GİRİŞ
Bilindiği üzere, enerjinin; güvenli, zamanında, yeterli miktarda, kesintisiz olarak, sürdürülebilirlikle temini, enerji politikaları açısından son derece önemli olmaktadır. Bu bağlamda, elektrik santralları için düşünülebilecek emre amade enerji kaynakları fosil yakıtlar ve nükleer yakıtlar olmaktadır. Öte yandan, nükleer teknolojiye her ülke sahip olamadığından ve yenilenebilir enerji kaynaklarının süreklilikle tam güçte her zaman enerji temini sağlayamadıklarından fosil yakıtlar halen başat enerji kaynağı olarak öne çıkmaktadır.
Fosil yakıtlar açısından bakıldığında; petrol ve doğal gazın enerji politikaları açısından yeri ayrıca önem arz etmektedir. Zira petrol ve türevleri enerji üretim alanından ayrı ve hatta daha fazla olarak ulaşım araçlarında, petrokimya vb. gibi farklı sektörlerde kullanım alanı bulmaktadır. Doğal gaz ise elektrik üretim santrallarının yanı sıra farklı sektörlerin işletim sistemlerinde ve de konutlardan sanayiye kadar ısıtma başta olmak üzere çoğu kez tercih edilen enerji kaynağı olmaktadır.
Orta Doğu ve özellikle de bir iç deniz bölgesi durumunda olan ve “Körfez Bölgesi” olarak da nitelenen Basra Körfezi, çevresiyle birlikte hem petrol ve hem de doğal gaz açısından hayli yüksek rezervlere sahip bulunmaktadır. Bu bağlamda da söz konusu bu bölge, enerji politik olarak dünyanın en önemli bölgelerinden biri olmaktadır.
Bir başka deyişle, dünyanın önemli bir petrol ve doğal gaz rezerv bölgesi Basra körfezi bölgesi olarak öne çıkmaktadır. Öte yandan, enerji tüketim bölgeleri dünyanın farklı bölgelerinde yer almaktadır. Bu bölgeler; Avrupa ve Uzak Doğu başta olmak üzere dünyanın çok farklı yöreleri olarak sayılabilir. Dolayısıyla, önemli bir enerji kaynak bölgesi olan Körfez Bölgesinden petrol ve doğal gazın hayli uzak mesafelere taşınması söz konusu olmaktadır.
Körfez bölgesindeki petrol ve doğal gaz ticareti için, coğrafi olarak bakıldığında Basra Körfezinin Hint Okyanusu’na bağlantısını sağlayan Hürmüz Boğazı yadsınamaz öneme haiz bulunmaktadır (Şekil 1). Bu bakımdan Hürmüz Boğazı, Körfez bölgesi için düğüm noktası niteliği taşımaktadır.
Hürmüz Boğazı
Hürmüz Boğazını biraz daha yakından inceleyecek olursak; bölgenin, Basra Körfezi ile (Hint Okyanusunun uzantısı olan) Umman Körfezi’ni birbirine bağlayan stratejik bir boğaz olduğu görülmektedir (Şekil 1). Dolayısıyla da Basra Körfezinde yer alan ülkelerin deniz yoluyla dünyaya açılmalarındaki tek çıkış bölgesi olması nedeniyle vazgeçilmezlikle öne çıkan bir geçiş bölgesi olmaktadır.

Coğrafi açıdan Hürmüz Boğazı, büyük Arap Yarımadasındaki Musandam Yarımadası ile Asya ana karası arasındaki bir geçiş bölgesidir. Boğazın genişliği 33 ila 95 kilometre arasında değişmektedir. Ancak boğazın derinliği fazla değildir. Bu bakımdan geçiş rotaları kısıtlanabilmektedir. Boğazın bazı yerlerinde gemi trafiğine uygun geçiş alanı 3 km’ye kadar düşebilmektedir. Bir başka deyişle, Boğaz çok dar olmasa da (özellikle büyük tankerlerin geçişi için) hayli kısıtlı şartlar içerdiği söylenebilir.
Musandam Yarımadası’nın kuzeyindeki belirlenmiş olan geçiş şeritlerinde derinlik 200 m mertebesine kadar inebilmektedir. Bu bağlamda Boğaz, “Dar Su Yolu” geçişi olarak nitelenmektedir. Boğazın giriş-çıkış noktaları arası yaklaşık 50 km kadardır. Kuzey kıyısında İran, güney kıyısında ise Umman bulunmaktadır. Musandam yarımadasının batısında ise Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) yer almaktadır (Şekil 1).
Boğaz bölgesinde üç ada bulunmaktadır. Bunlar; Keşm, Hürmüz ve Hengam adalarıdır. Bölgede kum fırtınaları, sabah sisi ve pus sıkça görülen doğa olaylarıdır. Böylesi durumlar Boğaz’da görüşü zorlaştırmakta olup, geçişleri de olumsuz etkilemektedir. Basra Körfezi’ni, Umman Denizi ve Hint Okyanusu’na bağlayan tek çıkış noktasının Hürmüz Boğazı olması nedeniyle her şartta deniz geçişi bu bölgeden sağlanmak zorunda olmaktadır. Bu durum, Hürmüz Boğazı’nı dünyanın önde gelen riskli geçiş bölgelerinden biri haline getirmektedir.
Enerji Politik ve Jeopolitik Açıdan Hürmüz Boğazı
Basra Körfezi’ne kıyısı bulunan ülkelerin hepsi petrol ve/veya doğal gaz zengini ülkelerdir. Söz konusu ülkeler; Kuveyt, Irak, İran, Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar’dır. Bu ülkelerden Suudi Arabistan dışındaki diğer tüm ülkelerin sadece Basra Körfezine kıyıları bulunmaktadır (Şekil 1). Bu bakımdan bu ülkeler için uzak bölgelere deniz taşımacılığı ancak Hürmüz Boğazını kullanmalarıyla mümkün olduğundan Boğazda deniz trafiği hayli yoğundur.
Dünya petrolünün beşte birinden fazlası Hürmüz Boğazı’ndan geçerek farklı bölgelere ulaşmaktadır. Bu bağlamda günlük 15-20 milyon varil mertebesinde petrol, bu dar su yolu bölgesinden geçiyor olmaktadır. Fazla olarak dünya sıvılaştırılmış gaz (LNG) ihracatının da yaklaşık %20’si Hürmüz Boğazından geçmektedir.
Hürmüz Boğazının enerji ticareti açısından sahip olduğu böylesi ağırlıklı durum, küresel enerji piyasaları için “kritiklik” ifade etmekte ve hatta “Şok Noktası” olarak betimlenmektedir. Bir başka deyişle Boğaz, global enerji arz güvenliği açısından son derece önemli bir geçiş güzergahıdır.
Boğazın bir şekilde kapanması, petrol fiyatlarında ani yükselişlere yol açabilecek potansiyele sahip olarak nitelenmektedir. Bilindiği üzere petrol fiyatları, dünya borsalarını etkileyebilecek bir argüman durumundadır. Bir başka deyişle, bu bölgedeki bir olumsuzluk petrol fiyatlarındaki dalgalanmaları tetiklemekte ve tüm dünya ekonomilerine yansıyan negatif etkiler yaratabilmektedir. Dolayısıyla hem enerji politikaları açısından ve hem de ekonomik açıdan Hürmüz Boğazı, sahip olduğu jeopolitik nedeniyle risk faktörü en yüksek bölgelerden biri, hatta kimi zaman en yüksek riskli bölge olarak da kabul edilmektedir.
Hürmüz Boğazı’ndaki bir sorun da “karasuları” meselesidir. Önceleri İran ve Umman karasularını, 3 mil olarak uygulamaktaydılar. O dönemlerde 21 mil genişliğindeki boğazda, ortada geniş bir uluslararası su yolu bölgesi oluşmuş oluyordu. Dolayısıyla da uluslararası taşımacılık açısından geçişte genellikle herhangi bir sorun yaşanmıyordu.
İran’ın 1959, Umman’ın 1972 yılında karasularını 12 mile çıkarması ile Boğaz geçişlerinde sorunlar yaşanmaya başlanmıştır. Zira Hürmüz Boğazında uluslararası su alanı kalmamış, tüm sular İran ve Umman’ın karasuları haline gelmiştir. Bu bağlamda, Hürmüz Boğazında uluslararası bölge kalmayınca ve de boğaz bölgesinde birden fazla ülke etkin olunca, deniz geçişlerinde problemli şartlar ortaya çıkmaya başlamıştır.
Hürmüz Boğazı ile İlgili Olarak Son Yaşananlar
Hürmüz Boğazı güvenliğinin sağlanması, enerji politik ve jeopolitik açıdan önem arz etmektedir. Bir başka deyişle boğazın güvenliği, bölge için olduğu kadar dünya ekonomisi için de dikkatle üzerinde durulan hususu oluşturmaktadır. Çoğu Körfez ülkesinin zayıf askerî güce sahip olması, boğazın güvenliğinin sağlamasında yetersiz kalmaları sonucunu doğurmaktadır.
İran’da 1979 rejim değişikliğine kadar Suudi Arabistan ve İran ortaklığı, Boğazın güvenliğinin sağlanmasında önemli roller almışlardır. 1979 devriminden sonra ise İran’ın zaman zaman Hürmüz Boğazını tehdit unsuru olarak kullanmaya başladığı görülmektedir. Boğazın kuzey kıyısında egemen olan İran, Boğaz üzerinde önemli bir kontrol gücüne sahip olmaktadır. Bu bağlamda, İran enerji piyasalarını baskı altına almak üzere “Boğazı Kapatma” tehdidini kullanmaktadır.
Öte yandan Hürmüz Boğazının giderek artan enerji politik ve jeopolitik önemi güçlü devletlerin bölgeye ilgilerinin artmasına neden olmuştur. Nitekim, ABD başta olmak üzere Fransa gibi ülkeler Boğazın güvenliği ile yakından ilgilenir olmuşlardır. Özellikle ABD donanmasının, enerji güvenliğini sağlamak için bölgede çoğu kez yer aldığı gözlenmektedir. Bütün bu hususlar Hürmüz Boğazını enerji arz güvenliği açısından kırılgan bir nokta haline getirmiştir.
Son dönemde ABD ile İran arasında (daha çok nükleer konular üzerinden ifade edilen) sorunlar bağlamında gergin şartlar oluşmuşken önemli bir kritik olay yine Hürmüz Boğazı ile ilgili yaşanmıştır. Şöyle ki; (ABD basınında yer aldığı üzere) Hürmüz Boğazı’nda Şubat 2026 başında İran’ın bir ABD tankerine el koyma girişiminde bulunduğu ve bu girişimin, bölgede bulunan ABD savaş gemilerinin müdahalesiyle engellendiği ifade edilmiş olup Umman Denizi’nde Amerikan uçak gemisine yaklaşan, İran’a ait bir “İnsansız Hava Aracının (İHA)” düşürüldüğü açıklanmıştır. Görüldüğü üzere, (2026 başında kuvvetle ortaya çıkan) gerilimli anlaşmazlıkta ilk olay yine Hürmüz Boğazı ile ilişkili yaşanmıştır.
Sonuç
Dünyanın enerji-politik ve ekonomik açıdan önde gelen geçiş bölgelerinden biri, hatta en önemlisi olan Hürmüz Boğazı, global ölçekte stratejik önem taşıyan riskli bir bölgedir. Bu bağlamda, Hürmüz Boğazı enerji politikalarında bir “boğum noktası” olarak da nitelenmektedir.
Söz konusu bu boğazın kapanması veya kapalı kalması küresel enerji krizine ve de ekonomik krizlere yol açabilecek nitelik taşımaktadır. Hürmüz Boğazının açık kalması ise dünya ekonomisinin devamlılığı için vazgeçilmezlik ifade etmektedir. Bu bağlamda olmak üzere (Türkiye de dahil) Çin, Japonya, Hindistan ile ABD ve AB ülkeleri vb. gibi birçok ülke için Hürmüz Boğazı’nın açık kalması önem arz etmektedir. Keza, sadece enerji ithalatçısı ülkeler için değil, Körfez bölgesinde yer alan enerji ihracatçısı ülkeler için de Boğaz ile ilgili gelişmeler hayati önem taşımaktadır. Ayrıca, Körfez bölgesinde enerji yatırımı bulunan (bölge dışı) ülkeler için de boğazın açık kalması yine ehemmiyetle öne çıkan hususu olmaktadır.
Öz olarak belirtilmek istenirse; Hürmüz Boğazı, küresel enerji güvenliği açısından dünyanın en kritik noktalarından biri olup İran’ın boğazı kapatma tehdidi veya askeri tatbikatları, sadece bölgesel değil, dünya çapında ekonomik ve siyasi sonuçlar doğurabilecek kapasiteye sahiptir ve dünya enerji piyasasına dolayısıyla da petrol ve doğal gaz fiyatlarını doğrudan etkileyebilecek niteliktedir. Bu açıdan Hürmüz Boğazı; Körfez bölgesi ve ülkeleri söz konusu olduğunda sıklıkla gündeme gelen ve bölge ile ilgili gelişmelerin odağında yer alan ve de tüm dünya için enerji politikaları ve jeopolitik açıdan stratejik bir dar su yolu konumuna sahip bulunmaktadır ve bölge ile ilgili gelişmelerde öncelikle gündemi işgal etmektedir.


