11.3 C
İstanbul
Çarşamba, Nisan 8, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 130

Devlet vatandaşın parasına el koyar mı?

Çıldırmış vaziyetteyim.

Acemi oyuncu gibi okeye dönerken rakibe elindeki okey taşını bilmeden vermiş gibi hissediyorum kendimi…

Her şey gazeteci bir arkadaşımın çevre bakanlığı Başakşehir Evleri’nde uygun evler satıyor, gel bir gidip bakalım demesiyle başladı.

Emlak Konut AŞ’nin inşa ettiği evleri, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı satış hakkını almış ve TURYAP AŞ’de bu dairelerin pazarlamasını yapıyorlarmış.

Fiyat listelerinden daire fiyatlarını gösteren yetkililer, bize uygun olan daireleri içeriye girilmesi yasak olduğu için dışarıdan gösterdiler. Bunun sebebinin ise dairelerin giren çıkandan dolayı zarar görmemesi için olduğunu belirttiler.

MUHATAP DEVLET KURUMU OLUNCA SÖYLENEN HERŞEYE İNANIYORSUNUZ

Bize de mantıklı geldi ve muhatabımız devlet bizi dolandıracak hali yok bu kurumların diyerek düşündük.

1+1 daire alıp ev ofis yapmayı düşünürken, 118 m2 2+1 almamı tavsiye ettiler.

Komisyonları hemen, %25’i 1 ay sonra, %75’i ve masrafları da 4 ay sonunda ödersiniz teklifi bizlere cazip geldi.

PARALAR BAKANLIK HESABINA İSTEDİKLERİ TARİHTE YATIRILDI

Hemen komisyonları verdikleri bakanlık hesabına yatırdık. Sayılı gün çabuk geçer hesabı 1 ay geldi ve eş-dost, hısım akrabadan borç aldık ama %25 olan 100.000 lirayı tamamlayamadık.

Bu sefer garanti bankasından 2007 yılında açtırdığım bireysel emeklilik sigortasını iptal ederek BES’te bulunan tüm parayı da aldım ve %25 peşinatı tamamlayarak o paracıkları da bakanlığın söylediği hesaba transfer ettik.

AFRİN OPERASYONU BAŞLAYINCA İLK DARBE BANKALARDAN GELDİ

Şimdi hedef 300.000 lirayı ödemek ve 3 ay vaktimiz var rahat rahat oturduğumuz evi satar ve yeni evimizin borcunuzu kapatırız düşüncesindeyken, hainlere karşı afrin operasyonu başladı.

İlk darbe finans sektöründen geldi ve özel bankalar ve devlet bankaları faiz oranlarını tavana çıkardı. Buna paralel olarak emlak sektöründe sakinlik baş gösterdi. Bir yandan daire fiyatları düşerken, diğer yandan kimse ev almak hatta müşteri olmaktan bile kaçınır oldu.

Biz rahatız çünkü bize evi satan şirketin temsilcileri şayet dairenizi satamazsanız bir dilekçe ile tüm yatırdığınız paraları ve komisyonları da geri iade ediyoruz demişlerdi.

Kendi kendimle, “Mehmetçik sınır ötesinde canını vererek teröristlerle mücadele ediyor, sen 2+1 evin var, şükret ve yaşamaya devam et. Vazgeç yeni ev almaktan. Çevre bakanlığına ödediğin paraları geri al, borç aldıkların kişilere borcunu geri ver” diyerek konuştum.

DEVLET PARANIZA EL KOYACAK DENİLİNCE KISA SÜRELİ BİLİNÇ KAYBI YAŞADIM

Kararımı verdikten sonra daireyi satın aldığım Çevre ve Şehircilik Bakanlığı &Turyap ofisini arayarak; ‘Ben dairemi satamadım, alırken de söylediğim gibi faize bulaşmak istemiyorum. Dilekçe ile başvurursak ne kadar zamanda paramı geri verirsiniz’ dediğimde, yetkili kişi, ‘Evet Ferhat bey size daha önce söylediğimiz gibi paraları geri ödeme yapıyorduk. Lakin Afrin operasyonu ve ekonomik sıkıntılardan dolayı artık geri ödeme yapılmıyor. Devlet %75 parasını ödeyemeyenin %25 peşinat ve tüm yatırdığı diğer paralara da el koyuyor’ dedi.

Telefonda dona kaldım, ‘Ben terörist miyim, vatan haini miyim, devletin ihalelerine fesatlık mı karıştırdım, kul hakkımı yoksa yetim hakkımı yedim’ diyerek kendi kendime anlam veremediğim bir darbe ile karşı karşıya kaldım.

KOLTUKLAR İŞ YAPMIYOR, İŞİ KOLTUKTA OTURANLAR YAPAR

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Özel Kalem, Emlak Konut AŞ özel kalem, Kamu Denetleme Kurumu, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Turyap A.Ş gibi kurumlarla görüşerek devletin kendi yanında dimdik duran vatandaşının parasına el koymasını bırakın bu ifadeyi zikretmenin bile büyük bir suç olduğunu söylememe rağmen sesimi duyan olmadı, olduysa da cevap gelmedi.

Eski dostum olan mana planına madde planından daha çok önem verdiğinden emin olduğum İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ü arayarak yaşadıklarımı anlattım. Beni Veli Böke ile görüşerek kendisine yönlendirdi. Böke, ‘olur mu öyle şey. Hemen hallederiz sıkıntı yok’ dedi.

Daha sonra durum hakkında bir gelişme olup olmadığını sormak için aradığımda, beni dinlemeyi bırakın, ‘Vakitli vakitsiz arıyorsun. Ben Vedad Gürgen’e söyledim o arayacak’ dedi ve kapattı.

Kendisinden helallik almak şart oldu, vakitsiz arayarak vaktini çaldık.

(Biz hırsızız hırsız ama bizim çaldığımız vakit olsun, kul hakkına girmekten iyidir)

TOKİ BAŞKANI ERGÜN TURAN’DA DEVLETİN PARAMA EL KOYMA SÖYLEMLERİNE ŞAŞIRDI

Her zaman doğruluğu ile şaibeden uzak olarak gönül adamı bildiğim TOKİ Başkanı Ergün Turan’ı da arayarak, yaşanan süreç hakkında bilgi verdim. Kendisi ‘Pazartesi sabah bana bilgileri yolla gerekeni yaparız. Konuşurum. Rahat ol devlet vatandaşın parasına el koyar mı?’

Tüm bu görüşmeler sürerken, süre geldi çattı. Ne resmi yazılarıma, ne telefonla başvurularıma, nede şahsen yaptığım görüşmelere bir cevap gelmedi.

Sadece ve sadece Turyap antetli kağıdına yazılmış, “18.2.2018 tarihine kadar kalan parayı yatırmazsanız bir daha ihtara gerek kalmaksızın yatırdığınız tüm paralar iradolunacaktır” yazısı tarafıma tebliğ edildi.

Adli merciler, noterler, avukatlık büroları bu ülkede faaliyet göstermiyormuş gibi Turyap anayasamızdan ticari hukukumuzdan bir imtiyaz alarak çevre bakanlığı adına vatandaşın parasına el koymak için yetkilendirilmiş.

SÖZLEŞMEDE AÇIK ARTIRMAYA KATILDIĞIM VE BAYRAK KALDIRDIĞIM YAZIYOR (YALAN)

Çevre bakanlığı bana evi emlakçı vasıtasıyla belirlediği listeden satarken, bana imzalattığı kâğıtta açık artırmaya katıldığımı yazmış ve ben bayrak kaldırmışım. Şahsım daha bir açık artırmaya seyirci bile katılmazken bu batıl sözleşmedeki maddeler hayal ürününden ibarettir. Artık yapacak bir şey yok diyerek turyap ile görüştük Halkbank’tan hemen kredi onayı çıkarttık ve verilen ek süre çerçevesinde alıcının satıcının tüm vergilerini biz ödeyerek tapumuzu aldık.

28 ŞUBAT TARİHİNDE İKİNCİ DARBEYİ EMLAK KONUT TARAFINDAN YEDİK

28 Şubat 2018 tarihinde ilginç bir tarih değil mi?

Bize karşı yapılan 28 Şubat darbesinin yıldönümünde Emlak Konut AŞ’ye bağlı Emlak Yönetim’in ofisine giderek, tapumuzu verdik ve daireyi teslim için bir yetkiliyle çıktık yola…

TESLİM ALDIĞIMIZ DAİRE KEŞKE SATIN ALMASAYDIK PARAMIZA EL KOYULSAYDI DEDİRTTİ

Daireden içeri girdiğimizde, salonda rutubet, boyalarda kabarma, parkeler su almış, parke süpürgelikleri gelişi güzel kesilmiş ve aynı şekilde monte edilmeye çalışılmış, tuvalet mobilya malzemelerindeçizikler, kapılarda darbe izleri tabiri caizse kir pas, toprak içerisinde çirkin bir manzarayla karşılaştık.

Binanın dış cephesinde ara çatlaklar, pencerelerin kolları çalışmazken, silikonlar parmakla gelişi güzel çekilmiş olması da evin neden su aldığını ispatlar nitelikteydi.

Teslim eden Emlak Konut Yetkilisi, banyo mobilyalarında çizikler olmasına rağmen değiştirilmediğini ve dış mantolamayı da kayıtlara geçiremeyeceğini söyledi. Dilekçe ile başvurursunuz dedi.

Başvurduk, yazdık, çizdik…

Hala dönen yok, hala yok…

Durmak yok yola devam bizde yazmaya devam edeceğiz….

****

DEVLET VATANDAŞIN PARASINA EL KOYMAZ MİLLETİNİN HAKKINI KORUR

Devlet vatandaşın parasına el koyar ifadesini kullanan kurumlar unutmayın!!! Devlet vatandaşın parasına el koymaz, hakkını korur… Devlet tarafından yapılan evlerde eksik malzeme kullanılması veya hak, hukuk çiğnenmesi demek kul hakkı yemek demektir ki!!!! Devlet içerisinde bu tür davranışları cezasız bırakmaz… Bizim buradaki esas sorunumuz para kaybetmek, hasarlı ev almak değildir!!! Gerçek sorunumuz yöneticilerin, idarecilerin kendilerine iletilen sorunların çözümü noktasında vatandaşın sözlerini dikkate almamalarıdır…

Bilge kralın halkına tavsiyesi

Bu günleri gösteren yüce Allah’a hamd ediyorum. Tarihimizi kanımızla yazdık. Evlerimiz yakılıp yıkıldı.

Düşmanlarımız mert değildi, alçakça katliamlar yaptılar. Yapılan katliamları dünya şimdilerde ortaya çıkartılan toplu mezarlardan anlamaktadır.

Bu gerçekleri haykırmıştık, duyan olmamıştı. Tüm acılara rağmen çok şükür ayaktayız. Yıkılan ev ve camilerimizi yeniden inşa ettik.

Şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Onlarla inşallah cennette buluşacağız, onları Allah’ın ve meleklerinin huzurunda şanlı direnişlerinden dolayı kutlayacağız.

Allah’a hamd ediyorum ki bugün elimdeki dalgalanan bayrağı teslim edeceğim inanmış yüzbinler var.

Artık Bosna Hersek hür ve bayrağımız kendi topraklarımızda dalgalanıyor.

Selam sana ey halkım. İmanınıza, bayrağınıza ve devletinize sımsıkı sarılın.

Gazeteci-Yazar Ferhat Yıldırım

Gökteki hilalden daha yükseğe dikmedikleri sürece sorun yok

Bosna Savaşı esnasında, Osmanlı yadigarı Mostar Köprüsü’nün bulunduğu Mostar şehrinde Hırvat komutanla görüşen Aliya İzzetbegoviç’e, komutan, tehdit havasında dağın tepesine dikilen devasa büyüklükteki haçı göstererek “Bak, biz haçı nasıl diktik. Şimdi sizin hilalden daha yukarıda bir haçımız var. Bunu kaldırmaya gücünüz yeter mi?” diye manalı bir soru sorar.

Aliya İzzetbegoviç’de, bu söz karşısında meseleyi gülümseyerek geçiştirir, “Hele bir gün geceye dönsün” der.

Akşam karanlığı basınca da onu dışarıya çağırıp, şahadet parmağını göğe kaldırarak tüyleri diken diken eden şöyle konuşur:

“Sayın komutan, şimdi sen de bir semaya bakıver! Şu hilali ve yıldızı görüyor musunuz? Senin onları yok etmeye gücün yeter mi? Ne kadar yükseklere haç dikseniz de onu geçemezsiniz ve asla onu oradan da indiremezsiniz. Onlar semada olduğu müddetçe biz de inşallah varlığımızı devam ettireceğiz!..”

Gazeteci-Yazar Ferhat Yıldırım

“Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır”

Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın NATO’ya seslenişini dinlerken aklıma Bosna-Hersek’in “Bilge Kral”ı Aliya İzzetbegoviç’in Müslüman Türklerin soykırıma uğradığı an dünyaya haykırışı geldi.

Bilge Kral İzzetbegoviç tarihi konuşmasında şu ifadelere yer vermişti; “Srebrenitsa’da faşizmin en korkunç biçimlerinin uygulandığı çok büyük bir soykırım yapılmış ve şu an hala devam etmektedir. Dünya’nın bu vahşeti görmemesi için kör olması gerekir. Ya dünya gerçekten kör yada bu katliamı gerçekten onaylıyor”

Cumhurbaşkanımızın, “Ey NATO neredesin? Niye gelmiyorsun? 911 kilometre sınırları olan Türkiye tehdit altında niye gelmiyorsun? İsim mi açıklayacağım? Adil davranın adil. Gel. Samimi olun, dürüst olun, üzerinize düşen görevi yerine getirin” sözlerinin cevabını 1995 yılı Temmuz ayında Aliye İzzetbegoviç vermişti.

O yıllarda Srebrenitsa’da yapılan Sırp katliamını onaylayan Avrupa devletleri bugün Türkiye sınırında oluşan tehdidi de destekliyor.

Yakın tarihimizde Saraybosna’da, Azerbaycan’da, Kerkük’te, Doğu Türkistan’da, Myanmar’da, Türkmen Dağı’nda Türklerin katledilmesi sırasında sessiz kalan bu şeytanlar coğrafyamızda planlanan ve uygulanan çirkinlikleri sadece seyretmektedirler.

Batılı güçler vahşet yapılan Türkler ve Müslümanlar olunca her zaman tepkisiz kalmaktadır.

Peki bizler bu çirkinliklere karşı neler yapıyoruz. Bosna katliamı yapılırken 20’li yaşlarda idim.Bizler kendi aramızda organize olarak kardeşlerimize her türlü destekte bulunuyorduk. Hatta şanslı bir çok arkadaşımız gönüllü olarak Sırplarla savaşma şansına sahip oldular. Çok iyi hatırlıyorum devletimizde katkı sağlıyordu.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ataları gibi nerede bir zulüm varsa onun karşısında dim dik durmuştur her zaman…  Allah gani gani rahmet eylesin, Muhsin Yazıcıoğlu ve Alparslan Türkeş’in destekleri ile kayıtlı veya kayıt dışı yardımlar Azerbaycan’a, Irak Türkmenlerine, Doğu Türkistan’a, Kıbrıslı Türklere, Bosna’ya ulaştırılıyordu. Bugünde geçmişte olduğu gibi dünyanın her yerinde yaşanan zulümlere karşı yalnızca tek karşı duran biziz.

Esasında ana hedefte olanın da Türkiye olduğunun da bilincindeyiz…

“Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” (Hadis-i Şerif)

Gazeteci-Yazar Ferhat Yıldırım

Tarih gerçekleri kayıt eder

Bir yandan Türkiye’nin giriştiği “Zeytin Dalı Harekatı”, diğer yanda şaşkın Hollanda’nın akıl almaz “soykırım” girişimi kararı daha Nisan’a gelinmemesine rağmen, Ermenistan’a iftiralarını başlatmış bulunuyor.

Asırlık olayları, her yıl özellikle Nisan ayı sonlarında ısıtıp ısıtıp, dünya kamuoyuna kabul ettirmeyi deneyen Ermenistan’ın bu kez iftiralarına erken başlamasının arkasında tabii ki yabancı unsurların tahrik ve destekleri yer alıyor. Nitekim Ermenistan, Türkiye ile olan “normalleşme protokolünü” iptal ettiğini şimdi açıklaması da bunu gösteriyor.

Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, Türkiye ve Ermenistan arasında 2009 yılında ülkeler arasındaki diplomatik ilişkileri normalleştirmek üzere Zürih’te imzalanan normalleşme protokolünü iptal ettiğini açıklaması yeni bir “Ermeni oyunu” olarak nitelendiriliyor.

Çünkü, protokolün imzalandığı 2009 yılında Erdoğan’ın, protokol imzalanması için önce Ermenistan’ın Karadağ krizini çözmesi gerektiğini söylemesinin ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi protokolü imzalamaktan vazgeçtiği biliniyor. Üstelik, Ermenistan’ın Karadağ krizinin çözümlenmesi için herhangi bir girişiminin olmayacağı da böylelikle açığa çıkıyor. Zaten, cayır cayır yanan Orta Doğu’ya, bir de “asırlık Ermeni yalanı” çok geliyor. Böylesine dengesiz Ermeni varlığı ve tehlikesi Orta Doğu’yu yakından ilgilendiriyor.

Bir asır geçmiş olmasına rağmen, Doğu sınırlarımızda yaşanan “tehcir” ve “mukatele”de meydana gelen zorunlu ölümleri, büyük abartıyla bir “soykırım” gibi gösteren Ermeni yalanının sürdürülmesine göz yuman hür dünyanın davranışını şiddetle protesto etmek gerekiyor.

1915’lerde; bir yanda, “yedi düvel” Çanakkale’yi geçip, imparatorluğun can damarını ele geçirmeye çalışırken, diğer bir yanda Sarıkamış’ta Ruslarla ölüm-kalım savaşının sürdüğü bir ortamda Ermeni çetelerinin ortaya çıktığını hatırlamak icap ediyor.

Tabii ki Rusların, eski sınırın her iki yanında Ermeni isyanını açıkça desteklemeye giriştikleri unutulmuyor. Hatta Rusya’dan 100 bin, Ermenilerden de 150 bin kişilik bir kuvvet toparlanıyor.

1915 Mayıs’ında Osmanlı yetkilileri, tüm Doğu vilayetlerindeki Ermenilerin, bölgeden çıkmaları ve Kuzey Mezopotamya’daki kontrollü yerleşim yerlerine gitmeleri yönünde bir karar almak mecburiyetinde kalıyor.

İşte ne olduysa bu süreçte oluyor.

Her halde 500 bin kadar Ermeni zaman içinde açlıktan, Kürtlerin yaşadığı topraklarda yaptıkları uzun yürüyüşlerin cefasından ve karşılıklı çatışmalarda can veriyor. Yani, planlı-kararlı bir “katliam” bahis konusu olmuyor. Kim ne derse desin, bütün acılar, bütün ölümler bir “tehcir” sürecinde gerçekleşiyor.

Google’a girildiğinde; “Tehcir veya Zorunlu Göç; bir topluluğu yaşadığı yerden göç ettirme, göç etmesine sebep olma, sürme” şeklinde özetleniyor.

Çoğu vakit, uygunsuz iklim şartları, gıda teminindeki aksaklıklardan kaynaklanan sağlık bozulmaları, eşkıya ve çete baskınlarının, tehciri zorlu bir hale getirdiği biliniyor ve kabul ediliyor.

Ayrıca, Ermeni tehcirinde olduğu gibi, çıkarılan isyanların “mukatele”ye dönüşmesi karşılıklı can kaybını doğuruyor.

Aslında, 1915’te zorunlu göç işte böyle olumsuz şartlar altında cereyan ettiği için, her iki taraftan da ölümler olduğunu tarihler belirtiyor.

Ermenilerin zorunlu göçte yok olmalarının çok büyütüldüğü ve karşılıklı çatışmaların “katliam” gibi gösterildiği de başka bir gerçeği yansıtıyor.

Osmanlı İmparatorluğu’nda tehcirin de uygulama kurallarının yıllarca hüküm sürdüğü unutuluyor.

Oysa, “tehcir”in Balkanlar’da Türklere uygulandığı ve binlerce kişinin öldüğü tarihi gerçekler arasında yer alıyor.

Kaldı ki Ermenilerin Karabağ’daki “katliam”ı belleklerden silinmiyor.

Öte yandan; uzun yıllardan beri, hiçbir ABD Başkanı “Türkiye soykırım işlemiştir” şeklinde “kesin” bir ifade kullanamıyor.

ABD, gerçeği tarihi belgelerle öğrenmiş olmanın sıkıntısını yıllarca yaşıyor.

Sözüm ona hür dünya, bir türlü gerçeği kabullenmiyor.

Ve ne yazık ki, her fırsatta özellikle Nisan ayının sonlarında Ermenistan’ın yalanlarına, iftiralarına uyuluyor.

Ne var ki, tarih daima doğruları sinesinde barındırıyor.

Kardeş ülke Katar

Sevgili okurlarım bu sayıda sizlere geçtiğimiz hafta ziyaret ettiğim Katar ile alakalı gezi notlarımı ara başlıklar halinde sunmak istedim.

İstanbul’dan Katar’a uzanan ekibimizin uçak yolculuğu 4 saat sürdü. Uçaktan indiğimizde ekibimizi sıcacık bir hava ve modern görüntüsü ile ihtişamlı havalimanı karşıladı. Havalimanından otelimize doğru hareket ederken, gece olduğu için ışıl ışılled aydınlatmalarla donatılmış yeni yollarda gördüğümüz manzara bizi ilk saatlerde büyülemeyi başarmıştı.

Gökdelenler ve otellerin olduğu Westbay’ı karşıdan gördüğümüzde kendimizi Newyork’ta zannettik. Yaklaştıkça bambaşka bir atmosfere girdik. O kadar fazla insanı kendine çeken bir manzara ile karşı karşıyaydık ki! otele gitmeden bu güzelliği tamamlamak istedik. Mini bir gezinti yapıp, ardından Pearl Island tarafına da geçerek, turumuzu tamamlama arzumuzu gerçekleştirip, otelimize yerleştik.

Işıl ışıl karşılama töreninin ardından, dinlenmiş ve iş zamanı geldiği için yoğun bir görüşme trafiğine başladık.Saatler ilerledikçe o güzelim şehrin içindeki karamsarlık ve yaşanan olayların etkisini hissetmeye başladık.

Dünya gazının lideri ve en büyük rezerve sahip olan Katar’a uygulanan ambargo ülkenin bakış açısını tamamen değiştirmiş, üretimde içe yönelmeye başlamışlar.

Deniz yoluna büyük yatırımlar yapmışlar. Türkiye’ye inanılmaz kapılar açmışlar ve açmaya devam edeceklerini üstüne basa basa dillendiriyorlar.

TÜM SEKTÖRLERDE TÜRK FİRMALAR TERCİH EDİLİYOR

İnşaat sektöründe büyük işler Türk firmalarına verilmiş.Turizmde olsun, AVM’lerde olsun büyük şirketlerin üst yönetiminde Türkler tercih ediliyor.Gıda sektöründe de tercih edilen Türk firmaları olmuş. Kısacası Türk firmalarının ve ürünlerinin ön planda olması yatırımcılarımız tarafından değerlendirilmesi gereken büyük bir avantaj olarak görülmektedir.

ARAP ÜLKELERİNDE ÖDEME VAKTİ GELDİĞİ ZAMAN HACI SABIR SÖZÜ BURADA UYGULANMIYOR

Bu ülkede para peşin diğer Arap ülkelerindeki gibi hacı sabır diyerek ödemeler geciktirilmiyor.Bu yaşananların öbür yüzüne bakarsak tabloyu ve gerçekleri açık bir şekilde görebiliyoruz.

ZOR GÜN DOSTU TÜRKİYE’YE BÜYÜK SEVGİ DUYUYORLAR

Amerika Arabistan ile beraber kol kola girerek, Katar’a ambargo uyguladığı zaman neredeyse tüm körfez ülkeleri ambargoya destek vermiş, Türkiye ise tam tersine Katar’ın yanında yer almış ve ambargoya karşı çıkmıştır. Karşı çıkmakla da kalmamış, yaşam için gerekli ne kadar ihtiyaçları var ise göndermiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bu duruşu ve arabuluculuk girişimleri ambargoyu yumuşatmıştır.

Umarım bir daha böyle bir şey yaşanmaz ve bizim diyaloglarımız daha ilerilere taşınır. Katarlılar sıcak insanlar ve nerdeyse hepsi bizlerle iş yapmak için can atıyorlar. Devlet sistemi oturmuş, ticarette bir sorun yok. Kısacası tam zamanı deniz ise deniz var, yemek ise yemek var, otel ise güzel oteller var. Merkez üç bölgeye ayrılmış, şehir merkezi oldtown, karşı yakası gökdelenler ve oteller bölgesi, West bay küçük Newyork ve oranın karşı tarafı Pearlislandyapay ada şehrin her yeri kumsallarla çevrilidir. Gitmeye görmeye değer bir ülke hem ticaret, hem ziyaret.

Benden bu kadar. Gezin görün, ticaret yapın, eğlenin ve Qatar’ın tadını çıkartın…

Sevgiyle kalın…

Kurduğu saadet zinciri ile vatandaşları şoka soktu

İslami İlimler Vakfı Kurucusu ve İlahiyat Profesörü Ali Özek’in oğlu olan Ahmet Murat Özek’in, Çiftlik Bank sistemine benzer nitelikte çalışan Saadet zincirini kurduğu iddia ediliyor. Özek tarafından somut mal alım satımı olmadan yüksek kar vaadiyle kandırıldıklarını söyleyen vatandaşlar yaşadıklarını gazetemize anlattı.

Profesör Ali Özek’in oğlu olan Ahmet Murat Özek, kar vaadi ile vatandaşlardan topladığı paralar ile beraber kayıplara karışmış. Babasının ilahiyatçı kimliğinden dolayı Ahmet Murat Özek’e güvendiklerini söyleyen Saadet Zinciri mağdurları vatandaşlar kendisinden şikayetçi olduklarını söylediler.

BİLİŞİM PİYASASININ EN BÜYÜK DOLANDIRICILIĞINA İMZA ATMIŞ
2005 yılında ASR, Segment, Infronic, Maskom, Aymaksan ve Sky gibi dünya markalarını dolandırmasıyla bilişim piyasasının en büyük dolandırıcılığına imza atmasıyla tanındığı söylenen Ahmet Murat Özek, 3 yıl önce kurduğu yasadışı saadet zincirinin halkalarının kopmasıyla 2018 yılında yeniden gündeme bomba gibi düşmüş.

KDV KAÇAKÇILIĞINDAN HOLLANDA’YA, BİLİŞİM FİRMALARI DOLANDIRICILIĞININ ARDINDAN İSE ABD’YE KAÇMIŞ
2004 yılında KDV Kaçakçılığı gerekçesiyle Maliye Bakanlığı tarafından gözetim altına alınan Özek’in o tarihte kendisine fatura edilen 1 trilyonu ödeyemeyeceği endişesi ile Hollanda’ya kaçmış, 2005 yılında ise İhsan Doğramacı’nın şirketinin de içinde olduğu birçok bilişim firmasını dolandırmasının ardından ise Amerika’ya gitmiş. Özek, 2005 yılında işlemiş olduğu suçun zaman aşımı süresi dolduktan sonra 2015 tarihinde Türkiye’ye geri dönmüş.

AHMET MURAT ÖZEK YENİ SAADET ZİNCİRİ OLUŞUMUNU İLAHİYATÇI BABASININ REFERANSI İLE GERÇEKLEŞTİRMİŞ

Türkiye’ye dönüş yapan Özek’in babası olan İslami İlimler Vakfı Kurucusu ve İlahiyat Profesörü Ali Özek daha önceden tanıdığı olan bir iş adamına; “Oğlum Amerika’dan geliyor. Senin yanına verelim. Sizin firmanıza da büyük katkıları olur” diyerek ricada bulunmuş.

İş adamı da oğluna Ahmet Murat Özek’i işe almasını söylüyor. Özek, babasının ilmi yönünden ve referansından dolayı firmada kısa bir zamanda yetkilerle donatılıyor. Bir yandan yönetici pozisyonunda çalışırken, diğer taraftan da personeli etkisi altına alıyor. “Ben babamın isteği ile buradayım. Normalde gümrüklerde ciddi projelere imza atıyorum. Kendimi düşünerek değil millet devlet faydasına çalışıyorum” sözlerini kulaktan kulağa fısıldayan Özek, para kazanmak isteyenlere de kendisi gibi para kazandıracağını söylüyor. Aldığı küçük paralara aylık kâr payı dağıtıyor. Parasını aldığı kişilerin güvenini kazandıktan sonra ise her birisine ayrı ayrı bankalardan kredi çektirerek, büyük paraları kendi kontrolü altına alıyor.

İşyerinde usulsüz yaptığı işlerden dolayı çalıştığı yerden çıkarılan Özek, aldığı paralarla ortadan kayboluyor.

ŞİRKET KASA DEFTERİNİ VE KASADAKİ PARALARI ÇALARAK KAYIPLARA KARIŞMIŞ
İşyerinden ilişiğinin yaptığı yolsuzluklar nedeniyle kesileceğini anlayan Özek, çalışanlara patronun yanına gidiyorum hesap göreceğiz diyerek şirket kasa defterini ve kasadaki paraları alarak çıkmış. Kendisinden o günden bugüne haber yok.

OĞLUNU İŞE ALMALARI İÇİN RİCADA BULUNAN ALİ ÖZEK, OĞLU İLE İLGİLİ ŞİKAYETLERE SUÇ DUYURUSUNDA BULUNUN CEVABI VERMİŞ
Mağdur olan vatandaşlar Prof. Dr. Ali Özek’e giderek, Oğlunuz bizden para aldı, kendisine ulaşamıyoruz. Lütfen bize yardım edin dediklerinde; “Bana mı sordunuz paraları verirken, gidin savcılığa suç duyurusunda bulunun, her gün birilerini dolandırıyor. Gidin şikâyet edin, içeri attırın. Bıktık artık sürekli insanları dolandırıyor” cevabını almışlar.

MAĞDUR UFUK Ç, “120.000 LİRA PARAMI ALDI, EN SON 5.000 LİRA ÖDEDİ, ŞİMDİ KAYIP”
Yaşadıklarını anlatan Saadet zinciri mağdurlarından Ufuk Ç. 3 yıl önce şirketlerinde depoda çalışmaya başlayan Ahmet Murat Özek’in kısa bir sürede babasının referansından dolayı müdür olduğunu söyledi.

Ufuk Ç, “Çalışma arkadaşlarımızdan para aldığına şahit olduğumda kendisini takip etmeye başladım. Bir gün yanına giderek, ‘neden para alıyorsun insanlardan’ dediğimde, onlara kazançlı bir imkan sunduğunu söyleyerek, benimde sisteme girmem halinde kar edeceğimi söyledi. Babası ilahiyatçı tanınmış bir kişi olduğu için hiçbirimiz ondan zarar göreceğimizi bir an bile düşünmedik. Teklifinden sonra 1 yıl onu takip ettim. Tekrar teklif ettiğinde ise kabul ettim ve sisteme girdim. Benim çevremde ki 4-5 kişiden daha para aldı. İşyerinde şaibeli işlere kalkışınca işyerindeki görevine son verildi. İşten çıktıktan sonra 2-3 ay bizi ödeyeceğim, halledeceğim gibi sözlerle oyaladı. 70.000 lira bankadan bana kredi çektirdi. Eniştemden de 50.000 lira borç alarak verdiğim 120.000 liraya karşılık bana en son 5.000 lira verdi. Tek bizim işyerimizde 10’un üzerinde kişiden bu tarz paralar aldı. Başka kimler mağdur bilemiyorum” diyerek mağduriyetlerinin çözülmesi ve bu kişinin cezalandırılmasını talep ettiklerini söyledi.

MAĞDUR EDİLEN ELİF K, “BABASI PROF. DR. ALİ ÖZEK OĞLUNUN DOLANDIRICI OLDUĞUNU SÖYLEDİ”

3 yıl önce şirketlerinde çalışmaya başlayan Ahmet Murat Özek tarafından dolandırıldığını söyleyen Elif K, “Kendisi çok zeki birisiydi. Ama bu zekiliğini dolandırıcılığa kullanacağından bir an olsun şüphe etmedim. İşe başlamasının ardından kısa bir sürede tüm yetkileri almayı başardı. Çünkü referansı güçlüydü. Babasıydı. Genel müdür gibiydi. Bizlere ticaret yaptığını ama farklı işler ile çok güzel ve risksiz para kazandığını söyledi.

Size de para kazandırmak isterim diyerek hepimize tekliflerde bulunuyordu. Çok arkadaşımız para verdi. Veren arkadaşlara aylık kâr payı dağıtmaya başladı. Bunu güven kazanmak için yaptığını düşünemedik. Geçen sene mayıs ayında bana da teklif yaptığında bunu eşimle konuştum. Sağlam bir sıkıntı olmaz diyerek teklifi değerlendirmemizin de uygun olacağını söyledim. Eşimin senet alırsak bu sisteme girebileceğimize onay verdiğini belirttim. Bana senet verdi. Bankadan kredi çekip 65.000 lira verdik. Taksitleri bankaya düzenli olarak ödedi.

Temmuz ayında 35.000 lira daha çektirdi. Güven sağladıktan sonra bana ayrılmadan 1 ay önce bir daha kredi çektirdi. Sonra ilk taksiti ödemeden kaçtı. Senin başına bir şey gelirse ne olacak diye sorduğumuzda, ‘eşim Arzu hanım size öder, kimden ne aldığım isim isim yazıyor. Ayrıca babam ödeme yapar. Bana güvenmiyor musunuz!!!’ demişti. Babası Ali Özek ile 2 defa görüştük. Kendisi benim oğlum dolandırıcıdır, içeri atsınlar’ dedi. 2 aydır bizi kandıran bu kişiden haber alamıyoruz” diyerek yaşadığı dolandırıcılık olayını gözyaşları içerisinde anlattı.

ADNAN K, “AMERİKA’YA KAÇTIĞINDA ORADA DA İNSANLARI DOLANDIRMIŞ”

Ahmet Murat Özek’in güvenlerini kazanarak kendilerini dolandırdığını söylene Adnan K, “Kendisi şirketimiz ile çalışan güvenilir bir firmada müdür idi. Güvenimizi kazandı ve bizlerden borç adı altında paralar aldı. Aldığı paralar karşılığında kâr payı da dağıtıyordu. Babasından dolayı kendisini hiçbir zaman sorgulamadık. Zaman geçtikçe güveni de sağladıkça bizden daha fazla paralar istedi. Önceleri verdiği kar paylarını daha sonraları vermemeye başladı. Çalıştığı firmadan da yolsuzluk yaptığı için atıldığını duyduk ve ortadan kayboldu. Ben çalıştığı firmanın ürünlerini satıyorum. Whatsapp’tan kendisi ile kısa bir süre görüştük. Ödeyeceğim diyordu. Ama iletişim sonradan kesildi. Babasına durumu anlattığımızda kendisi oğlunun dolandırıcı olduğunu onayladı. Ahmet Murat Özek daha önceden bazı suçlar işlemiş ve bu nedenle Amerika’ya kaçmış. Amerika’da da rahat durmamış orada da bir takım dolandırıcılık işlerine karışmış. Bunlardan hiç haberimiz yoktu duyunca şaşırdık. Telefonları kapalı” diyerek Özek’in kendisini ve birçok dostunu dolandırdığını söyledi.

Alın teri ve birikimleri olan paraları Özek’in kendi hesabına değil, çalışan arkadaşlarının hesabına transfer ettirdiğini söyleyen Adnan K, “Kendisine 225.000 lira para kaptırdım. Bu paraları geri almak için ailesinin kapısını da çaldık. Özek tüm mallarını ablasının üzerine satış yapıyor gibi göstererek geçirmiş. Şimdi de o daireleri satarak, el konulmasının önüne geçmeye çalışıyorlar” dedi.

Son olarak kurduğu saadet zinciri dolandırıcılığının ortaya çıkmasının ardından kayıplara karıştığı söylenen Ahmet Murat Özek’in nerede olduğu bilinmiyor.

HABER: OGÜN GAZETESİ

Yerli ve yabancı yatırımcılar Sivrice’ye akın ediyor

Sağlık ve inanç turizmi için uygun olması nedeniyle yatırımcıların Sivrice’ye ziyaretler gerçekleştirdiklerini söyleyen Belediye Başkanı Ebubekir Irmak, “Göl manzaralı kayak merkezi ilçemizi diğer kayak merkezlerinden farklı bir konuma koymuştur. Su ve dağ sporları da yapılmaktadır. İlçemizde 365 gün turizm imkanı olması büyük bir avantajdır. İnanç turizmine yönelik olarak Azer Baba ve Hazar Baba ilçemizin önemli değerlerindendir.

Hazar Gölü kıyısında bulunan Kilise adası da Hristiyan alemi için önemli bir yer tutmaktadır. Yamaç paraşütü yapmak için ilçemize gelen sporcular rüzgar ve coğrafi koşulların uygunluğundan dolayı ilçemizi tercih ettiklerini söylemektedir. Hazar Gölü içerisinde bulunan Tavşan adasını koruma altına aldık ve hayvanlar doğal bir yaşam sürmektedir. Gölde tekne ile gezinti yapan misafirler adada yaşayan tavşanlara hayran kalmaktadır” diyerek konuştu. Sivrice Belediye Başkanı Ebubekir Irmak, ilçede yatırım yapmayı planlayan müteşebbislere bizzat eşlik ederek bölgeyi gezdiriyor. Sivrice Kaymakamı Mustafa Temiz ise yatırımcıların yolunu açacak projeleri bir bir hayata sokuyor.

Elazığ’ın turizm açısından önemli bir potansiyele sahip ilçesidir. İl merkezine 31 km uzaklıkta olup, ulaşım kara ve demir yolu ile yapılmaktadır. Hazar Gölü kıyısında kamu ve özel sektöre ait konaklama ve dinlenme tesisleri mevcuttur. Hazar Gölü, ilimizin Güneydoğusunda bulunan ve il merkezine 26 km. uzaklıkta, Elazığ-Diyarbakır Karayolu’na paralel olan Hazar Gölü, tektonik bir göldür.

İlçenin güneydoğusunda 2347 metre yükseklikteki Hazar baba dağı ile 2171 metre yükseklikteki Karaoğlan dağı bulunmaktadır. İlçe merkezinin rakımı 1266 metredir.

Hazar Gölü’nün çevresinde 25’e yakın kamu kurum ve kuruluşuna ait eğitim ve dinlenme tesisleri ile Turizm Bakanlığı’ndan belgeli otel, motel, lokanta, günübirlik piknik alanı, ayrıca özel kuruluşlar tarafından işletilen balık evleri de bulunmaktadır.

Hazar Gölü’nden turistik ve ekonomik olarak yararlanılmaktadır. Tarihi alan olarak Hazar Gölü içerisindeki Batık Şehir, Su altı arkeologlarının en çok ilgi gösterdiği göllerden birisidir. Su altındaki yerleşim izleri yakın zamanlarda belgelenmiştir.

Hazar Gölü kıyısında birçok etkinlik düzenlenmektedir.Bunlar arasında en dikkat çeken etkinlik her yıl düzenli olarak gerçekleştirilen Uluslararası Hazar Şiir Akşamları’dır.Ayrıca Hazar spor şenlikleri de önemli bir etkinlikler arasındadır.

SİVRİCE

İlçe Elazığ il merkezine yaklaşık 30 km. uzaklıktadır. İlçenin nüfusu 2000 yılı nüfus sayımına göre merkez 5.432 köylerle beraber 13.928 dir. Elazığ-Diyarbakır yolu üzerinde bulunan ilçemizin en önemli doğal güzelliği Hazar Gölüdür.

İlçenin tarihi ile ilgili olarak Selçuklu öncesine dayalı çok kesin bilgi ve belgeler yoktur. Öyle ki Hazar Gölü altındaki Batık Şehrin tarihi bile kesin olarak ortaya çıkarılamamıştır. Sivrice, 1936 yılında ilçe olmuştur.  Gözeli adında bir bucağı ve 49 köyü vardır. Doğu Torosların bir parçasını teşkil eden Hazar baba ve Mastar dağları arasına sıkışmış olan Hazar Gölünün batı sahiline kurulmuş olan Sivrice ilçesi, doğudan Maden, batıdan Baskil, güneyden Pötürge, kuzeyden ise Elazığ ile çevrilidir.

Bulunabilen mevcut kaynaklara göre Sivrice İlçesi; Bizans döneminde Müslüman Arapların hücumlarına maruz kalmış zaman zaman el değiştirmiştir. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Türk toprağı olmuştur. Fetihten sonra bölgeye hakim olan çeşitli Türk beyliklerinin idaresinde kalan bu topraklar 1234 yılında Alaattin Keykubat tarafından 1243 Kösedağ Savaşından sonra da İlhanlıların kontrolüne giren bölge, Fetret Devrinde Dulkadir Oğulları Beyliğinin sınırları içerisinde kalmıştır. 1366’dan sonra Memlüklu’ların eline geçen bu topraklar 1465’ ten itibaren Akkoyunlu, 1514 Çaldıran Zaferinden sonra Yavuz Sultan SELİM tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. Sivrice ilçesinin en büyük varlığını teşkil eden Hazar Gölü, eşine ender rastlanan göllerden biridir.  Özellikle Elazığ ve çevre illerin eğlence, dinlenme ve tatil merkezi durumundadır.  Göl çevresinde 25’e  yakın  Kamu  Kurum  ve  Kuruluşlarının  kamp  ve  dinlenme  tesislerinin  yanı sıra  halka  açık  tesislerde  bulunmaktadır.  Son yıllarda çeşitli siteler, yazlıklar ve ikinci konutlarla çevresi bir hayli renklenen Hazar gölü, turizmin yanı sıra balıkçılık için de elverişli olup, İlçeye ekonomik yönden bir katkı sağlamaktadır.

Yine bu ilçemizde Hazar Baba Dağında kayak yamaç paraşütü gibi etkinliklerde yapılabilmektedir.

HAZARBABA DAĞI

Hazarbaba Dağı, Toros dağlarının en batısında yer almaktadır. Hazarbaba dağının kuzeyinde Elazığ ve Sivrice bulunmaktadır. 2347 metre ile Elazığ’ın en yüksek zirvesi kabul edilen Hazarbaba Dağı turistler tarafından ziyaret edilmektedir.

HAZARBABA KAYAK MERKEZİ

Sivrice’nin güneyinde bulunan 2.347 metre yüksekliğindeki Hazarbaba  dağında  yapılan  “Hazarbaba  Kayak  Merkezi”  kayak  sporuna  elverişli  pisti,   telesiyeji  ve  kafeterya  imkânları  ile  hizmet  vermektedir. 1100 m telesiyeji ve mekanik tesisler standartlara uygundur. İlçenin turizmine hayat veren Hazar Gölünde her yıl büyük çapta su sporları gösterileri yapılmaktadır. İlçenin turizmine büyük katkısı bulunan Hazar Gölü’ne tepeden selam verir gibi mağrur bir şekilde duran ve 1850 m rakımda muhteşem manzaraya hakim bir şekilde duran Hazarbaba Kayak Merkezi halka hizmet vermektedir. Hazarbaba Kayak Merkezi hava alanına 22 km ve demir yoluna 5 km’lik mesafe ile vatandaşlarımıza rahat ulaşım imkanı sunmaktadır. İlçemizden 6 km mesafede, Hazarbaba dağına yapılan kara yolu ile tırmanıştan sonra ulaşılabilmektedir. 6 km’lik yol stabilize olup, ulaşımın daha rahat olabilmesi için 24 saat süreyle kar temizleme çalışmaları yapılmaktadır. Hazarbaba Dağı ile alakalı bir çok efsane anlatılmakta olup, Hazar Baba, Karaoğlan ve Kuşakçı ismindeki evliyalardan bahis edilmektedir.

İBRAHİM PEYGAMBERİN BABASI AZER BABA HAZAR DAĞINDA YATIYOR

Hz. İbrahim’in babası Azer’in mezarı Sivrice’de Hazarbaba Dağında bulunmaktadır. Azer Baba Dağının yapımını İstanbul Büyükşehir Belediyesi yapacak. Azer Baba Türbesinin inanç turizmi açısından bölgeye büyük canlılık getireceği düşünülüyor.

USLU ÇÖMLEĞİ

İnsanlığın belki de en eski sanatı olarak kabul edilen Elazığ civarında yapılan arkeolojik kazılarda Paleolotik çağa kadar uzandığı anlaşılan çömlekçilik sanatı, yörede binlerce yıldır yaşamaktadır. Elazığ’ın Sivrice ilçesine bağlı Uslu köyünde halen geleneksel usullerle ve kadınlar tarafından çok güzel çanak ve çömlek işleri yapılmaktadır. Çömlekçilikte: su testileri, güveç, tandır malzemesi ve küpler başta gelir. Küplerde kışlık peynir, turşu, pestil, kavurma gibi erzak bulundurulur. Zahirenin korunduğu ve saklandığı depo küpler toprak kaplar, arı kovanları olarak kullanılan küpler de yapılmaktaydı. Kimi küplerde kabartma güneş kurusu, beş çengel, güneş gölü, beş benek, insan figürleri gibi işaretlerinde bulunduğu görülmüştür.

DDV YÖNETİM KURULU BAŞKANI MEHMET KÜÇÜK: “USLU TOPRAĞI VE ÇÖMLEĞİ DÜNYAYA TANITILACAK”

Geleneksel yöntemlerin güçlüğünden dolayı zamanla ekonomik değerini yitiren uslu köyü çömlekçiliğini tanıtmak için kolları sıvadıklarını söyleyen işadamı Mehmet Küçük, Atalarımızın kurduğu Uslu köyümüzün ismini taşıyan ‘’Uslu’’ toprağı çömlek yapımında asırlardır kullanılmaktadır. Bizim toprağımızı gelerek buradan alıp, kendi şehirlerinde çömlek yapan girişimciler neredeyse çömlekte ünlü bir konuma geldiler. Fakat günümüzde Uslu toprağı, mesleğin unutulmasıyla işlevini yitirmiştir. Uslu çömleği Elazığ’da ve Türkiye genelinde bilinmektedir.” diyerek konuştu.

HAZAR GÖLÜ

Elazığ’ın güneydoğusunda bulunan ve il merkezine 26km. uzaklıkta, Elazığ-Diyarbakır Kara yolu’na paralel olan Hazar Gölü, tektonik bir göldür. Güneyinde Hazarbaba Dağı bulunan göl, Uluova’dan Mastar Dağlarıyla ayrılır. Denizden 1.250 mt. yükseklikteki gölün uzunluğu yaklaşık 22 km. en geniş yeri ise 5-6 km.’dir. Yüzölçümü 86 km2’yi bulan gölün derinliği 200-250mt. arasında değişmektedir. Hazar Gölü’nden turistik ve ekonomik olarak yararlanılmaktadır. Çevresindeki kamu kurum ve kuruluşlarına ait kampları, tatil siteleri, ikinci konutlarıyla tam bir tatil merkezi görünümünde olan Hazar Gölü, tertemiz berrak suyu, halka açık mavi bayraklı plâjlarıyla ve içerisinde bulunan ‘Batık Kent’i ile Elazığ’ın tatil ve dinlenme merkezi konumundadır. Batık Kent birinci derece arkeolojik sit alanı olarak tescil edilmiş önemli ve ilginç yerlerden biridir. 13-18 Ekim 2005 ve 18-29 Eylül 2006 tarihinde iki kez bilimsel kazı yapılmıştır. Hazar gölünde uluslararası spor şenlikleri, Uluslararası Hazar Şiir Akşamları gibi etkinlikler de gerçekleştirilmektedir. Adeta cennetten bir köşe olan Hazar Gölü bütün bu özellikleri dikkate alınarak Kültür ve Turizm Bakanlığı Dış İlişkiler ve AB Koordinasyon Daire Başkanlığınca yapılan çalışmalar neticesinde Hazar Gölü Avrupalı Seçkin Destinasyonlar arasında gösterilmiştir.

ŞİFA KAYNAĞI HAZARBABA DOĞAL KAYNAK SUYU

Sivrice’de 1250 metre yükseklikteki Hazar Baba dağının zirvesinden çıkarılan kaynak suyu Elazığ ve ilçelerinde kullanılmaktadır. Doğal Kaynak Suyu markası olan Damla Su Sivrice’de kurduğu tesisi ile Türkiye’nin bir çok iline buradan sevkiyat yapmaktadır. Hazarbaba dağı içme suyuSivrice’ye gelenler tarafından yıllardır damacana ve bidonlarla taşınmaktadır. Sivirce doğal kaynak suyu Elazığve çevre illerin halkı tarafından şifa kaynağı su olarak bilinmektedir.

HAZAR GÖLÜ HAMİLE KADIN EFSANESİ

Çok eskilerde şu an Hazar Gölü’nün olduğu yerde hamile bir kadın yaşar. Dönem kıtlık devri, kadın bir köye gider, mis gibi ekmek kokuları çarpar burnuna. Dayanamayıp oradaki evlerden ekmek ister ama çok cimri olan bu köy halkı kadına ekmek vermez. Bunun üzerine kadın elini evlerin eşiğine koyup, “inşallah bu köy su keser ben de taş keserim” diye beddua eder. Allah duasını kabul eder ve köy sular altında kalır. Kadında dağa dönüşür. Hazar Baba olarak da bilinen bu dağ Elazığ’ın her yerinden görünür ve gerçekten de saçları, yüzü, karnı, ayakları hatta elbisesinin kırışıklarıyla tam bir kadın görünümündedir. Batık şehir hakkında da çalışmalar yapılmaktadır. Sular çekilince zaman zaman şehir ortaya çıkar Evliya Çelebi buranın ticaretle uğraşan gayri Müslim bir köy olduğu ve kilisesinde mumyalanmış bir eşek olduğunu eserinde belirtmiştir.

 

 

 

 

Çelik Sektörü ABD’den Muafiyet Bekliyor

ABD Başkanı Donald Trump, dünya genelinde yükselen seslere aldırış etmeyip ticaret savaşlarının fitilini ateşleyecek Section 232 yasasına imza attı. Çelik ithalatına yüzde 25 vergi getiren yasadan Kanada’yı ve Türkiye ile aynı ürün gamına sahip Meksika’yı muaf tuttu. Trump, ABD’nin müttefiklerine açık kapı bırakmayı da ihmal etmedi. ABD’nin çelik ithalatında 7’nci sırada yer alan Türkiye, kritik bir dönemeçte. Türk çelik sektörü muafiyet görüşmeleri için son tarih olan 23 Mart’a kadar Trump’ın bıraktığı açık kapıdan girecek ya da çelik ihracatında en önemli pazarlardan biri olan ABD’de de oyun dışında kalacak. Çelik sektörü temsilcilerinin ABD’deki durum değerlendirmesinden çıkan sonuç, “Türkiye ABD’nin muafiyet şartlarının tümünü yerine getiriyor. Türk çelik sektörü de yüzde 25 vergiden muaf tutulmalı” oldu. Çelik İhracatçıları Birliği Başkanı Namık Ekinci, konuya ilişkin açıklamasında 23 Mart’ın Türk çelik sektörü açısından kritik öneme sahip olduğunu belirtti ve ekledi: “ABD ile pazarlığı kazanmamız şart.”

Türkiye’nin en büyük sanayi kollarından olan çelikte “Section 232” şoku yaşanıyor. Tüm dünyadan yükselen itirazlara rağmen ABD Başkanı Donald Trump, “çelik vergisi” düzenlemesini 8 Mart’ta imzaladı. Çelik ithalatına yüzde 25 vergi getiren yasa 23 Mart’ta yürürlüğe girecek.Başkan Trump, üç noktada uyum ve işbirliği sağlayan ülkelere muafiyet getirilebileceğini belirterek görüşmeler konusunda ABD Ticaret Temsilcisi Robert Lighthizer’ı yetkilendirdi. NAFTA görüşmeleri sürecinde Kanada ve Meksika’yı muaf bırakan Trump, diğer ülkelere de görüşmeler için kapı aralamayı ihmal etmemişti. Basına yansıyan son haberlerde ise Avustralya ile de görüşmelerin sürdüğü bilgisi mevcut. Nitekim diğer ülkeler de muafiyet için üst seviyede görüşmelerini sürdürüyor. ABD’ye çelik ihraç eden Güney Kore, Brezilya gibi ülkelerin Başkent’te üs kurduğu da gelen bilgiler arasında.

Türk çelik sektörü de en önemli pazarlarından olan ABD’ye ihracatını korumakta kararlı bir tutum sergiliyor. Konuyu değerlendirmek için bir araya gelen çelik sektörü temsilcileri yasadan muaf tutulan ülkeler içinde yer almak için bir an önce aksiyon alınması gerektiğinde hemfikir. Ekonomi Bakanlığı ile işbirliği ve dirsek temasında yürütülen çalışmalar sonucunda Türkiye’nin yüzde 25 vergiden muaf tutulması hedefleniyor.

Çelik İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Namık Ekinci; “Dünya genelinde bu denli tepki varken Donald Trump’ın adeta inat ederek yürürlüğe aldığı korumacı önlemler hem dünya ticaretini hem de Amerikan ekonomisini olumsuz etkileyecek. Başından sonuna neresinden bakarsanız bakın haksız bir durumla karşı karşıyayız. Resmi olarak imzası atılan çelik ithalatına yüzde 25 vergi kararı bazı ülkelere ayrıcalık tanıyan bazılarına da muafiyet için açık kapı bırakan yanı ile eşit ve adil değildir. Beklenildiği üzere ABD iki komşusu Meksika ve Kanada’yı NAFTA görüşmeleri süresince vergiden muaf tuttu. Avustralya ile de görüşmelerin sürdüğü bilgisi mevcut. Türkiye’nin bir an evvel ABD ile masaya oturması çelik sektörümüz açısından hayati önem arz etmektedir” dedi.

ÇİB Başkanı Namık Ekinci: “Türkiye, Trump’ın işaret ettiği 3 kritere göre de muafiyeti hak ediyor”

Donald Trump’ın Section 232 yasasından muafiyet için özetle karşılıklı ticaretteki dengesizlik, Çin ile çelik alışverişi ve askeri harcamalar olmak üzere üç noktaya işaret ettiğini belirten Namık Ekinci, “Bunlardan ilki ikili ticaret ilişkilerindeki dengesizlik ki Türkiye ile ABD ticaretinde açık veren taraf Türkiye’dir. Çelik sektörü özelinde de ABD’den çelik ithalatımız 1,33 milyar dolarken ihracatımız 1,18 milyar dolardır. İkinci nokta Çin çelik ürünlerinin işlenerek veya işlenmeden yasal olmayan şekilde başka ülkelerde menşei değiştirilerek (trans-shipment) ABD’ye ihraç edilmesi ki Türkiye bu noktada kapsam dışındadır zira Çin’den çok az miktarda çelik alıyoruz onu da kendi ihtiyaçlarımız için kullanıyoruz. Amerika’ya giden ürünlerimizin tamamının ve daha fazlasının hammaddesi Amerika’dan geliyor. Türkiye’de işlenip Amerika’ya geri gönderiliyor. 2017 yılında Türkiye’nin Çin’den tüm çelik ithalatı sadece 700 bin ton olup toplam üretimimize oranı yüzde 1,87 seviyesindedir. Çin’den Türkiye’ye kayıt dışı herhangi bir malzeme girişi söz konusu değildir. Son madde ise askeri harcamalarda özellikle gelişmiş olan müttefik ülkelerin ABD’ye kıyasla çok daha az harcama yapması. Türkiye’de böyle bir durum söz konusu değil. Gelişmekte olan ülke statüsünde olmasına rağmen Türkiye’nin pek çok gelişmiş ülkeye göre askeri harcamalarının GSYH içerisinde aldığı pay oldukça yüksektir. Bu vesileyle NATO üyelerinin güvenliğini sağlamada önemli bir katkıda bulunmaktadır. Özetle Türk çelik sektörü olarak Trump’ın yasadan muafiyet için belirlediği tüm şartları yerine getiriyoruz” diye konuştu.

Türkiye’nin ABD ile pazarlıkta geç kalmaması gerektiğini vurgulayan Çelik İhracatçıları Birliği Başkanı Ekinci açıklamalarına şu sözlerle son verdi: “Aldığımız duyumlara göre birçok ülke muafiyet için şiddetli lobi yapıyor. Trump’ın ulusal güvenliği gerekçe göstererek imza attığı Section 232’nin bazı ülkelere ayrıcalık tanıyarak uygulanması Türk çelik sektörünün aleyhinedir. Önümüzde kritik bir tarih var: 23 Mart. Çelik İhracatçıları Birliği olarak sektör temsilcilerimizle birlikte Section 232 ile ilgili çok kapsamlı bir çalışma yaptık ve bu çalışmamızı Ekonomi Bakanlığımız ile paylaştık. Bakanlığımıza görüşme talebimizi de ilettik. Bu hafta sonu veya gelecek hafta içerisinde görüşeceğimizi ön görüyoruz. Türkiye olarak ülke menfaatlerimizi korumak için çok hızlı hareket etmemiz ve bir an önce aksiyon almamız gerekmektedir. Aksi takdirde vergiden muaf bırakılan ülkeler içerisinde Türkiye’nin yer almaması, en önemli pazarlarımızdan olan ABD’nin Türkiye’ye kapanmasına ve sektörümüzün telafisi zor bir yara almasına sebep verecektir. Böyle bir durum Türkiye’nin 2,50 milyon tonluk bir açık vermesi demektir. Bu kadar büyük bir pazar bulmanın da ne kadar zor olduğu ortadayken üretimi durma noktasına getireceği unutulmamalıdır. Üretimi durma noktasına getirip tesis kapatabilecek veya işten çıkarılmaların yaşanabileceği bu durumdan kurtulmamız için ABD ile pazarlığı kazanmamız şart.”

Enerji Şirketleri Tahsilatlarını Veri Analizi ile Arttırıyor!

Mevcut ekonomik koşullar, piyasada likiditenin azalması, müşteriyi korumaya yönelik mevzuat değişiklikleri ve maliyetleri azaltmaya yönelik operasyonel baskılar, enerji şirketlerini büyük değişimlere yönlendiriyor. Enerji şirketlerinin tüketicileri daha iyi tanımak için verilerini daha iyi analiz etmeleri ve süreçleri daha optimum şekilde kullanmaları gerekiyor.

Enerji sektörü, karar alma sürecinde ve operasyonel düzeyde doğru verilere sahip olmanın, verilerden anlamlı ve kullanılabilir bilgi elde etmenin ve değişikliklere hızlı bir şekilde uyum sağlamanın önemini, değişen piyasa koşulları doğrultusunda fark etti. Hem kendi hem de üçüncü kişilerin deneyimlerine dayalı müşteri verilerinden anlamlı ve kullanılabilir bilgi elde edilmesine yönelik ihtiyaçlar ve isteklerin artmaya başladığı enerji sektöründe, alınan kararlarda tutarlı olmak ve bu kararların operasyonel anlamda esnek platformlarda uygulamaya alınması için veri analizleri daha da önem kazanıyor. Bu sürece adapte olan enerji şirketleri, şüpheli alacakları azaltmak, tahsilat oranlarını arttırmak ve genel müşteri deneyimini iyileştirmek için artık bilgiyi kullanılabilir stratejilere dönüştürmeyi süreçlerinin bir parçası olarak görüyor.

Experian Türkiye Genel Müdürü Mehmet Bozacıoğlu, şüpheli alacakların artmaya devam etmesiyle enerji şirketlerinin maliyetlerini azaltmak için uygun kaynakları doğru zamanda kullanma ihtiyaçlarının da arttığını belirtti ve sözlerine devam etti; ‘Bakiyelerin çoğunluğunun düşük düzeylerde olması ve uzlaşma süresinin uzun sürme olasılığı nedeniyle şüpheli alacakların tahsili maliyetli oluyor. Bu nedenle, tahsilat maliyeti tahsil edilen tutarı geçebiliyor. Bu durum, kurum içinde çalışan ve dışardan destek veren tahsilat ekiplerinin mevcut kaynakları daha iyi önceliklendirmelerini gerektiriyor. Mevcut ekonomik şartlar, tahsilat ekiplerinin alacakların tahsili için daha da fazla rekabet etmelerine, dolayısıyla da tahsilat maliyetlerinin daha da artmasına sebep olarak kısır döngüyü körükler durumda. Bu durumda, enerji şirketlerinin serbest ve serbest olmayan tüketicilerini daha iyi tanımak için verilerini daha iyi analiz etmeleri ve süreçleri optimum şekilde yönetmeleri gerekiyor. Experian olarak, enerji sektöründeki şirketlere müşteri verilerinden maksimum değeri elde etmelerini, tahsilat sürecinin her aşamasında veriye dayalı kararlar almalarını, karar sürecini iyileştirmek için müşteri yönetim sistemlerindeki tüm müşteri verilerinin değerini optimize etmelerini öneriyoruz. Aynı zamanda, müşterilerin gecikmeye düşmeden önlem alınması, sonuç elde edebilmek için tahsilat aksiyonlarının önceliklendirilmesi ve kişiselleştirilmesi, ödeme yapmalarını kolaylaştırmak için müşteriler hakkında sahip olunan bilginin kullanılması ve daha akıllı stratejiler geliştirilmesi de büyük önem taşıyor.’

Experian

Dünyanın lider bilgi hizmetleri şirketi Experian, yeni bir ev ya da araba almak, çocukları üniversiteye göndermek ya da yeni müşterilerle işleri büyütmek gibi hayatın en büyük anlarında, tüketicilerin ve müşterilerinin kendi verilerini güvenle yönetmelerini sağlar. Bireylerin kendi mali durumlarını kontrol altına almalarını ve finansal hizmetlere erişimlerini sağlayan Experian, iş dünyasının daha etkin kararlar almasına ve büyümesine, kredi veren kuruluşların sorumlu kredilendirme yapmasına, kuruluşların kimlik hırsızlığını ve dolandırıcılık suçunu engellemesine destek olur.

37 ülkede 17.000 çalışanı bulunan Experian, müşterilerinin her fırsatı en iyi şekilde değerlendirmeleri için her gün yeni teknolojilere, konusunda uzman kişilere ve inovasyona yatırım yapıyor. İngiltere Borsası’na kote olan Experian plc, (EXPN) ve FTSE 100 endeksinde yer alıyor. Experian hakkında daha fazla bilgi için www.experianplc.com ‘u ziyaret edebilir ya da Experian ile ilgili son gelişmeler ve haberler konusunda uluslararası haber merkezimizi takip edebilirsiniz.

Cumhurbaşkanımıza TGTV’den tam destek

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a destek için bir açıklama yapan Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı (TGTV) Yönetim ve İcra Kurulu Başkanı Hamza Avukat Hamza Akbulut, “Birlik ve beraberliğimize darbe vurmak ve yıpratmak isteyenlerin her zaman karşısındayız. Bu konuda millet olarak uyanık olmak zorundayız. Cumhurbaşkanımız milletin değerlerini ve inançlarını benimsediği için hedef seçilmiştir” şeklinde konuştu.

SON GÜNLERDE ÜLKEMİZ GÜNDEMİNİ MEŞGUL EDEN KONULAR HAKKINDA YAPILAN AÇIKLAMANIN TAM METNİ:

“Ülkemiz, 15 Temmuz’dan beri açık olarak iç ve dış düşmanların saldırısıyla karşı karşıyadır. Saldırılara karşı duruşumuz, birlik ve beraberliğimiz onları hayal kırıklığına uğratmıştır.

Bu defa, sanki dini değerlerimize bir saldırı varmış, kadınlar ve çocuklarımız bir tehdit altındaymış gibi gösterilerek, bir bardak suda fırtına kopartılmaya çalışılmaktadır.

Son yıllarda dini, ahlaki değerlerimizin, tüm toplumda öğrenilmesi ve yaşanması için yapılan çalışmalar, Sayın Cumhurbaşkanımızın, bu uğurdaki çabası hepimizin malumudur. İcraatları, tüm konuşmaları ve yaşantısı herkesçe bilinmektedir.

Konuşmanın ana fikrini anlamadan seçilen bir tek cümleye takılarak, bir kanaat belirtmek doğru değildir.

Sayın Cumhurbaşkanımızın döneminde bütün alanlarda olduğu gibi özgürlükler alanında da önemli gelişmeler olmuş, her yerde herkesin inancına göre yaşayabilmesi ve çalışabilmesi için bütün engeller kaldırılmıştır.

Çocuk ve kadın haklarına önem verilmiş, onların, yetişmesi ve gelişmesi için bütün imkânlar seferber edilmiştir.

Dinimizin doğru öğretilmesi için büyük gayret sarf edilmektedir.

Din konusunda konuşulacaksa, mutlaka ehliyetli kişiler konuşmalıdır. Kişilerin kendi anlayışları dinin emri olarak kabul edilmemelidir.

Diyanet İşleri Başkanlığı, Din İşleri Yüksek Kurulu, ilahiyat fakülteleri gibi kuruluşlar bunun için vardır. Cumhurbaşkanımızın döneminde, Diyanet İşleri Başkanlığımıza, din eğitimine ne kadar önem ve destek verdiği hepimizce bilinmektedir.

Algı operasyonlarına, birlik beraberliğimizi bozma ve yıpratma kampanyalarına karşı uyanık olmalıyız. Cumhurbaşkanımız, milletimizin değerlerini, inançlarını benimseyip, yaşadığı ve savunduğu için hedef seçilmiştir.

Biz sivil kuruluşlar olarak, oynanmak istenen oyunun farkındayız. Milletimizin bu gibi nifak hareketlerine geçit vermeyeceğine inancımız tamdır.

Saygı ile arz olunur.”

Hamza Akbulut
TGTV Yönetim ve İcra Kurulu Başkanı

 

İhracattaki artış Teksan’a yüzde 25 büyüme getirdi

Günümüzün en hızlı büyüyen sektörlerinden enerjide firmaların kıyasıya rekabeti giderek büyüyor. Sektör devlerinin teknoloji yarışının son durağı 6-8 Mart 2018 tarihlerinde Dubai’de gerçekleşen Middle East Electricity Fuarı’ydı. Her yıl binlerce firmayı ağırlayan fuarın bu sene de Altın Sponsoru Ar-Ge ve teknoloji yatırımları ile öne çıkan Teksan Jeneratör oldu. İhracattaki başarısı ile 2017 yılında yüzde 25 büyüyen şirket inovatif ürünleri ile yeni pazarlarda bu ivmeyi devam ettirmeyi hedefliyor.

Dünya enerji sektörünün nabzını tutan Middle East Electricity Fuarı bu yıl 43. kez ziyaretçilerine kapılarını açtı. 6-8 Mart 2018 tarihlerinde Dubai’de gerçekleşen fuarda Teksan Jeneratör’ün enerji çözümleri yoğun ilgi gördü. Fuarın bu sene de Altın Sponsoru olan Teksan’ın ürün gamında önemli bir yer tutan dizel güç çözümlerinin yanı sıra Ar-Ge gücünün de bir göstergesi olan Türkiye’nin ilk ve tek hibrit aydınlatma kuleleri fuar ziyaretçilerinden tam not aldı.

Enerji talebindeki artışla birlikte enerjinin sürekliliğine duyulan ihtiyaç da artıyor. Güvenli ve kesintisiz enerjinin vazgeçilmezi olan jeneratör dünyasında yenilikler peş peşe geliyor. Dizel, benzinli, doğal gazlı jeneratörlerden sonra son trend hibrit teknolojiler.

Hibrit aydınlatma kulesi yakıt tüketimini yüzde 73 düşürüyor

Türkiye’nin ilk ve tek hibrit aydınlatma kulesini enerji sektöründe öncü kimliği ile öne çıkan Teksan Jeneratör geliştirdi. Hibrit aydınlatma kuleleri kullanım yerinin sık yer değiştirdiği şantiye işleri, beton çalışmaları, maden, tünel, yol – köprü yapım işleri ve dış mekân etkinliklerin aydınlatılması için tercih ediliyor. Hibrit aydınlatma kulesi güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynakları ve akıllı batarya yönetim sistemi sayesinde yakıt tüketimini yüzde 73 oranında düşürüyor. Normal aydınlatma kulelerinde 6-7 saat olan motor çalışma süresini 1 saate düşüren hibrit aydınlatma kulesi sadece düşük yakıt tüketimine bağlı karbon emisyonunu azaltılması ile değil aynı zamanda sağladığı düşük ses emisyonu ile de çevre dostu bir ürün olarak dikkat çekiyor.

Middle East Electricity Fuarı kapsamında açıklamalarda bulunan Teksan Satış ve Pazarlamadan Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Burak Başeğmezler şunları söyledi: “Teksan ürünleri 120’den fazla ülkede tercih edilen global bir marka konumuna yükseldi. Dünya genelinde büyük projeler üstleniyoruz. Kuzey Kutbu’nda da Nepal’de de Teksan Jeneratör markalı ürünlerle karşılaşmak mümkün. Her geçen yıl pazar ağımızı daha da genişletiyoruz. Üretimimizin önemli bir bölümünü ihraç ediyoruz, bu nedenle global piyasalardaki gelişmeler bizi yakından ilgilendiriyor. Sadece Ortadoğu, Rusya ve Türki Cumhuriyetler, Kuzey ve Orta Afrika gibi yakın pazarlarda değil Güney Amerika, Avrupa ve Asya ülkelerine gerçekleştirdiğimiz satışlarla da pazarlarımızı çeşitlendiriyoruz. Bu sayede 2017 yılını yüzde 25’in üzerinde bir büyüme ve yaklaşık 400 milyon TL konsolide ciro ile tamamladık. Aynı dönemde direkt ihracatımız ise 200 milyon TL olarak gerçekleşti. Bu da büyümemizde ihracatın ne kadar önemli bir payı olduğunu gösteriyor. Geride bıraktığımız yıl Güney Afrika, Orta Afrika, Maldivler, Sierra Leone, Haiti ve Hindistan gibi daha önce olmadığımız pazarlara girmeyi başardık. 2018 yılında da yeni pazarlara açılarak çift haneli büyüme oranlarımızı sürdürmeyi hedefliyoruz”.

Ödüller sahiplerini buldu

Siemens Türkiye ve Koç Üniversitesi’nin iş birliğiyle bu yıl ilk kez hayata geçirilen Sürdürülebilir Kampüs Projesi’nde ödüller sahiplerini buldu. “Ulaşım”, “Enerji ve Bina Teknolojileri”, “Geri Dönüşüm”, “Endüstri 4.0, Dijitalizasyon, Nesnelerin İnterneti” ve “Beşeri Faaliyetler” olmak üzere beş farklı kategoride geliştirilen sürdürülebilirlik projelerinin değerlendirildiği yarışmada Green Brains grubu birinciliğe layık görüldü.

Siemens Türkiye Sürdürülebilirlik Ofisi ile Koç Üniversitesi ortak girişimiyle ilk kez hayata geçirilen Sürdürülebilir Kampüs Projesi’nde kazanan öğrenci grubu belli oldu. “Ulaşım”, “Enerji ve Bina Teknolojileri”, “Geri Dönüşüm”, “Endüstri 4.0, Dijitalizasyon, Nesnelerin İnterneti” ve “Beşeri Faaliyetler” olmak üzere beş farklı kategoride düzenlenen yarışmada birincilik ödülü, kampüs içerisindeki karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik teknolojileri kullanarak oluşturdukları proje nedeniyle Green Brains grubuna verildi.

SANAYİ-ÜNİVERSİTE İŞ BİRLİĞİNE DAİR GÜÇLÜ BİR ÖRNEK

Proje kapsamında, öğrencilerin daha sürdürülebilir kampüsler ve çevre problemlerine karşı çözümler odaklı sürdürülebilirlik projeleri değerlendirildi. Sürdürülebilir Kampüs Projesi, sanayi-üniversite iş birliğine dair güçlü bir örnek olarak da dikkat çekiyor. Kampüsteki karbon emisyonunu azaltmak amacıyla Koç Üniversitesi ev sahipliğinde 9 Mart Cuma günü düzenlenen ödül törenine, Siemens Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Hüseyin Gelis ve Koç Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Umran İnan ile birlikte projenin jüri üyeleri, öğrenciler ve iki kurumun üst düzey temsilcileri katıldı.

Sürdürülebilir Kampüs Projesi’nde, Siemens Türkiye’nin kampüs operasyonları çerçevesindeki yetkinlik ve deneyimi, Koç Üniversitesi’nin akademik ve araştırma yetkinliği ile birleştirildi.

Siemens Türkiye’nin Kartal ve Gebze’deki kampüsleri ile Koç Üniversitesi Rumelifeneri Kampüsü birer araştırma laboratuvarı olarak kullanıldı ve kampüs operasyonları için sürdürülebilir bir model yaratmaya odaklanıldı. Öğrencilerin “Ulaşım”, “Enerji ve Bina Teknolojileri”, “Geri Dönüşüm”, “Endüstri 4.0, Dijitalizasyon, Nesnelerin İnterneti” ve “Beşeri Faaliyetler” kategorilerinde geliştirdikleri sürdürülebilirlik projeleri, aralarında Siemens Türkiye yöneticilerinin de bulunduğu 8 kişilik jüri tarafından değerlendirildi.

Birinci olan Green Brains grubu, Siemens’in Almanya-Münih’teki merkez binasını ziyaret etme imkanının yanı sıra Sürdürülebilir Kampüs Operasyonları Sertifikası’nı ve 5 bin TL’ye kadar proje bütçesi almaya hak kazandı. Birinci olan gruba ödülü, Siemens Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Hüseyin Gelis ve Koç Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Umran İnan tarafından sahnede takdim edildi.

2023’TE KARBON-NÖTR BİR ŞİRKET OLMAYI HEDEFLİYORUZ

Törende konuşma yapan Siemens Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Hüseyin Gelis şunları vurguladı: “Siemens Türkiye olarak, sanayi-üniversite iş birliklerinin gerek iş gerekse toplum yaşamına değer katan ortaklıklar olduğuna inanıyoruz. Üniversitelerin akademik birikimi ile Siemens gibi köklü sanayi kuruluşlarının uygulamaya dayalı deneyiminin bir araya gelmesi hem eğitim hem de kalkınma anlamında önemli adımlar atılmasını sağlıyor. Koç Üniversitesi ile birlikte yürüttüğümüz ve dijitalizasyonu odağına alan Sürdürülebilir Kampüs Projesi bu anlamda gerçekleştirdiğimiz değerli çalışmalardan biri oldu. Siemens Türkiye’de sürdürülebilirlik odak noktalarımızdan birini oluşturuyor. Sürdürülebilir bir gelecek için de dijitalleşmenin sunduğu imkanlardan mutlaka yararlanmak gerekiyor. Biz, Siemens Türkiye’de çevresel sürdürülebilirlik ve enerji verimliliği açısından dijitalizasyonun sunduğu imkanlar sayesinde 2023 yılında karbon-nötr bir şirket olmayı hedefliyoruz. Sürdürülebilir Kampüs Projesi’nin de bu anlamda oldukça değerli bir katkı sunacağını düşünüyorum. Koç Grubu ile 60 yılı aşan iş birliğimizi farklı bir boyuta taşıyan bu projeye katılan gençlerimizi tebrik ediyor, destek veren akademisyenlere şükranlarımızı sunuyorum.”

Koç Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Umran İnan ise, “Koç Üniversitesi olarak ‘sürdürülebilirlik’ alanındaki çalışmalara büyük önem veriyoruz ve bu alanda yapılan çalışmaları canı gönülden destekliyoruz. Siemens işbirliği ile geliştirdiğimiz ‘Sürdürülebilir Kampüs Projesi’ dahilinde öğrencilerimiz karbon emisyonunu azaltmak için kayda değer projeler tasarlayarak bugün burada bize sundular. Gururla ifade etmek isterim ki bu projelerin her biri özenle üzerinde çalışılmış projelerdir. Projeleriyle ufkumuzu açan tüm öğrencilerimizi tebrik ediyorum. Ayrıca başından beri proje sürecinin içinde yer alarak, akademik bilgi ve birikimleriyle katkı sağlayan değerli Koç Üniversitesi öğretim üyelerimize de teşekkürlerimi sunuyorum” dedi.

İZ İLETİŞİM / TÜRKİYE’DE ENERJİ

Savaş ve Diplomasi İkileminde Afro-Avrasya

21. yüzyılın ilk çeyreğini yaşadığımız bugünlerde dünyanın jeopolitik olarak odak noktası, karalar üzerinden Afrika, Ortadoğu ve Orta Asya ile denizler üzerinden Basra Körfezi, Hint Okyanusu ve Güney Çin Denizi’ne kadar olan bölgeyi kapsamaktadır. Kısaca Afro-Avrasya olarak adlandırabileceğimiz bu bölge Çin Hükümeti’nin önerdiği “One Belt One Road” olarak adlandırılan kara ve deniz ipek yolu güzergâhının üzerinde yer almaktadır.

Çin’in belirlediği bu güzergâh aslında 13. ve 14. Yüzyıllarda Yuan Hanedanlığı döneminde belirlenmiştir. Yuan Hanedanlığı Moğol İmparatorluğu’nun Kağanı ve ilk imparatoru olan Kubilay Han tarafından kurulmuştur ve Kubilay Han kanlı bir şöhreti olan Cengiz Hanın torunudur. Moğolların bu dönemdeki amacı bütün Avrasya coğrafyasını çok kültürlü bir imparatorluğa dönüştürmektir.

Yuan Hanedanlığı döneminde Çin’in stratejisi savaş yerine mücevherler, kumaşlar, baharatlar, metaller ve benzer ürünlerin ticareti üzerine kurulmuştur.  Bu dönemde “Pax Mongolica” yı simgeleyen, askeri gücün izdüşümü değil, ticaret yolları olmuştur. Kubilay Han stratejisini dedesi Cengiz Han’dan farklı olarak savaştan ziyade ticaret ve diplomasi üzerine kurmuştur.

Kubilay Hanın stratejisi kâğıt üzerinde tutarlı olmakla beraber çeşitli nedenlerle başarılı olamamıştır. Bu nedenlerden birisi Çin’in İran ve Rusya’yı kontrol etmekte zorlanması diğeri ise Himalaya dağları ile Çin’den ayrılan ve diğer kıyıları denizlerle çevrili olarak neredeyse bir ada ülkesi gibi stratejik konumdan faydalanan Hindistan üzerinde denetim sağlayamaması olmuştur.  Ancak bu dönemde, Kubilay Han, Çin medeniyetinin, Orta ve Doğu Çin’de, Gobi Çölü’nün Müslüman azınlıkların yaşadığı bölgelerinden etkisini sağlamlaştırmıştır.

Yaklaşık 800 yıl sonra SSCB’nin dağılmasıyla Orta Asya da oluşan güç boşluğunu değerlendirmek isteyen Çin Kubilay Hanın stratejisini yeniden uygulamaya koymuş ve Afro-Avrasya coğrafyasını kara ve denizden yeniden birleştirerek çok kültürlü bir imparatorluk kurma girişiminde bulunmaktadır.

Bu amaçla doğu-batı istikametinde mal ve hizmet ticaretini denetimi altına almak istemektedir. Bunun için hem ekonomik hem de diplomatik pek çok yöntem kullanmaktadır. 800 yıl öncesine göre İran ve Rusya’yı da yanına almış görünmektedir. Bu sefer karşısında aynı amaçlarla Afro-Avrasya coğrafyasını kontrol etmek isteyen fakat Cengiz Han’ın stratejisini uygulayan başka bir güç bulmaktadır.

ABD’nin mevcut yönetiminin Çin, İran ve Rusya karşısındaki tutumunu bu açıdan değerlendirmek mümkündür. 21. yüzyılın bu mücadele sonucunda nasıl şekilleneceği aklı ve diplomasiyi önceleyen Kubilay Han’ın, savaşı önceleyen dedesi Cengiz Han karşısında başarılı olup olamayacağına bağlı olarak değişecektir.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, MD9 ElectriCITY’i Adana’da test etti

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, Temsa’nın Adana’daki fabrikasını ziyaret ederek Türkiye’nin ilk elektrikli otobüsü MD9 ElectriCITY’yi yakından inceledi. Sabancı Holding Sanayi Grup Başkanı Cenk Alper ve Temsa Genel Müdürü Hasan Yıldırım’dan fabrikanın çalışmaları hakkında bilgi alan Bakan Faruk Özlü, Temsa tarafından üretilen Türkiye’nin ilk elektrikli otobüsü olan MD9 ElectriCITY’yi test etti.

Bakan Özlü, MD9 ElectriCITY ile Temsa tesisleri içinde kısa bir gezi yaptıktan sonra otobüsün tampon bölümünü imzalayarak hatıra fotoğrafı çektirdi. Ziyaretin sonunda Özlü’ye otobüs maketi de hatıra olarak takdim edildi.

Tüm yazılımı ve tasarımı Türk mühendislere ait olan MD9 electriCITY, Aralık 2017 tarihinde Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı tarafından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a tanıtılmıştı. Otobüsü İstanbul trafiğinde kullanarak test eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, projede emeği geçen herkesi tebrik etmişti.

ÇEVKO Vakfı, Sürdürülebilir Sanayiyi Ödüllendiriyor

ÇEVKO tarafından sürdürülebilir hayata katkılarıyla öne çıkan ve Türkiye’de Yeşil Nokta markasını kullanan firmaların katılımına açık olarak düzenlenen Yeşil Nokta Sanayi Ödülleri için başvuru süreci başladı. Bu yıl 4üncü kez düzenlenen ödüller için başvuru süreci, 11 Mayıs 2018 günü sona erecek. Başvurular www.yesilnoktaodulleri.org internet sitesi üzerinden online yapılabiliyor.

İstanbul, 5 Mart 2018- ÇEVKO Çevre Koruma ve Ambalaj Atıkları Değerlendirme Vakfı tarafından bu yıl dördüncüsü düzenlenen Yeşil Nokta Sanayi Ödülleri için başvuru süreci başladı. Sürdürülebilir hayata katkılarıyla öne çıkan ve Türkiye’de Yeşil Nokta markasını kullanan firmaların katılımına açık olarak düzenlenen Yeşil Nokta Sanayi Ödülleri, sanayi kuruluşlarının çevre sürdürülebilirliğine katkılarını teşvik etmeyi amaçlıyor.

2014’den bu yana düzenlenen Yeşil Nokta Sanayi Ödülleri’nin 2018 yılı başvuruları 5 Mart-11 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Daha önce ödül alan firmalar arasında, Abdi İbrahim, Akçansa, Anadolu Efes, Boyner, Coca-Cola, Eczacıbaşı Girişim, Frito Lay, Kurtsan İlaçları, Nestle Waters, PepsiCo Türkiye, Procter & Gamble, Şişecam, Tetra Pak, Tofaş ve Unilever gibi ülkemizin önde gelen kuruluşları yer alıyor.

Yeşil Nokta Sanayi Ödülleri, dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de her geçen gün büyüyen ve güçlenen Yeşil Nokta ailesi üyelerinin çevre ile ilgili sürdürülebilir geri kazanım çalışmalarını kamuoyuna duyurmayı hedefliyor. Ödül sürecine katılan ve belirlenen kriterleri en yüksek oranda sağlayan kuruluşların, yasal sorumluluklarının ötesinde gerçekleştirmekte oldukları örnek çalışmaları ödüllendirmek ve aynı zamanda piyasaya süren konumda olan tüm firmaları benzer çalışmalara özendirmek ve teşvik etmek de ödüllerin hedefleri arasında yer alıyor.

Sadece Yeşil Nokta kullanım sözleşmesi olan firmaların katılımına açık olan Yeşil Nokta Ödülleri, Atık Yönetimi Uygulamaları, Ambalaj Tasarımında Kaynak Azaltılarak Önleme Uygulamaları ve Çevre Konulu Sosyal Sorumluluk Uygulamaları kategorilerinde düzenleniyor.

Yarışmanın jürisi, T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı – Sıfır Atık Yönetimi Şb. Müdürlüğü, ASD – Ambalaj Sanayicileri Derneği, Boğaziçi Üniversitesi – Çevre Bilimleri Enstitüsü, ÇEVKO – Çevre Koruma ve Ambalaj Atıkları Değerlendirme Vakfı, EGD – Ekonomi Gazetecileri Derneği, İSO – İstanbul Sanayi Odası, Çevre ve Enerji Şube Müdürlüğü, SKD – İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği, TOBB – Ambalaj Meclisi, Yeditepe Üniversitesi – Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü kuruluşlarının temsilcilerinden oluşuyor.

Hayat Kimya, Türk markalarını Afrika’ya sevdirdi

DEİK Türkiye – Nijerya İş Konseyi Başkanı, Hayat Holding Genel Sekreteri Osman Aksoy, “Afrika kıtasında 13 senelik deneyimimizle, Türk markalarımızın küreselleşmesini sağlıyoruz. Hayat Kimya olarak Türkiye’den sonraki ilk üretim yatırımını 2005’te Cezayir’e yaptık. Sadece 2017’de Mısır ve Nijerya’ya toplam 200 milyon USD değerinde üretim tesisi yatırımı gerçekleştirdik. Türk markalarımızı seven ve lider yapan tüketicileriyle Afrika, Türkiye için cazip bir pazar” dedi.

Hayat Holding Genel Sekreteri Osman Aksoy, hızlı tüketim sektöründe, yatırım yaptığı ülkelerde lider veya ikinci konumda bulunan Hayat Kimya’nın, ilk yurtdışı yatırımını Cezayir’e 13 yıl önce deterjan fabrikasıyla yaptığını belirtti. Hayat Kimya’nın 2017 sonunda Molfix ile Cezayir ve Nijerya’da pazarın lideri, Mısır’da ise pazar öncüsü olduğunu belirterek, Afrika’ya yatırım konusunda değerlendirmede bulundu. Aksoy, “Afrika ülkeleri önemli bir ekonomik değişimden geçiyor. 2006’da Türkiye’nin dış ticaret hacmi 4.5 milyar dolarken bugün 20 milyar dolara yükselmiş durumda. Afrika’da hızlı tüketim, enerji, kimya, tarım gibi birçok sektörde yüksek potansiyel var” şeklinde konuştu.

Aksoy, “Özellikle Kuzey Afrika ülkeleri, hem mesafe hem de kültürel olarak Türkiye’ye yakın. Hayat Kimya olarak Cezayir, Mısır ve Nijerya ile Afrika’da 13 yıllık deneyimimiz ve liderliğimiz, yeni girdiğimiz pazarlarda da bize ışık tutuyor. 2017’de Türkiye’nin en büyük 32. İhracatçısı olarak Hayat Kimya’nın markalarının globalleşmesinde, Bangladeş’ten Kenya’ya, bebeklerin Molfix giymesi, evlerde temizlik için Bingo kullanılması bize şevk veriyor” dedi.

Türkiye ve Afrika yatırımlarına devam

2017’de Kocaeli’ndeki üretim kampüsüne yaptığı 800 milyon TL değerindeki 2 üretim tesisi ve depo yatırımıyla 600 kişiye ek istihdam sağlayan Hayat Kimya, aynı sene içerisinde Afrika’da Mısır ve Nijerya’daki iştiraklerinde temizlik kağıdı ve bebek bezi üretim tesislerine toplam 200 milyon USD yatırım yaptı.

Türkiye’nin en büyük 32. ihracatçısı konumuyla, Afrika’da 22 ülkeye ihracat

Bugün Dünyanın en büyük 5. markalı bebek bezi üreticisi ve Afrika, Ortadoğu ve Doğu Avrupa’nın en büyük kağıt üreticisi konumunda olan Hayat Kimya, TİM en büyük ihracatçılar listesinde 32. sırada yer alıyor. Afrika’da bulunan 54 ülkenin 22’sine Türkiye’den güçlü markalarını ihraç ediyor.

Afrika’da Türk markalarını lider yaptı

Hayat Kimya, bugün Bingo, Test, Molfix, Molped, Papia ve Familia markalarıyla Cezayir, Mısır ve Nijerya’da ev bakım, hijyen ve temizlik kağıdı kategorilerinin lider markaları arasında yer alıyor. Hayat Kimya, Cezayir, Nijerya ve Mısır’daki ev bakım, hijyen ve kağıt üretim tesisleri ve organizasyonlarında toplam 2.500 kişi istihdam ediyor.2017 sonunda Molfix ile Cezayir’de %36, Nijerya’da %51’lik payla pazarın lideri konumunu korurken, Mısır’da ise %22 ile pazar öncüsü konumunda.

Afrika’nın sorumlu Türk üreticisi Hayat Kimya, anne ve bebeklere dokunuyor

Hayat Kimya bulunduğu ülkelerde topluma fayda sağlayarak büyük üreticiliğin sorumluluğunu yerine getiriyor. Cezayir’de HüsseinDey Hastanesi’nin pediatri bölümündeki odaları yenileyerek 2 bin çocuğun daha iyi koşullarda tedavi olabilmesine olanak sağlayan Hayat Kimya, yine Cezayir’de, 5 farklı şehirde kullanılmayan kıyafetlerin toplanılıp Bingo deterjanlarla yıkanıp, temizlenip, paketlenerek ihtiyaç sahibi ailelere ulaştırılması için “Bingo Clothing Bank” projesini başlattı. Proje hayata geçtiğinden bu yana binlerce ihtiyaç sahibi kıyafetlerine kavuştu.

Nijerya’da ise Molfix 2 bin 200 hastanede 350 bine yakın anneye, bebek bakımı bilgilendirilmesi yaptı, 100 bin anneye hijyen eğitimi sağladı. 2 milyon adete yakın Molfix, imkanı olmayan bebekler dağıtıldı.

AYEDAŞ Mobil 186 Uygulaması Yenilendi

Sektöre getirdiği yeniliklerle müşterilerine dijital platformlarda da en iyi hizmeti vermeyi hedefleyen AYEDAŞ, Mobil 186 uygulamasını tümüyle yeniledi. Uygulamanın güncellenen versiyonu ile müşteriler, konum ve fotoğraf paylaşarak arıza kaydı oluşturabiliyor, planlı kesintiler hakkında detaylı bilgi sahibi olabiliyor ve birçok farklı kategoriden talep açabiliyor.

Günlük yaşamın vazgeçilmezi olan elektrik enerjisini insan odaklı hizmet anlayışı ve günümüzün gelişen teknolojisine uyumlu sistemler ile ulaştıran AYEDAŞ, müşteri iletişim kanallarını da her geçen gün artırarak sektörde ilk defa kullanıma açtığı Mobil 186 uygulamasını güncelledi. İstanbul Anadolu Yakası’nın elektrik dağıtımını gerçekleştiren AYEDAŞ, müşteri memnuniyeti odaklı çalışmaları kapsamında “AYEDAŞ 186” uygulamasına, eklenen yeni özellikler sayesinde müşterilerinin tüm soru ve taleplerine hızlıca çözüm sağlıyor.

Şimdiye dek, tüm IOS ve Android işletim sistemli cihazlar üzerinden yirmi bin kullanıcıya ulaşan AYEDAŞ 186 uygulamasının güncellenen sürümü ile artık pek çok işlemi bir arada, daha hızlı ve kolaylıkla yapılabilme imkânı sağlanıyor.

Müşterilerin, arıza kaydı ve aydınlatma taleplerinde bulunurken, konum ve fotoğraf paylaşabilmesi, uygulamanın öne çıkan en önemli yeniliklerinden biri. Taleplere en doğru ve en hızlı şekilde cevap vermenin hedeflendiği uygulama ile kullanıcılar, planlı kesintileri harita üzerinde görebilirken, uygulamaya giriş yapmadıkları zamanlarda da telefon ekranı üzerinden bildirimlerle yaşadıkları bölgelerdeki planlı kesintilerin takibini yapabilecekler.

Kullanıcılara özel haberler, özel kampanyalar, bildirilerden hızlıca haberdar olma özelliği sunan uygulama; müşterilerin arıza, aydınlatma ihbarı, endeks girişi, sayaç işlemleri ve kesme / açma ihbarı yapmasını sağlarken yetkili elektrikçilere de proje ve randevu talebi yapabilme ve işlem takibi seçeneklerini sunuyor.