7.3 C
İstanbul
Cumartesi, Nisan 11, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 121

Akfen Yenilenebilir Enerji’nin 20 MW’lık Van güneş santrallerinde elektrik üretimi başladı

2020’ye kadar yerli ve yenilenebilir kaynaklardan oluşan 1000 MW’lık enerji üretim santrali kapasitesine ulaşmayı hedefleyen Akfen Yenilenebilir Enerji, yatırımlarına ara vermeden devam ediyor. Akfen’in Van Edremit’te toplam 20 MW gücündeki iki lisanslı güneş santrali enerji üretimine başladı.

Akfen Yenilenebilir Enerji’nin gelecek yıl aynı bölgede yapımı başlanacak üçüncü lisanslı güneş santralinin de devreye girmesiyle Türkiye’nin güneşlenme süresi en yüksek illerinden Van, 30 MW’lık güneş enerji santraline kavuşmuş olacak. Üç santral tam 120 bin kişinin enerji ihtiyacını karşılayacak.

Türkiye’nin en büyük güneş ve rüzgar enerjisi kredisini aldıktan sonra 5 bölgede 327 MW gücünde 13 yerli enerji santralinin yapımına hız veren Akfen Yenilenebilir Enerji, 530 milyon dolar değerindeki yatırımlarını ardı ardına hayata geçiriyor.

Son yıllardaki yatırım atılımıyla Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu yerli ve yenilenebilir enerji santrallerinin önemli bir oyuncusu haline gelen Akfen Yenilenebilir Enerji’nin lisanslı güneş projelerinden ikisi Van’da elektrik üretimine başladı.

Eylül ayı sonunda ardı ardına kabulleri yapılan Van Edremit ilindeki Omicron Erciş ve Omicron Engil santralleri toplam 20 megavat gücüne sahip. Santraller üretilen enerjiyi ulusal elektrik ağı üzerinden tüm Türkiye’ye ulaştırarak 80 bin kişinin enerji ihtiyacını karşılayacak.

Akfen Yenilenebilir Enerji tarafından Van’da yapımına başlanacak 10 MW gücündeki lisanslı projenin üçüncü santrali PSI Engil ise gelecek yıl devreye alınacak.

VAN GÖLÜ’NÜN HEMEN

YANINDA SIRALANIYORLAR

Türkiye’nin güneş enerjisi potansiyeline sahip en yüksek illerinden Van’da işletilecek olan 3 santral Van Gölü’nün yanı başındaki toplam 600 dönümlük arazi üzerinde bulunuyor. Yıllık 60 GWh elektrik üretmesi beklenen santraller, 25 bin 804 ton karbondioksit eşdeğeri sera gazı salınımını engelleyecekler.

Yaklaşık 66 milyon dolara mal olacak güneş santralleri sayesinde Van önemli bir ekonomik değere kavuşurken, 120 bin kişinin yıllık enerji ihtiyacı tamamen yerli ve yenilenebilir kaynaklardan karşılanacak.

Akfen Yenilenebilir Enerji tarafından 3 santralin hayata geçirilmesiyle birlikte Van, güneş enerjisi kaynağı bakımından ciddi bir potansiyele sahip olmasına rağmen ilk santral yatırımlarına ev sahipliği yapmaya başlayacak.

Akfen Yenilenebilir Enerji Hakkında:

Akfen Holding, temellerini 2007 yılında attığı Akfen Yenilenebilir Enerji A.Ş. bünyesinde tamamı yerli ve yenilenebilir kaynaklardan oluşan, sürdürülebilir enerjiye yatırım yapan bir ‘yenilenebilir enerji platformu’nu hayata geçirdi. Akfen Holding’in 2016 yılında Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ve Uluslararası Finans Kuruluşu (IFC) ile %16,67’şer oranında ortaklık sözleşmesi imzalamasıyla Türkiye’nin ilk Yenilenebilir Enerji Platformu daha da büyüdü.

Bugün Akfen Yenilenebilir Enerji’nin hidroelektrik, rüzgâr ve güneş olmak üzere tamamı yerli ve yenilenebilir kaynaklara bağlı bir elektrik üretim portföyü bulunuyor. Akfen Yenilenebilir Enerji, 2020 yılına kadar yaklaşık 3,1 milyar liralık yatırım hayata geçirerek, toplam kurulu gücünü 1000 MW’a yükseltmeyi hedefliyor.

Systemair HSK Türkiye’yi üretim üssü yaptı

Systemair HSK Türkiye’nin LEED Gold Sertifikalı İlk Klima Santrali Fabrikasının Resmi Açılışını Gerçekleştirdi

Klima santralleri sektöründe Türkiye pazar lideri olan Systemair HSK, yeni fabrikasının resmi açılışını Kocaeli Valisi Hüseyin Aksoy’un katıldığı törenle gerçekleştirdi. Açılışı yapılan yeni üretim tesisi, Systemair’in son iki yıl içinde dünya genelindeki en büyük yatırımı oldu. 15 milyon Euro yatırım değeri ile Dilovası Makine İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nde yaklaşık 28 bin metrekare alan üzerinde hayata geçirilen yeni fabrika, Türkiye’nin ‘Enerji ve Çevre Dostu Tasarımda Liderlik’ anlamına gelen LEED Gold Sertifikası’na sahip ilk klima santrali fabrikası. Bu yatırımla Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’ndan (EBRD) fon kullanan ilk iklimlendirme firması olan Systemair HSK, yıllık 4 bin 500 adet klima santrali üretim kapasitesine sahip fabrikası ile Türkiye’yi özellikle Ortadoğu ve Balkanlar için üretim üssü olarak konumlandırdı. 25’ten fazla ülkeye ihracat gerçekleştiren Systemair HSK, yeni fabrikası ile 5 yıl içinde ihracat oranını yüzde 30’dan yüzde 60’a çıkararak ikiye katlamayı hedefliyor.

“15 milyon Euro yatırım değerine sahip yeni fabrika ile şirket, Türkiye’yi Ortadoğu ve Balkanlar için üretim üssü olarak belirledi”

Systemair HSK’nın Dilovası Makine İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’ndeki yeni fabrikasının açılış törenine; İsveç Konsolosu Therese Hydén, Systemair CEO’su Roland Kasper ve grubun faaliyet gösterdiği ülkelerin üst düzey yöneticileri ile Systemair HSK çalışanları ve çok sayıda davetli katıldı.

Açılışta gerçekleştirdiği konuşmasında Systemair’in dünyadaki faaliyetleri ve Türkiye’deki hedefleri ile ilgili açıklamalarda bulunan Systemair CEO’su Roland Kasper, şöyle konuştu; “1974 yılında kurulan İsveç merkezli bir şirket olarak üretimini gerçekleştirdiğimiz ürünler arasında; başta klima santralleri olmak üzere fanlar, hava dağıtım ekipmanları, hava perdeleri ve soğutma ürünleri yer alıyor. Avrupa, Kuzey ve Güney Amerika, Ortadoğu, Asya ve Güney Afrika’da konumlanarak 56 ülkede 27 fabrikamız ve satış ofislerimizle faaliyet gösteriyor ve 5 bin 500 kişiye istihdam sağlıyoruz. 2017/18 mali yılında 730 milyon Euro ciroya ulaşan Systemair, finansal değerlendirmede en yüksek kredi notuna (AAA) sahip. Avrupa’da klima santrali pazar lideri olan Systemair, fan ve hava dağıtım ekipmanlarında da dünyada ilk 3 marka arasında yer alıyor.”

“İsveçli Systemair’in son 2 yılda gerçekleştirdiği en büyük yatırım”

Türkiye’de 2000 yılından bu yana satış ofisleri bulunan Systemair’in 2012 yılında Türk iklimlendirme sektörünün öncü firmalarından HSK ile birleştiğini anlatan Roland Kasper, bu tarihten itibaren Systemair HSK olarak çok daha güçlü bir organizasyon yapısı ve yüksek hedeflerle yola devam ettiklerini söyledi. Systemair’in Türkiye’ye büyük hedeflerle geldiğini ifade eden Kasper, üretim ve istihdam odaklı yatırımlarla büyümeyi amaçladıklarının altını çizdi. Bu çerçevede Dilovası’nda konumlanan yeni fabrikanın Systemair’in dünya genelindeki 13. klima santrali fabrikası olduğunu belirten Kasper, bu üretim tesisinin grubun son iki yıl içinde gerçekleştirdiği en büyük yatırım olduğunu vurguladı.

“Türkiye’ye güven tam, hedef bölgesel güç olmak”

Türkiye’nin jeopolitik konumu, genç ve dinamik nüfusu, kaydettiği ekonomik büyüme ve yüksek potansiyeli ile Sytemair için kritik öneme sahip olduğuna dikkat çeken Kasper, “Özellikle Ortadoğu ve Balkanlar için üretim üssü olarak konumlandırdığımız yeni fabrikamız bölgesel güç olma hedefimize ulaşmak konusunda şirketimiz için stratejik bir rol üstlenecek. Bu yatırımla Türki Cumhuriyetlere ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne ihracatımızı da artırmayı amaçlıyoruz” diyerek sözlerini tamamladı.

“İstanbul’un 3. havalimanı, şehir hastaneleri ve savunma sanayinde Systemair HSK imzası var”

Aile şirketi HSK’nın global markaya dönüşümünün hikayesi, Systemair HSK’nın faaliyetleri ve yeni yatırım çerçevesindeki hedefleri ile ilgili bilgiler aktaran Systemair HSK Genel Müdürü Ayça Eroğlu, şöyle konuştu; “İklimlendirme sektörünün duayenlerinden Vural Eroğlu tarafından 1981 yılında kurulan HSK, distribütörlükler vasıtasıyla malzeme satışı ile yola çıkan, ardından 2001 krizi döneminde radikal bir kararla üretime başlayan ve kısa sürede hızla büyüyerek hem Türkiye’de klima santralleri sektöründe pazar lideri olan hem de ihracatta büyük başarılar sağlayan bir firma. Tüm bu gelişmelerin ışığında HSK, 2010 yılında İsveçli Systemair’in ilgisini çekti ve iki yıl süren görüşme sürecinin ardından 2012 yılında birleşme gerçekleşti. Birleşmeden sonra Systemair HSK olarak, başta Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük yatırımı olan İstanbul’un 3. havalimanı olmak üzere sağlık ihracatına imkan tanıyan 8 şehir hastanesi, Kuzey Marmara Otoyolu tünelleri, stratejik savunma sanayi projeleri gibi çok sayıda dev projede yer aldık.”

“EBRD’den fon kullanan ilk iklimlendirme firması”

Ulusal projelerdeki bu başarıyı uluslararası arenaya taşımak amacıyla Hadımköy’de konumlanan mevcut fabrika kapasitesini 2.5 katına çıkararak en üst düzeyde teknolojik yatırımlarla Dilovası fabrikasını hayata geçirdiklerini açıklayan Ayça Eroğlu, şöyle devam etti; “15 milyon Euro yatırım değerine sahip fabrikamızı yüzde 30 Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) fonu, yüzde 70 kendi öz sermayemizle inşa ettik. Bu yatırımla EBRD ilk kez iklimlendirme sektöründe bir firmaya fon sağlamış oldu.”

“25’i aşkın ülkeye ihracat”

Systemair HSK’nın klima santralleri sektöründe son 5 yıldır Türkiye pazar lideri olduğunu belirten Ayça Eroğlu, aynı zamanda 2011’den bu yana klima santrali ihracatında ilk 3 firmadan biri olduklarını vurgulayarak sözlerine şöyle devam etti; “Systemair’in toplam grup cirosu içinde yüzde 5’lik bir paya, 4 bölge müdürlüğüne ve 340 çalışana sahibiz. 25’i aşkın ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. Yeni fabrikamızla iç piyasaya ürün tedariği gerçekleştirecek olmakla birlikte daha çok doğu ile batı arasında köprü kurarak ihracata odaklanacağız.“

“Ülke liderliğinden bölge liderliğine yolculuk için; We Start”

Türkiye Cumhuriyeti’nin 2023 hedefleri doğrultusunda Türkiye iklimlendirme sektörünün ihracatının 4 milyar dolardan 13 milyar dolara ulaşmasının hedeflendiğini açıklayan Ayça Eroğlu; “Biz de Systemair HSK olarak 5 yılda ihracat oranımızı yüzde 30’dan yüzde 60’a yükselterek klima santrali pazarındaki ülke liderliğimizi bölge liderliğine taşımayı ve Türkiye’nin ilk 500 büyük sanayi kuruluşu arasına girmeyi amaçlıyoruz. Hedeflerimize ulaşma yolunda fabrikamızı yeni bir başlangıç olarak görüyor ve bu çerçevede kurguladığımız “We Start” konseptimizle yeni yolculuğumuza başlıyoruz” diyerek sözlerini sonlandırdı.

“Endüstri 4.0’a uyumlu fabrikada yüksek verimli üretim”

Yeni fabrika ile ilgili bilgiler paylaşan Systemair HSK Fabrika Müdürü Ayşegül Eroğlu, şu açıklamalarda bulundu; “Lojistik açısından çok avantajlı bir lokasyon olan Kocaeli’nde, Dilovası Makina İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nde konumlanan fabrikamız, 28 bin metrekare büyüklüğe ve yıllık 4 bin 500 adet klima santrali üretim kapasitesine sahip. Fabrikamızda Endüstri 4.0’a uyumlu üretim teknolojilerinin kullanılması sayesinde hata riskini minimize ederek yüksek verimli üretim gerçekleştiriyoruz. Türkiye’de dijital dönüşümün öncü tesislerinden biri olan fabrikamız, hedef pazarların ihtiyaçlarına uygun özelleştirilmiş ürünler üretmemize imkan tanıyacak. Ayrıca operasyonel verimliliğimizi ve uluslararası standartlara uygun ürünler üretme kapasitemizi de artıracak.”

“Türkiye’nin ilk LEED Gold Sertifikalı klima santrali fabrikası”

Fabrikanın üretimden geri dönüşüme kadar her aşamada çevreci bir üretim tesisi olarak planladığını vurgulayan Ayşegül Eroğlu, şu bilgileri paylaştı; “Yüksek verimli Systemair iklimlendirme ürünlerinin kullanıldığı tesisimizde; yağmur suyunun toplanması, su ve enerji tasarruflu ekipman kullanımı, verimli ısıtma ve soğutma sistemleri, ısı yalıtımı, atıktan ısı geri kazanım sistemleri gibi verimli kaynak uygulamalarını hayata geçirdik. Üretim giderlerimizi en aza indirgeyecek teknolojik yatırımlar yaptık. Örneğin, aydınlatmalarımızı ortam ışığına göre kendini ayarlayabilen otomasyonlu LED aydınlatmalar olarak seçtik. Binamızın enerji sarfiyatını düşürmek için fabrikanın kapılarında ısınmış ve soğumuş havanın çıkışını engelleyen çift kapı sistemi ve kendi markamız olan hava perdelerini kullandık. Bina yönetim sistemi ile tüm bu mekanik uygulamaları kontrol edebilecek altyapıyı kurduk. Bu sayede Türkiye’de “Enerji ve Çevre Dostu Tasarımda Liderlik” anlamına gelen LEED Gold sertifikasyonunu almayı başaran ilk klima santrali fabrikası olduk.”

“Ar-Ge merkezi bulunan 18 ülkeden biri Türkiye”

Systemair’ın Ar-Ge merkezi bulunan 18 ülkeden birinin Türkiye olduğunu açıklayan Ayşegül Eroğlu, “Ar-Ge çalışmalarımız sonucunda fabrikamızda yeni nesil klima santrallerine ek olarak havalandırma alanında çok sayıda yeni ürün üretmeye başladık. Fabrikamızdaki Ar-Ge merkezinde çalışan mühendislerimiz yerel projelerde görev almanın yanı sıra global projelere de destek veriyor. Türkiye’de Systemair HSK’nın eski Ar-Ge Müdürü olan bir Türk mühendis, bugün İsveç’te Systemair’in genel merkezinden yürütülen önemli bir Ar-Ge projesinin başında görev alıyor” dedi.

“Türkiye İsveçli Systemair için gelişmekte olan pazarlar içinde birinci”

Systemair HSK’nın Systemair için gelişmekte olan pazarlar içinde önem derecesine göre birinci sırada konumlandığını belirten Ayşegül Eroğlu, “Bu konumlamanın en önemli nedenleri; yeni fabrikamızın bölgesel gücü, proje satış noktalarındaki hakimiyetimiz ve fabrika süreçlerindeki yönetim kabiliyetimiz. Bu sebeplerden dolayı, her yıl Systemair’ın dünyadaki üst düzey yöneticilerinin katılımıyla gerçekleşen toplantıyı bu sene ilk kez İsveç dışında bir ülkede yeni fabrikamızda, yurt dışından toplamda 110 Systemair’lının katılımıyla gerçekleştirdik. Bu toplantıya ev sahipliği yapıyor olmamız Systemair’ın Türkiye’ye verdiği önemin göstergelerinden biri konumunda. Biz de Systemair HSK olarak ülkemiz için var gücümüzle çalışmayı ve yeni yatırımlar için yol almayı sürdüreceğiz” diyerek sözlerini tamamladı.

 

Rönesans Holding’ten Ceyhan Mega Petrokimya Endüstri Bölgesi’ne Özel Anlaşma

0

Rönesans Holding, Ceyhan Mega Petrokimya Endüstri Bölgesi için Hollandalı Port of Rotterdam şirketiyle çerçeve iş birliği anlaşması imzaladı.

Rönesans Holding, Ceyhan Mega Petrokimya Endüstri Bölgesi’nde gerçekleştirmeyi planladığı petrokimya yatırımı ile bölgenin kalkınmasına öncülük ediyor. Port of Rotterdam ile imzaladığı çerçeve anlaşmayla bölgeye yabancı yatırım çekmek için de çalışma başlatacak. Tüm bölgenin gelişmesine ve kalkınmasına katkı sağlayacak olan iş birliği kapsamında, Rönesans Holding, Avrupa’nın en büyük limanının yönetim, işletme ve operasyonundan sorumlu, Hollanda hükümeti ve Rotterdam Belediyesi’nin sahibi olduğu Port of Rotterdam’ın tecrübesini Türkiye’ye taşıyacak. Bu kapsamda Rönesans Holding ile Avrupa’nın en büyük liman işletmecisi Port of Rotterdam arasında 17 Eylül 2018 tarihinde Hollanda’da çerçeve iş birliği anlaşması imzalandı. İmza töreni Rönesans Holding Başkanı Dr. Erman Ilıcak ve Port of Rotterdam CEO’su Allard Castelein’ın katılımlarıyla gerçekleştirildi.

Ceyhan Mega Petrokimya Endüstri Bölgesi’nde gerçekleştirilecek projeler öncelikle petrokimya tesislerine odaklanacak. Bölgede inşa edilecek endüstriyel tesisler petrokimya ürünlerini Türkiye’de üreterek bu ürünlerin ithalatını sonlandırarak, bu sayede Türkiye’nin döviz cari açığını azaltacak, ülke ekonomisine ve istihdamın artmasına büyük katkı sağlayacak.

Akfen Türkiye’nin En Büyük Rüzgar ve Güneş Santrali Kredisini Aldı

Aralık 2017’de gelecek 2 yıl için farklı sektörlerde 6.2 milyar liralık (1.6 milyar dolar) yatırım paketi açıklayan Akfen Holding, yatırımlarına ara vermeden devam ediyor. Akfen, Akfen Yenilenebilir Enerji şirketi çatısı altında tamamı yerli kaynaklardan oluşan 13 rüzgar ve güneş santrali yapacak.

Toplam 530 milyon dolar olan santral yatırımının 167 milyon dolarlık kısmını Akfen Holding kendi öz kaynaklarıyla karşılarken, 363 milyon dolarlık kredi yerli ve yabancı 6 banka tarafından sağlanıyor. Bu Türkiye’de tek seferde alınan en büyük rüzgar ve güneş santrali kredisi olarak öne çıkıyor.

Akfen Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Akın, önceden açıklanan yatırım paketinin önemli kısmını kendi öz kaynaklarıyla yapacaklarının altını çizerek, “Sözümüzün arkasında duruyoruz ve yatırımlarımızı gerçekleştirerek Türkiye’nin hizmetine sunmaya devam ediyoruz” dedi.

Geçen yıl Akfen Yenilenebilir Enerji, TAV Havalimanları ve Mersin Uluslararası Limanı şirketlerindeki hisse devirleriyle Türkiye’ye 1.2 milyar dolarlık yatırım girişi sağlayan Akfen Holding, Türkiye’nin geleceğine duyduğu güvenle yatırımlarına ara vermeden devam ediyor.

Aralık 2017’de gelecek 2 yıl için farklı sektörlerde 6.2 milyar liralık (1.6 milyar dolar) yatırım paketini hayata geçireceğini ilan eden Akfen Holding, Akfen Yenilenebilir Enerji çatısı altında Türkiye’nin 5 bölgesine yayılan ve 327 megavat gücünde olan 13 rüzgar ve güneş enerjisi santrali kuruyor.

Toplam 530 milyon dolara mal olacak 13 santralin 167 milyon dolarlık kısmı Akfen Holding öz kaynaklarıyla karşılanırken, geri kalan 363 milyon dolarlık kısım için yerli ve yabancı 6 bankadan kredi alındı. Yeni yatırımlarla Akfen Yenilenebilir Enerji’nin yerli ve doğal kaynaklardan üretime dayalı enerji santrali kurulu gücü 574 MW’a çıkacak.

“HİSSE DEVİRLERİNDEN GELENİ

YİNE TÜRKİYE’YE YATIRIYORUZ”

Akfen Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Akın, hisse devirlerinden elde ettikleri geliri yeniden Türkiye’ye yatırım olarak döndürdüklerine dikkat çekerek, 2019 yıl sonuna kadar hayata geçirecekleri yatırım paketinin planlandığı şekliyle zamanında devreye gireceğinin altını çizdi. Hamdi Akın, “Sözümüzün arkasında duruyoruz ve hisse devirlerinden kazandığımızı yeniden Türkiye’nin hizmetine sunmaya devam ediyoruz. Aralık 2017’de 6.2 milyar TL (1.6 milyar dolar) olarak açıkladığımız yatırım paketini 2019 sonuna kadar hayata geçirmiş olacağız. Türkiye’nin geleceğine duyduğumuz güvenle önemli kısmını kendi öz kaynaklarımızla yaptığımız bu yatırımların zamanlamasında hiçbir aksama da olmayacak” ifadelerini kullandı.

ALANINDA TÜRKİYE’NİN

EN BÜYÜK ENERJİ KREDİSİ

Rüzgar, güneş ve hidroelektrik olmak üzere sadece yerli ve yenilenebilir kaynaklardan enerji üretmeye odaklanan ve bu alanda 2020 yılına kadar 1000 MW’lık “temiz kurulu güce” ulaşmayı hedefleyen Akfen Yenilenebilir Enerji, 530 milyon dolar değerindeki güneş ve rüzgar enerji projeleri için Türkiye’nin en büyük yeşil enerji kredisini aldı.

Akfen Yenilenebilir Enerji tarafından 9 güneş enerji santrali (GES) ve 4 rüzgar enerji santrali (RES) projelerinin hayata geçirilmesinde kullanılacak toplam 363 milyon dolarlık kredi için yerli-yabancı finans devleri güçlerini birleştirdi. Buna göre 103 milyon dolarlık GES kredisini Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ile Türkiye İş Bankası üstlendi. 260 milyon dolarlık RES kredisi ise Vakıfbank, Garanti Bankası, Yapı Kredi Bankası ve Türk İş Bankası’nın garantörlüğünde Almanya merkezli KfW IPEX-Bank ve EBRD tarafından sağlandı.

Toplam güçleri 327 megavat olan 13 santral yaklaşık 1 yıl içinde tamamlandığında tam 1.2 milyon kişinin yaşadığı hanelerin elektriği tamamen doğal kaynaklardan sağlanmış olacak.

YATIRIMLAR ÜLKENİN

5 BÖLGESİNE YAYILACAK

Akfen Yenilenebilir Enerji, doğal ve yerli kaynaklardan üretim sağlayacak projelerini Marmara, Ege, İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Karadeniz bölgelerinde Türkiye’nin birçok farklı noktasına yayacak. Buna göre yatırım değeri 180 milyon dolar olarak planlanan 9 GES projesi Konya, Amasya, Tokat, Van ve Malatya’da kurulacak. Güneşten elektrik üretecek GES’ler tamamlandığında 70 MW’ı lisanslı, 15 MW’ı lisanssız olmak üzere toplam 85 MW kapasiteye ulaşacak. 350 milyon dolara mal olacak 4 RES ise Çanakkale ve Denizli’de yer alacak. RES’lerin toplam lisanslı gücü 242 MW olacak.

TÜRKİYE’NİN ENERJİ HEDEFLERİNE

BÜYÜK KATKI SAĞLAYACAK

Akfen Yenilenebilir Enerji’nin 13 projesinden yıllık 1.000 GWh enerji üretimi gerçekleştirecek. Sadece güneş ve rüzgar gibi yerli kaynaklardan üretilecek enerji direkt olarak Türkiye’nin ulusal elektrik şebekesine aktarılacak.

Projelerin hayata geçmesiyle 2023 yılına kadar yerli ve doğal kaynaklardan 27 bin MW hidroelektrik dışı yenilenebilir üretim kapasitesi kurma hedefi bulunan Hükümetin projeleri de büyük oranda desteklenmiş olacak.

Öte yandan projeler Türkiye’nin elektrik üretiminden kaynaklı sera gazı emisyonlarının düşürülmesinde de önemli rol oynayacak.

Akfen Yenilenebilir Enerji Hakkında:

Akfen Holding, temellerini 2007 yılında attığı Akfen Yenilenebilir Enerji A.Ş. bünyesinde tamamı yerli ve yenilenebilir kaynaklardan oluşan, sürdürülebilir enerjiye yatırım yapan bir yenilenebilir enerji platformunu hayata geçirdi. Akfen, şirketin büyüme stratejisinin gerçekleşmesi amacıyla 2016 yılında Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ve Uluslararası Finans Kuruluşu (IFC) ile %16,67’şer oranında ortaklık sözleşmesi imzalayarak Türkiye’nin ilk Yenilenebilir Enerji Platformu daha da büyüdü.

Bugün Akfen Yenilenebilir Enerji’nin hidroelektrik, rüzgâr ve güneş tamamı yerli ve yenilenebilir kaynaklara bağlı elektrik üretim portföyü bulunmaktadır. 31 Ağustos 2018 itibarıyla HES portföyünün 221,5 MW’si faaliyette, 7 MW’si inşaat haline olan Akfen Yenilenebilir Enerji güneş enerjisi alanında 32 MW işletmede, 50 MW inşaat aşamasında, 20 MW izin ve lisanslama aşamasında olmak üzere toplam 102 MW’lık portföye sahiptir.

Şu an inşaat aşamasında olan ve 2019 son çeyreğinde tamamı devreye girmesi planlanan 242 MW lisanslı güce sahip RES projesi ve 2015 yılında TEİAŞ tarafından açıklanan 2 bin MW’lik kapasite içinde de toplam kurulu gücü 560 MW’ye ulaşabilecek 10 RES geliştirme projesi bulunmaktadır.

Akfen Yenilenebilir Enerji’nin tüm Türkiye’ye yayılmış olan modern santralleri her teknoloji için en uygun doğal kaynaklara sahip bölgelerde konumlandırılmıştır. Enerji santrallerinin çoğu son altı yılda devreye alınmıştır.

Akfen Yenilenebilir Enerji, 2020 yılına kadar yaklaşık 2,9 milyar liralık yatırım hayata geçirerek, toplam kurulu gücünü 1000 MW’a yükseltmeyi hedefliyor.

Türkiye’nin Enerjisine Güvenen TOTAL Oil Türkiye, Antalya’da 30. istasyonunu açtı

Nisan 2016’dan bu yana Demirören Holding bünyesinde faaliyet gösteren, Türkiye’nin lider akaryakıt şirketlerinden TOTAL Oil Türkiye A.Ş., Antalya OSB istasyonunun açılışını, geçtiğimiz günlerde Vali Yardımcısı Nurettin Ateş’in de bulunduğu geniş katılımlı bir törenle gerçekleştirdi.

TOTAL Oil Türkiye’nin yap-işlet-devret modeliyle 10 yıllığına Antalya OSB’den kiraladığı bu istasyonla, markanın en çok yatırım yaptığı şehirlerden bir tanesi de Antalya ili oldu. 2018 yılında Antalya il sınırları içerisindeki 6. istasyonunu açılışını gerçekleştirerek, istasyon sayısını 30’a çıkarmış oldu.

Açılışa katılan Antalya Vali Yardımcısı Nurettin Ateş, “Antalya OSB, birçok farklı alanda hizmete ihtiyaç duyduğumuz geniş bir alana yayılıyor. Daha önce jandarma karakolu, şimdi ise sağlık hizmetleri istasyonu açıldı. TOTAL istasyonun açılmasıyla akaryakıt istasyonu ihtiyacı da giderilmiş oldu. Bu istasyonun yapımında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Antalya’mıza hayırlı uğurlu olmasını ve bol kazançlar diliyorum” ifadelerini kullandı.

İstasyonun açılış toplantısında konuşan TOTAL Oil Türkiye AŞ Lojistik Direktörü Yaşar Taşkıran, TOTAL Oil Türkiye’nin yüzde 100 yerli ve milli akaryakıt şirketi olduğunu belirtirken, “Parçası olduğumuz Demirören Holding’in tüm şirketlerinde olduğu gibi bizler TOTAL Oil Türkiye ile ülkemize değer katmak, insanımıza hak ettiği ürün ve hizmeti sunmak için çalışıyoruz. Şirketimiz geniş istasyon ağının yanı sıra lojistik açıdan da güçlü bir altyapıya sahip. Gebze, Aliağa ve Samsun’da akaryakıt tesislerimiz, Yarımca, Ankara, Aliağa’da LPG tesislerimiz var. Toplam 300 bin metreküp kapasiteye sahip olup dünya standartlarında depolama ve dağıtım hizmeti vermekteyiz” dedi.

TOTAL Oil Türkiye, ilklere imza atmaya ve büyümeye devam ediyor

Taşkıran, müşterilere farklı alanlarda yenilikçi hizmet sunmayı ve sektörde ilkleri gerçekleştirip pazar payını artırmayı sürdürdüklerini de ifade ederek, sözlerine “Yeni dönemde pazarlama faaliyetlerimizi artırdık. Yeni imaj kampanyamız ve reklam filmimizde ‘Türkiye’nin Enerjisi Güzel’ ve biz de bu enerjinin en büyük destekçilerinden biri olacağız dedik. Toplamda 30 istasyonla faaliyet gösterdiğimiz Antalya’da haziran ayı itibariyle pazar payımız Türkiye ortalamamızın üzerinde yüzde 7 olarak gerçekleşti” diye konuştu.

TOTAL Antalya OSB İstasyonu İşletmecisi Cengizhan Erdoğan:“İstihdam artırmayı hedefliyoruz”

Projenin 6 ayda tamamlandığını aktaran TOTAL Antalya OSB İstasyonu İşletmecisi Cengizhan Erdoğan, “Şimdilik 15 kişi istihdam ediyoruz ve bu sayıyı artırmayı planlıyoruz. İstasyonun yan tarafındaki işletmeleri de kiralayıp restoran, lastikçi açıp sanayiciye hizmet vermeyi sürdürmeyi hedefliyoruz” diye konuştu.

Türkiye’de akaryakıt sektörünü Eurodiesel, mobil ödeme, ozonla hijyen gibi birçok ilkle ve yenilikçi teknolojiyle tanıştıran TOTAL Oil Türkiye, Türkiye’ye hak ettiği en iyi ürün ve hizmetleri sunma anlayışıyla çalışmaya devam ediyor. Bu kapsamda, istasyon yatırımlarını artıran TOTAL Oil Türkiye, yeni dönemde pazarlama faaliyetlerini güçlendirip, istasyonlarda yepyeni deneyimler sunmaya devam edecek.

Zorlu Enerji’den Kazakistan’a 50 MW güneş yatırımı

Kazakistan Yatırım ve Kalkınma Bakanlığı, Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığı, Kazakh Invest ve DEİK tarafından Ankara’da organize edilen “Türkiye – Kazakistan Yatırım Forumu” kapsamında, Zorlu Enerji ile Kazakistan Enerji Bakanlığı ve Türkistan Bölgesi Valiliği arasında, Türkiye ve Kazakistan’ın karşılıklı ticari ilişkilerinin geliştirilmesi ve yatırımların artırılması amacıyla Kazakistan’da 50 MW Solar Enerji Santrali projesi için iyi niyet anlaşması imzaladı.

Kazakistan’ın 2050 yılına yönelik ekonomi hedefleri doğrultusunda yaptığı çalışmalar çerçevesinde, Ankara JW Marriot Otel’de, Kazakistan Cumhuriyeti Başbakan Birinci Yardımcısı Askar Mamin, T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, Kazakistan Enerji Bakanı Kanat Mozumbayev ve DEİK Türk- Kazak İş Konseyi Başkanı Mert Sarı’nın katılımıyla “Türkiye – Kazakistan Yatırım Forumu” düzenlendi.

Kazakistan’ın başta petrol ve doğalgaz olmak üzere, hammadde ve doğal kaynak ihracatına dayalı yapıdan çıkarılması amacıyla atılan önemli bir adım olan forumda Kazakistan Enerji Bakanı Kanat Mozumbayev ve Zorlu Enerji Yatırımlar, İşletme ve Bakımdan Sorumlu Genel Müdür Ali Kındap, 50 MW Solar Enerji Santrali geliştirilmesi konusunda iyi niyet anlaşması imzaladı.

Gürültü kirliliği

“Ses” acaba hangi noktada “gürültüye” dönüşüyor. Elbette tamamen sessiz bir dünyada yaşamamıza imkân yok. Her duyduğumuz sesin gürültü olmadığını da unutmamak gerekir. Hafif bir müzik, kuş sesleri, bir derenin akışı, kulağınızı ağaca dayayınca ağacın içinde duyulan tılsımlı su sesi insana huzur verir. Sesin uyumsuz, düzensiz, rahatsız edici olması ve gerektiğinde şiddetli çıkması o sesin “gürültü” olarak adlandırılmasına yetiyor.

İnsanların gürültüden şikâyeti çok eski bir geçmişe sahiptir. Milattan 600 yıl önce büyük bir şehir olan Sybaris’te araba, dülger ve demirci gürültüsünden korunmak amacı ile tedbirler alındığı bilinmektedir. Yazıma Robert Koch’un 1910 yılında kaleme aldığı şu cümle ile devam etmek istiyorum. “Bir gün gelecek; insanlar, kolera ve veba gibi gürültüye karşı da amansız bir savaş açmak zorunda kalacaklardır.”

Yurdumuzda henüz yeterince dikkate alınmayan gürültünün neden olduğu hastalıkların tedavisi için günümüzde farklı coğrafyalarda her yıl toplam 80 milyar Avro sağlık harcaması yapılmaktadır. Ayrıca gürültüden kaynaklanan hastalık ve verimsizlikten doğan kayıpları da tesbit etmek mümkün değildir.

Gürültü, konutlar ve iş yerlerinde hem iç mekândan hem de dışarıdan gelebilir. Nüfus hareketliliği ve ulaşım ağlarının gelişmesi gürültü potansiyelini yükseltmektedir. Avrupa’da ve ülkemizde kentlerin büyümesi gürültü kirliliğinin artmasında etkili olan başka bir öğedir.

Gürültü türlerinin sağlığa en belirgin olumsuz etkisi, işitme duyusunda meydana getirebileceği kalıcı hasarlardır. Gürültünün bazı kişilerde davranış bozukluklarına da neden olduğu bilinmektedir. Ayrıca gürültünün birçok iş kazasında ve eğitim hayatındaki başarısızlıklarda önemli bir etken olduğu tıp dünyası tarafından artık kabul edilmektedir. Gürültü, stres ve yorgunluk yaratır, uyumayı zorlaştırır, verimli çalışmayı engeller, baş ağrısına neden olur.

Kısacası gürültünün topluma maliyeti yüksektir. Sadece Fransa’da gürültünün sebep olduğu hastalıkların tedavisi için yapılan harcamalar yılda ortalama iki milyar Avro’yu bulmaktadır. Ülkemizde bugüne kadar yurt çapında kirlilik seviyesini gösteren kapsamlı bir araştırma yapılmamış ve kapsamlı bir gürültü haritası hazırlanmamıştır.

“Sesin” temel özellikleri şiddeti ve frekansıdır. Sesin şiddetinin ölçü birimi “desibeldir.” 0-30 desibel arası çok sessiz, 30-50 desibel arası sessiz, 50-60 desibel arası orta dereceli gürültülü, 60-70 desibel arası gürültülü, 70-80 desibel arası ise çok gürültülü ortam olarak sınıflandırılır. Uluslar arasında bir sınıflandırma yapılacak olsa, bizim insanımız şüphesiz “en gürültücüler” sınıfında yer almaktadır.

Araştırmacılar, gürültü ile mücadele edilmeyen büyük kentlerde gürültü seviyesinin her yıl 1-5 desibel arasında lineer olarak artış gösterdiğini belirtmektedir. Bu bakımdan birçok ülke gürültü kirliliğinin etkilerini azaltmak amacıyla uzun ve kısa vadeli önlemler almaktadır. Ulaşım araçlarında ve makinelerde yeni ve sessiz teknoloji uygulamaları ile ses azaltılırken bazı Avrupa ülkeleri inşaatlardan gelen gürültü seviyesini düşürmek için yapılaşmaya sınırlama ile birlikte daha bir dizi tedbirler getirilmektedir. Toplu taşımacılık ise daima desteklenmektedir. Trafiği rahatlatmak ve bu sektörden kaynaklanan gürültü kirliliğini azaltmak amacı ile araçların girmesinin yasaklandığı bölgeler oluşturma yanında trafiğin yoğun olduğu yolların çevresine ses geçirmez duvarlar yapılmaktadır.

Alman Umweltbundesamt tarafından gerçekleşen bir araştırma Almanya’da gürültüyü azaltmak amacı ile yılda 3 milyar Avro harcandığını ortaya çıkarmıştır. Avrupa ve Amerika da olduğu gibi gürültü kontrolünde ceza hükümlerini getirmek ve bunları dikkatle uygulamak gerekir. Örneğin, Almanya da ses izolasyonu yeterli olmayan dairenin kiracısının ev sahibine kiranın bir bölümünü ödememesi yönünde mahkeme kararı vardır.

Yapı içindeki insanın gürültüden korunması için duvarlar arasına gürültüye karşı izolasyon yapılmalıdır. Pencerelere de çift veya üçlü cam sistemi tercih edilmelidir. İnşaat sırasında kat döşemesi üzerine elyaflı izolasyon malzemesi ile yüzey şap uygulanarak darbe sesi önlenir.

Kalorifer, hidrofor gürültülerine karşı gürültü kaynağının bulunduğu ortamdaki duvar ve tavana, gürültü emici camyünü, levhalarının önüne ise delikli saç levhalar yerleştirilerek tedbir alınır.

Ev satın alınırken sadece banyo, küvet ve mutfak dolapları veya evin manzarasına bakmak yerine, o binanın depreme karşı dayanıklılığını, ses ve ısı izolasyonunu da araştırmak bilinçli bir tüketici olarak her vatandaşın görevidir.

Büro veya atölyede gürültünün kaynaklandığı yerler, gürültü emme yüzeyini arttırmak için ahşap veya metal çerçeveli panolar içine izolasyon yapılarak delikli duralit cinsi malzeme ile kaplanır.

Sokaktaki vatandaş değişik gürültü kaynaklarından etkilenir. Araçların egzoz sistemlerinin denetlenmesi, şantiye faaliyetlerinin kontrol edilmesi, oto yollarda gürültü kesici duvarların yapılması, hava alanlarının yakınlarına konut yapılmaması gibi tedbirlerle gürültü azaltılabilir. Bağırarak veya gürültülü satış yapan seyyar satıcıların kesinlikle yasaklanması gerekir. Ayrıca, yerleşim alanlarına sanayi tesislerinin açılmasına izin verilmemelidir. Ülkemizde sokak düğünleri, pazarlar ve askere uğurlama konvoyları, motosikletliler, sürekli korna çalan sürücüler ve saygısız futbol holiganları da önemli birer gürültü kaynağıdır.

Eğer bunlar dikkate alınmazsa inanın uzun planda ülkemizin ekonomisi her açıdan zarar görecektir.

Kudüs’ten cenneti görüyorum

Filistin dramı aslında 70 yıl kadar yıl önce başlıyor.

Ne var ki, zaman zaman özgürlük rüzgârlarının estiği Filistin’de daima acı, kan ve sefalet birbirine karışıyordu. Kurulan Ret Cephesi’nin çok başarıları olmuyordu.

Ancak, Enver Sedat’ın öldürülmesiyle Ret Cephesi bir başarı kazanıyordu.

Nitekim Arafat, İran devriminin de desteğini almış, İslamcı lider Humeyni’yi bir kaç kez ziyaret etmişti.

Humeyni de İslam’ın kutsal şehri Kudüs’ün İsrail’in elinden kurtarılmasına parasal destek ve yardımını esirgemeyeceğini açıklamıştı.

İran İslam devriminin en büyük sloganlarından biri de “Kudüs yeniden Müslüman olacak” idi.

Böylece; İran ziyaretleri sırasında Arafat ile Lübnan’daki İran yanlısı Hizbullah arasındaki ittifakın temelleri atılmış oluyordu.

Artık Arafat, İran’ın da desteğini arkasına alarak iyice güçlenmişti.

Katyuşalar İsrail semalarında

Arafat, Beyrut ve Güney sınırından İsrail’e karşı Katyuşa roketlerinin kullanıldığı saldırılar başlatıyordu.

Rus yapısı Katyuşa roketleri, İsrail Kibbutzları’nda bulabildiği askeri hedeflere düşerek büyük can ve mal kaybına yol açıyordu.

FKÖ, İsrail’i Lübnan’dan tehdit ediyordu.

Stratejik açıdan İsrail, artık güney sınırlarında güvenlikte sayılamazdı.

İsrail Hükümeti Arafat’ı Beyrut’tan çıkartmak için harekete geçiyordu.

O zaman da onu Beyrut’ta kıstırıp öldürmek isteyen ezeli rakibi Ariel Şaron, Savunma Bakanı’ydı. Beyrut kuşatması altında FKÖ direnerek büyük bir savaş destanı yazacaktı.

3 Haziran 1982’de Avrupa’da İsrail Büyükelçisi Şalamo Argov, Arafat’ın da kellesini isteyen karanlık terörist Ebu Nidal’in adamlarınca öldürülüyordu. İsrail bunun, Arafat’la hiç bir ilişkisi kalmamış tersine onun en büyük düşmanı haline gelmiş Ebu Nidal örgütünün işi olduğunu bilmesine rağmen, “Elçinin katili Arafat’tır” diyerek Şaron’un yönettiği İsrail ordusunu Lübnan’a sokuyordu.

FKÖ karargâhıyla Arafat’ın bulunduğu Beyrut, İsrail ordusunca kuşatılıyordu.

Tam bir medeniyetler çatışmasıydı sanki, Yahudiler ve onlara yardım eden Hristiyanlar bir yanda, Filistinli gerillalarla onlara yardım eden Hizbullah militanları bir yanda…

Arafat için asıl önemli olan ilk kez bir Filistin ordusunun dünyanın en güçlü ordularından sayılan İsrail ordusuyla savaşması ve ona aylarca meydan okumasıydı.

Arafat, tam 20 yıl önce, Ramallah’ta olduğundan daha elverişli şartlarda Beyrut’ta kuşatılmıştı.

Beyrut kahramanca bir direniş gösteriyordu.

ABD Başkanı Reagan özel temsilcisi Pihilip Habib’i arabuluculuk için Lübnan’ın başkentine gönderiyordu.

Beyrut Başbakanı Selam, Arafat’la yaptığı görüşmelerde “bizi mahvediyorsun, Allah aşkına çek git buradan” diye bağırmıştı. Arafat ise, bu ödlek adamla alay ediyordu.

Üç aydır Arafat, FKÖ ve Beyrut, kuşatma altındaydı.

Şaron havadan ve denizden müthiş bir bombardıman başlatmıştı.

Bu arada, onun sorumlusu olduğu artık bilinen Sabra ve Şatilla katliamları yapılıyordu. Filistinliler, İsrailli subayların denetiminde Beyrut’taki 2 mülteci kampı Sabra ile Şatilla’da bir gece sabaha kadar bıçaklarla, kılıçlarla öldürülüyordu.

Dünya kamuoyunun büyük baskısı sonucunda Suriye birlikleri, kampların çevresini Emelcilerden temizleyerek Filistinlilere nefes alma fırsatı vermişlerdi.

Lübnan parçalanmış ve devlet diye bir şey kalmamıştı.

Her grup kendi kontrolü altında tutmak istediği mahallelerin kavgasını vermekte, ülke çökertilmiş parçalardan iyi pay kapma çabası yoğunlaşıyordu. Kimine göre 500, kimine göre 1500…

Yaşamın anlamını yitirdiği bu kamplarda rakamları ne önemi vardı?

Bu isimsiz Filistinliler ölürken bütün Arap başkentlerinde Filistin’in kurtuluşu için nutuklar atılıyordu.

Rahat koltuklarına gömülmüş, iyi beslenmiş birtakım adamlar kristal avizeli salonlarda düzenlenen seminerlerde “Filistin bizim yaşama sebebimiz… Kudüs’ü kurtaracağız” diye ahkam kesiyorlardı.

Çok az kişinin kulağında ise FKÖ lideri Yaser Arafat’ın Arap liderlerine yaptığı bir çağrı çınlıyordu.

“Sizden dualarınızı değil… Kılıçlarınızı istiyorum…”

Dönemimize gelince; sanki değişen bir şey olmamış gibi bir yandan nutuklar, kınamalar, tehditler, diğer yandan Siyonizm’in bombaları…

Evangelistler Armageddon’a hazırlanıyor

Bugünlerde sokakta, evde, işyerinde ve her ortamda dünyanın çivisinin çıktığını dillendiriyoruz. Biz böyle düşünürken dini, ırkı, mezhebi ne olursa olsun tüm dünya insanları da böyle düşünüyor.

Hangi coğrafyaya bakarsanız bakınız çirkinlikler karşımıza çıkıyor. Sapkınlıklar, arsızlıklar, hırsızlıklar, saygısızlıklar çevremizi sarmış vaziyette…

İnsanoğlu sınavda başarısız olmuş ve kötüler, iyilerden kat kat fazla bir şekilde hakimiyeti ele almıştır. Yaşadığımızın sorunların çözümü noktasında iyilerin karşısında duran küresel gücü elinde bulunduranlar her zaman eleştirildi ama eleştirilmekten ileri gidilemedi.

PARA KİMDE İSE GÜÇ ONDADIR VE GÜCÜ ELİNDE TUTAN DAHA FAZLA PARA KAZANIR

Küreselleşme sonucunda yeni dünya politikaları belirleyen kapitalizm her zaman parayı en ön planda tuttu. Çünkü para kimde ise güç onda idi ve güç kimde ise o daha çok para kazanabilirdi.

Kapitalizm ile örgütlenenler özellikle Amerika Birleşik Devletleri’ni kendilerine merkez üs olarak benimsediler. Ve her ülkede de kendi adamlarına görev ve güç tahsis ettiler.

EVANGELİST HRİSTİYANLAR VE YAHUDİLER DÜNYA’YI BERABER YÖNETİYOR

Dünyayı yönetenler arasında bulunan Amerikalı Yahudiler merkezlerini İsrail olarak benimserken, Amerikalı Müslüman ve Hristiyanlar ise merkezlerinin Amerika olduğunu iddia ederek, zaman zaman karşı karşıya geldiler.

Amerika’da dünyayı yönetmek için bulunan Amerikalı Yahudilerin, Amerikalı Hristiyan ve Müslüman üyelerin çoğunluğu ele geçirmesiyle azınlık durumuna düştüler. Ama sonuçta büyük savaş için yollarına beraber devam etme kararı aldılar. Zaman zaman bu grup Evangelistlerle aynı düşünüp, zaman zamanda karşı karşıya gelebiliyorlar.

Ülkemizde bulunan temsilcileri ise çoğunluk ne derse siyasi ortam neyi gerektiriyorsa merkezinin orası olduğunu savundular. Yahudilerin Amerika’da bulunan sözde dünya yönetim merkezinde iktidarı kaybetmesiyle tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de masonluğun pabucu dama atıldı. Şu an saksonlar ülkemizde Türk bedenlerde varlıklarını devam ettirmektedir. Yaşanan tüm çirkinliklerin arkasında gücü elinde bulundurma gerçeği yatmaktadır.

ABD, BEYAZ ANGLO SAKSON KÖKENLİ HRİSTİYANLARIN HAKİMİYETİNDEDİR

ABD’nin günümüz dünyasında mutlak söz sahibi olduğu gerçeğinde hepimiz muhatabız. ABD’yi kuran Beyaz AngloSakson kökenli Hristiyanlar yönetimde gizli bir güç olarak varlığını hissettirmektedir. ABD’nin derin devleti diye tabir edilen güç saksonların hakimiyetindedir.

Beyaz Anglo Sakson kökenli Hristiyanlara WASP (White Anglo-Saxon Protestan) örgütlenmesi denilmektedir. Tüm ABD başkanları her zaman WASP örgütünün içinden gelen Evangelist protestan Hristiyanlardan olmuştur.

TÜM ABD BAŞKANLARI ‘ARMAGEDDON’A HİZMET ETMİŞTİR

Kurtlar vadisi pusu dizisinden bildiğimiz “Armageddon” tüm ABD başkanlarının ana amacıdır. 1980’li yıllara damgasını vuran ve 2014 yılında ölen ABD Başkanı Ronald Reagan’ın görevde olduğu süre içerisinde tuttuğu günlükler kamuoyu ile paylaşılmıştı. Tuttuğu günlükte Reagan, Ortadoğu’dan söz ederken sık sık Hristiyanlıktaki kıyamet öncesi iyiyle kötü arasında son savaşa atfen ‘Armageddon’u anıyor.

İŞİN ÖZÜ ‘ARMAGEDDON’DUR VE SÜRECİ YÖNETENLER İSE EVANGELİSTLER’DİR

ABD’de 50 milyon nüfusları olan Evangelistler geleneklerine bağlı protestan kökenli Hristiyanlardır. Evangelistler eski Ahit’te ve Yeni Ahit’te bulunan Armageddon adlı savaşa hazırlanıyorlar.

Evangelistler, inançları gereği, İsa Mesih’in dünyaya inerek başlatacağı son büyük savaş olan Armageddon’da, kutsal ırk olarak kabul ettikleri Yahudiler’in ve İsa Peygamber’in yanında ebedî kurtuluşa erişeceklerini ümit etmektedir.

İnandıkları bu savaşı sinema filmlerinde kullanmaktan çekinmeyerek, dünya siyasetlerini de bu inançları eşiğinde şekillendirmektedirler.

EVANGELİSTLER ÜLKEMİZİ HEDEF OLARAK SEÇMİŞLERDİR

Başımıza bela ettikleri FETÖ gerçeği de bu amaçlarının bir parçasıdır ve en önem verdikleri proje olan dinler arası diyalog saçmalığını da geçtiğimiz yıllarda terör örgütü FETÖ’ye ülkemizde uygulaması emri vermişlerdir. Tüm dünya üzerinde oyunlar oynayan Evangelistler en ciddi planlarını ise ülkemizde sergilemek için büyük uğraş vermektedirler.

Polemikler, suçlamalar, faili meçhuller, kalkışmalar, gerginlikler ve tüm çirkinliklerin altında onların parmakları vardır. Çünkü Güçlü Türkiye Ortadoğu’nun güçlü olmasıdır, Güçlü Türkiye İslam’ın bir ve diri durmasıdır…

Ama ne olursa olsun güçlü olmak zorundayız, Güçlü olmazsak, Türkiye ve Türk dünyasının geleceğini ipotek altına almaya çalışanlar başarılı olacaktır. Tanrı Türkü korusun ve güçlü kılsın, Çünkü Türk Allah’tan aldığı güçle diğer milletleri Evangelistlere karşı korur ve kollar.

******

EVANGELİST NEDİR?

Matta, Markos, Luka ve Yuhanna tarafından yazılmış dört kanonik incilin her birine “Evanjel” denir. Yunanca “iyi haber” ya da “genel olarak kabul edilen gerçek” anlamına gelen evangelion’dan gelmektedir. Bu kelimeden türetilerek, incil yazarlarına “Dört Evanjelist” denmiştir. Martin Luther, reformları esnasında kurduğu kilise hareketi için bu ismi kullanmıştır. Bu nedenle Kıta Avrupası’nda Evanjelik sözcüğü, Protestan veya Lutherci olarak algılanır. Evanjelizmin temelleri İngiliz George Whitefield (1715-1770), Methodizm’in kurucusu John Wesley (1703-1791) ve Amerikalı filozof ve teolog Jonathan Edwards (1703-1785) tarafından atılmıştır. Bu üç kişi Amerika’nın en büyük Protestan mezhebi olan Baptistlerin ve Metodistlerin oluşumunun temel taşlarıdırlar. Amerika Birleşik Devletleri’nde 1820’lerde genelde Hristiyanlık inancı için kullanılan Evanjelizm 19. yüzyıldan itibaren iki ayrı koldan ilerlemeye başlamıştır. Charles G. Finney ile Amerikan halkının dönüşümünün sağlanması ile devrimcilik anlamı kazanmış diğer taraftan Playmouth Kardeşliği hareketinin kurucusu John Nelson Darby’nin öncülüğünde radikal bir dini yorumu temsil etmeye başlamıştır. Bugünkü Evanjelizm Amerika’daki Hristiyan toplumunun tutucu kanadını temsil etmektedir.

*******

ARMAGEDDON NEDİR?

Armageddon; sözcük olarak İbranice de “Megiddo Dağı” anlamına gelmektedir. Dini kaynaklara göre Dünya’nın sonuna doğru olacak olan son savaştır. Kimilerine göreyse büyük bir nükleer savaştır. Öyle ki tüm Dünyayı yüzyıllar boyunca radyasyona gömecek ölçüde, çok büyük bir nükleer savaş. Aslen dini kaynaklarda geçmektedir, fakat günümüzde Dünya’nın sonunun getirecek olan bir savaş olduğu anlamına getirilmektedir.

Döviz Kurundaki Değişim Yurt Dışı Eğitiminde Bursların Önemini Artırdı

Döviz kurundaki değişim yurtdışında eğitim alma hayalleri kuranları da etkiliyor. Geçtiğimiz yıla oranla TL karşılığı belirgin şekilde artan okul kayıt, harç ve yaşam masrafları uluslarası eğitim almak isteyenleri kara kara düşündürüyor. Burslu eğitim alternatiflerini değerlendirmek isteyen öğrenciler ise bu alanda bir rehber bulmakta zorlanıyor. Okulların sınırlı sayıda öğrenciye burs vermesi, burs başvuru süreçlerinin doğru yönetilememesi ve süreçteki bürokratik işlemler hem gençlerin hem de velilerin yarı yolda pes etmelerine neden olabiliyor. Kararlarını gözden geçirmeye başlayan veya alternatif arayanların imdadına ise dünyanın önde gelen global EdTech şirketi INTCAS yetişiyor. Yüksek teknolojili altyapısıyla intcas.com adresi üzerinden 88 ülkede binlerce öğrenciye hizmet veren INTCAS, sadece bildik noktalarda değil dünyanın her yerinde önde gelen okulların sunduğu fırsatların keşfedilmesini sağlıyor. Kaliteli eğitimin herkesin hakkı olduğu inancıyla hareket eden şirket, bu kapsamda yurtdışında okuma hedefi olan ve maddi durumu yeterli olmayan öğrencilere sağladığı burs imkanlarıyla da ilgi çekiyor.

Yurtdışı eğitimin büyük bir bilgi birikimi ve tecrübe gerektirdiğini aktaran INTCAS Türkiye Genel Müdürü Tanju Zerrin, birçok gencin kendisine uygun seçenekleri zamanında öğrenemediği için dilediği eğitimi alamadığını ifade ediyor. 10 Eylül’den itibaren inctas.com üzerinden Türkiye’deki öğrencilere de hizmet vermeye başlayacak olan INTCAS, ilk fiziksel öğrenci destek merkezini de İstanbul’da açacak.

“Üç Farklı Burs İmkanı”
Başarılı öğrencilere üç farklı burs imkanı sunduklarını ifade eden INTCAS Türkiye Genel Müdürü Tanju Zerrin, “Global çapta yaptığımız işi destekleyen önemli firmalar, iş adamları ve ünlü sanatçılar var. Kaliteli eğitimin herkesin hakkı olduğuna olan inancımızı paylaşan bu isimlerin oluşturduğu burs havuzundan INTCAS ile yeni hayatına hazırlanan tüm öğrenciler faydalanabiliyor. Bunun dışında öğrencilerin işlemlerinden alınan ücretlerle oluşturulan bir başka burs havuzumuz daha var. Ayrıca hali hazırda burs veren kuruluşlarla işbirliği yaparak onların burs verme prosedürleri hakkında öğrencileri bilgilendiriyor ve doğru bir şekilde başvuru yapmalarını sağlıyoruz. Böylece sürecin olumlu sonuçlanması olasılığını da belirgin bir şekilde artırıyoruz.” diye konuştu.

Yurtdışı eğitimde en çok tercih edilen ülkeler arasında yer alan ancak eğitim ücretleri yüksek olan ABD, İngiltere, Avusturya ve Kanada gibi ülkelerde eğitim almak isteyen öğrencilerin, burs arayışına girdiğini aktaran Tanju Zerrin, 20 aşamadan oluşan burs başvuru sürecinin her aşamasında öğrencinin yanında olduklarını ve tüm bu sürecin bir haftada sonuçlandırılabildiğini ifade etti. Artan döviz kurunun da yurtdışında eğitim almak isteyenler için caydırıcı olabildiğini aktaran Zerrin, INTCAS’ın sunduğu burs avantajları ve danışmanlık hizmeti sayesinde gençlerin hayallerinden vazgeçmek zorunda olmadığının da altını çiziyor.

“Akademik başarı tek başına yeterli değil”
Burs almak için sadece akademik başarının yeterli olmadığını aktaran Zerrin, “Ders notları iyi, sosyal olarak aktif, ders dışı aktivitelere de vakit ayıran, sosyal yardım kuruluşlarıyla ilgili aktivitelerde bulunan, maddi durumu yetersiz olan ve başvuracağı bölümle ilgili motivasyonu yüksek öğrenciler burs başvurusunda bulunabiliyor. INTCAS olarak bu öğrencilere burs başvuru sürecinin tüm aşamalarında destek oluyor, onlarla birlikte hareket ediyoruz. Dolduracağı formlar, toplanması gereken evraklar, aile durumu ve okul başarısının kanıtlanmasıyla ilgili konularda öğrenciyle birlikte çalışıyoruz.” şeklinde konuştu.

Ülke ve okul tercihinden bölüm kararına, başvuru evraklarının hazırlanmasından vize ve göçmenlik süreçlerine kadar her aşamada öğrencilere destek olan ve tüm süreçleri tek bir sistem üzerinden kolayca yönetmeyi sağlan INTCAS, bu yönüyle sıradan eğitim danışmanlık şirketlerinden tamamen farklı bir deneyim sunuyor.

Katar ile ticaret

Sevgili okurlarım bu sayıda siz değerli okurlarımıza Katar ve Türkiye arasındaki iş hayatından bahsetmek istiyorum.

Ülkemize davet ettiğimiz Prens Hamad Bin Nasser Bin Hamad Al-Thani ile bir dizi görüşmelerde bulunduk ve ilişkilerimizi nasıl geliştirebiliriz diye toplantılar yaptık. Bir çok iş adamımızın katıldığı bu toplantıda bir kez daha anladık ki! Katarla birçok sektörde iş imkânı var.

Başta inşaat, market zincirleri,sağlık sektörü ile sağlık turizmi, tekstil, emlak, gıda,mobilya ve bunun gibi nice sektörlerde bize kapılar sonsuza dek açık durumdadır.

Gelelim ülkemizin geçtiği bu zor dönemde Türk mallarını ihraç etmek çok önemlidir. Bizler bu iş birlikteliğinin gelişmesi için Kuveyt ile başladığımız bu yolda Katar ile devam ediyoruz.

Hep akıllarda bir soru var, küçücük bir ülkede ne olur, işte yanlış burada başlıyor. Bu bölgede bulunan hangi ülkede üretim yaparsanız,tüm bölgeye ürünü satabilirsiniz ve devletin buna inanılmaz destekleri vardır. O yüzden üretim özellikle çok önemli ve Türk ürünleri en fazla tercih edilen ürünler arasında bulunmaktadır. Ben uzun zamandır bölgedeyim iş yapıyorum. Ülkeler arası diyaloglar için Türkiye’den iş adamlarını bölgeye,bölgenin de iş adamlarını ve devlet büyüklerini ülkemize getiriyoruz. Neler yapabiliriz diye sürekli temaslardayım, aldığım sonuç ise kesinlikle Katar ve Kuveyt bizler için inanılmaz bir pazardır.

Dilimin döndüğü elimin yazabildiği kadar ticareti anlatmaya çalıştım,sevgili okurlarımız kalın sağlıcakla.

Katar ile serbest ticaret anlaşması ihracatçıları mutlu etti

Katar, Suudi Arabistan’ın başını çektiği bir grup ülkenin ambargo sürecinde kendisine dostluk elini uzatan ülkeleri davet ettiği “Uluslararası Ürün Fuarı”nı 8-10 Ekim 2018 tarihleri arasında düzenlemeye hazırlanırken, Türkiye ile Katar arasında Serbest Ticaret Anlaşması imzalanması fuarı, Türk ihracatçıları için daha anlamlı kıldı.

İki ülke arasında ticareti etkileyen tarife ve tarife dışı engelleri kaldıran, iki ülke arasında serbest ticaret zemini sağlayan, anlaşmaya taraf olan ülkelerin firmalarına, diğer ülke firmalarına göre avantajlar sağlayan Serbest Ticaret Anlaşmasının Türkiye ile Katar arasında “Uluslararası Ürün Fuarı” öncesinde imzalanmasının çok isabetli olduğunu ve Türk firmalarına tarihi bir fırsat sunduğunu belirten Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, ihracatçı firmaları Katar’daki fırsatları değerlendirmeye davet etti.

“Katar Uluslararası Ürün Fuarı” öncesinde iki ülke Merkez Bankalarının Para Takas Anlaşması yaptığını da hatırlatan Eskinazi, “İki ülke arasında serbest ticaret anlaşması yanında; Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve Katar Merkez Bankası arasında ikili iş birliğini geliştirmek amacıyla Para Takas Anlaşması çok kısa süre önce imzalandı. Katar, Türkiye’de 15 milyar dolar yatırım kararı aldığını tüm dünyaya duyurdu. Türkiye ile Katar arasında imzalanan Para Takas Anlaşması iki ülke arasında yerel para birimleri üzerinden ticareti kolaylaştıracak. Türk ihracatçılarımız Katar Uluslararası Ürün Fuarı’na katılarak ya da bu ülkeye yoğunlaşarak bu avantajlı iklimi fırsata dönüştürebilirler” diye konuştu.

Doha Fuar ve Kongre Merkezi’nde 8-10 Ekim 2018 tarihleri arasında düzenlenecek olan, “Uluslararası Ürün Fuarı”nın Türkiye Milli Katılım Organizasyonu’nu Ege İhracatçı Birlikleri gerçekleştirecek. Fuar, tarım, gıda, sanayi ve taşımacılık sektörleri başta olmak üzere tüm firmaların katılımına açık.

Katar’ın düzenlediği “Uluslararası Ürün Fuarı”na 5 Haziran 2017 tarihinde komşuları tarafından Katar’a karşı uygulanmaya başlanan ambargo sonrasında Katar’a destek olan Türkiye, Cezayir, Azerbaycan, Irak, Kuveyt, Fas, Umman, Tacikistan, Pakistan ve Tunus davet edildi.

Katar’a ihracatımız yüzde 93 arttı

Türkiye’den Katar’a yapılan ihracat 2018 yılının Ocak – Ağustos döneminde yüzde 93’lük artışla 330 milyon dolardan, 636 milyon dolara yükseldi.

Katar’a ihracatta Demir ve Demirdışı Metaller Sektörü, 118 milyon dolarlık tutarla zirvede yer aldı. Elektrik-Elektronik Sektörü ve Kimya Sektörü 75’er milyon dolarlık dışsatım ile zirve ortağı oldu. Hazırgiyim ve Konfeksiyon Sektörü ise; 45 milyon dolarlık ihracatı hanesine yazdırdı.

Makine ihracatı Ağustos ayında 11 milyar dolara ulaştı

Ağustos ayında 1,2 milyar dolar makine ihracatı gerçekleşti, yılın 8 ayında sektörün toplam ihracatı 11 milyar dolara ulaştı. İlk 8 ayda geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yüzde 16,6 ihracat artışı yaşandığını belirten Makine İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Kutlu Karavelioğlu makine ihracatında kilogram başına fiyatlarda yüzde 8 artış sağladıklarını kaydederek, “Kur farkını bahane ederek Türk malını değerinin altında ithal edebileceğini düşünenler yanılıyorlar” dedi.

Yılın ilk 8 ayında makine ihracatını 11 milyar dolara yükselten makine sektörünün, aynı dönemde Türkiye’nin toplam ihracatı içindeki payı yüzde 10 olarak gerçekleşti. Makine sektörünün Ocak-Ağustos döneminde en fazla ihracat gerçekleştirdiği ülkeler Almanya, ABD ve İngiltere oldu. Gelişmiş ülkelerin tamamında pazar payını artırmayı başaran Türk makine sektörü ABD’de yüzde 21,9 Rusya’da ise yüzde 43,2 ihracat artışı sağladı.

“Makinelerimiz gerçek değerini buluyor”
Sektörün geçtiğimiz yılın ilk 8 ayında 5,7 dolar seviyesinde olan ihracatta kilogram başına fiyatları 6,2 dolara kadar yükseltmeyi başardığını belirten Makine İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Kutlu Karavelioğlu şunları söyledi:

“Makine İhracatçıları Birliği olarak, üyelerimizin dış ticaret süreçlerinde sorun yaşamaması ve sektörümüzün uluslararası rekabette geri kalmaması için ihracatçı firmalarla sürekli temas halindeyiz. İthalatçı ülkelerin kur farkını fırsata çevirmesine ve Türk makinelerin marka gücüne zarar vermesine izin vermeyiz. İleri teknoloji ve inovasyona yaptığımız yatırımlarla makinelerimiz gerçek değerini buluyor. Bunun en iyi örneklerinden biri kilogram başına ihracat fiyatlarımızın ABD’de 14,3 dolara kadar yükselmesidir. Özellikle Türbin, Turbojetler ve Hidrolik Silindir satışında önemli bir artış sağladığımız ABD’ye ihracatımız ilk 8 ayda 787 milyon dolara ulaştı. Türkiye’nin toplam ihracatı içinde makine sektörünün payı Almanya’da yüzde 15,6’ya, ABD’de ise yüzde 14,9 seviyesine yükseldi.”

Yerli ve Milli Savunma Sanayi için 6 Milyar Dolarlık Sektör Buluşuyor

0

Türkiye’yi yıpratmaya çalışan sınır ötesi tehditlerle mücadelede kilit rol oynayan milli ve yerli savunma sanayi, 6 milyar dolarlık üretim gücüne sahip. Ülkemizin ihtiyacını bütünüyle karşılamayı ve ihracat gücünü artırmayı hedefleyen sektör, I. Uluslararası Askeri Radar ve Sınır Güvenliği Zirvesi’nde masaya yatırılacak

Terörle mücadele, kaçakçılığın ve düzensiz göçmen geçişlerinin önlenmesi gibi dış tehditlere karşı sınır güvenliğini sağlamak, milli güvenlik ve ekonomi açısından büyük önem taşıyor. MÜSİAD Ankara, Türkiye’nin birlik ve beraberliğini hedef alan her türlü saldırıya milli ve yerli savunma sanayi ile çözüm üretmek için tüm tarafları I. Uluslararası Askeri Radar ve Sınır Güvenliği Zirvesi’nde bir araya getiriyor. Türkiye’nin en büyük savunma sanayi üreticileri, sektörün alt yüklenicileri, akademisyenler, orduda görevli kıdemli karar vericiler, teknoloji uzmanları, askeri denetim ve sınır kontrolü uzmanları tek çatı altında buluşuyor. Zirve, 2-3 Ekim 2018 tarihlerinde Hilton Garden Inn Ankara Gimat’ta gerçekleşecek.

Sınır güvenliği ortak akılla tartışılacak

Uluslararası Askeri Radar ve Sınır Güvenliği Zirvesi’nde alanında uzman konuşmacılar tarafından sınır güvenliği alanındaki güncel gelişmeler aktarılacak. Askeri radar ve sınır güvenliği konusunda en son teknoloji ve hizmetlerin görülüp test edilmesi ve birbirleriyle kıyaslanması için önemli bir platform oluşturan Zirve, savunma sanayi için üretim yapan sektör devleriyle küçük ve orta ölçekli firmaların da buluşma noktası olacak. Zirve’de stratejik iş birliği anlaşmalarının yapılması, iş bağlantılarının kurulması, ortak akılla iş fikirlerinin geliştirilmesi bekleniyor.

Savunma sanayimiz 10 kat büyüme potansiyeline sahip

MÜSİAD Ankara Savunma Sanayi ve Havacılık Sektör Kurulu Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyesi Fatih Altunbaş, zirve hakkında şunları söyledi: “Türkiye içinde bulunduğu coğrafya ve jeostratejik konumu nedeniyle dış tehditlere açık bir konumda. Bugün yaşadığımız ekonomik yaptırım ve tehditler de savunma sanayimizin milli ve yerli olmasının ne kadar önemli olduğunu bize bir kez daha gösterdi. Türkiye, modern savunma sanayisine geçişini yerli kaynak, teknoloji ve insan gücüyle yapması halinde bölgedeki gücünü daha da artıracak. Türk savunma sanayi, son 16 yılda yaklaşık 5 kat büyüyerek 6 milyar doları aşan üretim gücüne ulaştı. Sektörün ülkemizin ihtiyacını karşılama ve ihracat potansiyeli düşünüldüğünde, 10 kat daha fazla büyüme potansiyeline de sahip. Savunma sanayi; otomotiv, makine, kimya, bilişim teknolojileri, gemi, inşaat gibi birçok sanayi kolunun da gelişmesine aracılık ediyor ve bu yönüyle de ülke ekonomimizin büyümesinde kilit rol oynuyor. Sektörü temsil eden tüm firmaları, alt ve yan sektör firmalarımızı da ortak akılla milli ve yerli savunma sanayi çözümlerini tartışmak için Zirve’ye bekliyoruz.”

Zorlu Enerji’nın hızlı şarj noktalarıyla kesintisiz seyahat

Zorlu Enerji’nin yeni nesil teknoloji markası ZES (Zorlu Energy Solutions), Türkiye’nin en çok seyahat edilen yollarına kurduğu 9 hızlı şarj noktasıyla tüm elektrikli araç sahiplerine lansman süresi boyunca, herhangi bir şarj bedeli ödemeden seyahat imkanı sunuyor. Elektrikli araç sürücüleri, bayram tatilinde İstanbul-İzmir, Ankara-İzmir ve İstanbul-Ankara arasındaki elektrikli şarj noktalarında dinlenirken araçlarını ücretsiz şarj edebilecek.

Zorlu Enerji’nin yeni nesil teknoloji markası ZES (Zorlu Energy Solutions) ilkini İstanbul Zorlu Center’da kurduğu Türkiye’nin en hızlı şarj noktası sonrası Türkiye’de elektrikli araç ekosisteminin gelişmesine katkı sağlayacak elektrikli araç şarj noktalarının kurulumuna hız kazandırdı.

ZES, İstanbul-İzmir otoyolundaki O3, O37 ve O68 dinlenme tesislerinde şarj ünitesi kurulumunu yaptı. ZES elektrikli araç şarj noktaları “Bozüyük-Sarar Outlet ve “Susurluk-Festiva”’da 15 Ağustos itibarı ile hizmet vermeye başladı. Yatırımların devamında “Afyon-Kolaylı Dinlenme Tesisi” “Uşak-Festiva” ve “Bolu- Highway” olmak üzere üç noktada daha yapılacak kurulumla ZES elektrikli araç şarj noktalarının sayısı 9’a yükselecek.

Türkiye’nin en hızlı şarj noktasını Zorlu Center’da hayata geçiren ZES, yeni kurulumlarıyla birlikte siztem üzerinden aynı anda şarj edilebilecek araç sayısını 40’a çıkarırken elektrikli araç sahipleri bayram boyunca İstanbul-İzmir-Ankara üçgeninde özgürce ve kesintisiz seyahat edebilme imkanına kavuştu.

Ücretsiz ZES Kartınızı almayı unutmayın!

Elektrikli araç sürücülerinin ZES sistemi tarafından tanınabilmesi ve daha kaliteli hizmet alabilmeleri çok kolay, ZES App’i indirip, talep formunu doldurmak yeterli.Kart ve üyeliğin tamamen ücretsiz olduğu sistemde, kullanıcılar ZES App uygulaması üzerinden abonelik işlemlerini yapabiliyor, şarj noktalarının yerlerini görebiliyor ve navigasyonla kolayca ulaşabiliyorlar.

Sürücüler ayrıca www.zes.net web sitesi üzerinde form doldurarak ya da 0850 339 99 37 nolu ZES Çağrı Merkezi’nden de talepte bulunarak ZES Kart sahibi olabiliyor.

Kartlar, ZES kullanıcıları için kişiselleştirilerek merkezi olarak taleplerini takip eden 2 iş günü içinde sahiplerine gönderiliyor. ZES kullanıcıları, sistem ve hizmetler hakkında bilgi almak, üye olmak için web sitesi ve mobil uygulamadan faydalabiliyor. İhtiyaç duyulduğunda ise teknik konularda çağrı merkezinden canlı destek alınabiliyor.

Türkiye’nin en hızlı şarjı ile bayram trafiğinde rahat edin

Temel olarak normal (AC-22kW) ve hızlı (DC-100kW) olmak üzere iki tip şarj istasyonu bulunan ZES, hızlı şarj noktalarında araç tipi ve modeline bağlı olarak 30-60 dk arasında şarj imkanı sunuyor. Hızlı şarj noktalarında aynı anda dört araca hizmet verilebiliyor.

Öncelik olarak üç büyük şehir olan İstanbul-Ankara-İzmir rotalarını yüksek hızlı şarj noktaları ile kapsayarak bayramda kullanıcılara konfor ve hız sağlamayı hedefleyen ZES, farklı illerde standart hızlı (22kW) 40 şarj noktasına sahip. İlk ve en hızlı şarj ünitesini Zorlu Center içinde faaliyete geçiren ZES, şarj noktası sayısını sene sonuna kadar 100’ün üzerine çıkarmayı hedefliyor.

Yerli Üretici Ekonomik Savaştan Büyüyerek Çıkabilir

İçinde bulunduğumuz ekonomik savaştan, e-ihracat ile güçlenerek çıkabileceğimizi belirten TOBB E-ticaret Meclisi Üyesi, Ticimax E-ticaret Sistemleri Kurucusu Cenk Çiğdemli, “Dünyada 196 ülke, milyarlarca insan var. Yerli üretim yapan KOBİ’lerimiz için çok büyük fırsatlar mevcut. Türkiye’de 7 kişiye satış yaparak elde edilebilecek karı, e-ihracat ile tek bir Amerikalı’dan ya da bir Avrupalı’dan elde edebilirler. İthalatçıları değil, çeşitli ülkelerin halklarını hedefleyerek bu süreçten büyüyerek çıkabiliriz” dedi.

Kur farkının e-ihracat yapılacak ülkelerde KOBİ’lerimiz için bir fırsat olduğunu dile getiren Ticimax E-ticaret Sistemleri Kurucusu Cenk Çiğdemli, “Örneğin 100 bin dolarlık malı çeşitli ülkelerdeki ithalatçı firmalara satarken pazarlık yaparlar, ucuza almaya çalışırlar, ödemelerini uzun vadelere yayarlar. Oysa e-ihracatta, kendi siteleri üzerinden, verecekleri reklamlarla direkt o ülkelerin vatandaşları hedeflendiğinde, kat ve kat fazla kar marjıyla satış yapılabildiği gibi, ödemesi de o gün içinde alınıyor. Biz de destek için e-ihracat paketlerimizde indirim yaptık. Akademimiz bünyesinde de ücretsiz e-ihracat eğitimleri veriyoruz” diyor. Geliştirdikleri e-ihracat modülleriyle ülkelerin kur farkına göre, bir ürünü her ülkede farklı fiyatlardan satmanın mümkün olduğuna da işaret eden Çiğdemli, “Biz bunu KOBİ’lere yıllardır anlatmaya çalışıyoruz. Üretim yapan KOBİ’lerimiz bu süreçten 5-6 kat büyüyerek çıkabilir. Bir Amerikalı’nın cebinden dolarını alıp ülkemize getirebiliriz. Firmalarımız Türkiye’de 100 liraya sattığı malı, Amerikalı, Avrupalı vatandaşa rahatlıkla 150 dolara, 150 euro’ya satabilir” diyor. E-ihracat yapan firmaların yurtdışındaki reklam giderlerinin yüzde 50’den yüzde 70’ine kadar bir kısmını devletimizin karşıladığını da hatırlatan Çiğdemli sözlerini şöyle sürdürüyor:

ÜRETİM YAPANA DA YAPMAYANA DA FIRSAT VAR

“Yurtiçinde sosyal medyada verilen reklamların parası ABD’ye gidiyor. Bu reklam bütçelerini e-ihracatta kullanmak, kat ve kat fazlasını kazanacağımız için daha mantıklı. Şunu unutmamalıyız ki bu çağda artık tüm dünyadan milyarlarca müşterimiz var. Aylık mağaza kirasına verilen bütçeyle bir yıllık e-ihracat altyapı hizmeti almak mümkün. Aylık 500 lira taksitle yıllık 5-6 bin liralık e-ihracat paketlerimiz mevcut. Amerikalı Amazon, E-Bay, Çinli Aliexpress ve Ortadoğu pazarına odaklanmış İsviçreli Zoodmall gibi online pazar yerleri ile entegrasyonumuz var. Anlaşmalı dijital reklam firmalarımız var. Bunlar reklam bütçesinin yüzde 10’una çalışıyorlar. Bu ekonomik savaş süreci, üretim yapan firmalar için muazzam fırsatlar barındırıyor. Türkiye’de 7 kişiye satış yaparak elde edilebilecek karı, e-ihracat ile tek bir Amerikalı’dan ya da bir Avrupalı’dan elde edebilirler. Kendi üretimi olmayan girişimciler bile dropshipping yaparak, Alibaba üzerinden Çin mallarını üzerine 3-4 kat kar koyarak Amazon’da bir Amerikalı’ya satabilirler. Dropshipping modelinde maliyet yok, ithalat yok, risk yok, sadece aracılıkla bile ülkemize döviz getirmek mümkün. Bu fırsatların farkında olmak gerek. Biliyorsunuz yabancı yatırımcılar son yıllarda ülkemizde e-ticaret sitelerine ve teknoloji firmalarına yatırım yapıyor genellikle. Akıllı bir e-ihracat stratejisi ile daha çok yabancı yatırımcı çekmek mümkün. Bu vesileyle KOBİ’lerimizin dijital dönüşümü de hızlanacak diye düşünüyorum.”

Atatürk Havalimanı milletin bahçesi olacak

TAV Havalimanları Holding İcra Kurulu Başkanı Sani Şener, İstanbul’da Üçüncü Havalimanı’nın 29 Ekim’de açılacağını, tam olarak faaliyete girmesiyle de Atatürk Havalimanı’nın kapanacağını söyledi.

Dünyanın en zengin isimlerinin ikinci ve üçüncü sanayi devrimlerini yakalayan isimler olduğunu aktaran Şener, TAV’ın başarısının arkasında ise Türkiye’deki özelleştirmeyi yakalamak olduğunu söyledi. İstanbul 3’üncü Havalimanı’nın açılışı ile İstanbul Atatürk Havalimanı’nın ne olacağına dair açıklamalarda bulunan Sani Şener, “Üçüncü Havalimanı 29 Ekim’de açılacak. Açılınca Atatürk Havalimanı kapanacak. Ama bizim 2021 yılına kadar süremiz var. Ama yüzde 25 artı KDV’yi yani 800 milyon doları biz 2007’de peşin ödediğimiz için iki yıllık kaybımızı devlet karşılıyor. Onu ihaleden önce bize bildirdiler zaten. Onun için yapacak bir şey yok zaten. Biz şu anda Türk Hava Yolları ile TGS’de ortağız. 10 bin kişiyle orada yer hizmetleri yapacağız. HAVAŞ da 5 bin kişiyle orada olacak” dedi.

Şener, Yeşilköy’deki Atatürk Havalimanı ile ilgili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Millet bahçesi’ olacağını açıkladığını da hatırlatarak, binaların ise convention center, yani kongre merkezi olarak kullanılacağını dile getirdi. Şener, Üçüncü Havalimanı’nın ticari, finansman modeli açısından Atatürk Havalimanı’nın kapanması gerektiğini de belirterek, “Atatürk Havalimanı’nın kapanması gerekiyor ki 3. Havalimanı çalışsın” dedi.

HABER : TAV

İstanbul’un yeni havalimanı ticaretin kalbi olacak

İlk fazı tamamlandığında 90 milyon yolcuya hizmet verecek İstanbul’un yeni havalimanında 100’e yakın havayolu şirketi yer alacak. 300 farklı destinasyona uçuş imkanı ile kıtaları birleştirecek olan havalimanı, mağazacılığın da yeni merkezi olacak.

Hizmete açıldığında Türkiye’nin dünyaya açılan vitrini olmaya hazırlanan İstanbul’un yeni havalimanında ticari anlaşmalar devam ediyor. Dünyanın tek çatı altında sıfırdan yapılan en büyük havalimanı olacak İstanbul Yeni Havalimanı, bir alışveriş merkezinin sahip olduğu tüm perakende çeşitliliğini ve marka karmasını bünyesinde barındıracak.

İstanbul Yeni Havalimanı’nda giden yolcu katında 39 bin 812 metrekare, gelen yolcu katında ise 13 bin 998 metrekare dutyfree mağaza alanı bulunacak. Premium ve ana akım olmak üzere iki parçalı moda ve aksesuar alanları olacak ve bu alanların her biri 3 bin m büyüklüğünde ve 25’er satış mağazasını bünyesinde bulunduracak. Havaalanında saat, mücevher ve bijuteri bölümünde toplamda 3 bin metrekarelik alanda 30 mağazalık kiralanabilir alan da mevcut. Çocuk giyimi için ise 3 satış alanından oluşan 300 metrekare büyüklüğünde bir alan alışverişseverlerin hizmetinde olacak. Ev tekstili ve aksesuarları için 5 satış mağazası, 450 metrekarelik bir alan ile yolculara hizmet verecek.

Öte yandan kara tarafında yaklaşık 10 bin metrekare mağaza alanı bulunmaktadır. Bu alanlarda araç kiralama, turizm acenteleri, banka ofisleri, kuaför, eczane gibi işletmeler hizmet verecek.

İstanbul Yeni Havalimanı, pek çok alışveriş mekanı ve havalimanından farklı olarak, yolculara 7 gün 24 saat kesintisiz ve kusursuz bir yolcu deneyimi yaşatacak. İstanbul’un yeni havalimanı farklı alışveriş, yeme-içme opsiyonları ve etkinlik alanları ile yolcuların uçuştan en az 4 saat önce gelip aileleri ile iyi vakit geçirecekler.

İGA Havalimanı İşletmesi Ticari İşler Genel Müdür Yardımcısı Mert Başar yaptığı açıklamada tüm dünyanın gıptayla takip ettiği yeni havalimanının açılmasına sayılı günler kaldığını belirterek, “İnşaat sürecimiz süratle devam ederken İstanbul Yeni Havalimanı işletme dönemi çalışmalarımız da aynı hızda devam ediyor. En önemli önceliğimiz, yolcu konforunu ve alışveriş deneyimini kusursuz hale getirmek. Bunun için de hem Türkiye’nin hem dünyanın en büyük perakende markaları ile işbirlikleri geliştiriyor; ticari anlaşmalar yapıyoruz”şeklinde konuştu.

İstanbul’un yeni havalimanı sayesinde, Türkiye’den dünyaya geniş bir kapının açılacağını vurgulayan Başar, “Buradan hareketle İstanbul Yeni Havalimanı’nın, Türk ürünleri ve markalarının tanıtılması için de en önemli platformlardan biri haline geleceğini söyleyebiliriz.” dedi.

HABER: IGA