11.2 C
İstanbul
Cumartesi, Nisan 4, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 11

Türkiye’nin İhracat Devleri Arasında STAR Rafineri Farkı

Türkiye’nin en büyük doğrudan dış yatırımcısı SOCAR Türkiye’nin grup şirketlerinden STAR Rafineri, 2024 yılında gösterdiği üstün performansla Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) açıkladığı “2024 İhracat Şampiyonları” listesinde 5. sırada yer aldı.

Haliç Kongre Merkezi’nde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla düzenlenen törende, Türkiye’nin ihracat gücüne yön veren ilk 10 firma ödüllerini aldı. STAR Rafineri’nin ödülü, bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından SOCAR Başkan Yardımcısı Zaur Gurbanov’a takdim edildi.

Türkiye’nin Enerji Devi Küresel Sahada da Parlıyor

SOCAR Türkiye, sadece enerji sektöründe değil, aynı zamanda Türkiye’nin dış ticaret hacmine sağladığı katkıyla da göz dolduruyor. STAR Rafineri’nin ihracatta ilk 5’e girmesi, SOCAR’ın Türkiye’deki yatırımlarının stratejik önemini bir kez daha gözler önüne serdi.

Enerji ve petrokimya alanında Türkiye’nin en büyük entegre endüstri grubu olan SOCAR Türkiye, STAR Rafineri aracılığıyla sadece Türkiye ekonomisine değil, bölgesel enerji arz güvenliğine ve küresel ticaret zincirine de katkı sağlıyor.

SOCAR Türkiye’den İstikrarlı Büyüme Vurgusu

Ödül töreninde konuşan SOCAR Türkiye yetkilileri, Azerbaycan ve Türkiye arasındaki kardeşlik bağının ekonomik alanda da somut başarılarla büyüdüğünü vurguladı. SOCAR Başkan Yardımcısı Zaur Gurbanov, “Bu ödül, sadece SOCAR’ın değil, iki kardeş ülke arasındaki güçlü ekonomik iş birliğinin sembolüdür. Türkiye’ye duyduğumuz güvenle yatırımlarımıza hız kesmeden devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Türkiye ve Azerbaycan Ekonomisine Çift Yönlü Katkı

SOCAR Türkiye’nin güçlü altyapısı ve yatırımları, hem Türkiye’nin enerji ihtiyacını karşılıyor hem de ihracat potansiyelini büyütüyor. STAR Rafineri’nin elde ettiği bu başarı, rafinerinin üretim kalitesi, kapasitesi ve global pazarlardaki rekabet gücünün somut bir göstergesi.

SOCAR Türkiye’den Geleceğe Güçlü Mesaj

SOCAR Türkiye, sadece bugünün değil, geleceğin enerji ve petrokimya devlerinden biri olma yolunda ilerliyor. Şirket, sürdürülebilirlik, dijitalleşme ve enerji dönüşümü hedefleriyle hem Türkiye’ye hem Azerbaycan’a katma değer sağlamaya devam ediyor.

STAR Rafineri’nin ihracatta ilk 5’e girmesi, yalnızca ekonomik bir başarı değil; aynı zamanda Türkiye’nin dış yatırım politikaları, sanayi altyapısı ve enerji stratejileri açısından da büyük bir kazanım.

Ekonomi ve İstihdamda Büyük Katkı

SOCAR Türkiye, STAR Rafineri ile doğrudan ve dolaylı binlerce kişiye istihdam sağlıyor. Aynı zamanda Türkiye’nin cari açığının azaltılmasına yönelik en güçlü sanayi yatırımlarından biri olarak konumlanıyor.

Aksa Enerji ve Africa Finance Corporation Güçlerini Birleştirdi

Küresel enerji yatırımlarında adından sıkça söz ettiren Aksa Enerji, Afrika kıtasındaki enerji açığını kapatmaya yönelik stratejik adımlarına bir yenisini daha ekledi. Türkiye ve Afrika arasında köprü görevi gören iş birliklerinin en somut örneklerinden biri, Africa Finance Corporation (AFC) ile imzalanan 150 milyon ABD Doları tutarındaki finansman anlaşması oldu.

Enerji arz güvenliğinin, sürdürülebilir kalkınmanın ve teknolojik dönüşümün merkezinde konumlanan bu iş birliği, Afrika’nın enerji geleceğinde bir dönüm noktası niteliğinde. Anlaşma, Türkiye-Afrika Günü etkinlikleri kapsamında, Aksa Enerji Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Cemil Kazancı ile AFC Başkanı Samaila Zubairu tarafından imzalandı.

Afrika’nın Enerji Geleceğine Türk İmzası

Anlaşmaya göre, AFC tarafından sağlanacak olan 150 milyon dolarlık finansman, Afrika kıtasındaki doğal gaz temelli enerji santrali projelerinde kullanılacak. Bu finansman yalnızca enerji üretimini değil; aynı zamanda istihdamı, altyapıyı ve kıtanın ekonomik kalkınmasını da destekleyecek.

Cemil Kazancı: “Sadece Elektrik Üretmiyoruz, Gelecek İnşa Ediyoruz”

İmza töreninde konuşan Cemil Kazancı şu ifadeleri kullandı:

“Bu anlaşma, Afrika’daki yatırımlarımızda yeni bir dönemin kapılarını aralıyor. 2030 Global Stratejimiz doğrultusunda yalnızca elektrik üretmekle kalmıyor; aynı zamanda Afrika’nın dört bir yanında güvenilir, sürdürülebilir ve modern enerji altyapıları inşa ediyoruz. Enerjiye erişim, sadece bir hizmet değil, aynı zamanda kalkınmanın ve refahın temelidir. AFC ile kurduğumuz bu stratejik ortaklık sayesinde, Afrika’da enerji verimliliği daha sürdürülebilir, daha erişilebilir ve daha güvenli hale gelecek.”

Afrika Finans Kurumu’ndan Tam Destek

AFC Başkanı Samaila Zubairu da yaptığı açıklamada, Aksa Enerji’nin kıta genelindeki başarılarının ve sürdürülebilir yaklaşımının AFC için güçlü bir iş birliği fırsatı sunduğunu vurguladı.

“Afrika’nın kalkınması için enerji altyapısı olmazsa olmazdır. Aksa Enerji’nin tecrübesi ve vizyonu ile birlikte bu bölgede büyük fark yaratacağımıza inanıyoruz.” dedi.

Türkiye-Afrika Enerji İş Birliğinde Yeni Bir Dönem

Türkiye-Afrika Günü etkinliği, yalnızca bu anlaşmaya değil, aynı zamanda iki bölge arasında enerji, teknoloji, altyapı ve finans sektörlerinde daha geniş çaplı iş birliklerinin önünü açtı. Aksa Enerji’nin bu adımı, Türk enerji sektörünün küresel pazarlarda ne denli etkin ve güçlü bir oyuncu haline geldiğinin en somut göstergelerinden biri oldu.

Yatırımın Etkisi Büyük Olacak

Afrika’da binlerce kişiye doğrudan ve dolaylı istihdam sağlanacak.

Bölgedeki enerji açığı önemli ölçüde azalacak.

Yerel ekonomilere uzun vadeli sürdürülebilir katkı sunulacak.

Karbon ayak izi düşük, çevre dostu enerji projeleriyle Afrika’nın enerji dönüşümü hızlanacak.

Aksa Enerji’nin Afrika’daki Ayak İzi Büyüyor

Gine, Mali, Madagaskar, Kongo ve Senegal gibi ülkelerde hali hazırda aktif olan Aksa Enerji, bu yeni yatırımla birlikte kıta genelinde daha geniş bir coğrafyaya yayılarak Afrika’nın enerji dönüşümünde kilit oyunculardan biri haline gelecek.

Aksa Enerji ve AFC arasında imzalanan bu anlaşma, yalnızca bir finansal iş birliği değil; aynı zamanda enerjiye erişimin bir insan hakkı olduğu inancıyla atılan güçlü bir kalkınma adımıdır. Afrika’nın geleceğinde Türk mühendisliğinin, vizyonunun ve gücünün çok daha fazla yer alacağı artık kesin.

Ekonomide Gelir Paylaşımına Yeni Sistem Geliyor

0

İş insanı Yakup Türkal, geliştirdiği ve “Ekonomide Yaşam Hakkı” adını verdiği modeli, Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) kamuoyuyla paylaştı. Ekonomik krizlere karşı hem Türkiye’de hem de dünyada uygulanabilecek bir çözüm sunduğunu vurgulayan Türkal, sistemin devlete hiçbir mali yük getirmeden gelir adaletini sağlayacağını açıkladı.

Program, akademisyenler, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, öğrenciler ve vatandaşların yoğun katılımıyla gerçekleşti. Açılış konuşmasını yapan ODTÜ öğretim üyesi Prof. Dr. Anıl Çeçen, dünyada hem sosyalist hem kapitalist sistemin tıkandığını belirterek, “Dünya artık yeni bir ekonomik modele ihtiyaç duyuyor” dedi.

Yakup Türkal, kum saati maketiyle anlattığı sistemin, gelir transferini adil ve sürdürülebilir şekilde gerçekleştirdiğini belirtti. Sistemin temel finansman kaynağı, ekonomideki her işlemden ve gelirden alınacak %1’lik kesinti olacak. Bu fonda toplanan gelir, “Vatandaş Kart” aracılığıyla tüm bireylere eşit şekilde aktarılacak.

Türkal, “Bu kart, vatandaşın yaşam hakkını temsil edecek. Kartta biriken para biriktirilemeyecek; yani ekonomiye sürekli geri dönecek. Böylece tüketim ve üretim dengesi korunacak. Zengin daha fazla katkı yapacak, düşük gelirli ise daha az. Ama herkes insanca yaşamak için gerekli gelire ulaşacak.” dedi.

Türkal, sistemin temel amacını ise şu sözlerle özetledi:
“Devlete bir kuruş ek yük getirmeden sosyal refahı ve barışı sağlayacağız. İnsanların yoksulluk kuyruğunda beklemesine gerek kalmayacak. Bu model, ekonomik adaletsizliğe karşı bir devrim niteliğinde.”

Türkiye’nin karşı karşıya olduğu ekonomik sorunları, tarihsel bir benzetmeyle anlatan Türkal, “Çanakkale ruhu” vurgusu yaparak, “Ülke olarak çok sert virajlardan geçiyoruz. Bu dönemlerde dayanışma, birlik ve fedakarlık en büyük ihtiyaç. Çanakkale’de nasıl birlikte direnildiyse, bugün de ekonomide aynı dayanışmayı göstermeliyiz. İktidarı, muhalefeti, işçisi, işvereni, herkes el ele vermeli.” dedi.

Türkal, sistemin özünde kadim Anadolu geleneği olan Ahilik anlayışının bulunduğunu belirterek, “Bu modelde sadece ekonomi yok; içinde huzur, hoşgörü, sosyal adalet ve güven var. Ahilik sisteminde olduğu gibi, güçlü zayıfa sahip çıkacak. Bu, sadece bir ekonomik model değil, bir yaşam felsefesi.” dedi.

Türkal, konuşmasında eğitim sistemine de sert eleştiriler yönelterek, “Sanayinin ve ekonominin ihtiyacı olan meslek erbabı yetişmiyor. Üniversite yerine güçlü ve kaliteli meslek liseleri açmak gerekiyor. Ayrıca, devletin tekrar Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) kurması şart. Devlet üretimde yer almalı. Hem istihdam yaratmalı hem de piyasa denetiminde aktif rol oynamalı.” şeklinde konuştu.

Türkal, bu modelin sadece Türkiye için değil, gelir dağılımındaki bozulmanın tüm dünyada yol açtığı krizlere de çözüm olabileceğini söyledi. Türkal, “Bugün dünyanın dört bir yanında gelir uçurumu toplumsal çatışmaları körüklüyor. Bu sistem, evrensel düzeyde barışın ve ekonomik istikrarın teminatı olabilir” ifadelerini kullandı.

Almanya’nın En Sürdürülebilir Mahallesi Münih’te Kuruluyor

Münih’in kuzeybatısında sürdürülebilir kentsel dönüşüm adına hayata geçirilen Kirschgärten (Kiraz Bahçeleri) projesi, hem mimari hem de enerji altyapısıyla geleceğin iklim dostu şehir yaşamına örnek oluşturuyor. Emlak geliştirme firması ECKPFEILER Immobilien Group ile Münih’in kamu hizmetleri şirketi Stadtwerke München (SWM) iş birliğinde yürütülen proje, tamamen yenilenebilir enerji kaynaklarıyla ısıtılıp soğutulacak, yeşil alanları, dijital altyapısı ve enerji verimliliğiyle Almanya’nın en sürdürülebilir mahallesi olmayı hedefliyor.

2027 yılı itibarıyla ilk sakinlerini karşılaması planlanan Kirschgärten, önceden asfaltla kaplı eski bir sanayi alanının dönüştürülmesiyle oluşturulacak. Toplamda yaklaşık 1.500 dairenin inşa edileceği mahalle, aynı zamanda 24.000 metrekarelik geniş bir kamusal parka, 400’den fazla ağaca ve doğa dostu yapı malzemelerine ev sahipliği yapacak. DGNB (Alman Sürdürülebilir Bina Konseyi) tarafından Platin Sertifika adayı olarak gösterilen bu mahalle, sürdürülebilir kentleşmenin Almanya’daki öncü örneklerinden biri olacak.

Projede en dikkat çekici unsurlardan biri, bölgenin tamamen yenilenebilir kaynaklarla ısıtılması ve soğutulması. Bu amaçla SWM tarafından geliştirilen sistem kapsamında, yer altı suyu kuyuları ve şebekesiyle bağlantılı ısı pompaları, binalara sıcak su ve ortam ısısı sağlarken yaz aylarında da doğal soğutma işlevi görecek. Bu sistemlerin ihtiyaç duyduğu enerji ise bina çatılarına kurulan fotovoltaik paneller ve bölgesel yeşil enerji kaynaklarından karşılanacak. SWM, aynı zamanda yerinde üretilecek elektriği mahalle sakinlerine “kiracı elektriği” modeliyle sunacak.

Projenin dijital altyapısı da sürdürülebilirlik hedeflerini destekleyecek şekilde kurgulandı. Enerji verimliliğini en üst düzeye çıkarmak amacıyla kurulan mahalle enerji yönetim sistemi, kullanıcı davranışlarını, hava durumu verilerini ve sistem performansını analiz ederek ısıtma ve soğutma süreçlerini dinamik olarak yönetecek.

Bu öncü proje, Almanya’nın “Verimli Isıtma Ağları İçin Federal Teşvik Programı” (BEW) kapsamında da destekleniyor. 30 Nisan 2025’te alınan finansman onayıyla proje aynı zamanda Avrupa Birliği’nin NextGenerationEU fonu tarafından da finanse edilmekte. Böylece Kirschgärten, sadece bir yerleşim alanı değil, aynı zamanda Avrupa’nın yeşil dönüşüm hedeflerine katkı sunan bir model bölgeye dönüşüyor.

SWM Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Florian Bieberbach, projeyle ilgili olarak “Elektrik ve ısının entegre edildiği bu konsept, Kirschgärten’in sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmasına büyük katkı sağladı. Bölge ısıtma ağı dışında da iklim dostu çözümler sunmak bizim için gurur verici” ifadelerini kullandı.

ECKPFEILER Teknik Direktörü Robert Harle ise, “Yenilikçi çözümler üretmek ve sürdürülebilirlikte çıtayı sürekli yükseltmek istiyoruz. SWM gibi vizyoner bir ortakla bu hedefe birlikte yürüyoruz” dedi.

Kirschgärten projesi, çevresel etkileri azaltırken yaşam kalitesini artıran yeni nesil mahalle tasarımının güçlü bir temsilcisi olarak öne çıkıyor. Yerel üretim, yerinde tüketim ve dijital kontrolle bütünleşen bu model, geleceğin şehirlerinde uygulanacak sürdürülebilir yaşam vizyonuna ışık tutuyor.

Enerji Verimliliğinde Petlas’tan Rekor Tasarruf

Türkiye’nin yerli lastik devi Petlas, sürdürülebilirlik odaklı stratejileriyle çevresel etkisini azaltmaya yönelik önemli adımlar atmaya devam ediyor. 2024 yılı verilerine göre şirket, toplam sera gazı emisyonlarını bir önceki yıla göre %16,4 oranında düşürmeyi başardı. Böylece son iki yıldaki toplam azalma %28,1’e ulaştı.

2030 Hedefi: %58 Emisyon Azaltımı

Petlas, 2030 yılına kadar karbon emisyonlarında %58 oranında azalma hedefliyor. Bu hedef doğrultusunda enerji tasarrufu, atık su geri kazanımı ve yenilenebilir enerji yatırımları gibi pek çok alanda projeler yürütülüyor. 2025 yılı hedefi olan 489.907 tonluk emisyon sınırı için şirket şimdiden önemli bir eşiği geçmiş durumda.

Güneş Enerjisiyle Dönüşüm

2024 yılında devreye alınan 330 bin metrekarelik üretim alanı üzerindeki 27 MW kurulu güce sahip güneş enerjisi santrali (GES) ile Petlas, elektrik ihtiyacının %20’sini kendi üretiminden karşılamaya başladı. Bu tesis, tek çatı altında en fazla güneş paneline sahip lastik üretim tesisi olma unvanını da taşıyor.

Atık Su Arıtma Tesisi Yolda

Ağustos 2025’te devreye alınması planlanan yeni atık su arıtma ve saf su geri dönüşüm projesi ile yılda 500.000 ton atık su yeniden kullanıma kazandırılacak. Bu sistem, hem çevresel sürdürülebilirlik hem de kaynak yönetimi açısından örnek niteliğinde olacak.

Enerji Verimliliği Projesi ile 3.800 Ton CO₂ Azalımı

Petlas’ın 2024’te hayata geçirdiği Enerji Verimliliği Artırıcı Proje (EVD) kapsamında yılda 4.2 milyon kWh enerji tasarrufu sağlandı. Bu da yılda 3.800 ton karbon emisyonunun önlenmesi anlamına geliyor.

“Sürdürülebilirlik Bir Seçenek Değil, Zorunluluk”

Petlas Kurumsal İletişim ve Pazarlama Müdürü Esra Ertuğrul Boran, markanın çevresel vizyonunu şu sözlerle özetledi:

“Sürdürülebilirlik bizim için bir hedef değil, tüm iş yapış şeklimizin temeli. Doğal kaynakları korumak ve gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak adına attığımız her adım, bize sorumluluğumuzu yeniden hatırlatıyor. 2030 hedefimize kararlılıkla ilerliyoruz.”

Petlas, sadece üretim değil sosyal ve çevresel sorumluluk alanlarında da öncü rolünü sürdürüyor. Şirketin attığı her adım, Türkiye sanayisinin yeşil dönüşümünde güçlü bir örnek teşkil ediyor.

Türkiye Endonezya İlişkilerine Ekonomik ve Enerji Politik Bakış

Günümüzde, Türkiye ile Endonezya arasındaki ilişkilerin hayli ileri boyutlara evrildiği gözlemlenmektedir. Özellikle içinde bulunduğumuz 2025 yılı içinde ilgili diplomatik görüşmelerin hayli yoğunluk kazanmış olduğu dikkat çekmektedir.

Şöyle ki; Şubat 2025 başında Türkiye Cumhurbaşkanının Endonezya’yı ziyaret etmesi ve enerji konusu da dahil olmak üzere birçok alanda işbirliği mutabakatlarının imzalanması ile yılın ilk teması sağlanmıştır. Nisan 2025’te de Endonezya Devlet Başkanı, Türkiye’ye iade-i ziyarette bulunmuş ve yine anlaşmaların imzalanmasıyla ilişkiler daha da ileri seviyelere taşınmıştır. Son olarak ise Haziran 2025’te Endonezya’da, Türkiye’nin geliştirdiği milli muharip uçak olan KAAN’a ilişkin olarak 48 adetinin Endonezya’ya ihracı konusunda önemli bir anlaşma imzalanmıştır. Bu anlaşmanın, aynı zamanda Türkiye’den Endonezya’ya havacılık alanında teknoloji transferini de kapsadığı ifade edilmektedir.

Bilindiği üzere KAAN, Türkiye’nin milli bağlamda ürettiği “5. Nesil Muharip Uçağı” olup yüksek manevra kabiliyeti, düşük görünürlük, sensör füzyonu, hava-hava ve havadan yere hakimiyet özellikleri ile ileri teknoloji ürünü bir savaş uçağı niteliği taşımaktadır. 21 Şubat 2024 tarihinde ilk uçuşunu, 6 Mayıs 2024’te ise ikinci test uçuşunu başarı ile gerçekleştirmiştir.  2028 yılına kadar 20 adet KAAN Muharip Uçağının Türk Hava Kuvvetleri envanterine girmesi planlanmaktadır. 

Hal böyleyken, KAAN muharip uçağının ilk uçuşundan itibaren 1,5 yıl geçmeden Endonezya ile böylesi kapsamlı bir anlaşmanın imzalanması iki ülke arasındaki ilişkilerin derinliğini göstermektedir denebilir. Gerçekte, Endonezya ve Türkiye arasındaki ilişkiler hayli eskilere dayanmaktadır.

Bu bağlamda Endonezya ile Türkiye arasındaki ilişkiler, tarihi bağlar ve stratejik ortaklık temelinde şekillenmiştir. İki ülke için söz konusu diplomatik ilişkilerin geçmişi 1950’li yıllara kadar dayanmaktadır. Türkiye’nin Cakarta Büyükelçiliği 1957 yılında faaliyete geçmiştir. 2011 yılından itibaren ise ülkeler arasında imzalanan bildiriyle ilişkiler stratejik ortaklık seviyesine çıkarılmıştır. Bu bağlamda olmak üzere Endonezya ile Türkiye ilişkileri “Dost Ülke” kapsamında olup bu ülkeyle Türkiye arasında farklı açılardan ileri derecede yakınlık tesis edilmiş bulunmaktadır. Nitekim, Türkiye ve Endonezya, BM, İslam İşbirliği Teşkilatı, G20,           D-8 ve MIKTA gibi çok taraflı platformlarda iş birliğini de sürdürmektedir.

İmzalanan son anlaşmalarla sadece ekonomik değil enerji konusunda da ileri işbirliği konusunda mutabakata varılmış bulunmaktadır. Ancak, öncelikle Endonezya’yı daha yakından tanımak yerinde olacaktır.

Endonezya

Endonezya, 2 Milyon km2 yüzölçümü üzerinde 280 Milyon mertebesinde bir nüfusa sahip olan dünyanın en kalabalık 4. ülkesi ve aynı zamanda en kalabalık Müslüman ülkesi durumundadır.  Müslümanlar (% 87 gibi) çok önemli bir çoğunluğa sahip olmakla beraber ülkede Hıristiyan, Budist, Hindu vb. gibi dinlere mensup nüfus da bulunmaktadır. Bu bağlamda tahmin edilebileceği üzere, ülkede çoğu yerli halk grupları olan farklı etnisite yapıları da bulunmaktadır.

Bir adalar ülkesi olan Endonezya, yaklaşık 17 bin adadan oluşmakta olup bu adaların en büyükleri; Sumatra, Cava, Sulavesi ile kısmen Borneo ve kısmen Yeni Gine olmaktadır. Endonezya’nın nüfusunun yarıdan fazlasının üzerinde yaşadığı, dünyanın en kalabalık adası olan Cava adasında ülkenin başkenti Cakarta da yer almaktadır (Şekil 1).

Şekil 1 Endonezya

İnsanlık tarihinin en eski yerleşim yerlerinden biri olarak kabul edilen bu bölge, dünyanın stratejik deniz yollarından birinin üzerinde olması nedeniyle hayli uzun bir süredir ileri ölçüde önem taşıyan bir konuma sahip bulunmaktadır.

M.S. 7. ve 8. yüzyıllarda Budistlerin etkin olduğu bölgede 13. Yüzyılda Müslümanlığın yayıldığı görülmüştür. 1511’de Portekiz’in Malakka bölgesini işgal etmesini takiben İspanya, Hollanda ve İngilizler bölgeyi istilâ etmişler ve sömürgeleştirmişlerdir. 20. Yüzyılda Hollanda’ya karşı başlayan mücadele, II. Dünya savaşı sonrasında hızlanmış ve 1950 yılında Endonezya Cumhuriyeti adıyla bir devlet kurulmuştur. 1962 yılında Yeni Gine’nin batısının da kurtarılmasıyla ülkenin sınırları önemli ölçüde betimlenmiştir.  

Endonezya’nın Ekonomik ve Enerji Politik Önemi

Endonezya Güneydoğu Asya’nın en büyük ekonomisi olarak görülmektedir. G-20 üyesi olan ülke, yükselen piyasa ekonomilerinden biri olarak kabul edilmektedir. Bu bağlamda, kişi başı gelirin 15 bin USD üzerinde olduğu ve 1 trilyon doları aşan milli geliri ile dünyanın önde gelen ekonomilerinden biri durumundadır. Ülkede tarım, sanayi, turizm, imalat ve hizmet sektörleri gelişmiştir ve 130 milyona yaklaşan iş gücü ile önemli bir insan kaynağına sahip bulunmaktadır.

Önemli bir uluslararası ticaret oyuncusu olarak nitelenmektedir. İhracatında palm yağı, kömür ve elektronik ürünler öne çıkmaktadır. Bu bağlamda Endonezya, dinamik bir ekonomiye sahiptir denebilir. 

Yer altı ve yer üstü zenginlikleri açısından hayli zengin bir ülkedir. Çeşitli madenleri mevcut olup kalay, petrol, doğalgaz, kömür, boksit, manganez, altın ve gümüş yatakları dünya rezervleri arasında önemli yer işgal etmektedir. İlaveten nikel, bakır ve iyot ile tuz da zenginlikleri arasındadır.

Enerji politik açıdan doğal gaz rezervleri önemlidir. Borneo Adasının doğusunda yer alan Doğu Kalimantan (Şekil 1) açıklarında 140 Milyar m3, yine Doğu Kalimantan’daki Mahakam mevkiinde 60 Milyar m3’ün üzerinde rezervi bulunduğu bilinmektedir. Son olarak keşfedilen Sumatra’nın kuzeyindeki Andaman Denizi bölgesinde (Şekil 1) 2 Trilyon m3’den fazla doğal gaz rezervi olduğundan bahsedilmektedir.

Endonezya Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra 2016 yılına kadar ülke, dünyanın petrol ihracatçısı ülkeleri arasındayken (21. Yüzyılda petrol üretiminin düşmeye başlaması ve iç tüketimin de artmasıyla) günümüzde (net değerlendirme bağlamında) petrol ithalatçısı ülke haline gelmiş bulunmaktadır. 

Endonezya ayrıca (2016 yılı itibariyle) 24.910 milyon ton kanıtlanmış kömür rezervi ile dünyanın en büyük kömür üreticileri arasında yer almaktadır. Aynı zamanda dünyanın en büyük kömür ihracatçılarından biri durumundadır. Bu bağlamda kömür santralları ülkede kullanılan önemli enerji santrallarıdır.

Bununla beraber, Endonezya, temiz enerjiye geçişi hızlandırmak için milyarlarca dolarlık anlaşmalara imza koymuş bulunmaktadır. Aynı zamanda 2050 yılına kadar tüm elektrik üretim sektörünü “Net Sıfır Karbon Emisyonu”na ulaştırmayı da hedeflemektedir.

Enerji politik açıdan Endonezya’nın sahip olduğu enerji kaynağı rezervleriyle birlikte sahip olduğu düşünülen rezerv potansiyelleri de önem arz etmektedir. Endonezya aynı zamanda LNG ihracatı açısından da önem taşıyan bir ülkedir.

Türkiye ile Endonezya arasında Enerji ve Doğal Kaynaklar Alanında da Mutabakat Zaptı imzalanmıştır. Bu hususun iki ülke ilişkilerini pekiştirici yönde etkisinin olacağı ifade edilmektedir.

Sonuç

Yukarıda açıklanan hususlar doğrultusunda, hayli uzun bir süredir diplomatik ilişkilerini sürdürmekte olan Türkiye ve Endonezya arasındaki işbirliği, 2025 yılı itibariyle daha da yoğunlaşmış ve imzalanan anlaşmalarla ileri seviyelere taşınmıştır.

Burada şunu belirtmek de yerinde olacaktır ki; Türkiye’nin mühendislik bağlamında ilk yerli ve milli haberleşme uydusu olan TÜRKSAT 6A’nın Nisan 2025 sonu itibariyle (Cumhurbaşkanı’nın katılımıyla yapılan bir törenle hizmete alınarak) görevine başlamış olması da Endonezya ile ilişkilerde olumlu rol oynayacak bir hususu oluşturmaktadır. Söz konusu bu uydunun etkileşim sahasının Güney ve Güneydoğu Asya olması ve Endonezya’yı da kapsamı alanına alıyor olması ilişkilerin daha da artmasına olanak sağlayabileceği söylenebilir.

Türkiye’nin enerji ticaretinin nispeten limitli olduğu Güney Asya ve Güneydoğu Asya ülkeleri ile ticaret, enerji konusuyla birlikte birçok konuda artabilecek ve iletişim bu bağlamda TÜRKSAT 6A’nın kullanımı ile daha kolay ve rahat sağlanabilecektir. Burada özellikle LNG ticareti önem kazanabilecektir denebilir.

Ayrıca, bu yıl başında Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Endonezya’yı ziyareti ve enerji konusu da dahil olmak üzere birçok alanda işbirliği mutabakatlarının imzalanması ve de Endonezya Devlet Başkanı’nın da Türkiye’ye Nisan 2025’te iade-i ziyarette bulunması ve yine Haziran 2025 başı itibariye Milli Muharip uçak KAAN ile ilgili anlaşmaların imzalanması ile TÜRKSAT 6A’nın devreye girmesinin zamanlamasının örtüşüyor olması da dikkat çekmektedir.

Fazla olarak 13 Haziran 2025’te İsrail’den İran’a başlatılan hava saldırıları nedeniyle İran’ın karşı bir hamle olarak Hürmüz Boğazı’nı kapatma veya geçişleri engelleme gibi bir riskin baş göstermesiyle Güneydoğu Asya bağlantılı LNG trafiği ve enerji ticaretinin (Körfez bölgesine göre) öne çıkması artık çok muhtemel bir gelişme olarak görülebilmektedir. Bu da, Endonezya ile olan ilişkilerin ehemmiyetini öne çıkaran bir unsur olabilecektir.  İlaveten Andaman Denizinde var olduğundan bahsedilen enerji rezervlerinde Türkiye’nin de etkinliğinin bu bağlamda sağlanabilmesi olasılıklar arasında düşünülebilir.

Öz olarak ifade edilmek istenirse; Türkiye için “Dost Ülke” nitelemesiyle anılan Endonezya ile imzalanan anlaşmalar ve gelişen konjüktürel durumlarla iki ülke arasındaki işbirliği ve mutabakatlar farklı alanlarda olduğu gibi enerji konusunda da yeni ufukların açılması ve ilgili ticaretin ve ilgili faaliyetlerin artması beklenti doğrultusunda öngörülmektedir.

Şah Kartal için Trakya’da koruma projesi başladı

Kuşların göç yolları üzerinde bulunan Trakya, leylekler ve nesli tükenme tehlikesi altındaki Şah Kartallar için örnek bir doğa koruma projesine ev sahipliği yapıyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) 1. Bölge Müdürlüğü ile Trakya Elektrik Dağıtım A.Ş. (TREDAŞ) arasında imzalanan iş birliğiyle, “Trakya’nın Kuşlarını Halkalıyoruz” projesi Tekirdağ’ın Hayrabolu ilçesine bağlı Karakavak Köyü’nde tanıtıldı. Proje, göçmen kuşların halkalanarak izlenmesini, yaşam alanlarının korunmasını ve kamuoyunda farkındalık yaratılmasını hedefliyor.

Bilimsel Verilerle Kuşların Yolculuğu Takip Edilecek

Lansman etkinliğinde, halkalanan ilk leylekler ve Şah Kartallar, gökyüzüne umut oldu. Projenin ilk adımı olarak 100 leylek ve 15 Şah Kartal’ın halkalanması planlanıyor. Beş yıl içinde ise 500 leylek ve 100 Şah Kartal’ın halkalanması, 15 Şah Kartal ve 5 leyleğe GPS verici takılarak göç yollarının ve yaşam davranışlarının bilimsel olarak izlenmesi hedefleniyor.

Ekosistemin Sessiz Kahramanları Koruma Altında

Proje kapsamında koruma altına alınan Şah Kartal (Aquila heliaca), Türkiye’de nesli tehlike altında olan türler arasında. Trakya’da üreme gösteren bu yırtıcı kuş, tarım alanlarına yakın yuvalar kurarak hem ekosistemde denge unsuru oluyor hem de biyolojik çeşitliliğin göstergesi kabul ediliyor.

Leylekler ise, tarımsal alanlarda zararlı popülasyonları kontrol etmeleriyle biliniyor. Besin zincirindeki yerleri ve yuva davranışları, insanla doğa arasında önemli bir uyumun simgesi olarak görülüyor.

Yuva Kameraları, İzolasyon Önlemleri ve Toplumsal Katılım

Proje, sadece halkalamayla sınırlı değil. Yavruların üreme başarılarının izlenebilmesi için yuvalar canlı yayınla takip edilecek. Elektrik direklerine kurulan yuva platformları ve izolasyon sistemleriyle, kuş ölümlerinin önlenmesi hedefleniyor.

TREDAŞ Genel Müdürü Necati Ergin, “Doğa varsa biz de varız” vurgusuyla doğayla uyumlu çözümler geliştirdiklerini belirtti. Bugüne kadar 1000’e yakın leylek platformu kurduklarını ve kuş dostu enerji altyapısı oluşturduklarını söyledi.

DKMP 1. Bölge Müdürü Fahrettin Ulu ise, “Göç yolları, yaşam alanları ve tehditlerin bilimsel verilerle kayıt altına alınması sayesinde, etkili koruma stratejileri geliştirilecek. Bu sadece kuşlar için değil, tüm biyolojik çeşitlilik için büyük bir kazanım” dedi.

Farkındalık Sadece Doğaya Değil, Topluma da Katkı

Karakavak Köyü’ndeki etkinlik, yerel halkın yoğun ilgisiyle gerçekleşti. Katılımcılar halkalama çalışmalarını yerinde izleyerek doğa koruma faaliyetlerinin bir parçası oldu. Proje, doğa turizmi, kuş gözlemciliği ve çevre bilincinin geliştirilmesi açısından da önemli bir rol oynuyor.

Trakya’da Bir Umut Çemberi

“Trakya’nın Kuşlarını Halkalıyoruz” projesi, yalnızca nesli tehlike altında olan türleri korumakla kalmayıp, aynı zamanda doğayla insan arasında sürdürülebilir bir denge kurmayı amaçlıyor. Gökyüzünde kanat çırpan her bir kuş, bu iş birliğinin ve bilimin rehberliğinde atılan adımların birer tanığı olarak yaşamaya devam edecek.

Elektrikli Şarj Dönüşümüne Borusan EnBW Liderlik Ediyor

Borusan EnBW Enerji, elektrikli araç şarj altyapısında “Borusan EnBW Şarj – 5” ile devrim niteliğinde bir adım atıyor. Kolay, güvenli, güvenilir, hızlı ve sürdürülebilir bir şarj deneyimi sunmayı hedefleyen bu yeni girişim, Türkiye’nin e-mobilite dönüşümüne liderlik etmeye hazırlanıyor.

Sürdürülebilirlik ve İleri Teknoloji Bir Arada

“Borusan EnBW Şarj – 5”, Borusan EnBW Enerji’nin sürdürülebilirlik vizyonunu en son teknolojiyle harmanlayarak, kullanıcı odaklı bir yaklaşım benimsiyor. Türkiye genelinde kesintisiz ve konforlu bir mobilite deneyimi vaat eden 5, elektrikli araç sahiplerinin hayatını kolaylaştırmayı amaçlıyor.

İddialı Hedefler ve Büyük Yatırımlar

Şu anda 351 şarj noktasıyla hizmet veren 5, 2025 sonunda bu sayıyı 500’ün üzerine çıkarmayı hedefliyor. Daha da iddialı olarak, 2030 yılına kadar 3.000 şarj noktasına ulaşarak yaklaşık 10 Milyar TL’lik bir yatırım yapmayı planlıyor. Özellikle yüksek güçlü şarj alanında sektör lideri olma hedefiyle yola çıkan 5, bu alandaki çalışmalarını hız kesmeden sürdürüyor.

Güçlü Ortaklığın Getirdiği Liderlik

Borusan ve Alman ortağı EnBW’nin ortak girişimi olan Borusan EnBW Enerji, Türkiye’deki elektrikli araç sahiplerine yönelik kullanıcı dostu şarj çözümlerini hayata geçirmek için 5’i tanıttı. Enerji, mobilite ve teknoloji dünyasını bir araya getiren özel bir etkinlikte, 5’in vizyonu, hedefleri ve elektrikli araç kullanıcılarına sunacağı değerler detaylarıyla paylaşıldı.

Borusan EnBW Enerji Genel Müdürü Enis Amasyalı, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, ulaşım sektöründeki artan hareketliliğin karbon salımını artırdığını ve bu durumun elektrifikasyonu zorunlu kıldığını vurguladı. Amasyalı, Borusan’ın otomotiv alanındaki e-mobilite dönüşümüne öncülük etmesi ve EnBW’nin Almanya’daki 9 yıllık liderlik deneyiminin 5’i Türkiye’nin en iddialı şarj çözümü haline getirdiğini belirtti. Amasyalı’ya göre 5, sadece yüksek performanslı şarjın yeni adresi değil, aynı zamanda hareket halindeki yaşamı kolaylaştıran, güvenli, güvenilir, hızlı ve geleceğe odaklı sürdürülebilir bir tercih olacak.

Amasyalı ayrıca, e-mobilite alanındaki gerçek değişimin, elektrikli araç kullanıcılarının konforla hareket edebildiği bir ekosistemde başladığını ifade etti. Yenilikçiliği sadece teknolojiyle değil, kullanıcı deneyimini merkeze alan çözümlerle hayata geçirdiklerini ve büyüyen istasyon ağının yanı sıra Türkiye’nin lider şirketleriyle yapılan iş birlikleriyle de şarj deneyimini zenginleştirdiklerini ekledi.

Çevre Dostu ve Yenilenebilir Enerji Garantisi

5, sürdürülebilir enerji kaynaklarından yararlanarak her aşamada çevre dostu ve verimli hizmet sunmaya odaklanıyor. Borusan EnBW Enerji’nin %100 yenilenebilir enerji santrallerinden tedarik edilen Yenilenebilir Enerji Kaynak Garanti Belgesi (YEK-G) sertifikalarıyla elektrikli araç kullanıcılarının şarj işlemlerindeki karbon ayak izini sıfırlıyor.

5 Temel Üstünlük: Kolay, Güvenli, Güvenilir, Hızlı ve Sürdürülebilir

Kolay: 5, şarj noktalarını bulma ve erişme konusunda kullanıcılara kolaylık sağlayarak elektrikli araçla yolculukları basit ve sorunsuz hale getiriyor. Kullanıcı dostu arayüzler ve müşteri öncelikli süreçler sayesinde herkes 5’in hizmetlerine rahatlıkla erişebiliyor.

Güvenli: Borusan EnBW Enerji’nin yenilenebilir enerji tesisleri işletme deneyimine dayanarak geliştirilen 5, güvenli şarj altyapısı, veri gizliliği ve korumasıyla kullanıcılara güvenli bir şarj deneyimi sunuyor.

Güvenilir: Kullanıcıların elektrikli araç sürme keyfini doyasıya yaşamaları için güvenilir, duyarlı ve kesintisiz bir mobilite deneyimi vaat ediyor. En son teknoloji şarj üniteleri ve daimi açık şarj noktaları ile sorunsuz bir şarj deneyimi sağlıyor.

Hızlı: Yüksek güçlü şarj noktalarına odaklanan 5, kullanıcılara “hızlı” şarj deneyimi sunarak şarj molalarını optimize ediyor ve seyahatleri kesintisiz hale getiriyor. Bu sayede elektrikli araç sahiplerine sevdikleriyle daha fazla vakit geçirme imkanı sunuluyor.

Sürdürülebilir: Yenilenebilir enerji üretiminin sürdürülebilir doğası üzerine inşa edilen 5’in temelleri, güvenilir bir Türk-Alman ortaklığına dayanıyor. Yeni nesiller için gezegeni korurken daha yeşil bir gelecek sağlamak amacıyla her adımda çevre dostu çözümlere öncelik veriyor.

Türkiye, 33.5 GW Depolamalı Güçle Dünya Liderleri Arasında

Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB), 28 Nisan 2025 tarihinde İspanya ve Portekiz’i etkisi altına alan İber Yarımadası elektrik kesintisini detaylı olarak analiz eden “28 Nisan 2025 Tarihli İber Yarımadası Elektrik Kesintisine İlişkin TÜREB Teknik Gözlem Raporu”nu yayımladı. Avrupa elektrik sistemi açısından tarihi bir vaka olarak değerlendirilen bu kesintiye dair kapsamlı tespitlerin yanı sıra, rapor Türkiye’ye yönelik kritik öneriler de sunuyor. Raporda, İberya kesintisinin ardında yüksek yenilenebilir enerji payı, düşük sistem ataleti, invertör tabanlı üretim yapısındaki zafiyetler ve hibrit HVDC/AC bağlantıların bir araya gelmesi gibi çok sayıda teknik bileşenin rol oynadığı belirtiliyor. Olayın ardından yapılan değerlendirmelerde, salınımları bastıracak donanım ve yazılım uygulamalarının yetersiz kaldığı, salınım algılama ve kontrol parametrelerinin gecikmeli veya yetersiz tepkiler verdiği vurgulanıyor.

İberya Kesintisinin Teknik Analizi: Nedenler ve Sonuçlar

Rapora göre, ilk üretim kaybının kesin nedeni henüz belirlenmemiş olsa da, İspanya’da gözlenen nominal üstü (fakat limitler içinde) yüksek voltajlar ve merkezi olmayan çok sayıda üretim tesisinin devre dışı kalma olasılığı üzerinde duruluyor. Şebekede ortaya çıkan küçük bir arızanın, voltajların kullanılabilir sınırın üst limitine yakın seyretmesi nedeniyle limitleri aşmış olabileceği ifade ediliyor. Bu üretim kayıplarının ardından başlayan frekans düşüşü, otomatik koruma sistemlerini tetiklemiş ve bu sistemler yük atmalarla yanıt vermiş. Ancak sistem kararlılığı bu yük atmayla da sağlanamayınca, Fransa-İspanya arasındaki AC bağlantılarının otomatik olarak kapanması sonucu tüm İber Yarımadası şebekesi çökmüş. Raporda ayrıca, bu üretim kaybı ve Fransa ile olan AC hatlarının kopmasına ek olarak, senkron bir bağlantı şekli olmayan Fransa ile olan HVDC bağlantısının dengesizliğe rağmen ihracat yönünde enerji çıkışına devam etmesinin de sistemi olumsuz etkilediği belirtiliyor.

Kesintinin temel nedenleri arasında, yüksek yenilenebilir enerji üretimi (özellikle güneş), bahar dönemi nedeniyle düşük elektrik talebi ve sistemdeki düşük atalet seviyelerinin birleşerek sistemi daha kırılgan hale getirmesi gösteriliyor. Arıza öncesinde invertör tabanlı rüzgar ve güneş üretiminin toplam tüketimin yüzde 60’ından fazlasını karşıladığı, özellikle İspanya’daki geniş güneş santrallerinin bu duruma katkı sağladığı tahmin ediliyor. Bu durumda sistemdeki salınımlara cevap verilemediği ve küçük üretim tesislerinin voltaj kontrol kapasitesi yoksa veya kısıtlıysa, voltaj probleminin daha da arttığı tespiti yapılıyor. Rapor, İspanya ve Portekiz’de yaşanan kesintinin enerji dağıtım süreçlerinde elektrik şebekesi yatırımları, dijitalleşme, baz yük santralleri, esneklik ve şebeke elektriği depolamanın ne kadar kritik olduğunu bir kez daha gösterdiğinin altını çiziyor. İberya kesintisini takiben enerji piyasalarında politika önerileri arasında özellikle esneklik ve sistem ataletinin sağlanmasının öne çıktığı belirtiliyor.

Türkiye’nin Vizyoner Depolama Stratejisi Dünyaya Örnek Oldu

TÜREB raporunda, elektrik depolama kapasitesinin artırılması konusunda Türkiye’nin vizyoner ve proaktif bir strateji benimsediği vurgulandı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (ETKB) ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) öncülüğünde, son yıllarda verilen tüm yeni rüzgar enerjisi santrali (RES) ve güneş enerjisi santrali (GES) ön lisanslarının elektrik depolama koşulları ile düzenlendiği ve sistemsel dönüşümün hızlandırıldığı belirtildi.

Bugün itibarıyla Türkiye genelinde çeşitli yatırımcılar tarafından hayata geçirilecek yaklaşık 680 depolamalı proje, toplamda 33,5 GW kurulu güce ulaşmış durumda. Bu ölçek, Türkiye’nin elektrik sisteminin güçlü, esnek ve kapsayıcı bir yenilenebilir enerji üretilebilirliğini sağlamak adına önemli bir adım olarak görülüyor. Türkiye, rüzgar ve güneş enerjisi potansiyelini değerlendirmenin yanı sıra depolama çözümleriyle arz-talep dengesini sağlamakta ve elektrik sistemi işletmesinin kayıplarını azaltarak daha ucuz, daha temiz ve daha sürdürülebilir elektriğe ulaşmanın önünü açıyor.

Raporda, baz yük santrallerinin sistemdeki rolünün korunmasıyla birlikte, şebeke elektrik depolama sistemleri ve arızalara daha hızlı tepki veren şebeke izleme teknolojileri sayesinde frekans salınımlarının büyümeden sönümlenmesinin kritik olduğu, bunun İspanya ve Portekiz’de yaşanan kesintide çok net bir şekilde görüldüğü belirtiliyor. Türkiye’nin şebekede elektrik depolama konusundaki öncü adımları ve uygulanan politikaların dünyada birçok ülkeye örnek teşkil ettiği vurgulanıyor. Türkiye’nin dağıtımı yapılan depolamalı santral kapasitesi büyüklüğü açısından dünyada önde gelen ülkelerden biri konumunda olduğu ifade edildi. ETKB ve EPDK’nın geliştirilmiş enerji stratejileri ve yeni depolamalı santrallerin planlanması, kapasite tahsisleri, şebekeye dahil edilmesi ve yeni şebeke yatırımlarının planlanmasında kritik rol oynadığı belirtiliyor. Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ) ve bölgesel elektrik dağıtım şirketlerinin de bu santrallerin şebekeye dahil edilmesi konusunda teknik olarak üzerlerine düşeni yerine getirme gayretinde olduğu vurgulanıyor.

Yaklaşık 33,5 GW’lık depolamalı rüzgar ve güneş enerjisi santrali yatırımlarının, ETKB’nin öncülüğü ve desteğiyle hazırlanan ve önümüzdeki haftalarda yasalaşması beklenen Süper İzin Düzenlemesi ile birlikte hızlı bir şekilde devreye alınması, Türkiye’nin enerji bağımsızlığının sağlanması kadar sistem güvenliğinin artırılmasına da büyük fayda sağlayacak.

AYEDAŞ, Sürdürülebilir Enerjiye Katkısını Artırıyor

Güvenli, kesintisiz ve sürdürülebilir enerji hizmeti sunma misyonuyla çalışmalarını aralıksız sürdüren AYEDAŞ, 2025 yılının ilk üç ayında İstanbul Anadolu Yakası’nda dikkat çekici başarılara imza attı. Enerjisa Dağıtım Şirketleri’nin öncü kuruluşu olarak, altyapı yenileme ve dijital dönüşüm projeleriyle enerji sektöründeki liderliğini pekiştirdi.

AYEDAŞ, 3 milyondan fazla abonesine daha güvenilir ve sürekli enerji sağlamak amacıyla, 2025’in ilk çeyreğinde Anadolu Yakası’nda kapsamlı bir yatırım hamlesi gerçekleştirdi. Toplam 8.448 trafo ve 34.913 kilometrelik enerji hattına sahip hizmet bölgesinde, kesintisiz enerjiyi hedefleyen bakım, yenileme ve yatırım odaklı çalışmalar hız kesmeden devam etti. Şirket, aynı zamanda karbon ayak izini azaltma ve dijital dönüşüm süreçlerine verdiği önemle de öne çıktı.

Kesintisiz Enerji İçin Altyapı Güçlendirildi

Adalar, Ataşehir, Beykoz, Çekmeköy, Kadıköy, Kartal, Maltepe, Pendik, Sancaktepe, Sultanbeyli, Şile, Tuzla, Ümraniye ve Üsküdar ilçelerinde yürütülen çalışmalar kapsamında, 7560 aydınlatma armatürünün kurulumu tamamlandı. Bunun yanı sıra, 507 pano, 28 trafo ve 833 dağıtım merkezi bakımı yapılarak enerji altyapısı önemli ölçüde güçlendirildi. Aynı dönemde 571 kilometrelik enerji hattının bakımı gerçekleştirilerek sürdürülebilir enerjiye verilen katkı artırıldı.

AYEDAŞ, 2025 yılının ilk üç ayında belirlediği geniş yatırım hedeflerini başarıyla aşarak, hizmet verdiği 3 milyondan fazla abonesine daha kesintisiz ve kaliteli enerji sunmak amacıyla 105 kilometrelik yeni kablo döşemesi, 145 yeni elektrik santrali ve 18 trafo merkezi kurarak altyapısını rekor düzeyde geliştirdi. Bu kapsamlı bakım, onarım ve yatırım çözümleriyle AYEDAŞ, 2025’in ilk çeyreğinde koyduğu hedeflere başarıyla ulaştı.

Müşteri Odaklı Dijital Dönüşüm ve 7/24 Hizmet Anlayışı

Enerjisa Dağıtım Şirketleri, operasyonel süreçlerini daha verimli hale getirmek ve müşteri memnuniyetini en üst seviyeye taşımak için dijitalleşmeye ağırlık veriyor. AYEDAŞ da bu doğrultuda, 7/24 kesintisiz hizmet anlayışını sürdürüyor.

Aboneler, www.ayedas.com.tr web sitesi, Web ChatVolt anlık mesajlaşma, AYEDAŞ 186 Mobil Uygulaması, 0(216) 186 00 00 İhbar Hattı ve 186 Çağrı Merkezi aracılığıyla tüm soru ve taleplerini iletebiliyor. Şirket, çağrı kayıtları ve mesajlarla da aboneleriyle kesintisiz iletişimini sürdürüyor.

Enerjisa Dağıtım Şirketleri’nin Başkent EDAŞ ve Toroslar EDAŞ ile birlikte Türkiye’nin önde gelen üç elektrik dağıtım şirketinden biri olan AYEDAŞ, enerji altyapısını güçlendirme ve geleceğin enerji ihtiyaçlarını karşılama hedefiyle yatırımlarına kararlılıkla devam edeceğini açıkladı.

Railport, Avrupa-Asya Lojistik Zincirinin Yeni Halkası Olacak

Türkiye’nin ilk intermodal lojistik terminali olma özelliğini taşıyan Railport, Almanya’nın Münih kentinde 2-5 Haziran tarihleri arasında düzenlenen dünyanın en büyük taşımacılık ve lojistik fuarlarından Transport Logistic 2025’te uluslararası kamuoyuna tanıtıldı. Railport, proje ortağı Alman lojistik devi duisport ile birlikte fuarda sergilediği sürdürülebilirlik odaklı vizyonu ve stratejik konumuyla büyük ilgi gördü.

Demir yolu temelli yeni bir lojistik sayfa

Kocaeli Kartepe’de 265 bin metrekarelik bir alan üzerine inşa edilen Railport, kara ve demir yolunu entegre eden yapısıyla sadece bir terminal değil, Türkiye’nin uluslararası lojistik ağına bağlanmasında kritik bir köprü olarak öne çıkıyor. Tamamlandığında, yıllık 360 bin TEU konteyner, 1,5 milyon ton genel kargo, 125 bin treyler ve 122 bin CEU bitmiş araç elleçleme kapasitesine sahip olacak.

Terminalde ayrıca 1.000 metrekarelik tehlikeli madde depolama alanı, 4 yükleme tablası, 6 istif makinesi ve modern izleme sistemleri gibi ileri düzey altyapı bileşenleri bulunuyor. Bu yönüyle Railport, Türkiye’nin sadece ihracat ve ithalat yükleri için değil, aynı zamanda transit geçişler için de bölgesel bir üs haline gelmeyi hedefliyor.

Orta Koridor’un stratejik kalbi

Railport, Avrupa ile Asya’yı birbirine bağlayan Orta Koridor ve Demir İpek Yolu üzerinde yer alarak, Çin’den Avrupa’ya uzanan ticaret rotasında önemli bir durak olacak. Özellikle deniz taşımacılığına alternatif arayan üretici ve ihracatçılar için zaman, maliyet ve çevresel sürdürülebilirlik açısından büyük avantajlar sunması bekleniyor.

Fatih Yılmazkarasu: “Railport bir lojistik devrimin başlangıcı”

Railport Genel Müdürü Fatih Yılmazkarasu, fuarda yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Transport Logistic gibi küresel ölçekte prestijli bir platformda yer almak, Türkiye’nin lojistikte geldiği noktayı ve nereye yöneldiğini göstermek açısından büyük önem taşıyor. Railport, sadece fiziksel bir terminal değil, Türkiye’yi Avrupa Yeşil Mutabakatı ve 2053 net sıfır karbon hedefleriyle uyumlu şekilde geleceğin lojistik mimarisiyle buluşturan bir vizyon projesidir. Demir yolunun önceliklendirildiği bu model, karbon salımını azaltarak çevre dostu taşımacılığı mümkün kılacak.”

Yılmazkarasu ayrıca, Railport’un yalnızca Türkiye’nin değil, aynı zamanda bölgenin en önemli intermodal geçiş merkezlerinden biri olmaya aday olduğunu vurguladı.

Türkiye’nin küresel ağlara entegrasyon gücü artıyor

Arkas Holding ve duisport ortaklığında hayata geçirilen bu dev proje, 2025’in ikinci yarısında faaliyete geçtiğinde, Türkiye’nin Avrupa, Orta Asya ve Çin hattındaki lojistik rekabet gücünü artıracak. Mevcut liman, kara yolu ve demir yolu ağlarına entegre biçimde çalışacak olan terminal, yüklerin hızlı, güvenli ve çevreci biçimde taşınmasına olanak sağlayacak.

Railport’un, küresel tedarik zincirlerinde Türkiye’yi daha güçlü ve etkin bir oyuncu haline getirmesi bekleniyor. Terminalin, hem bölgesel ekonomiye hem de çevresel sürdürülebilirliğe uzun vadeli katkılar sağlaması hedefleniyor.

Afro-Avrasya’da Sessiz Rekabet

Küresel güç mücadelesi, artık yalnızca Pasifik’te ya da siber uzayda değil; aynı zamanda kara yolları, enerji hatları ve bölgesel ittifaklar üzerinden de şekillenmektedir. Bu bağlamda, Çin ve Hindistan arasında giderek belirginleşen stratejik ayrışma, sahada yeni jeopolitik kutuplaşmalara yol açmaktadır.

Günümüzde Çin, Kuşak-Yol Girişimi kapsamında Kazakistan, Hazar geçişli Azerbaycan ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşmayı hedeflerken; Hindistan ise Ermenistan, İran ve Yunanistan üzerinden alternatif bir batı koridoru oluşturma çabasındadır. Bu durum yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda savunma, enerji, diplomasi ve ulaştırma alanlarında çok katmanlı bir küresel rekabetin habercisidir.

Hindistan–Ermenistan Hattı: Güney Kafkasya’da Yeni Denge

Hindistan, İkinci Karabağ Savaşı sonrası güvenlik açıklarını kapatmaya çalışan Ermenistan’a önemli ölçüde savunma sistemi tedarik etmektedir. Trajan 155 mm obüsleri, Pinaka roket sistemleri, Arudhra radarları, Akash hava savunma sistemi ve BrahMos süpersonik füzeleri, bu modernizasyon sürecinde öne çıkmaktadır.

Bu hamle yalnızca Ermenistan için değil, Türkiye–Azerbaycan güvenlik hattına karşı dolaylı bir stratejik dengeleme olarak da okunmalıdır. Hindistan böylece Güney Kafkasya’da askeri teknoloji ve ittifaklar yoluyla jeopolitik bir ayak izi oluşturmaktadır.

İran: Jeostratejik Kavşakta İki Gücün Ortasında

İran hem Çin’in hem de Hindistan’ın Batı’ya açılma stratejisinde kilit konuma sahip bir geçiş ülkesidir. Çin açısından İran, Kuşak-Yol Girişimi’nin enerji ve kara ulaştırma hattındaki hayati bir halkasını oluşturmaktadır. Buna karşın Hindistan, İran’la geliştirdiği Çabahar Limanı ve Uluslararası Kuzey-Güney Ulaştırma Koridoru (INSTC) aracılığıyla İran’ı Orta Asya ve Avrupa’ya açılan kendi hattının merkezi haline getirmektedir.

Bu çerçevede İran, Çin’in Türkiye ve Azerbaycan hattına karşı, Hindistan’ın Ermenistan ve Yunanistan ile kurduğu alternatif hattın jeopolitik ara bağlantısı olarak konumlanmaktadır.

Türkiye ile Gerilim: Pakistan Faktörü ve Boykot Kararı

Hindistan’ın dış politikasındaki dönüşüm, Türkiye’yi de doğrudan etkilemektedir. Pakistan ile yaşanan son gerginlikte, Türkiye’nin diplomatik tutumu nedeniyle Hindistan, Ankara’yı açıkça suçlamış ve Türk mallarına yönelik boykot kararı almıştır. Bu durum, Hindistan’ın Türkiye’yi artık yalnızca bölgesel bir aktör değil, karşı cephede konumlanan stratejik bir rakip olarak gördüğünü ortaya koymaktadır.

Yunanistan ile Genişleyen İş Birliği: Avrupa’ya Açılan Hint Kapısı

Hindistan, Yunanistan’la geliştirdiği çok boyutlu ilişkilerle Avrupa’da stratejik bir üs kazanmaya çalışmaktadır. Bu iş birliği; savunma sanayinden liman yatırımlarına, turizmden iş gücü anlaşmalarına kadar geniş bir alanı kapsamaktadır. Özellikle Yunan savunma sanayi kurumları HAI ve EAS ile kurulması planlanan ortaklık, Hindistan’ın Avrupa savunma pazarına doğrudan entegre olma isteğini yansıtmaktadır.

Yunanistan Başbakanı Miçotakis ve Hindistan Başbakanı Modi’nin karşılıklı ziyaretleriyle perçinlenen bu ilişki, Doğu Akdeniz’deki Türk etkisine karşı inşa edilen bir Hint varlığı olarak stratejik bir anlam taşımaktadır.

Çin–Hindistan Rekabeti: Batı Rotalarında Derinleşen Mücadele

Bugünkü tablo, Çin ve Hindistan’ın jeopolitik çıkarlarının sessiz ama derinleşen bir rekabet içinde çatıştığını göstermektedir:

  • Çin, Kuşak-Yol Girişimi (BRI) çerçevesinde Orta Koridor üzerinden Avrupa’ya ulaşmak istemektedir. Bu hat, Çin–Kazakistan–Hazar geçişli Azerbaycan–Gürcistan–Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlanmaktadır. Bu koridorun merkezinde Türkiye ve Azerbaycan yer almakla birlikte, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Gürcistan gibi ülkeler de kilit aktörlerdir. Çin böylece hem ticaret yollarını çeşitlendirmekte hem de Rusya’ya bağımlılığını azaltmaktadır.
  • Hindistan ise buna karşılık Ermenistan, İran ve Yunanistan üzerinden yeni bir batı koridoru geliştirerek Çin’in Avrupa’ya açılan kara yoluna jeopolitik bir alternatif üretmeye çalışmaktadır.
  • Ayrıca Hindistan, Kuşak-Yol Girişimi’ne karşı çok yönlü alternatifler geliştirmektedir. Bunlardan biri de 2023’te duyurulan IMEC (India–Middle East–Europe Economic Corridor) projesidir. Bu girişim, Hindistan’ı Orta Doğu üzerinden Akdeniz’e ve oradan Avrupa’ya bağlamayı hedefleyen çok uluslu bir koridor planıdır. Çin’in kara ve deniz üzerindeki lojistik hâkimiyetine karşı Hindistan, IMEC ile ABD ve AB destekli bir ekonomik damar oluşturmak istemektedir.

Bu yapı, Çin ve Hindistan’ın sessiz rekabetinin artık Avrasya kara yolları üzerinden derinleştiğini ve bölgesel ortaklıklar aracılığıyla sürdürüldüğünü göstermektedir.

Bu bağlamda, Doğu Akdeniz de bu küresel rekabetin yeni bir cephesi haline gelmektedir. Hindistan’ın ilerleyen süreçte Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile diplomatik ve ekonomik ilişkileri artırması muhtemeldir. Böyle bir adım, Hindistan’a hem Avrupa Birliği ile siyasi uyum, hem de Doğu Akdeniz enerji denklemine dahil olma fırsatı sunacaktır. Diğer yandan Çin, Yunanistan’daki Pire Limanı yatırımı üzerinden bölgedeki ekonomik varlığını korumaya çalışmakta ve Doğu Akdeniz’deki altyapı projelerine ilgisini artırmaktadır. Ancak Çin’in Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) meselesine yaklaşımı oldukça temkinlidir. Tayvan politikası nedeniyle, Çin tek taraflı ayrılıkçı yapıları tanımaktan kaçınmakta ve KKTC’yi diplomatik düzeyde tanıması mümkün görünmemektedir. Buna rağmen Çin’in, doğrudan tanıma dışında, ekonomik ya da kültürel temaslar yoluyla dolaylı bir etki geliştirmeye çalışması olasıdır.

Sonuç olarak, Doğu Akdeniz, yalnızca bölgesel aktörlerin değil, Çin ve Hindistan gibi Asya merkezli küresel güçlerin de diplomatik, ekonomik ve sembolik rekabet alanına dönüşmektedir.

Sonuç: Yeni İpek Yolları Üzerinde Sessiz Bir Savaş

Bugün Çin ve Hindistan, Asya’dan Avrupa’ya ulaşan ticaret ve jeopolitik güzergâhlar üzerinden bir tür “sessiz savaş” yürütmektedir. Çin, Türkiye ve Orta Asya üzerinden Avrupa’ya ulaşmayı hedeflerken; Hindistan, Ermenistan, İran ve Yunanistan üzerinden alternatif bir hatta yatırım yapmaktadır.

Bu tablo, yalnızca iki Asya devinin ekonomik planlarını değil; aynı zamanda Türkiye’nin merkezinde yer aldığı çok aktörlü yeni jeopolitik çatışma hatlarını da gözler önüne sermektedir.

Yazar Hakkında

Doç. Dr. Hakan Arıdemir, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesidir. Uluslararası Hukuk, Bölgesel Deniz Jeopolitiği Meseleleri ve Uluslararası Deniz Hukuku alanında çalışmalarını sürdürmektedir. Afro-Avrasya Araştırmaları Enstitüsü’nün kurucu başkanı olan Doç. Dr. Arıdemir, ulusal ve uluslararası düzeyde birçok akademik projeye, çalıştaya ve yayın faaliyetlerine öncülük etmektedir. Türkiye’nin Afro-Avrasya vizyonu ve Türk dünyası stratejileri üzerine derinlemesine analizler üretmektedir.

İthalat Bağımlılığı, Ekonomik Bağımsızlığı Tehdit Ediyor

Türkiye’de sanayinin geleceği ve yerli üretimin sürdürülebilirliği, Çin menşeli düşük kaliteli ürünlerin yol açtığı tehditler ve stratejik korumasızlık endişeleriyle bir kez daha gündeme geldi. 01 Haziran 2025 tarihinde KOMSAD tarafından yayımlanan açıklamada, “Sanayi Egemenliğinin Kaybı: Çin Devlet Destekli İthalatla Tasfiye Edilen Bir Sektör” başlığı altında, yerel sektör temsilcileri derin endişelerini dile getirdi.

Çin Menşeli Ürünler Türk Sanayisini Tehdit Ediyor

KOMSAD Genel Sekreteri ve sektör temsilcileri, İstanbul’da bir araya gelerek yaşanan sorunları masaya yatırdı. Sektör temsilcilerinin dertlerini dinleyen Genel Sekreter Murat Alişiroğlu’nun konuşmaları, mevcut durumun vahametini gözler önüne serdi. Alişiroğlu, “Çin üretimle büyüyor; biz ithalatla çöküyoruz” sözleriyle, Türkiye’nin sanayi politikalarındaki temel açığı net bir şekilde ortaya koydu.

Yerli Sanayicinin “İdeolojik Direnişi” ve Karşılaştığı Zorluklar

Basın bülteninde belirtildiğine göre, Türkiye’deki sanayi artık üretimle değil, adeta bir “mukavemetle” ayakta kalmaya çalışıyor. Yerli sanayici için üretmek, sadece ekonomik bir eylem olmaktan çıkarak, ideolojik bir direniş halini almış durumda. Bu direnişin karşısında ise dört ana zorluk yükseliyor: düşük kaliteli ve devlet destekli Çin mallarının haksız rekabeti, kontrolden çıkan yüksek enflasyonun getirdiği maliyet yükü, enerji ve hammadde fiyatlarındaki öngörülemez artışlarla derinleşen maliyet krizi ve en önemlisi de “sessiz kalan kamu kurumları” ile zaten kırılgan bir yapıda olan KOBİ’lerin savunmasızlığı. Bu durum, yerli üreticinin küresel pazarda rekabet gücünü ciddi şekilde zayıflatmakta, üretim kapasitelerini düşürmekte ve istihdam üzerindeki baskıyı artırmaktadır. Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler (KOBİ’ler), bu çok yönlü baskı altında varlıklarını sürdürmekte büyük güçlük çekmektedir.

Stratejik Korumasızlık ve Kontrolsüz Pazar İşgali Endişesi

Bu tablonun sadece “küresel ticaretin bir sonucu” olarak yorumlanmasının kolaycılık olduğu ifade ediliyor. Asıl sorunun, Türkiye’nin sanayi stratejik korumasızlığı olduğu, bunun sonucunda yerli üreticinin yalnız bırakıldığı ve pazarın kontrolsüz bir biçimde ithalatın insafına terk edildiği vurgulanıyor. Bu durum, yerli sanayinin varlığını tehdit etmekle kalmıyor, aynı zamanda ülke ekonomisinin bağımsızlığı ve geleceği için de ciddi riskler barındırıyor. Özellikle stratejik sektörlerdeki ithalat bağımlılığı, dış şoklara karşı kırılganlığı artırmakta ve ulusal güvenliği dahi etkileyebilecek boyutlara ulaşmaktadır.

Türk Sanayisinden Acil Eylem Çağrısı: Destek ve Adil Rekabet Talebi

Toplantı ve basın bülteni, Türk sanayisinin bu kritik süreçten güçlenerek çıkabilmesi için acil önlemler alınması, yerli üreticinin desteklenmesi ve pazarın adil rekabet koşullarında işlemesi gerektiği çağrısını yineliyor. Bu kapsamda, ithalata yönelik kısıtlamaların gözden geçirilmesi, yerli üretime yönelik teşviklerin artırılması, KOBİ’lere finansal ve teknolojik destek sağlanması, enerji maliyetlerinin düşürülmesi ve bürokratik engellerin kaldırılması gibi somut adımlar atılması bekleniyor. Sanayi sektörünün bu “çıplak kral” çığlığı, yetkililerin dikkatini çekerek somut adımlar atılmasını bekliyor.

Başkent, Ayedaş ve Toroslar EDAŞ’tan Müşteri Memnuniyeti Odaklı Hizmet

Türkiye’nin önde gelen enerji dağıtım şirketlerinden Enerjisa Dağıtım Şirketleri (Başkent EDAŞ, Ayedaş ve Toroslar EDAŞ), sektördeki yenilikçi teknolojileri ve insan odaklı hizmet anlayışını zirveye taşıyarak, 2025 yılının ilk dört ayında çağrı merkezi performansında tarihi bir başarıya imza attı. Toplamda 6,2 milyon çağrıya saniyeler içinde yanıt veren şirketler, müşteri iletişiminde erişilebilirlik çıtasını %100’e çıkararak sektörde yeni bir standart belirledi.

Dijitalleşme İle Gelen Erişilebilirlik Rekoru

“Herkes için daha iyi bir gelecek” vizyonuyla sürdürülebilir projelerini hayata geçiren Enerjisa Dağıtım Şirketleri, müşteri memnuniyetini odağına alan hizmet anlayışını bu rekor performansla bir kez daha kanıtladı. Geçen yılın aynı dönemine göre çağrı sayılarında %7’lik dikkat çekici bir artış yaşanmasına rağmen, dijitalleşmeye yapılan stratejik yatırımlar sayesinde tüm çağrılara %100 kurumsal yanıt oranıyla karşılık verildi. Türkiye’nin üç büyük coğrafi bölgesinde (Başkent, Ayedaş ve Toroslar) kesintisiz müşteri iletişimi sağlayan şirket, özellikle Toroslar bölgesindeki artan çağrı hacmine etkin bir şekilde yanıt verirken, Ayedaş ve Başkent EDAŞ bölgelerinde de yüksek cevaplama oranlarını sürdürdü.

Müşteri Hizmetlerinde Devrim: Sesli Yanıt Sistemi (IVR) Teknolojisi

Enerjisa, müşteri odaklı yaklaşımını sürekli ve kaliteli enerji sağlama taahhüdüyle birleştirerek, 6 Mart 2025’te Sesli Yanıt Sistemi (IVR) platformunda önemli geliştirmeler devreye aldı. Bu yenilikler sayesinde müşteriler, çağrı merkezi temsilcisine bağlanmayı beklemeden birçok işlemi doğrudan IVR üzerinden başlatabiliyor. Yeni sürümün yaygınlaşmasıyla birlikte, sadece iki ay gibi kısa bir sürede, toplam başvuruların %3’ü IVR kanalı aracılığıyla alındı. Müşterilerin tek bir tuşla veya sesli komutla hizmete ulaşabildiği IVR sistemi, kısa sürede telefon ve kurumsal web sitelerinin ardından en çok tercih edilen üçüncü iletişim kanalı haline geldi. Bu dijital entegrasyon, çağrı merkezlerinin yükünü önemli ölçüde azaltarak, acil veya rutin taleplerde müşterilere çok daha hızlı ve kesintisiz bir hizmet deneyimi sunmayı başardı.

“Temas Süremizi Dakikalardan Saniyelere İndirdik”

Enerjisa Dağıtım Şirketleri Genel Müdürü Oğuzhan Özsürekci, insan odaklı dönüşümün dijitalleşmeyle mümkün olduğunu vurguladı: “Enerjisa Dağıtım Şirketleri olarak 14 ilde 22 milyonu aşkın kişiye hizmet sunuyoruz. Bu büyük sorumluluğu yerine getirirken temel önceliğimiz, her koşulda güvenilir, hızlı ve ulaşılabilir çözümler sunarak hizmet kalitemizi yeni bir seviyeye taşımaktır. Dijital dönüşüm yatırımlarımızı sadece teknolojiyle değil, insan odaklı bir dönüşümle birlikte yürütüyoruz. Enerjinin sadece bir kaynak değil, yaşamın sürekliliği için güvenilir bir hizmetin temelini oluşturduğu bilinciyle ilerliyoruz.” dedi. Özsürekci’nin bu açıklamaları, şirketin sadece teknolojik altyapısını değil, aynı zamanda müşteri deneyimini de merkeze alan bir vizyonla hareket ettiğini ortaya koydu.

Dijitalleşme Yatırımıyla Güçlenen Kapsamlı Hizmet Ağı

Enerjisa Dağıtım Şirketleri, sürekli artan dijitalleşme yatırımlarıyla müşteri deneyimini zenginleştirmeyi ve daha erişilebilir, hızlı ve güvenilir bir hizmet sunmayı sürdürüyor. Şirket, sadece elektrik temin etmekle kalmıyor; müşterilerine aynı zamanda çözüm, özgürlük ve güven sunarak, geleceğin hizmet anlayışını bugünden inşa ediyor. Bu stratejik yaklaşım, Enerjisa’yı sadece bir enerji dağıtım kuruluşu olmanın ötesine taşıyarak, yenilikçi ve müşteri odaklı bir hizmet sağlayıcı konumuna yükseltiyor.

Uluslararası Kalkınma Bankaları Nükleer Projelere Artan İlgi Gösteriyor

Küresel enerji dönüşümünün kritik bir kavşağında, nükleer enerjinin geleceği için finansman stratejileri, BRICS birliği bünyesindeki Atom Enerjisi Platformu’nun ikinci uzman oturumunda mercek altına alındı. Brezilya’nın hareketli şehri Rio de Janeiro’da, NT2E fuarı kapsamında gerçekleştirilen “Atom Enerjisi Alanındaki Projelerin Finansman Araçlarının Gelişimi Perspektifleri” başlıklı oturum, Brezilya ve Rusya arasındaki nükleer ortaklığın güçlendirilmesine yönelik girişimlerin doğal bir devamı niteliğindeydi.

Küresel Katılımla Finansmanın Önemi Vurgulandı

Oturuma, Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom temsilcilerinin yanı sıra, Çin’den CNNC, Brezilya’dan ABDAN ve Diamante Geração Energia, İran’dan NPPD, Bolivya’dan ABEN ve Güney Afrika’dan ESKOM ile NECSA gibi önde gelen uluslararası şirket ve kuruluşların temsilcileri katılım gösterdi. Bu geniş katılımcı yelpazesi, nükleer enerji projelerinin uygulanması için finansal araçların geliştirilmesinin, BRICS üye ülkeleri ve ortak devletler için ortak bir öncelik olduğunu açıkça ortaya koydu.

Katılımcılar, iklimsel ve sosyal hedeflere ulaşmayı amaçlayan uzun vadeli yatırımlara uluslararası kalkınma bankalarının ve ulusal finans kuruluşlarının artan ilgisini değerlendirirken, nükleer projelerin finansmanının küresel enerji güvenliği ve sürdürülebilirlik hedefleri için ne denli hayati olduğunu vurguladılar.

BRICS Atom Enerjisi Platformu Baş Koordinatörü Elza Pule, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Mevcut küresel ortamda finansman konusu özel bir önem kazandı” ifadeleriyle durumun ciddiyetini özetledi. Pule, geçtiğimiz yıl Ekonomik İş birliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) Nükleer Enerji Ajansı tarafından sunulan bir rapora atıfta bulunarak, “Bu raporda, tedarik zincirlerinin hazır oluşu ve nitelikli insan kaynaklarının bulunması ile birlikte finansman, nükleer enerji projelerinin başarılı bir şekilde uygulanmasının önündeki temel engellerden biri olarak gösterildi. Atom enerjisi teknolojilerinin geliştirilmesi için finansal araçlar konusu, nükleer enerjiyi kendi enerji dengelerine dahil etmeyi planlayan ülkeler için kilit öneme sahip” diyerek, finansman modellerinin geliştirilmesinin stratejik bir gereklilik olduğunu belirtti.

Rosatom’dan Aşamalı Finansman Modeli Önerisi

Oturumda Rosatom temsilcileri de aktif rol alarak, nükleer projelerin finansmanında daha esnek ve aşamalı bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini savundular. Rosatom temsilcisi, “Bu anlaşmalar aşamalara ayrılmalı ve her aşamada farklı finansman araçları kullanılmalı” diyerek, projelerin başlangıç risklerinin minimize edilmesi ve uzun vadeli sürdürülebilirliğin sağlanması için çeşitlendirilmiş finansman mekanizmalarının önemine dikkat çekti.

Rosatom temsilcisi Stanislav Shpakovskiy ise, projenin ilk yıllarında ortaya çıkan temel risklerin bertaraf edilmesinde, özellikle kalkınma bankaları aracılığıyla sağlanan, 15 yıl ve üzeri geri ödeme sürelerine sahip altyapı kredilerinin kritik bir rol oynadığını vurguladı. Shpakovskiy, “Genel olarak, sektör, nükleer enerjinin de dahil olduğu ‘enerji geçişi’ projelerinin finansmanına verilen önceliğin artmasıyla, finans sektörünün nükleer projelere ilgisinin artmasını bekliyor. Bu ilgi, küçük ölçekli nükleer santraller (SMR’ler) gibi gelecek vadeden bir alanı da kapsıyor” diyerek, nükleer enerjinin küresel enerji portföyünde artan yerini ve yatırımcıların bu alana yönelimini işaret etti.

BRICS Atom Enerjisi Platformu’nun bu oturumu, nükleer enerji projelerinin sadece teknolojik ve güvenlik boyutlarını değil, aynı zamanda ekonomik sürdürülebilirliklerini de ele alma gerekliliğini gözler önüne serdi. Finansman mekanizmalarının geliştirilmesi, nükleer enerjinin küresel enerji dönüşümündeki potansiyelini tam anlamıyla ortaya koyması ve iklim hedeflerine ulaşmada kilit bir çözüm sunması açısından hayati bir adım olarak kabul ediliyor. Bu tür platformlar, farklı ülkelerden uzmanların bir araya gelerek ortak çözümler üretmesi ve nükleer enerjinin geleceğini şekillendirmesi için önemli bir zemin oluşturmaya devam edecek.

Sürdürülebilirlik Yönetimi, Agent AI ile Basitleşiyor ve Otomatikleşiyor

Enerji yönetimi ve otomasyonun dijital dönüşümünde dünya lideri Schneider Electric, sürdürülebilirlik ve enerji yönetimi alanında çığır açan, yapay zeka destekli entegre bir ekosistem inşa etmeye yönelik uzun vadeli ve iddialı bir girişimi hayata geçirdiğini duyurdu. Bu stratejik adım, şirketin dijital inovasyonda, enerji yönetiminde ve sürdürülebilir çözümlerdeki lider konumunu pekiştirirken, sektörde yeni bir paradigmanın doğuşuna işaret ediyor.

Sürdürülebilirlik Yönetiminde Yeni Bir Dönem

Bu girişimin kalbinde, “Agentic AI” olarak adlandırılan, inisiyatif kullanabilen bir yapay zeka teknolojisi yatıyor. Bu yapay zeka ajanları, geleneksel yazılımların pasif araç işlevinin ötesine geçerek, karmaşık ve öngörülemez ortamlara gerçek zamanlı olarak uyum sağlayabilen, bağımsız kararlar alabilen veya insan uzmanlar ve danışmanlarla iş birliği içinde çalışabilen yeni nesil yazılımlar olarak konumlanıyor. Bu sayede, sürdürülebilirlik yönetimi ve otomasyonunda daha önce benzeri görülmemiş bir basitleşme ve hız çağı başlıyor. Agent AI, verileri analiz etmekle kalmıyor, aynı zamanda bu verileri kullanarak sizin adınıza proaktif adımlar atabiliyor; böylece yapay zeka tabanlı, inisiyatif sağlayan bir yazılım sisteminin kalıcı doğasını gözler önüne seriyor.

Yeni nesil ekosistem, enerji ve sürdürülebilirlik yönetimini temelden yeniden şekillendirerek, stratejik planlama ve karar alma süreçlerinin hem komuta merkezi hem de koordinasyon noktası olarak işlev görecek. Yapay zeka ajanlarının, insan uzmanlığı ve kurumsal sistemlerle sorunsuz bir şekilde entegre olan uyarlanabilir iş akışlarına dâhil edilmesiyle, dağınık sürdürülebilirlik çabaları, sonuçları sürekli optimize eden ve sürdürülebilir etki yaratan akıllı bir ekosisteme dönüştürülmeyi hedefliyor.

“Dijital Takım Arkadaşı” Vizyonu

Schneider Electric’in Sürdürülebilirlik İş Birimi Başkanı Steve Wilhite, bu yenilikçi vizyonlarını şöyle ifade etti: “Bizim vizyonumuz, insan uzmanlığıyla gerçek bir dijital ekip arkadaşı gibi birlikte çalışan, iş birliğine dayalı zekâ — yani ‘Agentic AI’dır. Bu teknoloji, karmaşık veri analizleri ve süreç otomasyonu sayesinde yükü hafifleterek, bireylerin ve kuruluşların daha büyük etkiler yaratma potansiyellerini açığa çıkaran bir çarpan etkisi yaratmaktadır.” Wilhite’in bu tanımı, yapay zekanın sadece bir araç olmaktan çıkıp, stratejik bir ortak haline gelme potansiyelini gözler önüne seriyor.

Yeni Liderlik ve Genişleyen Çözüm Yelpazesi

Bu önemli girişimin hayata geçirilmesi ve yönetimi için Schneider Electric, Ürün Yönetimi Başkanı olarak Julien Picaud’u görevlendirdi. Stratejik yönetim ve ürün yönetimi alanındaki engin deneyimiyle öne çıkan Picaud, dijital inovasyon ve yapay zeka odaklı genişlemeyi, akıllı kaynak ve emisyon yönetimini geliştirmeyi hedefliyor. Picaud liderliğinde, şirketin mevcut yazılım platformlarının temel yetenekleri yeniden şekillendirilirken, sürdürülebilirlik alanında yakın zamanda satın alınan EcoAct firmasının uzmanlığıyla birlikte yeni özellikler de hayata geçirilecek. Bu yeni özellikler, şirketlerin karbon ayak izini kapsamlı bir şekilde yönetmelerini sağlayacak:

  • Karbon Azaltım Stratejisi
  • Senaryo Analizi
  • Kıyaslama (Benchmarking)
  • Emisyon Yönetimi
  • Raporlama ve Uyum
  • İklim Riski Yönetimi
  • Değer Zinciri Katılımı
  • Enerji Yönetimi ve Kaynak Optimizasyonu
  • Veri Entegrasyonu, Otomasyon ve Gelişmiş Görselleştirme
  • Modernleştirilmiş Kullanıcı Deneyimi

Sektör Uzmanlarından Tam Destek ve “Frugal AI” Yaklaşımı

Enerji dünyasında 20 yılı aşkın süredir küresel lider çözüm sağlayıcısı olarak binlerce çok uluslu şirkete enerji ve sürdürülebilirlik hedeflerinde destek olan Schneider Electric, bu yeni ekosistemle hem insan zekasının hem de yapay zekanın en iyi yönlerini bir araya getirerek geniş bir kitleye ulaşmayı hedefliyor. IDC Sürdürülebilirlik ve ESG Yazılım Araştırma Direktörü Amy Cravens, “Enerji ve sürdürülebilirlik gibi dağınık ve karmaşık alanlarda ajansal yapay zeka, entegre alan bilgisi derinliğine sahip olduğunda son derece verimli olur” diyerek Schneider Electric’in bu alandaki eşsiz konumunu doğruladı. Cravens, şirketin yıllara dayalı deneyimi ve alanındaki derin uzmanlığıyla, sürdürülebilirlik yönetiminde yeni bir standart belirleyecek bir ajanlı algoritma ekosistemi oluşturduğunu ve bu yeni nesil zekânın pratik bilgi yönetimini sağlayan sistemlere hazır olduğunu belirtti.

Schneider Electric’in sürdürülebilirlik ve etik politikasına olan küresel bağlılığı —Corporate Knights tarafından “Dünyanın En Sürdürülebilir Şirketi” seçilmesi ve dünyanın en etik şirketleri arasında 14 kez ödüllendirilmesi— bu yatırımı sorumluluk bilinciyle sürdürmek için sağlam bir zemin oluşturuyor. Schneider Electric Sürdürülebilirlik İş Birimi CTO’su ve Yazılım Mühendisliği Başkanı Dan Whitsell, yapay zekânın enerjinin geleceğindeki kritik rolüne dikkat çekerek, “Bu yatırımı ayırma hızı ve sorumlu kaynak kullanımı odaklı bir şekilde çalıştırılması kararlıyız. ‘Frugal AI’ prensiplerini entegre ederek, minimum kaynak tüketimiyle maksimum zeka sağlayan sistemler tasarlıyoruz. Bu da, daha az kaynak kullanarak modelleri eğitme, verimlilikleri artırma ve optimize edilmiş altyapılarla enerji kullanımını azaltırken performanstan ödün vermemeyi sağlıyor” dedi.

Bu yeni dönemde Schneider Electric, sürdürülebilirlik yolculuğunda şirketlerin karşılaştığı zorlukları, yapay zekanın dönüştürücü gücüyle aşmayı ve geleceğin enerji manzarasını yeniden tanımlamayı amaçlıyor.

Küresel İklim Mücadelesinde Nükleer Enerjinin Rolü Vurgulandı

Rusya’nın enerji ve etkinlik dünyasının iki dev kuruluşu, geleceğin enerji vizyonuna ışık tutan tarihi bir anlaşmaya imza attı. Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom ile Rus Roscongress Vakfı arasında, düşük karbonlu enerji kullanımı alanında stratejik bir iş birliği anlaşması, Nevski Uluslararası Ekoloji Kongresi’nin düzenlendiği St. Petersburg’da resmiyet kazandı. Bu anlaşma, küresel iklim değişikliğiyle mücadelede nükleer enerjinin rolünü bir kez daha gözler önüne seriyor.

Karbon Nötrlüğü Hedefinde Ortak Akıl

İmza töreni, Rosatom Genel Müdürü Aleksey Likhachev ve Roscongress Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı ile Müdürü Aleksandr Stuglev’in katılımıyla gerçekleşti. Anlaşmanın temel hedefi, özellikle Roscongress Vakfı tarafından düzenlenen büyük ölçekli etkinliklerin karbon ayak izini sıfırlama yolunda “yeşil” gündem doğrultusunda iş birliğini derinleştirmek. Bu çığır açan adımla birlikte, Rus Nükleer Güç Santrallerinin (NGS) 2024 yılının ortasından itibaren kapasiteye sahip nükleer sertifikaları, söz konusu etkinliklerin karbon nötrlüğünü sağlamak amacıyla kullanılmaya başlanacak. İki güçlü kurum, bu iş birliği çerçevesinde yeşil gündem konularıyla ilgili kamuoyunda farkındalığı artırmayı, iletişimi geliştirmeyi ve çevre koruma güvenliğini daha geniş kitlelere yaymayı hedefliyor.

Rosatom’dan “Yeşil Atom” Vurgusu

Anlaşmanın imzalanmasının ardından açıklamalarda bulunan Rosatom Genel Müdürü Aleksey Likhachev, kurumunun uluslararası arenadaki konumunu bir kez daha vurguladı. Likhachev, “Rosatom, ülkemizde düşük karbonlu nükleer güç alanında küresel bir liderdir ve ‘yeşil atom’ kalitemiz, küresel pazarda büyük bir ilgi görüyor” ifadelerini kullandı. Bu açıklama, nükleer enerjinin sadece güvenli ve istikrarlı bir kaynak olmakla kalmayıp, aynı zamanda iklim hedeflerine ulaşmada kilit bir rol oynayan temiz bir enerji formu olarak kabul görmesinin önemini ortaya koydu. Rosatom’un bu anlaşmayla, nükleer enerjinin çevresel faydalarını daha geniş platformlarda sergileme ve bu alandaki liderliğini pekiştirme amacında olduğu anlaşıldı.

Roscongress’ten Çevresel Duyarlılık Mesajı

Roscongress Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı ve Müdürü Aleksandr Stuglev ise anlaşmanın çevresel konulara verilen önemi yansıttığını belirtti. Stuglev, “Çevresel konuların günümüzde büyük ilgi gördüğünü ve bu ortamda etkinliklerin yeşil öğelerini doğrulamak için uygulamaların hayata geçirilmesinin elzem olduğunu” dile getirdi. Bu iş birliği, Roscongress Vakfı’nın düzenlediği kongre ve forumların sadece ekonomik ve siyasi gündemi belirlemekle kalmayıp, aynı zamanda çevre dostu uygulamalar konusunda da öncü bir rol üstleneceğinin sinyallerini verdi.

Bu stratejik ortaklık, Rusya’nın düşük karbonlu enerjiye geçiş hedeflerine ulaşmasında önemli bir katalizör görevi görecek. Rosatom’un nükleer enerji alanındaki engin tecrübesi ile Roscongress Vakfı’nın geniş iletişim ve organizasyon yeteneklerinin birleşimi, sürdürülebilir bir gelecek inşa etme yolunda yeni bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Anlaşma, hem enerji sektöründe hem de etkinlik yönetimi alanında çevresel sorumluluğun ve karbon nötrlüğü hedeflerinin önceliğini vurgulayan güçlü bir mesaj niteliği taşıyor.

“Yenilikçi Üretim” Mottosuyla EMO Hannover 2025 Kapılarını Aralıyor

Dünya üretim teknolojileri sahnesinin zirvesi kabul edilen EMO Hannover 2025, 22-26 Eylül tarihleri arasında Almanya’da kapılarını aralamaya hazırlanıyor. “Yenilikçi Üretim” mottosuyla yola çıkan bu dev fuar, Türk sanayicileri için benzersiz bir inovasyon platformu, uluslararası tartışmaların merkezi ve küresel iş ağlarını genişletme fırsatı sunacak. Türkiye’den 47 öncü firmanın güçlü katılımıyla, EMO Hannover 2025, metal işleme sektöründeki en son trendleri, teknolojik ilerlemeleri ve sürdürülebilir çözümleri dünya ile buluşturacak.

Üretim Teknolojilerinin Kalbi: EMO’nun Kapsayıcı Vizyonu

EMO Hannover, metal işleme sektöründe tüm katma değer zincirini tek çatı altında toplayan eşsiz bir etkinlik olarak öne çıkıyor. Fuar; takım tezgâhlarından üretim sistemlerine, çoklu üretim parçalarından hassas aletlere, otomasyon çözümlerinden ölçüm teknolojisi ve kalite güvencesine, yazılımlardan aksesuarlara kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Makine mühendisliğinden otomotive, havacılık ve uzay mühendisliğinden metal işleri ve metal işlemeye, ulaşım teknolojisinden enerji tedarikçilerine, elektronik endüstrisine ve sayısız diğer sanayi dalına uzanan geniş hedef kitlesiyle EMO, sektörün nabzını tutuyor.

Alman Takım Tezgâhları Üreticileri Birliği (VDW) Yönetici Direktörü Dr. Markus Heering, 26 Mayıs 2025 tarihinde İstanbul’da düzenlenen EMO tanıtım toplantısında, fuarın uluslararası oyuncular ve kullanıcılar arasında eşsiz bir iş ve tartışma platformu olduğunu vurguladı. 2023 yılında 45 ülkeden 1.800’ü aşkın katılımcıyı ağırlayan EMO, yaklaşık 140 ülkeden 92 bin ticari ziyaretçi çekerek küresel etkisini kanıtlamıştı. Türkiye’den ise yaklaşık 3 bin 300 profesyonel ziyaretçi, fuardaki yenilikleri yakından takip etmişti.

Türkiye’nin Yükselen Gücü EMO Sahnesinde

Takım tezgâhı üretiminde 2023 yılında yaklaşık 1,05 milyar Euro’luk bir hacme ulaşarak dünya sıralamasında 11’inci sıraya yerleşen Türkiye, bu alandaki küresel gücünü EMO Hannover 2025’te bir kez daha sergileyecek. Türk şirketleri için otomotiv endüstrisi ve makine mühendisliği gibi kritik sektörlerin en önemli müşteri gruplarını oluşturması, EMO’daki ziyaretçi profilinin Türkiye’nin ihracat hedefleriyle örtüştüğünü gösteriyor.

Karmetal, Tezmaksan Robot ve Kes-Tech gibi tanınmış markaların yanı sıra Mega Elektronik, Beka-Mak, Van CNC ve Karcan gibi firmaların da aralarında bulunduğu 47 şirketten oluşan geniş bir grupla Türkiye, EMO 2025’te güçlü bir temsil sergileyecek. Türk katılımcıların fuarda öne çıkaracağı ürün grupları arasında; metal işlemeye yönelik modern makine sistemleri, robotik ve otomasyon çözümleri ile makinelerin performansını gerçek zamanlı olarak izlemeyi ve tüm üretim süreçlerini takip etmeyi sağlayan ileri düzey yazılımlar yer alacak. EMO, geleneksel pazarlarla mevcut ilişkileri pekiştirmenin yanı sıra, dünyanın dört bir yanından gelen profesyonel katılımcılar sayesinde yeni iş birlikleri ve potansiyel müşterilere geniş bir erişim olanağı sunuyor.

Türk Lirası’nın değer kaybının etkisiyle, 2023’te yaklaşık 2,0 milyar Euro seviyesinde olan Türkiye’nin takım tezgâhları ithalatı, geçen yıl 1,6 milyar Euro’ya geriledi. VDW Yönetici Direktörü Heering, “Alman takım tezgâhı üreticileri, metal işleme sektöründeki Türk karar vericilerin en önemli iş ortakları arasında yer alıyor,” dedi. Heering, Türk firmalarının EMO’ya, dünya çapındaki en yeni takım tezgâhları, çözümler ve hizmetler hakkında bilgi edinmek, yeni gelişmeler ve potansiyel müşterilerle tanışmak ve yeni tedarikçi ilişkilerini başlatmak için geldiklerini de sözlerine ekledi.

EMO 2025: Küresel Mega Trendlerin Buluşma Noktası

Günümüz küresel sanayisi benzer zorluklarla karşı karşıya: Artan rekabet, belirsiz piyasa koşulları nedeniyle benimsenen “bekle ve gör” yaklaşımı, yükselen maliyetler ve sürdürülebilir ürün ve üretim yöntemlerine olan hızla artan talep. Yapay zeka ve katmanlı üretim gibi yeni teknolojilerin sürekli gelişimi, sektörde ileri düzeyde eğitim ve adaptasyon gerektirirken, kalifiye eleman eksikliği de birçok bölgesel ilerlemeyi zorlaştıran temel bir faktör olarak öne çıkıyor.

EMO 2025 kapsamında, 35 ülkeden yaklaşık 1.300 katılımcı, bu zorluklara yönelik çığır açıcı çözümler sunacak. Uzmanlar, otomasyon, yapay zekâ dâhil dijitalleşme ve sürdürülebilirlik gibi mega trendleri derinlemesine ele alacak ve bu trendlerin metal işlemedeki dönüşümsel etkilerini değerlendirecek.

Türk Metal İşlemede Verimlilik İçin Otomasyon Atağı

Yüksek hammadde ve ön hazırlık maliyetlerinin yanı sıra, kalifiye işgücünün yurt dışına göçü, Türk sanayisinde otomasyonu vazgeçilmez bir strateji haline getiriyor. Otomasyon çözümleri, üretim sürecinin verimliliğini ve kalitesini artırırken, aynı zamanda yatırımlar açısından da en önemli itici güçlerden biri olarak öne çıkıyor. Türkiye’den çok sayıda EMO katılımcısı, farklı formatlarda bu alanda çözümler sunacak. Otomasyon; palet düzenleyiciler ve taşıma sistemleri gibi basit çözümlerden, robotların kullanımı ve sürücü sistemlerine sahip otonom fabrikalara kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor.

EMO 2025 ziyaretçileri, çok sayıda yazılımın makinelerini bu çözümlerle entegre etmesi sayesinde geniş otomasyon çözümleriyle karşılaşacaklar. Bu alanda önemli bir merkez olan Cobot Area ortak standı, otomasyona daha da yakından odaklanacak. Burada iş birlikçi robotlar (cobotlar), potansiyel kullanımları ve uygulamalarıyla birlikte sergilenecek. Çözümler arasında; kavrayıcılar, bilgisayar görüş sistemleri, ölçüm sistemleri, yazılım, endüstriyel elektronikler, besleme sistemleri ve çok daha fazlası bulunuyor.

Sürdürülebilirlik Odaklı İklim Koruması

OECD verilerine göre iklim değişikliğinden ciddi şekilde etkilenen ülkeler arasında yer alan Türkiye, iklim koruma konusunda somut taahhütlerde bulunarak 2053 yılına kadar iklim nötrlüğüne ulaşma sözü verdi. Ancak hala fosil yakıtlara olan bağımlılık, bu iddialı hedefi gerçekleştirmede önemli bir zorluk teşkil ediyor. Bunun üstesinden gelinebilmesi için üretimde daha az enerji ve malzeme tüketimine odaklanılması ve döngüsel ekonominin hayata geçirilmesi gerekiyor. Konuyla ilgili deneyimlerini aktaran Markus Heering, “Bu konuda çok sayıda bireysel tedbir hedeflenen hedefe ulaşmayı destekliyor. Yeni makinelere yapılan yatırımlar, örnek olarak yüzde 25 civarında enerji tasarrufu sağlıyor” diyerek karbon ayak izinin azaltılmasına dikkat çekti. Modern elektrik motorları ve gelişmiş üretim teknolojisi, önceki nesillere kıyasla önemli miktarda elektrik tasarrufu sağlarken; gelişmiş kontrol teknolojileri, mevcut hava ve hidrolik sistemlerin optimize edilmiş tasarımı veya depolama ve yönetim sistemlerinin maliyetlerinin en aza indirilmesi gibi özellikler de sürdürülebilirlik hedeflerine katkıda bulunuyor.

EMO 2025’teki Sürdürülebilirlik Alanı, sürekli sürdürülebilir üretime yönelik son teknoloji çözümlerini deneyimlemek için ideal bir buluşma noktası olacak. Katılımcılar burada enerji verimliliğindeki trendler, yenilenebilir enerjilerin entegrasyonu, geri dönüşüm ve yaşam döngüsü konseptleri hakkında bilgi edinecek. Etkinlikte, yalnızca iklim koruması desteklenmeyecek, aynı zamanda artan enerji ve ham madde maliyetleri karşısında üretim maliyetlerinde azaltılmasına odaklanılacak.

Daha Yüksek Verimlilik İçin Dijitalleşme ve Yapay Zeka Sinerjisi

Dijitalleşme ve ağ oluşturma, modern üretimin ayrılmaz parçaları haline geldi. Veri analizini hızlandırmak, daha yüksek verimliliği elde etmek ve yeni iş modellerinin piyasaya sürülmesi için artık yapay zekâ (AI) da devreye giriyor. Yarı iletken endüstrisi, dijital teknolojilerin geliştirilmesi ve kullanılmasında kilit bir rol oynuyor. Yarı iletkenler, Nesnelerin İnterneti (IoT) ve yapay zeka gibi teknolojilerden faydalanarak, kullanıcıların üretim süreçlerini daha esnek ve verimli bir şekilde tasarlamasını mümkün kılıyor. Bu da üretim parçalarının izlenebilirliğini artıran şeffaflık seviyeleri ve makineler ile geniş kapsamlı bağlantı sayesinde kontrolü kolaylaştırıyor, ayrıca tahmini bakıma olanak sağlıyor.

EMO 2025’in Yapay Zekâ + Dijitalleşme Alanı, endüstriyel otomasyon ve yönetimden sınıflandırmaya kadar, yapay zekâ ile entegre edilmiş en yeni ağ yöntemlerini sunacak. Bu alan, aynı zamanda Türkiye’deki firmaların bu alandaki birikimlerini sergilemeleri için de bir fırsat yaratacak.

Metal İşlemede Gelecek ve Genç Yetenekler

Tüm bu üç ana alandaki (otomasyon, sürdürülebilirlik, dijitalleşme/AI) gelişmeler, yeni yatırımları teşvik ediyor ve üretim teknolojisine olan talebi artırıyor. EMO’nun ürünlerinden biri olan Alman Takım Tezgâhı Üreticileri Birliği (VDW), metal işleme ile ilgili önemli konuları ele almaya devam edecek. Bu öğelerin, merkezi üretim alanının en son sunulacağı, “Katmanlı Üretim” ortak standında yansıtılacak.

Geleceği ve genç yetenekleri göz önünde bulunduran Makine Mühendisliği Gençlik Vakfı, gençleri sektörün zorlukları için güçlendiriyor. Nitelikli eğitim, faaliyet alanlarının sürdürülebilirliğini ve gelişimini sağlar. Hedefe yönelik destek uygulamaları sayesinde Makine Mühendisliği Gençlik Vakfı, sektörün uzun vadeli arz ve gelişiminin sürdürülmesine yardımcı oluyor. Özel Gençlik Standında Makine Mühendisliği Gençlik Vakfı, eğitim şirketlerindeki teknoloji ve dijitalleşme alanındaki mevcut taleplere en iyi şekilde nasıl yönlendirilebileceği konusunda bilgilendirme de yapacak. Genç ve gelişmekte olan şirketler de Startup Area’da yeni ve odaklı teknolojilerini sunacak.

Metal İşlemede Yarım Asırlık İnovasyon: EMO’nun 50. Yılı

2025 yılında EMO, 50’nci kuruluş yıl dönümünü kutlayacak. 1975 yılında düzenlenen ilk fuardan bu yana, yarım asırdır sektördeki bilgiyi bir araya getiriyor ve metal işlemenin geleceğinin şekillendirilmesinde öncü bir rol oynuyor. Küresel bir kurum ve ticaret takviminde kayıtlı bir tarih içinde yer alan EMO ile ilgili açıklamalarda bulunan Heering, “2025 yılında Hannover’deki EMO, yine tüm uluslararası metal işleme sektörünün performansını yansıtacak. Fuar, bugüne kadar ne kadar yol katettiğimizi ve gelecekte ne kadar potansiyelimiz olduğunu açıkça ortaya koyuyor. EMO’nun mevcut mottosu ‘Yenilikçi Üretim’, bu nedenle bir slogandan çok daha fazlası. EMO sırasında sunulan ürün ve hizmetler bu açıdan büyük bir ilham kaynağı ve yeni fikirler sunacak” dedi.

Etkinlik kapsamında düzenlenen panelde, Deutsche Messe AG Kıdemli Başkan Yardımcısı Annika Klar’ın moderatörlüğünde, VDW (Alman Takım Tezgâhı Üreticileri Derneği) Genel Müdürü ve EMO Hannover Organizatörü Dr. Markus Heering, Deutsche Messe AG Yeni Fuarlar ve Başarılar Başkanı Hartwig Von Sass, Ford Otosan Güç Aktarma Organları Operasyonları Üretim Mühendisliği Bölüm Lideri Mustafa Fırat Dağdeviren ve Tezmaksan Grup CEO’su Hakan Aydoğdu gibi sektörün önde gelen isimleri yer aldı.