7.6 C
İstanbul
Perşembe, Nisan 9, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 136

Siz yaşamınızı bir kafeste geçirmek ister miydiniz?

Çocukken sirklere ve hayvanat bahçesine gitmeye can atardık. Tüm hayvanlardan kendi türüm adına özür dilerim.

Kendini adım adım beton ormanlarına kapatan insanoğlu, hayvanları ufacık kafeslerin içinde hapis olarak görünce güya “eğitilecekmiş ve bilgilenecekmiş” Acaba kendi tembelliğimize bir kılıf mı arıyoruz?  Tüm bunlar, insanların diğer canlılar üstünde “hakimiyet kurma” arzusunun, görgüsüzlüğün, yaşama saygısızlığın somut kanıtı. “Her şey insan için” gibi çok anlamsız bir felsefenin ürünü!

Hayvanat Bahçelerinin varlığını savunanlar şu tezleri ileri sürüyor.

• Hayvanat Bahçeleri türleri tehlikedeki hayvanların son sığınağıdır.

• Hayvanat bahçeleri, aslında koruma, araştırma ve eğitim görevlerini yerine getirir.

• Merhametsiz avcıların yaraladığı yaban hayvanları bu bahçelerdeki tecrübeli veterinerler tarafından tedavi edilebilir.

• Hayvanat Bahçeleri aynı zamanda soyu tükenen türler için bir üreme ve bakım merkezidir.

• Hayvanat Bahçeleri hayvanları tanımak, öğrenmek ve görmek için en ideal yerlerdir.

Diğer yandan bazı bencil kişiler ve belediyeler sonuçlarını tahmin bile edemeden bir marifet gibi hayvanat bahçesi kurmaya çalışırlar. İşte bakın Kadir Tuncer bu şekilde hazırlanan Zonguldak Hayvanat Bahçesinin içler acısı durumunu nasıl kâğıda dökmüş.

Zonguldak hayvanat bahçesinde kafesler içindeki ayı, maymun, kediler, köpek, tavus kuşu ve ördeklere sadece açlıktan ölmesinler diye kuru ekmek veriliyor. Ne kadar aç oldukları kuru ekmeği kemirip yemeğe çalışmalarından belli oluyor. Acaba Zonguldak Belediyesi’nin bu zavallı hayvanlara sebze, meyve ve et alacak parası yok mu?

Ama Zonguldakspor profesyonel şirketine veya konser için örneğin Sezen Aksu’ya ödenecek çuval dolusu paranız hazır. Madem sahiplenmeyecektiniz niye bu hayvanat bahçesini kurdunuz. Kapatın ve bu eziyet çeken canlıları başka hayvanat bahçelerine dağıtın. Uzun sözün kısası, bu hayvanları buraya hapseden sorumluları kafese tıkıp, bir hafta bu koşullarda tutmak lazım!  Yaban hayvanları koşmak, dolaşmak, uçmak, tırmanmak, yemek aramak, eş seçmek ve hür olmak isterler.

Ben aynı feci duruma Mersin Hayvanat Bahçesi’nde şahit oldum. Daracık kafesteki zavallı bir ayı çocukların attığı taşlardan korunamıyordu!  Keşke intihar etmeyi becerebilse! Gözlerim yaşardı. Kendi egosunu tatmin etmek için bu bahçeyi hazırlatan Mersin Belediye Başkanı hiçbir zaman telefonlarıma çıkmadı.

Gelelim hayvanların içinde kaldıkça “avlanma iç güdülerinin yavaş yavaş köreldiği” hayvanat bahçelerinin çeşitli kaynaklara göre diğer marifetlerine!

• Hayvanat Bahçeleri deneylerde kullanılmak üzere araştırma merkezlerine hayvan tedarik eder. (İnşallah doğru değildir.)

• Hayvanat Bahçeleri egzotik et endüstrisine ve lokantalara farklı tada sahip etleri sağlar. Örneğin, bizon, zürafa eti, maymun beyni gibi

• İnsanları eğlendirmek amacı için her türlü işkencenin uyguladıkları hayvanları bazı sirkler hayvanat bahçelerinden temin eder.

• Aslan bir günde 3 kilogram kırmızı et, 3,5 kilogram tavuk yer. Ayı günde 18 kilogram sebze meyve ister. Bu yüzden, sayısı fazlalaşan hayvanlar “masraf” olmasın diye ya imha edilir ya da heveslilerine satılır.

• Hayvanat Bahçelerinde üretilen tutsak hayvanlarda genetik çeşit azlığı yaşanır.

• Bazı hallerde hayvanlar iddia edildiği gibi hayvanat bahçeleri arası takasla değil, yaban hayattan bazı profesyonellerce kopartılarak buraya getirilir. Amaç fazla ziyaretçi çekmektir.

• Hayvanat Bahçeleri sadece insanların ilgisini çekecek hayvanları muhafaza eder, diğerleri bir yolla gizlice yok edilir. Amaç fazla ziyaretçi çekmektir. Hayvanat bahçeleri artık pek ilgi görmeyen hayvanları rutin olarak değiştirir.
Kiraya verir, satar ya da değiş tokuş eder.

• Hayvanlar ekosistemin getirdiği bir içgüdü ile hastalıklarını “gizlerler.” Çünkü yaban hayatında hasta olan dışlanır. Bir bakıma yırtıcı hayvanlara yem olur. Onun için bakıcıların çok tecrübeli olması gerekir.

• Hayvanlar kafeslerde davranış bozuklukları sergiler. Örneğin sürekli aynı hareketi tekrar ederler.

• Zonguldak ve Mersin’de olduğu gibi birçok Hayvanat Bahçesinde hayvanlar çok kötü şartlarda, örneğin beton soğuk zeminde yaşamaya mahkûm edilirler. İyi gıda alamazlar ve bakımları da yapılamaz.

• Eğer hayvanları illaki bir yerlere kapamak zorunda isek, belki milli park modeli daha kabul edilebilir. Çocuklarımızı bir çeşit cezaevi olan hayvanat bahçeleri yerine köylere götürün. Bırakın çocuklar, orada kuşu, böceği, ineği, koyunu, elma ağacını, soğanı, fasulyeyi bire bir yaşayarak tanısın.

Almanya’nın Ulm Kentinde bir hayvanat bahçesi var. Bu bahçede kafes kafes geziyorsunuz. Bazı kafesler orada bile sadece 20 metrekare. Bir kafesin üstünde ise şöyle bir yazı var. “Dünyanın en tehlikeli mahluku” (gefärlich), herkes merak içinde kafesi inceliyor. Taşların arasına bakıyorlar, ağaç dallarını inceliyorlar.

Efendim aslında hayvan falan yok, sadece bir “ayna” var. Evet bir “ayna.”

Sürdürülebilir Dünya İçin Enerji Verimliliği Şart

Küresel ölçekte öncü bir yeşil şirket olma yolunda ilerleyen Mitsubishi Electric, tüm faaliyetlerinde çevresel duyarlılık ve enerji verimliliğini önceliği olarak belirliyor. İleri teknolojisi ile sürdürülebilir dünyanın desteklenmesine katkıda bulunan Mitsubishi Electric, yüksek enerji tasarrufuna sahip çözümleriyle Türkiye’de çevre dostu binalar, tesisler ve alt yapı projelerinin iklimlendirme, otomasyon, asansör, yürüyen merdiven ve görsel veri sistemleri için iddialı bir çözüm ortağı olarak dikkat çekiyor. Enerji Tasarrufu Haftası kapsamında açıklamalarda bulunan Mitsubishi Electric Türkiye Başkanı Şevket Saraçoğlu, markanın enerji verimliliğine verdiği önem ve çevre ile ilgili hedefleri konusunda bilgi aktardı.

Toplumların yaşam kalitesini artırmak amacıyla ileri teknolojili çözümler geliştiren Mitsubishi Electric, sürdürülebilir dünyanın önündeki en önemli engellerden birinin küresel iklim değişikliği olduğu gerçeğinden hareketle enerji verimliliğine büyük önem veriyor. Bu bağlamda Mitsubishi Electric Türkiye Başkanı Şevket Saraçoğlu, enerjinin verimli kullanılmasına yönelik toplum bilincini artırmayı amaçlayan Enerji Tasarrufu Haftası kapsamında, enerji tasarrufu ve çevresel duyarlılığın önemine dikkat çekti. Mitsubishi Electric’in yeniliklerle daha aydınlık bir gelecek yaratmak için çalıştığını söyleyen Saraçoğlu, markanın evler, ofisler, fabrikalar, altyapılar ve hatta uzay için yaptığı işler aracılığıyla sürdürülebilir dünyanın desteklenmesine katkıda bulunduğunu belirterek sözlerine şöyle devam etti;

“Mitsubishi Electric’in her zaman gelişmeye ve değişmeye olan bağlılığını ifade eden kurumsal sloganı “Changes for the Better” (Daha İyisi İçin Değişim) ile aynı doğrultuda olan “Eco Changes” (Eko Değişim) ilkesi, yaşadığımız dünyayı ve çevreyi daha iyi hale getirmek için markamızın gösterdiği çabaları temsil ediyor. Mitsubishi Electric olarak; toplumun karbon salımını düşürmeye, geri dönüşüme dayalı bir toplum yaratmaya, biyolojik çeşitliliğe saygı duyarak doğaya uyum sağlamaya ve çevre bilincini artırmaya katkı sağlamayı hedefliyoruz.”

İşletmelerde ve projelerde yüksek enerji tasarrufu

Mitsubishi Electric’in tüm ürün ve çözümlerinin ileri teknoloji, kalite ve enerji tasarrufu çerçevesinde geliştirildiğinin altını çizen Saraçoğlu, “Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de çevre dostu binalar, tesisler ve alt yapı projelerinin iklimlendirme, otomasyon, asansör, yürüyen merdiven ve görsel veri sistemleri için iddialı bir çözüm ortağıyız” diyerek şu bilgileri aktardı;

Dünyada mevcut kaynakların en etkili ve verimli şekilde kullanılması gittikçe daha çok önem kazanıyor. Özellikle sanayide enerji kullanımının, üretimde ve üretim standartlarında bir düşüşe neden olmadan azaltılması gerekiyor. Mitsubishi Electric olarak enerji verimli ve çevreci fabrika otomasyon ürünlerimiz ile Türk sanayisinde yüksek katma değer yaratıyoruz. Türkiye’de çevreci, kullanıcı dostu ve uzun ömürlü otomasyon çözümlerimizle işletmelerde ve projelerde ciddi oranda enerji tasarrufu sağlıyoruz. Mitsubishi Electric’in Sanayi 4.0’a yanıtı olan dijital fabrika konseptimiz e-F@ctory ile fabrikalara çok daha hızlı, verimli ve çevreci üretim imkanı tanıyoruz. Konut, ofis ve endüstriyel klima sistemleri alanında sistem ömrünü tamamlayana kadar çevreye dost bir yaklaşımla Avrupa standartlarına uygun maksimum enerji tasarrufu sağlayacak sorunsuz bir performans sunmayı hedefliyoruz. Mitsubishi Electric tarafından icat edilen ve sadece markamızın asansörlerinde bulunan kabin içi yüke göre asansör hızını belirleme teknolojimizle de yüksek enerji tasarrufu sağlıyor ve karbondioksit salımını azaltıyoruz.”

Çevre hedefleri büyük

Mitsubishi Electric’in 100’üncü yıldönümü olan 2021 yılına doğru ilerlerken uzun dönemli çevresel yönetim vizyonu “Çevre Vizyonu 2021” doğrultusunda hareket ettiğini ifade eden Saraçoğlu, markanın çevre ile ilgili hedefleri hakkında şu bilgileri verdi; “Mitsubishi Electric olarak, 2021 hedeflerimiz paralelinde ürün kullanımından kaynaklanan karbondioksit salımını 2001 mali yılına kıyasla, üretimden kaynaklanan karbondioksit salımını ise 1991 mali yılına göre yüzde 30 oranında azaltmayı amaçlıyoruz. Bu noktada 2017 Japon mali yılına (1 Nisan 2016 – 31 Mart 2017 dönemi) ilişkin çevre raporumuz, hedeflerimize ulaşma yolunda önemli adımlar atıldığını ortaya koyuyor.

Rapora göre Mitsubishi Electric, üretim tesislerinin yenilenmesi ve operasyonel süreçlerin gözden geçirilmesi gibi birtakım faaliyetler sonucunda, toplam yıllık sera gazı emisyonlarını 1,43 milyon ton olarak belirlenen hedefin de altında bir rakama, 1,34 milyon tona düşürmeyi başardı. Tesislerde klimaların ve aydınlatmaların değiştirilmesi ve Nesnelerin İnterneti (IoT) teknolojilerinin benimsenmesi sayesinde üretimde verimlilik arttı ve bunun sonucunda enerjiden kaynaklanan karbondioksit miktarı 23 bin ton azaltıldı. Başta endüstriyel mekatronik ürünleri ve elektrikli ev aletleri olmak üzere 106 Mitsubishi Electric eko-ürününün neden olduğu karbondioksit emisyonları, hedefin üzerinde bir performansla yüzde 35 azaltıldı.”

Suyun israfını önleyen ve yeniden kullanım oranını artıran teknolojiler

Mitsubishi Electric’in, Dünya Kaynakları Enstitüsü (WRI-World Resources Institude) tarafından geliştirilen su riski değerlendirme aracı WRI Aqueduct’u kullanarak, su riski tedbirlerine en çok ihtiyaç duyulan küresel üretim sahalarına öncelik verdiğini belirten Saraçoğlu, bunun sonucunda toplam su tüketiminin 40 bin metreküp azaltıldığını söyledi.

Markanın arıtılan atık suların soğutma sistemlerinde yeniden kullanılması gibi bazı tedbirler sayesinde kümülatif su geri dönüşüm oranının iyileştirilmesine katkı sağladığını söyleyen Saraçoğlu, “Mitsubishi Electric, iklim değişikliği ile mücadele ve su kaynaklarını korumaya yönelik çalışmaları ile CDP (Carbon Disclosure Project – Karbon Saydamlık Projesi) tarafından iklim ve su kategorilerinde en yüksek sıralama olan A listesine ikinci kez layık görüldü” diyerek sözlerini tamamladı.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Türkiye’nin Yenilenebilir Enerji Vizyonu Ele Alındı

MÜSİAD tarafından T.C Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Yenilenebilir Enerji Genel Müdürü Dr. Oğuz Can’ın katılımlarıyla “Yenilenebilir Enerjide 2018 Trendleri” ana başlıklı konferans düzenlendi.

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Enerji Sektör Kurulu tarafından, “Yenilenebilir Enerjide 2018 Trendleri” ana başlıklı konferans düzenlendi. Toplantı, MÜSİAD Genel Başkan Vekili Mahmut Asmalı, MÜSİAD Enerji Sektör Kurulu Başkanı Dr. İzzet Alagöz ile T.C Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Yenilenebilir Enerji Genel Müdürü Dr. Oğuz Can’ın katılımlarıyla gerçekleştirildi.

Yenilenebilir Enerji Teknolojilerinin Türkiye’de Geliştirilmesini Amaçlıyoruz

Konuşmasının başında Türkiye’nin yenilenebilir enerji alanındaki çalışmalarına değinen Can, ülkemizde yenilenebilir enerji kaynaklarının kapasitesinin giderek arttığını ve bu kaynakların çoğalmasıyla elektrik üretiminin daha ucuz hale geldiğini belirtti. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yenilenebilir enerji yatırımlarının konvansiyonel kaynaklara yapılan yatırımı geçtiğini ifade eden Can, yenilenebilir enerji teknolojilerinin de Türkiye’de geliştirilmesini amaçladıklarını söyledi.

Türkiye’de 3 Milyondan Fazla Elektrikli Araç Kullanılacak

Uluslararası Enerji Ajansının (IEA) 2040’ta dünyada 300 milyon elektrikli araç olacağını öngördüğünü ama birkaç hafta önce bu rakamı 825 milyon olarak güncellediğini dile getiren Can, “Türkiye’de ise şu anda 500-600 bin elektrikli araç var. 400’e yakın şarj istasyonu var. Türkiye’de, 2040’lara doğru giderken özellikle 2021 yılı sonrasında 3-5 milyon elektrikli araç kullanıldığını göreceğiz. 2021’de ilk yerli elektrikli araç piyasaya çıkacaksa 2020’den önce elektrik şarj istasyonu altyapısının oturtulmuş olması gerekiyor. Elektrikli araçların sayısı arttıkça dağıtım ve iletim altyapısının yenilenmesi lazım. Bu yenilenme özellikle, tüketimin maksimum olduğu yerlerden daha az olduğu yerlerde belli fiyatlandırma politikasıyla sağlanacak. Burada, çatıdan elektriği üretip depolayarak tek başına ayakta duran halinde oluşacağını da görüyoruz.” şeklinde konuştu.

Güneş Paneli Uygulamalarında Ciddi Mesai Harcıyoruz

Öte yandan, Türkiye’de şu anda çatılardaki güneş paneli uygulamalarında 140 megavat kurulu güç bulunduğunu anlatan Can, talebin şu anda bin 500 megavat seviyesinde olduğunu dile getirdi. Can, bu konudaki düzenleme üzerinde ciddi mesai harcadıklarını vurgulayarak, “İnsanların kendi çatısına güneş paneli kurarak, apartmanın ortak giderlerini karşılayabileceği ve mahsuplaşabileceği, tüketiminden fazla olan üretimini satabileceği yönünde düzenlemeler konusunda çalışmalar devam ediyor. Özellikle mesken, ticarethane, alışveriş merkezleri ve sanayi bölgeleri çok önemli. Maliye Bakanlığı ile de faturalama, gelir beyanı nasıl olacak, mahsuplaşma saatlik mi günlük mü yapılacak, bunları çalışıyoruz. Deneme yanılma ile değil sistemi tam oturtup yola çıkmamız lazım. Herkesin çatıya çıkıp da panel kuracağı bir şekilde gelişmesini istemiyoruz bu pazarın, belli bir mesleki yeterlilik olmalı. Sonucunda vatandaş var ve vatandaşın da hakkını hukukunu koruyacak şekilde düzenlememiz olacak.” değerlendirmesinde bulundu.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Otomotiv endüstrisinden 2017 yılında 28,5 milyar dolar ihracat

Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) verilerine göre Türkiye otomotiv sektörü 2017 yılını 28,5 milyar dolar ihracat ile kapattı. Sektörün aralık ayı ihracatı da bir önceki senenin aynı dönemine göre yüzde 6 artışla 2 milyar 491 milyon dolar oldu.

Aralık ayında ana ürün grupları bazında Binek Otomobiller ihracatında düşüş olurken, Otomotiv Yan Sanayi, Eşya Taşımaya Mahsus Motorlu Taşıtlar ve Otobüs-Minibüs-Midibüs ihracatında çift haneli artışlar yaşandı. İhracattan yüzde 75 pay alan AB Ülkelerine yönelik artış düşük oranlı olsa da devam etti, ABD’ye ise yüzde 70 oranında artış yaşandı.

Türkiye ekonomisinin 12 yıldır üst üste ihracat şampiyonu olan otomotiv endüstrisi, 2017 yılını 28,5 milyar dolar ihracat ile kapattı. Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) verilerine göre Türkiye otomotiv sektörünün aralık ayı ihracatı da bir önceki senenin aynı dönemine göre yüzde 6 artışla 2 milyar 491 milyon dolar oldu. Endüstrinin aralıkta Türkiye’nin toplam ihracatından aldığı pay da yüzde 18,4 olarak gerçekleşti. Otomotiv, böylece ağustos ayı hariç 2017 yılının her bir ayında 2 milyar doların üzerinde ihracata imza attı. Geçen sene aylık bazdaki ortalama ihracat rakamı 2,4 milyar dolara ulaştı.

Aralık ayında ana ürün grupları bazında Binek Otomobiller ihracatında düşüş olurken, diğer ürün grupları olan Otomotiv Yan Sanayi, Eşya Taşımaya Mahsus Motorlu Taşıtlar ve Otobüs-Minibüs-Midibüs ihracatında çift haneli artışlar yaşandı. AB Ülkelerine yönelik ihracat artışı aralık ayında düşük oranlarda da olsa devam etti, ABD’ye yönelik artışın sürmesi de dikkat çekti. ABD’ye aralık ayında kaydedilen yüzde 70 oranındaki artışta, binek otomobiller ihracatının yüzde 49 bin 896, yan sanayi ihracatının da yüzde 11 artması etkili oldu.

Otomotiv yan sanayi ihracatı yüzde 16 arttı

Aralık ayında mal grupları bazında Otomotiv Yan Sanayi ihracatı yüzde 16 artarak 843 milyon dolar olurken, Binek Otomobil ihracatı ise yüzde 9 azalarak 989 milyon dolar oldu. Eşya Taşımaya Mahsus Motorlu Taşıtlar ihracatı yüzde 20 artışla 453 milyon dolar, Otobüs-Minibüs-Midibüs ihracatı da yüzde 22 artışla 158 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Otomotiv yan sanayinde en fazla ihracat yapılan ülke olan Almanya’ya yüzde 14 artış görülürken, yine önemli pazarlardan Romanya’ya yüzde 60, Rusya’ya yüzde 57 artış oldu.

Binek otomobiller ihracatında önemli pazarlardan İtalya’ya yüzde 30, Fransa’ya yüzde 19, Almanya’ya yüzde 26, Birleşik Krallık’a yüzde 43 oranında düşüş yaşanırken, Polonya’ya yüzde 59, ABD’ye yüzde 49 bin 896 ve Slovenya’ya da yüzde 51 artış kaydedildi.

Eşya Taşımaya Mahsus Motorlu Taşıtlarda en fazla ihracat yapılan ülke olan Birleşik Krallık’a yüzde 95, diğer önemli pazarlardan İtalya’ya yüzde 13, Belçika’ya yüzde 49, İspanya’ya yüzde 43 artış yaşandı. ABD’ye yüzde 26, Slovenya’ya da yüzde 13 ihracat düşüşü görüldü.

Otobüs-Minibüs-Midibüs ürün grubunda ise en fazla ihracat yapılan ülke olan Almanya’ya yüzde 46 artış görülürken, yine önemli pazarlardan İtalya’ya yüzde 70, Fas’a yüzde 662, Polonya’ya yüzde bin 302 ihracat artışı, Birleşik Krallık’a da yüzde 62 düşüş görüldü.

Almanya en büyük ihracat pazarı olmayı sürdürdü

Ülke bazında en büyük pazar olan Almanya’ya ihracat aralık ayında bir önceki senenin aynı dönemine göre yüzde 1 artışla 338 milyon dolar oldu. İkinci sıradaki İtalya’ya ihracat yüzde 11 gerileyerek 277 milyon dolar oldu. Üçüncü büyük pazar konumundaki Fransa’ya olan ihracat da yüzde 6 azalarak 250 milyon dolar oldu.

Aralık ayında önemli ihracat pazarlarından ABD’ye yönelik yüzde 70’lik artış dikkat çekti. ABD’ye yönelik yüksek oranlı ihracat artışında binek otomobiller ihracatının yüzde 49 bin 896, yan sanayi ihracatının da yüzde 11 artması etkili oldu. Diğer pazarlardan Polonya’ya yüzde 60, Slovenya’ya yüzde 22, Romanya’ya yüzde 59 artış kaydedilirken, İsveç’e de yüzde 21 düşüş oldu. Polonya’ya yönelik artışta binek otomobiller ihracatının yüzde 59, otomotiv yan sanayi ihracatının yüzde 19 artması, İtalya’ya yönelik düşüşte de binek otomobiller ihracatının yüzde 30 düşmesi etkili oldu.

AB’ye ihracat yüzde 3 arttı

Ülke grubu bazında bakıldığında Türkiye otomotiv endüstrisinin aralık ayında da en büyük pazarı AB Ülkeleri oldu. Otomotiv ihracatından yüzde 75 pay alan AB Ülkelerine aralık ayında yüzde 3 artışla 1 milyar 859 milyon dolar ihracat kaydedildi. Yılın son ayında alternatif pazarlar arasında yer alan Kuzey Amerika Serbest Ticaret Bölgesine yüzde 52 ihracat artışı dikkat çekerken, Bağımsız Devletler Topluluğu Ülkelerine yüzde 34, Diğer Amerikan Ülkelerine yüzde 49 artış yaşandı.

İran’ın ‘Farsi Yayılmacılığı’ ve bedeli..

Son dakika haberi olarak gelen, Zarrab Davası Kararıyla ilgili birkaç cümle söylemek istiyorum.

Bu konuda düşüncelerimi geniş şekilde bir sonraki yazımda paylaşacağım. Ama, dava Türkiye hasımlarının istediği şekilde sonuçlanmadı.

İddianamede Hakan Atilla’ya yönelik altı maddelik suçlama olsa da; davanın özü ve amacı, “Kara para aklama” ana teması üzerinden ülkemizi terörün finansmanına katkı sağlamak boyutlu zora sokmaktı. Beş maddeyle Hakan Atilla suçlu bulundu ama, “kara para aklama” maddesinden suçsuz bulunması oyunu büyük oranda boşa çıkarttı.

Adeta elimizi kesmek amaçlı açılan dava sakalımızın kesilmesiyle karara bağlandı.

Böyle bir davada bu söylediğim ince detay ve derinliği görmeden, ah vah etmeyelim.

Şimdi asıl konumuz İran’daki olaylara bakalım..

Camdan evin varsa, başkalarının evine taş atma” der, Rus atasözünde…

Bu sözü İran özelinde söyledim.

İran’da ortaya çıkan duruma dair kaygılı ve çok endişeliyim.

Yanıbaşımızda yer alan İran’da yaşananlara bigane kalmak tabi ki mümkün değildir.

Ve olaylara dair dış müdahale ve tahrikler tasvip edilemez ve edemeyiz. İran veya başka bir komşu ülkemizde iç karışıklık ve istikrarsızlığı  istemeyiz ve kesinlikle “oh oldu” şeklinde bir yaklaşımla düşünmeyiz.

İran’ın Meşhed kentinde başlayan gösteriler, Tahran da, dahil olmak üzere nerdeyse ülkenin % 65’ine ulaştı.

Hele de, Belucistan bölgesi de dahil olursa, dramatik gelişmeler, değişimler ve sonuçlar ortaya çıkabilir.

Gösteriler için pek çok sebep söylenebilir.

İran’ın içinde bulunduğu ekonomik sorunlar, yeni jenerasyonun farklı talepleri, ülkenin etnik yapısı, BEA ve Suudi Arabistan üzerinden ABD-İsrail parmağı gibi…

Ben, olayın farklı sebeplerine ilişkin doğru  tespitlere katıldığımı söyleyerek; İran’ın içeride kırılganlığına rağmen bölgesel “Farsi yayılmacılık” boyutuna dikkat çekmek istiyorum.

Bu yüzden, manidar Rus atasözüyle başladım.

İran, etnik yapı bakımından bölgenin en hassas ve çok etnisiteli ülkelerinden biridir. Yüzde kırka yakın kısmı Azeri olan ülke; Türkmen, Kürt, Beluci, Arap, Türk  ve Farsi ve diğer halklardan oluşur. Bu nüfus yapısı içinde Farslar eşit miktarda ve hatta azınlıktadır denebilir.

Bu etnisitenin yanında, Şii-Sünni olgusu da, İran’ın en önemli hassasiyeti ve yumuşak karnıdır.

1979 Devrimi sonrası içeride Şii’lik üzerine kurulu bir doktrin oluşturuldu. Halkın, farklı mezhep ve etnik yapısına rağmen Musaddık’tan sonra gelen Şah’lık rejiminin halkı canından bezdirmesi  nedeniyle, ilk başlarda kabul gördü.

Bu sayede Ayetullah Humeyni büyük bir hüsnü kabulle ülkeye geldi ve mevcut devlet yapısı oluşturuldu.

Fakat yapı, taa o tarihlerde bile oldukça narin, naif ve kırılgan idi. Adeta “camdan evler” mecazındaki gibi  bir yapı idi.

Bu tedirgin edici ve oldukça kırılgan iç yapıya rağmen İran’ın bölgesel yaklaşımı ne oldu.?

Coğrafya’da dostlarını artırıcı, İslam ülkeleriyle bir müştereklik oluşturma yolundan ziyade; müdahaleci ve başka ülkelerin iç içlerine karışıcı/karıştırıcı bir strateji izledi.

Bu, “Şımarık ve bencil yayılmacılık” politika son yıllarda “Farsi Emperyalleşme” isteğine dönüştü.

Yemen’e bakıyorsun, karıştıran başat aktörlerden birisi İran.

Lübnan’a geliyoruz, karşımıza yine iran çıkıyor ve bu ülkenin huzursuzluğunun en büyük pay sahibi.

Irak ise, adeta İran tarafından yönetilen ve yönetilmezlik girdabında sürüklenen, isimden ibaret bir ülke. Hatta bu ülkenin istikrarsızlık ve kaos ortamında, ABD kadar İran’ın da payı var.

Suriye’ye gelince; İran adeta iç savaşın başat aktörü gibi. Kasım Süleymani komutasında Haşdi Şabi milisleri acımasızlıkta sınır tanımadı. Suriye’deki kan, gözyaşı ve karışıklıkta pay sahibi üç ana figür ülkeden birisi de İran.!

Arabistan’la ilgili sürekli bir düşmanlık ve husumet hali devam ediyor.

Katar’ı, nerdeyse ben idare ederim diyecek hoyratlıkta.

Türkiye ile ilişkilerine gelince; güven vermeyen, sinsi ve içten pazarlıklı bir sırtlansı sırıtmacılık hakim. Hiçbir zaman, göründüğü gibi olan bir dostluk perspektifi olmadı İran’ın. Ülkemiz içinde kargaşa ve karışıklık İran’ı maalesef hep sevindirdi.

Yaşadığımız olaylarda ve özellikle 15 Temmuz Darbe Girişimikonusunda üzülen, yanımızda olan ve destek gösteren bir profil sergilemedi. Görüntüsel bir üzülme söyleminden daha ileri bir fiili refleksde olmadı. Tarihsel husumet ve kinini hiç bitirmedi ve günümüzde ülkemizin yaşadığı her sıkıntı ve krizde, güvenilmez ve sinsi dostane (!) bir tavır içinde oldu.

Yukarıda dile getirdiğim içsel hassasiyet, kırılgan nüfus yapısı, dinin araçsallaştırıldığı ve iktidarı pekiştirmek için kullanıldığı bir rejim varken; kalkıp bir de bölgesel yayılmacılık amaçlı “Farsi Emperyalleşme” politikası izleyerek, pek çok ülkeyi istikrarsızlaştırırsan, birileri de gelir seni istikrarsızlaştırır.

Bir rivayete göre İran, Suriye ile ilgili son beş yılda 100-120 milyar dolar harcama yaptı.

Halkın yoksulluk içindeyken, başka bir ülkeye sadece siyasi ve askeri değil; ekonomik olarak da, bu boyutta müdahil olursan, bunun içerde ağır bedelleri olur ve oluyor.

Farsi Emperyalleşme” amacı, İran’ı bölgesel düzlemde yalnızlaştırdı.

Dikkat ederseniz bölge ülkeleri, yaşanılan iç kargaşaya karşı tepki bile vermez durumda.

Gözyaşı döktürürsen, gün gelir gözyaşını silecek kimse bulamazsın.

Avlanmaya gidersin ama gün gelir kendi evinde av olursun.

Ki, şuanda yaşanan da aynıyla böyledir.

Bölge ülkelerinden İran yönetimine ciddi destek yok.

ABD yeni yaptırımlara hazırlanıyor; İran ekonomisini, daha da beterleştirerek  yönetimi iyice köşeye sıkıştırabilsin.

Bu gösteriler sadece dış tahrik ve ellerin sonucu değildir.

Gösteriler aynı zamanda; İran halkında oluşan memnuniyetsizliğin, adaletsizliğin ve yönetime olan güvensizliğin dışavurumudur.

Hal böyle olunca; var olan patlamaya hazır potansiyel, dışardan atılan işaret fişekleriyle ateşlendi.

Bununla İran’a “had bildiriliyor”.

Bu gösteriler İran’ı “silkeleme ve dize getirme” operasyonudur.

İran’ı hizaya sokma, içe kapatma ve bölge üzerinden elini çektirme adımlarıdır.

Ütopik gelebilir belki; bu gösteriler gördüğümüz, okuduğumuz ve duyduğumuz gibi sadece Trump, Siyonizm ve NeoCon tahriğiyle ortaya çıkmadı.

Belki de, planlanan “yeni yüzyılda” İran’la çalışmayı düşünen ve kurulacak “Küresel Hakimiyet” konseptinde İran’a da yer verecek bir “Akıl” tarafından organize ediliyor.

Çünkü İran’ın “şımarık ve küstah” şekilde ortaya çıkan “Farsi Yayılmacılığı”nın dizginlenmesi ve ayar verilmesi gerekiyordu.

Ama gösterilerle ilgili görüntü ve örüntünün arkasında Pentagon-NeoCon-Siyonist’lerin  varolduğu algısı, bu “aklın” işine geliyor.

Bu gösterilerle, kısa vadede  bir rejim değişikliği beklemiyorum.

Gösterilerin İran’a, Sosyal, ekonomik, siyasi ve askeri ciddi bir bedeli olacaktır.

Yıpranacaktır, yorulacaktır, enerjisi tükenecektir.

Ama, gösterilerin görünmez eli olan “aklı önceleyen” mahfillerin, İran’ın yıkılmasını veya 1979’daki gibi bir rejim değişikliği yaşamasını istemediğini düşünüyorum.

Çünkü, küresel hakimiyeti tek elde toplamak isteyen Pentagon-Siyonist-NeoCon cephenin de, hakimiyet yöntemi olarak “aklı” önceleyen Merkeziyetçi tarafın da, İran’da bir rejim değişikliği istemediği bir gerçektir.

İran Rejiminin varlığı, her iki cephe için gerekli ve bölgesel müdahalelerine meşruiyet kazandırmak için, el altında hazır, sürekli kullanılabilir  bir argümandır.

Tarafların, bölgesel emperyalist saldırıları için, istedikleri an gerekçe olacak İran’a şimdilik ihtiyaç duyduklarını ve yakın gelecekte de duyacaklarını düşünüyorum.

İşin sonunda; birkaç dişi sökülmüş, ehilleşmiş, saldırganlığı törpülenmiş, bölgesel yayılmacılık, mezhebi bağnazlık ve en önemlisi “Farsi Emperyallik” amacından uzaklaşmış bir İran göreceğiz.

İran’daki bu iç kriz Türkiye’nin bölgesel önemini artıracaktır.

Dişi sökülmüş ve yorgunlaşmış bir İran sonrası, Türkiye’nin bölgesel başat aktörlüğü ve öncü rolü daha da kuvvetlenecektir.

Türkiye özellikle, 2017’nin ikinci yarısından itibaren yürüttüğü ince ve akıllı diplomasi ve müştereklik içeren ittifak anlayışlı diplomasisini sürdürmelidir.

Pentagon-Siyonist-NeoCon ABD’sinin karşısında olan ve “Yönetsel Aklı” yöntemselleştiren cepheyle, “kazan-kazan” nitelikli ittifakını sürdürdükçe, İran’ın bölgesel etkinliği azalacak, Suriye başta olmak üzere; kaos ve karışıklıkların sonlandırılması konusunda söz sahibi rolüyle yükselen ülke Türkiye olacaktır.

Devlet Aklı’nın hakim olduğu Türk diplomasisi, bizi her geçen gün daha da güçlendirecek ve  küresel ölçekli başat ve öncü ülke konumuna götürecektir.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah’a emanet olun sevgili okurlarım…

GAZDAŞ yeni yıla İpsala ve Süloğlu’na doğal gaz arzı ile başladı

GAZDAŞ, kesintisiz yatırım çalışmaları sonunda 29 Aralık 2017 itibarıyla İpsala ve Süloğlu ilçelerinde doğal gaz arzına başladı.

Konuyla ilgili açıklamada bulunan GAZDAŞ Edirne İşletme Müdürü Cumhur Pekdemir, İpsala ve Süloğlu ilçelerini temiz, ekonomik ve güvenli enerji kaynağı olan doğal gaz hizmeti ile buluşturmaktan büyük bir mutluluk duyduklarını ifade etti. Pekdemir sözlerini şöyle sürdürdü: “GAZDAŞ olarak 10 yılı aşkın süredir gerçekleştirdiğimiz yatırımlarla Trakya bölgesinde doğal gaz hizmeti sunduğumuz yerler arasına İpsala ve Süloğlu ilçelerimizi de eklemiş bulunuyoruz. Lisans alanımıza 08.10.2015 yılında eklenen İpsala ve Süloğlu ilçelerimizde 8.551.717 TL düzeyinde yatırım gerçekleştirerek 6.100 yeni aboneye ulaşmak üzere ilk adımı attık. Bölgede yatırımlarımızı 2018 yılında da sürdürerek, doğal gaz hizmetimizi İpsala ve Süloğlu geneline yaymayı hedefliyoruz” dedi.

Doğal gaza geçecek vatandaşların iç tesisat kurulumları konusunda seçecekleri firmaların GAZDAŞ tarafından yetkilendirilmiş olmalarına dikkat edilmesi gerektiğine dikkat çeken Pekdemir, “Doğal Gaz Piyasası İç Tesisat Yönetmeliği’ne göre iç tesisat kurulumları ancak bölgenin dağıtım şirketi tarafından yetkilendirilmiş firmalar tarafından yapılabilmektedir. İpsala ve Süloğlu ilçelerimizdeki vatandaşlarımız da iç tesisat kurulumlarını yaptırdıkları firmaların GAZDAŞ tarafından yetkilendirilmiş olduğuna ve Mesleki Yeterlilik Belgesine sahip kişileri çalıştırdıklarına dikkat etmeliler” dedi.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Maden ve doğal taş ihracatı yüzde 24 arttı

2017 yılını 4.69 milyar dolarlık ihracatla tamamlayan maden ve doğal taş sektörü için 2018 yılı kritik. İMİB Başkanı Dinçer “Maden üretiminin artmasını sağlayacak izin süreçleri hızlandığı ölçüde, 2023’te maden ve doğal taş sektörü için hedeflenen 15 milyar dolarlık ihracat rakamına ulaşabileceğiz” dedi

Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin açıkladığı Aralık ayı ihracat rakamlarına göre Türkiye’nin bu yılki ihracatı 157,1 milyar olarak gerçekleşti ve Cumhuriyet tarihinin en yüksek ikinci ihracat seviyesine ulaşıldı.

Ekonomiye katmadeğer sağlıyoruz

İstanbul Maden İhracatçıları Birliği Başkanı Aydın Dinçer, 2017 yılında maden ve doğal taş ihracatının yüzde 24 artışla 4.69 milyar dolar olduğunu ve bu büyüme oranıyla 2023 hedeflerine hızla yaklaştıklarını söyledi. Bu rakamın 2 milyar dolarlık kısmını doğal taş ihracatının oluşturduğunu kaydeden Dinçer, “Bu sonuçlar, maden ve doğal taş ihracatı için 15 milyar dolar olarak hedeflenen 2023 yılı hedeflerine ulaşabileceğimizi gösteriyor” dedi. Sektörün, Türkiye ekonomisine katkısının diğer sektörlere hammadde sağladığı için çok daha büyük boyutlu olduğunun altını çizen Dinçer, “4.69 milyar dolarlık ihracat, ithal malzeme kullanılmadan yerli kaynakların kullanılmasıyla ve ekonomiye 40 milyar dolara yakın katkı sağlamasıyla çok daha büyük bir katmadeğer sağlamış durumdadır” diye konuştu.

2018 yılı kritik

İhracatta yakaladıkları artış ivmesinin devam etmesinin 2023 hedeflerine ulaşmak için çok önemli olduğunu ifade eden Dinçer, 2018 yılını bu bakımdan kritik önemde gördüklerini ifade etti. 2018 yılında maden ve doğal taş sektörünün yüzde 20 büyüme hedeflediğini ifade eden Dinçer şöyle devam etti:

“İhracatta artışımızın arzu edilen seviyelere ulaşması için Türkiye’de maden üretiminin artışını sağlamak gerekiyor. Bu alandaki izinlerin kamu tarafından çok daha hızlı verilmesi sektörümüzde çok ciddi bir sıçrama sağlayacak ve ekonomiye çok ciddi bir katma değer yaratacaktır. 2018 yılında da bu yıl gösterdiğimiz büyüme performansını göstermeyi arzu ediyoruz. Maden üretimi izinlerinin verilmesindeki sürenin kısalmasını istiyoruz ki maden ihracatında istediğimiz rakamlara ulaşabilelim. Eğer 2018 yılındaki büyümemiz yeterince güçlü olmazsa 2023 hedeflerini yakalamak konusunda gelecek yıllarda çok daha yüksek büyüme oranlarına ulaşmamız gerekir ki bu da çok zor olabilir. İzinlerdeki yavaşlık nedeniyle maden üretimini artıramazsak, hedeflerimizi yakalamak için 2019 yılında yüzde 30-40 büyümemiz gerekir ki bu da çok mümkün görünmüyor. O nedenle maden ve doğal taş ihracatçıları olarak 2018 yılını kritik görüyoruz. Kamunun da konunun hassasiyetinin farkında olduğunu biliyoruz ve ülkemiz için en iyi çözümün, en hızlı bir şekilde sağlanacağına inanıyoruz.”

Faselis/Türkiye’de Enerji

2017’nin yatırım şampiyonları

Doviz.com, 2017 yılının en çok kazandıran yatırım araçlarını sıraladı. Verilere göre, yılın en çok kazandıran aracı Ethereum oldu. Ethereum, son bir yılda yüzde 8 bin 907 artışla listenin ilk sırasında yer aldı. Bitcoin, yıllık değişimde Ethereum ve Litecoin’in gölgesinde kaldı. Dövizde ise en çok kazandıran para birimi yüzde 22,50 değişimle Euro oldu.

 

 

Türkiye’de son aylarda Ethereum ve Litecoin rüzgârı esiyor. 2017 yılına damga vuran kripto paralarda şaşırtıcı değişimler var. Doviz.com verilerine göre, 2017’nin en çok kazandıran yatırım aracı yüzde 8 bin 907 artışla Ethereum oldu. Son aylarda hızla yükselişe geçen Ethereum’a yılın ilk gününde 1.000 dolar yatıranlar, yıl sonunda 89 bin 78 dolar kazandı. Bitcoin, yıllık değişimde Ethereum ve Litecoin’in gölgesinde kaldı. Dövizde ise Euro, son bir yılda yüzde 22,50 artışla listenin ilk sırasında yer aldı.

Kripto paralarda Ethereum ve Litecoin rekoru

2017 yılına Bitcoin’in damga vurması beklenirken, Ethereum ve Litecoin son aylardaki hızlı yükselişiyle rekoru eline aldı. Doviz.com verilerine göre, yılın en çok kazandıran aracı olan Ethereum, 2017’nin başında sadece 8,33 dolar değerindeydi. Özellikle Kasım ayından itibaren hızla yükselişe geçen Ethereum, 750 dolar değerini aşarak yatırımcısını memnun etti. Ethereum’a yılın ilk gününde 1.000 dolar yatıranların elindeki para yıl sonunda 90 bin 78 dolar oldu.

Litecoin de Ethereum ile birlikte yükselişe geçti. 2 Ocak 2017’de 4,51 dolar olan Litecoin, yüzde 5 bin 337 artışla yılı 245 doları aşarak kapattı. Dijital paralara ilgi duyanların uzun süredir gözdesi olan Bitcoin, Aralık ayında en üst seviyeye çıksa da ani bir düşüşle geride kaldı. Yine de Bitcoin, yıllık yüzde 1.322 artışla 1.000 dolar yatıran yatırımcısına 13 bin 223 dolar kazanç getirdi.

Kripto paralarda en çok kazandıranlar

 

No Coin 02.01.2017 29.12.2017 Değişim 1.000 $ Ne Kadar Oldu?
1 Ethereum 8,3300 $ 750,35 $ 8.907% 90.078 $
2 Litecoin 4,5112 $ 245,28 $ 5.337% 54.371 $
3 Bitcoin 1.025,8 $ 14.590,4 $ 1.322% 14.223 $
4 IOTA 0,5929 $ 3,47 $ 485% 5.852 $
5 Bitcoincash 555,89 $ 2.703,34 $ 386% 4.863 $

 

Dövizde en çok Euro kazandırdı

 

Doviz.com verileri, döviz kurları arasında en çok Euro’nun kazandırdığını ortaya koydu. Euro, son bir yılda yüzde 22,50 artışla 1.000 TL yatıran yatırımcısına 224 TL kazandırdı. Dolar ise listenin gerilerinde kaldı. Son bir yıl içinde sadece yüzde 7,10 artış gösteren ABD doları, 70 lira değer kazandı.

BIST 100 endeksi, bu yıl 100 bin puanını aştı. Yüzde 47,79 artışla bir yıl içinde 77 bin 740’dan 114 bin 899’a yükselen BIST 100, yıl boyunca önemli oranda değer kazandı.

 

Dövizde en çok kazandıranlar

 

No Para Birimi 02.01.2017 29.12.2017 Değişim 1.000 ₺ Ne Kadar Oldu?
1 Euro 3,7153 ₺ 4,5511 ₺ 22,50% 1.224 ₺
2 Danimarka Kronu 0,5005 ₺ 0,6111 ₺ 22,10% 1.220 ₺
3 Bulgar Levası 1,9102 ₺ 2,3245 ₺ 21,68% 1.216 ₺
4 Rumen Leyi 0,8249 ₺ 0,9799 ₺ 18,80% 1.187 ₺
5 İngiliz Sterlini 4,3715 ₺ 5,0979 ₺ 16,62% 1.166 ₺
6 İsveç Kronu 0,3906 ₺ 0,4623 ₺ 18,35% 1.183 ₺
7 Avustralya Doları 2,5489 ₺ 2,9581 ₺ 16,05% 1.160 ₺
8 Çin Yuanı 0,5126 ₺ 0,5826 ₺ 13,66% 1.136 ₺
9 Kanada Doları 2,6405 ₺ 3,0157 ₺ 14,21% 1.142 ₺
10 Rus Rublesi 0,0580 ₺ 0,0657 ₺ 13,22% 1.132 ₺
11 Norveç Kronu 0,4108 ₺ 0,4619 ₺ 12,44% 1.124 ₺
12 Japon Yeni 3,0264 ₺ 3,3651 ₺ 11,19% 1.111 ₺
13 İsviçre Frangı 3,4744 ₺ 3,8918 ₺ 12,01% 1.120 ₺
14 Kuveyt Dinarı 11,6342 ₺ 12,5847 ₺ 8,17% 1.081 ₺
15 Suudi Arabistan Riyali 0,9438 ₺ 1,0108 ₺ 7,09% 1.070 ₺
16 ABD Doları 3,5402 ₺ 3,7914 ₺ 7,10% 1.070 ₺
17 Pakistan Rupisi 0,0341 ₺ 0,0343 ₺ 0,56% 1.005 ₺

 Faselis/Türkiye’de Enerji

İstihdam piyasası 2017’yi büyümeyle kapattı

Türkiye’de istihdam piyasasının nabzını tutan Kariyer.net, 2017 yılı değerlendirmesini yayınladı. Buna göre; 2017’nin gözde sektörü Sağlık ve gözde mesleği Satış Danışmanlığı olurken ilan sayıları yılın son aylarına doğru artışını sürdürdü. 2017’de başvuru sayısında bir önceki yıla göre yüzde 19, yeni iş ilanı sayısında ise yüzde 17’lik bir artış yaşandı. Bu veriler, 2018 istihdam piyasası için umutlu bir tablo çizdi.

Dijital teknolojileri kullanarak daha fazla aday ve işvereni insan kaynakları ve kariyer süreçlerinde doğru işle buluşturma vizyonuyla hareket eden Kariyer.net, istihdam piyasasının 2017 değerlendirmesini yayınladı. 9 yıldır her ay hazırladığı İstihdam Endeksi ile istihdam hakkında öncül göstergeleri paylaşan Kariyer.net’in 2017 yılının geneline ilişkin topladığı veriler, 2016’da ekonominin yavaşlamasına paralel olarak ciddi bir fren yapan istihdam piyasasının geçmiş yılın etkilerini sildiğini gösterdi. Piyasada özellikle bahar aylarından itibaren canlanmanın başlaması ve ardından yaz döneminde de canlılığın devam etmesi yüzleri güldürdü.

Türkiye’de iş arayanların ve işverenlerin en çok tercih ettiği online insan kaynakları platformu Kariyer.net’in verilerine göre, 2017 yılında başvuru sayısı yüzde 19 arttı; toplam iş ilanları ise yüzde 17 artış kaydetti ve 270 binden fazla ilan yayınlandı. En çok ilan yayınlanan sektörler ise Tekstil, Yapı, Üretim ve Sağlık oldu. İstihdam piyasasındaki canlılık Kariyer.net başvuru sayılarına da yansıdı. 100 milyondan fazla başvuru Kariyer.net üzerinden gerçekleştirildi.

Kariyer.net Genel Müdürü Fatih Uysal: “2018’e umutlu giriyoruz”

Kariyer.net Genel Müdürü Fatih Uysal, sektörde 19 yıllık tecrübeye sahip Kariyer.net’in 25 milyon özgeçmiş ve 83 bini aşkın firmadan oluşan veri tabanıyla istihdam piyasasındaki gelişmeleri sıcağı sıcağına takip etme ve değerlendirme şansı bulduğunu söyledi. Uysal, 2017 yılında istihdam piyasasındaki gelişmeleri ise şöyle özetledi:

“İstihdam piyasasında bahar aylarından itibaren artan bir ivme gözlemledik. Piyasa, Haziran-Ağustos dönemini hareketli geçirirken sonbaharla birlikte canlanmasını da sürdürdü. Tüm yılı değerlendirdiğimizde Kariyer.net’te başvuru sayısı geçen yıla göre yüzde 19, iş ilanı sayımız ise yüzde 17 arttı. Özellikle Teknisyen, Yazılım Uzmanı, Mühendis gibi teknik pozisyonlar yükselişe geçerken; Üretim, Otomotiv ve Tekstil sektörlerinde yoğun bir hareketlilik yaşandı. Geçen yıla göre artan ilan sayısı, bazı sektörlerde ve pozisyonlarda gerçekleşen artışlar bize 2018’in daha hareketli geçeceğini gösteriyor. 2018’e umutlu girdiğimiz için mutluyuz.”

Faselis/Türkiye’de Enerji

İGDAŞ Doğalgaz Faturalarına Taksit

0

İGDAŞ, soğuklarla birlikte artan tüketim miktarı nedeniyle doğalgaz faturalarına vade farksız 3 taksit kampanyası başlattı. Kampanyaya bu yıl 14 banka katıldı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki olan İGDAŞ, her kış düzenlediği vade farksız 3 taksit kampanyası için bu yıl 14 banka ile anlaştı. 31 Mayıs 2018 tarihine kadar devam edecek olan kampanyada Garanti Bankası, TEB, Deniz Bank, A Bank, Türkiye Finans, ING Bank ve Burgan Bank bir alt sınır olmaksızın tüm faturalara vade farksız kredi kartına 3 taksit uyguluyor.

Vakıfbank 100 TL- 20.000 TL arası, Kuveyt Türk 50 TL-2.000 TL arası, QNB Finansbank 3.000 TL’ye kadar olan, İş Bankası ve Yapı Kredi Bankası ise 100 TL ve üzeri faturaları 3 taksite bölüyor. Akbank 100 TL ve üzeri faturalara 4 taksit, Halkbank 100 TL- 50.000 TL arası faturalara 5 taksit uyguluyor.

Garanti Bankası, İş Bankası, Yapı Kredi Bankası, Vakıfbank, TEB, QNB Finansbank, Halkbank, Denizbank, Kuveyt Türk, A Bank, Türkiye Finans, ING Bank ve Burgan Bank kredi kartlarıyla hem İGDAŞ veznelerinden hem de www.igdas.istanbul üzerinden online olarak, Akbank kredi kartlarıyla ise sadece İGDAŞ veznelerinden kampanya dahilinde taksitle ödeme yapılabiliyor.

Katılım şartları ve üst limitleri bankadan bankaya farklılık gösteren kampanya hakkında daha detaylı bilgiye www.igdas.istanbul adresinden ve bankaların şubelerinden ulaşılabilir.

İGDAŞ Genel Müdürü Mehmet Çevik, kampanyayla ilgili yaptığı açıklamada; “İGDAŞ olarak tüm İstanbul genelinde abonelerimize güvenli ve düzenli doğalgaz ulaştırıyoruz. Doğalgazın en önemli özelliği diğer fosil yakıtlara göre çok daha temiz, çevreci ve konforlu bir yakıt olması. Doğalgaz, İstanbul’un havasına sağladığı büyük katkının yanı sıra kullanım kolaylığıyla, hayatımızı da çok kolaylaştırıyor. Soğuyan havalar nedeniyle artan doğalgaz tüketimini ve ısınma giderlerini göz önüne alarak vade farksız 3 taksit kampanyamızı başlattık. Bankalarla işbirliği yaptık. Amacımız, kolaylaştırmak. Her zaman olduğu gibi abonelerimize kolaylık sağlamak” dedi.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Türkiye’nin en büyük şirketi bir kez daha Tüpraş oldu

0

Capital Dergisi tarafından Vodafone Türkiye ana sponsorluğunda ve Aşçıoğlu co-sponsorluğunda düzenlenen “Türkiye’nin En Büyük 500 Özel Şirketi Araştırması” ödül töreni, The Swiss Hotel Istanbul’da gerçekleşti. Açılış konuşmasını T.C. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Dr. Faruk Özlü’nün yaptığı gecede, bu yıl 20’ncisi yapılan “Türkiye’nin En Büyük 500 Özel Şirketi Araştırması”na göre, Türkiye’nin en büyük şirketleri Tüpraş, Petrol Ofisi ve Türk Hava Yolları olarak belirlendi. İş dünyasının önde gelen isimlerini bir araya getiren görkemli gecede “Türkiye’nin En Büyük 500 Özel Şirketi Araştırması” kapsamında ciro, kârlılık, ihracat ve istihdam rakamlarına göre değerlendirilen şirketlere toplam 8 kategoride 24 ödül verildi. Fiba Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Hüsnü Özyeğin “Onur Ödülü”nün, Borusan ise Vodafone Dijitalleşme Özel Ödülü”nün sahibi oldu.

“Capital 500 şirketleri Türkiye’nin dijitalleşmesine ve büyümesine önemli katkılar sağlıyor”

Capital Dergisi’nin 20 yıldır büyük bir istikrar ve başarıyla gerçekleştirdiği “Türkiye’nin En Büyük 500 Özel Şirketi Araştırması’nda yer alan şirketlerin gösterdiği başarının, Türkiye’deki tüm şirketlere ilham verdiğini vurgulayan Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Meltem Bakiler Şahin şunları söyledi:

“Şirketler, yeni dünya düzeninde ancak dijitalleşme aracılığıyla büyümelerinde ivme yakalayabiliyor. Biz de Vodafone olarak Türkiye’nin dijitalleşmesine liderlik etme vizyonumuz doğrultusunda, ülkemizdeki işletmelerin telekomünikasyon ve teknoloji ihtiyaçlarına yönelik çözümler geliştiriyoruz. Tek çatı altında sunduğumuz bu çözümlerle, kurumlar için dijital bağlantılı bir hayatı kolay ve erişilebilir kılmayı hedefliyoruz. Bu hedef doğrultusunda gelecekte de iş yapış şekillerini değiştirmeye ve müşterilerimizin ‘dijital iş ortağı’ olarak verimliliklerini artırmaya devam edeceğiz. Tüm Capital 500 şirketlerini gösterdikleri üstün performanstan ötürü kutluyor, ülkemizin dijitalleşmesine ve büyümesine sağladıkları önemli katkılardan dolayı teşekkür ediyoruz.”

Türkiye’nin en büyük şirketi bir kez daha Tüpraş oldu

Türkiye’de ilk defa 1998 yılında Capital Dergisi tarafından gerçekleştirilen, özel sektörü tüm yönleriyle kapsayan “Türkiye’nin En Büyük 500 Özel Şirketi Araştırması”nda, Türkiye ekonomisinin sürdürülebilir zeminde büyümesine katkı sağlayan şirketler ciro büyüklüğüne göre sıralanıyor. Capital 500 Araştırması, en güncel ve net verilerle özel sektörün gücünü ortaya koyan, sektör ve şirket ayrımı yapmaksızın özel sektörü tüm yönleriyle kapsayan tek araştırma olması sebebiyle iş dünyasında ayrı bir önem taşıyor. “Türkiye’nin En Büyük 500 Özel Şirketi Araştırması”nda bu yıl da şirketler ciro, kârlılık, ihracat ve istihdam rakamlarına göre değerlendirildi.

Buna göre, Tüpraş, Petrol Ofisi ve Türk Hava Yolları “Türkiye’nin En Büyük Şirketleri” olurken; “Cirosunu En Çok Artıran Şirketler” kategorisinde Çelikler Taahhüt İnşaat, Nurol Makine ve YSE Yapı Sanayi ödülün sahibi oldu.

“En Çok Kâr Eden Şirketler” kategorisinde Enka İnşaat, Ereğli Demir Çelik ve Turkcell; “Kârını En Çok Artıran Şirketler” kategorisinde ise Anadolu Cam, Kaptan Demir Çelik ve Çelikler Taahhüt İnşaat ödül aldı. “En Çok İhracat Yapan Şirketler” kategorisinde Ford Otosan, Tofaş Oto Fabrika ve Arçelik, “İhracatını En Çok Artıran Şirketler” Tepe İnşaat, Sanko Pazarlama ve Enerji Petrol Ürünleri olarak belirlendi.

BİM Birleşik Mağazalar, LC Waikiki Mağazacılık ve Türk Telekom “En Fazla Çalışanı Olan Şirketler” olurken, “Çalışan Sayısını En Çok Artıran Şirketler” kategorisinde Sinpaş Yapı, Aras Elektrik Dağıtım ve Altın Ateş Kimya yer aldı.

Faselis/Türkiye’de Enerji

2018 Yılı İnşaat Sektörünün Yılı Olacak

Geride bıraktığımız 2017 yılı inşaat sektörüne dair değerlendirmelerde bulunan MiaVita Beytepe Yatırımcısı Nurettin Yılmaz “Her sene olduğu gibi bu senede Türkiye ekonomisinin lokomotifi inşaat sektörü olacak” ifadelerini kullandı.

MiaVita Beytepe Yatırımcısı Nurettin Yılmaz 2017 yılının inşaat sektörü açısından olumlu gelişmelerin yaşandığı bir yıl olduğunu söyledi. Gayrisafi yurtiçi hasılayı (GSYH) oluşturan faaliyetlere dair açıklamalarda da bulunan Yılmaz “2017 yılının üçüncü çeyreğine baktığımızda bir önceki yılın aynı çeyreğine göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak; tarım sektörünün toplam katma değerinin yüzde 2,8, sanayi sektörünün yüzde 14,8 ve inşaat sektörünün ise yüzde 18,7 artmış olduğunu görüyoruz. Bu durum inşaat sektörünün büyüyen yapısının 2018 yılında da devam edeceğini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

‘Yatırımcılar desteklenmeli’

2017 yılının iş dünyasını kısmen zorladığına vurgu yapan Yılmaz “Dış ülkeler ile yaşanan ilişkiler her sektörü olduğu gibi inşaat sektörünü de etkiledi. Yatırımcılar olabildiğince yükselen maliyet fiyatlarını inşaat sektörüne yansıtmamaya çalıştı. Sağlanan özveriler ile 2017 yılı inşaat sektörünün çok yara almadığı bir yıl oldu. Bu noktada yetkililerin de ellerinden gelen özeni ve teşviki gerçekleştirmeleri gerekiyor. Bu ortamlar, normal şartlarda yapılmayacak kampanyaların, ele geçirilemeyecek fırsatların ortaya çıktığı dönemlerdir. Temel amaç, yatırımı teşvik etmek, ülkemizi güzel günlere ulaştırabilmek için durmaksızın çalışmak olmalıdır ”diye konuştu.

“MiaVita yaşam alanları sunuyor”

Projede hayata geçirdikleri tavan yüksekliği ile de Ankara’da fark yarattıklarının altını çizen Yılmaz “Net 3.05m’lik tavan yüksekliğimiz Ankaralı yatırımcılara sunulmuş önemli özelliklerimizden birisi. Dairelerimizin tamamında rahat ve kullanışlı alanlar ve yüksek tavanlar sayesinde ferahlık hakim” dedi. Projede kullanılan malzemelerin kalitesine de vurgu yapan Yılmaz “Kullandığımız kaliteli, ithal ürünler ve yerden ısıtma sistemimiz, kapı ve pencerelerin de tavan yüksekliğine oranlı özel üretim olması bizi diğer projelerden ayırıyor. Aidatlar ise ev sahiplerinin daire metrekarelerine oranlanarak belirlenecek ve bölge rayiçlerinin üzerinde olmayacak” açıklamasında bulundu.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Güneydoğu’nun Elektriğine 2018’de 400 Milyon Liralık Yatırım

Dicle Elektrik Dağıtım, Güneydoğu’daki altı ilde yer alan 1 milyon 700 bin müşterisine kaliteli ve kesintisiz elektrik enerjisi verebilmek için 2013 yılındaki özelleştirmeden bu yana hayata geçirdiği 1 milyar 200 milyon liralık yatırıma ek olarak, 2018 yılında 400 milyon liralık yatırım gerçekleştirecek.

Dicle Elektrik Dağıtım Genel Müdürü Murat Karagüzel, sorumluluk bölgelerinde bulunan Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Batman, Siirt ve Şırnak illerinde hayata geçirdikleri toplam yatırım tutarının 2018 yılı sonunda 1.6 milyar liraya yükseleceğini belirtti. Karagüzel, 2013 Temmuz ayından bu yana başta il merkezleri olmak üzere enerji altyapısını yenileme yolunda önemli adımlar attıklarını, teknolojiye en çok yatırım yapan şirketlerden biri haline gelerek Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ndan Ar-Ge merkezi kurma izni alan ilk elektrik dağıtım şirketi olduklarını hatırlattı.

Dicle Elektrik’in, kaçak elektrik ile mücadelede sahada büyük özveri ve gayretle çalıştığına değinen Murat Karagüzel, kaçak elektrik kullanma oranlarının sürekli olarak azaldığını, kaçak kullanıma karşı verilen mücadelede yanlış bilinenler yüzünden şirketin ciddi anlamda mağdur durumda olmasına karşın yılmadan ve bıkmadan israfa ve enerji istismarına karşı çalıştıklarını sözlerine ekledi.

Karagüzel, enerji kalitesini yükseltmek için iletim kablolarını yerin altına aldıklarını, trafoları yenilediklerini, şebekelerde güç artışları gerçekleştirdiklerini ve yeni teknolojiler geliştirerek yatırımları çeşitlendirdiklerini de ifade etti. İl ve ilçelerde cadde ve sokak aydınlatmaları geliştirilirken, aydınlatma çalışmalarının köylere kadar yayıldığına değinen Karagüzel, kaçak kullanıma karşı mücadeleden taviz vermediklerini ve bunun hem ülke ekonomisine, hem de sorumluluk bölgelerinde yaşayan vatandaşların yaşam kalitesine çok büyük kazanımlar getirdiğine dikkat çekti.

2018’de 400 Milyonluk Yatırım

Genel Müdür Karagüzel, 2018 yılından itibaren yatırımların ciddi bir kısmını kırsala kaydırmaya başlayacaklarını vurgulayarak, son 4 yılda 1.2 milyar liralık yatırımın il ve ilçelere dengeli dağıtıldığını söyledi.

2018 yılında şehir merkezlerindeki yatırımların yanı sıra kırsal kesimde ekonomik ömrünü tamamlamış enerji nakil hatlarının yenileneceğini de kaydeden Karagüzel, “Enerji Bakanlığı ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) hizmet kalitesi yönetmeliği çerçevesinde yaptığımız yatırım planlamasına göre, 2018 yılında Güneydoğu’daki altı ilde gerçekleştirilecek 400 milyon liralık yatırımda en büyük pay 95 milyon lira ile Şanlıurfa’ya ayrıldı. Şanlıurfa’yı, 75 milyon liralık yatırım ile Diyarbakır ve 70 milyonluk yatırım ile Mardin izleyecek. Toplam 160 milyon liralık yatırım da Batman, Siirt ve Şırnak’ta planlanan yeni yatırımlara ayrılacak” dedi.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Türkiye artık yanlız değil..

Rahmetli Mahir Kaynak derdi ki: ‘Bir olay olduğunda, olayın failini bulmak istiyorsanız olayın sonucunun kime yaradığına bakın. bu olay kimin işine yarar? bunu bilirseniz bu işi kimin yaptığını da bilirsiniz.’

Bu sözü her olaya teşmil edebilirsiniz.

Mesela Trump’ın  Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmesi…

İlk başta hemen başlıyoruz;

Trump, NeoCon-Pentagon-Evangelist-Yahudici kesimin istediğini yaptı” demeye…

Ama kazın ayağı aslında hiç de öyle değil.
Oyun kurucu “akıl”, müthiş bir “akılla” hareket ediyor.

Birkaç adım sonrasını düşünüyor, planlıyor ve adımı da, başka birine attırıyor.

Oyunu kuran başka,
Oyunda, adımı atan başka.
Burada, perdenin önündeki Trump.

Adımı attıran ise; sanıldığı gibi, NeoCon-Pentagon-Yahudi cephesi değil.

Adımı attıran, ABD’ye yeni bir çehre, yepyeni vizyon, yeni bir yönetsel hiyerarşi kazandırmak ve revize edilmiş güç  haline dönüştürmek isteyen “yeni yüzyıl” planlayıcısı bir akıl.

Gelin Kudüs olayını birlikte irdeleyelim.

Ve bunu da, BM’de oylamada “evet” diyen 128  ülkeye bakarak değerlendirelim.

ABD gibi bir ülkeye, 128 ülkenin tamamının karşı çıkması sizce mümkün mü.?

ABD’nin bütün tehditlerine rağmen 128 ülkenin bunu takmaması nasıl bir şey.?

Üstelik, ABD’nin uhdesine almış gibi görünen, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin bile, ABD karşıtı oy kullanması sadece halkın tepkisinden çekinildiği için mi.?

Ve özellikle, ABD’nin mali yardımlarına bağımlı kalmış ülkelerin karşıt oy kullanabilmelerinin nedeni sadece özgür davranmaları mı..?

Hayır, hayır hayır…
Oyun kurucu, oyunu çok güzel kurguluyor ve kurguladı.
Önce Trump’a Kudüs konusunda böyle bir adım attırdı.

Sonra aynı Trump’a ülkeleri mali yardımları kesmeyle tehdit ettirdi.

Ve bu karar Pentagon-NeoCon-Evangelist-Yahudi ABD’sinin isteğiymiş gibi  lanse ettirdi.

Peki geldiğimiz noktada durum ne…

Daha önceki yazılarımda “Merkeziyetçi” kesim diye söylediğim cephenin küresel bazlı hakimiyet olgusunda, bir adım daha ilerlediği görüldü.

Bu oylama ile, bu kesimin oluşturmaya çalıştığı ve tüm dünyayı kapsayan cephe genişledi, saflar sıklaştı ve adeta, oylamayla deklarasyona dönüştü.

İlk başta mağlup görünenler galipleşti.

Bu başarıda, Erdoğan’ın İslam-Hristiyan ayırt etmeksizin; mazlum ve mağdur ülkeler ve milletler nezdindeki itibar ve liderlik karizmasının etkisi asla yadsınamaz. Bu sonucun alınmasında İngiltere ve organizasyonun arka planındaki “aklın” payı ne kadar çok ise; Erdoğan’ın da etkisi o derece önemli ve kıymetlidir.

Peki, Kudüs olayıyla sıkıntıya düşen kim? Hangi cephe.?

Pentagon-NeoCon-Evangelist-Yahudi ABD’si….

Mahir Kaynak formülasyonunu bu olaya uyarlarsak;

Olayın sonucu kime yaradı; Merkeziyetçilere, yani karşı cepheye…

Olayda fitili ateşleyen/ateşletilen has oğlan kim; Trump…
ABD seçimleri konusundaki yazımda bahsetmiştim.

Son onbeş güne kadar önde giden Clinton’un, kaybedeceğini ve Trump’ın kazanacağını dile getirmiştim.

Ve Trump’ın, göreve getirenler için “en sadık başrol oyuncusu” olacağını, verilen görevleri yapacağını, kendi kafasından birşeyler yapamayacağını ve görevini tamamlayınca da, o görevden gideceğini  söylemiştim.

Evet…

Şuanda Trump tam da bu işlevini ifa ediyor.
Yani, sadece verilen görevi yerine getiriyor.

Katar ambargosu kararına, Kuzey Irak referandumuna ve son olarak da Kudüs olayına bakınca;

Pentagon ABD’sinin üçüncü golü yediğini görürüz.

Hatta gol, Trump tarafından adeta kendi kalesine atıyor/attırılıyor.

Peki bunlar tesadüfi veya Trump’ın özgür iradesiyle mi oluyor..?

Ya da, Trump’ın narsist, bencil ve ben bilirimci şekilde afili imza atmanın şehvetine kapılmasıyla mı.?

Tabi ki, hiç biri…

İnce ince, kilim gibi dokuyarak bir noktaya gelmek isteyen, planlarını karşıt cephenin adeta elini kolunu bağlayarak realize eden ve “akılla” hareket etmeyi prensip edinmişlerin pratiklerinden başka bir şey değildir.

Sadece, biz görünenle amel edip, görünenin arkasına nüfuz edemeyince;  kimin neyi, niçin, nasıl ve kimin direktifiyle yaptığını anlamıyoruz.

Oyunun sonunda ne olacaktır..?

ABD hayatiyetine devam edecektir.
Ama nasıl bir ABD..?

Yönetimde ve karar süreçlerinde Pentagon-Evangelist-NeoCon-Yahudi  etkisi azalmış bir ABD.

Yani hakimiyet aracı olarak, terör, silah, kaos ve savaşı birincil alternatif düşünmeyen  ABD.

Kurumlararası acımasız çatışmaları bitirmiş ve bir noktada, kamusal uzlaşmayı sağlamış bir ABD.

Finansın ciddi el değiştirdiği, doların belki de yeniden basılarak, sanal, elektronik (aslında olmayan dolar) dolarların minimize edilip büyük ölçüde kontrol altına alındığı bir ABD.

FED’de gücün ciddi anlamda el değiştirdiği ve yeni ekonomik dinamiklerin oluştuğu bir ABD.

Hakimiyet yolunda coğrafyaların ve milletlerin varlıklarını yok saymayarak, küresel ölçekte bölgesel başat devlet ve liderlerle uzlaşıyla yol almak isteyen bir ABD.

Yakarak, yıkarak, yokederek değil de; yaparak, inşa ederek imha etmeyi tercih eden bir ABD.

Çin, Rusya, Fransa, Türkiye gibi ülkelerin bölgesel öncü lider ülkeler olarak kabul edildiği, “Tek güç benim” aforizmasından uzak, ama yine büyük güç olmaya devam eden bir ABD.

Özgürlükler ülkesi benim” demeye devam eden, ama başkalarına  özgürlük cimrisi olup; farklı coğrafyalara “özgürlük, demokrasi ve insan hakları” sloganıyla işgale daha usturuplu giden bir ABD.

İngiliz Siyasa’sının hakim olduğu, diplomatik reveransların emperyalizme kamuflaj yapıldığı, ama “ABD Ötesi Dünya”nın şimdiki kadar, yok sayılmadığı bir ABD.

Kısaca, yenilenmiş, revize ve disipline edilmiş;  farklı güç, oluşum ve temerküzlerin inisiyatifine teslim olmayan, biraz daha akılla ve uzlaşıyla hakimiyet kurmayı hedefleyen bir ABD.

Bugün ve yarın Türkiye’nin ve Erdoğan’ın pozisyonu

Son Kudüs olayı Türkiye’nin pozisyonunu netleştirdi.

Safı belli oldu.

Şu bir gerçektir ki; bu ikili cepheleşmede başına buyruk kalabilmek zaten mümkün değildi. Rusya, Çin, Fransa, İngiltere gibi ülkelerin bile bağlantısız hareket edemediği bir ortamda, bizim “onurlu yalnızlık” refleksiyle hareket ederek, tercih yapmamamız makul bir diplomasi olmazdı.

Gerçekçi olmak zorundayız.

Küresel konjonktörün ve coğrafyanın bize sağladığı avantajlara rağmen pek çok konuda; savunma sanayi, sağlık, enerji, petrol, bilişim vb. gibi alanlarda ve hatta tarımda bile, hala  çok yetersiz haldeyiz.

Hal böyleyken; “Merkeziyetçi aklın” başını çektiği cephede yer almamak “Don Kişot”luk olur ve olurdu.

Türkiye ve Erdoğan yönetsel ve Devlet aklıyla hareket ederek, asgari müştereklerde ittifak esasına dayalı adımlar atarak safını belli etti. Bunun en bariz pozitif sonucunu da, BM Kudüs oylamasında aldı.

Bu “müşterek cephe oluşumu” olmasa idi; BM’den bu sonucun çıkması –kimse kusura bakmasın ama- “İslam Alemi ittifakı” romantizmiyle filan asla mümkün olamazdı.(Arap dünyasının ne halde olduğu apaçık ortada.)

Kudüs oylaması sonrası, Erdoğan nezdinde Türkiye ve tarihimize yönelik bazı Arap Prensleri eliyle saldırıları hepimiz görüyor ve yaşıyoruz.

Erdoğan geldiği noktada bunu; “Kudüs sorunu İslam-Hristiyan ortak sorunudur” yaklaşımıyla, safında yer aldığı cephenin müşterek karşıt hamlesiyle başarıya ulaştırdı.

Şuanda Türkiye yalnız değildir.

Oluşan “Müşterek Cephe” Erdoğan’la ve dolayısıyla, belki de İslam Alemi’yle kahir çoğunlukta bir ittifaka varmış görünüyor.

Bu durum, Erdoğan’a iç siyasette güç devşirmesini ve iktidarını konsolide ederek, 2019 seçimlerini kazandıracak  ve hem de, Ortadoğu’da çok ciddi, bireysel ve devlet boyutlu liderlik rolü verecektir.

Ki; Erdoğan’ın, Sudan, Çad ve Tunus seyahatlerini ve özellikle Sudan’da Sevakin Ada’sının imarına ilişkin diyaloğu bu bağlamda düşünmek gereklidir.

Bu yeni ittifak ve mutabakat sayesinde, önümüzdeki günlerde Suriye, Irak, Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde Türkiye etkinliğinin hiç olmadığı kadar arttığını ve liderliğinin pekiştiğini göreceğiz.

İç politika bağlamında ise; artık, Erdoğan alternatifi ihtimalinin minimize olduğu, yeni siyaset ve siyasi figürlerin önemsizleştiği bir döneme girdik.

Medya tarafından dillendirilen Abdullah Gül vb. gibi isimlerle, İyi Parti ve Meral Akşener’in hiçbir belirleyiciliğinin olmadığını/olmayacağını çok yakın gelecekte hepimiz müşahede edeceğiz.

Bu yeni ittifak ve diplomaside ekstrem bir durum sözkonusu olmadıkça, 2018 yılında ülkemizde ciddi ekonomik rahatlama olacağını, 2019 arefesinde tam bir icraat yılı olacağını söyleyebilirim. Bu bağlamda; yurtdışından finansal transfer ve yatırımcı gelişleri de hız kazanacaktır.

2018 ve 2019 içinde yabancı medyada ve ülkelerde, Erdoğan’ın bölgesel önemi ve liderlik karizmasına ilişkin övücü makale ve söylemlere şahit olacağız.

Erdoğan Rejimi, Erdoğan diktatörlüğü, ekseni kayan Türkiye” vb. gibi söylemlerin son yıllarda dillerden düşmediği bir dünyada; bu söylemler değişerek yerini, Türkiye ve Erdoğan övücü yazı ve sözlere bırakacaktır.

Sonuç olarak; oluşan “yeni ittifak” için Türkiye konusu netleşmiştir. ABD ile vize sorununun bile sonlanması bunun son işaretidir.

Artık Erdoğan alternatifi düşüncesi sona ermiştir denebilir.

Önümüzdeki yıllar Erdoğan liderliğinde bir Türkiye’nin, liderleşmesi boyutlu gelişmelere gebedir.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah’a emanet olun sevgili okurlarım…

BEDAŞ 1.586 personel ile sahada

0

İstanbul Avrupa Yakası’nda 5 milyonu aşkın aboneye hizmet veren BEDAŞ, İstanbul’u etkisi altına alması beklenen kar yağışına karşı tüm önlemlerini aldı. BEDAŞ, 1.586 çalışanını olası arızalara anında müdahale etmek üzere sahada görevlendirirken yeni yılda tüketicilerinin enerji sorunu yaşamaması için 31 Aralık yılbaşı gecesi ve 1 Ocak günleri bakım ve yatırımdan kaynaklı planlı kesintileri de iptal etti

Meteoroloji Genel Müdürlüğü, yurdun büyük bir bölümünü etkisi altına alan kar yağışının İstanbul’da da etkisini göstereceğini açıklarken İstanbul Avrupa Yakası’nda 5 milyonu aşkın aboneye hizmet veren Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş. (BEDAŞ) da olası arızalara karşı erken alarma geçti. BEDAŞ, 1.586 çalışanını arızalara anında müdahale etmek üzere 7/24 çalışma prensibi ile sahada görevlendirirken kış şartlarına özel koruyucu malzemeleri artırdı. Bu arada BEDAŞ yeni yılda abonelerinin enerji sorunu yaşamaması için 31 Aralık gecesi ve 1 Ocak tarihlerinde bakım ve yatırım kaynaklı planlı kesintileri de iptal etti. Şirket, Alo 186 Çağrı Merkezi, BEDAŞ Destek Twitter hesabı ile gelen talep ve şikâyetlere yanıt verirken personelini de sahada olası arızalara karşı hazır tutacak.

ŞEBEKE BAKIM ÇALIŞMALARI TAMAMLANDI

İstanbul’un Avrupa yakasındaki 22 bölgede, 3.573 km² alanda, 26 milyar kWh elektrik dağıtımı yapan BEDAŞ, yıl içinde sert hava koşullarına yönelik bakım ve onarım çalışmalarına büyük önem vererek hazırlıklarını tamamladı. Kış hazırlıkları kapsamında yer altı ve üstü hatların genel kontrolleri yapıldı. BEDAŞ, tarama işlemlerine paralel olarak dağıtım şebekesinin müdahale gerektiren yüzde 65’lik kısmında bakım çalışmalarını tamamladı. Son 3 ayda arıza kaynaklı kesinti sayısında da geçen yılın aynı dönemine kıyasla %18 oranında iyileşme sağlandı.

BEDAŞ, rutin bakım çalışmaları ve kış hazırlıklarının yanı sıra meteorolojiden gelen olası fırtına, yoğun kar yağışı gibi uyarılar doğrultusunda da bir dizi önlem aldı. BEDAŞ, kış şartlarına özel olarak kullanılan koruyucu malzemelerden olan kimyasal izolasyon malzemesi, izole klemens, trafo bara koruma malzemesi, iletken koruyucu malzemeleri de artırdı.

‘HAZIRLIĞIMIZI YAPTIK’

Kış aylarında elektrik tüketimin bahar aylarına göre yüzde 19’a varan oranda arttığına işaret eden BEDAŞ Genel Müdürü Murat Yiğit, “Hava koşulları nedeniyle yaşanabilecek arızalara karşı ekiplerimiz aralıksız görev yapıyor. 1.586 saha çalışanımız ve 205 aracımız arızalara anında müdahale ederek müşterilerin herhangi bir sorun yaşamaması için her türlü hava koşulunda hizmet vermeye devam ediyor. 2013 yılından 2016 yılına kadar bölgemize yaptığımız yatırım miktarı 1 milyar 107 milyon TL’ye ulaştı. 2017 yılını da 365.1 milyon liralık yatırımla tamamlayacağız. 2013-2020 arasında İstanbul Avrupa Yakası’nda elektrik dağıtım hizmetine yapacağımız toplam yatırım tutarı ise 2.1 milyar TL’yi bulacak” dedi.

Yeni yılın tüm Türkiye’ye barış ve huzur getirmesi temennisinde de bulunan BEDAŞ Genel Müdürü Murat Yiğit, “Biz şirket olarak 2018’de de yatırım yapmaya, ülkemize istihdam yaratmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Honda’dan elektrikli araç teknolojisinde “Çift Yönlü Şarj” devrimi

Honda, EVTEC ve The Mobility House işbirliğiyle geliştirdiği ve Avrupa’daki Ar-Ge Merkezinde kurduğu çift yönlü şarj teknolojisi sayesinde, şebekeden aldığı elektrik enerjisinin, ihtiyaç halinde şebekeye geri gönderilebilmesine imkân tanıyor.

Otomotiv endüstrisinin öncü markalarından Honda, Almanya’nın Offenbach kentindeki Avrupa Ar-Ge Merkezinde, gelişmiş çift yönlü şarj teknolojisini kullanmaya hazırlanıyor. Honda’nın Eylül ayında 2017 Frankfurt Otomobil Fuarında lanse ettiği, Honda Power Manager konseptinin devamı niteliğini taşıyan bu yeni konsept, ‘Vehicle-toGrid’ veya ‘V2G’ teknolojisi ile şebekeden enerji çekebilen ama aynı zamanda elektrikli araç (EV) bataryalarında depolanan enerjiyi tekrar şebekeye gönderebilen tamamen entegre bir enerji transferine dayanıyor.

Çift yönlü enerji aktarım teknolojisine yapılan bu yatırım, şarj edilebilir hibrit araçlara yönelik dünyanın en gelişmiş kamusal şarj istasyonu ağının geliştirilmesine de sağlıyor. Güncel teknolojinin gereksinimlerine uygun olarak 940V kapasiteye sahip sistem 150 kW’a kadar enerji sağlayarak, farklı bağlantı tipine sahip dört aracı, aynı anda şarj edebiliyor. İki yönlü enerji transferi sayesinde elektrik şebekeden çekiliyor veya güneş panelleri tarafından sağlanıyor ve sisteme bağlı elektrikli araçları şarj etmek için kullanılıyor. Bir elektrikli araç şebekeye bağlı olduğunda, şebekede fazla talep olması halinde şebekedeki enerjiyi dengelemek için elektrikli aracın bataryasındaki enerji şebekeye transfer edilebiliyor.

Honda geliştirmiş olduğu bu teknoloji ile Avrupa Ar-Ge Merkezi’nin enerji yönetimini optimize etmeyi ve özellikle yenilenebilir güneş enerjisi kullanımını en üst düzeye çıkarmayı hedefliyor. Söz konusu yeni proje yenilenebilir enerji hücreleri ve elektrikli araç pilleri dâhil olmak üzere, belirli elektrikli bileşenler arasındaki etkileşimi, uyumluluğu ve güç akışını test ediyor. Honda, elektrikli araç şarj istasyonunu kurduğu Haziran ayından bu yana, 447 şarj seansı için güç sağlarken, 3,87 tonluk CO2 salınımını da engellemiş oldu.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Çatılarda Güneş Enerji Santrali Uygulama Fırsatları Semineri gerçekleşti

Güneş enerjisi yatırımlarının hızlı bir şekilde canlanması için en önemli etkenlerden biri olarak gösterilen çatı uygulamaları, Zorlu Enerji Grubu şirketlerinden Zorlu Solar desteğiyle, Bursa’da düzenlenen Çatılarda Güneş Enerji Santrali (GES) Uygulama Fırsatları Semineri’nde masaya yatırıldı

Çatılarda Güneş Enerji Santrali (GES) Uygulama Fırsatları Semineri, 20 Aralık 2017 Çarşamba günü, Zorlu Enerji Grubu şirketlerinden Zorlu Solar sponsorluğunda Bursa’da gerçekleştirildi. Güneş Enerjisi Sanayicileri ve Endüstrisi Derneği (GENSED) ve Bursa Sanayicileri ve İşadamları Derneği (BUSİAD) tarafından düzenlenen seminerde; güneş enerjisinde en önemli büyüme alanlarından biri olarak görülen çatı uygulamaları tüm yönleriyle ele alındı.

Yurt içi ve yurt dışında güneş enerjisine dayalı yatırımları ile dikkat çeken Zorlu Solar, özel sponsor olduğu Çatılarda Güneş Enerji Santrali (GES) Uygulama Fırsatları Semineri’ne üst düzey katılım gösterdi. Çatı Mevzuatındaki Gelişmeler ve Çatı Pazarı konulu oturumda Zorlu Solar Direktörü Evren Evcit, Çatı Uygulamalarındaki Teknolojik Gelişmeler konulu oturumda ise Zorlu Solar Teknik Müdürü Halil Oral konuşmacı olarak yer aldı. Evren Evcit ve Halil Oral, çatılara güneş paneli kurulumu ve yaygınlaştırılması konusunda hem mevzuat hem de teknoloji konularında bilgi ve tecrübelerini aktararak, Türkiye’de güneş enerjisine dayalı sistemlerin gelişimine katkıda bulundu.

Öz tüketim modeliyle, endüstriyel tesisler 2018 yılında çatı kurulumlarına hızlı başlayacak

Çatı Mevzuatındaki Gelişmeler ve Çatı Pazarı konulu oturumda konuşan Zorlu Solar Direktörü Evren Evcit, sektörün gitmekte olduğu yönden ve trendlerden bahsetti. Güneş enerjisi tesislerindeki gelişmiş kontrol mekanizmaları ve depolama sistemlerinin yaygınlaşmasıyla sektörün gelişip, katma değerin artırılacağını anlattı. Çatı pazarıyla ilgili mevzuatsal durumlar ve başvuru süreçlerine değinen Evren Evcit, konuşmasına şöyle devam etti: “Çatı üstü güneş enerjisi sistemleri uygulamalarını bireysel ve endüstriyel olmak üzere iki segmentte değerlendirmek gerekiyor. Endüstriyel segmentte 350 milyon metrekarelik bir pazar var. Bu, 25 GW kurulum potansiyeli anlamına geliyor. 1 milyon metrekareye 80 MW’lık bir kurulum yapılabiliyor ve mevzuat konusunda herhangi bir pürüz bulunmuyor. Ekonomik trendler doğrultusunda öz tüketim modeli, endüstri kuruluşları için en uygun çözüm olarak görünüyor. Öz tüketim modeliyle endüstriyel tesislerde yatırımın geri dönüş süresinin 6-7 yıllara kadar ineceğini ve endüstriyel çatı pazarının 2018’e çok hızlı başlayacağını öngörüyoruz.”

Çatı Uygulamalarındaki Teknolojik Gelişmeler konulu oturumda konuşan Zorlu Solar Teknik Müdürü Halil Oral ise Zorlu Solar’ın çatılara özel uygulamaları hakkında bilgiler verdi. Oral, “Elektrik üretebilen membran, kiremit gibi birçok inovatif çözüm pazara sunulmaya başladı. Yeni teknolojilerle Türkiye’de solar çatı uygulamalarına çok hızlı geçiş yapılabileceğini düşünüyorum. Biz de Zorlu Solar olarak bu konuda yenilikçi ürün ve uygulamalarımızla sektörümüze öncü olmayı sürdürüyoruz. Konstrüksiyona ihtiyaç duymadan ve çatıya hiçbir zarar vermeden monte ettiğimiz, klasik güneş modüllerinden farklı, çatı kurulumlarına özel yeni ürünlerimizle güneş enerji sistemlerinin yaygınlaşmasına katkı sağlıyoruz” dedi.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Çelik ihracatının 2018 yılında da artması bekleniyor

Yıl boyunca dünyada ve ülkemizde yaşanan siyasi, ekonomik ve sektörel sorunlara rağmen son birkaç yılda meydana gelen düşüşleri toparlayan çelik ihracatçıları, 2017 yılında 17,7 milyon tonluk ihracata ulaşmayı planlıyor. 2018 yılında ise özellikle Çinli çelik üreticilerinin ürünlerini ağırlıklı olarak kendi iç piyasasına vermeye devam etmesi ile ihracata sunacağı ürünlerin azalmasının, Türk çelik sektörünün ihracatını olumlu yönde etkilemeye devam edeceği öngörülüyor. İmalattaki ithal girdilerde yaşanan fiyat artışının 2018 yılında da devam edeceğini söyleyen Çelik İhracatçıları Birliği Başkanı Namık Ekinci, “İhracatta yaşanan tüm olumlu gelişmelere rağmen çelik üretiminde kullanılan ve ithalatla temin edilen elektrot, refrakter, hurda, ferroalyaj, kömür gibi sarf ve hammadde fiyatlarında meydana gelen önemli artışlar sektörümüzü zorlamaya devam edecektir” dedi.

Türkiye ekonomisinin en önemli sektörlerinden biri olan çelik sanayi, 2016 ve 2017 yılı Ocak – Kasım dönemi karşılaştırıldığında yüzde 12,7 artış ile yakaladığı 34,2 milyon tonluk üretimi ile dünya sıralamasında 8’inci oldu. Sektörün bu yılı rekor sıvı çelik üretimi ile kapatacağı ön görülüyor. 2017 yılının Ocak – Eylül döneminde ise çelik sektörü geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7 artış ile 13,1 milyon tonluk ihracat gerçekleştirerek dünya 9.’su oldu. Dünya çelik piyasalarında ulaştığı bu konumu daha yukarıya taşımak isteyen Türk çelik sektörü, 2018 yılında ihracattaki olumlu gelişmelerin devam etmesi ile sıralamada daha yukarılara çıkmayı hedefliyor.

Yurtiçinde ve yurtdışında karşılaşılan sorunlara rağmen Türk çelik sektörünün 2017 yılında iyi bir performans ortaya koyduğunu söyleyen Çelik İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Namık Ekinci, “Çin hükümetinin ülkedeki hava kirliliğinin yüksek boyutlara ulaşmasından dolayı üretimini azaltması, dünya ticaretinde uyguladığı haksız rekabetine karşı yapılan küresel baskıların yankı bulmasıyla ihracatını azaltma yoluna gitmesi ve ülkedeki ekonomik büyümenin etkisi ile yatırımlarına ağırlık vermesi, Türk çelik ürünlerine olan talebin artmasını sağladı. Böylece Çin’in arka bahçesi Hong Kong, Malezya, Singapur ve Endonezya gibi ülkelere önemli miktarlarda çelik ihracatı gerçekleştirdik. Ayrıca AB ülkelerinin Türk çeliğine olan taleplerinde yaşanan dikkate değer artış ihracatımıza olumlu yansıdı. 2017 yılı genelinde küresel çelik piyasalarında ağırlığını hissettiren sektörümüzün bu yılı miktar bazında en az 17,7 milyon ton seviyelerinde ihracatla kapatacağını düşünüyoruz” dedi.

Hammadde fiyatlarındaki artışların 2018 yılında da sektörü zorlamaya devam edeceğine dikkat çeken Namık Ekinci, “İthalata bağımlı olduğumuz elektrot, refrakter, hurda, ferroalyaj, kömür gibi sarf ve hammadde fiyatlarında meydana gelen önemli artışlar sektörümüzü olumsuz olarak zorlamaktadır. Global piyasalarda yaşanan elektrot kıtlığı sebebiyle yılbaşında ton başına 1.500 dolar seviyesinde olan elektrot fiyatları bugün 18 bin dolar seviyesine çıktı. Piyasadan alınan son duyumlarda 2018 yılı Şubat ayı teslim elektrot fiyatlarına ton başına 27-30 bin dolar seviyesinde tekliflerin verildiği tespit edildi. İthal girdi malzemelerinin fiyatlarında yaşanan yükselişin önümüzdeki yıl da devam etmesi bekleniyor. Bu durumu sektörümüzü olumsuz etkileyecek en önemli unsurlar arasında görüyoruz. Sektörümüzün hammadde ve sarf malzemelerinde meydana gelen dalgalanmalardan daha az etkilenebilmesi için cevherden üretim yapan tesislerin yüzde 30 olan seviyesini artırması ve üretimde daha dengeli hale gelmesi gerekiyor. Dünya ile daha iyi rekabet edebilmek ve yüksek katma değerli ürün çeşitliliğimizi arttırabilmek için cevhere dayalı üretime geçmemiz büyük önem arz ediyor. Bu durum daha rekabet edici fiyatlarla ve ürün çeşitlenmesi yönünden ihracatımızın artmasına fırsat sağlayacaktır. ” diye konuştu.

2018 yılında Çinli çelik üreticilerinin ürünlerini ağırlıklı olarak kendi iç piyasasına vermeye devam etmesi ve özellikle 2017 yılında yüksek oranda düşüşlerin yaşandığı inşaat çeliği ihracatının toparlanmasına bağlı olarak sektör ihracatında artış öngördüklerini de dile getiren Ekinci, “Cevhere dayalı üretime geçmemiz iç piyasada başta inşaat, otomotiv, beyaz eşya gibi güçlü çelik talebinde bulunan sektörlerin çelik maliyetlerini düşürmesine ve ihracatlarının artmasına fırsat verecektir. Bu sebeple de bahsi geçen sektörlerimizin büyüme oranlarını yakından takip ediyoruz” dedi.

Yurtdışı pazarlarda kendilerini bekleyen risklere de değinen ÇİB Başkanı Namık Ekinci açıklamalarına şu sözlerle son verdi: “Çin başta olmak üzere Ukrayna, Rusya gibi ülkeler ihracat pazarlarımıza dampingli mal yollayarak yurt içi ve yurt dışında pazar payımızı alıyor. Buna paralel olarak İran’ın da yakın zamanda en büyük pazarlarımız olan Irak, Suriye ve Kuzey Afrika ülkelerinde bizi zorlayacağını düşünüyoruz.”

Faselis/Türkiye’de Enerji