7.3 C
İstanbul
Cuma, Nisan 10, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 122

Yeni İstanbul Havalimanı 73 milyar liralık katkı sağlayacak

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan, bakanlık olarak insanların ulaşımda ve iletişimde yaşamını kolaylaştıracak “mega projeler”in hızlandırılacağını belirterek, “Hiçbir projemizde yavaşlama olmayacak. Gerekirse daha fazla çalışacağız ve projelerimizi insanlarımızın hizmetine sunacağız.” dedi.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan, yeni havalimanının 29 Ekim’de açılacağını, yeni havalimanına toplu taşımanın ise 2020’nin sonlarına doğru başlayacağını söyledi.

HAYATI KOLAYLAŞTIRMAK İÇİN 7 GÜN 24 SAAT ESASINA GÖRE ÇALIŞIYORUZ

İstanbul’un Avrupa Yakası’nda Karadeniz’i ve Marmara Denizi’ni birbirine bağlayacak Kanal İstanbul Projesi’nin finansman modelinin en kısa zamanda netleştirilmesinin ardından bu yıl bitmeden ihale ilanına çıkılması talimatını verdiğini vurgulayan Turhan, bakanlığının bir diğer önemli projesi olan İstanbul Yeni Havalimanı’nda da çalışmaların 7 gün 24 saat esasına göre sürdüğünü bildirdi. Turhan, dünyanın en büyüğü olacak Türkiye’nin prestij projesi yeni havalimanını 29 Ekim’de hizmete alacaklarını hatırlattı.

YENİ İSTANBUL HAVALİMANI TÜRK EKONOMİSİNE 73 MİLYAR LİRALIK KATKI SAĞLAYACAK

Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından ilk fazı hizmete açılacak havalimanında, günlük 3 bin 500 uçağın iniş-kalkış yapacağını ifade eden Turhan, havalimanının Türkiye ekonomisine 73 milyar liralık katkı yapmasının beklendiğini dile getirdi.

26 ŞERİT KAPASİTELİ OTOYOL İLE UZAKLAR YAKIN OLACAK

Tüm amaçlarının rahat, konforlu, güvenli ve ekonomik bir ulaşım sağlamak olduğunun altını çizen Bakan Turhan, “İstanbul’da 29 Ekim’de hizmete açmayı hedeflediğimiz büyük İstanbul Havalimanı projesine İstanbul şehir içerisinden ve yakın civarından ulaşımı sağlayacak olan Kuzey Marmara Otoyolu Projesi’nin de 29 Ekim’de hizmet verecek olan kısmı, 2’inci kesim olarak adlandırdığımız OdayeriGaspören kısmında çalışmalar hızla devam etmektedir. Bu kesim İstanbul Büyük Havalimanı’nın karayolu ulaşımı İstanbul şehir içerisindeki bağlantılarını sağlayacak olan 26 şerit kapasiteli bir otoyolu oluşturuyor. İstanbul Havalimanı’na ulaşımı sağlayacak 4 adet kavşağı barındırıyor. Proje aynı zamanda İstanbul’un gerek doğu yerleşimlerinde gerekse batı yerleşimlerindeki trafik hareketini diğer ulaşım altyapısı sistemleriyle de entegre etmiş olacak. İstanbul’un doğusundan gelen trafiğin Reşadiye Kavşağı ile Çamlık Kavşağı, Kurtköy Kavşağı. Batısında Odayeri Kavşağı, Mahmutbey Kavşağı 29 Ekim’de açmayı hedeflediğimiz Tayakadın ve Yassıören Kavşağı’yla İstanbul’un mevcut ulaşım altyapısında hizmet veren yollarıyla entegre olmuş olacak. Hedefimiz yıl sonuna doğru da Çatalca’yı ve Gebze’yi bu sisteme entegre etmeyi planlıyoruz” dedi.

YENİ HAVALİMANINA HASDAL’DAN, GAYRETTEPE’DEN VE HALKALI’DAN METRO SİSTEMİ İLE ULAŞILACAK

Bakan Turhan, yeni havalimanına toplu taşıma ile ulaşım konusuna da değinerek, “İstanbul’a çok önemli değer katacak olan İstanbul Havalimanı projemiz hizmete açıldığında hava ulaşımında da yaşanan sorun ve sıkıntılar önemli ölçüde ortadan kalkacak. İstanbul yeni havalimanına toplu taşım sistemleri manasında 2 önemli projemizin de yapım çalışmaları devam ediyor. Bu sistemler de Hasdal’dan, Gayrettepe’den 3’üncü havalimanına yaklaşık 37 kilometre uzunluğunda ve 8 istasyonu bünyesinde bulunduran bir metro sistemi.” ifadelerini kullandı.

Çanakkale Boğazı’nın ilk asmalı köprüsü çalışmaları da hızlanacak

Geçen yıl 18 Mart’ta temeli atılan 1915 Çanakkale Köprüsü’nde çalışmalarınhızlandırılacağına dikkati çeken Turhan, Lapseki’ninŞekerkayamevkisi ile Avrupa tarafındaki Gelibolu’nun Sütlüce mevkisi arasına inşa edilecek köprünün, Çanakkale Boğazı’nın ilk asma köprüsü olarak hizmet vereceğini söyledi. Turhan, tamamlandığında “dünyanın en büyük orta açıklıklı asma köprüsü” olacak 1915 Çanakkale Köprüsü’nün içinde birçok simgenin bulunduğunu ve adeta “simgelerin köprüsü” olacağını kaydetti. Köprünün 18 Mart 2022’de hizmete alınmasının hedeflendiğini belirten Turhan, “Köprü, tasarımındaki inceliklerle de dünyada bir ilk olacak. Her iki yakada 333 metre yüksekliğindeki kulelerin üst kısmı Seyit Onbaşı’nın Çanakkale Savaşları sırasında namluya sürdüğü top mermisini temsil edecek şekilde yapılacak.” ifadesini kullandı.

TÜRKSAT 5A’NIN 2020’DE, TÜRKSAT 5B’NİN DE 2021’DE UZAYA GÖNDERİLECEK

Türkiye’nin ilk yerli ve milli uydusu Türksat 6A’da çalışmaların hızla devam ettiğini ifade eden Turhan, Ankara’daki Uydu Montaj, Entegrasyon ve Test Merkezi’nde yapımı süren uydunun 2020 yılında tamamlanmasının planlandığını bildirdi. Turhan, Türksat 5A’nın 2020’de, Türksat 5B’nin de 2021’de uzaya gönderilmesi için de çalışmaların hız kesmeden yapılacağını dile getirdi.

OGUN GAZETESİ

‘ABD’ cellat lakabı ile ‘ABCD’ oldu

ABCD alfabemizin ilk dört harfidir. Peki ABD nedir? ABD, dünyanın celladı rolüne kendini adamış evangelistlerin pinokyosudur. Evangelistler harekete geçti. Trump’u kumanda ediyorlar, kongreyi etkileri altına alıyorlar. Pentagon’a zaten hakim durumdalar. Niçin?

Bölge istikrarını bozarak, tehdit algısı ortamı oluşturmak ve dolayısıyla milyarlarca dolar silah satmak. 100 bin kişilik terörist ordusu kurarak, bu örgütler ile savaşma ihtimali olan birçok ülkeye zaten silah sattı bile… Bizde bölge ülkeleri gibi artan tehditlere karşı milyarlarca dolar savunma harcaması yapıyoruz.

Her türlü alçaklığın ve yüzsüzlüğün karşılığı olan ABD dünyanın cellatı lakabın nedeniyle ABD yerine artık gözümüzde ABCD’sin…

Sam amcanın bardağından su değil kan taşıyor

ABD bütün evrensel hukuk kaidelerini ayaklar altına almaya devam ediyor. Ülkemizin hassas noktalarına yapılan saldırıların altından hep ABD çıktı. Ne tamamen yok olmamızı istedi, nede süper güç olarak zirveye tırmanmamızı arzuladı, tek istediği ne güçsüz nede çok güçlü olmayan bir Türkiye oldu.

Ben ultra güçlü süper sonic bir ülkeyim ve bu sebeple Avrupa ülkeleri de dahil tüm dünya devletleri bana tabi olacak diyerek kibirde tavan yapan ülkenin adıdır ABD…

Kardeşiz, müttefikiz yalanlarını biliorduk, lakin bilmeyenler vardı. 15 Temmuz’da bu gerçeği tüm ülke vatandaşlarımız anlamış oldu.

Tüm bunlara rağmen Türkiye iyi niyetle herşeyi yaptı ve her zaman uzlaşıdan yana oldu.

Peki ABD ne yaptı.

Halk bankası ve Hakan Atilla olayına imza atarak evrensel hukuku ayaklar altına alarak, Hakan Atilla’yı cezaevine yolladı. Halk bankası’na ceza yazarım diyerek milli bankamızın itibarını dünya üzerinde yerle bir etmeye çalıştı.

15 Temmuz hain darbe girişimini planlatarak, ülkemizde kaos oluşturmak için düğmeye bastı. Darbe girişiminde başarısız olan FETÖ örgütünü ABD, Almanya ve Afrika’da nemalandırmak için çalışmalara imza attı. FETÖ örgütü liderini kanatları altına aldı.

F-35 ve S-400 olayını başlatan Türkiye karşıtı gruplara ses çıkarmadı ve beraber hareket etti. Pentagon içindeki grubun F-35 engellemeleri çalışmalarına engel olayı bırakın destek bile verdi.

Terör örgütü PKK’ya 5 bin 300 tır dolusu silah verildi ve sınırlarımız etrafında depolandı.

Sam amca bardağı taşırdı ve taşan bardakta su yerine kan var…

İstanbul’un fethi ile dolar yerin dibine girdi!!!

Dedelerimiz kesesinde bulunan Osmanlı akçesi ile dünyayı dolaşırken, şimdilerde cebinde dolar ile ülkemizde tatil yapanlar ile aynı hazzı yaşıyorlar mıydı acaba? Tatil için ülkemize gelen yabancı turistler 1 aylık tatil için Antalya’ya gelirler. Ceplerinde bulunan paraları yaşanan dolar kuru artışı ile bitiremezler. 1 ay tatil yapacaklarına %50 daha fazla tatil yaparlar ama paracıkları halen bitmez.

Peki, İstanbul kuşatma altına alındığı zaman İngiltere’ye tatile giden Osmanlı teması Koçgeri aşiretinden Uzun Mehmet kesesinde bulunan 5000 akçe ile Thames Nehri üzerinde konaklamak üzere ücretli olarak kaldıkları malikaneyi Ulubatlı Hasan’ın üç hilali burçlara dikmesiyle birlikte satın alabilecek maddi güce ulaştı mı acaba? Tabi o zaman dolar yok, peki dolar olsaydı o zamanlarda ne tepki verirdi…

Siz dolarla yatıp, dolarla kalkın beyler ama unutmayın ki! Bir zamanlar Osmanlı akçesi dünyanın en değerli parasıydı ve dolarda bir gün doluların altında kalacak.

Türkiye ile bir olmayan coğrafyamızda olamaz

Türkiye Cumhuriyeti büyük bir ülkedir. Büyük ülke olduğumuzu dikkate almadan çirkin oyunları sahneleyenlerin coğrafyamızda uzun zamanda başarı yakalamaları da imkansızdır.

Ülkemize yaptırım, ambargo veya değişik engellemeler yapacaklarını söyleyen liderler her zaman var olmuştur, bu tip kaos teorileri de yıllardır yazılıp çizilmiştir. Osmanlı zamanında dış güçler tarafından şahsımıza yapılan çirkinlikler günümüzde de gerçekleştirilmek istenilse de güçler dengesinin bel kemiği durumunda olduğumuzdan sadece arzu edilmektedir.

“TÜRKİYE’DE TİCARET YAPAN YABANCI ŞİRKETLER TRUMP’A KIZGIN”

Bu isteklerine en büyük engel ise yurdumuzda işlem yapan yabancı şirketlerin varlığının yüksek olmasıdır. Bu şirketlerin varlığı ekonomimize darbe vurmaya çalışanların önüne ciddi bir engeldir.Türkiye dünya ekonomisine entegre olmuş, finansal piyasaları itibariyle dünya ile et tırnak olmuş bir ülkedir. Türkiye’de çok sayıda yabancı şirket iştigal ediyor, üretim yapıp, ihracat gerçekleştiriyorlar. Yurdumuzun ekonomisinin bozulması demek yabancı şirketlerin bu süreçten zararlı çıkması demektir.

“ABD KILIÇ ÇEKİYOR VE ARDINDAN KININA YAVAŞÇA GERİ SOKUYOR”

Bu sebeple, ABD’nin zaman zaman ülkemize karşı kılıç çekmesi de kılıcını kınına tekrar yavaşça sokmasıyla sona ermektedir.

Papaz Brunson olayından yola çıkarak, son zamanda yaptığı çıkış esasında bir gerçeğin saklanılmasından ibarettir.

Türkiye’de ABD’nin çok ajanı bulunmaktadır. Brunson bunlardan bir tanesidir. Kendisinin PKK ve FETÖ örgütleriyle ciddi bağlantıları bulunmaktadır. Bu çırpınışlarının nedeni bazı gerçeklerin fazla açığa çıkmadan ajanını ülkesine götürmek istemesinden kaynaklanmıştır.

“EVANJELİST GEÇMİŞLERİ OLAN PENCE VE TRUMP”

ABD hükümeti Başkan Yardımcısı Mike Pence’ninevanjelistlerin önemli isimlerinden olduğunu biliyoruz. Kasım ayında gerçekleşecek olan kongre seçimlerinde evanjelist Hristiyan kesiminin oylarını almak için Türkiye’ye karşı çirkin tutumlar gerçekleştiriliyor. Evanjelist geçmişleri olan Pence ve Trump bu çirkinlikleri kazanma içgüdüsü ile planlıyorlar.

“ABD’DE 50 MİLYON EVANJELİST YAŞIYOR”

326 milyon nüfuslu bir ülke olan ABD’nin içinde 50 milyon civarında evanjelistler bulunuyor.

Trump bu oyunları oynarken Türkiye’nin pozisyon değiştirmesinden de çekiniyor. Sebebine gelince Türkiye pozisyon değiştirirse ABD’nin bölgedeki rolü çok zayıflayacaktır.

Bu sebeple Trump oyun kursa da derin ABD bunu göze alamaz.

Ve son yazımı son sözümler bitirmek istiyorum;

“Türkiye baskı ve tehditlere boyun eğecek bir ülke değildir…”

Ermenistan’dan gelebilecek tehdit ve tehlike

0

Ermenistan’da son seçimler sonrasında yaşanmış protestolar ve iktidar değişikliği öyle bir hızla gerçekleşti ki, ilk aşamada olayların gerçek yüzünün karanlık içinde kalması, şimdiden endişe doğuruyor.

Her şeyden önce, Türkiye ile ilişkilerin daha da “gergin” bir ortama gelmesinden korkuluyor. Aynı zamanda, eski Sovyet coğrafyasında toplumun baskısıyla iktidar değişikliklerine çok sıcak bakmayan Rusya’da bile, Erivan’daki protestolara ilişkin net bir yaklaşım yoktu.

Bugün Rusya medyasındaki yorumlara göre; Nikol Paşinyan, stratejik kurumlara, Savunma ve Dışişleri Bakanlıklarına ve Güvenlik Konseyi Başkanı gibi görevlere ABD’nin etkisi altında olan isimleri yerleştiriyor.

İlk aşamada Ermenistan’da yaşananlarla Ukrayna’daki olaylar arasında paralellikler görülüyor.

Protestolarla iktidarı ele geçirmiş Paşinyan’ın, aslında, ABD projesi olduğunu açık bir şekilde beyan etmekten Rusya çekiniyor. Kremlin, Paşinyan’ın takımında, Soros Vakfı ile ilişkili olanların çoğaldığının farkına vardığını sadece “resmen” açıklamıyor. Soros Vakfı’nın finanse ettiği Transparency International örgütünde görevli diplomat ve teknokratların bir çoğunun şimdi Ermenistan’da önemli görevlere getirildiği öne sürülüyor.

Partiye ABD doğumlu Raffi Ovannisyan’ın Başkanlık etmesi dikkatleri çekiyor.

Diasporadan Sorumlu Bakan Yardımcısı görevine ise Paris’te doğmuş, ABD’de eğitim almış Babken Ter-Grigoryan atanıyor.

Böylelikle, Ermenistan’da iktidara gelen Paşinyan ve onun takımında görev almış isimlerin geçmişi ve siyasi görüşleri doğrultusunda, Soros’cuların Sovyet coğrafyasında hazırladığı ve finanse ettiği yeni bir projenin tanığı olunuyor.

***

Ve bu sürece Türkiye’nin de, Rusya kadar dikkat etmesi gerekiyor.

Çünkü bugün Ermenistan’da yaşananlar ve bu ülkenin tedricen Rusya’nın kontrolünden çıkması, gelecekte Türkiye için baş ağrısına dönüşebileceği sanılıyor.

Oysa Paşinyan, Başbakan olarak göreve başladıktan sonra Türkiye ile ilişkilere değinerek, ön koşulsuz ilişkiler kurmaya hazır olduğunu beyan ediyordu.

Azerbaycan-Ermenistan arasındaki Dağlık Karabağ çatışmasının Ankara-Erivan arasındaki ön koşul olarak gündeme getirilmemesi gerektiğine vurgu yapıyordu. Türkiye, NATO üyesi olarak ABD ile askeri müttefiklik ilişkilerinde olsa da, Washington’ın son yıllarda ve özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında müttefik devlet olarak gördüğü Türkiye ile ilgili politikası, aslında, büyük sorunların olduğunu ortaya koyuyor.

Ve böyle bir ortamda, Ermenistan’da gerçekleşmiş iktidar değişikliği, Türkiye’nin güvenliği açısından da büyük önem taşıyor.

Bazı uzmanlara göre kurulduğu günden bugüne kadar Türkiye’ye karşı toprak ve sözde soykırım iddialarından vazgeçmeyen Ermenistan’ın, ABD’nin kontrolüne geçmesi, Türkiye’ye karşı bir cephenin açılması tehlikesini ortaya getiriyor.

Hatırlatalım ki, yıllardır Ermenistan’ın işgal ettiği Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesinde ve Ermenistan-Türkiye sınırı civarındaki bölgelerde yüzlerle PKK’lı teröristin eğitim görmesi ile ilgili bilgiler zihinlerden silinmiyor.

Ermeni kaynakları, 1990’lı yıllarda Azerbaycan’a karşı askeri operasyonlarda PKK çetelerinin de savaştığını itiraf etmişler ve birçok kaynak da işgal edilmiş topraklarda bu terör örgütünün eğitim kamplarının varlığını belirtiyorlardı.

Şimdiye kadar Rusya’nın etkisi altında olan Ermenistan’ın Türkiye’ye karşı provokasyon ve askeri operasyona kalkışmadığı da bir gerçektir.

Zira sınırlarının Rus askerleri tarafından korunduğu Ermenistan’la Türkiye arasında herhangi bir gerginliğin oluşması, Rusya’nın çıkarlarına uygun değildir.

***

Son yıllar Kremlin’in, Türkiye ile strateji iş birliği ilişkilerinin kurulmasına önem vermesi ise bu planların gerçekleşmesini imkansız kılmaktadır.

Ne var ki, bugün Ermenistan’daki jeopolitik oyunlar Moskova’nın bu devlet üzerindeki kontrolünü zayıflatabilir bir güçte gösteriyor.

Ermenistan’da güçlenen ABD yanlısı hükümet, Türkiye’ye karşı bir tehlike oluşturuyor.

Yıllar boyu yürütülmüş propaganda ve sözde soykırımla ilgili yalan görüşler sayesinde Ermeni toplumunda “düşman Türkiye” imajı oluşturulduğu gerçeği,

ABD’deki Ermeni yanlısı politikacıların ve lobi gruplarının eseri olduğu biliniyor.

Genel olarak, sözde “Ermeni soykırımı” konusu ABD’nin bazı çevreleri için Türkiye’ye baskı aracıdır ve farklı askeri-politik çevreler tarafından gerekli zamanda gündeme getiriliyor.

Bu konuda Soros Vakfı’nın Türk toplumuna “demokratik açılım” adıyla sunmaya çalıştığı Türkiye-Ermenistan, Türk-Kürt ilişkileri ile ilgili millî çıkarlara uygun gelmeyen teşebbüslerini unutmamak icap ediyor. Dolayısıyla, bugün Ermenistan’da yeni yönetimin oluşturulması ve Soros Vakfı’yla irtibatlı isimlerin en stratejik görevlere atanması ile aynı zamanda, Washington’daki Türkiye karşıtı çevrelerin aktifleşmesi de tesadüf olarak değerlendirilmiyor.

Ermenistan’dan gelebilecek tehdit ve tehlikeyi Türkiye bugünden diplomatik baskı yoluyla ortadan kaldırmanın yollarını aramanın tam zamanı yaşanıyor.

THY’de eğitim şart

Geçen sayımızda, “Havalimanı mı, şantiye mi, uçak mı, yolcu otobüsü mü!” başlıklı köşe yazısını kaleme almıştım. Son günlerde yaşadıklarım nedeniyle önceki yazdığım köşe yazısının gündemini kaybetmediğini gözlemliyorum.

Yurt içi ve Yurt dışına gerçekleştirdiğim seyahatlerimde sorun yaşasam dahi milli duruşumdan dolayı Türk Hava Yollarını tercih etmeye devam ediyorum. Bu tercihimiz nedeniyle de sorunlar eşliğinde uçuyoruz.

Bizim milli gururumuz olan THY ile gerçekleştirdiğimiz seyahatlerde inanılmaz olaylar yaşıyoruz. Ne oldu da sorun yaşamadığımız havayolu şirketimizde son zamanlarda sorunlarla karşılaşmadığımız seyahatimiz olmuyor. Sorunun nedenleri esasında bellidir. Sorun nitelikli ve kaliteli eleman sorunudur. Bu yanlış istihdam düzelirse sorunlarda bir bir ortadan kalkacaktır. İşini güzel yapan THY personellerinin de bu gidişattan memnun olmadıklarını biliyorum. Bu konuda daha duyarlı olacaklarına ve gereğinin yapılacağına inancım sonsuzdur.

Gelelim bu yazıyı neden yazdığıma 20 Temmuz 07:40 uçağı ile Sırbistan’a gittim. 21Temmuz 20:20 uçağıyla da ülkemizde geri dönüş yaptım. 235 2354 0798 70/2 numaralı business gidiş dönüş bileti ile bu seyahatimi gerçekleştirdim. Dönüşte uçağımız 1 saat 20 dakika rötar yaptı.

Uçakta oturduğumuz koltuklar bozuktu buda tamam ama esas yaşadığımız olan bizler için tam bir hüsrandı. Pasaportlarımızla giriş yapmak için hava limanına geldik. Valizlerimizde businessstickerları var ve ellerimiz dolu şekilde zorla ilerlemeye çalışıyoruz. Gurbet ellerde Sırp polisleri girişimizde ve çıkışımızda bizlere hiçbir engel koymaz iken, THY personeli bizi tam anlamıyla çok sıkıntılı bir hale soktu.

Bir THY görevlisi önümüzü keserek,‘biletlerinizi görebiliri miyim’ dedi.

Öndeki bulunan arkadaşım müsait olduğu için gösterdi, bende ellerim dolu ve biletim çantamda. Valizimde sticker var ve business olmasak bu kontuarda ne işimiz var diyerek geçmek istedim. Önümü keserek, bileti göstermeden beni almayacağını söyledi. Bende valiz stickerları var bunu THY verdi bileti atmış olabilirim, bana böyle davranamazsın dedim ve yürüdüm. Yolumu kesen bu THY personeli arkamdan;‘ne biçim insanlar bunlar, parasıyla her şeyi yapacağını zannediyorlar’ dedi. Ben de bunu duydum ve tepkide bulundum bunun üzerine Polise seslendi gelen memura benden şikayetçi olduğunu söyledi. Bende kendisinden şikâyetçi olduğumu belirttim. Pasaport girişi yapıp, karakola gittik durumu anlatınca ve biletimi ibraz edince Polis memuru adının Sefa Temel olduğunu öğrendiğim kontuar görevlisinden ifadeye gerek olmadığını ve barışıp bu konuyu uzatmamızı tavsiye ederek bizi gönderdi sağ olsun.

Eve gelir gelmez THY müşteri hizmetlerini arayarak ismini de vererek, kontuar görevlisinden TK 131 21 19 kayıt numarasıyla şikayetçi oldum umarım gereği yapılır.

Bizler ayrıcalıklı hizmet almak için bu ödemeleri yapıyoruz ama görüyorum ki sadece adı business olmuş. Bence bir an önce THY’nin kendini bir elden geçirmesi lazımdır. Çünkü kurumsal bir firmaya yakışmayan hareketler yaşanıyor ve bildirildiği halde ne dönüş yapılıyor, ne de bir özür dileniyor….

Milli gururumuzun laik olduğu kaliteye yeniden yükselerek o kalitede kalması dileğiyle.

THY yönetimine hitap olunur.

GÜZELVATAN 

Havai fişek denen bela

Hep yazarım, hep konferanslarımda dile getiririm. Havai fişek tam bir ekosistem felaketi. Sessiz havai fişek ürünler bile kuşların göç yolunu yanıltıyor.

Havai fişeklerin ateşlenmesi ile birlikte meydana gelen patlamalardan dolayı travmalar oluşabilmektedir. Ayrıca, havai fişeklerin yanması ve patlaması sonucunda insanlarda en çok zararı eller görmektedir. Ayrıca ömür boyu kalıcı hasarlar da oluşabilmektedir. Bilhassa gözde ezilmeler, göz zarında ve göz bebeğinde sürekli hasarlar oluşabilmektedir. Ortamda uçuşan parçacıkların göze girmesi durumunda insan gözünü kaybedebilir.

Havai fişeklerle ilgili kazalarda her yıl yaklaşık 450 kişi hayatını kaybetmektedir. Avrupa ülkelerinde kilise ve ibadet yerlerine, hastanelere, çocuk yuvalarına, huzurevlerine, dinlenme tesislerine yakın yerlerde havai fişeklerin atılması kesinlikle yasaktır. Bir dakikası ortalama bin dolar. Bütünüyle bir savurganlık. Birkaç dakikalık göz zevki bakın nelere mal oluyor?

Yapılan hesaplamalarla yılda 100 milyon dolar bir bütçe dünyada sadece havai fişek için harcanıyor. Diğer yandan her gün 22 bin kişi açlıktan ölüyor.

Güya havai fişek gösterisi için ilgili kaymakamlıktan izin almak gerekiyor. Takan kim. Kızı evleniyor, tuttuğu takım kazandı, oğlu sünnet oldu. Havai fişek atmalıdır, varsın yangın çıksın, varsın onlarca hayvan can çekişsin. Varsın kültür değerlerimiz zarar görsün, varsın hava kirliliği artsın. Ne fark eder ki?

Meksika’nın Veracuruz kenti, yeni yılda havai fişek faciasıyla sarsıldı. Kutlamalar için hazırlanan Pazar yerindeki havai fişeklerin patlaması sonucu, 37  kişi öldü. Patlamanın ardından çıkan yangında en az 50 yaralı olduğu haber verildi.

Filipinler’in Tacurong kentinde bir havai fişek mağazasının yakınında meydana gelen patlamada 9 kişi öldü, 32 kişi yaralandı.

Tokat’ın Turhal ilçesinde düzenlenen festivalde havai fişek patlaması sonucu bir milletvekili de dahil 13 kişi yaralandı. Pakistan’ın doğusunda düğün alayını taşıyan bir otobüse havai fişek isbet edince çıkan yangında 40 kişi öldü. Diyanet İşleri Başkanlığı, Hz. Muhammed’in doğum günü kutlamaları çerçevesinde havai fişek ve lazer gösterilerine karşı çıkmış. Elbette yerinde bir çıkış. Bu yanlış uygulama, bu aşırı tüketim, Show nasıl dinimiz ile Hz. Muhammed’in öğretileri ile uyuşur ki* 1996 yılında Stockholm’deki bir su şenliğinde havai fişek gösterisi ardından yapılan analizde, cıva, kurşun, kadmiyum, bakır ve krom gibi maddelerin müsaade edilen limitin 5 katı olduğu tespit edilmiştir.

Çin’in kuzeyindeki Zhendig kentinde 16 asırlık tarihi şehir kapıları havai fişek sonucu yanarak kül oldu. Batman’da gece mahalle arasındaki bir düğünden ateşlenen havai fişekler 400 yabani güvercinin ölümüne neden oldu. Soğukta evlerin çatılarına sığınan güvercinler havai fişeklerden ürkerek havalanınca körleşmiş olarak duvarlara, direklere çarparak can verdiler.

ABD’nin Kaliforniya eyaletinin San Diego Körfezi’nde 20 bin havai fişek aynı anda ateşlendi ve bunun için 400 bin dolar ödendi.(Aralık 2012)

Birçok hayvanın kulakları insanlardan daha hassastır. Havai fişek patlaması sonucunda sağır olurlar. Kelebekler, havai fişek patlaması ardından yaralanır veya ölür. Hayvanat bahçesi yetkilileri defalarca hayvanların havai fişek gösterilerinden sonra yaralandığını bildirmişlerdir.

Acaba havai fişekler yeryüzünden neden yasaklanmıyor ki? Belki insanoğlu, tamamen kaybolursa, geri kalan ‘ötekiler’ huzurlu bir yaşam sürebilir.

BESİAD’dan Fikret Orman’ın listesine destek

0

Beşiktaşlı Sanayici ve İş Adamları Derneği’nden (BESİAD) Seçimli Olağanüstü Genel Kurul öncesinde Fikret Ormana ve yeni oluşturacağı yönetim kuruluna destek açıklaması geldi.

Beşiktaş spor kulübüne yaptığı hizmetlerle herkezin sevgi ve saygısını kazanan başkan Fikret Orman yeni seçimlere rakipsiz katılırken, başta Beşiktaş spor kulübü derneği BESİAD’dan tam destek geldi.

16 Eylül 2018 Pazar günü gerçekleştirilecek olan Seçimli Olağanüstü Genel Kurul öncesinde, Beşiktaşlı Sanayici ve İş Adamları Derneği’nden (BESİAD) başkan Fikret Orman ve yeni oluşturacağı yönetim kuruluna destek açıklaması geldi.

BESİAD adına hazırlanan bildiriyi 5 Ağustos 2018 tarihinde paylaşan Dernek As Başkanı Ferhat Pazarbaşı’nın açıklaması şöyle:
Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Aygün yönetimindeki Beşiktaşlı Sanayici ve İş Adamları Derneği olarak, Fikret Orman ve kendisine bağlı yönetim kurullarının 115 yıllık Beşiktaş Jimnastik Kulübü tarihinde önemli bir dönemi temsil ettiğini, göreve geldikleri 2012 yılından bu yana bir taraftan kulübün içinde bulunduğu finansal krizi büyük oranda çözerken, diğer yandan futbol başta olmak üzere bir çok branşta önemli başarılara imza attığını gözlemlemiş ve bu seçimde de Fikret Orman’ı destekleme kararı almış bulunuyoruz.

BESİAD adına, geçtiğimiz 6,5 yıla baktığımızda Beşiktaş’ın artık; dünya çapında bir stadının olduğunu, geçmişten gelen borçları yapılandırdığını, Türkiye’de ve Avrupa’da birçok zafer kazandığını, yıllık yaklaşık 35 Milyon Euro’luk oyuncu satma kapasitesine ulaştığını ve hepsinden önemlisi yurtta ve dünyada Beşiktaşlılık duruşuna yakışır bir “Marka Değeri” yarattığını kimsenin görmezden gelmemesi gerektiğinin altını çiziyoruz.

Fikret Orman ve ekibinin, kulübü amatör bir ruh ve profesyonel bir kurumsallık anlayışıyla yönetmesinin, bu başarılarda büyük payının olduğu düşüncesi ile BESİAD yönetimi, olumlu gidişin güçlenerek devam etmesi için, derneklere de önem veren yeni yönetim kurulu yapılanmasıyla Fikret Orman’a ve Beşiktaş’a tam destek verecek ve bu doğrultuda her tür sorumluluğa da hazır bulunacaktır.

Kamuoyuna ve Beşiktaş camiasına saygıyla duyurulur.

Bizler uyurken dolarla dans ediyorlar

3 gündür takipteyim ve derinlemesine izliyorum. Bir yandan Kapalıçarşı’dan dostlarımla istişare yapıyor, bir diğer yandan da yurt dışında ki ekonomiyle ilgilenen arkadaşlarımla ülkemizdeki dövizin koşar adım zirveye çıkışını konuşuyoruz.

Şu an ülkemizde kur hareketinin açıklaması bulunmuyor. Bir hareket olması normal ama bu hareketin aşırı olması olağan dışıdır.

Bizler uyurken, piyasalarımız kapalı konumdayken, dünyanın bazı ülkelerinde döviz işlem görürken, Asya’dan başlayıp, bize doğru yapılan Bizans oyunlarının yansıması olarak karşımıza çıkıyor.

Oyunun farkındayız, dolar aniden düşecek ve bu oyuna gelenlere ellerindeki dolarlar zarar ettirecek.

Sur Enerji’den 315 milyon TL’lik RES Projesi

Sur Şirketler Grubu bünyesinde yer alan Sur Enerji’nin Kurtini RES Projesi, yaklaşık 315 milyon TL yatırım değeriyle faaliyete başladı. Sur Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Z. Altan Elmas, “Türkiye’nin 2023 hedeflerine ulaşması için enerjide de yatırımlarımıza devam ediyoruz. Yenilenebilir enerjide her yıl bir yatırımı aktif hale getirme gayretimiz doğrultusunda Kurtini RES Projemizi devreye almanın mutluluğunu yaşıyoruz. Bu santralimizle birlikte Sur Enerji olarak yenilenebilir enerji gelirimiz yıllık 42 milyon TL’ye ulaşmış oldu” dedi.

Sur Şirketler Grubu bünyesinde bulunan Sur Enerji’nin hayata geçirdiği Kurtini RES Projesi, yenilenebilir rüzgar enerjisi üretimine başladı. Mersin ili Gülnar ilçesinde yer alan Kurtini RES Projesi, toplam 14 MW kurulu güce sahip ve yıllık 46 GWh enerji üretimi kapasiteli.

Yeni santral 15 bin hanenin elektriğini karşılıyor

Devreye alınan yeni rüzgar enerji santrali yıllık yaklaşık 15 bin hanenin enerji tüketimini karşılayabilecek kapasiteye sahip.

Yıllık yaklaşık 1200 ağaç kadar karbondioksit salınımı engellemektedir

Yeni rüzgar enerjisi santraliyle yıllık yaklaşık 1200 ağacın azalttığı karbondioksit miktarı kadar emisyon sağlanacak.

Sur Enerji grubunun tüm projelerinin ihtiyacına denk elektrik üretiyor

Sur Enerji’nin yenilenebilir enerji kaynaklı tüm yatırımları devreye alındığında ürettiği elektrik miktarı, Sur Yapı’nın tüm projelerinin ihtiyacı olan enerjiyi karşılayabilecek.

2023 hedefleri için enerjide de yatırım yapıyoruz

Yeni rüzgar enerji santralinin devreye alınmasıyla ilgili açıklama yapan Sur Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Z. Altan Elmas, “Türkiye’nin 2023 hedeflerine ulaşması için enerjide de yatırımlarımıza devam ediyoruz. Enerji yatırımlarındaki öncelikli hedefimiz memleketin enerji açığının giderilmesine fayda sağlamak ve cari açığı kapatmak için destek olmak” dedi.

Her yıl bir santral hedefi gerçekleşiyor

Doğayı korumak ve gelecek nesillere sürdürülebilir bir çevre bırakabilmek amacıyla yenilenebilir enerjiyi tercih ettiklerini belirten Elmas, her yıl bir enerji santralini devreye alma hedeflerini gerçekleştirdiklerini söyledi. Elmas, “2017 yılında Mersin’de Elmalı rüzgâr enerji santralini devreye almıştık. Yeni devreye aldığımız Kurtini rüzgâr enerji santraliyle 2018 yılındaki hedefimiz de gerçekleşmiş oldu. Yenilenebilir enerji yatırımlarımız 2019 ve 2020 hedeflerimiz şeklinde devam edecek. Her yıl bir santrali devreye almaya gayret ediyoruz” şeklinde konuştu.

İlk LNG’li Kamyonlar, Türkiye Karayollarında!

Türkiye’de bir ilke daha imza atan Shell&Turcas, karayolu taşımacılığında kullanılmak üzere ilk “Shell LNG Dolum Sistemi”ni kurdu

Shell&Turcas, Türkiye’de ilk defa karayolu taşımacılığında alternatif yakıt olarak kamyonlarda LNG kullanımına ilişkin yeni bir dönem başlattı. Shell&Turcas, yakıt maliyetini yüzde 35’lere varan1 oranda düşüren daha ekonomik ve aynı zamanda daha temiz yanma ile yüzde 15’lere varan2 oranda karbon emisyon salınımını azaltan LNG yakıtını Türkiye lojistik sektörünün kullanımına sundu.

Karayolu taşımacılığında bir ilke imza atan Shell&Turcas bu kapsamda, ilk “Shell LNG Dolum Sistemi”ni İsmet Yılmaz Lojistik’in Dilovası’ndaki lojistik operasyon merkezinde kurdu. Fabrika üretimi IVECO Stralis NP460 LNG kamyonu ve üç adet dizelden LNG’ye dönüştürülen kamyonlar Türkiye karayollarında lojistik operasyonlarına başladı. Yakın zamanda Shell&Turcas, “Shell LNG Dolum Sistemi”ni ve LNG’li kamyonları diğer lojistik firmaların da kullanımına sunacak.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın yayınlamış olduğu Enerji Verimliliği Eylem Planı, daha ekonomik ve çevreci alternatif yakıtların lojistik sektöründe kullanımını teşvik ediyor. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) başta olmak üzere ilgili kamu kurum ve kuruluşları dünyada karayolu taşımacılığında alternatif yakıt olarak kullanılan LNG’nin Türkiye’de de kullanımı için gerekli mevzuat çalışmalarını hayata geçirdi.

Yaklaşık 50 yıllık tecrübesi ile LNG sektöründe lider olan Shell, maliyet avantajı sunan, daha temiz yanan bir yakıt olan LNG’yi denizcilik ve karayolu taşımacılığı sektöründe kullanımını arttırmaya yönelik önemli atılımlar gerçekleştiriyor. Yeni yakıtlara yönelik araştırma ve geliştirme faaliyetlerine küresel çapta her yıl 1 milyar Dolar yatırım yapıyor. Genç, dinamik nüfusu ve büyüyen ekonomisiyle Türkiye, Shell için öncelikli ülkeler arasında yer alıyor. Bu sebeple Türkiye, “Shell LNG Dolum Sistemi”nin kurulduğu dünyadaki ilk 6 ülkeden biri oldu.

Shell Türkiye Ülke Başkanı Ahmet Erdem, “Türkiye akaryakıt sektöründe bir ilki daha gerçekleştiriyoruz. Ülkemizde ve dünyada daha fazla ve daha temiz enerji talebi hızla artıyor. Bu talebin farklı enerji kaynakları ile karşılanması gerekli. Bu çerçevede LNG, artık birçok ülkede lojistik sektörü için bir alternatif olarak sunulmaya başlıyor. Ülkemizi bu anlamda yeniliklere hazırlayan tüm kurum ve kuruluşlara teşekkür ederiz. İthalat bedeli motorine göre daha düşük olan LNG, karayolu taşımacılığında yakıt olarak kullanıldığında dizele göre yüzde 35’e varan1 tasarruf sağlayacak ve aynı zamanda cari açığa olumlu etki edecek. LNG ayrıca daha temiz yanan bir enerji kaynağıdır.” dedi.

Shell&Turcas Türkiye’de Shell LNG İstasyon Ağı Kurmayı Hedefliyor

Lojistik sektörünü geleceğin ekonomik ve çevreci yakıtları ile tanıştırarak, Türkiye’de Shell LNG istasyon ağı oluşturmayı hedeflediklerini vurgulayan Shell & Turcas CEO’su Felix Faber: “Türkiye’nin ihracatının belkemiği olan lojistik sektörü dünyada önemli bir yere sahip. Türkiye’yi LNG istasyon yatırımları için öncelikli ve potansiyeli yüksek bir ülke olarak değerlendiriyoruz. Lojistik sektörünün uluslararası piyasalarda rekabetçi konumunu devam ettirebilmesi için geleceğin yakıtı olan LNG’yi Türkiye’de müşterilerimize sunuyoruz. İlk “Shell LNG Dolum Sistemi”ni İsmet Yılmaz Lojistik’in Dilovası’ndaki lojistik operasyon merkezinde kurduk. Shell’in araç üreticisi firmalarla dünyada veya ülke bazında yaptığı iş ortaklıklarının güzel bir sonucu olarak, IVECO ile birlikte fabrika üretim LNG kamyonunu ilk defa Türkiye’ye getirdik. Hem İsmet Lojistik’e hem de IVECO’ya bizimle olan işbirlikleri için teşekkür ediyoruz. Yakın zamanda Shell&Turcas olarak “Shell LNG Dolum Sistemi”ni ile birlikte fabrika üretimi ve dönüştürülmüş LNG’li kamyonları diğer lojistik firmaların kullanımına da sunacağız.” dedi. Projenin hayata geçmesinde aktif rol oynayan tüm paydaşlarına teşekkürlerini sunan Faber, ayrıca Shell’in önümüzdeki yıllarda uluslararası karayollarında faaliyet gösteren lojistik firmalara Türkiye dışında ikmal imkanı sunacak LNG istasyonları için de yatırım yapmakta olduklarını ifade etti.

Shell&Turcas ile işbirliği yaparak, karayolu taşımacılığında ilk LNG’li kamyonların kullanımını gerçekleştirmekten duydukları memnuniyeti dile getiren İsmet Yılmaz Lojistik Genel Müdürü Harun Yılmaz; “50 yıldır lojistik sektöründe faaliyet gösteren firmamız İsmet Yılmaz Lojistik olarak, Türkiye lojistik sektörüne rekabet avantajı getirecek, hem sektör hem de Türkiye için yeni bir yakıt olan LNG’nin ilk projesindeyiz. Grup firmamız İyl Enerji ile de – kamyonlarımızda; yeni, çevreci ve tasarruf potansiyeli yüksek Shell LNG yakıtlarını kullanarak, verimlilikte ve kalitede standartların ötesine geçmeyi amaçlıyoruz. Shell ile iş birliği yaptığımız için çok mutluyuz. Dünyada – LNG sektöründe lider olan Shell’e, bize bu fırsatı sunduğu için teşekkür ediyoruz. Böyle bir projede yer almak İsmet Yılmaz Lojistik olarak bizim için gurur kaynağı.” dedi.

En yeni “Natural Power” teknolojisiyle karayolu taşımacılık sektörüne liderlik eden IVECO’nun Türkiye Genel Müdürü Roberto Camatta “ Alternatif yakıt türlerinde lider olan IVECO’nun şu anda Dünya’da 25.000’den fazla alternatif yakıtlı aracı kullanımdadır ve bunların 6.000’den fazlası ağır yük taşıyan kamyonlardır. IVECO, İngiltere’de Yılın En Düşük Karbon Emisyonlu Kamyonu ödülü alan Stralis NP460 modeliyle sürdürülebilir uzun mesafeli taşımacılığa yön veriyor. Kusursuz Güç (460 beygir), yakıt ekonomisi ve 1.600 km’e varan menzil özelliklerinden oluşan benzersiz kombinasyonu sayesinde özellikle uzun mesafe çalışmalar için geliştirilmiş olan IVECO Stralis NP460 LNG kamyonunu Shell işbirliği ile ilk defa Türkiye’de müşterilere sunacağız. Dünya’da LNG sektöründe lider olan Shell ile işbirliği yaptığımız için çok mutluyuz.” dedi.

Hill + Knowlton Strategies 

 

Panasonic’ten dünyanın en büyük HIT 11.7 MW projesi

Ülkemiz, coğrafi konumu nedeniyle pek çok ülkeyle karşılaştırıldığında güneş enerjisinden yararlanabilme konusunda daha avantajlı konumda. Türkiye’nin güneş enerjisindeki bu yüksek potansiyelini kullanabilmek üzere çeşitli projeler birbiri ardına hayata geçiyor. Bunlardan sonuncusu ise teknoloji devi Panasonic ile Yılsan Yatırım Holding tarafından İzmir, Kiraz’da gerçekleştirildi. Yılsan Yatırım Holding’in enerji yatırımlarında en yeni yatırımı “Sakura GES Projesi” oldu. Sakura GES 11,7 MW ile dünyanın en büyük Panasonic HIT panel kullanılan projesi olma özelliğini de taşıyor.

15 Milyon Euro’luk Dev Enerji Yatırımı

Güneş, saniyede dünyaya yaklaşık 170 milyon MW enerji gönderiyor. Birçok akademik ve bilimsel araştırmada; 1 saniyede gezegenimize gelen güneş enerjisinin, Türkiye’nin yıllık enerji üretiminin 1.700 katı civarında olduğu ifade ediliyor. Dolayısıyla, yenilenebilir enerji kaynağı olarak güneş enerjisi Türkiye açısından büyük önem taşıyor. Yüksek verimli güneş modülü HIT’in mucidi Panasonic ve Yılsan Yatırım Holding iş birliğinde tamamlanan Sakura GES’de bu alandaki en önemli projelerden biri olarak dikkat çekiyor. Finansmanı Türkiye Sınai Kalkınma Bankası tarafından (TSKB) sağlanan 15 milyon Euro’luk bir yatırımla, 211 hektarlık bir alanda gerçekleştirildi. Lisanssız GES desteği kapsamında hayata geçirilen Sakura GES, dünyanın en büyük HIT güneş projesi olarak 11,7 MW enerji kapasitesi ile Türkiye’nin enerji ihtiyacına büyük katkı sağlayacak.

“Yenilenebilir Enerji Alanındaki Yatırımlarımız Devam Edecek”

Konuyla ilgili açıklama yapan Yılsan Yatırım Holding Genel Müdürü Volkan Öztürk, “Türkiye’nin güneş enerjisi alanında potansiyeli çok yüksek. Dev Japon şirketi Panasonic, bu teknolojide lider ve öncü konumda. Biz de şirket olarak her yenilenebilir enerji yatırımımızda sektörün liderleriyle işbirliği geliştiriyoruz. Ülkemizin güneş enerjisi alanındaki konumuna uygun olarak Panasonic ile iş birliği içinde Sakura GES’i hayata geçirdik. Santrallerimizi doğa dostu bir şirket olarak gold standartlarında, hem bölge halkını hem de çevreyi de dikkate alarak tasarlıyoruz. Yenilenebilir Enerji alanında ülkemizi geleceğe taşımak için yatırımlarımız devam edecektir.” Şeklinde konuştu.

“HIT modüllerimiz %27-32 oranında daha fazla enerji üretiyor”

Panasonic Eco Solutions Türkiye Yönetim Kurulu üyesi Tatsuya Kumazawa “Panasonic olarak, en verimli güneş modüllerinden birini ürettiğimiz için gurur duyuyoruz. Benzersiz panel teknolojimiz HIT, aynı birim alanı referans olarak alınarak geleneksel panel teknolojileriyle kıyaslandığında %27-32 oranında daha fazla enerji üretmektedir. Panellerimiz aynı zamanda -0.258%/C gelişmiş endüstri lideri ısı katsayısı özelliği taşımaktadır; bu, bağımsız denetim şirketinin son test sonuçlarını yansıtmaktadır. Bu sonuç, yüksek sıcaklıklarda bile panellerimizin en iyi performansta çalışmalarına olanak sağlar. Sakura GES, Panasonic olarak dünyadaki en büyük projelerimizden biridir. Böyle harika bir projeye imza attığımız için gurur duyuyoruz. Türkiye’nin yenilenebilir enerji alanındaki potansiyelini olabilecek en iyi şekilde kullanarak, pek çok başka önemli proje gerçekleştirmek istiyoruz,” şeklinde konuştu.

estr.panasonic.com

“Yeşil Dönüşüm Ormanları Projesi ile 4 ilimizi yeşillendireceğiz”

Limak Enerji “Yeşil Dönüşüm Ormanları” Projesi ile müşterilerine iletilen fatura ve abonelik işlemlerinde kullanılan kağıtlara karşılık Bursa, Balıkesir, Çanakkale ve Yalova illerinde fidan dikimi gerçekleştirerek, ormanlar oluşturacak. Tüketilen kağıt miktarını dengelemek için her yıl 1000 fidan dikmeyi hedefleyen projede, 50 ton kağıda denk gelen ağaç doğaya geri dönecek.

Enerji sektörünün öncü şirketlerinden Limak Enerji, faturalarda kullanılan kağıtları doğaya yeniden kazandırmak amacıyla bir sosyal sorumluluk projesi başlattı. “Yeşil Dönüşüm Ormanları” Projesi ile hizmet bölgesi olan Bursa, Balıkesir, Çanakkale ve Yalova illerinde yılda bin fidan dikmeyi planlayan Limak Enerji, oluşturulacak ormanla yaklaşık 50 ton kağıda denk gelen fidanları doğaya kazandıracak.Limak Enerji, bu proje ile kağıt fatura kullanımından dolayı her yıl yüzlerce ağacın kesildiğine dikkat çekerek, sürdürülebilir gelecek için önemli bir adım atmayı hedefliyor.

Müşterilerine ulaşan kağıt faturaların karşılığı olarak her yıl 1 ile bin fidan dikeceklerini belirten Limak Enerji Uludağ Elektrik Genel Müdürü Ali Erman Aytac, “Hizmet verdiğimiz 4 şehirde de Yeşil Dönüşüm Ormanları oluşturacağız. 4 yılın sonunda 4 ilimizde 4 bin ağacı doğaya kazandırmış olacağız.” dedi. Aytac projeye ilişkin şunları söyledi:

“Sektör şirketleri olarak, bizlerin doğaya karşı bazı sorumlulukları var. Kağıt ayak izimizi azaltmak adına doğadan aldıklarımızı doğaya geri vermek, tüketimi düşürmek kadar önemli. Yapacağımız “Yeşil Dönüşüm Ormanları” Projesi ile 5 milyon kişiye hizmet verdiğimiz 4 ilimizi yeşillendireceğiz. Şirketimizde her yıl ne kadar kağıt tüketimi yapıldığını hesapladık, karşımıza çıkan tablo yılda yaklaşık olarak 50 ton kağıt kullandığımızı gösterdi. Her sene ne kadar kağıt tüketiyorsak, bir yandan da bu tüketimin karşılığı olarak ağaç dikelim istedik. Hizmet bölgemizdeki illere her yıl 1000 ağaç dikerek, kendi tüketimimizi karşılayacağız. Projemizin ilk etabını Çanakkale’de hayata geçireceğiz. ”

Elektronik Fatura İle 1 Ton Kağıt İsrafının Önüne Geçildi

Çeşitli projelerle doğanın korunmasına katkı sağlayan Limak Enerji, müşterilerini kağıt fatura konusunda da bilinçlendirerek, kağıt israfının önüne geçmeyi amaçlıyor.Bugüne kadar 77 bin müşterisinin elektronik faturaya geçmesini sağlayarak yılda 1 ton kağıt israfına engel olan Limak Enerji, elektronik faturaya geçmek isteyen aboneleri için online.limakuludag.com.tr adresinden, Müşteri İşlem Merkezleri’nden (MİM) ve 444 6 646 numaralı Çağrı Merkezi üzerinden destek veriyor.

En çok güneş alan, en az güneş enerjisi kullanan ülke : Türkiye

Ülkemizin içinde bulunduğu coğrafyaya bakıldığında, Türkiye ışınım oranları noktasında dünyanın “yatırım yapılabilir” sayılı ülkelerinden biridir. Avrupa’da Türkiye ile eşdeğer ışınıma sahip tek ülke İspanya ve kısmen İtalya’dır.

Buna rağmen üzüntü verici olarak ortaya çıkan gerçek ise güneş enerjisinden çok az yararlanıyor olmamız. Yerli kaynaklarımız ile temiz enerji üretimi başka bir deyişle yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretimi olması gereken noktadan oldukça uzaktadır. Yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmemiz hem ülke ekonomisi hem de doğa açısından en kazançlısı.

Her geçen gün Güneş enerjisinin kullanım olanakları artmaktadır. Hesap makinesi gibi küçük aletlerden gelişmiş uydu alıcılarına kadar çeşitli yerlerde kullanılabilir. Bunun yanı sıra sokak aydınlatmalarında sinyalizasyon aletlerinde ve deniz taşıtlarında da kullanılmaktadır.
Güneş ışınlarını kullanmak suretiyle çeşitli teknolojiler geliştirilmiştir. Güneş enerjisi gelişen teknolojiyle birlikte ısı, ışık ve elektrik üretiminde de kullanılmaktadır.
Güneş panelleriyle su ısıtma sistemleri kurulmuştur. Özellikle yazın güneş alan bölgelerde sıcak su bu şekilde elde edilmektedir. Türkiye, güneş enerjisi ile sıcak su elde edimi ve kullanımı açısından dünya genelinde her sene ilk üçe girmektedir.
FİPRONET Elektronik İmalat San. Tic. A.Ş yenilenebilir enerji kaynakları ile ilgili çalışmalarını geliştirerek sürdürüyor. Bunların içinde en önemli yer tutan ise Akıllı Şehir Mobilyaları.
Bu konuda FİPRONET’ten yapılan açıklamada kısaca şunlara değiniliyor.

Akıllı Şehir Mobilyaları

İklim değişikliğinin etkilerinin sıklıkla yaşadığımız bugünlerde, sürdürülebilir çevre konusunda çalışma yapan firmaların sayısında gözle görülür biçimde artış gözlenmekte.
Bunlarda biri de, yenilenebilir enerji kaynakları kullanılarak dış mekan aydınlatma çözümleri geliştiren Fipronet A.Ş. Geçen sene kurulan firma, solar enerji ve LED teknolojisini birleştirerek, müşterilerine şebeke bağlantısı gerektirmeyen, sorunsuz aydınlatma çözümleri sunarak sektöre hızlı bir giriş yaptı. Elektrikten tasaruf eden ve sıfır karbon emisyonlu olan ürünler, IoT uyumlu yapıları ile kullanıcıya farklı kullanım seçenekleri de sağlamakta.
Üründe mevcut olan otomatik dimleme ve bluetooth ile uzaktan erişim özellikleri sayesinde, ışık seviyesi ayarlamaları kullanıcı tarafından kolaylıkla yapılabiliyor. Böylece, özellikle büyük şehirlerde sıklıkla şikayetçi olduğumuz ışık kirliliğinin de önüne geçme imkanı sağlanmış.
İLKA-Solar Enerjili Aydınlatma Sistemi, gün boyu solar panelden ürettiği güç ile gece çalışıyor ve ek olarak 5 gün kapalı hava koşullarında, otomatik dimleme özelliği sayesinde aydınlatma yapmaya devam edebiliyor.
Konuyla ilgili görüşünü aldığımız, Fipronet A.Ş. Genel Müdürü Yılmaz Bingöl, “Sektörde ihtiyaç duyulan bir alanda yaptığımız yatırım ile çok güzel bir ivme yakaladık. Ürünlerimiz, elektronik aksamları dahil olmak üzere, ileri teknoloji kullanılarak, %100 Türk sermayesi ile Türk mühendisleri tarafından üretilmektedir. Bunun gururunu taşımakla birlikte, aldığımız sorumluluğun da bilincindeyiz” dedi.
Ülkemizde, bu tip ürünlerin görünürlüğünün artması, farklı mecralarda yenilenebilir enerji kullanımı konusunda farkındalığı arttıracaktır. Bu kapsamda farklı projeleri destekleyen Fipronet A.Ş., sosyal sorumluluk örneği de göstermektedir.

Fipronet Hakkında:
FİPRONET Elektronik İmalat San. Tic. A.Ş., elektronik ARGE, Yenilenebilir Enerji kaynaklı ürünlerin imalatı ve endüstriyel uygulamalar yapmak amacıyla kurulmuştur.
Elektronik tasarım hizmeti ve yenilenebilir enerji kaynakları ile çalışan küçük güçlü cihazların üretimi konusunda faaliyette bulunan FİPRO Elektronik firması, elektronik, yazılım, donanım, tasarım ve üretim konusunda 20 senedir faaliyet gösteren NET TASARIM Elektronik A.Ş. ile işbirliğine girerek, FİPRONET A.Ş.’yi kurmuşlardır.
FİPRONET A.Ş., imalat sanayinde, elektrik, elektronik ve makine alt dallarının üçünü de kapsayan bir üretim gerçekleştirmektedir. Ürünler, yazılım ve donanım olarak ileri teknoloji içermektedir ve %100 yerli sermaye ve bilgi birikimi ile üretilmektedir.

Güneş Panellerinde Verimliliği Korumanın Sırrı

Alman temizlik devi Kärcher, iSolar ile güneş panellerinin temizliğinde de çözüm sunuyor. Özel tasarım fırçaları, 14 metreye kadar uzayabilen teleskopik borusu sayesinde güneş panellerini hassas ve pratik bir şekilde temizlemeye imkan veren iSolar’ın farklı büyüklüklerdeki yüzeyler için 400 ve 800 olmak üzere iki farklı modeli bulunuyor.

Güneş enerjisi sistemleri ile sürdürülebilir enerji kaynağı olan güneşten yüksek verim elde etmek mümkün oluyor. Ancak güneş enerjisi sistemlerine gereken bakımlar yapılmazsa verimlilik düşebiliyor. Özellikle güneş panellerinin üzerinde biriken kir, elektrik üretimini yüzde 30 varan oranda azaltıyor. Alman temizlik devi Kärcher, iSolar ile güneş panellerini hassas bir şekilde temizleme imkanı sunuyor.

DLG (Alman Tarım Derneği) tarafından test edilip onaylanan iSolar, 14 metreye kadar uzayabilen teleskopik bir püskürtme borusuna bağlı dönen fırçalara sahip bir sistem… 700 I/s veya daha yüksek su debisi sahip tüm profesyonel Kärcher yüksek basınçlı temizleyicilerle kullanılabilen iSolar, düşük basınçta çalıştığı için güneş panelinin yüzeyine zarar vermeden, hassas ve etkili temizlik sağlıyor.

iSolar’ın küçük alanlar için iSolar 400 ve çatı üstlerinde bulunan büyük sistemlerin temizlenmesi için ideal olan iSolar 800 olmak üzere iki farklı modeli bulunuyor. iSolar, panelin tasarımına bağlı olarak günde 1,500 metrekarelik bir alanı ekonomik ve kolay bir şekilde temizlemeye olanak tanıyor.

Haydi bisiklete!

Bisiklet  her yaşa hitap eden “faydalı” bir spordur, gezgin ruhun yakın arkadaşı, geleneksel bir ulaşım aracıdır ve  en önemlisi doğa dostudur. Hayata dair ne çok şey vardır insanla bisiklet arasında. İnsanın doğasına bu kadar uyumlu başka bir araç  yoktur. Bir coşkuyu anlatır. Bir çocuğun alabileceği hediyelerin en değerlisi bize göre  bisiklettir. İyi bir karne hediyesidir. Ancak  kesinlikle  bir oyuncak değil, ulaşım aracıdır.  Bir bisikletli yaya bir insandan 3-4 kat daha hızlı gidebilir. Bu arada beş kat daha az enerji harcanır.  Bisiklet kalp hastalıkları, obezite riskine,  hipertansiyona ve depresyona bir çözümdür. Bisiklete binmek bir kez öğrenildi mi artık asla ömür boyu unutulmaz. Dünya nüfusunun yaklaşık % 90’nın ekonomik gücü bisiklet almaya yetmekte. Dünya üzerinde her altı kişiden biri bisiklet sahibidir. Bu bisikletlerin % 70’i ulaşım, % 29’u eğlence ve spor sadece % 1’i ise yarışma amaçlı kullanılıyor. İşte size bisiklet dünyasından çarpıcı bilgiler.

  • 1850’li yıllarda önce ahşap ardından demir bisikletler üretildi. Bisiklet egzoz gazı salmaz, akaryakıt kullanmaz.
  • Hollanda da 15 bin kilometre bisiklet yolu ve sadece Amsterdam’da, genellikle metro durağı yakınlarında 120 bin bisiklet için otoparklar bulunuyor.
  • Danimarka’da her beş yolculuktan biri bisikletle yapılıyor.
  • Avrupa’nın en popüler yarışmalarından Fransa Bisiklet Turunun 2004 yılında yüzüncüsü düzenlendi. Yirmi bir  gün süren turun her bir etabını ortalama 500 bin kişi izliyor.
  • Belçika’da, işe ve okula bisikletle gidip gelenlere, devlet tarafından kilometre başına 15 euro ulaşım vergi iadesi söz konusu. Motorlu araçlar için ise yüksek vergiler ödeniyor.
  • Çıplak vücutların boy gösterdiği, ter ve toz kokan spor salonları, pilates seansları, fitness merkezleri yerine açık havada bisikletle gezinmek daha akılcı değil mi ?
  • Japonya’da tren istasyonlarına ulaşmak için gerçekleşen ulaşımın % 30’u bisikletle gerçekleşmekte. Bir otomobilin park ettiği yere 18 bisiklet sığmakta.
  • Sadece Çin’de üretilen bisiklet sayısı tüm dünyada üretilen otomobil sayısından daha fazla. Çin’in büyük şehirlerinde merkezi bir kavşaktan saatte 50 bin bisiklet geçiyor. Tek bir otomobilin hareket alanında otuz bisiklet hareket edebilir. Maalesef hızla batı dünyasına ayak uyduran Çin’de bisiklet kan kaybetmekte.
  • Almanya’nın her şehrinde bisiklet sürücülerine ayrılan özel bisiklet yolları, her istasyonda, üniversitelerde ve alışveriş merkezlerinde bisikletlerin park edileceği yerler bulunmakta. Almanya’nın nüfusunun % 80’i bisiklet kullanır.
  • İsviçre ordusunda 1903 yılından beri 50 bin bisikletli askerden oluşan özel bir birlik bulunmakta.
  • Bisiklet ve yelken sporu yakıt ve motor yağı gibi hava kirliliğine yol açan maddeler kullanmaz ! Gürültü kirliliği de yapmaz.
  • ABD başkanının konutu Washington DC’deki “Beyaz Saray’ı ” bisikletli polisler koruyor.
  • Madrid’de çevre kirliliğini ve trafiği protesto eden çıplaklar bisikletle şehrin sokaklarında ve caddelerinde tur atıp “bisiklet yollarının artırılmasını” talep ettiler.
  • Bisiklet yolunun yapım maliyeti normal bir karayolu maliyetinin % 10’una, otoyol maliyetinin de % 12’ sine eşittir.
  • Uluslararası Bisiklet Birliği’nin Dünyanın bisiklet şehri seçtiği Kopenhag’ta şehir içi ulaşımın yükünü bisikletler çekiyor. Yaklaşık 350 kilometre bisiklet yolunun olduğu ve 1,2 milyon kişinin yaşadığı şehirde, halkın % 50’ye yakını sürekli bisiklet kullanıyor. Trafik kurallarının bisiklet kullanıcılarına uygun düzenlendiği Kopenhag’ta, belediye, alışveriş merkezleri, tren garları, otobüs durakları gibi yerlere yüzlerce bisikletin konulabileceği parklar yapıyor.

Bisiklet Nedir?

Kardeşliktir,  Tevazudur, Çocukluktur,  Aylaklıktır, Sükunettir, İdraktir, Hayal gücüdür, Dengedir, Aşktır, Bahardır, Yazdır, Kıştır, Devrimdir, Ütopyadır, Muhaliftir,

Mesttir, Rüzgar gülüdür, İsyandır, Tek kişilik karnavaldır

Acaba biz Türkler  niye bisiklete sıcak bakmıyoruz ? “Festival” adı altında çuvallarla parayı   bir çırpıda rahatça  harcayan belediyeler bisiklet yolları yapıp,  bu faydalı ve  çevre dostu araca destek olmuyor. Üniversiteler, büyük siteler, silahlı kuvvetler,  geniş alana kurulu  fabrikalar da her açıdan doğa ve çevre ile uyumlu bisiklete sırtını  dönmüş durumda. Oysa Türk halkının % 80’i bisiklet kullanımına sıcak bakıyor. Şartlar oluşursa eminim bisiklet üstünde olacaklardır.  Yalova Belediyesi’ne;  sarı bisikletleri kent merkezinde ücretsiz olarak Yalovalı’ların hizmetine yıllar önce sundu, ama maalesef  arkası gelmedi. Benim de kurucu üyesi olduğum Bisikletliler Derneği ve Başkanı Murat Suyabatmaz’ın yıllar yılı gayretleri bisikletin yaygınlaşması açısından daha olumlu neticeler vermeliydi. Toplu Konut İdaresi (TOKİ) bisiklet yollarının yapımını üstlenmeli ve bu çağdaş ulaşım aracına sahip çıkmalı.  Düz şehirlerde bisiklet parkurları inşa edilmeli ulaşım ihtiyacı olan bireyler bu parkurlarda bisiklet kiralayabilir,  hedef noktasına ulaşınca da oradaki parka teslim edebilir. Böylece bisikletin bakımını da üstlenmiş olur.   Nüfusunun % 75’i,  40 yaşının altında olan ülkemiz bisiklet sporu için büyük bir potansiyele sahip. Bugün  yurtdışı gezilerimde her yerde bisiklet sürücüleri görünce imreniyorum. Her şey ama her şey, ne yazık ki   egzoz gazları ile havayı kirleten, binlerce masum insanın hayatına kıyan; yıkanmaları için tonlarca su ve çevre düşmanı deterjan kullanılan motorlu taşıtlar için planlanmış. Ayrıca her gün yenileri inşa edilen karayolları büyük masraflarla yapılıyor. Küresel ısınmanın kendini daha fazla hissettirdiği günümüzde hala bisiklet sevenlere yeterince şans tanımıyoruz, Ne kadar kişi bisikletini alıp sokağa çıkarsa, ne kadar kişi bisiklete binmek isterse o kadar bisikletlilerin sesi çıkar! Bilgiler için Aydan Çelik’e teşekkür ederim.

Trump gün geçtikçe Neron’a benziyor

İsrail’in olmadık istekleri yüzünden Filistin meselesini yeniden gündeme getirmekten kendini alamayan Trump’ın Irak ve Suriye’de giriştiği eylemler ve İran’a karşı yeni stratejisi insanı derin düşünceye düşürüyor.

Her şeyden önce, bir ABD’nin terör örgütleri kuracağını, besleyeceğini ve destekleyeceğini bilmek akıllara durgunluk veriyor. Oysa, ABD’nin yıllardan beri Afganistan’dan başlattığı “örtülü istila” harekatlarının Irak’ta felce uğradığı, şimdi de, bölgemizde paniklediği açıkça görülüyor.

Trump’ın, Çin ile tutuştuğu anlaşmazlıklar, Meksikalılar’a karşı takındığı tavır daha doğrusu “her taşın altından çıkması”, hem karizmasını hem de ABD’nin dış politikasını yıpratması bekleniyor.

Ekonomi alanındaki çıkışları ve vergi kararları ile dünyanın ticari dengesini bozmaya çalışan Trump’ın en büyük hedefinin ise İran’ın olduğu yavaş yavaş ortaya çıkıyor.

Suudi Arabistan’dan petrol üretimlerini süratle artırmasını isteyen Trump, İran’ı ekonomik olarak boğmaya çalışıyor.

İran’ın petrol üretimini ve ihracatını durdurmak isteyen Trump’ın asıl niyetinin ise çizmek istediği yeni Orta Doğu haritası olduğu anlaşılıyor.

Trump’ın Başkan olduğu tarihlerde “Şimdi de Trump sendromu mu” başlığı altında gazetemizde yer alan yazımızda aynen şu satırlar yer alıyor:

Aslında, ABD’nin Orta Doğu’da en büyük işlevi İsrail ve Körfez ülkelerinin güvenliklerini korumak bir yana enerji yollarının denetimi ile özetleniyor.

Bu pozisyonda da Türkiye’nin konumu büyük önem arz ediyor.

Nereden bakılırsa bakılsın, gezegenimizde özellikle bölgemizde hatta sınırlarımızda bir “fırtına” yaşanıyor.

Yıllardır, dünyanın endişeyle odaklandığı Orta Doğu’da, tarihi bir “trajedi” kendini bir kez daha gösteriyor.

Bir yanda, ABD’nin “geleneksel” yani uzun vadeli, çok yanlı, değişken ve tehlikeli Orta Doğu politikası…

Diğer yanda; Rusya’nın havadan ve denizden bir “ahtapot” gibi sardığı Suriye, Irak ve hatta Türkiye’ye karşı açık ve gizli emelleri. Öte yanda; İran ve dostlarından yıllardır korkan, çekinen ve belki de, bu yüzden saldırgan, katı ve istilacı, ABD’nin himayesinde bir ülke İsrail…

Tabii ki, “satranç” gibi oynanan oyunda sıra şimdi İsrail ile İran arasında görünüyor.

Ne var ki, kendisinden büyük petrol üretimi istenen Suudi Arabistan’ın ürkekliği bitmiyor.

Zaten, Orta Doğu aslında insanoğlu tarafından yapılan katliamlara “mekân” olmaktan yorulmuş bezmiş bulunuyor.

Üstelik hem din, hem soy-sop savaşları buranın insanına soluk aldırmıyor.

Her şeyden önce, Orta Doğu’da en büyük çıbanbaşının “Siyonizm” olduğunu kabullenmek gerekiyor.

Gerçekten de “İsrail” maskesiyle “Siyonizm”in altmış-yetmiş yıldan beri giriştiği siyasi ve askeri hareketler bir türlü dinmek bilmiyor.

Filistin ve yöresinde devlet kuran, kendisine toprak bağışlanan İsrail genişlemekten bir türlü doymak bilmiyor.

Kim diyebilirdi veya düşünebilirdi ki, bir ABD Başkanı’nın dünyanın ve özellikle Orta Doğu’nun başına “bela” olacağını ve zaman geçtikçe “barış” için tehlikeli oyunlara girişeceğini.

***

Fuat Sezgin ödül alırken

Hakk’ın rahmetine kavuşan, dünyanın önde gelen tarihçilerinden, İslam Bilim Tarihi Araştırmacısı Prof. Dr. Fuat Sezgin 1978’de “Kral Faysal” ödülünü alırken, töreni takip eden tek Türk gazetecisi olarak o günleri hatırlamak bile insana gurur veriyor.

Gerçekten de, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da sarayda yapılan ödül töreni sırasında tanıştığımız Fuat Sezgin’in konumu yıllar geçse de büyük başarılarla doluydu.

Kendilerine hediye ettiğimiz “Kutsal Vaha” adlı kitabımızı beğenmesi ve hislerini samimi bir şekilde belirtmesinin hazzı halen duyuluyor. Allah Rahmet eylesin…