapsamda ISK-SODEX katılımcılarının Ekonomi Bakanlığı teşviğinden yararlanabilecek olması sevindirici bir gelişme. Bu yıl fuarda çok sayıda firma, fuarı ziyaret edecek uluslararası satın alma heyetleri ile yeni işbirliklerinin yolunu arayacak.”

Ustalar ödül için yarışacak

ISK-SODEX bir yeniliğe daha imza atıyor. İstanbul 2018 Fuarı, bu yıl ilk defa düzenlenecek olan Ustalar Ligi 2018 yarışması ile bir ilke imza atacak. Yarışmada zamanlama, doğru montaj, projeye uygunluk ve estetik kriterlerinde dereceye giren ilk üç kombi ustası Türkiye’nin en iyi ustası seçilerek ödüllendirilecek.

Borusan Mannesmann, E.C.A., Fıratboru ve Rothenberger sponsorluğunda gerçekleşecek ISK-SODEX Ustalar Ligi 2018 yarışmasını, sektörün nitelikli teknik personel ihtiyacına dikkat çekerek ustalık eğitimlerini desteklemek amacıyla düzenlediklerini belirten Kühnel şöyle konuştu:

“Türkiye’de sanayinin hemen her dalında nitelikli ara elemana ihtiyaç olduğunun bilincindeyiz. Sektörün bu ihtiyaç ve taleplerine dikkat çekmek istedik. Sertifikalı kalifiye personel yetiştirmek için eğitim alanında yeni yatırımların hayata geçirilmesi gerekiyor. Eğitimli personelin desteklenmesine büyük önem veriyoruz”.

Türkiye genelinde, ustalık sertifikasına sahip tüm ustaların katılabileceği yarışmanın birincisi 5.000 TL, ikincisi 3.000 TL, üçüncüsü ise 2.000 TL değerinde ödül kazanacak. Yarışmaya başvurular 25 Aralık tarihinde tamamlanacak.

İklimlendirme sistemleri sektörü masaya yatırılacak

Fuar sürecinde destekleyici programların yürütüleceği ISK-SODEX’de katılımcı ve ziyaretçilere tanışma, iş bağlantıları kurma, bilgi ve deneyim paylaşımı konusunda yeni imkânlar sunulacak. Bu yıl katılımcı firmaların sektöre ilişkin kendi çözüm önerilerini de sergileyebilecekleri özel forum alanlarının oluşturulduğuna dikkat çeken Kühnel şöyle konuştu:

“Bu yıl fuarda, katılımcılarımızın yeni ürün ve çözümlerini anlatabilecekleri bir Forum Alanı oluşturuyoruz. Yoğun ilgi gören bu alanda 30’ün üzerinde kaıtlımcımız sunum gerçekleştirecek. Bunun yanı sıra, sektörün tüm paydaşları arasındaki diyalogu artırmak amacıyla bu yıl dernek ve odaların gerçekleştireceği etkinliklere de büyük önem veriyoruz. Fuar süresince birçok dernek ve kuruluşun seminerine ev sahipliği yapacağız. Ziyaretçilerimiz hem Forum Alanı’na hem de seminerlere ücretsiz olarak katılım gösterebilecekler.”

Türkiye için Ortadoğu pazarında büyük fırsatlar var

0

Türkiye İnovasyon ve Girişimcilik Haftası’nda mülteci girişimciliği ve Ortadoğu pazarındaki fırsatlar konuşuldu. Habitat Derneği’nin yürüttüğü İMECE Programı kapsamında düzenlenen panellerde, önümüzdeki 10 yıl boyunca ülkelerin en önemli gündeminin mülteciler olacağına dikkat çekildi. Öte yandan, Türkiye markalarının Ortadoğu pazarında cazip olduğuna vurgu yapıldı. Türk mallarının Çin’den daha kaliteli, Avrupa ve Amerika’dan daha ucuz olmasının ülkemiz için önemli bir fırsat olduğu kaydedildi.

Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin düzenlediği en önemli etkinliklerden biri olan Türkiye İnovasyon ve Girişimcilik haftasında Habitat Derneği, Birleşmiş Milletler Mülteci Yüksek Komiserliği (UNHCR) ile yürüttüğü İMECE Programı ile yer aldı. Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilen program kapsamında 100 girişimci ayrılan standlarda kendilerini tanıtırken, diyalog ve iş birlikleri geliştirme imkânı elde etti. Hafta kapsamında düzenlenen panellerin arasında bu yıl mülteci girişimciliği ve Ortadoğu’da iş fırsatları da konuşuldu. Mülteci konusunun önümüzdeki 10 yıl dünyanın gündeminde en önemli konulardan biri olacağı tartışıldı.

Panelistler, Arap dünyası ile en çok ticaret yapan ülkelerin başta Çin olmak üzere Rusya ve Avrupa ülkeleri olduğu belirtilirken, Türk şirketlerinin Arap dünyasında hem kaliteli hem de daha ucuz ürünleri olması ile aslında daha cazip olduğuna vurgu yaptı. Ayrıca, Ortadoğu ülkeleri ile birçok ortak yönümüz olduğunu vurgulayan panelistler ülkenin teknolojik çeşitliliğini artırdığına da değindi.

Türk Şirketleri Ortadoğu’nun Farkında

Türk şirketlerinin Ortadoğu’daki fırsatların farkında olduğunu belirten Habitat Derneği Genel Koordinatörü ve İMECE Programı Direktörü Başak Saral, “Türk şirketleriyle, hızlandırıcı ve girişimcilerle bir araya geldiğimizde Ortadoğu pazarına girme hedefleri olduğunu görüyoruz. Ancak bu pazara girmek ve fırsatlardan yararlanmak için bölgeye hakim ortaklar edinmeleri gerekiyor” şeklinde konuştu.

Gidilen Ülkeye Ne Kadar Katkı Sağlandığı Önemli

Panelin moderatörlüğünü üstlenen Habitat Derneği Başkanı Sezai Hazır, “Ülkemizde mülteci olan, Arapça, İngilizce ve Türkçe’yi çok iyi konuşan kalifiye insan gücünü doğru değerlendirmek, Türkiye’nin kalkınmasına büyük katkı sağlayacaktır. Girişimci olmak için tek dünya var, nereli olduğumuz ne dil konuştuğumuz önemli değil aslında gittiğin yere ne katkı sağladığın ne kadar istihdam yarattığın önemli” açıklamasında bulundu.

Faselis/Türkiye’de Enerji

“Sanayimizin büyümeye son yılların en güçlü katkısını vermesi gurur verici”

İstanbul Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, sanayi sektörünün büyümeye son yılların en güçlü katkısını verdiğini belirterek “Sanayi sektörümüzün yüzde 14,8 ile oldukça güçlü bir büyüme gösterdiğini görüyoruz. Bu büyüme, ikinci çeyrekteki yüzde 7,2’lik artışa göre belirgin bir hareketlenmeye işaret etmektedir. Ve sanayi sektörü üçüncü çeyrek büyümesine 2,6 puanlık çok önemli katkı yapmıştır” dedi.

İstanbul Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, Türkiye ekonomisinin üçüncü çeyrek büyüme rakamlarına ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi:

“Dünyadaki birçok kurum ve kuruluş, 2017’ye girilirken Türkiye ekonomisi için açıkladıkları olumsuz beklentilerini, son aylarda yüzde 6’lara revize etmek zorunda kalıyordu. İşte bugün açıklanan üçüncü çeyrek büyüme verileri, bu düzeltmeleri en güçlü bir şekilde teyit ediyor.

Çin ve Hindistan’ı geride bırakarak, 3. çeyrek bazında dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi olduğumuzu ortaya koyan bu veriler, biz sanayicilerin ekonomimize olan güçlü inancımızın ve umutlarımızın boşuna olmadığını ortaya koyuyor. Nitekim sanayi sektörümüzün de büyümeye son yılların en güçlü katkısını verdiğini görüyoruz ve bununla da gurur duyuyoruz. Her şeyden önemlisi Türkiye ekonomisi, 2017 üçüncü çeyrekte son 24 çeyrek, yani yaklaşık 6 yıl gibi uzun bir aranın ardından, yüzde 11,1 ile çift haneli büyüme başarısı göstermiştir.

Sanayi sektörümüzün yüzde 14,8 ile oldukça güçlü bir büyüme gösterdiğini görüyoruz. Bu büyüme, ikinci çeyrekteki yüzde 7,2’lik artışa göre belirgin bir hareketlenmeye işaret etmektedir. Ve sanayi sektörü üçüncü çeyrek büyümesine 2,6 puanlık çok önemli katkı yapmıştır.

Büyümenin diğer alt kırılımlarına baktığımızda, sürdürülebilir ve kaliteli büyüme adına da sevindirici bir tablo ile karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Üçüncü çeyrekte yatırımlar yüzde 12,4 ile dikkat çekici bir canlanma göstermiştir. Özellikle ilk iki çeyrekte düşüş eğilimi gösteren makine-teçhizat yatırımlarındaki yüzde 15,3’lük artış dikkat çekicidir. Yine net dış talebin büyümeye pozitif katkısını sürdürmesi de oldukça önemlidir. Bütün bunlar, büyümenin sürdürülebilirliği açısından umut vericidir.

Bu büyümeyi motive eden en önemli faktörler, hiç kuşkusuz 2017 yılına girilirken hükümetimizin KGF kefaleti ile sağladığı kredi artışı ve güçlü teşviklerle yarattığı olumlu finansal koşullardır.

Yine de büyümenin önündeki riskler de göz ardı edilmemelidir. Üretkenlik ve teknolojik yeniliklerin de istenen hızda seyretmemesi büyümenin kalitesi açısından önümüzdeki günler adına risk oluşturmaktadır. 2018 yılında bu alanlarda etkin uygulama ve önlemlerin alınması gereğinin altını çizmek isterim. Öte yandan enflasyon, yüksek faiz, cari açık ve kurdaki hareketlilik gibi temel göstergelere de her zamankinden daha fazla dikkat edilmelidir.”

Faselis/Türkiye’de Enerji

2023 hedefleri için bilişim sektörü 160 milyar dolara ulaşmalı

0

Yazılım sektörünün, tüm sektörlere hizmet üretebilmesi ve kalkınmanın lokomotifi konumunda olması, sektör içinde kuvvetli bir rekabetin oluşmasına neden oluyor. CPM Yazılım Yönetim Kurulu Başkanı Recep Palamut, Türkiye’nin 2023 yılında en büyük 10 ekonomi içinde olabilmesi için bilişim sektörünün 160 milyar dolara ulaşması gerektiğini söylüyor.

YASAD’ın verilerine göre konuşan CPM Yazılım Yönetim Kurulu Başkanı Recep Palamut, bu hedeflere ulaşmak için 2023 yılına kadar her yıl sürekli olarak toplam gelirimizi yüzde 6.7, bilişim ihracatımızı da yüzde 13.8 oranında artırmalıyız diyor ve ekliyor; “2016 yılında 29.6 milyar liralık büyüklüğe ulaşan Bilgi Teknolojileri sektöründe yazılımın payı 11.9 milyar TL. Globale baktığımızda ise bu rakam iki yıl öncesine kadar 5 trilyon doları aşmış durumdaydı. Bizim bu hıza yetişmemiz gerekiyor. Dünya devleri Türkiye’deki yazılım sektörünü bakir pazar olarak görüyor ve yerli yazılım firmalarını satın almak konusunda ciddi atılımlar gerçekleştiriyor. Devletin bu konuda bir pozisyon alması gerektiği kanaatindeyiz.”

Bu hedeflerin çok zor görünmekle birlikte imkansız olmadığını aktaran Yönetim Kurulu Başkanı Recep Palamut; “Yazılım sektörünün ‘öncelikli alan’ olarak belirlenmesi ve toplam ihracat rakamlarının artması gerekiyor. Bugün Türkiye olarak yazılım konusunda oldukça iyi bir noktadayız. Tıpta kaydedilen aşama gibi yazılım alanında da her an ilerleme kaydediliyor. Bu alanda birçok firma var ama uluslararası boyutta hizmet veren firma sayısı yetersiz. Bizler sadece yerli yazılımlara fırsat verilmesini istiyoruz” dedi.

“Tecrübesi olmayan kurumların sektöre dahil olması doğru değil”
Devletin yazılım sektöründe “yerlilik” konusuna hassasiyet gösterdiğini fakat herhangi bir gelişme yaşanmadığının da altını çizen Recep Palamut; “Şu an devletimizin kendi kurumları bile yabancı yazılım kullanıyor. Dönüşüme bence buradan başlamalıyız. Başlarken de adımlarımızı doğru atmamız gerekiyor. Yani birşeyleri dönüştürelim derken bugün yazılımda ne yapacağına dair bir bilgi birikimi ya da tecrübesi olmayan kurumların yazılım sektörüne dahil olma çabası da doğru değil” dedi.

Türkiye’nin 2023 yılı için belirlediği vizyon ve hedeflerine ulaşabilmesinde yazılım sektörünün üzerine düşen zor hedefler var diyen Recep Palamut, sözlerine şu şekilde devam etti;“Bu hedefler aslında yazılım sektörünün yıllar içinde büyümesinden öte ciddi bir sıçrama yapmasını gerektirmekte. Bu sıçramayı gerçekleştirmek mümkün. Yeter ki sektörümüz kendisi ile barışık, şirketler işbirliği içinde yenilikçi ürünler geliştirebilen yapıyı benimsesin.”

Faselis/Türkiye’de Enerji

Gürültü kirliliğini de azaltıyor

Ekonomi Bakanlığı koordinasyonuyla, Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) tarafından düzenlenen 6. Türkiye İnovasyon ve Girişimcilik Haftası, 9 Aralık Cumartesi günü İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlenen kapanış programı ile sona erdi. Organizasyon kapsamında, Türkiye’nin önde gelen otomotiv şirketlerinden Temsa tarafından üretilen MD9 electriCITY model elektrikli otobüs, Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı tarafından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a takdim edildi. Tüm yazılımı ve tasarımı Türk mühendisler tarafından geliştirilen araç hakkında yetkililerden detaylı bilgi alan Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra Harbiye’deki İstanbul Kongre Merkezi’nden Beşiktaş’taki Yıldız Sarayı’na kadar otobüsün performansını test etti. Bugün ABD pazarında dördüncü konumda bulunan Temsa’nın, toplam ihracatının 12 bine yakın olduğu bilgisini alan Cumhurbaşkanı Erdoğan, projede emeği geçenleri tebrik etti.

Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, sanayi başta olmak üzere, faaliyet gösterdikleri tüm alanlarda yüksek teknolojiye öncelik verdiklerinin altını çizerken, “Yüksek teknolojiye yatırım yapan, inovasyon ve Ar-Ge ile öne çıkan şirketler fark yaratmayı başarıyor. Son dönemde yatırımlarını bu alanda yoğunlaştıran Temsa’nın küresel bir güç olma yolunda ilerlediğini görmekten de büyük memnuniyet duyuyoruz. Temsa’nın, artık teknoloji odaklı bir otomotiv şirketinden çok, otomotiv üretimi yapan bir teknoloji şirketi konumuna gelmiş olmasından gurur duyuyoruz. %100 Türk mühendisliğinin eseri olan otobüslerimizi, bugün dört kıtada ve 66 ülkede yollarda görebiliyoruz. Temsa dünya standartlarında teknoloji üretiyor ve daha temiz bir dünya için yenilikçi ürünlerine her geçen gün yenilerini ekliyor. “Yeni Neslin Sabancı’sı” olarak, önümüzdeki dönemde de Türkiye ekonomisini dünyada hak ettiği yere ulaştıracak katma değerli üretimin öncüsü olmaya, teknoloji odaklı çevreci yatırımlarımızla ülkemizin ve dünyamızın sürdürülebilir geleceğine katkıda bulunmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Sabancı Topluluğu’na İnovasyon ve Girişimcilik Haftası’nda üç ödül
Sabancı Topluluğu, Türkiye İhracatçılar Meclisi tarafından düzenlenen İnovasyon ve Girişimcilik Haftası’nda üç ödüle layık görüldü. İnovalig Ödülleri’nde, Sabancı Topluluğu şirketlerinden Temsa Ulaşım Araçları, “İnovasyon Döngüsü” kategorisinde birincilik ödülünün sahibi olurken; Kordsa da “İnovasyon Stratejisi” Kategorisi’nde üçüncülük ödülüne layık görüldü. Ayrıca TİM İnovasyon Özel Ödülleri kapsamında da Sabancı Holding’e Açık İnovasyon Özel Ödülü verildi.

MD9 ELECTRICITY HAKKINDA

Gürültü kirliliğini de azaltıyor
Temsa tarafından taşımacılık sektörünün ihtiyaçlarına göre geliştirilen MD9 electriCITY, fosil yakıt yerine sürdürülebilir bir enerji kaynağı olan elektrikle çalışıyor, sessiz olmasıyla şehirlerdeki gürültü kirliliğinin azaltılmasına da büyük katkı sağlıyor.

Enerji tüketimi, çevreye duyarlılık ve verimlilik özellikleriyle öne çıkan MD9 electriCITY, duraklarda veya son duraklarda kısa şarjlar yapılarak güzergâhını tamamlayabiliyor.

Aracın tüm tasarımı, yazılımı, bileşen yerleşimi ve araç dinamiği Temsa’ya ait.

63 yolcu kapasiteli MD9 electriCITY; üç kapısı sayesinde hızlı yolcu indirme-bindirme olanağı sağlıyor.

Dizel bir yakıt tüketen araçta hareketli yaklaşık 300 parça varken, elektrikli araçta bu sayı 5’e düşüyor.

200kwh batarya ile 230 km menzil özelliğine sahip olan bu otobüs, 6 saatte şarj edilebiliyor.
Bugün itibarıyla aracın yerlilik oranı yüzde 60 seviyesindeyken, 2020 yılında batarya, motor ve aksların da Türkiye’de üretilmesiyle, yerlilik oranının yüzde 98’e ulaşması planlanıyor.

230 kilometrelik menzile sahip

63 yolcu kapasiteli MD9 electriCITY; üç kapısı sayesinde hızlı yolcu indirme-bindirme olanağı sağlıyor.

Dizel bir yakıt tüketen araçta hareketli yaklaşık 300 parça varken, elektrikli araçta bu sayı 5’e düşüyor.

200kwh batarya ile 230 km menzil özelliğine sahip olan bu otobüs, 6 saatte şarj edilebiliyor

Bugün itibarıyla aracın yerlilik oranı yüzde 60 seviyesindeyken, 2020 yılında batarya, motor ve aksların da Türkiye’de üretilmesiyle, yerlilik oranının yüzde 98’e ulaşması planlanıyor.

Faselis/Türkiye’de Enerji

TİM ile Türkiye’de inovasyon algısı 15 basamak yükseldi

Türkiye İnovasyon ve Girişimcilik Haftasının son gününün açılışında konuşan Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkan Vekili Tahsin Öztiryaki, “Bu yıl 70 bin kişinin katılımı ile bitirmeyi planladığımız etkinliğimiz sayesinde Türkiye’de inovasyon algısı 15 basamak birden yükseldi” dedi.

Global Kinetics Başkanı Jeff Wallace, “Bir fırıncı ya da çok büyük bir şirket sahibi olsan da önemli olan kullanıcının kendisini iyi hissetmesine yardımcı olmaktır. Müşteri bağımlılığı yüzde 5 artırarak gelirinizi yüzde 25 ila 95 arasında artırmak mümkün” dedi.

Etkinlikte dünyanın en önemli öğrenci inovasyon yarışmalarından olan ve tasarladıkları enerji tasarruflu araçlarla en az enerji harcayarak en uzun mesafeyi kat etmeye çalışan ekiplerin yarıştığı Shell Eco Marathon Türkiye Ödülleri de sahiplerini buldu.

Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) Ekonomi Bakanlığı koordinasyonunda düzenlediği ve ülkemizde inovasyon kültürünün yaygınlaşmasında büyük rol oynayan Türkiye İnovasyon ve Girişimcilik Haftasının altıncısı İstanbul Kongre Merkezinde devam ediyor. TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi’nin ev sahipliğinde 9 Aralık Cumartesi (bugün) sona erecek olan etkinliğin kapanışına her sene olduğu gibi bu yıl da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da katılacak.

Pek çok ihracatçı, firma temsilcileri ve öğrencilerin katıldığı etkinliğin son gününün açılışında konuşan TİM Başkan Vekili Tahsin Öztiryaki, “İnovasyonun yanında bu yıl girişimciliği de kattığımız etkinliği 70 bin kişinin katılımı ile bitireceğimize inanıyoruz. Etkinliğimiz sayesinde Türkiye’de inovasyon algısı 15 basamak birden çıktı” dedi.

Aynı zamanda TİM İnovasyon Komitesi Başkanı da olan Tahsin Öztiryaki, “Etkinlikte 7 Teknopark, 30 Üniversite Kulübü açtıkları stantlarda ürünlerini sergiledi. Born Global çerçevesinde fikirleriyle yarışmalarımıza yerli-yabancı girişimciler katıldı ve yatırımcılar, yatırımcı ağları onları destekledi. Farklı illerdeki TİM-TEB Girişim Evlerimizden projelerini sergilemek için firmalarımız ve girişimcilerimiz geldi. Hepsi etkinliğimize güç kattı. Etkinliğin başarısında emeği geçen Bakanlıklar, Kalkınma Ajansları, İBB, 12 STK ve kamu kurumu ile birlikte İnovasyon Komitesi Üyelerine, sanayicilerimize ve ihracatçılarımıza da teşekkür ediyorum” dedi.

“Müşteri bağımlılığını yüzde 5 artıranın geliri yüzde 95 artabilir”
Global Kinetics Başkanı Jeff Wallace, yatırımların geri dönüşüne yönelik yaptığı konuşmada, “Yatırımın geri dönüşü olacak mı? sorusuna istediğiniz yanıtı almak için kullanıcı tecrübesine odaklanmak gerekiyor” dedi. Wallace, şunları söyledi: “Güçlü kullanıcı tecrübesi sürdürülebilirlik için önemli. Örneğin Uber, kullanıcı deneyimine odaklanan en iyi şirketlerden birisi. Bir fırıncı da olabilirsin çok büyük bir şirket sahibi de. Önemli olan kullanıcının kendisini iyi hissetmesine yardımcı olmaktır. Müşteri sadakatine odaklanmak gerekli. Müşteri bağımlılığınızı sadece yüzde 5 artırarak gelirinizi yüzde 25 ila 95 arasında artırabilmek mümkün. Bunu kim istemez? Günümüzde şirketler arasındaki fark, kullanıcı deneyimlerine olan yaklaşımlarıyla belirleniyor.”

Shell Eco Marathon Türkiye ödülleri sahiplerini buldu
Etkinlikte dünyanın en önemli öğrenci inovasyon yarışmalarından olan ve tasarladıkları enerji tasarruflu araçlarla en az enerji harcayarak en uzun mesafeyi kat etmeye çalışan ekiplerin yarıştığı

Shell Eco Marathon Türkiye Ödülleri de sahiplerini buldu. Ödülleri sahiplerine TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi, TİM Başkan Vekili Tahsin Öztiryaki, TİM Yönetim Kurulu Üyesi Ömer Burhanoğlu ve Shell Türkiye Ülke Başkanı Ahmet Erdem birlikte verdi. Shell Eco Marathon Ödüllerini kazanan ekipler ve ödülleri şöyle gerçekleşti:

Shell Eco Marathon Ödülleri-Kazananlar
ØBirincilik Ödülleri
·Şehir Konsepti Hidrojen Kategorisi: Hidroist, İstanbul Üniversitesi
·Prototip Hidroje Kategosi: Hidroana, Anadolu Üniversitesi
·Şehir Konsepti Elektrik Kategorisi: Çukurova Elektromobil-Çukurova Üniversitesi
Øİnovasyon Ödülü
Faselis, İstanbul Teknik Üniversitesi
Øİnovasyon Ekip Ruhu Ödülü
Umakit, Uludağ Üniversitesi

Faselis/Türkiye’de Enerji

“Ab-Türkiye Gümrük Birliği’nin KOBİ odaklı güncellenmesi öncelikli beklentimiz”

TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Tarkan Kadooğlu, Brüksel’de gerçekleştirilen AB-Türkiye Yüksek Düzeyli Ekonomik Diyaloğu’nun ikinci toplantısında yaptığı konuşmada, AB-Türkiye Gümrük Birliği’nin güncellenmesi sürecinin önemli bir ortak zemin oluşturduğunu belirterek; “KOBİ boyutu güçlü, güncel bir Gümrük Birliği’nin, ekonomik büyüme ve iş yaratımına katkısı uzun süreli olacaktır. AB ve Türkiye KOBİ’leri arasında karşılıklı etkileşim ve ortaklıklara yeni bir boyut kazandıran Gümrük Birliği, KOBİ’lerimizin yenilikçilik ekosistemindeki payını da güçlendirecektir” dedi.

8 Aralık 2017 / Brüksel – Türkiye’nin ilgili bakanlarıyla Avrupa Komisyonu’ndan muhataplarını, Türkiye ve AB iş dünyasının önde gelen temsilcileri ile bir araya getirerek doğrudan görüş alışverişinde bulunulmasına olanak tanıyan AB-Türkiye Yüksek Düzeyli Ekonomik Diyalog Toplantısı’nın ikincisine Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu’nu (TÜRKONFED) temsilen Yönetim Kurulu Başkanı Tarkan Kadooğlu katıldı. Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkçi’nin de katıldığı toplantıda Kadooğlu, yaptığı konuşmada AB-Türkiye Gümrük Birliği’ne ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

Tarkan Kadooğlu: “Türkiye ve AB’nin gelecekleri ortak”
TÜRKONFED olarak Türkiye’nin yönünün Avrupa Birliği olduğuna inandıklarını vurgulayan Kadooğlu, “Değişen küresel şartlar ve AB dinamikleri daha geniş, daha güçlü bir AB ihtiyacına işaret ediyor. Süreç içerisinde gereklilikleri yerine getiren Türkiye ve içte yapısal sorunlarını çözen AB’nin gelecekleri ortak olmaya devam ediyor. Dönemsel siyasi gerginliklerin aşılması, yapıcı bir söylemin benimsenmesi ve sonuç odaklı eylemlere geçilmesi AB ve Türk iş dünyasının ortak ve öncelikli beklentisidir. Bu doğrultuda yürürlüğe girdiği 1996’dan bu yana karşılıklı olarak kazan-kazan denkleminin önemli bir unsuru olan AB-Türkiye Gümrük Birliği’nin güncellenmesi süreci önemli bir ortak zemin oluşturuyor. Taraflara somut kazançlar sağlayan araçların kısa görüşlü siyasi kaygılar sonucunda bloke edilmesinin olumsuz sonuçlarını net bir şekilde gözlemleyebildiğimiz bir dönem içerisindeyiz. Aynı hataları tekrarlamadan, elimizdeki araçları işletmenin tam zamanıdır” dedi.

“Gümrük Birliği güncellemesinde KOBİ’lerin özel şartları göz önünde bulundurulmalı”
KOBİ boyutu güçlü, güncel bir Gümrük Birliği’nin ekonomik büyüme ve iş yaratımına katkısının uzun süreli olacağını ifade eden Kadooğlu: “AB-Türkiye Gümrük Birliği’nin, 21. yüzyıl ticaret kurallarına uygun, KOBİ’lerin özel şartlarını göz önünde bulunduracak şekilde güncellenmesi ve hizmetler, kamu alımları ve tarım ürünlerini kapsayacak şekilde genişletilmesi ilişkilerin ihtiyaç duyduğu dinamizmi yeniden yakalaması için önemli bir fırsat olarak görülmelidir. AB ve Türkiye KOBİ’leri arasında karşılıklı etkileşim ve ortaklıklara yeni bir boyut kazandıran Gümrük Birliği KOBİ’lerimizin yenilikçilik ekosistemindeki payını da güçlendirecektir. Ekonomik entegrasyon ancak güçlü bir siyasi, sosyal ve kültürel entegrasyonla derinleştirilebilir. Dolayısıyla ilişkilerimizin temeli olarak katılım müzakereleri çerçevesini korumak kritik öneme sahip” şeklinde konuştu.

“Türkiye’nin AB’ye entegrasyonunun derinleştirilmesi için iddialı adımlar atılmalı”
Kurulmakta olan yeni dünya düzeninde iş dünyasının geleneksel sınırların ötesine geçen önemli sorumlulukları olduğunun altını çizen Kadooğlu, şöyle devam etti: “Yaşanabilir bir gezegen, toplumsal sorunlara kolektif çözümler üretebilen toplumlar iş dünyasının aktif katılımı olmadan sağlanamaz. Öte yandan iş dünyası içinde faaliyet gösterdikleri toplumlar açık, güvenli, özgür, çeşitliliğe olanak sağlayan ve dolayısıyla yaratıcı olmadıkça teknolojik, ekonomik ve sosyal ilerlemeye öncülük edemezler. Bu doğrultuda iş dünyası olarak AB ve Türkiye resmi temsilcilerine önümüzdeki dönemde Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, göç ve güvenlik alanında işbirliği, dijital ekonomi, enerji ve vize serbestleştirilmesi alanları öncelikli olarak Türkiye’nin AB’ye entegrasyonunun derinleştirilmesi yönünde farklı alanlarda cesur ve iddialı adımlar atılması çağrımızı yineliyoruz.”

Faselis/Türkiye’de Enerji

11 Ayda çelik ihracatı 16,2 milyon tona ulaştı

Yılın başından bu yana çelik ihracatında devam eden artışlar hem yılsonu hem de 2018 için sektör temsilcilerine umut veriyor. Çelik İhracatçıları Birliği verilerine göre ihracat Ocak-Kasım döneminde miktar bazında yüzde 8,7 artışla 16,2 milyon ton, değer bazında yüzde 26,6 artışla 10,3 milyar dolar oldu. İhracatta yaşanan artışları değerlendiren ÇİB Başkanı Namık Ekinci “Çinli çelik üreticisi ve ihracatçısı firmaların üretim kapasitelerini ve ihracatlarını azaltmaları ile iç piyasaya yönelmeleri sonucunda küresel ihraç pazarlarında talep fazlası oluştu. Türk çelik sektörü olarak biz de talepleri değerlendirme fırsatı bulduk” dedi.

Çelik İhracatçıları Birliği tarafından açıklanan 2017 yılı Ocak-Kasım dönemi ihracat verilerine göre; Türkiye’nin miktar bazındaki çelik ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 8,7 artışla 16,2 milyon tona ulaşırken, sektörün değer bazındaki ihracatı yüzde 26,6 artışla 10,3 milyar dolara yükseldi.

Çelik sektörünün direkt ihracatına, diğer birliklerin faaliyet alanına giren demir çelik ürünleri de eklendiğinde Türkiye’nin 2017 yılının 11 aylık dönemindeki toplam çelik ihracatı; miktar bazında 17 milyon ton, değer bazında ise 12,2 milyar dolar oldu.

2017 yılının Ocak-Kasım dönemi rakamlarına göre; bölgeler bazında ihracatta liderliğini sürdüren Avrupa Birliği’ne ihracat yüzde 56 artış ile 5 milyon tona yükseldi. Avrupa Birliği’ni 3,7 milyon tonla Ortadoğu, 2,1 milyon tonla Kuzey Amerika ülkeleri ve 1,4 milyon tonla Kuzey Afrika ülkeleri izledi.

Türk çelik ürünleri Uzak Doğu ülkelerinin tercihi…

On bir aylık dönemde Singapur, Hong Kong ve Malezya gibi ülkelerin başı çektiği Uzak Doğu ülkelerine ihracat yüzde 560 artış göstererek 1,2 milyon tona ulaştı. Söz konusu dönemde Orta ve Güney Amerika bölgesine gerçekleştirilen ihracat ise geçen yıla kıyasla yüzde 35 artarak 1,1 milyon ton oldu.

Bu dönemde en fazla miktar artışı yaşanan ülkeler sırasıyla Singapur, İtalya, İspanya, Hong Kong ve Kanada olurken, en fazla azalışın yaşandığı ülkeler Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, ABD, Irak ve Umman olarak sıralandı.

Ocak-Kasım döneminde miktar bazında en fazla ihraç edilen çelik ürünleri sıralamasında inşaat çeliği 5,2 milyon tonluk ihracatla liderliğe devam etti. İnşaat çeliği ihracatını 2,2 milyon tonla yassı sıcak izlerken hemen ardından 1,8 milyon tonla dikişli boru, 1,3 milyon tonla profil ve 1,2 milyon tonla filmaşin geldi.

Kasım ayı çelik ihracatına iyi geldi…

Çelik İhracatçıları Birliği verilerine göre; 2017 yılı Kasım ayı ihracatı geçtiğimiz yılın aynı ayına kıyasla miktar bazında yüzde 20,3 artışla 1,5 milyon tona; değerde ise yüzde 46,7 artışla 1,1 milyar dolara yükseldi.

2017 yılı Ocak-Kasım dönemi ihracat rakamlarını değerlendiren Çelik İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Namık Ekinci, “2017 yılı on bir ayında geçen senenin aynı dönemine göre miktarda yüzde 8,7, değerde yüzde 26,6 oranında artış yaşandı. İhracatta yaşadığımız dikkat çekici artışı, Çinli çelik üreticisi ve ihracatçısı firmaların kapasitelerini ve ihracatlarını azaltmaları ile iç piyasaya yönelmeleri sonucunda küresel ihraç pazarlarında talep fazlası oluşması olarak açıklayabiliriz. Talepleri değerlendiriyor ve ihracatımızı artırıyoruz. Öyle ki on bir aylık dönemde özellikle Uzak Doğu ülkelerine gerçekleştirdiğimiz ihracatta büyük bir ivme kazandık. 2016 yılı on bir aylık döneminde 11,7 bin ton ihracat gerçekleştirdiğimiz Singapur’a bu yılın aynı döneminde 500 bin ton ihracat yaptık. Yine geçtiğimiz yılın 11 aylık döneminde Hong Kong’a gerçekleştirdiğimiz 2,3 bin tonluk ihracatı bu yılın aynı döneminde 283 bin tona ulaştırdık. Bu durum Çin’in Uzak Doğu pazarlarına da ihracatını azaltması sebebiyle Türk çelik sektörü olarak bu pazarlarda tekrar söz sahibi olmaya başladığımızın büyük bir göstergesidir” dedi.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Enerji devleri İstanbul’a geliyor

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı ve Enerji Piyasası Denetleme Kurumu’nun destekleriyle ELDER ve GAZ-BİR’in stratejik partnerliğinde gerçekleşecek olan 6. Uluslararası İstanbul Akıllı Şebekeler ve Şehirler Kongre ve Fuarı, 25-26 Nisan 2018 tarihlerinde İstanbul Kongre Merkezi’nde kapılarını açacak.

Enerji sektöründeki paydaşların bir arada bulunacağı, 350’ye yakın global firmanın standlı katılım sağlayacağı, Birleşik Krallık’ın Ülke Partneri olduğu; 6. Uluslararası İstanbul Akıllı Şebekeler ve Şehirler Kongre ve Fuarı’na 50’yi aşkın ülkeden toplamda 10 binin üzerinde sektör temsilcisinin, uzman ve akademisyenin katılması bekleniyor.

AKILLI SİSTEMLERE DÖNÜŞÜM KAÇINILMAZ
Türkiye’nin mevcut şebeke alt yapısı 90’ların teknolojisiyle kurulduğundan artık ihtiyaçları karşılamakta güçlük çekiyor. Bu kapsamda alt yapı sistemi yenilenmeye başlanan ülkemizde dünyanın tercih ettiği en modern teknolojiye sahip şebeke sistemleri tercih ediliyor. Uzmanlar, tedarikçi ile kullanıcı arasında karşılıklı iletişimin sağlanması, akıllı sayaç ve izleme sistemlerinin elektrik ve gaz şebekelerine eklenerek izlenmesi, sürekli, güvenilir ve kaliteli olarak elektriğin kullanııcılara iletilmesinin büyük önem arz ettiğini dile getiriyor. Bir taraftan yüzde yüz tüketici memnuniyetini mümkün kılmak diğer taraftan da şebekeleri uzaktan izleyerek kayıpların ve verimsizliğin önüne geçmek için mevcut sistemlerin akıllanması şart olarak görülüyor.

YENİ BİR DÖNEM BAŞLIYOR
Akıllı şebekelerin en çok ekonomiye ve tüketiciye katkı sağlayacağını belirten uzmanlar, şebekedeki kesintilerin sayısının azalması, kesintilerin süresinin kısalması, işletme maliyetlerinde tasarrufun sağlanması, enerji üretiminde önemli bir yere sahip olan yenilenebilir enerji kaynaklarının şebekeye entegrasyonun da akıllı şebekeler ve akıllı sistemlerle daha verimli hale geleceğini vurguluyor.

ULUSLARARASI BİR PLATFORM SAĞLAYACAK
Akıllı sistemlerle birlikte çevrenin daha az zarar göreceğini ifade eden uzmanlar, “Bunun en dikkat çekici sonucunu ise doğrudan tüketiciler görecek. Kullanılan elektiriğin kalitesi artacak ve enerji alım maliyetleri düşecek. Vatandaşlarımız bu sistemler sayesinde sadece tüketici olarak kalmayacak. Dilerlerse çatısına yerleştirdiği güneş panelleri ile elektrik üretip şebekelere katkı sağlayacak. 35 milyon su, 35 milyon elektrik ve 10 milyon doğal gaz abonesi bulunan ve 80 milyon nüfusa sahip Türkiye’nin içinde bulunduğu akıllı sistemlere geçiş sürecinde düzenlenen bu kongre ve Fuarda ; katılımcıların bütün paydaşlar ile bir arada olması, sorularına cevap bulması, akıllı şebekeler hakkındaki son yenilikleri öğrenmesi, örnek uygulamaları görmesi ve yatırım stratejilerini belirlemesi için uluslararası bir platform sağlayacak.

Faselis/Türkiye’de Enerji

BP Türkiye, “Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü” Belgesi aldı

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından verilen bu belge ile BP Türkiye, bu anlaşmayı imzalamış tüm ülkelerde gümrük işlemlerinde kolaylıklar elde ederken güvenli arz ve tedarik zinciri oluşturmaya da katkı sağlayacak.

BP Türkiye, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından uluslararası ticarette güvenli arz/tedarik zinciri oluşturmak için eşyanın varış ülkesine süratle ulaşmasını temin etmek amacıyla oto-kontrolünü yapabilen firmalara verilen, aynı zamanda gümrük işlemlerinde kolaylık sağlayan “Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü” (YYS) belgesini almaya hak kazandı. Bu belge ile BP Türkiye, YYS anlaşması olan tüm ülkelerde güvenli arz/tedarik zinciri oluşturmaya katkı sağlayacak.

BP Türkiye, Yetkilendirilmiş Yükümlü olmak için gerekli olan 4 temel koşula sahip bulunuyor. Bu koşullar, ciddi veya mükerrer olarak gümrük mevzuatı ihlali yapılmamış olmayı gerektiren Güvenilirlik Koşulu, Ticari Kayıtların Güvenilir ve İzlenebilir Olması Koşulu, Mali Yeterlilik Koşulu ve Emniyet ve Güvenlik Koşulu olarak sıralanıyor.

BP Türkiye Finans Direktörü Tümkan Işıltan, kazanılan statüyle ilgili yaptığı açıklamada “BP Türkiye olarak Akaryakıt İkmal, BP Havacılık, Ofis İdare, Satınalma, Muhasebe, İnsan Kaynakları, Arşiv birimlerimiz yanısıra Castrol Madeni Yağlar Gemlik Üretim Tesisi ve ATAŞ’ın katılımıyla oluşturduğumuz başvurumuzu Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’na sunduk. Gümrük Başmüfettişleri tarafından ticari faaliyetlere ilişkin, BP Merkez Ofisi’nde ve Gemlik Madeni Yağlar Üretim Tesisi’nde kayıtların izlenilebilirliği, emniyet ve güvenlik koşullarına uygunluk gibi konular yerinde incelendi. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Risk Yönetimi ve Kontrol Genel Müdürlüğü’nün değerlendirmesinin ardından YYS belgesini almaya hak kazandık.” dedi.

BP Türkiye, öncelikle YYS alabilmek için gerekli olan; dış ticaret, gümrükleme, yönetim ve idari organizasyon faaliyetleri ile bu faaliyetlerle ilişkili işlemlerini ve bunlara bağlı üretim ve hizmet sunumlarını kapsayan ISO 9001 sertifikasını aldı. Ayrıca ithalat, ihracat, transit, gümrükleme gibi gümrük ve dış ticaret işlemlerini ve bu işlemlere ilişkin lojistik, depolama, muhasebe, finans ve bilgi işlem gibi faaliyetlerinin elektronik bilgi varlıkları ile bu varlıkları korumak amacıyla kullandığı bilişim güvenliğini kapsayan ISO 27001 sertifikasını da aldı.

Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü sahibi firmalar, talebe ve ek şartlara bağlı olmaksızın çeşitli kolaylıklardan yararlanabiliyor. Bunlar arasında; azaltılmış zorunlu bilgilerden oluşan özet beyan verebilme, daha az ve öncelikli olarak belge kontrolü veya muayeneye tabi tutulma, eksik belgeyle beyanda bulunabilme, kısmi teminat uygulamasından faydalanabilme, mavi hattan (taşıt üstü dahil) yararlanabilme ve eşya türüne göre sınırlama olmaksızın tam beyanlı yaygın basitleştirilmiş usulden yararlanabilme gibi kolaylıklar bulunuyor.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Vergide ‘yeşil’ yarış

Dünyada yükselen iklim değişikliği farkındalığı vergi politikalarını da etkiliyor. KPMG’nin yayımladığı Yeşil Vergi Endeksi, küresel vergi politikalarındaki değişimi gösteriyor. Endeks, yeşil vergi politikasıyla ilgilenmeyen pek çok ülkenin son üç yılda bu alandaki yatırımlarını artırdığını ortaya koyuyor. Güney Amerika ülkeleri uyguladıkları politikalarla yenilenebilir enerji piyasasının zirvesine koşuyor.

Temmuz 2017’de 197 ülkeden 155’inin imza attığı Paris Anlaşması’ndan sonra iklim değişikliğiyle mücadele planları hız kazandı. Devletler, çevreye duyarlı davranışları teşvik etmek amacıyla vergi politikalarını yeniden düzenliyor. KPMG küresel vergi politikalarındaki değişimi anlatmak ve bu konudaki farkındalığı artırmak amacıyla Yeşil Vergi Endeksi’ni yayımladı. Endeksi yorumlayan KPMG Türkiye Vergi Bölümü Başkanı Abdulkadir Kahraman, “OECD ve Dünya Bankası gibi kuruluşların verilerinden yararlanarak hazırlanan endeks, çevre politikalarının kapsamını, bu politikaların çevreye zararlı faaliyetleri ne kadar etkilediğini, hükümetlerin vergi düzenlemelerinin sonuçlarını ortaya koyuyor. Endekste Türkiye dahil her ülkede yeşil vergi düzenlemeleriyle ilgili yoğun ve farklı çalışmalar dikkati çekiyor” dedi. Kahraman’ın dikkat çektiği başlıklar şöyle:
Güney Amerika zirveye oynuyor
Yeşil vergi politikaları hızla yükseliyor. Birçok ülke, bu alandaki yatırımlarını artırıyor. 2014 itibarıyla Güney Amerika ülkeleri elektriklerinin yüzde 53’ünü yenilenebilir kaynaklardan üretti. Dünya genelinde ise bu oran ortalama yüzde 22.
Kolombiya, doğaya zararı azaltmak amacıyla 2015’te teşvikler dahil olmak üzere bir aksiyon planı oluşturarak, yaşam kalitesi ile temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarına erişimi geliştirdi.
Şili, hükümetin vergi reformu inisiyatifinin bir parçası olarak 2014’te karbon vergisini yürürlüğe koydu. Ayrıca, 2016 yılında satılan her yeni araç için ‘yeşil vergi’ uygulamasını başlattı.
Meksika’da 2016’da, Çevreyi Koruma Kanunu yürürlüğe girdi. Kanun, çevre kirliliği yaratan kuruluşlara para cezası verilmesini öngörüyor. Meksika’da ayrıca İklim Değişikliği Kanunu yürürlüğe kondu. Bu kanun, yıllık emisyonu 25 bin ton karbondioksitten fazla olan kuruluşların yıllık emisyonlarını raporlamasını gerektiriyor. Meksika Gelir Vergisi Kanunu, yenilenebilir enerji teçhizatı için yapılacak yatırımları vergiden muaf tutuyor.
Arjantin, 2016’da temiz enerji projesi geliştiren işletmelere vergi teşviki sağlayan Plan RenovAR’ı başlattı.
Kuzey Avrupa sistemli ilerliyor
İskandinav ve diğer Avrupa ülkeleri, düzenleyici politikalarının etkinliği konusunda üst sıralarda yer alıyor. Bu ülkelerin çoğunun rüzgar gücü gibi doğal kaynakları ve yenilenebilir enerjinin başarısını sağlamak için uzun süreli vergi politikaları mevcut.
Danimarka, Finlandiya, Almanya, Hollanda ile İsveç, Çevresel Performans Endeksi’nde ilk 10’da yer alıyor.
Danimarka, Finlandiya ve İsveç’teki farkındalık hayli yüksek. Çevreye zararı olan her türlü faaliyete vergi uygulayan bu ülkeler KPMG araştırmasında çevre vergisi gelirleri konusunda ilk üç sırada bulunuyor.
Finlandiya’da Ar-Ge yatırımları 2013’te 6,68 milyar Euro’ya ulaştı. 2016’da, 129,3 milyon Euro değerinde bir bütçe enerji araştırmasına ayrıldı.
İrlanda, çevreye duyarlı teknolojilere Ar-Ge faaliyetlerini de harcamalara yüzde 25 oranında vergi indirimi uyguluyor.
İtalya, 80 milyar euroluk bütçeyle AB’nin en büyük ölçekli araştırma ve inovasyon programı olan Horizon 2020 programı kapsamında Ar-Ge teşvikleri sunuyor.
Kanada, Enerji İnovasyon Programı için yeni nesil elektrikli araç şarj altyapısı dahil olmak üzere Ar-Ge projelerine fon sağladı. Temiz enerji sektöründe inovasyonu desteklemek için son iki yılda 46,1 milyon Kanada doları değerinde kaynak oluşturdu.
Yeşil araçlara teşvik üstüne teşvik
Danimarka’da 2016 yılı itibarıyla araçlar için iki tür vergi uygulanıyor. İlki, araç kayıt vergisi, ikincisi ise daha kompakt ve yakıt tasarruflu araç sahiplerine avantaj sağlayan yeşil vergi. Verginin oranı motorun ne kadar yakıt tasarrufu sağladığına göre değişiyor. Kompakt ve yakıt tasarruflu araçlara indirim sağlanıyor.
Japonya’da, her yıl binek araçlara ve kamyonlara uygulanan motorlu taşıtlar vergisinde çevre dostu araçlar için ilk yılda yüzde 50-75 arasında indirim uygulanıyor. Otomobil satın alındığında ödenen vergilerde ise çevre dostu araçlar için yüzde 20-100 arasında indirim mevcut.
Hindistan, 2012’de hibrid araçların bazı yedek parçaları ile elektrikli araç veya hibrid araç üreticilerinin tedarik ettiği lityum iyon bataryadaki gümrük vergilerini düşürdü. Hindistan’da ayrıca, hibrid ve elektrikli araç üretimine teşvik de sağlanıyor.
Almanya’da, motorlu taşıtlar vergisi trafiğe kayıtlı her aracın karbondioksit emisyonlarına bağlı olarak değişiyor. Karbondioksit emisyonu yüksek araçlar diğerlerine kıyasla daha yüksek vergi ödüyor. Ayrıca, çevre dostu araçları satın alanlara, net liste fiyatı 60 bin Euro’nun altındaki elektrikli araçlar için 4000 Euro, hibrid araçlar için ise 3000 Euro prim ödeniyor. Bu fonun yüzde 50’si devlet, yüzde 50’si ise otomotiv üreticileri tarafından sağlanıyor. Elektrikli araçlar aynı zamanda motorlu taşıtlar vergisinden de muaf tutulabiliyor.
Türkiye’de de vergi indirimi var
Türkiye’de de motorlu taşıtlar üzerinde ciddi bir özel tüketim vergisi yükü mevcut. Binek otomobillerde ÖTV oranı, motor silindir hacmine ve aracın değerine bağlı olarak yüzde 45 ile yüzde 160 arasında değişiyor.
Ancak Kasım 2016’da yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu kararı ile hibrid araçlar ve sadece elektrikli motorlu araçlar için farklı ÖTV oranları belirlendi. Sadece elektrik motorlu binek araçlar için ÖTV oranı motor gücüne bağlı olarak yüzde 3, 7 ve 15 olarak uygulanıyor. Diğer yandan, hibrid araçlarda ÖTV oranı hem elektrik motoru gücü hem silindir hacmine bağlı olarak değişiklik gösteriyor. Bu tür araçlar için belirlenen ÖTV oranı yüzde 60 ile yüzde 110 arasında.
Araç sahiplerinin her yıl ödemek zorunda olduğu MTV’nin hesaplanmasında aracın değeri ve yaşıyla birlikte motor silindir hacmi de dikkate alınıyor. Motor silindir hacmi 4 bin cc’nin üzerinde olan binek araç için ödenecek MTV, aynı yaştaki bin300 cc altındaki aracın vergisinden 40 kat daha fazla olabiliyor.

Faselis/Türkiye’de Enerji

1.528 saha personeli ve 217 aracı ile kesintisiz enerji için kışa hazır

İstanbul Avrupa Yakası’nda 4,8 milyon aboneye hizmet veren BEDAŞ, sert kış şartları başlamadan kesintisiz enerji için tüm önlemlerini aldı. 1.528 personeli ve 217 aracını olası arızalara karşı sahada konumlandıran BEDAŞ, 1.404 trafo merkezi ve 307 kilometre enerji nakil hattının da kapsamlı bakımını yaptı.
Sert kış koşulları henüz yüzünü göstermedi, ancak İstanbul Avrupa Yakası’nda toplam 4,8 milyon aboneye elektrik dağıtım hizmeti veren Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş. (BEDAŞ) şimdiden alarma geçerek önlemlerini aldı. Kış şartlarında meydana gelebilecek olası arıza ve kesintilerin en kısa zamanda giderilmesi için 1.528 personelinin sahadaki görev yerlerini belirleyen BEDAŞ, bu amaçla 217 aracını da müdahale için hazır bekletiyor.

Sahadaki vardiya planını 7/24 esasına göre hazırlayan BEDAŞ, hava muhalefeti kaynaklı arıza yoğunluğunun oluşmasına karşı da ‘acil eylem planı’ hazırladı. Böyle bir durumda ekip, malzeme ve ekipman desteği ile arızaların mümkün olan en kısa sürede onarımı planlanıyor. Personel ve araç hazırlığının yanı sıra trafo ve nakil hatlarının bakımına da ağırlık veren BEDAŞ, toplam 1.404 trafo merkezi ve 307 km enerji nakil hattına kapsamlı bakım yapı. Malzeme yorgunluğu, yıpranma ve aşırı yüklenmelerden kaynaklanabilecek arızaların önlenebilmesi amacıyla aynı zamanda 1.538 trafo merkezinde de önleyici bakım çalışması gerçekleştirildi.

YOĞUN TRAFİĞE KARŞI ALTERNATİF BESLEME KAYNAKLARI
Elektrik dağıtım faaliyetinin aksamadan yürütülebilmesi amacıyla olumsuz hava koşullarına karşı ekip ve destekleyici donanımların doğru planlanması gerektiğini dile getiren BEDAŞ Genel Müdürü Murat Yiğit, “İBB Afet Koordinasyon Merkezi ve Meteoroloji 1. Bölge Müdürlüğü ile oluşturulan koordinasyon sayesinde meteorolojik uyarı ve tahminlerden anlık haberdar oluyoruz. Bu sayede ekip sayısının artırılması, ekiplerin trafik yoğunluğunda arızalara müdahalede yaşadıkları zorlukları azaltmak amacıyla kritik lokasyonlarda konuşlandırılması gibi gerekli tedbirlerin hızlıca alınmasını sağlıyoruz” diye konuştu.

Olumsuz hava koşullarında havai hat yoğunluğunun fazla olduğu Çatalca, Silivri, Arnavutköy ve Kumburgaz bölgelerinin daha çok etkilendiğine dikkat çeken Yiğit, “Şiddetli rüzgâr ve fırtınada direklerin yıkılması, iletkenlerin kopması gibi olaylar yaşanabiliyor. Biz Meteoroloji’nin yaptığı uyarılara göre bu tür durumlara karşı ön hazırlık yapıyoruz. Yine sorumluluk sahamızdaki en eski yerleşim alanlarından olan Fatih ve Beyoğlu ilçelerinde ise sel ve su baskını kaynaklı arızalar görülebiliyor. Bu zorlukların üstesinden gelebilmek için havai hatlarımızda ve trafo binalarımızda önleyici ve planlı bakım çalışmaları yürütüyoruz. Buna ek olarak olumsuz hava şartlarının etkisi ile artan trafik yoğunluğunda, meydana gelen kesintilere müdahalede gecikme yaşanmaması için alternatif besleme kaynakları oluşturuyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Enerji sektörü iş devamlılığı çözümlerine odaklanıyor

Uluslararası denetim ve danışmanlık şirketi EY’nin ‘Enerji Sektöründe Risk Gündemi’ raporuna göre; enerji firmalarının %80’i siber saldırı ve doğal afet risklerinin artmasıyla birlikte iş devamlılığını destekleyen risk yönetimi çözümlerine odaklanıyor

Dünyanın lider denetim ve danışmanlık şirketlerinden EY, enerji sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin karşı karşıya olduğu en büyük riskleri mercek altına aldığı ‘Enerji Sektöründe Risk Gündemi’ raporunun sonuçlarını açıkladı. Sektör genelindeki stratejik, finansal, operasyonel ve uyum risklerinin önceliğe göre sıralandığı raporda; siber saldırı ve doğal afet gibi operasyonları aksatma riski yüksek olayların artış göstermesinin enerji sektörü için en büyük riski oluşturduğu belirtiliyor.

Şirketlerin dayanıklılığı ve kesintisiz hizmet sağlama gücü test ediliyor
Mevsimlik olarak yaşanan doğal afetlerin giderek şiddetini artırması, geniş kapsamlı elektrik kesintileri ve hizmetlerin aksamasına neden olan saldırılar son dönemde enerji sektöründe etkisini en çok hissettiren olaylar arasında yer alıyor. Bu tip olumsuz olayların artması ile birlikte sektör genelinde şirketlerin dayanıklılığı ve kesintisiz hizmet sağlama yetkinlikleri adeta test ediliyor. Rapora göre; araştırmaya katılanların %80’i kesintisiz hizmet temini ile ilgili sıkıntıların gelecekte de önemli risk unsurları arasında yer alacağını belirtiyor.

Öte yandan yeni teknolojilerin ortaya çıkması ve dijitalleşme ile birlikte köklü bir dönüşüm sürecinde olan enerji sektörü için söz konusu risklerin giderek daha önemli hale geleceği öngörülüyor. Bulgular şirketlerin bu risklere karşı etkin müdahale stratejileri uygulamaları gerektiğine vurgu yapılıyor.

EY Türkiye Enerji sektörü lideri Erkan Baykuş konu ile ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:
“Enerji sektörü yöneticilerinin kendilerine, beklenmedik bir olay karşısında şirket operasyon modellerinin yeterince güçlü ve dayanıklı olup olmadığını sorması gerekiyor. Şirketlerin, siber güvenlik risklerini, veri gizliliği ve güvenliğine ilişkin gereksinimler ile birleştirerek inovatif çözümler geliştirmesi şart. Risk yönetimi; robotik süreç otomasyonu, blockchain ve veri analizi gibi teknolojik ilerlemelerin verimliliği artırmak, maliyetleri azaltmak ve performansı güçlendirmek için kullanılmaya başlanmasıyla heyecan verici bir değişim geçiriyor. Enerji şirketleri dijital dönüşümü yakından takip ederek geleceğin enerji dünyasında başarıyı yakalayabilmek için gerekli inovasyonları gerçekleştirmeli.”

Yeni teknolojiler ve değişen müşteri talebi en büyük stratejik riskleri oluşturuyor
Raporun sonuçlarına göre; dijitalleşme ve müşteri taleplerinde ortaya çıkan değişimler enerji şirketlerinin karşı karşıya olduğu en büyük stratejik riskleri oluşturuyor. Dağınık enerji üretim kaynaklarının yükselişi araştırma katılımcıları tarafından bir numaralı stratejik risk olarak ifade ediliyor. Bununla birlikte bu kaynaklardaki artışın geleneksel satışlarda ve müşteri ilişkilerinde yarattığı baskı, dağınık enerji üretim kaynaklarının genel risk sıralamasında da üçüncü sırada yer almasına neden oluyor.

Dağınık enerji üretimi ve yeni teknolojilerin müşterilere daha fazla seçenek sunmasının bir sonucu olarak müşteri talep ve beklentilerinin değişmesinin ise iki numaralı stratejik risk olduğu görülüyor. Raporda; geleneksel olmayan yeni şirketlerin sektöre giriş yapmasının geleneksel enerji şirketlerinin gelirleri üzerinde baskı yarattığı belirtiliyor. Şirketlerin dijitalleşme ve nesnelerin interneti ile birlikte hem değişimin hızına uyum sağlamaya çalışmaları hem de ilgili güvenlik riskleri ile mücadele etmeleri ise yeni teknolojileri en büyük üçüncü stratejik risk haline getiriyor.

Değişen enerji piyasası regülasyon altyapısıyla değişen maliyetlerin kavranmaya çalışılması bir numaralı finansal risk
Rapor; enerji şirketleri için düzenlemeler ile belirlenen fiyatların geleneksel elektrik üretim ve dağıtım yöntemleri bazlı sistem altyapısına göre belirlendiğinden hareketle, sektörde ortaya çıkan değişim paralelinde ortaya çıkan farkları kapsamayabileceğini belirterek, maliyetlerde oluşan değişimin bir numaralı finansal risk olduğunu ortaya koyuyor. Katılımcıların %55’i söz konusu riskin enerji sektörü için gelecekte daha da belirleyici bir unsur haline geleceğini düşünüyor.

Raporda ayrıca, yeni düzenlemelerin şebekelerin genişletilmesini teşvik ettiği ancak şirketleri inovasyon ve dijital teknolojilere yatırım yapmaya yöneltme konusunda doğru finansal teşvikleri sağlamadığı kaldığı ifade ediliyor.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Elektrikli Kombi Mi? Doğalgazla Çalışan Kombi Mi?

Son zamanlarda yeni trend olarak karşımıza çıkan ‘elektrikli kombiler’, doğalgaz tesisatı işiyle uğraştırmayan pratik bir çözüm olarak öne çıkıyor.

Elektrikli kombi adını her geçen gün daha fazla duymaya başladık. Peki nedir bu elektrikli kombi? Doğalgaz kombilerinden ne farkı vardır, avantajları nelerdir ve oda termostatları ile kullanımı mümkün müdür? Tüm bu soruların cevabını Türkiye’nin ilk ve tek yerli akıllı oda termostatı Cosa’nın Kurucu Ortağı Dr. Emre Erkin anlatıyor.

“Ülkemiz, birçok alanda doğalgaza geçtiği için evlerimizdeki kombilerin büyük bir çoğunluğu doğalgaz ile çalışıyor. Dolayısıyla kombi denildiği zaman ilk akla doğalgaz kombisi geliyor. Aslında, doğalgaz dışında yakıt gerektirmeden elektrik ile çalışan, sağladığı bazı avantajlar nedeniyle de son dönemlerde tercih edilen elektrikli kombiler de var. Temelde kombinin görevi, suyu ısıtıp bir pompa vasıtasıyla peteklere iletmektir. Elektrikli kombilerde su, elektrik enerjisi ile ısıtılıp aynı doğalgaz kombisindeki gibi peteklere pompalanıyor. Yine aynı şekilde geri dönen ılınmış su kombide tekrar ısıtılarak peteklere tekrar pompalanıyor. Böylelikle evlerimizi elektrik ile ısıtmış oluyoruz.

Her sistemde olduğu gibi elektrikli kombinin de doğalgazlı kombiye göre bazı avantajları ve dezavantajları var. En önemli avantajlarından biri, doğalgazın olmadığı yerlerde ya da doğalgaz tesisatı çekme maliyetinin altına girilmek istenmediğinde, elektrikli kombinin oldukça pratik bir çözüm sunuyor olması. Elektrikli kombiler, doğalgaz ile çalışmadığından ayrıca baca gazı üretmediği için baca bağlantısı gerektirmiyor. Bu özellik, gazdan zehirlenme riskini de ortadan kaldırıyor. Bir diğer avantajları ise, doğalgazlı kombilere göre daha az yer kaplaması, evlerde istenilen yere monte edilebilmesi ve daha sessiz çalışması diyebiliriz.

Elektrikli kombinin doğalgazlı kombiden daha tasarruflu olduğu konusu ise evin metrekaresine, yalıtım durumuna ve tesisatın durumuna göre değişkenlik gösteriyor. Tasarruf noktasında en önemli faktörlerden biri ise, evlerde oda termostatı kullanılıp kullanılmadığıdır. Cosa gibi bir oda termostatı, doğalgaz kombilerinde kullanılabildiği gibi, elektrikli kombilerle de uyumlu olarak kullanılabiliyor. Eğer oda termostatı kullanmıyorsak, gereğinden fazla doğalgaz ya da elektrik tüketmiş oluyoruz. Çünkü oda termostatı ile çalışmayan ısıtıcılar peteklerden dönen suyun sıcaklığına göre çalışıp çalışmama kararı veriyor. Yani kombiler evimizin sıcaklığı kaç derece bilmiyor. Bundan dolayı, evlerimiz konfor sıcaklığı olan 21–22 derecelerden ya da konforlu hissettiğiniz sıcaklıktan daha fazla ısınıyor olabilir ve ısıtma sisteminin bundan haberi olmayabilir. Dolayısıyla evdeyken evlerimizi gereğinden fazla ısıtmamak, evde yokken de kombilerin gereksiz yere çalışmasını engelleyebilmek için oda termostatı kullanmak önemli. Akıllı oda termostatları ise, cep telefonuyla yönetilebilir olması sebebiyle bizler evdeyken evlerimizin ayarladığımız sıcaklığın üzerine çıkmasını engelliyor. Dolayısıyla gereksiz enerji tüketimini ortadan kaldırıyor ve gün içinde bizler evde yokken de evlerimizin gereksiz yere ısıtılmasını önleyerek daha da fazla tasarruf etmemizi sağlıyor. Isıtma sisteminiz ne olursa olsun, akıllı oda termostatı kullanmak hem konfor hem tasarruf açısından fayda sağlayacaktır.”

Faselis/Türkiye’de Enerji

Hedefleri sınırda İsrail uydusu kurmak

Son 5 yıldaki çatışmalardan daha doğrusu kan dökmelerden sonra Orta Doğu’nun ne denli “ateş çukuru” olduğu artık iyice anlaşılmış bulunuyor.

Gerçekten de; meşhur ve meşum sözde “Arap Baharı”nın en çok perişan ettiği, yıktığı Libya ve Irak’ın yanı sıra Suriye’nin başına gelenlerin, kötü izlerinin bile yakın bir gelecekte silinebileceğini beklememek gerekiyor. Her ne kadar, “ateşkes” sağlanmış gibi bir görüntü yayılıyorsa da, bu sık sık çöllerde rastlanan serapları andırıyor. Barış için atılmak istenen adımlar bile adeta kumlara gömülüyor. Nitekim, kâh Rusya’da kâh İran’da, kâh Cenevre’de kurulan masalardan sadece “barış temennileri” yükseliyor.”

Son olarak, Soçi’de bir araya gelen ve “zoraki dost” görünümünü veren Türkiye, Rusya ve İran’ın bile, sanki “en kısa zamanda anlaşabileceklerine dair anlaştıkları” intibaı pek yadırganmıyor. Nasıl olsa, üçlü toplantıdan önce yapılan Putin-Esad görüşmesinden, birtakım işaretler, Suriye sorununun pek kolay çözülemeyeceği yorumlarını yeniden çağrıştırıyor. Aslında, daha önce de belirttiğimiz gibi; “arapsaçı”na benzetilen görüşmelerde, kimin “ön adım” attığı veya “kazançlı çıktığı” halen görünmüyor. Ne var ki, ABD ile Rusya’nın “nefesleri” sanki enselerde hissediliyor. Tabii ki, son mutlak mağlupları Suriye ve Irak oluşturuyor. Oysa, İsrail’in isteği önce İran’ın sonra da “vakti gelince” Türkiye’nin de en azından “kontrol” altına almasını sağlama ile özetleniyor. Yani sıralamak gerekirse; bir yanda ABD-İsrail, diğer yanda Rusya, öbür yanda İran bir öbür yanda Türkiye, Orta Doğu’nun yeni kaderinde rol oynuyor.

Mutlak kaybedenler Irak ve Suriye’nin arasına, ne pahasına olursa olsun özellikle Türkiye’nin katılmaması büyük bir önem arz ediyor. Bu yüzden de, yakın yıllarda geleneksel dış politikasından ayrılan Türkiye’nin derhal “rücu” etmesi gerekiyor. Gerçi Erdoğan’ın Soçi yolunda, bazı önemli işaretleri verdiğini kamuoyu anlamış hatta benimsemiş görünüyor. Ancak, kesin ve açık-seçik bir dış politika dönüşünün sezgilenmesi bekleniyor.

Basit gibi görünen bu “makas değiştirme” operasyonunun bazı girişimleri de, şimdilik önleyebileceği tartışılıyor. ABD Başkanı Trump’ın, ileride Suriye kuzeyinde İsrail uydusu yerel bir devletin -terörist devletçik- kurulabileceğini adeta “itiraf” etmesinden sonra, Türkiye’ye yeni bir düşmanı tanıtmanın ilk adımları olarak sayılıyor. Aynı zamanda, Suriye için de bir tehdit unsuru olan bu iddianın, bir Kürt yerel devletini işaret ettiği de kaydediliyor. Böylece ABD’nin, dolayısıyla İsrail’in asıl maksadının ve hedefinin Suriye ile Türkiye arasına bir devletçiği kondurmak olduğu artık saklanmıyor. Görülüyor ki, Suriye ve İran’ın yanı sıra Türkiye’ye büyük adımlar atmak ve kararlar almak düşüyor.”

Hiçbir taviz vermeden, NATO’daki konumumuzun daha da güçlendirilerek korunması öncelikle yer alıyor. Sonra da, geleneksel “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” düsturuna bir an önce sarılınması bekleniyor. Öte yandan, önümüzdeki dönemin ilk hamlesi “Suriye Ulusal Diyalog Kongresi”nde Türkiye’nin “serinkanlı” bir  politika güdüp gütmemesi şimdiden merak ediliyor. Geçmişte, Afganistan ve Irak işgalleri nedeni ile imajı zedelenmiş olan ABD hegamonu için Orta Doğu’da yıllarca adeta kolaylaştırıcı görev gören AKP hükümeti, böylece düştüğü müthiş tuzaktan kurtulmanın fırsatlarını yakalaması, her Türk’ün en candan dileği olarak değerlendiriliyor…. Unutulmamalıdır ki; aziz Türk Milleti, her şeyden önce Süleyman Şah Kabri’nin, asıl mekanına taşınmasının büyük bir özen ve heyecanla günlerini sayıyor. Özet olarak; sağduyu sahibi bir dış politika değiştirme arifesinde iken, Türkiye’ye yeni yeni tuzaklar kurulmak isteniyor. Yediden yetmişe bütün Türk milletine, birlik ve beraberlik  dilemek hepimizin borcu olsa gerek.

Birbirimizin değerlerini sosyal ağlarda sabote ediyoruz

İnternet kullanırken kendimizi o kadar kaptırıyoruz ki! Sevdiklerimizden, eşimizden, dostumuzdan, evlatlarımızdan daha çok zamanı nikah kıymışçasına sosyal medya ile vakit geçiriyoruz.

Can sıkıntımızı gidermek için bilinçsizce kullandığımız sosyal medya’da can sıkar bir hal alıyoruz.

Bilinçsiz kullanmamız nedeniyle uyuşturucu almış gibi gerçek kişiliği ortaya çıkan sanalda ki kullanıcı sağa sola sataşmakta, kendisi gibi düşünmeyene tukaka anlayışı ile yaklaşmaktadır.

Kabullenmekte zorlansak da internet artık her şeyimiz oldu. Bir soruya cevap bulamadığımızda, sıkılıp vakit geçirmek istediğimizde, bir ürün-hizmet satın almak istediğimizde kısacası her türlü ihtiyacımızda başvurduğumuz bir ağ haline geldi.

Bilinçli kullanıldığında kişinin hayatındaki en büyük yardımcı olan bu sosyal ağ sistemi, bilinçsiz kullanıcıların elinde ise bir silaha dönüşebilmektedir.

Kutlu doğum haftası kapsamında dini duygularımızı yaşarken, sosyal ağlarda önemli değerlerimiz ile ilgili sözler ile resimleri paylaşırken, bir densizin çıkıp, milli duygularla ilgili gündem oluşturmaya çalışması anlaşılır gibi değil!!! Cumhuriyet bayramında milli sevinçlerimiz ile alakalı sözler ve sloganlar paylaşırken, gündemi dini bir moda çekmek isteyenlerin de hal ve hareketlerinin araştırılması lazım.

Osmanlı İmparatorluğu veya bir padişah sosyal alanda anıldığı zaman hemen karşısına hakaret, iftira ve cumhuriyet temalı paylaşımlar ile karşı duruş sergilenmesi anlaşılır gibi değil…

İsteyen milli duruş sergiler, isteyen dini duruş, sergiler, isteyende milli ve dini duruşu aynı platformda haykırır. Kısır tartışmalara girmek, bir başkasının sevincini veya üzüntüsünü karalamak ve gölgelemek çabasında olanları sanal ortam silahşorları olarak nitelendiriyorum.

Bu tarz kişilik bozuklukları olan kişilerin Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde 2012 yılından bu yana hizmet veren internet bağımlılığı ve tedavisi polinikliğinden randevu almasını şiddetle tavsiye ederim.

 

Kara Cuma, kapkara Pazar, Kargalar ve Kapitalizm

Kara ibaresi satışların iyi olduğu anlamı taşımaktadır. Lakin tesadüfte olsa Müslümanların mübarek günü ile çok anlamlı olan karayı yan yana kullanmakta ki ısrar tesadüfü şeytani bir amaca dönüştürmüştür. Ya da tesadüf izlenimi ile şeytanlık makyaj yapılmak istenmiştir. Türkiye de ve dünya üzerinde bulunan dostları kara pazar kampanyasına davet ediyorum. Biz cuma günü trafikle, işle güçle, sıkıntılarla, hasta ruhlar ile uğraştığımızdan alışveriş yapamıyoruz.

Biz cumaya kadar çalışarak, para kazanır. Cumartesi dinlenir. Pazar günü AVM’lerle kapitalist düzene hizmet ederek kazandığımız paraları harcarız. Uyumaya devam, harcamaya ve harcanmaya devam dostlar… Karalar ve kargalar hayatınızdan eksik olmasın.