12.2 C
İstanbul
Cuma, Nisan 10, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 113

Akfen en büyük yeşil enerji kredisini aldı

Türkiye’nin 5 bölgesine 530 milyon dolar değerinde 378 MW gücünde tamamı yerli ve yenilenebilir 13 rüzgar ve güneş enerjisi santrali kurmak için yerli – yabancı 6 bankanın güçlerini birleştirip ‘Türkiye’nin en büyük yeşil enerji kredisini’ sağladığı Akfen Yenilenebilir Enerji, iki prestijli ödülün sahibi oldu. Akfen Yenilenebilir Enerji, “2019 Türkiye Bonds & Loans Ödülleri”nde “En İyi İhracat Finansmanı Kredisi” (ECA/Export Finance Deal of the Year) ödülü alırken, şirket “En İyi Doğal Kaynaklar Finans Kredisi” (Natural Resources Finance Deal of the Year) kategorisinde ikincilik ödülüne layık görüldü.

5 bölgeye 530 milyon dolar değerinde 13 rüzgar ve güneş enerjisi santrali kurmak için yerli – yabancı 6 bankadan 363 milyon dolarla ‘Türkiye’nin en büyük yeşil enerji kredisini’ alan Akfen Yenilenebilir Enerji’ye ödül yağdı. Akfen Yenilenebilir Enerji, Türk sermaye piyasaları ile finans sektörünün en saygın ödüllerinden biri olarak kabul edilen “2019 Türkiye Bonds & Loans Ödülleri”nde “En İyi İhracat Finansmanı Kredisi” (ECA/Export Finance Deal of the Year) ödülünü alırken, “En İyi Doğal Kaynaklar Finansman Kredisi” (Natural Resources Finance Deal of the Year) kategorisinde ikincilik ödülüne layık görüldü.

Rüzgar, güneş ve hidroelektrik olmak üzere sadece yerli ve yenilenebilir kaynaklardan enerji üretmeye odaklanan ve bu alanda 2020 yılına kadar 1000 MW’lık “temiz kurulu güce” ulaşmayı hedefleyen Akfen Yenilenebilir Enerji, 530 milyon dolar değerindeki güneş ve rüzgar enerji projeleri için Türkiye’nin en büyük yeşil enerji kredisini alan kuruluş olarak öne çıktı.

Beyin geri dönüşüm’e öncelik vermeliyiz

Bir önceki sayımızda, “Geri kazanımda başarıyı hepimiz seferberliğe katılırsak başarırız” başlıklı bir köşe yazısı kaleme almıştım.

Emlak Konut A.Ş. tarafından özel bir taşeron firmaya inşa ettirilen siteye, 1 milyon lira üzerinde bir bedelle kurulan geri kazanım ve yağ ayrıştırma sisteminin çürümeye terk edildiğinden bahsetmiştim.

Milyonlarca lira ödenerek milli servetin çürümeye terk edilmesine mi üzülsem yoksa yazdığım yazıda belirttiğim konuları bakanlık ve resmi kurumlara bildirdiğim halde sorunun görmezden gelinmesine mi üzülsem bilemedim. Ama üzülmeyi bırakın kahrolma noktasına geldiğimi bilmenizi isterim.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan hanımefendinin himayelerinde yürütülen ‘Sıfır Atık Projesi’nin ülkemize ve insanlığa ne kadar çok faydası olduğunun hepimiz bilincinde olsak ve bu amaçla milyonlarca liralık makinaları çürümeye terk etmek yerine geleceğimize katkıda bulunmak için çalışmalar yapsak daha isabetli olmaz mı?

Ne oldu bize, ne oldu böyle, eskiden böyle değildik. Şimdi ne oldu?

Milli servetin çöpe atılmasıyla alakalı Emlak Konut A.Ş’nin üst düzey yöneticilerinden Hasan Saka ile yaptığım görüşmede bu sorunu gündeme getirdim. Kendisi bu sistemi sakinlerin kullanamadığını ve geri dönüşüm sistemine büyük ölçülü tenekeler atıldığı için kurulan ünitenin çalışmadığını belirtti.

Evet Hasan Saka’nın söyledikleri doğru olabilir ama bu sistem Avrupa’nın çöpe attığı bir sistemdir.Milyonlarca liraya yapılan geri dönüşüm ünitesi ile alakalı yapım aşamasında gerekli fizibiliteler yapılsaydı şu an milli servetin çürümeye terk edilmesinin önüne geçilebilirdi.

Geçtiğimiz ay İsviçre, Fransa ve Almanya’da 11 günlük yaptığım iş gezisinin 3 gününü geri dönüşüm sistemleri ve işleyişlerini inceleyerek geçirdim.

Geri dönüşüm konusunda bizim bildiğimiz ve gördüklerimizden çok farklı bir sistem var. Bizde atık geri dönüşüm dediğimizde aklımıza hurdacı tabir edilen kağıt toplayıcılar gelirken, Avrupa’da geri dönüşümü meslek haline getiren hurdacılar yerine kendilerini gönülden geri dönüşüm elçileri olarak gören tüm insanlar karşımıza çıkıyor.

Biz makinalarla geri dönüşümde % 5’lik bir başarı yakalarken, Avrupa bu işi insanlığa çevre bilinci aşılamakla başarmış ve ardından yakalanan başarıyı değişik yöntemlerle ödüllendirmektedir.

Biz ise çevre bilinci aşılamadan plastik şişeyi makinaya at karşılığında akbil kazan gibi uygulamalarla farklı ve yanlış bir yol izliyoruz.

İsviçre’nin caddelerinde her apartmanın veya sitenin çöp alanlarında düzenli bir şekilde paketlenmiş, iple bağlanmış kağıtları, plastikleri ve camları görüyoruz.

Geri dönüşüm konusunda başarıyı yakalamak istiyorsak, beyin geri dönüşümüne el atmalıyız.

Böylece israftan uzak atalarımızın fazilet ve erdemini bedenlerimizle yeniden birleştirebiliriz.

Enerjimiz daim, gelecek kazanımlarımızın sürekli olması temennisiyle.

Enerjisa hedeflerini aştı

Elektrik dağıtım ve perakendeciliğinde Türkiye’nin lider şirketi Enerjisa Enerji’nin Faaliyet Gelirleri 2018’de geçen seneye kıyasla %50 büyüme ile 3,8 milyar TL’ye ulaşarak, 3,0- 3,3 milyar TL hedefinin büyük ölçüde üzerine çıktı.

2018’de Enerjisa Enerji’nin Baz Alınan Net Karı, %40 artışla 730 milyona çıkarken, temettü önerisi bir önceki yıla göre önemli bir reel büyüme sağlayarak, hisse başına 40 kuruş olarak belirlendi.

Sabancı Holding ve E.ON iştiraki olan Enerjisa Enerji, mali tablolarını açıkladı. Elektrik dağıtım ve perakende satışında Türkiye’nin lider enerji şirketi Enerjisa Enerji, 2018 yıl sonunda 3.845 milyon TL konsolide faaliyet geliri yaratarak, gelirlerini geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 50 artırdı. Böylelikle, Şirket 2018 için belirlemiş olduğu 3,0 -3,3 milyar TL Faaliyet Gelirleri hedefini büyük ölçüde aştı. Enerjisa Enerji’nin baz alınan net karı 730 milyon TL‘ye yükseldi.

2018 yılında Türkiye’nin TL bazında en büyük özel sektör halka arzı gerçekleşti

Enerjisa Enerji 8 Şubat 2018 tarihi itibariyle Borsa İstanbul’da işlem görmeye başladı. Hisselerinin %20’si halka açıldı ve talep toplama sürecinde yüksek yatırımcı ilgisi görerek toplamda 4,8 kat talep alındı. Sabancı Holding ve E.ON’un eşit ortak hisse satışı yoluyla gerçekleşen Enerjisa Enerji’nin halka arzı, Türkiye’nin TL bazında en büyük özel sektör halka arzı olarak tarihe geçmenin yanı sıra, elektrik dağıtım ve perakende sektöründe de özel sektör için bir ilk oldu. Bu anlamda, Enerjisa Enerji, Türkiye ekonomisine değer yaratırken, bir yandan da enerji sektörünün kurumsallaşması bakımından da çok değerli bir adım attı.

Etkin risk yönetim politikaları geliştiriyoruz

Enerjisa Enerji CFO’su Sascha Bibert, “Enerjisa Enerji olarak, uzun vadeli ve sürdürülebilir başarı elde edebilmek için, makroekonomik trendleri ve regülasyon değişimlerini her dönem yakından takip ederek, etkin risk yönetim politikaları geliştiriyoruz. Bu sayede, Şubat 2018’de gerçekleşen halka arzımızı takiben, başarılı finansal ve operasyonel performansın devamını sağlayarak 2018 yılında hedeflerimizi aştık ve hissedarlarımız için reel bir büyüme yarattık. Bu başarıda en büyük katkı kuşkusuz çalışanlarımızındır. ” dedi.

Büyük yok oluşa neden oluyor

Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi’nin (İPM) düzenlediği Doğa ve İklim Söyleşileri’nin ikinci konuşmacısı Berlin Doğa Tarihi Müzesi’nde doktora sonrası araştırmacı olarak görev yapan Emrah Çoraman oldu. “Antroposen’in Geleceği: İklim Değişirken Genler, Türler, Ekosistemler” başlıklı söyleşide konuşan Çoraman, “İnsan tarafından yapılan doğa tahribatı ve iklim değişikliği türlerin yok oluş hızını arttırdı, bu da altıncı büyük yok oluşa neden oluyor” dedi

Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi’nin (İPM) doğa koruma ve iklim değişikliği alanında çalışan araştırmacı, akademisyen ve sivil toplum gönüllülerini buluşturan Doğa ve İklim Söyleşileri’nin ikincisi “Antroposen’in Geleceği: İklim Değişirken Genler, Türler, Ekosistemler” başlığı altında gerçekleşti. Çevre ve iklim alanlarını çok disiplinli bir anlayışla buluşturmak amacıyla düzenlenen Doğa ve İklim Söyleşileri, farklı konuşmacılarla iki ayda bir yapılıyor.

Doğa ve İklim Söyleşileri’nin ikinci konuşmacısı, Berlin Doğa Tarihi Müzesi’nde doktora sonrası araştırmacı olarak görev yapan Emrah Çoraman oldu. Uzmanlık alanı yarasalar ve mağara ekosistemleri olan ve türlerin evrimsel tarihini araştıran Çoraman; evrim, iklim, türlerin gelişimi ve yok oluşu, insanların doğaya ve biyolojik çeşitliliğe etkisi ve en önemlisi de Antroposen Çağ’dan bahsetti.

İstanbul Politikalar Merkezi’nden Ümit Şahin’in moderatörlüğünde gerçekleşen söyleşide Çoraman, “İnsan tarafından yapılan doğa tahribatı, türlerin yok oluş hızını arttırdı. Soyu tükenen türlerin sayısı o kadar hızlı artıyor ki, bilim insanları bunun altıncı büyük yok oluşa neden olacağını düşünüyor. İşin daha da can alıcı kısmı, şu andaki gidişatta iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin henüz tam olarak devrede olmaması. Yakın gelecekte iklimin daha da ısınması, canlı türlerinin büyük kısmını ortadan kaldırabilir” temasına vurgu yaptı.

Çoraman, insan kaynaklı iklim değişikliğinin pek çok canlı türünün yaşayabilmesi için uygun koşulları ortadan kaldırdığını ifade ederek, “İklim değişikliği, neredeyse bazı tür hayvanların keşfedilmesinden iki hafta sonra yok olmasına neden oluyor. Memeli ve kuşlarda bu kayboluşun daha çok farkına varıyoruz. Kayboluşlarının farkına varamadığımız böcek amfibiler ise besin zincirinin bozulmasına neden oluyor. Biyoçeşitliliği korumak zorundayız.” dedi.

Hemen Panik Olmamız Gerekiyor

Biyocoğrafya üzerine çalışmalar yürüttüğünü ifade eden Çoraman, geçmişte yaşanan çevre koşullarındaki değişimlerin türleri nasıl etkilediğini anlattığı konuşmasında günümüzdeki iklim değişikliğinin de türleri nasıl etkilemekte olduğuna dair örnekler sundu. Çoraman, söyleşide, kendi araştırmaları ve çalıştığı doğa tarihi müzesindeki deneyimlerinden yola çıkarak altıncı büyük yok oluş ve iklim değişikliği konularını aktardı ve yok oluşu durdurmanın yollarını tartışmaya açtı. İnsanların olduğu ve olmadığı coğrafyalar arasında ciddi farklar olduğunu belirten Çoraman, insansız coğrafyalarda stabil bir dengede bulunan biyolojik çeşitliliğin insanların bölgeye gelmesi ile ciddi bir düşüş yaşadığını söyledi.

Biyolojik çeşitliliğe olan etkimizin geçen bin yıllar boyunca arttığını, sanayi devrimi ile başlayan Antroposen Çağ’da ise sürdürülebilir olmayan seviyelere ulaştığını belirten Çoraman durumun vahametini bazı istatistikler ile anlattı. Çoraman, Antroposen Çağ’ın en açık belirtileri olarak insanların ortaya çıkışından itibaren yabani memelilerin %83’ünün, deniz memelilerinin %80’inin ve bitkilerin %50’sinin yok olduğunu verdi. Çoraman, insanların doğaya artan müdahalesinin yeryüzünde çok büyük değişiklere yol açması ile tanımlanan Antroposen Çağı’nın daha da çarpıcı bir belirtisi olarak bugün dünyada yaşayan memeli hayvan kütlesinin %60’ının çiftlik hayvanı, %36’sının insan ve sadece kalan %4’ün doğada yaşayan yaban hayvanları olduğunu belirtti.

Yaşayan Gezegen Endeksi’nin verilerinden bahseden Çoraman, “Türlerin azalma sebepleri inceleyen endekse göre şu ana kadarki yok oluşlarda iklim değişikliğinin etkisi %7 seviyesinde, yani iklim değişikliğinin etkisi henüz birinci sıralarda olmasa da büyük bir yok oluş meydana geliyor. Bu, önümüzdeki yıllarda küresel ısınmanın etkisiyle yok oluş sürecinin giderek hızlanacağı anlamına geliyor.” dedi.

Hibrit araçlara yeni motor yağı

Total, elektrikli ve hibrit araçlar için geliştirdiği yenilikçi soğutma ve yağlama ürün serisi lansmanı ile elektrikli mobilite konusundaki kilit rolünü sağlamlaştırıyor. Total Ar-Ge ekiplerinin önemli çabaları sayesinde üretilen ürünler, bu yeni motor türlerinin çeşitli bileşenlerinin soğutma ve yağlama ihtiyaçlarını karşılamak ve kullanım ömürleri boyunca en iyi durumda kalmalarını sağlamak üzere özel olarak geliştirildi.

Araç üreticileri için iki yeni ürün serisi bulunuyor: hafif ticari araçlar için Total Quartz EV Fluid ve arazi araçları, elektrikli otobüsler ve diğer elektrikli ağır ticari araçlar için Total Rubia EV Fluid.

Total Madeni Yağlar tarafından pazara sunulan bu ürün serisi, şarj etme, depolama ve filo yönetimi için halihazırda sunulan çok çeşitli ürün ve hizmetlere ek olarak pazarın en yeni nesil segmentinde önemli bir yer alıyor.

Total Madeni Yağlardan Sorumlu Total Pazarlama ve Servisler Başkan Yardımcısı Philippe Charleux konuya ilişkin “Araçlar üretim hattından çıkmadan önce dolumu yapılan bu yüksek performanslı sıvılar, araçlara servis ömürleri boyunca eşlik edecek ve parça üreticileri, otomobil üreticileri ve son kullanıcılar dahil tüm müşterilerimize fayda sağlayacaktır. Bu proje, teknik üstünlüğümüzün, elektromobilitenin geleceğine ilişkin öngörümüzün ve inovatif yetkinliğimizin güçlü bir göstergesidir.” diyerek açıklama yaptı.

Yeni teknik gereksinimleri karşılamak için geliştirildi

Bu ürün grubu, yüksek devirli elektrikli motor ve şanzımanlara özel olarak çözüm sunmak ve elektrikli akülerdeki fazla ısı oluşumunu kontrol altına almak için geliştirildi.

Nükleer Sanayi ihracatı artıracak

Türk firmaları 500 bin parçadan oluşan nükleer santral projelerine yönelik üretime yönelirse, nükleerden uzay endüstrisine, otomotivden savunmaya kadar katma değerli ürün ihracatına başlayabilir

Nükleer sanayinin Türk sanayicisine katma değerli ürün üretimi ve ihracatında önemli fırsatlar sunduğunu aktaran Nükleer Mühendisler Derneği Başkanı Dr. Erol Çubukçu, nükleer sanayi yatırımlarının Türk sanayisinde yeni bir dönemin başlangıcı olacağını ifade etti.

Her santral en az 500 bin parça demek

Nükleer santral projelerinin yaklaşık 500 bin parçadan oluştuğunu belirten Dr. Çubukçu, Türk firmalarının şu an inşaat, montaj, ekipman gibi alanlarda rahatlıkla yer alabildiğini ancak yerli katkının özellikle katma değerli alanlarda artırılmasının mümkün olduğunu açıkladı. Nükleer alanında kullanılan ürünlerin katma değerli ürün kategorisinde olduğunu ve bu nedenle çok daha yüksek fiyatlarla alıcı bulduğunu bildiren Dr. Çubukçu, Türk nükleer sanayinin gelişmesi halinde katma değerli ürün ihracatında diğer sektörler için rol model olabileceğinin altını çizdi.

Dr. Çubukçu, Türk firmalarının bu alandaki fırsatları değerlendirebilmesi ve sektörün global oyuncularıyla buluşabilmesi için Nükleer Mühendisler Derneği olarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın desteğiyle Ankara Sanayi Odası ile birlikte 6. Nükleer Santraller Zirvesi ve 2. Nükleer Santraller Fuarı’nı düzenlediklerini belirtti. Çubukçu, bu yıl Güney Kore, Almanya, İspanya ve Slovenya başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinden önemli firmaları ve bine yakın ziyaretçiyi İstanbul’da ağırlamaktan memnuniyet duyduklarını belirtti.

Nükleere giriş bileti uzay ve savunma sektörlerinde de kullanılacak

Nükleer santrallere yönelik geliştirilecek kapasitenin sadece bu projelerle sınırlı kalmayacağını; enerji, uzay, savunma, otomotiv, denizcilik, havacılık gibi katma değeri yüksek diğer sanayi kollarında da kullanılabileceğini bildiren Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir, nükleer sanayinin bu yönüyle de ülkemiz için kritik önem taşıdığına vurgu yaptı. Özdebir, “Türk firmaları eğer uluslararası alanda önde gelen firmaların tedarikçi listelerine girebilirse, nükleer sanayide hızla büyüyebilir. Nükleer Santraller Zirvesi ve Fuarı ile Türk firmalarına bu alandaki fırsatlara en hızlı şekilde ulaşabilmeleri için fırsat sunuyoruz” diye konuştu.

Novovoronej-2’de ilk yakıt yüklemesi başladı

Yakıt yüklemesi, santralin VVER-1200 reaktörü ile donatılmış 2 numaralı ünitesinde iş takvimine uygun olarak gerçekleştiriliyor. 163 yakıt demetinin ilk serisi başarıyla yüklendi.

İlk yakıt yüklemesi, reaktörün çalışmaya başlamasını işaret etmesi bakımından büyük bir öneme sahip. Reaktörde ilk kez bir zincir reaksiyonu başlatılmasıyla ilk kritiklik sağlanmış olacak ve reaktörün daha fazla çalışması için gereken temel parametreler belirlenecek. Bundan sonraki aşamalar ise; şebekeye bağlantı, güç yükseliş testi ve ticari işlemlerin başlatılmasını içeriyor.

Rosenergoatom’un Genel Müdürü Andrei Petrov, “Bu işlem, reaktörün çalıştırılmasının başlangıcını işaret ediyor. Bu da, Novovoronej-2’deki 2 numaralı ünitenin yapımı ile ilgili tüm işlemlerin gerçekleştirildiği anlamına geliyor. Daha sonraki operasyonlar üniteyi ilk kritiklik ve elektrik üretimi için hazırlayacaktır. Ünitenin bu yılsonuna kadar ticari faaliyete başlaması planlanıyor” dedi.

ROSATOM’un 3+ nesil PWR tipi reaktörün amiral gemisi olan VVER-1200, dünyanın seri üretimdeki tek 3+ nesil tasarımı olma özelliği taşıyor. Novovoronej-2 NGS’nin 2 numaralı ünitesi, bu seride kurulan üçüncü ünite olarak dikkat çekiyor. İlk ikisi ise; Novovoronej-2 NGS’nin 2016 yılında kurulan 1 numaralı ünitesi ile Leningrad-2 NGS’nin 2017 yılında kurulan 1 numaralı ünitesi şeklinde sıralanıyor. Novovoronej-2 NGS’nin 1 numaralı ünitesinin bu zamana kadar 16,841 milyar KWt/h üretim gerçekleştirdiği biliniyor.

Novovoronej NGS Müdürü Vladimir Povarov ise şunları söyledi: “Novovoronej-2 NGS’nin 2 numaralı ünitesinin çalıştırılması ROSATOM’un 3+ nesil reaktörlerin başarılı bir şekilde inşa ettiğini gösteriyor. Bu sahadaki türünün ikinci reaktörü ve Rusya’daki üçüncüsü. Finlandiya, Macaristan, Bangladeş ve Belarus da dahil olmak üzere birçok yabancı ülke bu teknolojiyi kullanmayı seçti. Genel olarak, şu anda 12 ülkede ROSATOM tarafından geliştirilmekte olan 36 ünite var.”

Önceki nesil VVER güç üniteleriyle karşılaştırıldığında, yenilikçi 3+ nesil VVER-1200 reaktörünün güvenlik alanında ve ekonomik açıdan birçok avantajı bulunuyor. Kapasitesi yüzde 7 artarken, personel sayısı yüzde 30-40 oranında azaldı. Reaktörün ömrü ise iki kat yükseltilerek 60 yıla çıkarıldı ve 80 yıla yükseltilme imkanı bulunuyor.

Tüpraş, teşvik alımında rekor kırdı

Tüpraş, BAMBOO isimli Ar-Ge Projesi ile Avrupa’nın en önemli araştırma ve inovasyon programı Horizon 2020 Programı kapsamında, “Bir Proje ile En Yüksek Teşvik Miktarına Hak Kazanan” Türk sanayi kuruluşu oldu. Türkiye’deki bir sanayi kuruluşunun, Avrupa Birliği Horizon 2020 Ar-Ge ve Yenilik Programı kapsamında, tek seferde, Avrupa Komisyonu’ndan aldığı en büyük teşvik miktarı Tüpraş’ın oldu.

Tüpraş Ar-Ge Merkezi, AB Horizon 2020 programı kapsamında enerji yoğun endüstrilerde kaynak ve enerji verimliliği sağlayacak teknolojilerin ticarileştirilmesini hedefleyen “BAMBOO” projesinin (Boosting new Approaches for flexibility Management By Optimizing process Off-gas and waste use) ortakları arasında yer aldı. %50’si Avrupa Birliği tarafından destekli olmak üzere 2,2 Milyon Avro bütçeli projesiyle Tüpraş, Horizon 2020 programında tek seferde en yüksek teşvik miktarına hak kazanan Türk şirketi oldu.

Tüpraş’ın rafineri uzmanlığı ile enerji sistemleri konusunda Avrupa’nın önde gelen kuruluşlarının uzmanlığının birleştirileceği projede, rafinerideki atık ısı kaynağından elektrik üretimi sağlayan yenilikçi bir ORC sistemi geliştirilecek ve sistemin ilk kullanıcısı İzmir Rafinerisi olacak. Proje kapsamında, Tüpraş İzmir Rafinerisi U-100 Hampetrol Ünitesi’nde “Organic Rankin Cycle (ORC)” teknolojisini temel alan bir enerji üretim tesisi kurulacak ve bu sayede atık ısıdan yaklaşık 1 MW’lık elektrik üretimi gerçekleştirilecek.

Akkuyu Nükleer’e Türk imzası

Rusya Federasyonu Ulusal Nükleer Araştırmalar Enstitüsü Moskova Fizik Mühendisliği Üniversitesi’nde (NRNU MEPhI) nükleer eğitim almak üzere Rusya Federasyonu’na gönderilen ikinci Türk öğrenci kafilesine Moskova’da, diplomaları takdim edildi. Diplomalarını alan mezunlar arasında Vietnam ve Moğolistan gelen öğrenciler de vardı. Resmi diploma töreninde NRNU MEPhI Üniversitesi Rektörü Mikhail Strikhanov, Türkiye Büyükelçiliği temsilcileri ve diğer saygın konuklar yer aldı.

NRNU MEPhI Rektörü Mikhail Strikhanov; mezunların üniversite seçimi ile ilgili olarak, tercihlerini Rusya Federasyonu’nun önde gelen üniversitesinden yana kullanmakla doğru bir karar verdiklerine işaret etti. Mikhail Strikhanov, mezunları bu anlamlı gün vesilesiyle tebrik ederek gelecekte de işbirliği sağlanmasına yönelik dileklerini dile getirdi. Strikhanov, “Aramızdaki işbirliği devam edecektir. Siz de, ülkelerinizde görevlerinizin başındayken MEPhI ile ortak çalışmaları yürütmeye sürdüreceksiniz. Çoğunuzu, ülkelerinizdeki üniversitelerde profesör olarak ve nükleer endüstrinin birer sorumlu çalışanı olarak saygıyla selamlayacağımızı düşünüyorum” dedi.

Akkuyu Nükleer Şirketi İnsan Kaynakları Direktörü Marina Karaseva ise, genç uzmanlara yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Seneler süren eğitim sürecini, sadece dersliklerde değil, Rusya’daki faaliyette olan nükleer santrallerde staj yaparak geçirdiniz. Öğrenmiş olduğunuz Rus dili sayesinde Rusya’daki meslektaş-öğretmenlerinizden aracı olmada deneyim kazanabilirsiniz. Ve en önemlisi, ülkelerinizde Rusya’daki ileri nükleer teknolojileri alanında bilgi sahibi olan sektörün yapı taşları olabilirsiniz. Nükleer santralde çalışma; uzun vadede çok sayıda birbirinden ilginç vazife, aranan meslek sahibi olmayı ve istikrarlı istihdam vadetmektedir.”

Rusya Devlet Atom Enerjisi Kurumu ROSATOM tarafından inşa edilen ve Türkiye’nin ilk nükleer santrali olan Akkuyu NGS için personel yetiştirme süreci Rusya’da 2011 yılından bu yana devam ediyor. Geçen sene mezun olan 35 Türk genç uzman “Nükleer Santraller: Tasarım, İşletme ve Mühendislik” dalında diplomalarını almıştı. Bir sene önce mezun olan ve eğitimleri 6,5 yıl süren mezunların tamamı Akkuyu Nükleer Şirketi’nde çalışıyor. Halihazırda, Rusya’daki yüksek öğretim kurumlarında yaklaşık 140 kişilik Türk öğrenci grubunun personel yetiştirme programı çerçevesindeki eğitimleri devam ediyor.

DemirDöküm’ün başarı hikayesi

Türkiye iklimlendirme sektörüne 65 yıldır öncülük eden DemirDöküm, üniversiteli gençlerle buluşmaya devam ediyor. Radyatörden panel radyatöre, şofbenden kombiye kadar ürettiği her üründe tüketicilerini ilklerle tanıştıran DemirDöküm, İTÜ Yatırım Kulübü tarafından bu yıl 11’incisi düzenlenen uluslararası öğrenci zirvesi GOBİ’nin (Global Opportunities, Business &Investment) oturum sponsoru oldu. DemirDöküm Yönetim Kurulu Üyesi Erdem Ertuna, dünyanın dört bir yanından 100’e yakın yabancı öğrencinin ve şehir dışındaki öğrencilerin de katılımıyla gerçekleşen GOBI etkinliğinde konuşmacı olarak yer aldı.

“Demirdöküm bir başarı sözünün türkiye’deki en iyi hikayelerinden biri”

Cumhuriyetin sanayileşme ve modernleşme hamlesinin itici gücü olarak Koç Holding Kurucusu Vehbi Koç’un 1930’lu yılların başında bir döküm fabrikası kurmayı hayal etmesiyle DemirDöküm hikayesinin yazılmaya başlandığını belirten Erdem Ertuna; “1954 yılında ülkemizin ilk sanayi şirketlerinden biri olarak kurulan DemirDöküm, Türkiye’nin tarihine, gelişimine tanıklık etti. Döküm radyatörden, sobaya, şofbenden fırına, panel radyatörden doğal gaz sobası, kombi ve yoğuşmalı kombiye kadar Türkiye’de sektörüne birçok ilki sundu. VaillantGroup’un yatırımları ile güçlenen DemirDöküm, Bozüyük fabrikasındaki Ar-Ge’si ve nitelikli çalışan gücüyle ürettiği ürünleri, teknolojisini bugün dünyanın 50 ülkesine ihraç ediyor” dedi. 

Konuşmasında dönüşümün iş dünyası için hiç bitmeyen bir maraton olduğuna dikkat çeken Ertuna; “Dünyada şirketlerin yaşam süresinin kısıldığı günümüzde, DemirDöküm kendini yenileyen, dönüştüren bir kurum olmayı başardı. Pazar liderliğini, mevcut bayi yapısını koruyup, geliştirdiği iş modelleriyle iş ortaklarını destekledi. Üretimden satışa, pazarlamadan saha yapılanmasına kadar tüm iş ortaklarımız ve müşterilerimizle, sürekli gelişen teknolojimizden faydalanarak dijital dünyada bir araya geliyoruz. Onları dinliyor, beklentileri doğrultusunda gelecek stratejilerimizi ve yeni ürün ailemizi belirliyoruz. Ürünlerimiz kadar hayata geçirdiğimiz projeler ile ülkemize, iş ortaklarımıza, tüketicilerimize her yıl daha fazla değer katıyoruz. 2010 yılından günümüze benimsediğimiz bu yaklaşım ile marka bilinirliği başta olmak üzere tercih edilme, tekrar satınalma, ciro ve karlılık gibi tüm alanlarda güçlendik. Bir başarı sözünün Türkiye’deki en güzel hikayelerinden biri olan DemirDöküm, bugün Türkiye’de 8 milyon, dünyanın 50 ülkesinde ise yüz binlerce ailenin ilk tercihi olmayı başardı” açıklamasını yaptı.

Hayallerini başarı hikayesine dönüştürdüğünü öğrencilerle paylaştı

“Bu bir hayal ürünüdür” mottosuyla düzenlenen etkinlikte hayallerini nasıl başarı hikayesine dönüştürdüğünü anlatan Erdem Ertuna; “Benim hikayem de 1980’lerden gelen bir hayalle başladı. Kariyerimde çalışmaktan, fark yaratmak için hayallerimden, hedeflerimden vazgeçmedim.Sizler de yarın hangi işi yaparsanız yapın; nereye ulaşmak istediğinizi bugünden belirleyin. Yeteneklerinizi geliştirmek, hedeflediğiniz noktaya ulaşmak için öğrenmeye yatırım yapın. Çok çalışın ve kariyer yolculuğunuzda öz eleştiri yapmaktan çekinmeyin. Ekip çalışmasına güvenin, kendinize zaman ayırmayı da unutmayın” açıklamasını yaptı.

Küresel nükleer sektörü Atomexpo’da buluşuyor

Rusya’nın güneyinde yer alan Soçi şehri, 15-16 Nisan tarihleri arasında küresel nükleer sektörünün en önemli etkinliklerinden biri olan ATOMEXPO Uluslararası Forumu’na ev sahipliği yapacak. Bu sene 11’incisi düzenlenen etkinlik, ATOMEXPO Ödül Töreni’nin ikincisine de sahne olacak. Rusya Atom Enerjisi Kurumu (ROSATOM) tarafından Mersin’de inşası devam eden Akkuyu NGS ile nükleer enerjiye ilk adımı atan Türkiye de ATOMEXPO’yu yakın takibe aldı. Bilim insanları, akademisyenler ve sanayi sektörü ATOMEXPO’ya katılarak ROSATOM ve şirketlerin üst düzey yönetimi ile tanışmayı ve iş bağlantıları kurmayı hedefliyor.

İleri nükleer teknolojilerin BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine ulaşmadaki katkısına adanan ATOMEXPO, geçtiğimiz 10 yılda yabancı ortakların katılımıyla küresel bir nükleer endüstri iletişim platformuna dönüştü. Forum tarihinde ilk kez, OECD Nükleer Enerji Ajansı Genel Direktörü William D. Magwood, Dünya Nükleer Birliği Genel Müdürü (WNA) Agneta Rising, Dünya Nükleer Operatörler Birliği Başkanı Jacques Régaldo ve eski OECD Nükleer Enerji Ajansı Genel Direktörü Luis E. Echávarri de yer aldığı Uluslararası Program Komitesi tarafından ATOMEXPO iş programı oluşturuldu.

ATOMEXPO 2019’un gündeminde, “küresel karbonsuz enerji”, “çevreye ve doğal kaynaklara sorumlu yaklaşım”, “yeşil yatırımlar” ile “sürdürülebilir kalkınma için uluslararası ortaklık” konuları yer alacak.

Çevresel ayak izi azalıyor

Geride bıraktığımız yıl içinde Henkel sürdürülebilirlik stratejisini hayata geçirme konusunda ilerleme kaydetmeye devam etti. Şirketin sürdürülebilir ve döngüsel bir ekonominin geliştirilmesi için ambalajlama alanında sahip olduğu iddialı hedeflerin en önemli odak noktalarından birini plastik oluşturdu. Henkel İnsan Kaynakları Başkan Yardımcısı ve Sürdürülebilirlik Konseyi Başkanı Kathrin Menges, “Sürdürülebilirlik uzun zamandan beri Henkel için en önemli öncelik olmuştur. Bugün, kaynak tüketimini azaltırken değer yaratma yolunda ilerlememizi 28’inci kez rapor ediyoruz. Bugüne kadar, ortaklarımızın da kayda değer yardımlarıyla birçok proje, girişim ve aktiviteyi başarılı bir şekilde daha ileriye taşımayı başardık.” şeklinde görüşlerini paylaştı.

Sürdürülebilir değer yaratmak

Henkel, sürdürülebilir gelişime katkı sağlamak amacıyla çevresel ayak izini azaltırken, aynı zamanda müşteri ve tüketicileri, faaliyet gösterdiği toplumlar ve şirketin kendisi için 2030 yılına kadar daha fazla değer yaratmak istiyor. Bu bağlamda Henkel, Birleşmiş Milletler tarafından 2015’te kabul edilmiş olan 17 Sürdürülebilir Gelişme Hedefi’nin (SDGs) hayata geçirilmesini aktif olarak destekliyor.

Henkel geçen sene, 2020 için olan ara hedefleri açısından aşağıdaki sonuçları elde etti (Baz alınan yıl 2010):

→ Bir ton ürün başına karbondioksit salınımında yüzde 25 oranında düşüş sağlandı

→ Bir ton ürün başına ortaya çıkan atık yüzde 29 oranında azaldı

→ Bir ton ürün başına düşen su tüketimi yüzde 24 oranında azaldı

→ Bir ton ürün başına düşen net satışlar yüzde 6 oranında arttı

→ Çalışılan bir milyon saat başına düşen iş güvenliği yüzde 17 oranında arttı

Genel olarak bakıldığında şirket toplam verimliliğini, dünyadaki tüm bölgelerde gerçekleşen faaliyetlerin de yardımıyla, baz alınan yıl olan 2010’a göre yüzde 43 oranında arttırdı. Henkel kaynak verimliliğini 2020 yılına kadar yüzde 75 oranında arttırmayı hedeflemektedir.

İklim korunmasına aktif katkı

Paris İklim Sözleşmesi çerçevesinde Henkel küresel ısınmayı iki derecenin (Celsius) altında tutmak amacına aktif bir katkı sağlamak amacını taşıyor. Şirketin ilk amacı kendi üretim faaliyetlerinin yarattığı karbondioksit ayak izini 2030 yılına kadar yüzde 75 oranında azaltmak. Buna ek olarak Henkel, üretim sürecinde kullandığı elektriğin yüzde 100’ünü 2030 yılına kadar yenilenebilir kaynaklardan sağlamak için çalışıyor. Şirket aynı zamanda marka ve teknolojilerinin potansiyelini de güçlendirmek istiyor:  Henkel müşteri ve tüketicilerinin 2020 yılına kadar 50 milyon metrik ton miktarında karbondioksit tasarrufu yapmasına yardımcı olmak amacını taşıyor.

Sürdürülebilir ambalajlama ve döngüsel ekonomi için kararlılık

Henkel, ambalajlama alanında ilerleme sağlamak üzere geri dönüştürülmüş materyallerin kullanımının artırılmasının yanı sıra, kullanılan materyallerin azaltılması ve bu materyallerin yeniden kullanılmasına odaklanıyor. Yeni ambalajlama stratejisinin parçası olarak şirket, 2025 yılına kadar ambalajlarının yüzde 100’ünü geri dönüştürülebilir yapmayı amaçlıyor.

Yer altında trilyonlar var

Dünyada ticareti yapılan 90 çeşit madenden 77’sinin Türkiye’de bulunduğunu söyleyen Niziplioğlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Niziplioğlu, bunların bugünkü piyasa değerinin trilyonlarca dolar olduğunu söyledi…

Türkiye’de yer altında bulunan en yüksek maden rezervi dolomit. İçinde kalsiyum karbonat ve sodyum karbonat barındıran ve bu özellikleri yüzünden cam ve seramik endüstrisinin vazgeçilmezleri arasında yer alan dolomit, nadir ve çok değerli bir kireç taşı olarak biliniyor. Bu madeni sırasıyla mermer, linyit kömürü, kaya tuzu, bor, ponza, blister, bakır cevheri izliyor. Altın da Türkiye’de yüksek rezerve sahip madenler arasında.

Gelir gerekenin altında

Türkiye’nin toplam yer altı maden kaynaklarının bugünkü piyasa değerinin trilyonlarca dolar olduğunu belirten Niziplioğlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Niziplioğlu, “Maden zenginiyiz ama madenlerden gelirimiz maalesef çok düşük. Madenlerde yıllık gelirimizin 40-50 milyar dolara ulaşması gerekiyor. Yüzlerce sahanın ruhsatı var fakat rezerv tespiti ve işletmesi bulunmuyor” dedi.

Yüzde 100 katma değer

Milli ekonomiyi oluşturan en önemli sektörlerden birinin madencilik olduğunu özellikle vurgulayan Niziplioğlu, “Çıkarılan madenlerin yüzde 100’ü ülkeye katkı sağlar. Örneğin; otomotivde belli bir ithalata karşılık ihracat yapılıyor. Madenlerde ise neredeyse sıfır ithalatla ihracat yapma imkanı sağıyor. Ülke olarak acilen kalkınmamızın anahtarı madenlerin gün yüzüne çıkarılıp işlenmesinden geçiyor” diye konuştu.

Shell, Turcas ve İŞKUR işbirliği

Shell & Turcas’ın, Mart 2018’de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı himayelerinde, İŞKUR iş birliği ile sektörde bir ilke imza atarak başlattığı ‘Shell’de Kadın Enerjisi’ projesi, birinci yılında hedefinin üzerinde istihdam yarattı ve 1 yılda 1044 kadına istihdam olanağı sağladı.

Başladığı tarihten bu yana yoğun ilgi gören proje kapsamında başvuru yapan kadın çalışanlarımız, eğitimlerini tamamladıktan sonra Türkiye genelinde faaliyet gösteren Shell istasyonlarında işbaşı yaptı. İŞKUR iş birliği ile yürütülen ‘Shell’de Kadın Enerjisi’ projesi ile Shell & Turcas, Cumhuriyet’in kuruluşunun 100. yılı ve aynı zamanda Shell’in Türkiye’deki faaliyetlerinin 100. yılı olan 2023’e kadar Türkiye genelinde 5 bin kadına istihdam olanağı sunmayı hedefliyor. Akaryakıt sektöründe bir ilk olan ve Türkiye çapında büyüyerek devam eden kadın istihdamı projesinin birinci yılını başarıyla tamamladığını vurgulayan Shell & Turcas CEO’su Felix Faber; “İŞKUR işbirliğiyle yürüttüğümüz, bayilerimizin de gönülden sahiplendiği ‘Shell’de Kadın Enerjisi’ projesi kapsamında 5 yılda 5 bin kadına istihdam sağlama sözünü verdik. Şimdiden 1. yıl hedefimizin üzerinde istihdam olanağı yarattık. Tüm Türkiye’de güçlenerek büyüyen projemiz ile çalışma hayatında fırsat eşitliğinin toplumun tüm kesimlerinde benimsenmesini hedefliyoruz.” dedi ve kadın istihdamındaki artışın, aynı zamanda ülke ekonomisinin büyümesine de katkı sağladığını da vurguladı.

Kadın çalışanlarının olduğu istasyonlarda hizmet kalitesinin arttığını, müşteri memnuniyetinin de yükseldiğini vurgulayan Shell & Turcas CEO’su Felix Faber; “İstasyonlarımızda kadın çalışan sayısının artması ile birlikte verimliliğimiz ve hizmet kalitemiz arttı. Bu da istasyonlarımızı ziyaret eden misafirlerimizin memnuniyetine son derece olumlu şekilde yansıdı. ‘Shell’de Kadın Enerjisi” projesimiz, 2018 yılının Ekim ayında Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından kadın istihdamı kategorisinde ‘Örnek Şirket’ ödülüne layık görüldü.” diye konuştu.

Önce eğitim, sonra iş

‘Shell’de Kadın Enerjisi’ projesi kapsamında başvurular, Shell istasyonları, İŞKUR Hizmet Merkezleri ve Kariyer.net üzerinden yapılabiliyor. Adayların işe alım süreçleri İŞKUR iş ve meslek danışmanları aracılığıyla gerçekleştiriliyor. Başvurunun ardından işe kabul edilen adaylar, deneyimli Shell eğitim ekiplerinden eğitim alıyor. Sınıf ve işbaşı eğitimlerini tamamlayan adaylar görevlerine başlıyor. Proje kapsamında kadınlara istasyon yöneticisi, ön saha satış elemanı, market satış elemanı, vardiya amiri, temizlik görevlisi, muhasebe elemanı ve idari işler uzmanı gibi farklı pozisyonlarda çalışma olanağı sunuluyor.

Enerjiye ilgili yanlışlar

Türkiye, Mersin’de Rusya Devlet Atom Enerjisi Kurumu ROSATOM tarafından yapımı devam eden Akkuyu Nükleer Güç Santrali ile, nükleer santrale sahip dünya ülkeleri arasında yer almaya hazırlanıyor. Bilim insanları, Türkiye’de olduğu gibi tüm dünyada giderek artan enerji ihtiyacına temiz, güvenli ve kesintisiz çözüm getiren nükleer santrallere ilişkin doğru bilgilenmenin önemine dikkat çekiyor. Hacettepe Üniversitesi Nükleer Enerji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şule Ergün nükleer santrallerle ilgili yanlış bilinenlere açıklık getirdi. Nükleer enerji ve nükleer santrallere ilişkin yaygın yanlışların düzeltilmesi gerektiğini belirten Ergün “Nükleer sektörü son derece dinamik, kendini yenileyen, olumsuz örneklerden ders çıkaran, titiz bir sektör. Bugün dünyada nükleer santrallerin güvenlik çalışmaları uzay teknolojilerine, NASA’nın güvenlik analizlerine kaynak oluşturuyor. Düzgün işletildiğinde, düzgün anlaşıldığında, düzgün edinildiğinde güvenli bir teknolojiden bahsediyoruz. Teknolojinin gelişmişliğine, bu gelişmiş teknolojinin Türkiye’de uygulanacağına ve nükleer teknolojiyi ülkemize getirenlere güvenmemiz gerekiyor” diye konuştu. Doç. Dr. Şule Ergün’ün yanlış kabullerle ilgili açıklamaları şöyle:

Nükleer santrallerden çevreye radyasyon sızar mı?

Modern nükleer güç santrallerinin normal işleyiş sırasında dış radyasyon seviyesine bir etkisi yoktur. Tüm nükleer santrallerde radyasyon sızmasının engellenmesi için uluslararası kabul gören tedbirler alınır. Bu tedbirlerin amacı radyasyonu insanlara ve çevreye zarar vermeyecek limitlerde tutmaktır. Santraller, işletme sırasında meydana gelebilecek bazı aksilik durumlarında bile radyasyonun, büyük koruma kabının içinde kalacağı şekilde tasarlanır ve işletilirler. Hatta bu gibi durumlarda koruma kabının içinde belli yerlerde bile radyasyon ve radyoaktif maddeler olmaz. Özellikle Fukuşima Daiçi’den çıkarılan dersler sonrası artık santrallerde koruma kabı sayısı arttırılmış durumdadır. Akkuyu Nükleer Güç Santrali’ne kurulacak VVER-1200 tipi reaktörlerde, dışarı radyasyon sızmasını engelleyecek bir iç kabuk; bir de reaktörü doğal ve insan kaynaklı dış etkilere karşı koruyacak dış kabuk bulunacak. Yani bir değil, iki koruma kabı olacak.

Nükleer santraller tarımı olumsuz etkiler mi?

Nükleer santrallerde normal işletme sırasında dışarı radyasyon sızıntısı söz konusu olmadığından tarım ve hayvancılık faaliyetleri olumsuz etkilenmez. Nükleer santrallerin çevresinde tarımsal faaliyetler sürebilir; toprak, besin zinciri ya da canlılar herhangi bir zarar görmez.

Deniz yaşamı etkilenir mi?

Nükleer santralde soğutucu su tamamen kapalı bir sistemin içindedir. Sonra bu su, başka bir kapalı sistemdeki suyu buharlaştırır ve elektrik, bu buhar sayesinde üretilir. Ardından buhar yine deniz suyu ile soğutulur. Deniz suyunun, kapalı sistemlerin içinde bulunan radyasyonla teması olmaz. Santrale büyük pompalarla soğutma suyu çekme durumunda canlıların zarar görmemesi için tedbirler alınıyor.

Yerli işgücü işsiz kalır mı?

Santralin özellikle inşaatı ve sökülmesi sırasında gerçekleşecek istihdam gerçekten çok büyük. Özellikle reaktörler arka arkaya inşa edileceği için inşaat aşamasında 10 bin kişilik bir istihdamdan bahsediyoruz. Elbette Rusya’dan 10 bin kişiyi getirip inşaatta çalıştırmak gibi bir durum olmayacak. Türkiye’den işe alınabilecek kişilerin maaşları, sigortaları vb. gibi maliyet analizleri yapılıyor. İnşaat sırasında sanayinin katkısı söz konusu olacak. Nükleer santrale iş yapan firmalarda nitelikli istihdamda artış bekleniyor. Projenin hazırlık aşamasında da tamamını Ruslardan oluşan bir ekiple yapmak mümkün değil. İşletme söz konusu olduğunda yaklaşık 4000 kişilik bir istihdam gerçekleştirilecek. Bu kişilerin nükleer santral tecrübesi edinmesi için çalışmalar sürüyor. Üst yönetici ve üst teknik kişilerin nükleer santrallerde 10-15 yıl tecrübeli kişiler olması gerektiğinden belki ilk yıllarda yüzde yüz yerli insan kaynağı olmayacak ama zamanla kendi mühendislerimiz de tecrübe kazandıkça işletmede yerlileşme artacak. Şimdi bile nükleer santral projesinde lisans veren, izin veren, inceleme yapan Türk insanları, mühendisleri, akademisyenleri, hukukçuları, işletmecileri gibi, farklı tecrübelerde ve eğitim seviyelerindeki Türk insan gücü ve emeğinin katkısı olduğunu belirtmek gerek.

Üretimden fazla tüketiyoruz

Dünyanın üretebildiğinin 1,6 katını tüketiyoruz. Bu da uygulanan kullan-at modeline dayanan ‘Doğrusal Ekonominin’ yerine, sıfır atık ve geri dönüşümü temel alan döngüsel ekonomiyi önemli kılıyor. Bu modelin, ham madde ve enerji konularında birçok avantajı beraberinde getirdiğini belirten IFAT Eurasia Proje Müdürü Namık Sarıgöl, “ Elde edilen ikinci ham madde ile ekonomiye önemli bir katkı sağlarken, dış ticaret açığımızı düşürebiliriz. Atık yönetimi projelendirmeleri ile istihdam artışına önemli bir katkı sağlayabiliriz. 2017 yılında atık sektöründe 60 bin kişiye istihdam sağlanarak 3,5 Milyar TL katkıda bulunuldu. Atık yönetimi ve geri dönüşüm sektörleri için son teknoloji ürün ve hizmetlerin sergileneceği ‘IFAT Eurasia Çevre Teknolojileri’ fuarı 28 -30 Mart tarihinde İstanbul’da düzenlenecek. Organizasyon, atık yönetimi ve geri dönüşüm konusunda ülkemizde yeni açılımlar sağlayacak” dedi.

Dünya nüfusu ve yaşam standartlarının artmasıyla tüketim de yükseliyor. Sürdürülebilir büyüme için kaynakların akılcı kullanılması gerekiyor. Bu durum ekonomik modeller konusunda da değişimler yaşamayı zorunlu kılıyor. Yeni nesil ekonomi olarak da adlandırılan ‘Döngüsel Ekonomi’ geri dönüşüm ve atık yönetimi uygulamalarını ön planda tutarak, doğal kaynakların daha az tüketimini ve ekonomik kazancı hedefliyor.

Ezan sesine hasret olanlar

Bu ülkenin geleceğinin daha aydınlık olması adına her vatandaşın emek vermesinin gerekli olduğunun bilincindeyiz.

Bu anlayışla son bir yıldır öncelikle Türkiye’ye sınırı olan ülkelere birtakım görüşmeler için görevli olarak gittiğimde ülkemize sevdamızı en üst seviyede tuttuk. Bazı ülke güvenliğimizi tehdit eden durumları haber yaparken bazı durumları ise ilgili mercilere iletme yolunu tercih ettik.

Geçtiğimiz günlerde Avrupa’ya bir dizi etkinliklere katılmak için gittiğimizde bulunduğumuz 10 günlük süre içerisinde İsviçre’de, Almanya’da ve Fransa’da gurbetçilerimizle görüştük.

Ziyaretlerimiz ve görüşmelerimizin ana temasını dünyanın en düzenli şehri Zürih oluştururken, Fransa’ya bir giriş yapıp çıktık. Almanya’ya ise girdiğimiz gibi çıkmamız bir oldu.

Zürih’te fazla kalmamızın nedeni ise tarafsız olduğunu söyleyen İsviçre devletinin hiçbir birliğe üye olmamasına rağmen dünyayı karıştıranların tarafında yer alarak gurbetçilerimize karşı yaptığı etik olmayan gizli algı operasyonlarını fark etmemiz olmuştur.

16 Nisan 2017 yılında gerçekleştirilen referandum öncesi gazete manşetinden İsviçre’de yaşayan vatandaşlarımıza Türkçe seslenerek tehdit eden İsviçre’nin ulusal yayın yapan bulvar gazetesi Blick’in anavatanında duyduklarımız ve gördüklerimiz bizleri gerçekten derinden yaraladı.

Gazete manşetiyle gurbetçilerimizi tehdit eden, ülkemizi ve huzurumuzu hedef alan gazetenin yaptıkları değişik şekillerde bazı kurumlar aracılığıyla yapılmaya devam ediyor.

Gurbetçi ailelerinden ülkesini seven her birey tek tek fişlenerek, kişi odaklı bir operasyon yürütülüyor.

Fakat ülkemizde terör faaliyetleri yapan FETÖ, PKK ve benzeri örgüt ile onların sempatizanlarına devlet ve özel kurumlarda bazı imtiyazlar ve kanun dışı kolaylıklar sağlanmış.

En basiti bir Türkiye sevdalısı 40 yıldır İsviçre’de yaşayan bir ailenin çocuğu ile alakalı okulda bir görüşme yapılacağı zaman iltica veya değişik yollarla ülkeye 1 yıl önce gelen terör sempatizanı kişi o aile ile okul arasında devlet tarafından ücretli arabulucu olarak tayin ediliyor.

Yani Almanca dilini konuşmayı tam bilmeyen bir kişi bir Türk öğrencinin durumuyla alakalı bir görüşmede ana dili gibi Almanca konuşan bir veliye yardımcı olmak için tayin ediliyor.

Geçtiğimiz Çanakkale zaferi yıl dönümünde İsviçre’de kutlama yapan öğrencileri ‘çocuklara savaş tatbikatı yaptırıldı’ diye manşetlere taşıyan ve Türk ailelerini tek tek fişleyen anlayışı değişik oyunlarla Türkiye sevdalısı ailelere zarar vermek için farklı metotları devreye sokmuşlar ve sokuyorlar.

İsviçre’de vatanını seven Türk işadamının ticarette yolu kesilirken, devlet kuruluşlarında çalışanların da yükselmesine engel olunuyor.

Vatanımıza ihanet içerisinde olanların ise ticarette başarı yakalaması ve çalıştıkları kurumlarda yükselmeleri için değişik teşvikler gizli kapaklı uygulanıyor. Ayrıca bizim hain olarak fişlediğimiz kim var ise ticaret yapmasa veya bir kurumda çalışmasa bile ya işsizlik maaşı adı altında veya başka bir şekilde maddi olarak güçlü olması sağlanıyor.

Bize düşen görev çan sesiyle erkenden kalkarak ülkeleri için çalışanların ülkemize ve gurbetçilerimize yaptığı çirkinliklere müsaade etmememizdir. Büyükelçiliğimizde görevli olan tüm çalışanların bu anlayışla seferberlik halinde çalışmasıdır.

Tüm engellemelere, tehditlere ve algı operasyonlarına karşı gurbetçilerimiz siyaset üstü düşünerek Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a güvenmeye ve ona olan sevgilerini artırmaya devam ettiklerini gördüğümü de ayrıca belirtmek isterim.

Katıldığımız fuar, seminer, geziler ile alakalı yaptığımız ziyaretleri kaleme alacaktım, lakin bu çirkinlikleri öğrendikten sonra orada gördüğüm akılcı uygulamaları buradan paylaşmak yerine bu yazıyı kaleme almaya karar verdim.

Ezan sesiyle erkenden kalkmalı ve bu çirkinliklere dur demeliyiz.

CHP’nin teröre desteği

CHP’nin halâ terörist yanlısı partinin arkasında durmasını aklım hafızam almıyor. Sadece CHP’de değil birçok vatandaşın bu tutuklamalara karşı eylem düzenlemelerini ve savunmalarını anlayamıyorum.

Bu ülke, Fetö ve Pkk denen iki alçak terör örgütü ile uğraşıyorken ve bunlar yüzünden binlerce insanımız katledilmişken neyin kafasını yaşıyorlar algılayamıyorum.

Sormak istiyorum. Barış ve kardeşlik adı altında kurduğunuz bu parti(örgüt) hangi kürt ırk ının menfaati için bir proje sundu da olmadı? (Hangi Kürt kökenli Türk vatandaşı bu ülkede okuyamadı? Memur mu olamadı? Polis mi olamadı? Asker mi olamadı? (kaldı ki tüm istekler dikkate alındı). Okudu da akademisyen mi olamadı? Başbakan mı olamadı? Cumhurbaşkanı mı olamadı?. Yoksa bu ülkede sadece ırk’ı yüzünden gayrimenkul mü edinemedi? İş mi kuramadı? araba mı alamadı? ne istedide sadece ırk’ı yüzünden engellendi? geçmişte yaşananları temcit pilavı gibi ortaya koyanlar bu ülkede Hamidiye alaylarının neler yaptığına bir baksınlar. Bunlarınki  hakları savunmak değil, bu hakları kullanarak rant elde etmek. Bu alayların kimlerden (hangi ırk tan olduğunu da ezbere çeksin ler ama)..  Sadece isyan çıkarmakta usta olan bir kesim, tüm Kürt ırk’ını kendi çatısının altına toplamaya çalışıyor ama başarılı olamayacaklar.

Bu süreçte ve bu şartlarda hala, “Seçilmiş insan seçimle gider” sloganını konuşabilenlere kocaman bir hoşşşt demek istiyorum. Terörist teröristtir.! Seçilmiş bir makamı kötüye kullanıyor olması onu affettirmez! 6 Milyon Kürt vatandaşımızı oy verip hdp’yi meclise soktu diye kimse pkk lı da ilan edemez, kimse onları yok ta sayamaz. Onlar da inandılar. Onlar da bıktı terörden. Hakların silahla, kanla alınamayacağını ve T.C. Devletinin onlara mecliste hak aramaları için kapı açtığını da gördü. HDP defalarca uyarılmadımı? Pkk ile aranıza mesafe koyun denmedimi? Bu ülke 3 dakikalık mahkemelerle teröristi pişmanlık affından yararlandırmadımı? Hatta hdp’li vekil(!) polise tokat bile atma hakkını kendinde bulacak kadar özgür olmadımı bu ülkede?

HDP, Kürt siyasal hakları, eşitlik, kardeşlik kavramları ile yola çıkıp, bir halk mücadelesi veriyor görünüyordu. Meclise girmeleri için tüm imkanlar verildi. Haklarını demokratik yollarla arasınlar diye. HDP ne yaptı? Pkk ile işbirliği yaparak çözüm sürecini baltaladı. Herşeye, herkese itiraz edenler neden pkk’nın hiç bir isteğini geri çeviremedi?

Televizyonu her açtığımızda en az 3- 5 şehit haberi görüyoruz. Gencecik evlatlarımız.! HDPKK’nın alçak emelleri yüzünden hayatını, geleceğini kaybeden binlerce evlat.! Ağıtlar yakan, ciğerleri sökülmüş analar.! Minnacık yaşında babasız kalan çocuklar!. Aşk ile sevdiğinin yolunu bekleyen binlerce yürek yangını.

Şehit haberlerini görüp vicdanı sızlamayan ve hala hdp ye destek vermek için çare arayanlar! Allah belanızı versin.! O gencecik şehitlerimize acımayanların Allah belasını versin! Teröriste terörist diyemeyenlerin Allah cezasını versin. Teröriste hak verip bu ülkenin ekmeğini yiyen herkese herşey haram olsun. Evinizden bir can eksilmeden anlarsınız umarım terörün nasıl bir bela olduğunu.! Bu tutuklanmalar gerekliydi ve hak yerini buldu.!! Hakkını kan dökerek aramaya çalışanın sonu budur.!! buna itiraz edenin de umarım sonu onlar gibi olur.!!

Artık kimse Kürt halkını kendi çirkin oyunlarına alet etmesin.! Umarım onlarda, bu devletin öz evlatları olduklarını ve tüm haklarını anayasa ile elde edebileceklerini anlamışlardır.