Tarihsel ve Entelektüel Bir Not
Bu yazıda ortaya konulan Köprü Ülke – Terminal Ülke – Asansör Ülke kavramsallaştırması, ani bir teorik çıkışın ya da güncel gelişmelere verilen refleksif bir cevabın ürünü değildir. Bu üçleme, rahmetli Prof. Dr. Mehmet Sami Denker’in hayatının son yıllarında, üniversitedeki odasında yaptığımız ve çoğu zaman ders programlarının, akademik takvimlerin ve gündelik rutinin ötesine geçen derinlikli tartışmaların içinden doğmuştur. Söz konusu sohbetlerde Türkiye’nin jeopolitik konumu, “köprü ülke” metaforunun sınırları, bölgesel güç olmanın imkânları ve küresel sistemde anlam üreten bir aktör olabilmenin şartları ele alınmıştır. Sami Hoca, özellikle köprü metaforunun pasifliğine dikkat çekmiş; Türkiye’nin yalnızca başkaları tarafından belirlenen güzergâhlar üzerinde konumlanan bir geçiş alanı olarak tanımlanmasının tarihsel gerçeklikle ve stratejik potansiyelle bağdaşmadığını ısrarla vurgulamıştır.
Bu tartışmalar sırasında “Asansör Ülke” kavramsallaştırması, doğrudan rahmetli Prof. Dr. Mehmet Sami Denker tarafından geliştirilmiştir.
Sami Hoca, Türkiye’nin rolünü yalnızca yatay coğrafi bağlantılar üzerinden değil; farklı siyasal, ekonomik ve medeniyet düzeyleri arasında dikey dolaşım sağlayan bir aktör olarak düşünmek gerektiğini ifade etmiştir. Bu yaklaşım, Türkiye’yi yalnızca akışları taşıyan değil, bu akışların anlamını ve yönünü dönüştüren bir merkez olarak konumlandıran özgün bir bakışı temsil etmektedir.
Bu yazı, söz konusu entelektüel mirası sistematik ve bütünlüklü bir çerçeveye kavuşturma çabasının bir parçasıdır. Yazı boyunca kullanılan kavramlar ve yapılan ayrımlar, Sami Hoca ile yaptığımız bu tartışmaların doğrudan izlerini taşımaktadır. Özellikle Asansör Ülke kavramı, kavramsal ve ahlaki olarak rahmetli Prof. Dr. Mehmet Sami Denker’in düşünsel katkısına atfedilmelidir.
Kavramsal Çerçeve
Türkiye’nin jeopolitik konumu uzun yıllar boyunca “köprü ülke” metaforu üzerinden tanımlanmıştır. Bu yaklaşım, Türkiye’yi Doğu ile Batı arasında yer alan, geçiş sağlayan ancak çoğu zaman başkaları tarafından belirlenen akışlar üzerinde konumlanan pasif bir unsur olarak ele almıştır. Soğuk Savaş sonrası dönemde işlevsel olan bu metafor, günümüzün çok katmanlı, çok merkezli ve medeniyet ölçekli küresel düzenini açıklamakta giderek yetersiz kalmaktadır.
Bu çerçevede Türkiye’nin konumunu açıklamak üzere üç aşamalı bir kavramsal model önerilmektedir: Köprü Ülke – Terminal Ülke – Asansör Ülke. Bu model, yalnızca coğrafi bir yer tarifinden değil; Türkiye’nin uluslararası sistemde üstlendiği rolün niteliksel dönüşümünden söz etmektedir.
Köprü Ülke, yatay bir geçiş mantığına dayanır. Akışlar Türkiye üzerinden geçer; ancak bu akışların yönü, hızı ve anlamı büyük ölçüde dış aktörler tarafından belirlenir. Türkiye bu aşamada jeopolitik bir nesneye yakındır. 1990’lar ve 2000’lerin başında hâkim olan bu anlayış, Türkiye’yi çoğunlukla Doğu–Batı ekseninde konumlandırmıştır.
Terminal Ülke aşamasında Türkiye, artık yalnızca geçilen bir alan değil; akışların toplandığı, ayrıştırıldığı ve yeniden yönlendirildiği bir merkez hâline gelir. Enerji hatları, ticaret koridorları, ulaştırma ağları ve diplomatik temaslar bu aşamada Türkiye’de düğümlenir. Terminal ülke, pasif değil aktiftir; ancak ağırlıklı olarak yatay dolaşım üretir. Güncel dış politika söyleminde öne çıkan “köprü olmanın ötesine geçme”, “sentez ve sinerji üretme” vurguları, Türkiye’nin fiilen bu aşamaya yöneldiğini göstermektedir.
Asansör Ülke ise bu sürecin bir üst aşamasını ifade eder. Asansör ülke, yalnızca coğrafyalar arasında değil; farklı düzeyler arasında dikey dolaşım sağlayan aktördür. Ekonomik değer zincirleri, siyasal düzenler, güvenlik mimarileri ve medeniyet havzaları arasında geçiş üretir. Türkiye bu aşamada yalnızca mal, enerji ya da insan akışını değil; normları, anlamları ve düzen tasavvurlarını da taşır ve dönüştürür.
Asansör ülke modeli, Türkiye’yi Afro-Avrasya havzasının merkezinde konumlandırır. Avrupa, Afrika ve Asya’yı birbirinden kopuk alanlar olarak değil; tarihsel, kültürel ve jeopolitik olarak iç içe geçmiş bir bütün olarak ele alır. Bu yaklaşımda Türkiye, ne yalnızca Batı sistemine eklemlenen bir çevre ülke ne de bölgesel sınırları içinde kalan bir aktördür. Aksine, farklı medeniyet havzaları arasında dikey entegrasyon sağlayan, düzen kurucu bir merkezdir.
Sonuç
Köprü–Terminal–Asansör modeli, Türkiye’nin jeopolitik rolünü statik bir konumdan dinamik bir sürece dönüştürmektedir. Bugün Türkiye fiilen Terminal Ülke aşamasında yer almakta; Asansör Ülke ise henüz tam olarak kurumsallaşmamış, ancak stratejik bir hedef olarak önümüzde durmaktadır. Bu hedef, Türkiye’nin 21. yüzyıldaki rolünü yalnızca coğrafya üzerinden değil, medeniyetler arası dolaşım ve küresel düzen kurma kapasitesi üzerinden tanımlamayı mümkün kılmaktadır.
Yazar Hakkında
Doç. Dr. Hakan Arıdemir, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesidir. Uluslararası Hukuk, Bölgesel Deniz Jeopolitiği Meseleleri ve Uluslararası Deniz Hukuku alanında çalışmalarını sürdürmektedir. Afro-Avrasya Araştırmaları Enstitüsü’nün kurucu başkanı olan Doç. Dr. Arıdemir, ulusal ve uluslararası düzeyde birçok akademik projeye, çalıştaya ve yayın faaliyetlerine öncülük etmektedir. Türkiye’nin Afro-Avrasya vizyonu ve Türk dünyası stratejileri üzerine analizler üretmektedir.


