Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, “Fatih sondaj
gemimiz ile ilk sondajımıza başladık. İnşallah önümüzdeki 2-3 ay içerisinde ilk
neticeyi almayı ümit ediyoruz. Biz ümitliyiz, ilk sondajda doğal gaz ya da
petrolü bulmak için dua bekliyoruz, özellikle enerjide dışa bağımlılığı
azaltmak için.” dedi.
Gazetemize açıklamalarda bulunan Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanı Fatih Dönmez, yerli ve yenilenebilir kaynakların ülke ekonomisi
açısından son derece önemli olduğunu söyledi.
Bakanlık olarak 2018’de hedefledikleri projeleri
gerçekleştirdiklerine, özel sektörün de hedeflerini büyük oranda tutturduğuna
dikkati çeken Dönmez, “2019, 2018’den devreden projelerin bitirilmesi açısından
önem arz ediyor. İnşallah devam eden projeleri önümüzdeki yıl tamamlamış
olacağız” dedi.
Bakan Dönmez, bu yıl hayata geçirilen projelere de
değinerek, bunlardan birinin Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı (TANAP) olduğunu
dile getirdi.
Doğal gazı ağırlıklı olarak komşu ülkelerden aldıklarını
vurgulayan Dönmez, TANAP ile Azerbaycan’dan 16 milyar metreküp taşıma
kapasitesine sahip yeni hat çektiklerini, bunu Haziran ayında işletmeye
aldıklarını kaydetti.
“İlk sondajda doğalgaz bulunması halinde dışa
bağımlılıktan kurtulacağız”
O hattın bir kısmının Türkiye’den Avrupa’ya doğru gideceğini
anlatan Dönmez, şunları kaydetti:
“Söz verdik, yaptık. Yine STAR Rafinerisi Türkiye’deki
4.-5. rafinerimiz olarak hizmete girdi. Aşağı yukarı 6 milyar dolarlık bir
projeyi hayata geçirmiş olduk. Diğer önemli projemiz de Türk Akımı. İnşallah
önümüzdeki yılın sonlarına doğru onu da işletmeye açacağız. Deniz kısmındaki
işlemleri tamamlanmış durumda. Orada da ilerleme söz konusu. Ama asıl
beklentimiz tabii, bunları yurt dışından değil, kendi kaynaklarımızdan,
topraklarımızdan, denizlerimizden çıkartmak. Onun için de Fatih sondaj gemimiz
ile ilk sondajımıza başladık. İnşallah önümüzdeki 2-3 ay içerisinde ilk
neticeyi almayı ümit ediyoruz. Biz ümitliyiz, ilk sondajda doğal gaz ya da
petrolü bulmak için dua bekliyoruz, özellikle enerjide dışa bağımlılığı
azaltmak için.”
Bakan Dönmez, ikinci sondaj gemisinin de Şubat ortalarında
geleceğini aktararak, “Daha önce zaten iki sismik araştırma gemimiz vardı.
Bunlar da faaliyetlerine devam ediyor. İki sondaj, iki araştırma gemisiyle
inşallah gece gündüz demeden ‘Varsa bulacağız’ sloganıyla hareket
ediyoruz.” diye konuştu.
Madencilik alanında havadan jeofizik görüntüleme alanında
büyük mesafe kaydettiklerini anlatan Dönmez, ülkenin yüzde 80’inin adeta
havadan röntgenini çektiklerini söyledi.
Dönmez, bunu gelecek yıl tamamlayacaklarını belirterek,
“Madencilikte hakikaten önemli bir atılım yılı geçirdik. Sadece MTA olarak
1 milyon 500 bin metre sondaj yaptık. Geçtiğimiz yıl bu rakam 1 milyondu,
tarihi rekor var. İnşallah önümüzdeki yıl da iş programına uygun olarak bu
sondajlara devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
Schneider Electric Türkiye ve Orta Asya Bölge Başkanı Bora
Tuncer, şirketin Pozitif Enerji Ödülü’nü takdim ettiği Uluslararası Enerji
Ajansı İcra Direktörü Dr. Fatih Birol ile enerji dünyasındaki gelişmeleri ve
yeni fırsatları konuştu.
Enerji yönetimi ve otomasyonda dünya çapında uzman olan
Schneider Electric, sürdürülebilirlik odaklı gelişim hedefiyle 100’ü aşkın
ülkede faaliyet gösteriyor. Bu global perspektifin Türkiye’ye yansıması olarak,
Schneider Electric Türkiye, son 4 yıldır enerji dünyasında değişim yaratan,
pozitif enerji sağlayan liderlere Pozitif Enerji Ödülü’nü takdim ediyor.
Şirketin Innovation Summit Istanbul etkinliğinde duyurduğu üzere 2018 yılında
bu ödül, sürdürülebilirlik odaklı çalışmaları, enerji dünyasında üstlendiği
güçlü rol ve global enerji platformunda yarattığı değişim rüzgarı dolayısıyla
Uluslararası Enerji Ajansı İcra Direktörü Dr. Fatih Birol’a sunuldu.
Schneider Electric ve Uluslararası Enerji Ajansı’nın pek çok
farklı platformdaki omuz omuza çalışmaları ve bu ödül kapsamında bir araya
gelen Dr. Fatih Birol ve Schneider Electric Türkiye ve Orta Asya Bölge Başkanı
Bora Tuncer, enerji gündemini masaya yatırdı.
Tuncer yaptığı konuşmada; “Enerji ihtiyacı hızla artıyor.
Önümüzdeki 25 yıl içinde enerji tüketiminin %40 artacağı tahmin ediliyor.
Enerji olmadan ise gelişimi sürdürmek mümkün değil. Dolayısıyla temiz,
yenilikçi ve sürdürülebilir enerji kaynaklarını ve iş modellerini uygulamaya
sokmak hayati bir zorunluluk. Schneider Electric olarak bu alanda çözümlerimiz
ve teknolojilerimiz kadar güçlü sürdürülebilirlik hedeflerimizle de öncü
çalışmalara imza atıyoruz. Bu kapsamda, COP24 öncesinde taahhütlerimizi
güncelledik ve 2030 yılında sadece kendimiz karbon nötr bir şirket olmayacağız,
aynı zamanda tedarikçilerimizin de aynı platforma taşındığı bir ortam
kuracağız, enerjimizin %100’ünü yenilenebilir enerjiden sağlayan bir noktaya
geleceğiz” dedi.
Dr. Birol ise “Türkiye enerji verimliliği konusunda en ciddi
adımları atması gereken ülkelerin başında geliyor. Türkiye’nin rakamlarına
baktığımız zaman, arabalardan binalardaki ısı yalıtımlarına ve elektrikli
lambalara dek her alanda kat edilmesi gereken çok fazla yol olduğunu görüyoruz.
Türkiye’nin enerji müsrifi olma lüksü yok. Bu konuda büyük bir gayretle çalışan
Schneider Electric tarafından Pozitif Enerji Ödülü’ne layık görülmek ise
oldukça mutluluk verici. Dünyadaki şirketler arasında enerji verimliliği ve
sürdürülebilir enerjiye en fazla emek veren ve memnuniyetle beraber çalıştığım
birçok uluslararası şirketten biri olan Schneider Electric’e bu ödül için
şahsım ve kurumum adına teşekkür ederim” dedi.
Genç Malatyalı İş Adamları Derneği (MİAD) geleceğe yatırım yapıyor
Genç Malatyalı İş Adamları Derneği’nin organize ettiği II. İş Geliştirme ve Tanışma Toplantısı’na katılan İstanbul
Ticaret Odası Başkanı Şekip Avdagiç gençlere tavsiyelerde bulundu.
Programın açılış konuşmasını yapan Genç MİAD Yürütme Kurulu Başkanı Murat
Gönültaş katılımcılardan alkışlarla destek aldı.
Programın ilk etabında kuruluşlarından İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı
Şekib Avdagiç tecrübelerini paylaşırken, ikinci kısmında toplantılar ve ikili
görüşmeler gerçekleştirildi.
Genç Malatyalı İş Adamları Derneği (MİAD) üyelerinin katıldığı toplantıda tanışma
sonrasında ticari iş birlikleri oluşturmak için ikili görüşmeler gerçekleştirildi.
İkincisi düzenlenen iş Geliştirme ve Tanışma Toplantısı’na katılan marka
firmalarının satınalma temsilcileri Genç Miad üyeleriyle kurulan çalışma masasında
B2B görüşmeleri gerçekleştirdiler.
Gençlere hitaben konuşma yapan İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç,
gençler ne yaparsanız aşk ile yapın diyerek aşk olmadan sevgi olmadan başarının
yakalanmasının çok zor olduğunu söyledi.
Avdagiç, “Hayatınızı aşan hedefleriniz ve hayallerinizin olması gereklidir.
Tarihinize dost olun, işinizi aşk ile yapın, sürekli sorunlarla kendinizi
meşgul etmeyin ve en önemlisi kendinize güvenin” diyerek gençlere tavsiyelerde
bulundu.
ŞEKİB AVDAGİÇ’TEN GENÇLERE 5 ÖNEMLİ TAVSİYE:
• Hayatınızı aşan hedefleriniz ve hayâlleriniz olsun,
• Tarihinize dost olun,
• İşinizi aşkla yapın,
• Sürekli sorunlarla uğraşmayın,
• Kendinize güvenin.
Genç MİAD Yürütme Kurulu
Başkanı Murat Gönültaş: Ticaret odamız bizden desteklerini hiçbir zaman
esirgemedi. Ülkemize katma değerler eklenmesi için üzerimize düşen görevi
yapacağız. Malatyalı iş adamlarının yurt dışında nasıl iş yapabilecekleri
hakkında da konuşuyoruz.
MURAT GÖNÜLTAŞ:
TİCARET GENÇLERLE DİNAMİZM KAZANACAK
Geçen sene bir arada olabilmek, “Ne yapabiliriz?” diye görüş alışverişinde
bulunmak için daha küçük bir toplulukla başlamıştık. Sizden gelen taleplerin
sonucunda bu toplantıların ikincisini düzenledik. İnşallah ileride daha da
geliştireceğiz. Biliyoruz ki, ticaret gençlerle birlikte daha çok dinamizm
kazanacak. Böylece ülkemize katma değerler eklenerek devam edecek. Bu noktada
üzerimize düşen görevi yapacağız. Ticaret odamız bizden desteklerini hiçbir
zaman esirgemedi. Genç MİAD olarak elçiliklerle ve ticari ataşeleriyle
görüşerek, Malatyalı iş adamlarının yurt dışında nasıl iş yapabilecekleri
hakkında da konuşuyoruz. Son zamanlarda Türkiye’nin daha fazla globalleşmesi
gerektiğini gördük. Yurt dışı ziyaretlerimiz olacak. “Yurt dışında Genç
MİAD’lı, Malatyalı iş adamlarının birlikte iş yapabilmesi için de ortak ofisler
nasıl oluşturulmalı?” üzerinde bir çalışmamız olacak.
‘KATAR İLE TİCARET
YAPABİLMEK İÇİN SÖZ ALDIK’
Kanada Ticari Ataşesi ve Konsolosluğu ile Katar Büyükelçimiz ve Ticari
Ataşesi ile görüşmemiz oldu. Katar davetimizi aldık. (Salim Mübarek El-Şafi) 2
aylık gibi bir yoğunluğunun olduğunu söyledi ve bu süreçte Katar ile ticaret
yapabilmek için söz aldık. Ülkemiz için çalışacağız ve “Ülkemize nasıl katma
değer sağlayabiliriz?”, bunun derdine düşeceğiz. İnşallah bu konuda da başarılı
olacağız. Malatyalılar olarak şunu biliyoruz ki, Sayın Yunus Akdaş’ın bize
öğrettiği gibi kendi şehrimizden başlayarak, ülkemizi daha güzel hale
getirelim. Bu noktada üzerimize düşeni dinamik ve genç bir şekilde sizin
tecrübelerinizden faydalanarak yerine getireceğiz. Bu arada başkanımdan bir söz
istiyorum. Ticaret Odamız, “İstanbul Genç Girişimciler Kurulu” için bizden
liste istedi. Sizin de desteklerinizle Malatyalı genç iş adamlarının sayısının
artmasını talep ediyoruz.
GENÇ MİAD KATILIMCILARININ
ALFABETİK LİSTESİ:
Baki Budakoğlu – Denge Değerleme Yönetim Kurulu Başkanı
Enes Kaya – Genç MİAD Yürütme Kurulu Üyesi
Erhan Erkuş – Genç MİAD Yürütme Kurulu Üyesi
Ferhat Ayhan – Genç MİAD Yürütme Kurulu Başkan Yardımcısı
Fırat Karadoğan – Avukat
Gülçin Yıldırım – Anaokulu İşletmecisi
Hasan Karaca – Genç MİAD Başkan Yardımcısı
Murat Güler – Hizmet Alanları/İnşaat Birimi ve Sosyal Tesis
Mustafa Tari – Petrol Kimya Ürünleri İthalatı
Nurdan Işık Heybeli – Marka Koordinatörü
Tuğba Fırat – Matematik Mühendisi
Genç
MİAD Yürütme Kurulu Üyesi Erhan Erkuş: 3 senedir İstanbul’da robot ve teknoloji
festivali düzenliyoruz. Gençleri yönlendiren ödüllü yarışmamız… Bu etkinliğe
NASA’dan mühendisler katılıyor ve konuşmalar yapılıyor. Üniversitelerle iş
birlikleri gerçekleştiriyoruz.
ERHAN ERKUŞ: ROBOT VE
TEKNOLOJİ FESTİVALİMİZE NASA MÜHENDİSLERİ KATILIYOR
İstanbul Ticaret Üniversitesi ile protokol imzaladık. MİAD üyelerine plaka
kodumuz olan yüzde 44 indirim istedik. Bunu da sağ olsun rektörümüz kabul etti.
MİAD üyeleri lisansüstü eğitimlerinde yüzde 44 indirim alıyor. Yine İstanbul
Ticaret Üniversitesi ile sertifika programı gerçekleştirdik. 3 senedir
İstanbul’da robot ve teknoloji festivali düzenliyoruz. Gençleri robotik
teknolojilere yönlendiren ödüllü yarışmamız… Bu etkinliğe NASA’dan
mühendisler katılıyor ve konuşmalar yapılıyor. İşverenlerimizin SGK
teşviklerinden sağlıklı yararlanması için eğitim gerçekleştirdik. Büyükelçilik
ziyaretlerimiz oldu.
Perşembe Buluşmaları” kapsamında Sefa Merve kurucusu Mehmet Metin Okur
bizleri girişimcilik hakkında bilgilendirdi. Yine “Perşembe Buluşmaları”
kapsamında imar barışıyla ilgili bilgilendirme toplantıları yaptık. “Genç MİAD
Fikir Platformu”nun “Zirvedekiler Buluşması”nda Prof. Dr. Ramazan Özdemir’i
ağırladık. Yine Karaca Home’un Yönetim Kurulu Başkanı Arif Karaca’yı misafir
ettik. Sayın Bakanımız Bülent Tüfenkçi’yi ziyaret ederek, projelerimiz hakkında
istişarelerde bulunarak, desteklerini almıştık. Kızılay Merkezi’ne ziyaret
gerçekleştirdik. Milletvekillerinden Mehmet Fendoğlu ve Serap Yaşar’ı ziyaret
ettik. Bahçeşehir Üniversitesi ile protokol imzalayacağız. Seminerlere Genç
MİAD üyelerinin ücretsiz katılma hakkı var. Bahçeşehir’in Roma ve Berlin
programlarına Genç MİAD üyelerinin katılımlarını sağlayacağız.
MİAD Yönetim Kurulu Başkanı Yunus Akdaş: Biz başkaları gibi “Malatyalı
olsun, çamurdan olsun” demiyoruz. Hiçbir yerde çıkar sağlamak için
bulunmuyoruz. Sadece ülkemi, milletimi, insanlığı yükseltmek, yüceltmek,
barıştırmak ve diyalog içerisinde olmak için oradayız.
“YUNUS AKDAŞ: HİÇBİR
YERDE ÇIKAR SAĞLAMAK İÇİN BULUNMAYIZ!”
Bir babanın en onurlu ve en gururlu olduğu zaman, evladını en iyi yerlerde
gördüğü zamanlardır. Siz gençlerin güzel işler yaptığınızı, onurlu bir şekilde
yürüdüğünüzü ve muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak için heyecanlı
olduğunuzu görünce çok gururlandım. Genç MİAD Yürütme Kurulu Başkanıma ve
üyelerine, hepinize ayrı ayrı teşekkür etmek istiyorum. İstanbul Ticaret Odası
Başkanımız aramızda. Genç kardeşlerim çok ciddi çalışmalar içerisinde.
Sıkıntınız olduğu zaman gidip kapılarını çalabileceğiniz, yardım
isteyebileceğiniz kardeşlerim… Biz başkaları gibi “Malatyalı olsun, çamurdan
olsun” demiyoruz. Hiçbir yerde çıkar sağlamak için bulunmuyoruz. Sadece ülkemi,
milletimi, insanlığı yükseltmek, yüceltmek, barıştırmak ve diyalog içerisinde
bulunmak için orada bulunuyoruz. Siyaseti televizyondan olduğu gibi izleyin;
ancak onlar gibi düşünmeyin. Mezhepçilik yüzünden Suriye örneğini aklınıza
getirmeyin. Birinin inancını ölçmek sizin hakkınız olmamalı.
‘BİRLİK VE BERABERLİK
OLDUĞU MÜDDETÇE KALKINIRIZ’
Biz birlik ve beraberlik olduğu müddetçe kalkınırız. Biz birbirimize
tahammül ettiğimiz müddetçe ilerleriz. Bunun ötesindeki iş dünyasının tek bir
derdi vardır. Çok çalışmak, ülkesini kalkındırmak, vergi vermek ve ülkesini
muasır medeniyetler haline getirmek. Sizlerden çok şey bekliyoruz. Ticaret
Odası dünyanın sayılı ticaret odasındadır. Bizlere yol gösterici olacaksınız.
Yurt dışına giderken, STK’lardan adam çağırın. Biz de size adamlarımızı
gönderelim. Böylece sizlerle birlikte daha iyi çalışmış olacağız. Bugün iş
geliştirme konusunda güzel işler yapıyorsunuz. Ben MİAD ile ilgili bir şey
anlatmıyorum. İnternete girerseniz MİAD’ın çalışmaları hakkında bilgi
alabilirsiniz. Geleceğin yıldızlarını oluşturma projemiz var. Bunu muhakkak
yapmalıyız. Burada amacımız üstün zekâlı çocukları eğitmek ve geleceğin
yıldızlarını oluşturmak. Bu konuda MEB ile çalışmalarımız olacak.
İTO Başkanı Şekib Avdagiç: “Gençlik” deyince benim aklıma daha çok
“değişim” sözcüğü geliyor. Toplumu, yaşadığı şehri ve ülkeyi değiştirmesi…
Aslında her şeye önce kendimizden başlamalı. Gençlerimizi, geleceği tarif
ediyor.
Gençlerle beraber olduğumuz zaman biz de kendimizi genç hissediyoruz. Sanki
göreceli olarak “Kanımız daha hızlı akıyor” diye düşünüyoruz. Çok keyifli ve
dinamik bir toplantı yapma imkânı bulduk. Gençlik çok önemli. Sizlere hitap
ederken bizler de ister istemez gelecekle ilgili konuşuyoruz. Gençlerimizi,
geleceği tarif ediyor. Gençlik bizim başlayıp bitiremediğimiz, ya da hiç
yapamadığımız hayâllerimizi gerçekleştirecekler. Üstat Necip Fazıl Kısakürek’in
dediği gibi “Zaman bendedir, mekân bana emanettir” şuurunda bir gençlik, bunu
ancak başarabilecektir. Size gerek iş gerek sosyal hayatınızda yol gösterecek 5
konuyu paylaşmak istiyorum. Önce bir benzerliğe dikkat çekmek istiyorum.
“Gençlik” deyince benim aklıma daha çok “değişim” sözcüğü geliyor. Toplumu,
yaşadığı şehri ve ülkeyi değiştirmesi aklıma geliyor. Aslında değişime önce
kendimizden başlamalı. Yaşadığımız hayatı belirtmek için “ömür”, çevremizi
geliştirmek için “imar” sözcüğünü kullanıyoruz. İkisi de Arapça, aynı kökten
geliyor.
“ÖMÜR, KİŞİNİN KENDİNİ
İMAR ETMESİDİR!”
İmar kelimesini daha çok yaptığımız inşaatlarda, altyapı hizmetlerinde
çevremizi güzelleştirmek için kullanıyoruz. Ömür de kişinin yaşadığı süre
içinde kendini imar etmesidir. İmar etmenin kişinin kendi iç dünyasıyla ilgili
de bir yönü olduğunu ifade etmek istiyorum. Dolayısıyla her değişim, kişinin
kendisini değiştirmesiyle başlar.
İTO
Başkanı Şekib Avdagiç: Başaracağınıza olan inancınızı ve ümidinizi, hayâl
gücünüzü asla yitirmeyin, her zaman gayret gösterin. Unutmayın ki, cesaretiniz
en önemli sermayenizdir. Kaybetseniz bile yeniden başaracağınıza hep
inanmalısınız.
“HAYATINIZI AŞAN HEDEFLERİNİZ
OLSUN”
Size ilk tavsiyem; Hayatınızı aşan hedefleriniz ve hayâlleriniz olsun”. Bir
insanın kendisini aşan ve hayatını feda edebileceği bir hayatı yoksa aslında
kendi hayatının da bir değerinin olmadığını düşünüyorum. İnsanın kendini aşan
hedefleri hayâlleridir. Hayatı anlamlı kılan bu hedeflerdir. Hayatınızın hiçbir
döneminde cesaretinizi yitirmeyin. Hayâl gücünüzü kaybetmeyin. Yaşadığınız
hiçbir olay sizi yıldırmasın. Başaracağınıza olan inancınızı kaybettirmesin.
Yeter ki, gayret gösterin ve ümidinizi kaybetmeyin. Cesaretiniz en önemli
sermayenizdir. Kaybetseniz bile yeniden başaracağınıza inanmalısınız. Çünkü
insanlar öldüğü vakit inançsızlıklarından dolayı hayatı yaşanmaz hale
getirdikleri zamandır. Biz de gençlerimizin hayâllerine yatırım yapıyoruz.
İstanbul Ticaret Odası olarak fikirlerin hayata geçirilmesini sağlamaya
çalışıyoruz. Yenilikçi iş fikirlerinin ticarileşmesi için her türlü desteği
sunmaya çalışıyoruz. Bilgiyi ticarileştirme merkezimiz bugüne kadar
desteklediği girişim sayısıyla Türkiye’nin en önde gelen girişimci
merkezlerinden biri olmuştur. Buradaki faaliyetlerimiz güçlendirilmiş hızlanma
kampı, kuluçka merkezimiz başarılı bir şekilde devam ediyor. Bugüne kadar 5
bine yakın girişimci kapımızı çaldı. Bunlardan 650’si bu merkezlerdeki
imkânlardan istifade etmeye hak kazandı. 100’ün üzerinde fikri olan gencimiz de
bu merkezlerimizde süreçlerini devam ettiriyorlar.
İTO Başkanı Şekib Avdagiç: Her genç arkadaşım Türkiye’nin iktisat ve sanayi
geçmişini okumalı, iyi de incelemelidir. Bizim sanayileşmemiz, aynı zamanda
bağımsızlık mücadelemizin de tarihidir. Siz iş insanıysanız zaten ve mutlaka
okumak durumundasınız.
“TARİHİNİZE DOST OLUN”
Tarihle dost olmak yakın geçmiş ve tüm geçmişi bilmektir. Geçmişi bilmek
işinize çok yarayacaktır. Oku daha ileriye fırlatmanın şartı, yayı daha fazla
geriye doğru germektir. Yayı ne kadar geriye doğru gererseniz, oku da o kadar
hızlı bir şekilde ileriye atma şansınız olacaktır. Onun için tarihçilerin bir
kısmı tarihi gelecek birimi olarak adlandırıyor. Ne kadar geçmişe giderseniz
gelecekte o kadar başarılı olursunuz. Buradaki her genç arkadaşım Türkiye’nin
iktisat tarihini, sanayi tarihini okumalı ve incelemelidir. Bizim sanayileşme
tarihimiz bağımsızlık mücadelemizin de tarihidir. Siz iş insanıysanız, sanayici
iseniz zaten ve mutlaka okumak durumundasınız. Çünkü siyasi tarihimizde
yaşadığımız facia diyebileceğimiz konuların arkasında bu durum yatıyor.
“NURİ DEMİRAĞ,
TÜRKİYE’DE UÇAK İMAL ETMİŞTİ; AMA!”
Bununla ilgili somut bir örnek vermek isterim. İstanbul Ticaret Odası
olarak çok önemli bir Türk sanayicisinin hayatını anlatan bir kitap
yayınlamıştık. Nuri Demirağ, 1941 yılında 2. Dünya Savaşı’nın devam ettiği en
şiddetli dönemde Türkiye’de uçak imal etmişti. Hatta bunları yurt dışına satmak
için sipariş de almıştı. Dönemin Cumhurbaşkanı fabrikayı geziyor. Demirağ da
büyük bir keyifle uçağı anlatmaya çalışıyor. Demirağ bir ara dışarı çıktığında
İnönü diyor ki; Bunun burnu çok büyümüş, haddini bildirmek lazım.” Ama emin
olun ki, o zaman haddi bildirilen Türkiye olmuştur. Tarihi ve coğrafyasına dost
olmak, herkesten çok Malatyalıların vazifesi olmalıdır. Çünkü bu ülkeyi sizin
gibi olan Malatyalı bir gönül adamı Malatya Arapgirli Fethi Gemuhluoğlu şöyle
söylüyor: “Tarih ve tarihe dost olun, coğrafyaya dost olun.” Tarihe dost olmak,
geçmişe saplanıp kalmak değildir. Yarını inşa edecek enerjiyi elde etmektir.
İTO Başkanı Şekib Avdagiç: İşini aşkla yapan başarı merdivenlerini
tırmanır. Aşk yoksa tökezler. Mevlana Hazretleri aşksız eylemler için şöyle
der: “Kimin aşkı yoksa o kanatsız kuş gibidir. Kim yaptığı işi aşkla
yapamıyorsa kanadı kırıktır.”
“İŞİNİZİ AŞKLA YAPIN”
Gençliğe huzur veren aşktan bahsetmeden olmaz. Yaptığınız her işi aşk ve
şevk ile yapmanız lazım. Büyük aşkların olduğu yerde olağanüstü şeyler çıkar.
Olmazlar, aşkla olur hale gelir. İşini aşkla yapan başarı merdivenlerini
tırmanır. Aşk yoksa tökezler. Mevlana Hazretleri aşksız eylemler için şöyle
der: “Kimin aşkı yoksa o kanatsız kuş gibidir. Kim yaptığı işi aşkla
yapamıyorsa kanadı kırıktır.” Lübnanlı ünlü şair bir ifadesinde şöyle diyor:
Dokuduğunuz kumaş parçanızı sevgiliniz giyecekmiş gibi dokumalısınız.
Yaptığınız yüksek binayı sevgiliniz oturacakmış gibi inşa etmelisiniz. Eğer
seve değil de üzüle üzüle yapıyorsanız o işi bırakın. Aşkla yapılmayan işe en
alt seviyeye başlanır. Hangi işi yapmak istiyorsanız önce çırak sonra usta
sonra da patron olursunuz. Çırak olmadığınız bir işin patronu olamazsınız. İş
dünyasında en makbul şey, bir işi birkaç seviyede yapmaktır. elde etmektir.
İTO
Başkanı Şekib Avdagiç: İş ve kişisel hayatımızda olumsuzlukların sizi esir
almasına asla izin vermeyin. Zihnimizi hep meşgul edersek bizi düşürmek
istedikleri tuzağa düşmüş oluruz. Bunun tam tersini yapmalıyız. “Üşüye üşüye
kış, ısına ısına yaz gelir”
“SÜREKLİ SORUNLARA
EĞİLİRSEK OLUMLU ŞEYLERİ ISKALARIZ”
“Sürekli sorunlarla uğraşmayın”. Bir olay üzerindeki sorunlara eğilirsek
sürekli o noktada kalırsak olumlu şeyleri ıskalarız. İş hayatında, kişisel
hayatımızda olumsuzlukların sizi esir almasına asla izin vermeyin. Söz gelimi
en son yaşadığımız ekonomik gelişmeler. Ülke olarak hassas bir dönemden geçtik.
Dünyadaki olumsuz gelişmeler Türkiye’yi etkiledi. Olumsuzlukların üstesinden
gelip daha iyi günlere ulaşabiliriz. Bu noktada tüm enerjimizi ağlamaya ve
sitem etmeye ayırmamalıyız. Bu konunun uzmanlarının da dediği gibi zihnimizi
hep meşgul edersek bizi düşürmek istedikleri tuzağa düşmüş oluruz. Bunun tam
tersini yapmalıyız. Yeni bir çıkış yolu bulmamız gerekiyor. “Üşüye üşüye kış,
ısına ısına yaz gelir”. Kendi işimize sarılıp sürecin üstesinden geleceğiz.
İnsanın mutluluğu ve ülkenin mutluluğu aynıdır. Önemli bir Alman filozof diyor
ki; “En mutlu ülke, en az ithalat yapan ya da çok ithalat yapması gerekmeyen
ülkedir. Eğlenmek için az ya da çok bir şeye gereksinim duymayan insan da en
mutlu insandır.
İTO Başkanı Şekib Avdagiç: Babam, Şekib Arslan’ın, “Müslümanların Geri
Kalma Sebepleri” kitabını okuduktan sonra benim adımı koymuş. Yazar, en çok
ihtiyacımız olan konuyu 100 sene evvel tespit etmiş. Milet olarak özgüvenimizin
yerinde olması için de katkı verin.
“KENDİNİZE GÜVENİN”
Milet olarak özgüvenimizin yerinde olması için de katkı verin.
Saraybosna’da bir ailenin çocuğu olarak doğdum. Babam Şekib Arslan’ın
“Müslümanların Geri Kalma Sebepleri” kitabını okuduktan sonra oradan
esinlenerek benim adımı koydu. 100 yıl evvel yazılmış bir kitap. Merak edip üniversite
yıllarında bu kitabı okudum. Kitabın yazarı en çok ihtiyacımız olan konuyu 100
sene evvel tespit etmiş. Şöyle diyor; “Son asırlarda Müslümanların en büyük
gerileme sebeplerinden biri kendilerine güvenlerini kaybetmeleridir. Bu
hastalık yakaladığı insanı öldürür, musallat olduğu cemiyeti de çökertir.”
Müslümanların kabiliyetsizliklerine dair sık sık söylenen şudur: “Müslümanların
imar ile ilgili şeyleri hesapla kitapla yapıp başarmaları mümkün değildir.” Emir
Şekib, bu algıyı yok etmek için Sultan Abdülhamit’in başarıyla uyguladığı Hicaz
Demiryolu’nu bir örnekle anlatıyor: “Sultan Abdülhamit’in yaptığı bu proje çok
garipsendi. Hatta ‘Biz araba yolu yapmaktan aciziz, nerede kaldı demir yolu
yapmak?’ denildi.” Böyle büyük bir projeyi gerçekleştirmek için ne paramız var,
ne de birikimimiz…
“HİCAZ DEMİRYOLU’YLA
ŞAHESER ORTAYA ÇIKARAN SULTAN ABDÜLHAMİT’E DE İNANMAMIŞLARDI!”
Müslümanların kara kara düşünmeleri ve bu işi başaramayacaklarına
inanmalarından daha garibi şu ki, Sultan Abdülhamit’in başmühendis olarak davet
ettiği Alman mühendis ilk aşamada inanmadı. Yazar devam ediyor: “Ama ben
diğerleri gibi düşünmüyordum. ‘Burada hakkından gelinmeyecek bir müşkülat
yoktur’ diyordum. Şam’ı Hicaz’a bağlayan 40 günlük yolu 4 güne indirgeyen bu
büyük yolu desteklediğim için sanki küfür ettim gibi algılandım. Benimle alay
ettiler. Fakat bu felsefenin onlara faydası olmadı. Bu yol tamamlandı. Sultan
Abdülhamit tahttan indirilmeseydi bu yol devam ederdi.” Sonra bu hat bir şaheser
olarak ortaya çıktı. Daha sonra İngiltere’de bile böyle bir hattın
bulunmadığını söylediler. Müslümanlar bu durumla dalga geçtiler; ama tam tersi
oldu. 21. yy’a girerken de toprağı silkeleyecek olan da siz umut bağladığımız
gençlersiniz. Şu an önünüzde herhangi bir engel kalmadı. Sene 1993. Turgut
Özal’ı ziyaret ettik. İki bilgisayar vardı. Birinde golf oynanıyordu.
Bilgisayar programında atış yapılıyordu. Diğerinde ise New York’taki sanal
kütüphaneye giriliyor ve her koridoru geziliyordu. Oradaki bir kitabı alıp,
açıp okuyabiliyordunuz. Bu o zamanlar çok müthişti. Böyle vizyona sahip
Malatya’da yetişmiş güzel bir insan size de örnek olmalı.
İTO
Başkanı Şekib Avdagiç: İTO olarak 2019’u ‘İhracat yılı’ olarak adlandırdık.
Firmalarımızı 2019’da Almanya, İngiltere, ABD, İspanya, Fransa, Çin, İspanya,
Kanada, Rusya, Birleşik Arap Emirlikleri’nin de içinde olduğu 38 fuara
taşıyacağız.
“FİRMALARIMIZI YURT
DIŞINDA 38 FUARA TAŞIYACAĞIZ”
Hep beraber üretimi oturtmamız gerektiğini görmeliyiz. Hedefimiz Türkiye’yi
yüksek faizle değil, üretim gücüyle çekici hale getirmek olmalıdır. Bu yüzden
İTO olarak 2019 yılını ihracat yılı olarak adlandırdık. Firmalarımızı 2019
yılında Almanya, İngiltere, ABD, İspanya, Fransa, Çin, İspanya, Kanada, Rusya,
Birleşik Arap Emirlikleri’nin de içinde olduğu 38 fuara taşıyacağız. Buradaki
tüm ş insanlarını İTO’nun faaliyetlerine davet etmek istiyorum. İnşallah sene
sonunda bu fuarlara kaç Malatyalı geldiğini de burada paylaşmış oluruz. Biz de
mutlaka analitik düşünmek zorundayız. İstanbul Genç Girişimciler Kurulu
kuruluyor. 261 kişiden oluşan girişimciler kuruluyor. İstanbul’da yaşayan
Malatyalı iş adamlarımızı davet ediyoruz. İki kız babası olarak memnun olduğum
bir konuyu da belirtmek istiyorum. Burada iş kadınlarını görmek beni
ziyadesiyle memnun ediyor. Bir riskten bahsedeyim. Eğer erkekler yeteri kadar
performans göstermezse iş kadınları fırsatları ellerine geçirebilirler. Daha
çok çalışmaları gerektiğinin de altını çizmek gerekiyor. Bugün Türkiye’den
çıkmış bir tane bile Yunikom (oto yedek parça üretimi ve toptan satışı) yok.
Genç MİAD’ın bu konuda çalışmalar yapacağına inanıyorum.
“BAYEZİD DER Kİ: BEN
KORKUYU MİRAS BIRAKMAM!”
Markalar oluşturmamız lazım. Bu anlamda uluslararası uzmanlarını da
İstanbul’a getirdik. Bu konuda çalışmalarımız var. Sizlerin gayretiyle
ilerleyen zamanlarda Türkiye’den dünyaya açılan şirketlerimizin olacağına
inanıyorum. Hepinizin bildiği bir savaş vardır. Yıldırım Bayezid ile Timurlenk
arasında. Ankara Savaşı henüz başlamak üzere… İki ordu karşılaştığında Yıldırım
Beyazıt’ın komutanları diyorlar ki; “Timur’un orduları çok büyük. Bu orduyla
savaşıp kendi ordumuzu zorlamayalım” Bayezid çok tarihi bir cevap veriyor: “Ben
gelecek nesillere korkuyu miras bırakmam” İnşallah cesaretiniz ve
dürüstlüğünüzle çok önemli projelere imza atacaksınız. En önemlisi de
kazanacaksınız. MİAD tüm yelpazeyi kapsayan, uzlaştırıcı ve birleştirici bir
kurum. Duruşunu hiç bozmadan hareket ediyor ve örnek oluyor. MİAD’ın duruşunu
çok seviyor ve destekliyorum, herkesi tebrik ediyorum.
COP24 (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve
Sözleşmesi 24. Taraflar Toplantısı) Polonya’da gerçekleşti. Ana çalışma
alanlarından biri iklim değişikliği olan İstanbul Politikalar Merkezi
(İPM)-Sabancı Üniversitesi-Stiftung Mercator Girişimi’nin bu önemli
organizasyonun ardından düzenlediği “2018 Katowice İklim Zirvesi-COP24’ten
İzlenimler” paneli İstanbul’da yapıldı. COP24’ün değerlendirildiği panelin
katılımcıları, “İklim değişikliği çığırından çıkmadan samimi ve radikal
önlemler alınması gerektiği” mesajını verdi
COP24 (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve
Sözleşmesi 24. Taraflar Toplantısı) 2-14 Aralık 2018 tarihleri arasında
Katowice, Polonya’da gerçekleşti. Bu önemli organizasyonu takiben, ana çalışma
alanlarından biri iklim değişikliği olan İstanbul Politikalar Merkezi
(İPM)-Sabancı Üniversitesi-Stiftung Mercator Girişimi, “2018 Katowice İklim
Zirvesi-COP24’ten İzlenimler” başlığıyla bir panel düzenledi.
Panelin moderatörlüğünü ve ilk sunumunu, İPM Kıdemli Uzmanı
ve İklim Çalışmaları Koordinatörü Ümit Şahin yaptı. Ardından Mercator-İPM
Araştırmacıları Pınar Ertör Akyazı ve Cem İskender Aydın ile Marmara
Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi
Semra Cerit Mazlum, COP24’ü değerlendirdikleri sunum ve konuşmalarını
gerçekleştirdi.
Polonya’daki konferansa katılan ve gelişmeleri yerinde takip
eden panelistler; Katowice’de ortaya çıkan sonucu, Türkiye’nin iklim
değişikliği rejimi altındaki mevcut durumunu ve diğer izlenimlerini bu alanda
çalışan akademisyenler ve kamuoyu ile paylaştı. Panelde, Katowice’de Paris
Anlaşması’nı tüm devletler için uygulanabilir kılacak kuralları belirlenmesinin
ve devletlerin iklim koruma çabalarını güçlendirmek için her ülkenin takip
edebileceği bir yol haritası çizmesinin amaçlandığı ifade edildi.
3M Türkiye tarafından verilen 50 bin TL’lik ödülün sahibi
olan Laska Enerji, kauçuk bazlı atıklardan termo-kimyasal yöntemle değerli
hammaddeler ve elektrik enerjisi elde ediyor.Laska Enerji bu yöntemle ortalama
1 milyon ağacın bir yılda temizlediği Co2 kadar salımı engelleyecek.
3M Türkiye, Türkiye’nin girişimcilik ve inovasyon üssü İTÜ
ARI Teknokent ile gerçekleştirdiği işbirliği çerçevesinde ödül ve yatırım
kazanan girişimcilerin belirlendiği Big Bang’de, destek verdiği Laska Enerji
firmasına ödülünü sundu. 29 Kasım’da gerçekleştirilen törende 3M Türkiye
Pazarlama ve Satış Operasyonları Direktörü Burcu Şat’ın elinden 50 bin TL’lik
ödül çekini alan Laska Enerji, kauçuk bazlı atıklardan termo-kimyasal yöntemle
değerli hammaddeler ve elektrik enerjisi elde ediyor ve böylece karbon
salımının azaltılmasına katkı sağlıyor.
29 Kasım’da gerçekleştirilen Big Bang’de Laska Enerji, 20
girişim arasında ilk 10’a girdi. Ödül töreninde konuşan 3M Türkiye Pazarlama ve
Satış Operasyonları Direktörü Burcu Şat, şunları söyledi. “3M olarak yüz on
yılı aşkın süredir yeni fikirler geliştiriyor ve bu fikirleri yenilikçi
ürünlere dönüştürüyoruz. 3M’de büyümenin lokomotifini; 3M™ Bilimi. Hayatın Her
Anında. yaklaşımı oluşturuyor. 3M’de
bilimin, inovatif yaklaşımlarla insan yaşamını kolaylaştıracak çözümlere
dönüştürülmesi işimizin temelidir. Geliştirdiğimiz her yeni ürünün temelinde “bilim”
yatıyor ve inovasyon aslında bu bilim ve teknolojilerin iş alanlarımıza
uygulanması olarak hayata geçiyor. İnovasyon, DNA’mızın kritik bir parçasını
oluşturuyor. Desteklerimiz ile “bilim”i daha geniş kitlelere iletiyoruz.
İtalya’ya şu ana dek 180 milyon USD tutarında yatırım yapan
Kastamonu Entegre, İtalyan Ticaret Odası tarafından özel bir ödüle değer
görüldü. Törende, Kastamonu Entegre CEO’su Haluk Yıldız’a ödülünü, İtalya
İstanbul Başkonsolosu Elena Sgarbi takdim etti. Firma, ikinci etap
tamamlandıktan sonra devreye girecek tesisleriyle İtalya’da %20 pazar payı
hedefliyor. Geçtiğimiz yıl İtalya’nın üçüncü büyük yonga levha üreticisi Gruppo
Trombini’yi satın alarak üretim haritasını genişleten Kastamonu Entegre,
gerçekleştirdiği bu yatırımla birlikte “İtalya’daki En Büyük İki Türk
Yatırımcı”dan biri oldu. Türkiye ve İtalya arasında ticari ve kültürel
ilişkilerin gelişmesi için, 130 yılı aşkın süredir faaliyetlerini sürdüren
İtalyan Ticaret Odası tarafından verilen ödül, Pera Palace’da İtalya İstanbul
Başkonsolosu Elena Sgarbi, İtalyan Ticaret Odası Başkanı Livio Manzini ve eşi
Giovanna Manzini, İtalyan Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi Demet Sabancı’nın
ev sahipliğindeki gala gecesinde takdim edildi. Türkiye’nin sanayi ve ticaret
odalarından üst düzey katılımın gerçekleştiği geceye, Hayat Holding İcra Kurulu
Başkanı Avni Kiğılı, Kastamonu Entegre CEO’su Haluk Yıldız ve çok sayıda seçkin
davetli katıldı.
“2019 yılında ihracat hedefimiz 180 milyon dolar!”
İhracat rakamlarıyla öne çıkan Kastamonu Entegre’nin, 2017
yılında 135 milyon dolar olarak gerçekleşen ihracat rakamları, bu yıl %33
artışla 180 milyon USD’a ulaştı. Yıldız, ihracat oranlarını her yıl %20’nin
üzerinde arttırdıklarını ekledi: “İhracat hedeflerimizi her yıl üstlere
taşıyoruz. 2019 yılında Türkiye’de yaptığımız üretimin %25-30’unu ihraç etmeyi;
global olarak da toplam satış gelirlerimizin %60’ının yurtdışı
operasyonlarından ve Türkiye’den ihracattan gelmesini hedefliyoruz.”
Bir süre önce kurduğu Nimaş AŞ ile madencilik sektöründe
yeni bir soluk getiren Niziplioğlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer
Niziplioğlu, “Madenciliğin önündeki en büyük engel finansman sorunu. Altın
başta olmak üzere bir dizi madenin rezerv tespitini yapıp uluslararası piyasaya
açılacağız” dedi.
Türkiye’nin madencilik konusunda çok ciddi bir potansiyeli
olduğunu belirten Niziplioğlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Niziplioğlu,
“Türkiye’de madencilik sektörünün geliri yaklaşık 4,5 milyar dolar. Bunun 2
milyarı doğaltaş, diğer 2,5 milyar dolar ise tüm madenlerden elde edilen gelir”
dedi.
Türkiye’de oran düşük
Söz konusu rakamların dünya ortalamasının gerisinde
kaldığına işaret eden Niziplioğlu “Gelişmiş ülkelerde milli gelirin yüzde 8-10
aralığında. Ülkemizde ise bu oran yüzde 1 civarında. Yine ton başına üretime
bakıldığında ise ABD’de 21 ton, AB’de 16 ton iken ülkemizde 4 ton seviyesinde.
Sanayi için gerekli malları ülkemizdeki madenlerden çıkarmadığımız sürece dışa
bağımlılıktan kurtulamayız, dış ticaret açığını düşürme istihdama ve ekonomiye
katkısı tartışılmaz bir gerçektir” dedi.
30 milyar dolar lazım
Niziplioğlu konuya ilişkin değerlendirmesinin devamında
“Madenciliğin önündeki en büyük engel firmaların finansmana erişimi… İhtiyaç
olan 20-30 milyar dolarlık kaynağı bankalardan sağlamak mümkün değil.
Kredilerin vadesinin kısalığı ve teminatların yüksekliği sektörü çıkmaza
sokuyor. Düşünün bir altın madeninin çıkarma tesisi 40 milyon dolara, doğaltaş
ocağının çıkarma aşaması için gerekli kaynak ise 3-5 milyon dolarlık bir kaynak
gerektiriyor.” dedi.
Gazetemizin kuruluşunun 12.’ci yılında değişik sebeplerle
birlikte olamadığımız Ogün ailesi mensuplarımızda var. Seçimlere gözlemci
olarak katılmak için gittiği Azerbaycan’da geçirdiği kalp krizi sonucu hakkın
rahmetine kavuşan gazetemiz yazarlarından İrfan Ülkü’yü rahmetle anıyoruz.
Onun Turan diyarı ile alakalı bizlere aktardığı tecrübesi
ile yolumuza devam ediyoruz. Ayrıca yine hocaların hocası olan gazetemiz
yazarlarından Nevzat Yalçıntaş’a Allahtan rahmet diliyoruz.
Hocamızın da bizlere, gazetemize ve ülkemize büyük katkıları
olmuştur. Kendilerine teşekkür borcumuz var. Hepsini sevgi ve saygıyla
anıyoruz.
Kardeş ve dost ülke Azerbaycan’da PKK sempatizanları cirit
atıyor. Son seçimde bütün sandıklarda HDP’nin ikinci parti çıktığı ülkede PKK
her geçen gün varlığını arttırıyor. Türk vatandaşları ve sivil toplum
kuruluşları acil önlem istiyor.
Azerbaycan Türkiye yakınlaşması dünyada parmak ısırtıyor.
Fakat kardeş ülkede Türkiye’ye karşı oluşan gizli bir terör yapılanmasından
bahis ediliyor. Son seçimlerde HDP’nin tüm sandıklarda ikinci parti çıkması
‘ülkede neler oluyor’ sorularının sıkça sorulmasına neden oldu. Tarihi geçmişe
sahip Bakü üniversitelerin bahçelerinde PKK istediği gibi örgütleniyor ve
destekçileri rahatlıkla sloganlar atma cüretini gösterebiliyor. OGÜN Gazetesi,
ülkede Türkiye güvenliğinin aleyhine gelişen durumu incelemek için Bakü
sokaklarında araştırma yaptı. Devlet üniversitelerinin bahçelerine girdi ve
iddiaları yerinde araştırdı. Herkesi şok edecek bilgilere ulaşan Ogün Gazetesi
ülkede faaliyet gösteren Türk sivil toplum örgütleriyle de görüşmeler
gerçekleştirdi. Hazar’ın kenarında kartopu gibi büyüyen PKK ve yeşertilen terör
örgütü sempatisi için artık dur denilme zamanının geldiği ifade ediliyor. Türk
Büyükelçiliğinin ve misyon şeflerinin gözlerinden kaçan bilgileri tüm
gerçekliği ile sizler için araştırdık.
ÜNİVERSİTELERİN BAHÇELERİNDE PKK SLOGANLARI
Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Müstakil Sanayici
ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Bakü Temsilciliği Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin
Yapar çarpıcı uyarılarda bulundu. Yapar, Türkiye’den üniversite okumak için
Azerbaycan’a gelen gençlerin eczacılık ve doktorluk diploması almasının
ardından nerelerde görev yaptıklarının araştırılmasının gerekli olduğunu ifade
etti. Yapar, “Türkiye’de devlet hastanelerinde mi yoksa özel hastanelerde mi
görev alıyorlar. Yada dağ kadrolarında mı görevlendiriliyorlar?” dedi.
OYLARDA HDP OYUNU
4 bin öğrencinin Türkiye’den gelerek Azerbaycan’da eğitim
aldığını söyleyen Hüseyin Yapar şunları söyledi: “Gelen öğrencilerin büyük bölümünün Güneydoğu
illerinden olması dikkatlerden kaçmıyor. Eczacılık Fakültesi ve Tıp
Fakültesinde okuyan öğrenciler burada eğitim aldıktan sonra diplomalarını
alarak Azerbaycan’dan ayrılıyorlar. Son yıllarda tüm seçimlerde bazı
sandıklardan neredeyse HDP’nin 1. Parti olarak çıkması bir planlı
organizasyonun olduğu şeklinde vatandaşlarımız tarafından sık sık
dillendiriliyor. Hatta burada okuyup tıp fakültesi diploması alan öğrenciler
nerede görev yapıyor. Türkiye’de devlet hastanelerinde mi yoksa özel
hastanelerde mi görev alıyorlar. Yada dağ kadrolarında mı görevlendiriliyorlar?
Tabi Güneydoğu’dan veya başka bir bölgemizden buraya sadece okumak için gelen
öğrencilerimizde var. Ama art niyetli bir organizasyon veya güç tarafından
buraya gönderilen gençlerin olduğunu üniversite bahçesinde attıkları PKK
sloganlarından anlıyoruz. Bu sorunları sekiz ay önce eğitim müşavirimize de
bildirdik”
ÖĞRENCİLERİMİZ KONTROL ALTINA ALINMALI
Türkiye’den Azerbaycan’a gelen öğrencilerin kontrol altına
alınarak, güvenli bir ortamda eğitim almalarını sağlamak için MÜSİAD Bakü
olarak bir proje geliştirdiklerini açıklayan Hüseyin Yapar, “Öğrencilerimize
barınma, sağlık ve yemek konusunda destek olabilmek için 24 saat havalimanında
karşılama ve danışma birimi kurulması konusunda büyükelçilik eğitim
müşavirliğine teklifimizi sunduk. Bu projenin hayata geçmesi ile eğitim için
gelen çocuklarımıza destek olurken, art niyetli kişilerinde çirkin
organizasyonlar kurmasına engel olacağımızı düşünüyoruz. Gence, Nahçıvan ve
Bakü şehirlerine eğitim için gelen gençlerimizin kaderini terör örgütleri ile
onların destekçilerinin ellerine bırakamayız. Otokontrollü şekilde burada
eğitim gören gençlerimizin eğitimlerinin bitmesinin ardından nerede çalıştığını
da takip edebilir ve gençlerimizin terör örgütlerinin ellerine düşmesine engel
olabiliriz” şeklinde çarpıcı açıklamalarda bulundu.
SIZMALARI ENGELLEDİK
Terör örgütü ve şaibeli kişilerle ilişkileri olan kurum temsilcisi veya kişilerin MÜSİAD’a sızmak istediklerini söyleyen Murat Eroğlu, “Geçtiğimiz senenin şubat ayından itibaren MÜSİAD Bakü Temsilciliği olarak üye kabul etmeye başladık. Derneğimizin açılışını gerçekleştirdiğimizde bazı kesimler ile yakın ilişkide olan kişiler kendilerine sığınacak liman arıyorlardı ve o kişilerin üye olma tekliflerini kabul etmedik. Terör örgütleri ve şaibeli kişilerle bağlantısı olan kişileri bünyemize üye olarak almamak adına üye kabul çalışmalarımızı yavaş hareket stratejisi ile gerçekleştirdik. Birde sakıncalı kişiler olmamalarına rağmen iştigal ettiği sektörler nedeniyle bazı arkadaşlarımızı da derneğimize üye olarak kabul edemedik. Dernek olarak alkol, faiz gibi kırmızı çizgilerimizi her daim muhafaza etmek adına çok hassas davrandık” dedi.
Atlas Okyanusu’nun güneybatısında kalan girintisi, Gine
Körfezi olarak adlandırılmaktadır. Gine Körfezi yaklaşık 600 kilometre karelik
bir alanı kaplamaktadır ve bölge çok zengin doğal kaynaklara sahiptir. Körfez, Kuzeybatı Afrika’dan başlayarak;
Senegal, Gambia, Gine Bissau, Gine Conakry, Sierra Leone, Liberya, Fildişi
Sahilleri, Gana, Togo, Benin, Nijerya,
Kamerun, Ekvator Ginesi, Sao tome ve Principe, Gabon, Kongo, Demokratik
Kongo ve Angola ülkelerinden oluşmaktadır. Gine Körfezi, deniz ticaretinde yoğun
olarak kullanılan bir bölge olmasından dolayı birçok güvenlik sorununa
sahiptir. Bunlardan bazıları, korsan faaliyetleri, petrol kaçakçılığı, kaçak
avlanma, ilaç kaçakçılığı, uyuşturucu kaçakçılığı, sigara kaçakçılığı, silah
kaçakçılığı olarak sıralanabilir.
Dünya petrolünün yaklaşık %10’unu Afrika kıtasından
sağlanmaktadır. Kıtada üretilen petrolün yarısı Gine Körfezi’nden, diğer yarısı
ise Kuzey Afrika ülkelerinden elde edilmektedir. Bölgedeki tüm büyük petrol
şirketleri Gine Körfezi’nde yer almaktadır. Gine Körfezi’nin küresel enerji
arzındaki payı son 20 yılda giderek artmıştır.
Afrika kıtasında ispatlanmış petrol ve doğal gaz rezervlerinin yaklaşık
%86’sı bu bölgede toplanmıştır. Nijerya ve Angola bölgenin en büyük hidrokarbon
rezervlerine sahip ülkeleridir. Nijerya’nın ülke gelirlerinin %80’inden
fazlası, Angola’nın ise ülke gelirlerinin %80’i hidrokarbon kaynaklarından elde
edilmektedir. Ayrıca körfez enerji tüketicisi olan ülkelerin enerji kaynakları
ithalatında oldukça önemli bir hisseye sahiptir. Bu yüzden küresel düzeyde
politika üreten güçlerin bölgeye ilgisi her geçen gün artmaktadır.
Avrupa Birliği Konseyi, 17 Mart 2014’te yayınladığı “Avrupa
Birliği Gine Körfezi Strateji Belgesi”nde bölgenin Avrupa Birliği’nin petrol
ithalatındaki payının %10, doğalgaz ithalatındaki payının ise %4 olduğunu
belirtmiştir. Özellikle Ukrayna kriziyle başlayan Avrupa Birliği’nin Rusya’ya
olan enerji bağımlılığının sorgulanması Avrupa Birliği’nin ilgisini bu bölgeye
çekmektedir. Avrupa Birliği 2013’te ilan
ettiği Gine Körfezi’nde Kritik Deniz Yolları Programı ile bölge ülkelerine
eğitim desteği vermiş ve istihbarat paylaşım ağı kurmak suretiyle bölge
güvenliğine katkı sağlamayı hedeflemiştir.
Çin için bölge önemli bir tedarik sahasıdır. Çin petrol
ithalatının %19’unu Gine Körfezi’nden yapmaktadır. Ayrıca Çin’in devlet
destekli şirketlerinin bölgedeki hidrokarbon yataklarına yaptığı yatırımlar,
Çin’in bölge ülkeleri ile olan ikili ilişkilerini artırmaktadır.
ABD’ye baktığımızda, ABD’nin son yıllarda enerji kaynaklarında
dışa bağımlılığı azaltma çabaları nedeniyle Gine Körfezi’nden yaptığı
hidrokarbon ithalatı azalmıştır. Buna rağmen ABD’nin ithalatı Basra
Körfezi’nden yaptığı ithalatın neredeyse iki katıdır ve bu oran ABD petrol
ithalatının %15’ine tekabül etmektedir. ABD’nin, Chevron, Exxon Mobil gibi
şirketlerinin bölgedeki hidrokarbon yataklarındaki faaliyetleri nedeniyle ABD
bölgedeki istikrarın sağlanması için çaba harcamaktadır. 2012 yılında ABD
öncülüğünde AB ülkeleri ve bölge ülkelerinin katılımıyla gerçekleştirilen
Obangame Egzersizi buna örnektir. ABD 2006 yılından bu yana Afrika İşbirliği
İstasyonu Programı çerçevesinde bölgeye eğitim ve maddi destek sağlamaktadır.
Washinghton bölgedeki her ülkeye devriye botu temin etmiştir.
Fransa bölge ülkelerine eğitim desteği sunarak Ekvator
Ginesi’nde bir deniz akademisi kurmuştur.
Son olarak Türkiye’nin bölgeye ilgisi çok yenidir. Buna
rağmen Türkiye, 2014 yılında Barbaros
Türk Deniz Görev Grubu ile Batı Afrika’da; Senegal, Gambia, C.I, Nijerya,Togo,
Orta Afrika’da; Kamerun ve Gabon’u ziyaret etmiştir. Gambia ve Nijerya’da
güvenlik konusunda eğitim vermiş ve ülkelere insani yardımda bulunmuştur.
Ayrıca ABD öncülüğünde Senegal’de başlatılan, deniz güvenliğini sağlamak üzere
yapılan çalışmalardan biri olan Saharan Express Tatbikatı’nda, Türk Deniz
Kuvvetleri askeri eğitim veren personeli ile katkı sağlamıştır.
Ev, depo, ofis gibi kapalı alanlarda sebze, meyve ve çiçek
yetiştirmenize olanak sağlayan IOT tabanlı tarım teknolojileri girişimi For
Farming 1,4 milyon TL değerleme ile ilk yatırımını Tarvenn’den aldı. For
Farming, çevreye duyarlı yerel çiftliklerin kurulmasını ve dikey tarım
tekniğiyle herkesin; taze, zirai ilaçsız ürünlere hızlı, kolay ve düşük
maliyetle ulaşmasını amaçlıyor.
İstanbul Ticaret Odası (İTO) iştiraki olan Bilgiyi
Ticarileştirme Merkezi (BTM) çatısı altındaki girişimlerden biri olan ve İstanbul
Büyükşehir Belediyesi iştiraki İstanbul Bilişim ve Akıllı Kent Teknolojileri
A.Ş. (İSBAK) tarafından da desteklenen For Farming girişimi, bireylerin ve gıda
sektöründe faaliyet gösteren firmaların kendi ürünlerini üretebileceği akıllı
topraksız tarım çözümleri sunuyor. Tarıma elverişsiz atıl alanları verimli ve
katkısız bitki yetiştirilebilen alanlara dönüştürebilen girişim, geliştirdiği
yazılım ve kullandığı sensörler aracılığıyla her bitki tipi için gereken su ve
besin miktarlarını otomatik olarak belirliyor ve farklı spektrumda aydınlatma
sağlayabiliyor. Böylece akıllı telefon veya bilgisayar üzerinden kontrol
edilebilir bir ortamda sağlıklı ve katkısız ürünleri daha verimli şekilde
üretmenizi sağlıyor.
Enerji yönetimi ve otomasyonda dünya çapında uzman Schneider
Electric, Tüprag iş birliğiyle Tüprag Kışladağ Altın Madeni’nde sektöre öncülük
eden ilkleri hayata geçiriyor. 2003 yılında başlayan iş birliği ile, 2006
yılından bu yana faaliyet gösteren, Türkiye’nin ve Avrupa’nın rezerv bakımından
en büyük altın madeni Tüprag Kışladağ Altın Madeni’nde enerjinin verimli,
güvenli ve etkin bir biçimde kullanılması için ortak çalışmalar
gerçekleştiriliyor.
Yılda yaklaşık 10 ton altın üretilen Tüprag Kışladağ Altın
Madeni, büyük bir enerji gereksinimine sahip. Bu enerjinin en verimli ve doğru
şekilde kullanılması için Tüprag, Schneider Electric’in yenilikçi sistemleri ve
hizmetlerinden yararlanıyor. Schneider Electric ve Tüprag ekipleri, yer
değiştirebilir trafo istasyonu gibi Türkiye’de ilk olan pek çok özel projede de
iş birliği yapıyor. Tasarımı ve üretimi 3,5 ayda tamamlanan trafo istasyonu,
açık ocak rezervindeki artış ve üretim maliyetini azaltmak amacıyla, açık ocak
filosu bünyesine dahil edilen bir adet elektrikli ekskavatör ve iki adet
elektrikli delici için tasarlandı.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, iki yıl
içerisinde eski nesil santrallerin bacalama ve filtreleme sistemlerinin
değiştirileceğini belirterek, “Şunu gururla söyleyebilirim ki Türkiye
dünyayı en az kirleten ülkeler arasında. Ancak bizim çevresel hassasiyetimiz
medeniyetimizin bir parçası. O nedenle bu konuda sorumluluğumuzun çok ötesinde
bir hassasiyet sergiliyoruz.” dedi.
Dönmez, geçen yıl başlattıkları proje kapsamında, GAZBİR,
PETDER, ELDER ve KÖMÜRDER ile yürüttükleri ağaçlandırma çalışmasına bütün
tarafların yoğun ilgisinin ve katılımının kendilerini memnun ettiğini söyledi.
Politikalarının temelinde sürdürülebilir çevre politikaları
olduğunu belirten Dönmez, şunları kaydetti:
“Son 16 yılda kurulu gücümüzü 2,5 kat artırırken bu
üretim artışında en büyük pay yenilenebilir enerji kaynaklarından geldi. Son 10
yılda yenilenebilir enerji kurulu gücümüz yaklaşık yüzde 200 oranında arttı.
Yenilenebilir enerji kaynaklı kurulu gücümüzün toplam içindeki payı da yüzde
34’ten yüzde 47’ye yükseldi. 2018 yılında hidrolik hariç yenilenebilir enerji
kaynaklı elektrik üretimimiz 2017 yılına göre yaklaşık yüzde 35, 2016 yılına
göre yaklaşık yüzde 70 oranında artış gösterdi. İnşallah gelecek on yıl
içerisinde yenilenebilir enerji kurulu gücümüz toplam kurulu gücümüzün yaklaşık
yüzde 53’ünü oluşturacak. Bu artışta hiç kuşkusuz iki yıl önce ilan ettiğimiz Milli
Enerji ve Maden Politikamızın rolü büyük. Türkiye’nin enerjide yerli
kaynaklarını daha fazla kullanması, dışa bağımlı olduğumuz kaynakları ise
kontrol edilebilir bir seviyeye çekmesi hiç kuşkusuz hepimizin ortak
hedefi.”
Yerli kömürde çevreci bir yatırım modeli geliştirdiklerini
vurgulayan Dönmez, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Üreticilerimizle anlaştık. İki yıl içinde eski nesil
santrallerin bacalama ve filtreleme sistemleri değiştirilecek. Yeni nesil
santraller ise en ileri teknolojiyle doğal dengeyi bozmadan ve minimum emisyon
değerleriyle inşa edilecek. Temiz kömür teknolojisi başta ABD ve Avrupa olmak
üzere dünyanın her yerinde giderek yaygınlaşıyor. Bu konudaki çalışmaları
dikkatle inceliyoruz. Kömür gün geçtikçe daha temiz bir yakıt olmaktadır. Temiz
kömür teknolojileriyle kömürün üretimi, zenginleştirilmesi ve kullanımında
verimliliği maksimum seviyeye çıkaracağız. Diğer yandan düşük emisyon
değerleriyle de çevresel etkilerini en aza indireceğiz.” Türkiye’nin OECD
ülkeleriyle karşılaştırıldığında oldukça düşük emisyon değerlerine sahip
olduğuna da işaret eden Dönmez, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu anlamlı gün
vesilesiyle buradan enerji sektörünün bütün paydaşlarına da bir çağrıda
bulunmak istiyorum. Enerji sektörü bu konuda öncü, bayrağı en önde taşıyan
sektörlerin başında gelsin. Türkiye’nin enerjisi ormanlarımızda hayat
bulsun.”
Kömür, petrol gibi fosil yakıtların rezervlerinin azalması
ve bu kaynaklara olan talebin artması, alternatif enerji kaynakları arayışına
neden olmaktadır. Teknolojik gelişmelerin devamlılığı ve her geçen gün artan
dünya nüfusu enerjiye aşırı miktarda ihtiyaç duyulmasına yol açmaktadır. Bu
doğrultuda, enerji kaynağı ve üretimine yönelik araştırmalar oldukça önem
kazanmaktadır. Birincil enerji kaynaklarının üretimi ve tüketimi doğal yaşamı,
çevreyi, insan sağlığını, ülke ve dünya ekonomilerini olumsuz anlamda
etkilemektedir. Bor ürünlerinin etkili katkısıyla geleceğin enerji ihtiyacı
sürdürülebilir, yenilenebilir, çevreye ve doğal yaşama duyarlı alternatifler
oluşturarak enerji sektöründe önemli bir konumda yer almaktadır.
Borla güçlenen ve değerlenen enerji
Geleceğin enerji kaynakları arasında görülen ve araştırma
çalışmaları devam ettirilen hidrojenin elektrik enerjisine dönüştürüldüğü yakıt
pilleri oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Ar – Ge aşamasında olan hidrojen;
üretim, depolama, taşıma, yakıt pili geliştirilmesi, kullanım alanlarında
sistem entegrasyonu vb. konularda bilimsel araştırmalarla geliştirilmeye devam
etmektedir. Hidrojen enerjisinin yüksek verimle kullanılmasını sağlayan bor,
sodyum borhidrürlü yakıt pillerinin geliştirilmesinde önemli ham maddeler
arasında yer almaktadır. Ayrıca sodyum borhidrür arıtım kimyasallarında,
selüloz ağartmada, metal yüzeylerin temizlenmesinde, metal yüzey işlemlerinde
değerli metal kazanma işleminde ve atık sulardan ağır metallerin
temizlenmesinde yaygın olarak tercih edilmektedir.
Geleceğin enerjisine bor dokunuşu
Geleceğin sürdürülebilir ve yüksek verimli enerji
kaynaklarının oluşturulmasına katkı sağlayan bor; yenilenebilir yapısıyla enerji
sektörüne sodyum borhidrür ile değer katmaktadır. Sodyum borhidrür; elektronik
cihazlarda, taşıtlar ve elektrik/ısı üretim tesislerinde, askeri ve sivil
amaçlı kullanılan yakıt pillerinde sıkça tercih edilen bir üründür. Bor,
ağırlıkça %10,8 hidrojen depolaması, yanıcı ve patlayıcı olmaması, hidrojen
verme reaksiyonunu kontrol altında tutabilmesi vb. özellikleriyle kolay bir
kullanım sunmaktadır.
Hayatın her alanına dokunan bor
Eti Maden tarafından katma değeri yüksek ürünlere
dönüştürülen bor ürünleri devam eden Ar- Ge çalışmalarıyla birlikte yaygın bir
kullanım alanına sahiptir. Bor ve borlu ürünler; inşaat ve çimento sektöründe
mukavemet arttırıcı ve izolasyon amaçlı yalıtım malzemelerinde
kullanılmaktadır. Yapıların daha sağlam ve ısıya dayanıklı hale gelmesini
sağlayan bor ve bor ürünleri içeren yalıtım malzemeleri hafif ve düşük
maliyetli ürünlerin yapımında kullanılmaktadır.
Nükleer uygulamalarda; atom reaktörlerinde borlu çelikler,
bor karbürler ve titanbor alaşımları yoğun olarak kullanılmaktadır. Paslanmaya
karşı oldukça dayanıklı borlu çelik nötron absorbanı olarak tercih
edilmektedir. Yaklaşık her bir bor atom bir nötronu absorbe etmektedir. Atom
reaktörlerin kontrol sistemleri ile soğutma havuzlarında ve reaktörün alarm ile
kapatılmasında da bor ve bor ürünleri kullanılmaktadır. Ayrıca nükleer
atıkların depolanması işleminde kolemanit kullanılmaktadır.
Otomobil sektöründe; hava yastıkları ve antifriz yapımında
kullanılan bor, hava yastıklarının hemen şişmesini sağlamak amacıyla
kullanılmaktadır. Çarpma anında elementel bor ile potasyum nitrat toz karşımı
elektronik sensör ile harekete geçirilmektedir.
Füze ve uçuş yakıtlarında bor ve bor ürünleri yaygın olarak
kullanılmaktadır. Özel uygulamalarda yakıt katkı maddesi olarak
kullanılmaktadır.
Bor ürünleri; nanoteknoloji sanayide özellikle nano
kaplamalarda koruyucu ve mukavemeti artırıcı özelliğiyle öne çıkmaktadır.
Ayrıca bor ürünleri; fiber optik, kozmetik, kauçuk ve
plastik sanayisi, fotoğrafçılık, havai fişek vb. patlayıcı maddeler, petrol
boyaları, zımpara ve aşındırıcılar, kompozit malzemeler, manyetik cihazlar,
ileri teknoloji araştırmaları ve mumyalama gibi birçok alanda da tercih
edilmektedir.
Türkiye’nin yükselen değeri: Bor
Dünya bor rezervlerinin %73’üne sahip olan Türkiye’de
bilinen bor yatakları; Eskişehir – Kırka, Kütahya- Emet, Balıkesir Bigadiç,
Bursa-Kestelek’te bulunmaktadır. Türkiye’de rezerv açısından en çok bulunan bor
mineralleri Tinkal ve Kolemanit’tir. Türkiye’de Tinkal yatakları Eskişehir –
Kırka’da, kolemanit yatakları ise Kütahya – Emet, Balıkesir – Bigadiç ve Bursa
– Kestelek’te bulunmaktadır. Ayrıca, Balıkesir – Bigadiç’te üleksit rezervi
mevcut olup Bursa – Kestelek’te zaman zaman Üleksit yan ürün olarak elde
edilmektedir.
Geleceğin madeni bor
Dünyada ham madde kaynaklarının hızla tükenmesi ve sanayinin
birçok dalında kullanması sebebiyle borun, her geçen gün önemi artmaktadır.
Dünyadaki en yüksek bor rezervine sahip olan Türkiye’yi Rusya, Güney Amerika ve
Amerika Birleşik Devletleri takip etmektedir. Dünyada 2017 yılında 5,7 milyon
ton (B2O3 bazında 2,7 milyon ton) civarında üretim kapasitesi olduğu
bilinmektedir. Dünya bor ürünleri tüketimi ise 2000 yılında 3,1 milyon ton
iken, bu değer 2014 yılında 4,3 milyon ton, 2015 yılında 3,8 milyon ton, 2016
yılında 3,77 milyon ton, 2017 yılında
3,87 milyon ton olarak gerçekleşmiştir. Dünyada sektörel bazda bor ürünlerinin
tüketimi: %47 cam sektörü, %16 tarım-gübre, %15 seramik sektörü, %2 temizlik ve
deterjan sektörleri ve %20 diğer sektörlerdir.
Borda yeni vizyon
Periyodik tabloda B simgesi ile gösterilen borun atom
numarası 5, atom ağırlığı ise 10,81’dir.
Yarı metal ve yarı iletken özelliğe sahip olan bor elementi periyodik
cetvelin 3A grubunda yer almaktadır. Bor, element olarak doğada B10 ve B11
olarak adlandırılan iki ayrı kararlı izotoptan oluşmaktadır. B10 izotopunun
doğada bulunma oranı %19,1-20,3, B11’in ise %79,7-80,9’dur.
Sanayinin stratejik
ham maddesi: Bor
Bor mineralleri yapılarında farklı oranlarda bor oksit
içeren doğal bileşiklerdir. Doğada 230’dan farklı bor minerali bulunmaktadır.
Ticari açıdan en önemli bor mineralleri; Tinkal, Kolemanit, Kernit, Üleksit,
Pandermit, Borasit, Szaybelit ve Hidroborasit’tir. Dünya Bor Lideri olan Eti
Maden tarafından uluslararası kalite standartlarında yüksek katma değerli ürünlere
dönüştürülen başlıca bor mineralleri ise; Tinkal, Kolemanit ve Üleksit’tir.
Eti Maden tarafından yürütülen Ar – Ge çalışmalarıyla bor
ürünlerinin kullanım alanlarının yaygınlaştırılması hedeflenmektedir. Uzay ve
hava araçları, nükleer uygulamalar, askeri araçlar, yakıtlar, elektronik ve
iletişim sektörü, polimerik malzemeler, nanoteknolojiler, otomotiv ve enerji
sektörü, metalürji ve inşaat gibi sektörlerde bor ürünlerinin kullanımının
artırılmasına yönelik çalışmalar planlanmaktadır. Dünya bor rezervinin %73’ünü
elinde bulunduran Türkiye’de Emet, Bigadiç ve Kestelek yataklarında yer alan
Kolemanit, dünya bor lideri Eti Maden tarafından çıkarılarak yüksek teknoloji
ile donatılmış kansantratör tesisinde zenginleştiriliyor ve öğütülmüş hale
getiriliyor.
Eti Maden sektöründe uzmanlaşmış profesyonelleri tarafından
kaliteli, sürdürülebilir ve inovatif ürünlere dönüştürülen kolemanit, birçok
sektörde yaygın olarak kullanılıyor. Cam ve seramik sektöründe dahil olduğu
malzemenin kullanım ömrünü uzatarak malzemenin dayanıklılığını maksimum
seviyeye çıkarıyor. Metalürji, cam elyafı, gübre, deterjan ve kozmetik
sektörlerinde de sıklıkla tercih ediliyor.
Mineral bakımından oldukça zengin bir bor çeşidi olan
Kolemanit (2CaO.3B2O3.5H2O); mono klinik sistemde kristallenir. Mohs sertlik
sınıflandırmasına göre sertliği 4-4,5 özgül ağırlığı 2,42 gr/cm3’tür. Açık
ocaktan çıkarılan kolemanit cevherinin B2O3 içeriği % 27 – 32 aralığındadır.
Bor bileşikleri içinde en yaygın bulunanıdır.
Killer içinde cevher boşluklarında iri, parlak, saydam kristaller
halinde bulunur. Saf Kolemanit suda yavaş, HCl’ de hızlı çözünür. Türkiye’de
Emet, Bigadiç, Kestelek yataklarında ve dünya’ da A.B.D’ de bulunur.
Tarım endüstrisine bor
dokunuşu: Etidot-67
Eti Maden’in sektöründe uzmanlaşmış profesyonelleri
tarafından yürütülen Ar – Ge projelerinde 2010 yılında geliştirilen Etidot-67,
tarım alanlarının yüksek verimli ürünler üretmesine yardımcı olmaktadır. Boraks
ve borik asit reaksiyonundan üretilerek önemli bir bitki besin maddesi olan
Etidot-67, %20,8 oranında bor içermektedir. Etidot-67 tarım endüstrisi için
özel olarak geliştirilmiş bir üründür. Suda eritilerek toprak ve yaprak
uygulamalarında kullanılmaktadır. Ayrıca böcek ilacı ve ahşap malzemeleri
mantar gibi zararlı organizmalardan korumak amacıyla da tercih edilmektedir.
Borla yenilenen seramik
Ergiticilik ve bağlayıcılık özelliği yüksek olan bor, camın
akışkanlığını ve yüzey gerilimini düşürerek seramiği fiziksel darbelere ve
kimyasal etkilere daha dayanıklı bir hale getirmektedir. Seramiğin estetize
edilme aşamasında boyanın daha iyi tutunmasını sağlayarak canlı ve parlak
renkler elde edilmesine yardımcı olur.
Bor ve bor ürünlerinin katkısıyla çizilmeye, kırılmaya ve darbelere
karşı dayanıklı bir hal alan seramik ürünlerde erime ve yapışma olayları daha
düşük sıcaklıkta gerçekleşmektedir. Hayatın birçok alanında aktif olarak
kullanılan seramik ürünleri bor mineralinin katkısıyla aktif kullanılan araç
gereçlerin dayanıklı ve estetik bir hal almasını sağlamaya devam etmektedir.
Bordan gelen sağlık
Türkiye’nin en değerli yer altı kaynakları arasında olan
bor; yapılan araştırmalar doğrultusunda insan sağlığına önemli ölçüde katkı
sağlamaktadır. İnsan vücudunda düşük miktarlarda ihtiyaç duyulan bor; besinler
ve su yoluyla dışardan alınan bir mineraldir. 1981 yılında sağlık sektöründe
yapılan araştırmalar doğrultusunda bor ürünlerinin insan vücudunda olumlu
etkilere yol açtığı tespit edilmiştir. Bu doğrultuda, sağlık sektöründe de her
geçen gün yaygın bir kullanım alanına erişen bor; birçok tedavide kullanılarak
etkin sonuçlar vermeye başlamıştır. İnsan vücudunda olumlu etkileri
kanıtlanmaya devam edilen bor; besinler yoluyla tüketildiğinde halsizlik ve
stres oluşumunu minimum seviyeye indirmektedir. Ayrıca, prostat kanserinin önlenmesi
tedavisinde, göz iltihaplarının sterilizasyonunda, merhem yapımında ve
özellikle beyin kanseri tedavisinde etkin olarak kullanılmaktadır.
Almanya’daki Nazi zulmünden kaçarak Türkiye’ye sığınan,
İstanbul ve Ankara Üniversiteleri Hukuk Fakültelerinde 20 yıl öğretim üyeliği
yapan, bu süre zarfında aynı zamanda bir çok yasanın kodifikatörü olan, Ticaret
Yasası’nın oluşturulmasındaki katkıları ve özellikle Medeni Kanun ile Ticaret
Kanunu arasındaki ikiliğin giderilmesinde önemli katkılarda bulunan, Türk
hükümetlerine çeşitli konularda danışmanlık yapan ünlü Hukukçu Ernst E. Hirsch,
‘‘Türk öğrencilerine öğrettiği yasa hukukunun sosyal yaşamı neredeyse hiç
etkilemediğini ve sosyal yaşamın hala eski doğu hukuku zihniyetinde sürdüğünü”
söyleyerek, Hukuk ve Toplum, Hukuk ve Sosyoloji ilişkisine dikkat çekmiştir.
Hukukun idealliği ile hukukun realitesi teorisi de işte tam da buradan
doğmuştur.
Hukuk, toplumsal sistemin veya toplumsal yapının diğer
öğelerinden ayrı, soyut bir unsur değildir.
Sosyolojiden soyutlanmış yasa boştur, yasadan soyutlanmış
sosyoloji ise kördür. Bu gerçeklik hukukun her türlü problemini hukukun
kendisinde aramak ve hukukun kendi içinde çözmek isteyen salt hukuk görüşünün
geçersiz olduğunu ortaya koymaktadır.
Çünkü hukuk, her toplumun ekonomik, siyasal ve kültürel
şartlarına, yaşam biçimine, dünya görüşüne, düşünsel yapısına, geleneklerine ve
göreneklerine göre farklılık gösterdiği gibi, aynı toplumda zaman içinde de
değişiklik gösterir. Yazılı olan ve olmayan kuralları bünyesinde barındıran
hukuk, yazının icadından önce doğal olarak yazılı kurallar bütünü anlamına
gelmediği gibi, yazının icadından sonra da sadece yazılı kurallar bütününü
ifade etmez. Toplumsal sistem içinde yazılı kuralların ve yazılı olmayan
kuralların yeri ve önemi, zamana ve yere göre değişir. Bir toplumun hukuk
düzeni, çoğu zaman zannedildiği üzere, sadece yasama organı tarafından veya
bilinçli insan müdahalesiyle oluşturulan kurallardan oluşmaz. Söz konusu
düzenin unsurları arasında yazılı kurallardan başka, yargı organlarının
kararları, yazılı olmayan genel hukuk ilkeleriyle örf ve adet kuralları da
bulunur.
Çoğu zaman çoğu ülkede görülen hukuk disiplinlerinde deformasyonun
nedeni, hukuk sosyolojisinin az gelişmişliğinden kaynaklandığını düşünmekteyim.
Çünkü, Hukuk insanın bireysel ve toplumsal gerçeklikleri ile direkt ilgili iken
ve hukuk sosyolojisi gerçek ile çok sıkı ve yakinen sürtüşmesi gereken bir
disiplin iken, hukuku yaşadığı toplumun çelişkilerinden uzak ve bağımsız gören
bir bakış açısı eksik ve yanlış olacaktır. Hukuk bu bakış açısı ile işlerse bir
yerden sonra işlevsiz ya da olması gerekenden daha az işlevli bir hale
gelecektir.
Hukuk ile sosyolojinin anlattığımız vazgeçilmez ve görmezden
gelinemez ilişkisi kadar hukuk ve siyasetin de birbiri ile vazgeçilmez ve göz
ardı edilemez ilişkileri ve etkileşimleri vardır.
Siyaset ile hukuk arasında, yalnızca hukukun siyaset için
taşıdığı anlam değil, fakat aynı zamanda siyasetin de hukuk içindeki anlam ve
önemi bakımından karşılıklı bir ilişki ve etkileşim mevcuttur.
Hukuk Devletini oluşturan düzenlemeler ve disiplinin
siyaseti oluşturan yasama ve yürütme organlarının aldığı ve uyguladığı kararlar
ile gerçekleştiği kabulü karşısında başka bir türlü bir düşünce elbette
gerçeklikten uzak kalacaktır.
Ülkemiz veya dünyada sadece uzak geçmişte değil yakın
geçmişinde de yaşananlar dahi bireysel ve toplumsal gerçeklik ve siyasetten
soyutlanmışlığın hukukun gelişimini ne kadar olumsuz etkilediğini
göstermiştir.
Siyasetin karşısında hukukun, insan hakları ve hukuk devleti
için bir güvence olduğu artık yadsınamaz bir gerçektir.
Ancak bu yadsınamaz gerçeklik Siyaset ve Hukukun birbiri ile
düzensiz ve çarpık ilişkisinin tek sonucunun sadece tek yönlü Hukuk Devleti ve
İnsan Hakları sınırlamasından bağımsız siyasal yapıların Nazi Almanyası veya
SSCB tecrübesi gibi diktatöryel sonuçlar doğurması olduğu değildir.
Hukuk aynı zamanda Siyasal Gücün elinde toplum üzerinde bir
baskı ve dizayn aracı, toplumsal mühendislik aracı olarak ta kullanılmıştır.
Hukuk ve siyaset arasında düzensiz ve olumsuz etkileşim ve ilişkinin
anlattığımız şekilde bu iki yönlü tehlikesi mevcuttur.
Hukuksal düzenlemeler ile bir toplumsal mühendislik çalışması
ile toplum düzeninde adil bir hukuk sisteminin yerleşmesi de mümkün olmayacak,
hukuk toplumun sosyolojisi ile çatışacak ve hukuk bizatihi toplumsal
düzensizliğin kaynağı ve sebebi olacaktır. Dünyanın ve ülkemizin yakın geçmişi
bu duruma en güzel ve taze örnek olarak halen hafızalardadır.
Hal böyle iken, İnsanın bireysel ve toplumsal hayatı ile
birebir ilgili olan Sosyoloji, Hukuk ve Siyasetin birbirlerinden bağımsız,
etkileşimsiz olduğunu söylemek, eşyanın tabiatına aykırı, saflık ve aymazlıktan
başka bir şey değildir.
Her millet, her inanç ve her devlet çeşitli semboller ile
birbirinden ayrıştırılır.
Yer yüzünde halen mevcut olan her ne kadar BM tarafından
tanınan 192 devlet olsa da aslında bilinen ülke sayısı 236’dır ve her birisinin
bayrağı diğerinden farklıdır.
Pagan inancına kadar uzanan sembolizm halen yer yüzünde
milletleri ve devletleri birbirinden ayırdığı gibi dinleri ve inançları da
ayrıştırır. Çoğu Müslüman ülke de, Osmanlı bakiyesinde kurulan devletlerdir.
Bayraklarında ay ve yıldız vardır. Haçlı ordularına katıldıklarını bildiğimiz
pek çok Hristiyan devletin de bayraklarındaki haç sembolü bu yüzdendir.
Bayraklar o ülkenin beka ve hedeflerini de gösterir. Bunlardan en meşhurunun
İsrail bayrağı olduğunu söyleyebiliriz.
Yahudi ulusunu simgeleyecek bir bayrak şeklini ilk öneren
Theodor Herzl’in halefi ve yakın arkadaşı Dr. David Wolfson, şuan ki İsrail bayrağının
mimarıdır. Beyaz zemin üzerine altta ve üstte iki mavi şerit ve ortasında
Siyonist yıldız vardır. Bu iki mavi şeridin İsrail’in rüyası diyebileceğimiz
Arz-ı Mevud’u temsil ettiğini söylemek yanlış olmaz. Yani Nil nehri ve Fırat
nehirlerini temsil eden bu iki mavi şeridin ortasında Siyonist Yahudi yıldızı
yer alır. Bayraktan çıkartılan derin mana ise Nil ve Fırat’ın arası Yahudilere
vaat edilen topraklardır. Ancak tarihi süreçte baktığımızda 1975 Kıbrıs Barış Harekâtından
sonra 15 Kasım 1983 yılında bağımsızlığını ilan eden Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti’nin bayrağında da benzer bir sembolizm göze çarpar. Beyaz zemin
üzerine altta ve üste iki kırmızı şerit ve ortada anlı şanlı Ay-Yıldızımız
vardır. KKTC bayrağı aslında İsrail’in Arz-ı Mevuduna bir cevap değil de nedir.
Sembolizm çok daha eskilere gider aslında. Mesela Anadolu
coğrafyasında kurulmuş pek çok eski medeniyet birbirinden kullandıkları
sembollerle ayrılır. Sümerler, Etiler, Firigler ve diğerleri. Her devlet halen
paraları üzerine halklarınca önem atfedilen sembolleri basarlar.
Manavgat Halk Kütüphanesi Müdürlüğü, Gazi Mustafa Kemal
Atatürk’ün ebediyete intikalinin 73. Yıl dönümünde Gazi’nin ömrü boyunca
okuduğu ve analiz ettiği toplamda 3997 kitap olduğuna dair bir açıklama yaptı.
Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün en önemli
araştırmalarından biriside Türklerin kökenidir. MU kıtası çalışmaları halen
Anıtkabir Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. Cumhuriyetin kuruluşunda tek parti
olarak var olan Cumhuriyet Halk Partisinin logosunda ki kırmızı zemin üzerine
beyaz 6 oklu bayrak, bizzat Atatürk’ün talimatıyla İsmail Hakkı Tonguç
tarafından Cumhuriyetin 10. yılında yani, 1933 yılında tasarlanmıştı. Parti
tüzüğüne göre Atatürk’ün 6 ilkesini temsil ettiği yazılsa da aslında sembolizm
açısından incelendiğinde 4. okun arka kısmının çentikli olmasının sebebini
Atatürk dışında CHP’nin üst yönetimi bile bilmiyordu. Yıllar sonra bu soruyu
cevaplayan dönemin CHP Genel Başkan Yardımcısı Adnan Keskin, çok emin olmamakla
birlikte söz konusu okun, Laikliğe bir vurgu olduğunu söylemekle yetiniyordu.
Peki ya gerçek neydi?
Atatürk’ün 10. Yıl Nutku’nu “Ne Mutlu Türküm Diyene”
şeklinde bitirdiğini düşünürsek ve Türklerin kökeni üzerine yaptığı
araştırmaları dikkate alırsak ortaya başka bir kavramın çıktığını görmek
gerekebilir.
Türkler, Oğuz Boyları olarak üç ok ve boz ok olmak üzere 2
ana kola ve sonrasında her ana kol 3 ana kola ayrılarak toplam 6 ok üzerinden
dünyaya yayılmıştır. Aslında Atatürk’ün 6 ok olarak çizdirdiği CHP logosu Oğuz
Boylarını temsil eder dersek sanırım yanlış olmaz. Zira 4. okun arkasındaki
çentik ise bu tezimizi daha da güçlendirir. Mete Han (hedefe giderken) ıslık
çıkaran bir ok imal etti ve tarihte ıslık çalan ok olarak bilinen bu okun adı
Çavuş Okudur. Eğer ki CHP logosundaki
arkası çentikli ok Mete Han’ı temsil ediyorsa CHP logosu bugüne kadar
bilinenden çok daha derin bir mana taşımaktadır.
Özetle Gazi Mustafa Kemal Atatürk diyor ki “Biz Devleti Oğuz
Boyları ile ve Oğuz Han töresi üzerine kurduk.”
Peki 1938 sonrasında CHP’ye ne oldu. Nasıl bu çizgiden
çıktı, yozlaştı ve nasıl ele geçirildi. Milliyetçi Hareketin Başbuğu Alpaslan
Türkeş’in 1969 kongresinde “CHP Atatürk’ün izinden gitseydi ayrı bir parti
kurmazdım” sözü aslında CHP’nin tarihsel varlığından ve kuruluş ilkelerinden
çoktan uzaklaşmış olduğunu göstermez mi?
CHP’nin şuan ki Sayın Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu acaba
bu 6 okun özdeki manasını gerçekten biliyor mu. Ya da 4. okun neden çentikli
olduğunu biliyorsa izah etmemesinin sebebi ne?
Velhasıl, CHP’nin logosu bir tasarım değildir. 2200 yıllık
bir devletin sembolüdür. Keşke CHP bu kadar anlamlı bir logonun hedeflediği
yoldan sapmasaymış.
Trump’ın birbiriyle çelişen görüşlerine, verdiği sözlere
kısacası askerî ve siyasi stratejisine güven verilemeyeceği ortaya çıkmış
bulunuyor.
Nitekim; “Trump yine şeytani planlar peşinde”, “İran’dan
sonra Türkiye mi namlunun ucunda”, “ABD’nin tuzağına yine düşmeyelim”, “ …Ve
ABD’nin tuzağına düşüyoruz” başlıklı yazılarımızı hatırlatmamız icap ediyor.
Hatta dün ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton’un Türkiye bizden tam mutabakat
almadan Suriye’ye bir harekâtta bulunamayacağına dair ültimatomu andıran
sözleri her şeyi açıkça gösteriyor.
Uzun yıllardan beri kim “Başkan” olursa olsun ABD’nin Orta
Doğu’daki asıl hedefi, petrol ve İsrail’in güvenliğini korumakla özetleniyor.
Afganistan’ı “kule” gibi kullanan ABD, petrol ve enerji
yollarının denetiminin yanı sıra İsrail’in güvenliği için her türlü siyasi ve
askerî planı devreye sokmaktan asla vazgeçmiyor.
Hatta terörist örgütleri bile yanına alarak daha doğrusu
kullanarak bölgeyi kana bulamaktan çekinmiyor.
Oysa, sözde “Arap Baharı”nın proje babaları ne demişti, ne
oldu ve neler oluyor.
Her ne kadar, bölgeden çekileceğini beyan ediyorsa da,
ABD’nin parmağı daima dolanıyor.
Bir yerde İsrail’in mutlak güvenliği için; Suriye ve Irak’ın
Kuzeyi’nin üzerinde tehlikeli planlar ve operasyonlar sürerken, Irak ve
Suriye’nin parçalanması Türkiye’yi tehdit, İran’a askerî müdahale gündemden
kalkmıyor.
Tabii ki; Orta Doğu anılınca, akla petrol, gaz, su kısacası
“enerji” geliyor.
Bir bakıma Orta Doğu bu kaynaklarıyla süper güçlerin her
zaman iştahını açıyor dünyanın başına “bela” kesiliyor.
Orta Doğu’yu “siyasal” dayatmalar hatta tarihî istemler ve
iştahlar daha da gizemlendiriyor.
Son senelerde, Suriye ve Irak’ta akıtılan kan bölgeyi daha
da tehlikeli hale sokuyor.
“Enerji” ve çatışmalar bütün ağırlığıyla bir yana
bırakılırsa Filistin ve İsrail’in anlaşmazlığı yıllardan beri Orta Doğu’ya hem
diplomatik hem askerî damgasını vuruyor.
Filistin ve İsrail düşmanlığının en önemli faktörünü
Kudüs’ün teşkil ettiği de bütün dünyada kabul ediliyor.
Kudüs’ün, üç dinin de şehri olduğu biliniyor.
Ne var ki, özellikle İsrail bunca insan kaybına rağmen
Kudüs’ten asla vazgeçmiyor.
Gerçekten de Kudüs, hem Orta Doğu’nun hem de
İsrail-Filistin’in “mihenk taşı”nı oluşturuyor.
Kudüs’ün konumunu, ağırlığını ve üç din üzerindeki etkisini
kavramadan, kabul etmeden barışı düşünmemek gerekiyor.
Bir yandan askerlerimiz yıllar sonra yine Suriye’de
çarpışırken ve yeni cephelerden bahsedilirken diğer yandan Kudüs’ten yükselen
acı çığlıklar sanki tarihi çağrıştırıyor.
Tayyar Arı’nın kapsamlı “Orta Doğu” eserinde, Kudüs’ün önemi
şöyle açıklanıyor;
“Orta Doğu bugün, dünyada insanlığın tamamına yakınını
kapsayan üç büyük dinin doğduğu yer olması açısından önemlidir.
Yahudilerin ilk yerleşim yerleri, ilk kurulan Yahudi
devletinin başkenti ve Hz. Süleyman Mabedi’nin burada bulunması gibi nedenlerle
Yahudiler için oldukça önemli olan Kudüs, diğer dinler açısından da en az bu
kadar önemlidir ve dolayısıyla bu açıdan bakıldığında stratejik bir değer
taşımaktadır.
Çünkü İsrailoğulları kendi tarihsel kökenlerini buraya
bağlarken; Beytüllahim’de (Betlehem) doğan ve Nasıralı (Nezareth) olarak
bilinen Hz. İsa da Peygamberliğin başlamasından (M.S. 27) çarmıha gerildiğine
inanıldığı M.S. 30 yılına kadar Kudüs’te yaşamıştır.
Kur’an’da adı geçen peygamberlerin yaşamış olduğu yer
olmasının dışında Miraç olayının da gerçekleşmesi Kudüs’ün (ve özellikle
Mescid-i Aksa, El-Aksa veya Harem-i Şerif) Müslümanlar açısından da ayrı bir
değer ve öneme sahip olmasına neden olmaktadır. Ayrıca Kudüs, İslamiyet’in ilk
yıllarında bir süre için de olsa (Hicret’ten iki yıl sonra 624’e kadar)
Müslümanlar için kıble işlevi de görmüştür.
Halife Hz. Ömer’in 637’de Yermuk savaşında Bizanslıları
yenmesi üzerine bölge Müslümanların egemenliğine geçmiş ve Hz. Ömer, Kutsal
Mabedi diğer adıyla Mescid-i Aksa’yı tamir ettirmişti.”
Ve en son; ABD’nin terör örgütleri kuracağını, besleyeceğini
ve destekleyeceğini bilmek akıllara durgunluk veriyor.
Anlaşılan odur ki; Kudüs-Şam-Bağdat üçgeninde ateş
sönmüyor..
Sevgili Bir Portre okurları, yeni bir sayıda daha sizlerle
beraber olmanın haklı gururunu yaşıyorum.
Din evrenseldir.
Ahkam-ı diniye herkesi kapsar ve kimse istisna değildir.
Hiç kimse, grup, cemaat, tarikat vb. yapılar dinin sahibi
değildir.
İslam, sadece “İslamcıyım” diyenlerin de değildir.
A cemaatinin, B tarikatının, C ilahiyatçısının tekelinde hiç
değildir.
Ve aynı zamanda hiç kimse kendini dini otorite ve hüküm
verici konumunda da göremez.
Dinin sahibi Allah’tır.
Hal böyleyken son zamanlarda, çok ciddi tehlike ve sosyal
sorun içeren din referanslı yorum, hüküm ve infaz söylemleri işitiyoruz.
Birileri kalkıp başka birileriyle ilgili dini muhakeme,
muaheze ve hatta katli vaciptir gibi hüküm içeren dini kararlar alabiliyor.
Bir yazarı, gazeteyi, grubu açık hedef haline getirebiliyor.
Adeta kendini Allah’ın yerine koyarak, kerameti kendinden
menkul hükümler verebiliyor.
Yaptığı her türlü gayrı insaniliğe, dini söz ve söylemlerle
kılıf bulmaya çalışabiliyor.
Din-akıl ilişkisini göz ardı edebiliyor.
Birileri, kendini dinin sahibi gören kimilerince, toplumsal
linçe maruz kalabiliyor.
Ve ne acıdır ki; ne diyanet kurumundan ve ne de devletten bu
konuda yeterli tepki ve uyarı gelmiyor.
Bu öyle bir durum ki; toplumsal dokuyu altüst edecek,
bireyler arası husumeti tetikleyecek ve sonucu cinayetlere varan vahameti
barındıracak tehlike kıvılcımıdır.
Dinsel husumet ve karşıtlığın körüklenmesi ancak ve ancak
İslam’ın gerçek hükümlerini yok saydırır ve dini dinden uzaklaştırır.
Din adına çıkıp, birilerini toplumun önüne atanlar, en büyük
kötülüğü dine yaparlar.
Peygamberimiz; “Muhakkak ki, ancak ben güzel ahlakı
tamamlamak için gönderildim” buyuruyor.
Güzel ahlak nedir.?
Kuran ahlakıdır.
O nedir.?
“İyi insan” olmaktır.
“İyi insan” kimdir.?
Zulmetmeyen, zalimlik yapmayan, kul hakkına riayet eden,
insanlara iyi davranan, iyiliğe yakın kötülüğe uzak olmaya çalışandır.
Ama günümüzde “iyi insan” olmayı unutuyoruz, göz ardı
ediyoruz.
Bu durum ise, dini maske olarak kullanma eğiliminde olanları
öne çıkartıyor.
Geldiğimiz noktada din, en çok konuşulan konulardan birisi
haline gelmiştir.
Ne acıdır ki din; yalana, dolana, talana, bencilliğe, ahlaki
deformasyona, yozlaşmaya, başkalarının hakkını gasp etmeye kamuflaj gibi
kullanılır hale gelmiştir.
Hasımları suçlamak için kullanışlı ve dokunulmaz bir gerekçe
gibi kullanılmaktadır.
Allah korkusu olmayan, ahlakiliği unutulmuş bir din icat
olup pratize edilmeye başlanmıştır.
Yüce, ulvi, evrensel, insani, ahlaki her türlü derinliğe
sahip din; kişisel emellerin maksimize edildiği, ekonomik edinimlerin
meşrulaştırıldığı, haramın helalleştirildiği, dilden düşmeyen ama sadece sözden
ibaret bir “kutsal olgu”
haline gelmiştir.
Din; “Yahu ne diyorsun sen, adam abdestinde namazında”
diyerek kişilerin yüceltildiği, tercih edildiği, muteber sayıldığı bir
görsellik ve şekilciliğe alet edilmiştir.
Keza; “namaz, niyaz yok, o kişi beynamaz. Ondan bir halt
olmaz” söylemiyle birilerini, şeytanlaştırma, kafirleştirme, hiçleştirme
şeklinde bir infaz kılıcı gibi kullanılmaya başlanmıştır..
Birileri Allah’tan vekalet almış gibi, iman ölçmeye
başlamış, dinsel kategorizasyon içinde insanları sınıflandırma hakkını kendinde
görebiliyor.
“O ehli dünya,
Filan kafir gibi,
Falanca Cuma’ya gitmiyor,
Şu kişinin abdesti-namazı yok,”
gibi söz ve söylemlerle, kendi doğuştan günahsız ve dini
kurallardan müstesnaymış ve kendisine ahkam yetkisi verilmiş gibi; asıyor,
kesiyor ve ilahi(!) yargıya varabiliyor.
Eğer yanılıp yazılıp; “kardeşim iyi hoş bunları diyorsun da,
bunun dindeki kaynağı ne” desen, işte bittiğin andır.
“Sen kim oluyorsun da dinin hükmünü soruyor, sorguluyor ve
tartışıyorsun” diye ağzını açtığına pişman ediliyorsun.
İnancınla ilgili kendinden kuşkuya düşer hale geliyorsun.