7.6 C
İstanbul
Perşembe, Nisan 9, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 127

İslamoğlu Madencilik’in tercihi Ford Trucks

İstanbul’un en büyük agrega madenlerinden birine sahip olan İslamoğlu Madencilik, filosunu 19 adet Ford Trucks 1842T çekici ile genişletti. 10 Nisan 2018’de düzenlenen araç teslimat töreninde Ford Trucks tarafından İslamoğlu Madencilik adına firma sahiplerine teşekkür plaketi takdim edildi. Gerçekleştirilen teslimat törenine İslamoğlu Madencilik firma sahibi Kenan İslamoğlu, İslamoğlu Madencilik Genel Müdürü Doğan Aksu ile Ford Trucks Türkiye Satış Müdürü Murat Bakış ve Satış Bölge Müdür Barış Anayurdu katıldı.

Ağır ticari araç pazarının yerli yıldızı Ford Trucks

Ford Otosan mühendisleri tarafından geliştirilen Ford Trucks modelleri, yurtiçi ve uluslararası taşımacılık ve inşaat alanında faaliyet gösteren müşterilerin beklentilerine uygun olarak; Ford Trucks’ın DNA’sında yer alan güç, konfor, verimlilik ve dayanıklılık gibi özelliklere sahip olarak üretiliyor. Ford Trucks modelleri, kullanıcısına yüksek performans ve düşük yakıt tüketiminin konforunu güncel teknolojilerle bir arada yaşatıyor. Ford Trucks modelleri 1,1 milyon m2’lik alana sahip olan Ford Otosan İnönü Fabrikası’nda üretiliyor. 1.500 kişiye istihdam sağlayan Ford Otosan İnönü Fabrikası’nda aynı zamanda Euro 6 normlarına uygun, çevre dostu Ecotorq motorun üretimi yapılıyor. Türkiye’nin kendi markasıyla kendi motorunu üreten tek ağır ticari markası olan Ford Trucks, Türkiye ekonomisine yüksek katma değer sağlıyor.

Zorlu enerji zoru başarıyor

24’üncü Uluslararası Enerji ve Çevre Fuarı ve Konferansı ICCI 2018’in katılımcıları arasında yer alan Zorlu Enerji, sektörün geleceği ve akıllı çözümlerle ilgili değerlendirmelerde bulundu.  

İstanbul Fuar Merkezi’nde 24’üncüsü düzenlenen Uluslararası Enerji ve Çevre Fuarı ve Konferansı ICCI, aralarında Zorlu Enerji’nin de yer aldığı sektörün önde gelen kurum, kuruluş ve oyuncularını buluşturdu. Zorlu Enerji’nin en yeni ürün ve çözümlerini paylaştığı fuarda sektörün geleceği de masaya yatırıldı.

“Doğal gaz santrallerinin gelecekteki rolü” başlıklı oturumda konuşan Zorlu Enerji Yatırımlar, İşletme ve Bakımdan Sorumlu Genel Müdürü Ali Kındap, önümüzdeki dönemde ancak yüzde 55’in üzerinde verimliliğe sahip doğal gaz santrallerinin ayakta kalabileceğini kaydederek “2040’ta 50 bin megavatlık doğalgaz santralinde sağlanacak her yüzde 1 verimlilik artışı, yıllık ortalama 200 milyon dolar tasarruf anlamına geliyor. Şu anda kurulu gücümüz 86 bin megavat seviyesinde ve bunun 26 bin 500 megavatı doğalgaz çevrim santrallerinden oluşuyor. 2040’ta doğalgaz santrallerinin kapasitesi 50 bin megavat seviyesinde olacak. Şu an doğalgaz santrallerinde en önemli konu verimlilik. 2040’a kadar doğalgaz santralinde sağlanacak her yüzde 1 verimlilik artışı, yıllık ortalama 200 milyon dolar tasarruf anlamına geliyor. Artık bütün gaz santrallerinde çalışmalar verimlilik artışını sağlamaya yönelik” dedi.

 “Anında ve doğru yerde kaynaklar ile enerji ihtiyacını karşılayabiliriz”

“Akıllı Şebekeler” oturumunda konuşan Zorlu Enerji Akıllı Sistemler Müdürü Burçin Açan ise yapay zeka, akıllı uygulamalar, sanal gerçeklik, büyük veri gibi yeni teknolojilerin enerji sektöründe yaratacağı dönüşüme ilişkin açıklamalarda bulundu. Akıllı sistemler sayesinde enerjinin daha verimli kullanılabileceğini belirten Açan, elektrikli araçların da gelişmesiyle enerji altyapıları, binalar ve ulaşım sistemlerinde önemli dönüşüm yapacağını dile getirdi. Açan, “Elektrik araçlarda önümüzdeki dönemde önemli bir büyüme bekliyoruz. Şu anda Türkiye’de 1100 elektrikli araç var. Ancak hızla artacak. Her bir elektrikli araç aslında 4 tekerlekli pil demek. Mikro şebeke, yerinde depolama ve yerinde tüketim sistemleriyle önümüzdeki dönemde yaşanacak dönüşüme ayak uydurabiliriz. Anında ve doğru yerde kaynaklar ile enerji ihtiyacını karşılayabiliriz” açıklamasında bulundu.

Güneş enerjisinde önemli adımlardan biri mahsuplaşma

Zorlu Enerji, ICCI 2018 kapsamında düzenlenen Solarbaba Solar Çatı Konferansı’nın da destekçileri arasında yer aldı. Konferansta konuşan Zorlu Enerji Grubu Solar Direktörü Evren Evcit çatı pazarını harekete geçirebilmek adına atılması gereken en önemli adımın mahsuplaşma olduğunu belirtti. Evcit, “Mahsuplaşma hem devlete hem de tüketicilere büyük yarar sağlanacak. Pazarın sağlıklı bir şekilde büyüyebilmesi için de; denetim konusunda yasal düzenlemeler hazırlanması, onaya sunulan projelerdeki teknik konulara dikkat edilmesi ve her ayrıntının göz önünde bulundurulması gerekiyor” değerlendirmesini yaptı.

Konferansın “Teknoloji” başlıklı oturumunda konuşan Zorlu Enerji Grubu Solar Teknik Müdürü Halil Oral ise “Endüstriyel çatılarda güneş paneli kurulumları için dikkat edilmesi gereken en önemli iki konu, çatıdaki statik ve sızdırmazlık. Yatırımcıların kurulum sonrasında sıkıntı yaşamaması ve tesisinden maksimum kazanç sağlayabilmesi için; çatısını profesyonel, güvenilir kurulum firmalarına emanet etmesi,  çatının yapısına uygun en doğru ürün ve hizmeti seçmesi gerekiyor. Biz Zorlu Enerji olarak çatı projelerinde enerjiyi maksimize etmekten önce, güvenliği maksimize ediyoruz” dedi.

Zorlu Enerji İşletme ve Bakımdan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Ömer Harun Örge, “Enerji santrallerinde işletme ve bakım” konulu oturumda Zorlu O&M hizmetlerinden bahsederken, “Biyokütle ve atık” başlıklı oturuma katılan Tümay Yavuz, yeni yatırımlar planlarına ilişkin açıklamalarda bulundu.

Medyaevi İletişim

 

 

İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın!

Uzun zamandır sosyal mecrada olsun, köşe yazılarımda olsun emlak konut temalı söylemlerimi takip edenler bilirler. Bilmeyenlerin ve duymayanların da durumu öğrenmesinde fayda var.

Şeyh Edebali’nin ‘Şunu da unutma; insanı yaşat ki, devlet yaşasın!’ sözünün tam kullanılacağı olaylar Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın yeni şehir diye ilan ettiği Kayaşehir’de bulunan Emlak Konut Başakşehir Evleri’nde yaşanıyor. Ciddi bir sorun var, mağdur olanlar, sorunları karşısında muhatap bulamayanlar var.

Emlak Konut A.Ş’nin inşa ettiği, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca satışa çıkarılan ve Turyap A.Ş tarafından da pazarlanan Emlak Konut Başakşehir Evleri’nde tam bir keşmekeş hakim.

Bakanlık tarafından satışa çıkarıldığı için tereddüt etmeden daire satın alan vatandaşlar değişik olaylar ile karşılaşıyorlar ve sorunlarla da başbaşa kalmak zorunda bırakılıyorlar.

Peki nedir bu sorunlar;rutubet, boyalarda kabarma, parkelerde şap atılmadığından sorunlar, parke süpürgelikleri gelişi güzel kesilmiş ve aynı şekilde monte edilmeye çalışılmış, tuvalet ve banyo mobilya malzemelerinde çizikler, kapılarda darbe izleri, binanın dış cephesinde çatlaklar, pencerelerde kırıklar ve çizikler, silikonlar parmakla gelişi güzel çekilmiş, duvarlarda yamukluklar vs… Mağdur olan vatandaşlar önce emlak konuta şikayetini iletiyor, ardından yüklenici firma elemanları yapacaklarına dair söz veriyor. Yapmaya çalışıyorlar ama işin ehli ustalar olmadıklarından mı yoksa yapıyormuş gibi yapın talimatı mı alıyorlar, bilinmez, yapılanlar ile daire daha da kötü şekilde size teslim edilmeye çalışılıyor.

Bazı sorunlara ise hiç müdahale edilmiyor. Bu projede kapı çizikleri, pimapenlerde kırıklar, duvardaki yamukluklar, parke altında şap olmaması, parke ile fayans arasında kot farkı olması, fayansların terazi kullanmadan yapılması, fayanslardaki defo ve kırıklar, tuvaletlerde yalıtım kullanılmaması, boya dökülmeleri, rutubet gibi defolar kusur olarak kabul edilmiyor.

Pardon kabul ediliyor ama sadece Emlak Konut Yetkilileri telefonda ve yüzyüze görüşmelerde kabul ediyor bu kusurları, resmi yazışmalarda bu hataların olduğu dairelerde sorun yoktur bilgisi veriliyor üst makamlara…

Vatandaş Emlak Konut ve Altındağ İnşaat sorunlarını çözmeyince durumu Cumhurbaşkanlığına (CİMER)’e, Başbakanlığa (BİMER)’e ve Çevre Şehircilik Bakanlığı’na bildiriyor. Bu kurumlarımızdan Emlak Konut A.Ş’ye konuyla ilgileniniz diyerek talimat veriliyor.

Emlak Konut gelen yazıya bahsi geçen dairedeki tüm eksiklikler yapılmıştır diyerek yanlış bilgi vererek üst makamları yanıltıyor.

Peki Emlak Konut neden vatandaşların şikayetlerini çözmeden çözülmüş gibi göstererek üslup hatası yapıyor sizce?

Yüklenici firma’yı mı yoksa kendilerini mi koruyor?

Her ikisi de bence? Birileri hem kendini,hemde yüklenici firma Altındağ İnşaatı koruyorlar?

Emlak Konut Başakşehir Evlerinde daire sahiplerinin dilinde dolaşan işten çıkarılan işçiler maaşını alamayınca dairelere zarar verdiler sözleri aklıma geldi.

Ortada bir zarar var, hem de büyük bir zarar…

Devlet bu dairelerde kullanılacak malzemeleri çok kaliteli seçmiş. Elektrik prizleri viko en kaliteli markadan ama takarken ya zarar vermişler yada prizleri üzerinden boyamışlar ya da elektrik bağlantısını yapmamışlar.

ESASINDA EMLAK KONUT A.Ş VE VATANDAŞ MAĞDUR EDİLMİŞ

Pencereleri de ısıcam ve kaliteli pimapenden kullanılması için parasını yüklenici firmaya Emlak Konut vermiş. Fakat yüklenici firma pencereleri monte ederken hem kırmış hem çizmiş,hem de aralarında boşluk kalacak şekilde monte etmiş, pardon monte ettiğini zannetmiş.

Daire içi ve dışındaki tüm daire kapıları da kaliteli hoş kapılar fakat her kapıda çizik var. Çizik olmayan bir kapı bulamıyorsunuz. Parkelere gelince şap atılmamış veya atılsa da düzgün yapılmamış, parkeler ile kalebodurlar arasında kot farkı olduğunu çıplak gözle fark ediyorsunuz.

Sözün özü şudur; Emlak Konut Başakşehir Evlerin’de devletin parası ile alınan malzemelere zarar verilmiş. Ve bu zarar görmezden gelinerek, yüklenici firmadan daireler sorunsuz olarak teslim alındığı ile alakalı imzalar atılmış.

Emlak Konut A.Ş’den hangi yetkili bu daireleri sorunsuz diyerek teslim almıştır? Bu dairelerde yaşanan sorunlar defolar ve kusurlar neden cumhurbaşkanlığı, başbakanlık ve çevre bakanlığından gizlenmektedir?

İletişim hayatın vazgeçilmezidir

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Basın Müşavirliği ve Emlak Konut A.Ş. Basın Müşavirliğine, Emlak Konut Başakşehir Evleri’nde yaşanan sorunlarla alakalı görüştüğümde gerçekten çok üzücü bir süreç yaşadım. Basın Müşavirliği Birimiyle sağlıklı iletişim kurduğum tek kurum ise TURYAP A.Ş. oldu.

Çevre bakanlığı Basın Müşavirliğinde çalışan arkadaşlara kendilerine bir haber yapacağımı ve birtakım sorularım olduğunu söylememin ardından sorularımı aldılar ama zahmet edip, geri dönüş yapmadılar.

Emlak Konut A.Ş. Basın Müşavirliğinde çalışan hanımefendi ise sorulara cevap vermeyi bırakın beni teslim sonrası hizmetler birimine yönlendirmekle iletişimimize son noktayı vurdu.

Turyap A.Ş. Basın Müşaviri Gülru Çongar ise diyaloga girer, girmez bir toplantı düzenleyerek, Yönetim Kurulu Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyeleriyle bir toplantı düzenledi. Ve beni şirket merkezlerine davet ettiler. Sorduğum sorulara canlı canlı katıldığım toplantıda cevap aldım.

Hak adına, birlik ve dirlik

Vatandaşın Cumhurbaşkanları Recep Tayyip Erdoğan’a olan güvenleri tamdır, Lakin, işini iyi yapmayan, ehil olmayan yöneticiler konusunda kafalar ciddi anlamda karışıktır.

Geçtiğimiz seçimlerde İstanbul ve Ankara’da oyların azalma nedeninin halkın sesine kulak vermeyen, eleştirileri çözüme ulaştırmayan yöneticiler olduğu konusunda herkes hem fikirdir.

Nasılsa Cumhurbaşkanı meydanlarda halkla buluşuyor, Başbakan vatandaşın ayağına gidiyor diyerek boşuna işgal ettikleri koltuklarda göbeklerini kaşıyarak oturan yöneticilerin geçtiğimiz seçimlerde oy kaybettirdiği gerçeğini görmezden gelemeyiz.

Vatandaşın şikayetlerini görmezden gelen, halka tepeden bakan ve mana planı yerine madde planını ön planda tutanlar seçimler öncesi ortamı bulandırmaktadırlar.

Yöneticiler Cumhurbaşkanımız Erdoğan gibi halka ve hakka hizmet için çalışabilirlerse oy düşüşü yaşanmaz.

Emlak Konut ve Toki’den daire alan vatandaşların sorunları masaya yatırılırsa, oy düşüşü yaşanmaz.

Hastanelerde vatandaşa güler yüzlü hizmet vermenin önemi çalışanlara anlatılırsa oy düşüşü yaşanmaz.

Trafikte siren takan araçlar sivil araçları ve trafiği tehdit etmeyi bırakırsa oy düşüşü yaşanmaz.

Hafriyat kamyonlarından rahatsız olan vatandaşların yaptığı ihbarlar değerlendirilse, yasak saatlerde bu araçların trafiğe çıkışı engellenirse, oy düşüşü yaşanmaz.

Fetö terör örgütü ile ilişkili olanların Fetö karşıtı gibi siyasette boy göstermesine müdahale edilirse oy düşüşü yaşanmaz.

Belediye başkanları kibir yerine mütevaziliği, kaymakamlar ise protokol yerine halkın arasına karışmayı tercih ederse, oy düşüşü yaşanmaz.

Daha bir sürü neden sıralayabiliriz ama ne olursa, olsun, bu liyakatsizlere rağmen vatandaş cumhur ittifakının yanında dimdik durmaktadır. Lakin vatandaşın yanında Cumhurbaşkanı Erdoğan haricinde dik duran bir başka isim bulunmamaktadır.

Akıncılar ve ülkücülerin kol kola girdiği bu günlerde olumsuz hareketler sergileyen yöneticilere rağmen seçimlerden zaferle çıkılacağı düşünülmektedir.

Bu seçimlerde, Hak adına, birlik, dirlik, temizlik, değişim ve gelişim kelimeleri bir başka anlam taşıyor.

Başakşehir Evlerinde sorunlar görmezden geliniyor

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Turyap A.Ş ortak ofisinden Emlak Konut Başakşehir evlerinde bulunan daireleri satın alan vatandaşlar % 75’lik kısmını ödeyememelerinin ardından peşinatlarına el konulmasına bir anlam verilemiyor. Çevre Şehircilik Bakanlığına dairelerinin tüm parasını nakit ödeyerek Emlak Konut A.Ş’den daire teslim alan vatandaşlar hasarlar ve defolarla karşılaştılar.

Teslim anında tutanak ile kusurlar ve eksikler kayda geçmesine rağmen, Emlak Konut A.Ş ve Yüklenici firma yetkilileri söz verdikleri halde sorunları çözüme kavuşturmuyor.

Sorunlarla yaşamaya mahkum edildiklerini söyleyen vatandaşlar sorunlarını görmezden gelen Emlak Konut A.Ş ve Altındağ İnşaatı daire camlarına ‘defolu ev’ yazıları yapıştırarak protesto ediyorlar.

Emlak Konut Başakşehir Evleri genelinde bulunan dairelerde sorunlar tam bir keşmekeşe dönmüş iken, 3. kısımı inşa eden Altındağ İnşaat ile alakalı vatandaşlar tarafından söylenen iddialar ise burada bulunan dairelerdeki hasar ve defoların nedenini açıklıyor.

Dairelerin bulunduğu binaları inşa eden Altındağ İnşaat Proje müdürü inşa zamanında birtakım hatalar yapmış ve işten çıkartılmış, aynı zamanda işçilerinde işine son verilmiş. Parasını alamadığı için işçilerin dairelere zarar verdikleri iddia ediliyor.

Dairelerin hemen hemen her yerinde defolar mevcut, duvarlarda yamukluklar, pimapenlerde kırıklar, dolaplarda darbeler, daire içi ve dışındaki kapılarda çizikler mevcut.

EMLAK KONUT; ‘CUMHURBAŞKANLIĞI, BAŞBAKANLIK VE ÇEVRE BAKANLIĞINA YANLIŞ BİLGİ VERİYOR’

Vatandaşlar dairelerdeki sorunları Çevre ve Şehircilik Bakanlığına, Cumhurbaşkanlığına ve Başbakanlığa bildiriyorlar. Fakat Emlak Konut kurumlardan gelen yazılara ve talimatlara ‘dairelerde sorun yoktur veya sorunlar çözülmüştür’ şeklinde yanlış beyanlarla cevap vermesi daire sahiplerinin tepkisine neden oluyor.

Emlak Konut Başakşehir Evlerine ilk taşınanlar arasında bulunan Öğretmen Sezgin Maden Temmuz 2017’den bu yana dairesinde bulunan sorunların çözülemediğini söylerken,

14 Aralık 2017 tarihinde teslim aldığı dairesine bebekleri yeni dünyaya geldiği için aceleyle taşındığını belirten Mali Müşavir Yusuf Dinçel, daireyi teslim aldıktan sonra Altındağ İnşaat ve Emlak Konut A.Ş yetkililerinin söz verdikleri halde dairenin hatalarını gidermediklerini belirtti.

Emlak Konut Başakşehir Evlerinden daire satın alan Mustafa Karaşahin, satış sürecinde konuşulduğu gibi ödemeleri yapacağını söylediği halde devletin parasına neden el koyduğuna bir anlam veremediğini söyledi.

“Bakanlığın parama el koymasından dolayı çok üzgünüm”

Turyap A.Ş ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ortak ofisine giderek, Emlak Konut Başakşehir Evlerinden daire satın alan Mustafa Karaşahin, devletin parasına el koymasından dolayı çok üzgün olduğunu ve bu haksız duruma bir anlam veremediğini söyledi. Devletin bakanlığı ve kamu kurumu Emlak Konut A.Ş’ye güvenerek daire aldığını fakat başına gelmeyen kalmadığını söyleyen Mustafa Karaşahin, “Çevre Bakanlığı ve Turyap A.Ş ofisinden daire almaya gittiğimizde 20.000 lira peşinat ödeyeceğim ve 3 ay sonra da 90.000 lira peşinat yatırmam gerektiği tarafıma söylendi. Peşinat parasını yatırdım, ardında 3 ay sonra 90.000 lirayı yatırmaya gittiğimde 400.000 lira ödeyeceksiniz yoksa paranızı yakarız dediler” şeklinde konuştu.

EMLAK KONUT BAŞAKŞEHİR EVLERİNDEN DAİRE ALMA HAYALİMİZE DARBE VURULDU

Daireyi satmadan önce farklı konuşurken, sattıktan sonra ise farklı söylemlerde bulunduklarını söyleyen Karaşahin,“Ben dairemi satıp,kalan bedeli ödeyeceğim yoksa ben bu parayı ödeyemem dediğimde, bunu kabul etmişlerdi. İdare edeceksiniz ben daireyi satın alayım, yoksa girmeyeyim dediğimde;biz gereken her türlü yardımı yapacağız, rahat olun idare edeceğiz şeklinde konuştular. Bu şekilde konuştuğumuza şahitlik edecek kişiler yanımızdaydı. Bana hemen parayı yatırmanız gerekli dediklerinde bankalarla görüştüm. Banka 2 gün içerisinde krediniz çıkar dedi. Fakat Turyap ve Çevre Şehircilik Bakanlığı yetkilileri iki gün bile beklemediler” diyerek konuştu.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığının parasına el koyulmasıyla alakalı resmi bir yazı gönderdiğini belirten Karaşahin, “Parama el konulmasıyla ilgili belge elime ulaştı fakat neden el koydular, sebep nedir, bilmiyorum. Bize daire alırken paranız direkt devlete gidiyor, biz aracıyız dediler ve biz devlet olduğu için güvenerek Emlak Konut Başakşehir Evlerinden daire almaya karar verdik, fakat başımıza gelmeyen kalmadı. Paramızdan vazgeçtik ama başka insanların canı yanmaması için gazeteci arkadaşımızla konuşmayı kabul ettik” diyerek sözlerini bitirdi.

“Emlak Konut dairemizde bulunan hataları ve Altındağ İnşaat’ın kusurlarını görmezden gelmiştir”

Emlak Konut Başakşehir Evlerine ilk taşınanlar arasında bulunan Öğretmen Sezgin Maden Temmuz 2017’den bu yana dairesinde bulunan sorunların çözülemediğini söyledi. Dairesini teslim aldığı Temmuz 2017’den bu yana dairede sorunları çözmek için mücadele verse de başarılı olamamış.

ALTINDAĞ İNŞAAT TAAHHÜT ETTİĞİ SÖZLERİ YERİNE GETİRMEMİŞ

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan satın aldığı dairesini Emlak Konut’tan teslim alarak taşındığını belirten Sezgin Maden,“Taşınmadan önce daireyi teslim alırken yetkililere tutanakla tüm eksiklikleri bildirdim. Altındağ İnşaat firması yetkilileri bir ay içerisinde tüm eksiklerin yapılacağını taahhüt ettiler. Taşındığımdan bu yana 10 ay geçti ancak evimdeki hiçbir sorun yapılmadı” diyerek sorunlarla yaşamak zorunda bırakıldıklarını söyledi.

DAİREMİZDE PARKE ÇÖKÜYOR, PENCERELER KAPANMIYOR

Maden, “Defolu dairemize sorunlar nedir diye soracak olursanız pencerelerdeki kapanmama sorunu, parke çökmesi, Dışkapı ile mermer arasındaki çok geniş açıklık, bu açıklıktan dairemize toz ve benzeri cisimlerin girmesi, Mutfakta Fırın için yapılmış dolaba Fırın’ı, Banyo’da çamaşır makinası için yapılmış dolaba da çamaşır makinasını sokamıyorsunuz. İşçilik problemi ciddi anlamda sorun olarak karşımıza çıktı. İşçilik yapılırken, mallara zarar verildiğini görebiliyorsunuz. Saymakla bitmeyecek sorunları çözeceklerini söyledikleri halde sözlerini yerine getirmediler.

EMLAK KONUT DAİREMİZDE BULUNAN HATALARI VE ALTINDAĞ İNŞAAT’IN KUSURLARINI GÖRMEZDEN GELMİŞTİR

Altındağ İnşaat verdiği sözleri yerine getirmeyince Emlak Konut A.Ş yetkililerine durumu bildirdim. Fakat Emlak Konut yetkilileri kusur ve hataların bulunduğu dairemizde hiçbir sorun olmadığını söylediler ve ilgilenmediler. Durmadan usanmadan sabırla Emlak Konut A.Ş ile yazışmalar yaparak, evdeki sıkıntıların giderilmesi istedim. Yine herhangi bir işlem yapılmadı. Sonrasında Emlak Konut’tan teslim sonrası hizmetten sorumlu Fatih Bey ile görüştük. Kendisi bana dairenin eksiklerinin yapılacağını söyledi ve birtakım tarihlerde bulundu. Ancak verdiği tarihlerde geçti ve sorunlar çözüme kavuşturulmadı. Şu anda aynı sorunlarla yaşamaya devam etmeye maruz bırakıldık.

Banyo’da su sızması vardı, firma bir eleman gönderdi. Gelen genç çocuğun söylediği hala kulağımda yankılanıyor; ‘İlk kez silikon tabancası kullanacağım, iyi yapamazsam kusura bakmayın’

EMLAK KONUT, BİMER’E YANLIŞ BİLGİ VEREREK DAİREMİZDE HATA VE DEFO OLMADIĞINI BİLDİRMİŞTİR

Verilen sözlerin tutulmaması ve ilgisiz davranılması üzerine BİMER’e şikayette bulundum. Emlak Konut, Başbakanlık İletişim Merkezi (BİMER)’e evdeki sorunların yapıldığını ve herhangi bir sorun olmadığını bildirmiştir. Yaklaşık 10 ay gibi bir süre geçmesine rağmen evimdeki sorunlar giderilmemiştir. Sorunların çözüme kavuşturulması ile ilgili mücadelemizi sabırla devam ettirmekteyiz. Emlak Konut Yetkilileri Fatih ve Erkan Bey evdeki sorunların çözüme kavuşacağını söylemiştir. Aylardır bekliyorum ve sabrımız tükenmektedir. Bu sefer de çözülmezse hukuki süreci başlatacağız” diyerek yaşananlardan dolayı duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

“Altındağ İnşaat & Emlak Konut A.Ş. yetkilileri sorunlara çözüm odaklı yaklaşmıyor”

Emlak Konut Başakşehir Evlerinden satın aldığı daireyi 14 Aralık 2017 tarihinde teslim alarak taşındığını belirten Mali Müşavir Yusuf Dinçel, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı&Tuyap A.Ş ortak ofisinden ev alma sırasında yaşadığı süreç ile daireyi teslim aldıktan sonra Altındağ İnşaat ve Emlak Konut A.Ş yetkilileri ile yaşadıklarını gazetemize anlattı.

SORUN DAİREYİ ALIRKEN BAŞLADI, ÇEVRE BAKANLIĞINA GÜVENEREK KÜÇÜK SORUNLARI GÖRMEZDEN GELDİK

Emlak Konut Başakşehir Evleri 1. etap 3. kısım da oturan Yusuf Dinçel, aldıkları sıfır dairede yaşadıkları sorunların kendisini ve ailesini çok üzdüğünü belirterek, “Esas sorun biz daire satın almaya geldiğimizde başladı. Satış ofisindeki yetkililer bize aldığımız daireyi gösteremeyeceklerini ve dolayısıyla da görmeden satın almamız gerektiğini söylediler. 10 sefer geldim konuştum, görüştüm ve en sonunda ben daireyi almaya karar verdim. Ama görmeden almayı düşünmüyorum dedim. Bana satın alacağım daireyi değil de ona benzer başka bir daireyi görebileceğim belirtildi. Hatta anahtarı bana verdiler ve ‘siz gidin bakın biz gelemiyoruz’ dediler. Örnek daire adı altında teras bir daireye baktık. Bizim şu an oturduğumuz dairede bulunan ağır defolar kadar hasar olmasa da ufak tefek kusurlar vardı. Ama biz hiçbir zaman eksiklerin veya kusurların yapılmayacağı gibi bir şey aklımıza hiç gelmedi. Nasıl düşünebiliriz ki! Evlerde kusur olacak ve bu hatalar düzeltilmeyecek diye” şeklinde konuştu.

PİMAPENLER, PARKELER, BANYO DOLAPLARI, PETEKLER HATALI YAPILMIŞ

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yani devlet garantisi altında yapılmış bir siteden ev aldıklarını söyleyen Dinçel, “Şu an oturduğumuz daireyi peşin ödeme yaparak satın aldık.14 Aralık’ta Altındağ İnşaat’ın yetkilisi Mehmet isimli arkadaştan dairemizi teslim aldık, beraber gezdik ve 16 kalem eksiklik tespit ettik. Pimapen ile ilgili ciddi problemler vardı. Yeni doğmuş bir bebeğim olduğu için ısınma problemi bizim için çok önemliydi. Ebeveyn banyosunda bulunan ayna tuz, buz olmuştu, yarısı duvarda, yarısı yerdeydi. Banyo dolabında kabarmalar, şişmeler vardı. Hiç oturulmamış sıfır dairenin banyo dolabının su alıp, şişmesi insanı hayretlere düşürüyor. Parkelerde boşluklar bulunuyordu ve üzerine bastığınız zaman şap atılmadığı için parke kalkacak gibi hissediyorsunuz. Salonda bulunan radyatör peteği duvara sabitlenmemiş. Şu an petek sallanıyor” diyerek anlattıklarına benzer birçok problem bulunduğunun altını çizdi.

SALONDAKİ DUVAR RÜZGAR İLE SALLANIYOR, PRİZLERDEN RÜZGAR SESLERİ YANKILANIYOR

Tutanakta belirtilen tüm sorunların çözüleceğine dair söz verdiklerini belirten Dinçel, “Dairede 5 aydır ikamet ediyoruz. Sorunlar giderilmediği gibi tutanakla tespit edilip yazılanlara ek olarak zamanla kullandıkça gizli ayıplarda ortaya çıktı. Şu an en büyük sorunumuz alçıpan duvardır. Duvarın yıkılma tehlikesi var. Çelik konsorsiyum sabitlenmemiş. Rüzgarda çelikler duvara çarparak aşırı ses çıkartıyor. İlginçtir bildiğiniz elektrik ve anten prizlerini söktüğümüzde inanılmaz bir hava giriyor dairemizin içerisine. Bu rüzgar sesleri iç cephede oluşuyor, yanlış anlaşılmasın dış cephede değil. Gariptir tutanakta tespit ederek yapılacağına dair söz verilen kusurlar azalacağına sorunlar çoğalmaya başladı. Şaka değil gerçek olan bir şey var, 5 ay geçmesine rağmen sorunlarımıza çözüm bulunamıyor. Kısa zamanda anlatabileceklerim bunlar, bir gün geniş zamanda size problemlerimizi daha ayrıntılı anlatabilirim” diyerek yaşananlardan ailece çok büyük üzüntü duyduklarını söyledi.

KAYNAK : GÜZELVATAN GAZETESİ 

AK Parti ne yapmalı, ne yapmamalı

Sevgili Bir Portre okurları, yeni bir sayıda daha sizlerle beraber olmanın haklı gururunu yaşıyorum.

24 Haziran’daki ‘Çok Erken Seçim’e giderken yine rehavet görüyorum.

Taşın altına elini sokması gerekenlerin ataletini, tembelliğini ve “Reis nasılsa yine kazanır” aymazlığını müşahede ediyorum.

Erdoğan ve “birkaç iyi adam” haricinde, sorumluluk merciindeki yetkililerin, bu erken seçimin sonuçlarının anlam ve önemini pek de kavrayamadıklarına şahit oluyorum.

Erdoğan, “metal yorgunluk bitti” dedi ama hala bazı kafaların gafletten uyanamadıklarını fark ediyorum.

Genel Merkezden il-ilçe teşkilatlarına kadar, beklenilen uyanışın ve sathı mailine girdiğimiz seçim için, anlam ve önemine uygun bir hazırlık mentalitesi oluşmadığının kaygısını yaşıyorum.

Hal böyle olunca emin olalım ki; seçim kazanılsa bile sıkıntı bitmez.

Başkan’ın alacağı oyla AK Parti’nin alacağı oy arasında azımsanmayacak ve sistemin işleyişini doğrudan etkileyecek bir fark çıkabilir.

7 Haziran 2015 seçim sonuçlarını kimse unutmasın.

Bu seçimin parlamento ayağında 7 Haziranvari, ama daha ağır sonuçları olacak, ikaz verme amaçlı ve telafisi mümkün olmayan bir süreç yaşanabilir.

Bunun için hemen, behemehal AK Parti yönetiminin uyanması ve yaşadığımız şu seçim sürecinde, telafi yollarına başvurması elzemdir.

Peki neler yapılabilir…

Öncelikle, 6 Mayıs’ta sunulacak seçim bildirgesinin içeriği dolu, eyleme dönüşebilir ve sahici argümanlar içermelidir.

Bu bildirge halka sadre şifa olacak ve adeta, “hah işte budur, hayatımıza doğrudan dokunacak pratikler bunlardır” diyebilecek nitelikte olmalıdır.

Siyasi hamasetten uzak; kısa-orta-uzun vadeli içerikte ve ikna edebilirliği oldukça yüksek ve kabul edilebilir proje ve planlar dile getirilmelidir.

Özellikle, ekonomiye dönük atılacak adımlar net, açık ve genelce makul bulunabilir ve kabul görecek doneler içermelidir. Kitleler ekonomiye dair psikolojik olarak rahatlatılmalı ve “acaba kriz mi olacak, paramız pula mı dönecek” kaygı ve tedirginliği giderilmelidir.

Milletvekili aday listeleri, kılı kırk yararcasına hazırlanmalıdır.

Öncelikle, mevcut kadrolarda FETÖ konusunda direk veya dolaylı irtibat ve iletişimi olanlar tasfiye edilmelidir. Kimseye doğrudan irtibat ve iltisaklı demiyorum. Kimin nesi var veya yok devletin ilgili kurumları ve siyaset kurumu bilir/biliyordur. Ama herkes annesinden vekil doğmadı ve vekil olarak ne emekli olacak/ölecek diye bir kaide yok. Hal böyle olunca; adıyla ilgili -sansasyon bile olsa- konuşulanlar dinlenmeye çekilmeli ve hayatlarını normal vatandaş gibi sürdürmelidir. Hiç kimse vazgeçilmez değildir.

Bu süreçte öyle bir hareket stratejisi olmalı ki; “Erdoğan gereğini yaptı ve şu veya bu şekilde bu alçaklara bulaşan, yolu kesişen veya hakkında söylenti çıkanları ve hatta mahkemelere konu bile olmayanları tasfiye etti, böylelikle siyaseten de yapması gerekenleri yaptı.” dedirtecek şekilde olmalıdır ki, birisi kalkıp da; yanından yöresinden irtibatlandırılan ortalama vatandaşlar ihraç edilip, tutuklanırken siyasilere dokunulmuyor demesin. FETÖ mücadelesinde adaletsizlikler oluyor, kişiye göre muamele yapılıyor, dayısı-gücü-parası olan, vekil olan, partici olan yırtıyor söylemleri boşa çıksın.

Yolsuzluk, kişisel iş takibi, bireysel kazancın öncelenmesi gibi iş ve eylemlere tevessül edenler, bu konuda yetkisini ve gücünü kullananlar, eş-dost kayırmacılığı içinde olanlar aktif kadrolardan gönderilmelidir. Bazı şeylerin “şuyûu vukuûndan beterdir” derler. Maalesef siyasilerin, onların eş-dost ve çocuklarının hatta etkin görevde bulunan biriyle biraz teması olanların devlet imkanlarında kendini ayrıcalıklı görmeleri, bir diğer vatandaşa üstünlük taslamaları ve kamu otoritesi karşısında kendilerine imtiyaz atfetmeleri kulaktan kulağa, dilden dile konuşulup işitiliyor. Yapılacak tercihlerde bu durumun mutlak dikkate alınması ve bu konuya gösterilen hassasiyet halka “sahici” şekilde, icraatla farkettirilmelidir.

Uzun zamandır milletvekili veya üst düzey siyasi kadroda bulunmaktan dolayı aktivasyon ve heyecanını kaybedenlerin, şöhretin şehvetine kapılanların, kerameti kendinden menkul sananların, kendine oy verenlere üstenci ve mağrur-mütekebbir bakanların, melali kaybedenlerin tasfiye edilmesi olmazsa olmaz mesabesindedir.

“Ben kendime bile vakit ayıramıyorum, kendi işimi gücümü aksatıyorum” diyerek, yaptığı vekilliği veya parti görevini ayakbağı gibi görüp; adeta lütfedercesine bir algı ve izlenim oluşturanların behemahal gönderilmesi; şevkle, heyecanla, canla-başla ve“amatör bir ruhla” çalışacak yeni ve yepeni kişiliklerin tercih edilmesi elzemiyet kesbetmektedir.

“Aslında ben istemiyorum, ben şu kadar zamandır zaten vekillik yaptım ama seçmenden baskı var ve/veya parti genel merkezi yeniden aday olmamı istiyor” gibi, “istemem yan cebime koy” şeklinde tavır ve davranış içinde olanlara müdana edilmemesi ve hemen değiştirilmesi gereklidir.

Ülkemiz bu seçimle yeni bir yönetsel sisteme giriyor. (Rejim demiyorum sistem diyorum dikkat ederseniz. Çünkü CHP’nin dillendirdiği gibi bir rejim değişimi olmadı, sadece yönetim sistemi değişti.) Bu yeni sistemin oturması, kurumsallaşması ve herkesçe kabul edilebilirliği için yeni parlamentonun “omurgalı” kişilerden oluşması çok büyük önem atfetmektedir. Aksi takdirde çok büyük sıkıntı ve olumsuzluklar beklenilir hale gelinecektir.

Seçmenin psikolojisi, sosyolojisi, demografisi dikkate alınarak; 15 yıl önceki koşulların, nereden nereye geldiğinin farkındalığı içinde, 2002’de üç yaşında olanların oy kullanacağı gerçeğini unutmadan aday tercihi yapılmalıdır.

“Nasılsa Erdoğan kazanır. Çöpü dikse oy alır” gibi yaklaşımdan şiddetle uzaklaşılmalı, “muti ve tabi” olacaklardan ziyade, “yüksek profilli”, halk tarafından muteber ve kişisel olarak ilave oy getirecek kişilerin tercihlerde öne çıkartılması mutlak gereklidir.

Partililerin subjektif tercihlerine, temayül yoklamalarındaki al-ver’lere, parti üst kademesinde şunu-bunu tanıyanların kayırmacı referanslıklarına itibar edilmemeli; bölgesinde partili-partisiz herkesçe makbul görünürlük dikkate alınmalıdır.

Daha söylenecek çok şey var ama; tercihlerde millilik, vefa ve fedakarlık, omurgalı duruş, melal ve ıstırap sahibi olabilirlik, vicdan ve Allah korkusuna sahiplik, hakkaniyet ve adillikte herkese olabildiğince objektiflik gibi hasletler öne çıkartılmalı ve buna uygun adaylar tercih edilmelidir.

Aksi takdirde ciddi bir tehlike kapımızdadır.

“Şu kadar duble yol yaptık, sağlıkta bu kadar yatak kapasitesi artırdık, okullarda bilmem ne kadar derslik yaptık” gibi sayısal ölçütlerle bir yere varılmaz.

Halk artık bunlarla ilgili bıkkınlık noktasına geldi.

Artık halk, “Amenna yaptınız bunları, Allah razı olsun, ama artık sürekli de bunu dile getirip durmayın. Çünkü biz de sizi 15 senedir iktidarda tutuyoruz. Her seçimde oy verdik” gibi, haklı olarak serzenişte bulunur hale geldi..

Sürekli yapılanları söylemek artık başa kakmak noktasına geldi.

Kaldı ki; halkı bu bilinç ve doygunluk noktasına bu iktidar getirdi.

Kadroların heyecanı azalınca hizmet yavaşladı ve maalesef halka/seçmene eleştiri başladı.

Çünkü kadrolar yoruldu, kanıksadı ve bulundukları yerleri sıradanlaştırdı.

Artık yenilenme, tecdit ve reformun aday tercihleriyle acilen başlaması noktasındayız.

Çünkü muhalefet de bunun farkında ve parlamentoda AK Parti ve Erdoğan’ı zora sokacak düşünce ve planlar içinde.

Bugünden tezi yok ciddiyet esas olmalı ve özellikle vekil listeleri millet nezdinde ikna edici değişiklikler getirmelidir.

Eğer Erdoğan’ın alacağı oyla, Ak Parti’nin alacağı oy arasında ortaya çıkacak fark parlamento aritmatiğinde karar almayı etkileyecek noktada olur ve muhalefetin elini güçlendirirse; seyreyleyin gümbürtüyü ve olacakları…!

Benden söylemesi…

Not: Önümüzdeki günlerde kabine ve bürokrasiye dair düşünce ve önerilerimi paylaşacağım.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah’a emanet olun sevgili okurlarım…

Stratejik Nikaragua Kanal Projesi

Atlas Okyanusu ve Büyük Okyanus arasında en kısa geçiş güzergâhlarından birisi olarak planlanan Nikaragua Kanal projesi,  yaklaşık 50 milyar dolarlık bir yatırım ile gerçekleştirilmek istenmektedir. Kanal, Panama Kanalı’na alternatif geçiş noktasını oluşturmaktadır. Bu geçiş noktasında dünya ticaretinin % 5’ini Panama Kanalı oluştururken yeni kanalın inşaatından sonra bu dilimin azalması planlanmaktadır. Kanalın tamamlanması halinde Orta Amerika ve çevresindeki bölgeye büyük bir değişim getirmesi beklenmektedir.

Nikaragua Kanal Projesi, Hong Kong merkezli uluslararası altyapı geliştirme şirketi ile Çinli işadamları ve Hong Kong Nikaragua Kanalı Geliştirme Şirketi (HKDN) tarafından gerçekleştirilmek istenmektedir. Proje çok sayıda Çinli şirketten destek almaktadır. Bu amaçla Çinli girişimci Wang Jing tarafından kurulan HKDN Group ile Nikaragua Başkanı Daniel Ortega ile Haziran 2013’te kanalın inşasına dair sözleşme imzalanmıştır. Bu gelişmenin ardından kanalın inşasına Aralık 2014 tarihinde başlanmıştır, kanalın 2019 yılında bitirilmesi planlanmaktadır. Kanalın uzunluğu 278 km olarak planlanmıştır. Ayrıca 395 kilometrekare bir yapay göl yapılacaktır. Oluşturulacak yapay göl ile Nikaragua Gölü’nün seviyeleri aynı olacaktır.

Kanal Projesinin teknik, mühendislik ve ekolojik açılardan taşıdığı zorluklar üzerine yapılan tartışmalar bir yana bırakılırsa jeopolitik açıdan Nikaragua Kanalı, Panama Kanalı’na rakip olması bakımından Çin ile ABD hegemonyası arasında güç mücadelesinin bir yönünü yansıtmaktadır.

Çin’in onlarca yıllık Orta Amerika deneyiminin bir sonucu olarak Kanal Projesi, Amerika kıtasındaki ABD’nin üstünlüğüne açıkça bir meydan okuma olarak değerlendirilebilir. Ayrıca Proje sayesinde Çin’in, ABD’nin Afro-Avrasya coğrafyasındaki faaliyetleri karşısında bir dengeleme amacı taşıdığı söylenebilir. Çünkü ABD’nin Çin’in etrafındaki bölgelerde askeri üsleri olduğu göz önünde bulundurulduğunda, Çin’in Orta Amerika’daki ekonomik varlığını ekonomik kaygıların ötesinde kurması, doğal olarak stratejik bir değer taşımaktadır. Bu amaçla Çin’in amaçları, çok kutuplu dünya teşkil ederek Latin Amerika’daki doğal kaynaklara ulaşmak, ticaret ortaklarını arttırmak ve bölgedeki ABD hegemonyasını kırarak etkin olmak olarak sayılabilir.

ABD’nin yüz yılda geliştirdiği bankacılık sistemini son 20 yılda geliştiren, askeri açıdan çok hızlı bir değişim ve dönüşüm yaşayan Çin’in gerçekleştirdiği ekonomik gelişim büyük oranda ihracata bağlı olmaktadır ve deniz ticaretinden aldığı pay her geçen gün artmaktadır. Bu sebeple Nikaragua Kanalı’nın Atlantik-Pasifik ticareti için daha hızlı sefer süresi ve daha düşük maliyet olanağı yaratması Çin’in çıkarlarıyla örtüşmektedir. Söz konusu kanal, Çin sanayisi için başta Venezüella (petrol ve doğalgaz) ve Brezilya (demir cevheri) gibi bölgesel kaynak sağlayıcılar olmak üzere Latin Amerika ülkeleriyle ticareti kolaylaştırmaya ve ucuzlatmaya yardımcı olacaktır.

ABD ile Çin arasında olası bir anlaşmazlıkta Çin’in ticaret gemilerinin Panama Kanalı’nı kullanamaması Çin’indeniz ticaretine büyük zarar verecektir, planlanan kanal ile bu yöndeki ekonomik durumun olumsuz etkilenmesinin önündeki engeller kaldırılacaktır.

ABD’nin kanal projesi karşısındaki tutumunu değerlendirdiğimizde, yakın coğrafyasında her geçen gün artan Çin etkisini doğal olarak olumlu karşılamayacaktır. Bu amaçla ABD Afro-Avrasya coğrafyasındaki konumunu yeniden gözden geçirecek ve ilgisini Amerika kıtasına yönlendirecektir. Bu yönelim tam olarak Monroe doktrinine geri dönüş olarak değerlendirilmese de Latin Amerika özelinde yeni stratejiler üretilecektir.

Kanal Çin’in ticari çıkarlarını koruma bahanesiyle Çin askeri gemilerini bölgeye çekebilir. Bu durumda ABD’nin de askeri bazı tedbirler alması gerekebilir.  Bu durum ABD’nin Afro-Avrasya coğrafyasındaki bazı askeri faaliyetlerinin azalacağı fakat Amerika kıtasındaki faaliyetlerinin artacağı sonucunu doğurabilir.

Gündemimiz ekonomi olmalıdır

Değerli okurlarım ilk önce geçen sayıda emniyet camiamız ile alakalı kaleme almış olduğum yazıma olan ilgi ve güzel yorumlardan dolayı çok memnun olduğumu belirtmek isterim.

Özellikle de polis dostlarımdan gelen olumlu mesajların sayısı çoktu. Yaşadığım mutluluğu bende sizlerle paylaşmak istedim.

İstanbul’dan Ankara’ya seyahatimizin ardından Kuveyt’e Türk heyeti olarak geçtik. Bu haftaki köşe yazımı Kuveyt dönüşünde uçakta kaleme alıyorum.

Ankara’da İstanbul’da yurdumuzun her köşesinde seçim hareketliliği başladı. Ülkemizde ki seçimler tek ülkemiz gündeminde değil tüm dünya tarafından takip ediliyor. Kuveyt’te de Türkiye’de ki seçimlerde ne olacağı konuşuluyor.

Olacaktı, olmalıydı, olmamalıydı derken seçim arifesine yaklaştık. Umarım ülkemiz için hayırlı uğurlu olur. Seçim zamanının kısa olması bir avantaj olur diye ümit ediyorum.

Özellikle Kuveyt’te seçimlerle alakalı çok kişi ile konuştum hem Türk hem Kuveytli dostlarımızla istişarelerde bulunduk. Yurt dışındaki dostlarımızın ortak isteği seçimlerin birtakım diyalogları ertelememesi ve ticareti olumsuz etkilememesidir.

Ülke içerisinde yapılacak seçimlerin ülke dışında yapılan ticaretlere olumsuz etki yapmaması için dilek ve temennilerde bulunuyorlar.

Seçim bir ülkenin kaderidir, fakat seçime odaklanır ve yurt dışındaki ticaretlerimizi ve ilişkilerimizi sekteye uğratmazsak ekonomik olarak büyümemizi ertelememiş oluruz.

Ekonomik olarak güçlü olursak, bizi ne seçimler etkiler, nede iç veya dış politika etkiler.

O nedenle ekonomik olarak güçlü olmalı, üretmeli, ihracatımıza büyük önem vermeliyiz.

Güzel günlerin daima bizimle beraber olması dileklerimle…

 

 

İslam coğrafyasının liderliği

Yıllardan beri kim “Başkan” olursa olsun ABD’nin Orta Doğu’daki asıl hedefi,  İsrail ve enerji yani petrol-su güvenliğini korumakla özetleniyor.

Gerçekten de, Genişletilmiş Büyük Orta Doğu Projesi’nin temelini bu formül  oluşturuyor.

Afganistan’ı senelerce “kule” gibi kullanan ABD, petrol ve enerji yollarının denetiminin yanı sıra İsrail’in güvenliği için her türlü siyasi ve askeri planı devreye sokmaktan asla vazgeçmiyor.

Tabii ki, ister müttefiki ister NATO üyesi olsun Türkiye’yi bu uğurda daima feda etmeye hazır bir ABD, pervasızca planlarını zaman zaman uyguluyor. Hatta terörist örgütleri bile yanına alarak daha doğrusu kullanarak bölgeyi kana bulamaktan çekinmiyor.

Oysa, sözde “Arap Baharı”nın proje babaları ne demişti, ne oldu ve neler oluyor.

Friedman’ın “Korkunç Hayali” ve Brzezinski’nin “Büyük Satranç Tahtası” safsatası aslında tarihin seyrini bozmaya devam ediyor.

Pentagon’un stratejilerini belirleyen Stratfor’un kurucusu ve “Gölge CIA” başkanı lakaplı George Friedman, Büyük Orta Doğu Projesi’nin tartışıldığı yıllarda yani 2009’larda, Türkiye’ye yol haritası olarak İslam ülkelerinin liderliğini çiziyordu.

İslam ülkelerinin liderliği modeli şimdilik askıya alınmış bulunuyor.

Öte yandan, bütün Orta Doğu’nun ister istemez GOP projesinin etkisine artık girmiş olması dikkatlerden kaçmıyor.

Üstelik projenin yeni boyutları da gün geçtikçe kendini gösteriyor.

ABD’nin her ne pahasına olursa olsun İsrail’i koruma ve kollama “derin” planlarını bir yana bırakırsak karşımıza ayrıca Orta Doğu’da “petrol ve Kürt belası” çıkıyor.

Orta Doğu’da yaşanmakta olan kanlı gelişmeler, petrolün bütün dünya için bir “baş belası” olduğunu adeta ispatlıyor.

Özellikle enerji ve yollarının güveni için başta Kürtler olmak üzere çeşitli terör örgütleri Batı tarafından hem kuruluyor hem finanse ediliyor hem ikmalleri yapılıyor hem de istenildiğinde bir “koz” olarak sancılı bölgeye salınıyor.

Bilindiği üzere, dünyaya muhtaç olduğu enerjinin büyük bir bölümünü sağlayan Orta Doğu ve Avrasya bölgelerinin, daima tehlikenin odağı halinde olması, hepimizi hem düşündürüyor hem de endişelendiriyor.

Bir bakıma; enerji kaynağı sahibi olmak ve onu pazarına ulaştırmak daima ya sorun oluyor ya da olmaya namzet sayılıyor. Nitekim, sözde “Arap Baharı” ve ötesinin asıl nedenlerinin başında petrol geliyor.

Asırlardır insanoğlunun dikkatini sarsan ve çoğu zaman endişeyle üzerine çeken Orta Doğu’ya her bakıldığında; çeşitli görüntüler, süreçler, beklentiler ve tehlikeler görülüyor.

Öteden beri, çoğu enerji kaynaklarının ve yollarının Orta Doğu’da olması bu bölgeyi daha da “stratejik” hale getiriyor.

Sonuç olarak, ABD’nin planının çok aşamalı ve dönemli olduğu da anlaşılıyor.

Bir yerde İsrail’in mutlak güvenliği için; Suriye ve Irak’ın Kuzeyi’nin üzerinde tehlikeli planlar ve operasyonlar sürerken, Irak ve Suriye’nin parçalanması Türkiye’yi tehdit, İran’a askeri müdahale gündemden kalkmıyor.

Mümkün olduğu kadar, eski-yeni olayları ve değerlendirmeleri şimdilik bir yana bırakıp, çıkış yolu aramanın tam zamanı yaşanıyor.

Çünkü; Orta Doğu’da bütün taşlar yerinden oynarken dengeler süratli ve tehlikeli bir şekilde değişiyor.

Şimdi, en önemli unsur Suudi Arabistan’ın süratli, kıvrak ve değişken dış politikasının iz düşümünde aranıyor.

Aslında, her gelişmeden tetiklenen Orta Doğu’da; İsrail’in İran’la yeniden başlattığı “saldırgan” projeler umulmadık ve beklenmedik gelişmelere belki de facialara neden olacak bir başlangıç sayılıyor.

Bu arada, Türkiye için, bir “çıkmaz” halini alan bunalımın çeşitli boyutları yaşanıyor.

Her şeyden önce; bunca kargaşa içinde Türkiye’nin artık eski geleneksel dış politikasına acil bir şekilde dönmesi icap ediyor.

Çocuğunuz bağımlı olmasın

Ne yazık ki günümüzün çocukları, gençleri bir çeşit kobaylık yapıyor.

İletişim çağının araçlarına…

Artık çocuklarımızın ayda beş bin SMS’lik on bin SMS’lik mesaj paketleri kullanmasını doğal karşılar olduk. Bilgisayar başından kalkmasını istediğimizde gösterdikleri agresif tepkileri, sokakta arkadaşlarıyla oynamak yerine facebook başında sohbet etmelerini de maalesef doğal karşılamaya başladık. Araştırmalara göre her 10 çocuktan 9’u sosyal zamanının büyük bölümünü bilgisayar veya cep telefonu başında geçiriyor.

Teknoloji ve ekran bağımlılığının uç örneklerini de görmeye başladık artık. Bilgisayarın başından zorunlu ihtiyaçları dışında  hiç yerinden kalkmayan, ailesine karşı şiddet kullanma eğilimi gösteren gençlere çevremizde sık sık rastlar olduk. Bu korkunç gidişatı durdurmak  için hastanelerimizde özel klinikler bile  açmaya başladık.

Iphone’lar, ipad’ler, netbook’lar, notebook’lar ve daha birçokları… Bu araçlar hayatımızın bir parçası olmakla beraber çocuklarımız ve bizim için bilemediğimiz tehlikeleri acaba beraberinde getiriyor mu ?

Kitap okumayan, mektup yazamayan, sohbet etmeyen gençler elbette güzel Türkçemizi de doğru konuşamıyor. Benim üniversitemde (İTÜ) örneğin, en başarılı öğrencilerin devam ettiği bilgisayar mühendisliğinde okuyan bir öğrenci, karşıma geçip bir türlü kendini ifade edemiyor, derdini anlatamıyor, ve ancak  “yaaa”, “şey”  diyebiliyor. Ben de “şu anda”  kaybol ve karşıma Atatürk’ümüzün güzel bir Türkçesi ile tekrar gel diyorum.

Japonya’da çocukların ayakkabılarının altına konan özel bir cihazla o gün yürüdükleri yol ölçülmekte, yaşına göre 1, 2 veya 3 kilometre yürümeden çocuğun bilgisayarı açılmıyor.

İspanya’da yapılan bir çalışma genç yetişkin nüfusun %40’ının günde dört saatten fazla cep telefonu kullandığını açıkça  gösteriyor. İletişim çağı teknolojik araçlarının gelişim hızını göz önüne alırsak bu oranın bir on – onbeş yıl sonra nerelere varacağını hesap etmek hiç de zor değil.

Cep telefonlarının ilk kullanılmaya başlandığı İskandinav Ülkelerinde 10 yılın üzerindeki cep telefonu kullanımlarında beyin kanseri görülme sıklığının en az iki kat arttığını biliyoruz.  Ancak her gün saatlerce cep telefonu kullananlar için bu oranın ne olacağını henüz bilimsel yönden bilinemiyor.

Cep telefonu ve ağ sinyallerinin DNA yapısına zarar verdiği için sadece beyin kanseri değil diğer kanser türlerini de tetiklediği artık bilim dünyasında gayet iyi biliniyor. Ancak cep telefonu sektörünün reklam piyasasındaki önemli payları nedeni ile bazı bilimsel gerçekler basın kanalı ile kamu oyuna etkin olarak maalesef aktarılamıyor. Sektör, sponsorluklarını üstlendikleri bazı bilim adamlarının lehlerine hazırladığı raporları basında duyurmayı yeğlemekte.

Çocukları Nasıl Etkiliyor!

Türkiye’de ortalama her iki  evden birinde bilgisayar ve internet var. Video oyunlarında öldürülen insan sayısı ve kanlı sahneler arttıkça çocukların düşmanca tavırları da yüksek bir ivme ile   artıyor. Hatırlayın, özellikle Kuzey Amerika’da sık sık öğrenciler okullarında katliam gerçekleştiriyor. Oysa çocuklar, çamurla oynamalı, yemek yapmalı, koşmalı, düşmeli,  kızlar bu arada örgü de  örmeli. Bir eser yaratmanın zevkini yaşamalılar.

Beynimizin çalışması onu oluşturan sinir hücrelerinin birbirine gönderdiği sinyallerle gerçekleşir. Özellikle çocukluk ve yetişme döneminde beyin hücreleri arasında ne kadar çok bağlantı kurulursa zeka ile  beceriler o kadar hızla  gelişir. Oysa sürekli televizyon, bilgisayar veya cep telefonu ekranına bağlı çocuklar kendilerini geliştirecek diğer etkinliklere vakit ayıramadıkları, toprakla buluşmadıkları  için diğer alanlardaki beceri ve yeteneklerinin gelişimi sınırlı kalıyor.

İnternet bağımlılığı her yaşta ve cinsiyette görülen ciddi bir rahatsızlık. Çok hızlı gelişen bir teknoloji, ev, okul ve işyerlerinde yaygın kullanımı var. En önemli sorunlardan biri ise sosyal ve psikolojik olanları. Yapılan çalışmalar daha çok internet kullanan çocukların aileleriyle ve arkadaşlarıyla çok daha az zaman geçirdiğini, daha sinirli olduklarını ve şiddet eğilimlerinin daha fazla olduğunu gösteriyor. Yine bu çocuklar bedensel etkinliklerden hoşlanmayan, güven eksikliği yaşayan çocuklar olarak karşımıza çıkıyor. Dikkatleri çabuk dağılıyor. Her şeyden çabuk sıkılıyorlar. Mutsuz ve dağınık bir yaşama doğru hızla  sürükleniyorlar.

Bir bakıyorsunuz bir sırada yan yana beş kişi oturuyor. Birbirlerine bakmıyorlar bile, her biri cep telefonları ile meşgul.

Bir an önce ulusal bazda çok daha ciddi uyarılar olmalı, okullarda eğitimin içinde sık sık bu konular yer almalı çocuklar bilgilendirmeli ve çok daha geç kalmadan gerekli tedbirleri almanın çabası içinde olmalıyız!

4 bin çimento sektörü çalışanı yarıştı, şampiyon Limak Balıkesir fabrikası oldu

Çimento Endüstrisi İşverenleri Sendikası (ÇEİS), 28 Nisan Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü dolayısıyla düzenlediği “Bilgimle Güvendeyim” yarışmasının şampiyonu Limak Balıkesir fabrikası oldu. İkinciliği Votorantim Samsun, üçüncülüğü Oyak Bolu aldı. Çimento sektörünün ve onu temsil eden ÇEİS’in, “Sıfır İş Kazası” hedefiyle iş sağlığı ve güvenliğine büyük önem verdiğini vurgulayan ÇEİS Genel Sekreteri Dr. H. Serdar Şardan, “Sektör son 10 yılda iş sağlığı ve güvenliğine yaklaşık 145 milyon TL yatırım yaptı. Kaza sıklık oranında yüzde 20, kaza ağırlık oranında yaklaşık yüzde 70 düşüş sağladık. Yaklaşık bir yıl önce Kocaeli’de 1 milyon TL yatırımla ÇEİS İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitim Merkezi’ni açtık. Türkiye’de iş sağlığı ve güvenliği merkezi sahibi ilk sendikayız” dedi.

Çimento Endüstrisi İşverenleri Sendikası (ÇEİS), 28 Nisan Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü dolayısıyla sektör çalışanlarına yönelik “Bilgimle Güvendeyim” yarışması düzenledi. 4 bin sektör çalışanının ekipler halinde katıldığı yarışmada şampiyonu Limak Balıkesir oldu. Yarışmada, ikinciliği Votorantim Samsun, üçüncülüğü Oyak Bolu aldı. Çimento sektörü çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili bilgi ve deneyimlerini artırmayı amaçlayan yarışmanın finali Kocaeli’deki ÇEİS İş Sağlığı ve Güvenliği Merkezi’nde yapıldı.

10 yılda iş sağlığı ve güvenliğine 145 milyon TL yatırım

Çimento sektörünün ve onu temsil eden ÇEİS’in, “Sıfır İş Kazası” hedefiyle iş sağlığı ve güvenliğine büyük önem verdiğini vurgulayan ÇEİS Genel Sekreteri Dr. H. Serdar Şardan şunları ifade etti:

“Sektör son 10 yılda iş sağlığı ve güvenliğine yaklaşık 145 milyon TL yatırım yaptı. Bizim ÇEİS olarak yaptığımız yatırım ise son 10 yılda 6 milyon TL’ye ulaştı. Bir sendika için bu çok ciddi bir yatırım miktarıdır ve bundan gurur duyuyoruz. Bizim için her şeyden önce insan gelir. Yürüttüğümüz tüm iş sağlığı ve güvenliği faaliyetlerine de bu gözle bakıyoruz. İş sağlığı ve güvenliği bilincini ve bilgisini tüm sektör çalışanlarına yaymak için her yıl 28 Nisan Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü’nü kutluyoruz. Bu yıl da Bilgimle Güvendeyim yarışmasını düzenledik.”

Kaza sıklık oranı yüzde 20, ağırlık oranı yüzde 70 azaldı

Şardan, iş sağlığı ve güvenliğine yapılan yatırımın olumlu sonuçlarını görmekten büyük mutluluk duyduklarını belirterek “Yine son 10 yılda çalışan sayımız yaklaşık yüzde 40, klinker üretim kapasitemiz yüzde 90 artmasına rağmen iş kazalarına ilişkin uluslararası kıyaslamalarda kullanılan kaza sıklık oranında yüzde 20, kaza ağırlık oranında yaklaşık yüzde 70’lik bir düşüş sağladık. Üye şirketlerimiz arasında kazasız iş günü sayısı 1000’lere ulaşan fabrikalarımız var. Yürüttüğümüz her çalışma, bu sayıları tüm fabrikalarımızda mümkün olduğunca yükseltmek amacını taşıyor” diye konuştu.

ÇEİS, İş Sağlığı ve Merkezi sahibi tek sendika

ÇEİS’in Türkiye’de İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitim Merkezi sahibi ilk sendika olduğunu da sözlerine ekleyen Şardan gelecek dönem planlarıyla ilgili şunları söyledi:

“Yaklaşık bir yıl önce Kocaeli’de 1 milyon TL yatırımla ÇEİS İş Sağlığı ve Güvenliği Merkezi’ni açtık. Bilgimle Güvendeyim yarışmamızın finalini de burada yaptık. Bilgi yarışmamız, iyileştirilmesi gereken alanlarla ilgili veri toplamak açısından da çok faydalı oldu. İlerleyen dönemlerde hayata geçireceğimiz iş sağlığı ve güvenliği alanındaki yatırım ve çalışmalarımızı bu hususları dikkate alarak planlayacağız. Ayrıca, yarışma heyecanı ile yakalanan sinerji, çalışanların takım olma bilincinin gelişimine ve iş sağlığı ve güvenliği farkındalığının artmasına katkı sağladı. Gururla belirtmek isterim ki, iş sağlığı ve güvenliğinde şu anda parmakla gösterilen bir sektörüz. ‘Sıfır İş Kazası’ hedefimiz doğrultusunda, iş sağlığı ve güvenliğinde en iyi olana kadar bu alana yatırım yapmaya devam edeceğiz.”

Edirne’den Kars’a kadar ÇEİS’e üye şirketlerin fabrikalarındaki çalışanların katıldığı “Bilgimle Güvendeyim” yarışmasında birinci takımın üyeleri tablet bilgisayarla ödüllendirilirken ikinci takımın ödülü kol saati, üçüncününki ise akıllı bileklik oldu.

Çimento Endüstrisi İşverenleri Sendikası (ÇEİS) hakkında

Çimento Endüstrisi İşverenleri Sendikası (ÇEİS), üyelerinin çalışma ilişkilerinde; ortak hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek, üyelerinin verimli çalışmalarına destek olmak, toplu iş sözleşmesi süreçlerini yönetmek, iş sağlığı ve güvenliğini geliştirmek amacıyla 1964 yılında kurulmuş bir işveren sendikasıdır. ÇEİS, endüstri ilişkileri ve insan kaynakları faaliyetleriyle birlikte, iş sağlığı ve güvenliği, mesleki eğitim, meslek standartları ve mesleki yeterlilikler ile istatistik faaliyetlerini yürütmektedir. Çimento sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin %95’inin üyesi bulunduğu ÇEİS, bugün, 33 kuruluşa bağlı 64 tesisi yurtiçinde ve yurtdışında çok sayıda platformda temsil etmektedir.

BEDAŞ, 25 proje ile dağıtımda verimliliğe katkıda bulunuyor

ICSG 2018’e katılarak dağıtım sektöründe enerji verimliliği alanında attıkları adımları anlatan BEDAŞ Ar-Ge Müdürü Murat Can Sinim, “Bünyemizdeki 25 proje ile dağıtımda enerji verimliliğine önemli katkıda bulunduk ve bulunmaya da devam ediyoruz” dedi.

Enerji sektörünün buluşma noktası Uluslararası İstanbul Akıllı Şebekeler ve Şehirler Kongre ve Fuarı (ICSG 2018) 25-26 Nisan tarihleri arasında İstanbul Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi. Bu yıl 6’ncısı düzenlenen fuarın ikinci gününde ‘Yenilenebilir Enerji ve Enerji Verimliliği’ konulu oturuma katılan Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş. (BEDAŞ) Ar-Ge Müdürü Murat Can Sinim, ‘Elektrik Dağıtımında Enerji Verimliliği’ konulu bir sunum yaptı.

BEDAŞ Ar-Ge Müdürlüğü olarak şimdiye kadar EPDK, TÜBİTAK ve Avrupa Birliği fonlarıyla desteklenen 25 proje ile dağıtımda enerji verimliliğine önemli katkılar sunduklarını dile getiren Murat Can Sinim, D-ENVER olarak ifade edilen ‘Dağıtımda Enerji Verimliliği ve Enerji Tasarruf Yol Haritası Çıkarılması’ konusunda da bilgi verdi.

Elektrik dağıtım şirketlerinin bulunduğu lokasyonlarda bölgesel kriterler göz önüne alınarak belirli anahtar performans göstergelere göre gruplandırıldığını anlatan Sinim, sunumunda söz konusu yol haritasını şöyle sıraladı:

“Bu çerçevede ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi standartları incelenerek dağıtım şirketleri için bir altyapı oluşturulacak. Ulusal Enerji Eylem Planı’nda belirtilen kriterlere ve AB direktiflerine göre kurgulanacak. Dağıtım şirketleri uygulamalarının izlenmesine ve raporlanmasına imkân sağlayacak bir platform oluşturulacak. Yapılacak her yatırımın verimlilik endeksi ile girdi oluşturacağı dinamik bir yapı kurgulanacak.”

TANAP’tan sonra Avrupa’nın doğal gaz borularını da Tosçelik sağlayacak

Doğu Avrupa’nın en önemli enerji projelerinden biri olan BRUA Doğal Gaz Boru Hattı Projesi’nin borularını Tosçelik üretecek. Tosçelik, Bulgaristan, Romanya ve Avusturya’yı birbirine bağlayacak olan BRUA Projesi’nde Romanya hattının boruları için düzenlenen ihalede yerli ve yabancı rakiplerini geride bıraktı. 127 milyon Euro’luk ihaleyi kazanan Tosçelik Spiral Boru, 478 km uzunluğunda doğal gaz borusu ve bağlantı ekipmanlarını temin edecek…

Dört ülkede 20’yi aşkın tesisiyle global çelik üreticisi olan Tosyalı Holding, uluslararası bir ihalede daha rakiplerini geride bıraktı. Tosçelik Spiral Boru, Romanya Doğal Gaz İdaresi TRANSGAZ tarafından açılan boru ihalesini kazanarak uluslararası projelerine bir yenisini ekledi. Tedarik sözleşmesi 23 Nisan 2018 tarihinde imzalanan 127 milyon Euro’luk ihale kapsamında Tosçelik Spiral Boru, 478 kilometre uzunluğundaki doğal gaz boruları ve bağlantı ekipmanlarını temin edecek.

Avrupa’nın en önemli enerji projelerinden biri olan BRUA kapsamında 32” çapında ve 478 km uzunluğunda doğal gaz boruları ve bağlantı ekipmanları, Tosçelik kalitesiyle, hat boyunca 14 stok sahasına teslim edilecek; boru hattının 4,4 bcm’lik taşıma kapasitesi olacak.

Bulgaristan, Romanya, Macaristan ve Avusturya’yı birbirine bağlayacak olan ve bu ülkelerin baş harflerinden oluşan BRUA Doğal Gaz Boru Hattı, Bulgaristan ile Romanya’dan 2019 yılına kadar Avusturya’ya 1,75 milyar metreküp, 2022 yılında ikinci etap tamamlandığında ise toplam 4,4 milyar metreküp doğal gaz taşıyacak. Avrupa Yatırım Kalkınma Bankası (EBRD) tarafından finansmanı sağlanan BRUA projesinin Romanya bölümü, 18 ayda tamamlanacak.

Tosçelik, ‘asrın projesi’ TANAP’ın da tedarikçisi

Cezayir’de 500 km, Tunus’ta ise 400 km’lik doğal gaz boru hattı projelerinin ardından Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı’nın (TANAP) 470 km’lik bölümünün boru ve ekipman tedarikçisi olan Tosçelik Spiral Boru, kazandığı bu son ihaleyle uluslararası projelerinin boru tedarikçisi unvanını pekiştirdi. Yurt içinde de birçok altyapı projesinde yer alan Tosçelik Spiral Boru, son olarak Devlet Su İşleri’nin Gaziantep-Trabzon ve Elazığ şehirlerine içme suyu ulaştıran projelerine toplam 200 bin tonluk boru tedarik etti.

ÇEVKO Vakfı 2017 Çevresel Fayda Raporunu Açıkladı

Ambalaj atıklarının geri kazanımı konusunda Türkiye’nin ilk yetkilendirilmiş kuruluşu ÇEVKO Vakfı, çevre sürdürülebilirliğine ve ekonomiye katkı yapmaya devam ediyor. Sürdürülebilir bir geri kazanım sistemi için 27 yıldır öncülük görevi üstelenen ve sanayinin yükümlülüklerini yerine getirmesine yardımcı olan ÇEVKO Vakfı, 2017 yılında da çevre sürdürülebilirliği için önemli değerlere imza attı. Vakfın geri kazanım çalışmaları, ülke ekonomisine 2,6 milyar TL katkı sağladı.

Ambalaj atıklarının geri kazanımı konusunda T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yetkilendirilmiş ilk kuruluş olan ÇEVKO Çevre Koruma ve Ambalaj Atıklarını Değerlendirme Vakfı, geri kazanım çalışmalarını 27 yıldır artan bir ivmeyle sürdürüyor. ÇEVKO Vakfı’nın, öncülüğünü yaptığı sürdürülebilir geri dönüşüm sisteminin gelişimi ve ambalaj atıklarını kaynağında ayrı toplamanın artırılması hedefiyle yaptığı çalışmalar, 2017 yılında da sürdürülebilir çevre için önemli değerler ortaya koydu. Geri kazanım çalışmalarının, ülke ekonomisine olumlu katkısı ise, 2,6 milyar TL düzeyinde gerçekleşti.

Yetkilendirilmiş kuruluş olarak ambalajlı ürün piyasaya süren 1.800’ü aşkın kuruluşun geri kazanım yükümlülüklerini üstlendiklerini belirten ÇEVKO Vakfı Genel Sekreteri Mete İmer, “Temsil ettiğimiz üreticiler ve ekonomik işletmelerin adına, ambalaj atıklarının kaynağında ayrı toplanması için yerel yönetimler ve lisanslı firmalarla iş birlikleri geliştiriyoruz. Bunun yanı sıra, iletişim, bilinçlendirme ve eğitim çalışmaları düzenliyoruz” dedi.

Cam, metal, plastik, kağıt-karton, kompozit ve ahşap malzemelerden üretilen tüm ambalaj atıklarının teknik ve ekonomik açıdan defalarca geri kazanımının mümkün olduğunu söyleyen Mete İmer, devamında şunları söyledi: “Öncüsü olduğumuz sürdürülebilir geri dönüşüm sisteminin gelişimi için 27 yıldır faaliyetteyiz. Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde, 26 milyon kişinin yaşadığı 30 ilde, 168 belediye ile iş birliği içindeyiz. ÇEVKO ile iş birliği içinde olan piyasaya süren firmaların geri kazanım yükümlüklerini üstleniyoruz. Sanayi adına, belediyeler, lisanslı ambalaj atığı toplama-ayırma, geri dönüşüm firmalarıyla iş birliği içerisinde yürüttüğümüz geri kazanım faaliyetleri sonucunda, fosil yakıt, su ve enerji kullanımında tasarruf sağlandı. Daha az doğal kaynak ve enerji tüketildi. Geri kazanım çalışmaları, ülke ekonomisine de 2 milyar altı yüz milyon TL değerinde olumlu katkı yaptı.”

Geri Kazanım; Soluduğumuz Havayı Ve Ormanları Korudu, Su Ve Enerji Tasarrufu Sağladı

Mete İmer, ÇEVKO Vakfı’nın 2017 yılında geri dönüşümünü belgeledikleri ambalaj atıkları ile sağlanan ekonomik ve çevresel faydaları şöyle özetledi:

•Kağıt, karton, ahşap ve kompozit ambalaj atıklarının geri dönüşümüyle yaklaşık 94 bin dönümlük orman alanına denk gelen 4 milyon 715 bin adet ağaç kesilmekten kurtuldu.

•Plastik ambalaj atıklarının geri dönüşümü ile yaklaşık 130 Milyon litre benzin tasarrufu sağlandı. Bu yaklaşık 2,9 Milyon aracın deposunu doldurmaya yetecek bir miktar.

•Geri kazanımı sağlanan kağıt-karton/kompozit ambalaj atıkları ile 41 bin 505 ailenin yıllık su tüketimine eş değer oranda, yaklaşık 7,3 milyar litre su tasarrufu sağlandı.

•Geri kazanımı sağlanan ambalaj atıklarıyla, bir milyona yakın (977 bin) ailenin yıllık elektrik tüketimine denk, 2,7 milyar kW.saat elektrik tasarrufu sağlandı.

•Ambalaj atıklarının depolama sahalarına gömülmek yerine geri dönüştürülmesi ile, yaklaşık 1.457 adet olimpik yüzme havuzu hacminde, 3 milyon 645 bin m3 depolama alanından tasarruf edildi.

•Dünyanın çevresini 16.985 kez dönen bir uçağın ortaya çıkardığı sera gazı salınımına eşdeğer 339 bin 700 ton CO2 eşdeğerinde sera gazı salınımının önüne geçildi.

Geri kazanım kültürü ve kaynağında ayırma alışkanlığı yaygınlaşıyor

Toplumun çoğunluğunun kaynağında ayrı toplama alışkanlığı edinmesi ve geri dönüşüm kültürünün oluşmasıyla sürdürülebilir çevre için çok daha fazla değer üretmenin mümkün olduğunu vurgulayan Mete İmer, “Geri kazanım kültürü ve kaynağında ayrı toplama alışkanlığının yaygınlaşması için çalışmalarımızı, kamu, yerel yönetim, toplum ve sanayi iş birliğiyle sürdürüyoruz. Bu alanda en köklü geçmişe sahip yetkilendirilmiş kurum olarak, farkındalığın artmasına odaklanıyoruz. Bu kapsamda, ilk öğretim öğretmenlerine yönelik eğitim çalışmaları ile çocuklara yönelik tiyatrolar düzenliyoruz. TV kamu spotları, reklam ve haber çalışmalarıyla bireylere sesleniyoruz. ‘Yeşil Nokta Sanayi Ödülleri’mizle Yeşil Nokta üyesi kuruluşların, yasal sorumluluklarının ötesinde gerçekleştirmekte oldukları örnek çalışmaları ödüllendiriyoruz. ‘Yeşil Nokta Basın Ödülleri’mizle, toplumu çevre ve geri dönüşüm konusunda bilinçlendirmeye, bilgilendirmeye yönelik haberlere öncelik veren basın-yayın kuruluşlarını teşvik ediyoruz. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’mızın “Sıfır Atık” projesinin yaygınlaştırılması için başta vakıf üyelerimiz, tüm ilgili taraflarla birlikte çalışıyoruz. 2017 yılında gerçekleşen Döngüsel Ekonomi Kongresi gibi etkinlikler düzenliyoruz. Gerek vakıf olarak gerekse üyelerimizle beraber hayata geçirdiğimiz projelerimizle, bireysel farkındalığın artması ve toplumsal davranış alışkanlığına dönüşmesi için çalışmalarımızı sürdüreceğiz” şeklinde konuştu.

DEĞER KARŞILIKLARI:

Ambalaj atıkları; cam, metal, plastik, kağıt/karton ve kompozit ambalajların atıklardır.

Geri dönüştürülen bir ton metal atıkla 16 ton benzin tasarrufu sağlanır.

Pet şişelerin geri dönüşümünden sentetik elyaf üretiliyor.

Sadece bir metal içecek kutusunun geri dönüşümünden elde edilen enerjiyle 100 Wattlık bir ampul 20 saat çalıştırılır.

Geri dönüştürülen 1 ton kağıt ile 17 ağacın hayatı kurtarılır.

Geri dönüştürülen 1 ton plastik atık ile 612 litre petrol tasarrufu sağlanıyor.

Geri dönüştürülen 1 ton plastik atıkla %95 oranında enerji tasarrufu sağlanıyor.

Plastik ambalaj atıklarının geri dönüşümünden elyaf içeren tekstil ürünleri, atık su boruları, mobilya yan ürünleri ve marley gibi malzemeler üretilir.

670 metal ambalajın geri dönüşümü sonucu bir adet bisiklet elde edilir.

Geri dönüştürülen bir ton cam atıkla 100 litre petrol tasarrufu sağlanır.

Geri dönüştürülen bir ton kağıt/karton/kompozit atıkla 26 m3 su tasarrufu sağlanır.

Kompozit ambalaj atıklarının geri dönüşümünden karton koliler, yalıtım malzemeleri ve mobilya gibi ürünler üretilir.

Türk halkı elektrikli araçlara hazır

Boğaziçi Üniversitesi tarafından Türkiye’de elektrikli araçlar konusunda ulusal ölçekte yapılan araştırma, tüketicilerin genel eğiliminin elektrikli bir araç satın almak yönünde olduğunu ortaya koydu. 2017 yılı sonu itibariyle 2 bin 500 civarında olan elektrikli aracın 4 yıl içinde 140 bine çıkması öngörülürken, 14 bin ticari ve 70 bin ev tipi şarj ünitesinin kurulması bekleniyor. İklim değişikliğine karşı elektrikli araçlarla engellenecek sera gazı salınımın da hesaplandığı araştırmada, ilk defa Türkiye’de güneş enerjisi ile çalışan şarj noktaları ve otoparklar için ideal lokasyonlar belirlendi.

Boğaziçi Üniversitesi, Türkiye’deki elektrikli araçların geleceğini ve enerji altyapısına olası etkilerini incelemek amacıyla anket, yüz yüze derinlemesine görüşme ve analizleri içeren Türkiye’nin ulusal ölçekte en güncel araştırmasını gerçekleştirdi. Boğaziçi Üniversitesi Enerji Politikaları Araştırma Merkezi (EPAM) Başkanı ve Endüstri Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gürkan Kumbaroğlu ve Araştırmacı Dr. Zafer Öztürk tarafından yürütülen ‘’Türkiye Ulaştırma Sektöründeki Elektrikli Araçların İklim Değişikliği ve Elektrik Talebi Etkileri Projeksiyonu’’ başlıklı araştırma, Türkiye’de elektrikli araçların yaygınlaştırılmasıyla oluşacak çevresel faydalar, altyapı maliyetleri, elektrikli araç optimum pazar payı gibi bilgileriyle ülkemizin elektrikli araç stratejilerini desteklemek üzere bir yol haritası sunuyor. Ülke çapında elektrikli araç konusundaki farkındalığı ve kullanım alışkanlıklarını araştıran bir anket çalışmasını da içeren araştırma kapsamında, her 10 kişiden 8’inin elektrik aracı bildiği ortaya çıkarken, hibrit araç ile elektrikli araç arasındaki farkın bilinirliğinin düşük olduğu görülüyor.

Türk halkı elektrikli araç kullanmak istiyor

Anket sonuçlarına göre elektrikli araç hakkında bilgi sahibi olsun veya olmasın, araştırmaya katılanların çoğu elektrikli araç satın almayı istiyor. Elektrikli aracı bilenlerin yüzde 80’i, bilmeyenlerin ise yüzde 65’i elektrikli araç satın almayı düşünebileceğini net bir şekilde belirtiyor. Elektrikli araç satın almak isteyenlerin bu tercihinin arkasında; elektrikli araçların düşük maliyetli, tasarruflu ve çevre dostu olması gibi nedenler ön plana çıkıyor. Elektrikli araç satın almayı düşünmeyenlerde ise; elektrikli araç hakkında yeterli bilgiye sahip olmamak, Türkiye’de henüz yaygınlaşmamış olması ve teknik özelliklerin yetersiz kalacağı yönünde algıların öne çıktığı görülüyor.

Sera gazı salımından büyük tasarruf

Elektrikli araçlar ve Türkiye’nin durumu ile ilgili yapılan en güncel araştırma özelliğine sahip olan çalışmada, elektrikli araç kullanımının iklim değişikliğine etkisi de incelendi. Araştırmaya göre 2035 yılına kadar elektrikli araçları dolaşımda tutmak için yıllık 2.6 milyar kWh eşdeğerinde enerji ihtiyacı öngörülüyor. Ancak elektrikli araçların şarjı tamamen yenilenebilir enerjiden sağlanırsa, 2022 yılına gelindiğinde yıllık 1.3 milyon ton CO2 kazanımı elde edilecek.

Araştırmanın hem sektörün hem de kamunun faydalanacağı pek çok iç görü ve analiz barındırdığını belirten Boğaziçi Üniversitesi Enerji Politikaları Araştırma Merkezi (EPAM) Başkanı ve Endüstri Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gürkan Kumbaroğlu şu bilgileri paylaştı:

Gürkan: Elektrikli araçların kaynağı yenilenebilir enerjiden sağlanırsa, pazar daha hızlı büyür

“Boğaziçi Üniversitesi olarak yaptığımız araştırmada Türk halkının elektrikli araçlar konusunda oldukça istekli olduğunu gördük. Araç sahibi olan veya önümüzdeki 2 yıl içerisinde araç satın almayı planlayan 600 kişi ile gerçekleştirdiğimiz anket sonucunda halkımızın elektrikli araçlara büyük ilgi duyduğu, ancak yeterli bilgiye sahibi olmamalarının ve elektrikli araçların şarjına yönelik yeterli altyapı bulunmamasının elektrikli araçlarının yaygınlaşmasının önündeki temel engeller olduğu verisine ulaştık. Bir başka deyişle, elektrikli araç satın almayı düşünmeme sebepleri arasında algıya yönelik bariyerler yüzde 47’lik bir oran oluşturuyor. Bu kişilerin yüzde 19 bilgi eksikliği olanlar, yüzde 18 ise “Altyapısı yok” diyenlerden oluşuyor. Dolayısıyla şarj istasyonlarının yaygınlaşması, bu altyapının gelişmesinde kritik önem taşıyor. Türkiye’de hibrit araçları saymazsak 2017 yılı sonu itibariyle yaklaşık 2.500 elektrikli aracın kullanımda olduğunu biliyoruz. Bugün en lüks araç segmentinden en ekonomik araçlara kadar, tüm otomotiv markalarının elektrikli araçlara yönelik kaçınılmaz çok güçlü bir eğilimi bulunuyor. Tamamen geçişi sağlamasalar bile portföylerinde en az bir temiz araca yer verme gayretleri var. Dolayısıyla hızlı büyümesi beklenen bu endüstride elektrikli araçların kaynağı yenilenebilir enerjiden sağlanırsa, elektrikli araç pazarı gerçek anlamda sürdürülebilir büyüme trendine girecektir.”

Dünyadaki benzer örnekleriyle endüstri hakkında bilgi veren Kumbaroğlu, “Örneğin elektrikli otomobil devriminin öncülüğünü üstlenen Norveç’te elektriğin yüzde 94’ü yenilenebilir kaynaklardan ve yaklaşık 17 g/kWh sera gazı salımı ile üretiliyor. Türkiye’de ise bu oran yüzde 29 ve elektrikle birlikte yaklaşık 520 g/kWh sera gazı salımı üretiliyor. Yani Türkiye’de şebekeden elektrik alan araç Norveç’te şebekeden şarj olan bir elektrikli araca göre yaklaşık 30 kat daha fazla sera gazı salımına neden oluyor. Şarj sistemi kuran şirketlerin yenilenebilir enerji kullanmaları sağlanırsa ancak elektrikli araçlara geçiş sürdürülebilir kalkınma hedeflerini destekler. Çalışmamızı bu vizyonla gücünü doğrudan güneş enerjisinden alan şebeke destekli fotovoltaik şarj istasyonlarına odaklı geliştirdik. Elektrikli araç kullanımına geçişi güneş enerjisiyle birlikte düşünmek gerekiyor. Aksi takdirde ilave elektrik ihtiyacından ortaya çıkan ilave sera gazı salımı, benzin ve dizel kullanımındaki tasarrufun azalttığı sera gazından fazla oluyor. Boğaziçi Üniversitesi Enerji Modelleme Sistemi ile yaptığımız simülasyon sonuçları bunu açıkça ortaya koyuyor. Elektrikli araçların şarjında kaş yaparken göz çıkarmamak için güneşe ihtiyaç var” dedi.

İlk defa Türkiye’de temiz enerji ile çalışan şarj noktaları için ideal lokasyonlar belirlendi

Araştırmada coğrafi bilgi sistemi üzerinde çalışılarak güneş destekli şarj istasyonlarının ve otoparkların kurulumu için de bir analiz yapıldı. Türkiye için güneş sahaları ve güneş potansiyeli de araştırmaya dahil edilerek şebeke ile bağlantıya sahip ve güneş potansiyeli yüksek noktalar belirlendi. Hazırlanan coğrafi bilgi sistemi haritası, elektrik şarj istasyonlarının ve otoparkların güneş enerjisi kullanarak nerelerde kurulabileceği konusunda tüm sektör için rehber görevi görecek. Karayolları haritasının da dahil edildiği ve elektrikli araçların ortalama menzilleri hesaplanarak çıkarılan optimum lokasyonlar sayesinde, elektrikli araçların Türkiye çapında mesafe kat ederken şarjları bitmeden, nerelerde şarj istasyonu kurulabileceğinin haritası çıkarıldı.

Elektrikli araçların yaygınlaşması için teşvik çok önemli

Araştırmada görev alan Dr. Zafer Öztürk de elektrikli araçlarla ilgili çıkan en önemli iki sonucun otopark ve elektrikli şarj istasyonları olduğunun altını çizdi. Öztürk, “Elektrikli parkların nasıl gelişeceği ve elektrikli şarj istasyonlarının nasıl yaygınlaşacağı konusunda şirketlerden, akademisyenlerden, otomotiv sektöründen ve bu alandaki STK’lardan konunun uzmanlarıyla yaklaşık 30 kişiyle derinlemesine yüz yüze görüşmeler yaptık. Bu görüşmeler de araç almayı düşünenlerin istasyon yokluğundan yakındığını, istasyon yatırımı yapmayı düşünen yatırımcıların da elektrikli araca talep olmadığını ve bu alanda teşvik mekanizmasının bulunmadığını belirttiğini gösterdi. Bir şekilde iki mekanizmayı da aynı anda ilerletecek bir teşvik mekanizması oluşturmak gerekiyor. Özellikle kamu ve özel sektörün bu alanda bir araya gelmesi, elektrikli araçların yaygınlaşması konusunda büyük fark yaratacaktır. Örneğin İngiltere’de bu teşvik mekanizması doğrultusunda, elektrikli araçların belirli bölgelere ücretsiz girmesi gibi uygulamalarla öncelikli olarak elektrikli araca olan talep artırıldı ve beraberinde şarj istasyonu yatırımı geldi. Bir diğer yöntem de elektrikli araç şarj istasyonları yatırımları için teşvik getirilmesi ve istasyonların gelişmesiyle elektrikli araç sahipliğinin artmasının sağlanması. Dolayısıyla bu alanlarda teşvik mekanizması geliştirmek, temiz araç kullanımı konusunda kilit öneme sahip” diye konuştu.

2022 yılında Türkiye’de 140 bin elektrikli araç, 14 bin ticari ve 70 bin ev tipi şarj ünitesi

Sektör temsilcileri ve akademisyenlerle yapılan derinlemesine analiz çalışmalarına göre, 2022 yılında 140.000 elektrikli aracın ve 14 bin ticari şarj ünitesinin aktif olarak kullanımda olması bekleniyor. Mevcut elektrik altyapısı ile 14 bin şarj ünitesinin yüzde 25’inin Fast Charger (Hızlı Şarj Ünitesi, DC), geri kalan yüzde 75’inin ise AC şarj ünitesi olacağı öngörülüyor. 2022 projeksiyonunda, ev tipi şarj ünitelerinin ise 70 bin civarında olması bekleniyor.

Tüketiciler elektrikli araçlarını ortalama 15 TL’ye şarj etmeyi düşük maliyetli ulaşım olarak görüyor

Bununla birlikte bugün şarj altyapı sağlayıcıları, hizmet verip işlettikleri ticari şarj ünitelerinde ortalama 15 TL talep ederken, araştırmada tüketicilerin elektrikli aracı şarj etme fiyatı konusundaki algısı da araştırıldı. Çalışmada, ortalamada 150 km için 15 TL gibi bir ücretin, tüketiciler tarafından düşük maliyetli ulaşım olarak kabul gördüğü ve tüketicinin elektrikli araçlardan beklediği faydayı sunduğu ortaya çıktı.

EPDK’nın meclis komisyonuna sunduğu verilere göre 2017 sonu itibariyle aktif olarak kullanımda olan ve halka açık durumdaki şarj istasyonu sayısının 400 olduğunu aktaran Dr. Zafer Öztürk, bu alanda teşvik mekanizmasının önemini vurguladı.

Elektrikli araç kullanımına geçişte en önemli adım şarj istasyonu yatırımı

Elektrik altyapısına neredeyse hiç yatırım yapmaksızın elektrikli ve temiz araç kullanımına geçiş yapılabileceğini vurgulayan Dr. Öztürk, ‘’Burada slow charger’lar için herhangi bir çalışmaya gerek olmayabilir ancak fast charger’lar için elektrik altyapısında minör iyileştirmelere gerek duyulacaktır. Türkiye, elektrikli araç kullanımına geçiş amacıyla şarj istasyonu yatırımı yaparsa, 2022 yılı için öngörülen 140 bin elektrikli aracın çok daha ötesine geçebilir çünkü Türkiye’nin mevcut altyapısı, çok daha fazlasını kaldırabilecek düzeyde. Tek ihtiyacımız olan park olanakları gibi yan teşviklerle sektörün rahatlatılması’’ diye konuştu.

Demir ihracatçılarında Yalçın Ertan dönemi

2018 yılının Ocak – Mart döneminde gerçekleştirdiği 408 milyon dolarlık ihracat rakamıyla Ege İhracatçı Birlikleri bünyesinde zirvede yer alan Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği’nde Yalçın Ertan dönemi.

Ege İhracatçı Birlikleri’nde gerçekleştirilen Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği Genel Kurulu’nda Yönetim Kurulu Başkanlığı’na 42 oyla Yalçın Ertan seçildi. Yalçın Ertan, Servet Eröcal ve Halil Şahin’den sonra birliğin üçüncü başkanı oldu.

Yalçın Ertan tek aday olarak seçime girerken, 2007 yılından bu yana Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini sürdüren Halil Şahin iki dönem kuralı gereği aday olmadı.

Sabri Ünlütürk Demir Birliği Yönetim Kurulu’nda

Geçmiş dönemlerde Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği ve Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurullarında görevler üstlenen Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Sabri Ünlütürk, 2018-22 döneminde Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu’nda yer aldı.

Genel kurulda konuşan Halil Şahin, 2007 yılından bugüne kadar Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu’nda ve Ege İhracatçı Birlikleri Başkanlar Kurulu’nda uyumlu bir ekip çalışması yaptıklarını, Ege Bölgesi’nin ve demir ve demirdışı metaller sektörünün sorunlarının çözümü için mesai harcadıklarını dile getirdi. Şahin, “Yeni dönemde, yeni yönetim kurulumuzun bizden daha iyi çalışmalarına imza atacağına inanıyorum. Birlikte çalıştığım, yönetim kurulu üyelerimize, birlik başkanlarımıza ve Ege İhracatçı Birlikleri Genel Sekreterliği çalışanlarına emekleri için teşekkür ediyorum” diye konuştu.

3 nesil aynı listede

Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği’nin Genel Kurulu’nda seçilen listede 3 nesil aynı listede yer aldı. Norm Holding Onursal Başkanı Nedim Uysal, Yönetim Kurulu’nda yer alırken, Oğlu Norm Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Uysal, Yedek Yönetim Kurulu Listesine girerken, Torunu Nedim Uysal ise; Denetim Kurulu Üyesi oldu.

Yalçın Ertan kimdir?

Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Ertan, 1956 yılında Aydın’ın Atça Kasabasında dünyaya geldi.

Boğaziçi Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü’nden 1978 yılında mezun olan Yalçın Ertan, 1978-80 yılları arasında Güney Kaliforniya, Los Angeles’ta işletme üzerine master yaptı.

İş hayatına 1981 yılında Efe Tarım Makinaları San. ve Tic. A.Ş.’de İhracat Sorumlusu olarak başlayan Ertan, 1981 yılında 2 milyar dolar seviyelerinde olan Türkiye ihracatının geliştirilmesine uzun yıllar katkı sağladı.

Ülkemizin 1980’li yılların başlarında başlayan dışa açılma ve ihracat hamlesinin bir parçası olan dış ticaret sermaye şirketlerinden MEPTAŞ A.Ş.’nin 1983 yılındaki kuruluşundan itibaren 1992 yılına kadar Ticaret Grup Başkanlığı, Ticaret Genel Müdür Yardımcılığı ve Genel Müdürlük görevlerinde bulundu. Daha sonra 1992 yılından beri Toyas Dış Ticaret A.Ş.’nin Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini sürdürüyor.

1986-92 yılları arasında İstanbul Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği’nde Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapan Yalçın Ertan, 2010-14 yılları arasında Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyeliği, 2014-2018 yılları arasında ise Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı görevinde bulundu.

Çelik Dış Ticaret Derneği Yönetim Kurulu Üyeliği görevini sürdüren Yalçın Ertan, Ayşen Ertan ile evli, 2 çocuk babası ve İngilizce biliyor.

EGE DEMİR VE DEMİR DIŞI METALLER İHRACATÇILARI BİRLİĞİ YÖNETİM KURULU BAŞKANI

TOYAS DIŞ TİCARET A.Ş. – YALÇIN ERTAN

EGE DEMİR VE DEMİR DIŞI METALLER İHRACATÇILARI BİRLİĞİ YÖNETİM KURULU

İZMİR DEMİR ÇELİK SANAYİ A.Ş. – HÜSEYİN BAŞTUĞ

NORM CIVATA SAN. VE TIC.A.S. – NEDİM UYSAL

OZKAN DEMIR CELIK SANAYII A.S. – KENAN ÖZKAN

KARDEMİR HADDECİLİK SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ – ÖZLEM BAKIREL

TELMA TEL SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ. – EŞREF YAVUZ KAPTANOĞLU

ER-BAKIR ELEKTROLITIK BAKIR MAMULLERI A.S – MACİT TAŞKIN

PETKİM PETROKİMYA HOLDİNG A.Ş. – MEVLÜT ÇETİNKAYA

KOCAER HADDECİLİK SAN. VE TİC. A.Ş. – HAKAN KOCAER

AKD DÖKÜM TİCARET A.Ş. – SİNAN ATİK

TOR DEMİR METAL ÜR.VE MAKİNA PAZ.SAN.TİC.A.Ş. – SABRİ ÜNLÜTÜRK

EGE DEMİR VE DEMİR DIŞI METALLER İHRACATÇILARI BİRLİĞİ DENETİM KURULU

AYES ÇELİK HASIR VE ÇİT SANAYİ ANONİM ŞİRKETİ – HALİL DOĞAN

BAYLAN ÖLÇÜ ALETLERİ SANAYİ VE TİCARET LTD.ŞTİ – İBRAHİM BAYLAN

NORM SOMUN SAN.VE TİC.A.Ş. – NEDİM UYSAL

İş Dünyası İklim Değişikliği Risklerini Ve Fırsatlarını Tartıştı

İklim Değişikliği Zirvesi üst düzey iş dünyası temsilcilerinin katılımı ile İstanbul’da gerçekleştirildi. Zirvenin açılışı Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki tarafından yapıldı. İklim değişikliği riskleri ile yarattığı fırsatların yeşil ekonomi ekseninde tartışıldığı Zirve, Capital ve Ekonomist Dergileri ile Dünya Bankası ve Karbon Piyasalarına Hazırlık Ortaklığı Projesi- PMR (Partnership of Market Readiness) işbirliği ile 18 Nisan tarihinde İstanbul’da düzenlendi.

Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki açılış konuşmasında “İklim değişikliği sadece çevre sorunu değildir. Ekonomik ve sosyal boyutu olan önemli bir sorundur. İklim değişikliği fosil yakıtlara bağlı olan büyüme modellerinin bir sonucudur. Bunun doğurduğu sonuçlardan dolayı böyle bir iklim değişikliğinden söz ediyoruz. Enerji, ulaştırma ve sanayinin diğer alanlarındaki firmaların bundan sonra daha düşük kalkınma odaklı bir dönüşümü hedeflemesi gerekiyor. Özellikle iki tane yol var. Tüm dünya buraya doğru ilerliyor. Ne kadar yardım, hibe, fon varsa bu konular dikkate alınarak değerlendirilecek. Atmosfere salınacak sera gazının mutlaka azaltılması gerekiyor. 100 milyar dolarlık bir fondan eski usul üretime devam edenler istifade edemeyecek. Kimse de bu firmalara kredi ve diğer konularda belki de kolaylık sağlamayacak. Herkesin üretiminde bunu dikkate alması lazım. Sanayi devrimi ve dijital devrimden sonra yeni bir devrim kapımızda bunu herkesin bir an önce algılaması gerekiyor. Bu devrimi de “Yeşil ekonomi” olarak adlandırmamız mümkün” diye konuştu.

Küresel olarak rekabetçi olmamız gerekiyor; bunun için de yeşil ekonomiye entegre olmamız gerekiyor. Öncelikle iklim değişikliği risklerini iyi yönetebilmek için kamu ve özel sektör işbirliği içinde olmalı. Unutmayalım riskler her zaman fırsatları da içerir.Temiz üretim yapmak, yeşil ekonomiye adapte olmak ve fırsatlarından yararlanabilmek için özel sektörümüzün, sanayicilerimizin gerekli hazırlıkları yapmaları ve uygulamaları benimsemeleri konusunda biz de destek olacağız” dedi.

İklim Değişikliği Zirvesi’nde“Yeşil Ekonomide Finansman Fırsatları” ve “İklim Risklerini Fırsata Dönüştürmek”başlıklı iki panel gerçekleştirildi. Şekerbank Genel Müdür Yardımcısı Aybala Şimşek moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Yeşil Ekonomide Finansman Fırsatları” paneline TSKB Genel Müdür Yardımcısı Çiğdem İçel, Garanti Bankası Genel Müdür Yardımcısı Ebru Dildar Edin ve EBRD Türkiye Ülke Başkan Vekili Şule Topçu Kılıç panelist olarak katıldı. Pegasus CEO’su Mehmet Nane moderatörlüğünde gerçekleştirilen “İklim Risklerini Fırsata Dönüştürmek” başlıklı ikinci panele ise Akçansa CEO’su Şahap Sarıer, Akkök Holding CEO’su Ahmed Dördüncü, Yaşar Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili İdil Yiğitbaşı, Nuh Çimento CEO’su Gökhan Bozkurt panelist olarakkatıldı.

Zirvenin kapanışı Türkiye Cumhuriyeti İklim Değişikliği Başmüzakerecesi Prof.Dr. Mehmet Emin Birpınar tarafından gerçekleştirildi. Birpınar, “Küresel yatırımı çekebilmek için yeşil ekonomiye özel sektör ve devlet olarak entegrasyonumuz gerekiyor.Yeşil ekonominin temel unsurları olan emisyon ticaret sistemi ve karbon vergisini içeren karbon fiyatlandırma politikaları giderek daha çok ülke tarafından uygulanıyor. Biz de bu temel unsurlara odaklanarak yeşil ekonominin fırsatlarına ülke olarak paydaş olabiliriz ve bunun için hazırlanıyoruz” dedi.

Karbon Piyasalarına Hazırlık Ortaklığı Projesi- PMR (Partnership of Market Readiness) 2014 yılından bu yana Dünya Bankası hibesi ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yürütücülüğünde uygulanmaktadır. İlk Fazı Haziran ayı sonu itibariyle tamamlanacak olan proje kapsamında, emisyon ticaret sistemi ve karbon vergisi gibi karbon fiyatlandırma araçları hakkında kamu ile özel sektör nezdinde kapasite gelişimi amaçlanmaktadır.