Bizi takip edin

DOĞALGAZ

Türkiye enerjide kilit ülke

Yayın Tarihi:

on

Dünyada enerji kaynakları tükeniyor mu? Gelecek yıllar enerji savaşlarına mı sahne olacak? Yoksa ekonomik savaşlar mı yaşanacak? Yükselen güçler ve mevcutlar arasında yeni enerji sahaları için rekabet ne kadar kızışacak?

Bu soruların yanıtını vermek çok kolay değil ancak üzerinde düşünmeden geçmek de imkânsızdır. Bu çerçevede, ülkemizin önemli enerji çalışmaları platformlarından Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi tarafından hazırlanan Enerji Raporu’nda ciddi projeksiyonlar yer alıyor. Rapordaki verilere göre gelecek 25 yıl içinde elektrik talebi yüzde 70 artarken enerji kaynaklarının yavaş yavaş tükenmeye yüz tutacağı ortaya konuluyor. Sonraki yıllarda ise dünyayı enerji konusunda sıkıntılı dönemler bekliyor. Raporda yer alan bilgiye göre doğal gaz, petrol gibi fosil yakıtların rezervlerinde 2040 yılına kadar sorun görünmüyor ancak gerek üretici gerekse tüketici ülkeler bu süre içinde yenilenebilir enerji ya da nükleer enerji konusundaki yatırımlarını hızlandırıyor. Diğer taraftan gelişen teknolojilerin etkisi ile de yeni sahaların bulunması için ciddi yatırımların yapılması gerekiyor.

Rapor, gelecek yıllarda da petrolün gözde enerji kaynakları arasında olacağını gösteriyor. Doğal gaz rezervi ise 25 yıllık tüketimini karşılayacak düzeyde. Hatta Uluslararası Enerji Ajansı’nın yaptığı çalışmalara göre dünyada 25 yıllık ihtiyacın üzerinde doğal gaz rezervi mevcut. Söz konusu kaynakların en büyük talibi ise Çin olacak. Son 2 yıldır büyümesi durmasına rağmen Çin 25 yıl sonra dünyanın en büyük enerji tüketicisi olarak AB’nin önüne geçecek. Rusya’nın ise en büyük enerji ihracatçısı konumunu sürdürmesi ve 2035 yılında dünya enerji talebinin yüzde 4.2’sini karşılaması bekleniyor.

Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi Başkanı Murat Mercan, enerji kaynaklarının yavaş yavaş tükenmesi nedeniyle gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler farklı kaynaklara yatırım yapmaya devam edeceğini söylüyor. İşte bu noktada hiç gündemden düşmeyen konu nükleer enerji…

Türkiye dahil 35 ülke 2040’tan sonra tükenmeye başlayacak doğal gaz ve petrolün yerine nükleer enerjiyi koymak için yatırımlarına devam edecek ya da yeni yatırımlar yapacak.

Üzerinde durulan diğer kaynak ise “yenilenebilir enerji” olacak. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu ülkeler rüzgar enerjisi ilk sırada olmak üzere yenilenebilir enerji yatırımlarına ağırlık veriyor.

Mercan, dünya enerji piyasalarının ve beraberinde Türkiye’nin fosil enerji kaynakları yerine yeni enerji kaynakları için yatırım yaptığını vurguluyor. Mercan, “Önümüzdeki 25 yılda çok ciddi anlamda bir sorun yaşanacağını söyleyemeyiz ancak yapılan araştırmalar enerji kaynaklarının azaldığını ortaya koyuyor. Gelecek için tüm dünya ile birlikte Türkiye de tedbirler alıyor.”

Enerji ithalatçısı konumunda bulunan ülkemiz 2040’tan sonra azalacak enerji kaynakları karşısında hangi alternatif kaynaklar üzerinde duruyor? Sorunun yanıtını Mercan veriyor:

“2040 sonrasına yönelik olarak yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırımların artarak yapılması planlanıyor. Özellikle rüzgâr enerji yatırımları için devletin verdiği teşvikler var. Piyasanın ihtiyacına göre yenileri de sağlanabilir. Bunun yanı sıra ülkemizin petrol ve doğalgaz ticaretinde sadece bir ‘güzergâh’ değil, enerji piyasasında rol belirleyici konumda olması için çalışmalar yürütüyoruz. Kısaca ifade etmek isterim ki, Türkiye’nin, enerjinin geleceğinin belirlenmesinde ve konuşulmasında sahip olduğu anahtar rol artarak devam edecek. Bu sürecin belki de en bariz göstergesi, 23. Dünya Enerji Kongresi’nin gelecek yıl Ekim ayında Türkiye’de yapılacak olmasıdır. Dünya Enerji Konseyi ile Türk Milli Komitesi 2016’da enerji piyasasının önemli oyuncularını İstanbul’da ağırlayacak. Aralarında en büyük küresel enerji firmalarının CEO’larının, vizyoner enerji liderlerinin ve karar alıcılarının da olduğu 250 konuşmacı, 100 kadar bakanı ve pek çok önemli uluslararası STK’nın yöneticilerini ve 10 bin delegeyi Türkiye’ye bekliyoruz. Bu etkinlik enerjide kamu ve özel sektör tarafındaki tüm önemli isimleri bir araya getirecek ve Türkiye’yi enerji gündeminin merkezine oturtacak.”

Yorum Bırak

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

DOĞALGAZ

Doğal Gaz Boru Hatlarının Enerji Politik Önemi

Yayın Tarihi:

on

Günümüzde enerjinin hayatımızdaki yeri yadsınamaz önem arz etmektedir. Bu bağlamda, elektrik kullanımının yanı sıra ısınma ve sanayi kullanımlarındaki enerji girdisi en önemli kalemler olarak karşımıza çıkmaktadır. Böylesi ehemmiyeti olan enerjinin üretimi için çeşitli kaynaklar kullanılabilir olmakla beraber fosil yakıtların hala büyük ölçüde kullanılırlığını devam ettirdiği gözlenmektedir.

Son yıllarda, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı teşvik edilmektedir. Ancak, halen ve uluslar arası kuruluşlarca yapılan gelecek projeksiyonlarından, her istendiği şartta enerji üretimine uygun olan fosil yakıt kullanımının arta giden bir gelişim göstereceği anlaşılmaktadır.

Fosil yakıtlar içinde de yakıldığında diğer fosil yakıtlara göre daha az sera gazı salımına neden olan doğal gazın kullanımının öne çıkmakta olduğu görülmektedir. Ayrıca doğal gaz yakılırken katı atık bırakmaması nedeniyle de fosil yakıtlar içinde tercih edilir bir enerji kaynağı olmaktadır. Kısaca ifade edilmek istenirse; günümüzde doğal gaz, global ölçekte devasa miktarlarda kullanılan bir enerji kaynağı durumunda olduğu gözlenmektedir.

Öte yandan, doğal gaz dünyanın her yerinde olmayıp, belirli bölgelerde rezerv olarak bulunmaktadır. Bilindiği üzere doğal gaz (büyük miktarlarda) esas itibariyle; Avrasya, Ortadoğu ve kaya gazı olarak ta Amerika’da bulunmaktadır. Bununla beraber örneğin; Avrupa’nın doğal gaz gereksiniminin hayli yüksek olmasına karşın önemli doğal gaz rezervi bulunmaması, bu bölgedeki ülkelerin yüksek miktarlardaki doğal gaz talebini gündeme getirmektedir. Avrupa için en yakın ve istikrarlı kaynak bölgesi ise Avrasya ve Avrasya’da da Hazar bölgesi olmaktadır.

Şimdiye kadar, Avrupa’nın doğal gaz ihtiyacını daha çok Rusya üzerinden karşılanmakta olduğu bilinmektedir. Bununla beraber, yakın geçmişte (Rusya bağlantılı olmadan) Hazar rezervlerinin Avrupa’ya doğal gaz talebini karşılamada yer alabilmesi söz konusu olmuştur. Dolayısı ile de Bakü-.Azerbaycan çıkışlı olarak doğal gazın Hazar bölgesinden Avrupa’ya ulaştırılması gündeme gelmiştir.

İlk önemli girişim: Nabucco olarak bilinen proje olmuştur. 2002 yılında Viyana’da BOTAŞ’ın da yer almasıyla imzalanan bir anlaşmayla söz konusu projenin temelleri atılmıştı.  Proje, 2009 yılında Ankara’da imzalanan anlaşmayla Türkiye üzerinden Avrupa Birliği (AB)’ne doğal gaz temini için hız kazanmıştı.

Nabucco Projesi, AB’nin Rusya’dan doğal gaz tedarikine alternatif olarak geliştirilmişti. Bu arada Rusya’nın Orta Asya’nın doğal gaz tedarikçileriyle büyük ölçekli doğal gaz alım anlaşmaları yapması projeye, karşı hamle olarak nitelenmişti. Nabucco doğal gaz projesi; Azerbaycan doğal gazının Türkiye üzerinden (Bulgaristan ve Romanya’dan geçerek) Orta Avrupa’ya ulaştırılmasını öngörüyordu.

Projenin maliyetinin hayli yüksek olması ve 2008 Küresel Krizinin sonraki yıllarda da etkinliğini sürdürmesi projeyi önemli ölçüde sekteye uğratmıştır. Proje ortaklarının (Gezi olaylarından da etkilenerek) projeden çekilmesiyle 2013 yılında (tabiri caizse) kadük olmuştur.

TANAP Doğal Gaz Boru Hattı

TANAP (TransAnatolia Pipeline) olarak adlandırılan doğal gaz boru hattı, Azerbaycan’dan Türkiye’ye ulaşan doğal gazı, Anadolu’yu doğudan batıya kat ederek ve Yunanistan sınırına ulaştıran boru hattı olmaktadır (Şekil 1). Tarihsel gelişimine bakılacak olursa 24.12.2011 tarihinde Türkiye ile Azerbaycan arasında imzalanan Mutabakat Zaptı ile TANAP projesinin oluşturulmasına başlanmıştır. Projenin resmiyet kazanması ise 26 Haziran 2012 tarihinde İstanbul’da söz konusu iki ülke arasında imzalanan Hükümetlerarası Anlaşma” ve ek Anlaşma ile mümkün olmuştur. Bu Anlaşma 26 Mayıs 2014 tarihinde tadil edilmiş ve bu değişik hali ile10 Eylül 2014 tarihinde TBMM tarafından da onaylanmıştır.

TANAP Doğal Gaz boru hattı esas itibariyle iki amaca hizmet etmek üzere tasarlanmıştır. Bunlardan birincisi; Türkiye’nin giderek artan doğal gaz talebinin karşılanmasıdır. İkincisi ise; Hazar doğal gazının Avrupa pazarlarına ulaştırılmasıdır. Böylelikle, TANAP Doğal gaz boru hattı; Türkiye’nin sosyo-ekonomik kalkınmasına katkıda bulunurken Avrupa’nın doğal gaz tedarikine alternatif oluşturmak üzere kurgulanmıştır. Projenin; ulusal yasa, yönetmelikler, ilgili uluslararası standartlar ile sağlık, emniyet ve çevre kurallarına uygun ve uyumlu şekilde tasarlanmasının benimsendiği ifade edilmiştir.

TANAP (TransAnatolia Pipeline) doğal gaz boru hattı Türkiye topraklarında 1850 km uzunlukta olup ulusal doğal gaz şebekesine beslemek üzere Türkiye sınırları içerisinde iki çıkış noktası bulunmaktadır. Bunlardan ilki Eskişehir’de ikincisi ise Trakya’dadır. Büyük kısmı karada olan TANAP boru hattının, nispeten kısa bir deniz geçişi Marmara Deniz’inde yer almaktadır. Deniz geçişi 19 km. kadardır. Ayrıca, ülke sınırları içerisinde; 7 adet kompresör istasyonu, 11 adet pig istasyonu, 4 adet ölçüm istasyonu, 49 adet blok vana istasyonu bulunmaktadır

TANAP Doğal gaz Boru Hattı, Türkiye’de 20 il (doğudan batıya sırasıyla Ardahan, Kars, Erzurum, Erzincan, Bayburt, Gümüşhane, Giresun, Sivas, Yozgat, Kırşehir, Kırıkkale, Ankara, Eskişehir, Bilecik, Kütahya, Bursa, Balıkesir, Çanakkale, Tekirdağ ve Edirne) ve 67 ilçe ile 600 köyden geçmektedir. Batıda ulaştığı nokta ise Yunanistan sınırında İpsala-Edirne olmaktadır (Şekil 2).

TANAP Doğal gaz boru hattı 7 Milyar USD yatırım bedeliyle tamamlanmış olup Güney Gaz Koridoru (SGC) Şti % 58, BOTAŞ % 30 ve BP % 12 ile hisse sahibi olmaktadırlar. TANAP’ın başka bir özelliği de hâlen Avrupa’yı besleyen ve tek bir ülkeden geçen en uzun boru hattı olmasıdır.

Türkiye’yi baştan başa kat eden söz konusu TANAP doğal gaz boru hattı doğuda Azerbaycan-Gürcistan bağlantısını sağlayan 690 km uzunlukta “Güney Kafkasya Hattı (South Causcasian Pipeline-SCP)” ile irtibatlıdır. Batıda ise Yunanistan-Arnavutluk-İtalya bağlantısını sağlayan (toplam 878 km uzunluktaki) TAP (TransAdriatic Pipeline) hattı ile irtibatlandırılmıştır.  Böylelikle Hazar Bölgesi – Avrupa doğal gaz bağlantısı hayata geçirilmiş olmaktadır. “SCP-TANAP ve TAP” doğal gaz boru hatları topluca “Güney Gaz Koridoru” olarak adlandırılmaktadır. Bir başka deyişle “Güney Gaz Koridoru” üç ana parçadan oluşarak Hazar doğal gazını Avrupa’ya ulaştırmaktadır.  “Güney Gaz Koridoru” 31 Aralık 2020 tarihi itibariyle tamamlanmış ve ticari gaz akışı sağlanmış bulunmaktadır. Şekil 3’de bu üç hat beraberce görülmektedir.

TANAP ve Bağlantılı Doğal Gaz Boru Hatlarının Enerji Politik Önemi

TANAP ve bağlantılı boru hatlarının tarihsel gelişimine bakıldığında;  SCP (Güney Kafkasya) Boru Hattı (ilaveten SCPX (Genişletilmiş Güney Kafkasya) Boru Hattı) için 07 Şubat 2014 tarihinde kontrat imzalanmış ve 2017 yılında proje tamamlanmıştır.

TANAP 26 Haziran 2012’de imzalanan “Hükümetler Arası Anlaşmayı takiben 17 Mart 2015’te TANAP’ın “Temel Atma Töreni” Kars’ta yapılmış ve 23 Ocak 2018’de boru hattına ilk test için doğal gaz basılmıştır. 12 Haziran 2018’de de Resmi Açılış Töreni yapılmış ve 30 Haziran 2018’de ticari operasyon faaliyeti başlamıştır. 02 Aralık 2019 tarihinde ise Türkiye ve Azerbaycan Devlet Başkanları’nın iştirakiyle Edirne-İpsala Sarıcaali Köyü’nde geçekleşen törenle TANAP boru hattının Avrupa bağlantısı hayata geçirilmiştir.

TAP Boru hattı da (4,5 yıllık yapım süresi ile) 13 Ekim 2020’de bitirilmiştir. 31 Aralık 2020’de ise ticari olarak gaz akışı başlamıştır. Böylece üç bölümlü Güney Gaz Koridoru tamamlanarak (SCPX-TANAP-TAP Boru hatları) bütün olarak hizmete girmiştir.

Başlangıçta 10-16 milyar m3 mertebesinde doğal gaz taşıma kapasitesine sahip olan bu boru hattının 24 milyar m3 ilave kapasiteye sahip olduğu da ifade edilmektedir. Taşınan gazın 10 milyar m3’ünün Türkiye’nin gereksinimi için kullanılması planlanmış bulunmaktadır. Bu bağlamda, kapasitesi göz önüne alındığında enerji politik açıdan TANAP ve bağlantılı boru hatları dikkat çekmektedir.

Güney Gaz Koridoru, Orta Doğu ve Avrupa’nın en uzun ve en geniş çaplı boru hattı özelliğine sahiptir. Bu bağlamda, Rusya’dan Ukrayna üzerinden Avrupa’ya taşınan doğal gaza önemli bir alternatif oluşturmaktadır. Dolayısıyla da enerji politik açıdan Avrupa arz güvenliği için güvence oluşturmaktadır denebilir.

TANAP ve bağlantılı hatlar göz önüne alındığında;, Hazar Denizi başlangıçlı olarak Kafkasya, Anadolu ve Güney Balkanlar üzerinden geçerek Adriyatik denizine ulaşan ve buradan İtalya’ya geçen hat, bölge ülkeleri için enerji politik açıdan stratejik önem arz etmektedir.

Giderek enerji ihtiyacı artan Türkiye için TANAP’ın önemi, öncelikle artan doğal gaz gereksinimi karşılanmasına yönelik önemli bir alternatif hat durumunda olmasıdır. Bir başka deyişle, TANAP doğal gaz boru hattının tamamlanmasıyla doğal gazının önemli bir kısmını Rusya’dan temin eden Türkiye’nin kendisine önemli ve yeni bir seçenek oluşturduğu söylenebilir. Dolayısıyla TANAP ve SCP, Türkiye için kendi iç enerji politiği açısından stratejik ehemmiyete sahip bulunmaktadır.

Burada şunu da söylemek gerekir ki; TANAP ve bağlantı hatlarının geçtiği tüm ülkeler için de (Gürcistan, Türkiye, Yunanistan, Arnavutluk ve İtalya) enerji arz güvenliği açısından kendileri için önemli bir seçenek yaratmış olmaktadırlar. Ayrıca, tüm bu ülkelerin böyle bir enerji hattı üzerinde bulunmaları kendilerine geçiş ülkesi olarak ta stratejik önem kazandırıyor olmaktadır. Türkiye için ayrıca, enerji merkezi olma yönündeki hedefine ulaşmada da önemli bir aşamayı oluşturmaktadır.

Öte yandan, TANAP ve bağlantılarının hayata geçirilmesi,  Doğu Akdeniz rezerv bölgelerindeki doğal gazı; GKRY, Girit ve Yunanistan’a dolayısıyla Avrupa’ya ulaştırmaya amaçlamak üzere planlanan EastMed (Eastern Mediterranean) boru hattını daha başlamadan önemli ölçüde sekteye uğratmıştır denebilir. Zira TANAP doğu Akdeniz rezervleri için de bir seçenek oluşturmaktadır. 

Fazla olarak, AB’de doğal gaz bağımlılığını düşürmek için doğal gazı hidrojen ile birlikte kullanma eğiliminin arttığı gözlenmektedir. Bu durum giderek artan bir uygulama halini akması halinde (ki: öyle olacağı son dönem gelişmelerden görülmektedir), o zaman EastMed projesi ( AB’nin ilave doğal gaz gereksinimi düşüyor olacağından) kadük olacaktır denebilir. İlaveten, Türkiye’nin TANAP ve bağlantılarıyla doğal gazı ve hidrojeni Avrupa’ya ulaştırması da mümkün olabilir.

Ayrıca, Hazar Denizi rezervlerinin, Güney Gaz koridorunu daha çok beslemesi halinde ve hattın dallanmalarla geliştirilmesi de mümkün görünmektedir. Bir başka deyişle, Güney Gaz Koridoru ve dolayısıyla TANAP’ın etkinlik alanı genişleyebilecektir. 

Sonuç

Dünyanın neresinde olursa olsun enerji kaynağı bölgelerinde bulunan rezervlerin boru hatlarıyla taşınması her aşamada üzerinde durulan, dikkat çeken enerji politik projeler olmaktadır. Güney Gaz Koridoru ile Hazar bölgesinin doğal gazının Avrupa’ya taşınması önemli bir proje olarak hayata geçirilmiş olup, bölgedeki dengeleri etkileyen bir mahiyet taşımaktadır. Güney Gaz Koridoru’nun en uzun boru hattı Türkiye’deki TANAP boru hattı olup, Güney Gaz Koridoru’nun doğu ve batı ayaklarını bağdaştıran önemli kısmını oluşturmaktadır. Bu durum Türkiye jeopolitiğinin önemini pekiştirmektedir.

TANAP doğal gaz boru hattı, Türkiye dışındaki (SCP ve TAP) bağlantı boru hatlarının geçtiği ülkelerle Türkiye’nin ilişkileri üzerinde etkili olabilecek ve olumlu gelişmelere vesile olabilecektir. Ayrıca planlama aşamasındaki (EastMed Boru Hattı v.b. gibi) hatlara önemli bir alternatif oluşturmakta olup, ön alan bir enerji hattı durumundadır. Bu bağlamda, bu gibi projelerin kadük olmasına da neden olabilecek evsaftadır denebilir.

Tüm bu hususlar, dünyada hayli artan enerji rekabetinde dengeleri değiştirebilecek niteliktedir. Fazla olarak, dünya siyasetinin düzenlenmesinde ve Türkiye’nin jeopolitiğinin daha da etkin olmasında rol oynayabilecek mahiyette görülebilir.

Öz olarak belirtmek gerekirse; Yakın gelecekte bu etkileme özelliğinin kendini daha açık olarak göstereceği beklenebilir. Burada şunu da belirtmek yerinde olur ki; çoğu kez karşılaşıldığı üzere enerji politik bağlamda acımasız rekabetin hedefi olunabileceğini de göz ardı etmemek gerekmektedir.

Okumaya Devam Et

DOĞALGAZ

Karadeniz – Sakarya sahasında bulunan doğalgaz rezervi

Yayın Tarihi:

on

Giriş 

Karadeniz “Sakarya Sahası” Ağustos 2020’den beri ülkemiz gündeminde sıkça yerini alan bir bölge durumuna gelmiş bulunmaktadır. Bilindiği üzere, 21 Ağustos 2020 tarihinde Cumhurbaşkanı’nın yaptığı bir konuşma ile Karadeniz’de Türkiye’nin “Münhasır Ekonomik Bölgesi (MEB)” sınırları içinde yer alan “Sakarya Sahası”nda Tuna-1 Sondaj alanı olarak nitelenen mevkide 320 Milyar m3’lük önemli bir doğal gaz rezervinin bulunduğu açıklanmıştı. Bu açıklamayla Türk karasularındaki ilk önemli doğal gaz keşfinin anonsu yapılmıştır.

Daha sonra 17 Ekim 2020 tarihinde de yine aynı konumda (ancak daha derin bir katmanda) 85 Milyar m3’lük ek bir doğal gaz rezervi daha bulunduğu yine Cumhurbaşkanı’nı tarafından açıklanmıştır. Böylelikle 2020 yılı içinde Tuna-1 Sondaj alanından toplam 405 Milyar m3’lük bir rezerv keşfi yapılmış olmaktadır.

Son olarak ta, yine Cumhurbaşkanı tarafından 4 Haziran 2021 tarihinde Sakarya Sahası içinde, ancak bu sefer “Amasra-1” Sondaj alanında 135 m3 doğal gaz rezervi bulunduğu açıklanmış bulunmaktadır. Böylelikle, şimdiye kadar söz konusu bu sahadan 540 m3 doğal gaz keşfi yapılmış olmaktadır. Bir başka deyişle, Sakarya Sahası’ndan Türkiye’nin bugüne kadar bulunan en büyük doğal gaz rezervi bulunmuş olmaktadır. Şekil 1’de Türk MEB’i içinde bulunan “Sakarya Sahası” ve bu saha içinde doğal gaz bulunan Tuna-1 ve Amasra-1 Sondaj alanları görülmektedir.

Türkiye için birçok açıdan büyük önemi olan bu rezervin enerji-politik değerlendirmesine geçmeden önce Karadeniz hakkında bazı özellikleri hatırlatmak yerinde olacaktır. 

Karadeniz

Ülkemizin kuzeyinde yer alan Karadeniz, Asya-Avrupa arasında yer alan bir deniz olup daha çok bir iç deniz niteliği taşımaktadır denebilir.  3. Jeolojik dönem ve öncesinde var olduğu düşünülen Büyük Tetis Denizi ile ilişkilendirilmektedir. Daha yakın bir geçmişte  (yaklaşık 4.500 – 6.500 yıl önce) meydana gelmiş olan tektonik hareketler sonucunda da (Boğazlar ve Marmara denizi ile birlikte) günümüzdeki coğrafi görüntüsüne kavuştuğu kabul edilmektedir. Bu bağlamda, geçirdiği jeolojik ve tektonik geçmiş nedeni ile Karadeniz, potansiyel bir hidrokarbon rezerv bölgesi olarak düşünülebilmektedir.

Yaklaşık 8.350 kilometrelik toplam kıyı şeridine sahip olan Karadeniz’in yüzölçümü 461.000 km² kadardır. Tuzluluğu binde 18 mertebesinde,  (1970-2018 yılları arası itibariyle) ortalama sıcaklığı ise 15,2o C olarak ifade edilmektedir. Doğudan batıya en geniş yeri 1.175 km, en derin noktası ise 2.210 m. kadardır.

Karadeniz, bilindiği üzere Boğazlar ve Marmara Denizi üzerinden Akdeniz’e bağlanmaktadır. Daha geniş bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde ise; Cebelitarık ile Atlantik’e, Süveyş ve Kızıldeniz ile de Hint Okyanus’una, bir başka deyişle dünya açık denizleri ile bağlantısı sağlanmaktadır. Ayrıca, nehir bağlantılarıyla da; batıda Atlantik Okyanusu’na, doğuda Hazar Denizine ve Kuzeyde Arktik Denizine ulaşılması mümkün olabilmektedir.  

Karadeniz çevresinde; Türkiye ile beraber 6 ülkenin (Bulgaristan, Romanya, Ukrayna, Rusya ve Gürcistan’ın) kıyısı yer almaktadır. Bulgaristan ve Romanya’nın Avrupa Birliği (AB)’ne girmesiyle artık Avrupa Birliği’nin de Karadeniz’e kıyısı bulunmaktadır. Ancak, Karadeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip ülke Türkiye’dir.

Karadeniz’de Bulunan Doğalgaz Rezervlerinin Enerji-Politik Değerlendirmesi

Öncelikle şunu belirtmek yerinde olacaktır ki; Türkiye tarafından Karadeniz’de bulunan rezervler, tümüyle yerli ve milli imkânlarla belirlenmiş ve deniz yüzeyine çıkarılmıştır. Bir başka deyişle, rezerv araştırması için yapılan sismik araştırmalardan sondaj çalışmalarına, rezerv miktarının belirlenmesinden kalitesinin tayinine kadar tüm çalışmalar ülkemiz olanaklarıyla yapılmış bulunmaktadır. Böylelikle, başka ülke imkânları kullanılmadığından (şimdiye kadar) farklı ülkelere pay verme durumu da söz konusu olmamıştır. Bu husus, enerji ekonomisi açısından önemli olduğu kadar enerji politik açıdan da önem arz etmektedir.

Bulunan doğal gaz rezervlerinin 250 km2’yi aşan araştırma alanında yapılan çalışmalarla belirlendiği anlaşılmaktadır. Tuna-1 sondaj alanında 20 Ağustos’ta duyurulan ve ilk bulunan rezerve 2.117 m su derinliğinde 3.520 m son derinlikte ulaşılmıştır. Yine Tuna-1 sondaj alanında 17 Ekim 2020’de duyurulan ikinci rezervin 4.525 m kadar son derinlikte bulunduğu belirtilmiştir.  Amasra-1 sondaj alanında, bu sene bulunan rezerve ise 1.938 m su derinliğinde,  3.850 m son derinlikte ulaşılmış olduğu ifade edilmiştir. Sakarya sahasındaki Türkali mevkiinde de sondaj çalışmalarının sürdüğü ifade edilmektedir.

Türkiye’nin Karadeniz’de bulunan rezerv dışındaki, öz kaynağı olan bugüne kadar bilinen doğal gaz miktarının 16,6 Milyar m3 olduğu göz önüne alınırsa, bulunan bu rezervlerin Türkiye için önemi kendini göstermektedir.  Ayrıca, ülkemizin yıllık doğal gaz gereksiniminin yaklaşık 48-49 Milyar m3 mertebesinde olduğu düşünüldüğünde de Karadeniz rezervinin ehemmiyeti anlaşılmaktadır. Konu dışından olanlar, düz mantıkla rezerv miktarını, ülkenin toplam yıllık gereksinimine bölerek rezerv değerlendirmesi yapma yoluna gidebilmektedirler.

Oysa ülkeler için hangi enerji kaynağı olursa olsun, hiçbir zaman tek bir bölgeden kaynak temini enerji ekonomisi ve enerji politik açıdan uygun olarak nitelenmemektedir. Zira rezerv bölgesinde (deprem, arıza ve teknik sorunlar vb. gibi)  herhangi bir sorun olması halinde enerji arz güvenliği riski ortaya çıkmaktadır. Bir başka deyişle, bulunan rezervin yedeklilik kriteri bağlamında farklı rezerv bölgeleri ve/veya farklı alımlarla yedeklenmesi esas olmaktadır.

Türkiye açısından bakıldığında, Türkiye’nin çeşitli anlaşmalarla (başta Rusya, İran ve Azerbaycan olmak üzere) farklı ülkelerle yapmış olduğu doğal gaz bağlantıları bulunmaktadır. Fazla olarak,  (ABD, Cezayir, Katar ve Nijerya’dan) LNG bağlantıları bulunmaktadır. Dolayısıyla ülke gereksinimi, tümüyle bulunan bu rezervden karşılanmayacaktır.

Ayrıca, rezerv işletim sistemi genellikle Gaussian değişime uygun olarak planlanmaktadır. Bir başka deyişle ilk senelerde “az” çıkarım yapılırken nihayet yüksek kullanım seviyelerine çıkılmakta, rezervin azalmaya başlamasıyla birlikte de yine kullanımdaki katkı miktarı düşürülerek kaynak bölgesinin devrede kalma süreci uzatılmaktadır. Dolayısıyla da, rezerv azalımı başladığında diğer kaynakların arzda yer almaları uyumlu şekilde sağlanmaktadır.  Bu bağlamda, Sakarya Sahasında şimdiye kadar ulaşılan rezervlerin 25-30 yıl ülke kullanımında bulunacağı söylenebilir. 

Öte yandan bulunan rezerv miktarının önemi, genel rezerv değerlendirmesi bağlamında irdelenmek istenirse; öncelikle global ölçekte 85-850 Milyar m3 mertebesindeki rezervlerin “Dev Keşif Rezervleri” olarak nitelendiğini belirtmek gerekir. Bu bakımdan Sakarya Sahasında Tuna-1 ve Amasra-1 sondaj bölgelerinde bulunan rezervlerin bu aralıkta yer aldığı görülmektedir.

Bilinen bazı diğer ülke doğal gaz rezervleriyle kıyaslaması yapıldığında, bulunan rezervin önemi daha net anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, Doğu Akdeniz’de sıkça sözü edilen (Leviathan, Tamar, Afrodit, Zohr ve Nour)  doğal gaz rezervleri ile karşılaştırıldığında Sakarya sahasının “iyi” olarak nitelenebilecek bir doğal gaz rezerv bölgesi olduğu kendini göstermektedir (Şekil 2).

Öte yandan, sismik araştırma çalışmalarının daha geniş alanlarda yapılmasının koordine edilmekte olduğu ifade edilmektedir. Bir başka deyişle, yeni rezervlerin bulunabilmesi muhtemeldir. Nitekim Türkiye “Kanuni” adı verilen yeni bir derin deniz sondaj gemisi almış ve Karadeniz sondaj faaliyetlerinde yer almak üzere hazırlamış bulunmaktadır. Böylelikle, Karadeniz’de sondaj çalışmalarını gerçekleştiren ve doğal gazı bulan “Fatih Sondaj Gemisi” ile birlikte “Kanuni Sondaj Gemisi” beraberce enerji kaynaklarını arama faaliyetlerini sürdürebileceklerdir.

Karadeniz’de Sakarya bölgesinde bulunan doğal gaz rezervinin eder olarak (bulunan doğal gazın süreklilikle zaman içinde aynı kalitede sağlanıp sağlanamamasıyla ilgili olarak değişebilmekle beraber) yaklaşık 180 Milyar USD mertebesinde bir değere sahip olduğu ifade edilmektedir.  Bu eder, doğal gaz ihtiyacı yüksek olan Türkiye’nin bütçe cari açığında önemli bir yer tutan enerji ithalatının azaltılması bakımından önemlidir. Dolayısıyla söz konusu rezervin kullanıma girmesiyle, Türkiye’nin bütçe ödemeler dengesinin olumlu etkileneceği açıktır.

Öte yandan, Sakarya sahasında bulunan doğal gazın rutin çıkarım şartlarının sağlanması ve çıkarılan doğal gazın karaya taşınması burada üzerinde durulması gereken önemli bir hususu oluşturmaktadır. Açıklandığı üzere; bulunan doğal gazın karaya taşınması işleminin Türkiye Cumhuriyetinin 100. Kuruluş Yıldönümüne, bir başka deyişle 2023’e yetiştirilmesi hedeflenmektedir.

Verilen hedef hayli iddialı olmakla beraber gerçeklenmesi, projeye öncelik verilmesi halinde mümkün de olabilir. (Nitekim İsrail, kıyıya yaklaşık olarak benzer mesafedeki Tamar bölgesi rezervini karaya 2 senede taşıyabilmiştir. Mısır da 2,5-3 sene gibi bir sürede Akdeniz’de bulduğu doğal gazın karaya akışını sağlayabilmiştir.)

Bulunan gaz rezerv noktalarında öncelikle platform konuşlandırılması gerekmektedir. Platform inşa edilebileceği gibi satın alınabilir veya kiralanabilir de… Örneğin; bu konuda Güney Afrika ile işbirliği yapılabilir olduğu gözlenmektedir. Ayrıca, boru hattı çekilmesi de önemli bir diğer hususu oluşturmaktadır. Bütün bu işlemler için yabancı ülke veya yabancı şirket desteği de alınabilir. Ancak, şimdilik böyle bir girişimde bulunulmadığı anlaşılmaktadır.

Açık deniz rezervlerinin karaya taşınmasında akla gelen bir diğer çözüm de uygun şartların sağlanmasıyla FSRU (Floating Storage Regasification Unit) gemisi kullanılması olabilir. Fizibl bir çözüm olması tartışılır olsa da, Türkiye için başlangıçta denenebilecek bir çözüm olarak ta düşünülebilir.

Bilindiği üzere, Türkiye Güney Kore’ye bir FSRU gemisi sipariş etmişti. “Ertuğrul Gazi” adı verilen bu gemi ilgili testleri de tamamlandıktan sonra Hatay-Dörtyol’a Nisan 2021 sonu itibariyle ulaşmış bulunmaktadır.

Önemli bir aşama da; taşınan gazın uygun bir liman üzerinden dağıtıma girmesi olacaktır. Bilindiği üzere, ülke içi doğal gaz dağıtım şebekesi, Türkiye’de hayli yaygın donanımlıdır ve 81 vilayete de doğal gaz şebekesi ulaşmış bulunmaktadır. Dolayısıyla ülke içi dağıtım şebekesinde sorun olacağı beklenmemektedir. Bununla beraber ilgili liman ve uygun liman tesislerine gereksinim bulunmaktadır.

İlgili liman olarak Zonguldak’ın Filyos limanı belirlendiği anlaşılmaktadır (Şekil 1). Son olarak 4 Haziran 2021 tarihinde Filyos’ta “Doğal Gaz İşleme Tesisi”nin temeli atılmıştır (Şekil 3). Söz konusu bu tesiste, tesise ulaşan doğal gazın ayrıştırılması, filtrelenmesi, basınçlandırılması ve şebekeye verilmesi sağlanacaktır.

Burada önemli bir diğer husus ta; Türkiye’nin doğal gaza ilişkin dış bağlantı anlaşmalarının bu yıldan başlayarak önümüzdeki yıllarda sırasıyla sürelerinin doluyor olmasıdır. Dolayısıyla, anlaşmaların sürelerinin uzatılması veya yenilenmesi gündeme gelecektir. Bu bağlamda söz konusu anlaşmalar konusunda, (artık alternatif bir öz kaynağın varlığı nedeniyle) Türkiye açısından daha avantajlı şartlarla ve daha ekonomik olarak sözleşmeler yapılabilmesi mümkün olabilecektir.

Sonuç

Yukarıda açıklananlar beraberce değerlendirildiğinde; Türkiye için Karadeniz’de, Sakarya sahasında bulunan doğal gaz rezervi öncelikle öz kaynak olarak, yerli ve milli imkânlarla bulunmuş olup bu kaynak  “dev doğal gaz rezervi” grubunda yer almaktadır. Burada, doğal gazın aranarak bulunması, çıkarılması, karaya taşınması ve dağıtım sistemine dâhil edilmesiyle Türkiye önemli ölçüde mühendislik deneyimi sahibi olacaktır. Böyle bir deneyim,  Türkiye’nin ileriki yıllarda farklı bölgelerde ve farklı ülke Münhasır Ekonomik Bölgeleri (MEB)’ndeki girişimleri ve uygulamaları için yadsınamayacak bir deneyim niteliğinde olacaktır. Ayrıca, konuya ilişkin önemli bir istihdam alanı açılmış olacak ve ülke kalkınmasına önemli katkı sağlanabilecektir.

Öz olarak belirtmek gerekirse; Karadeniz’de bulunan söz konusu doğal gaz rezervi gelecek vaat etmektedir. Bir başka deyişle, bulunanlara ilaveten yeni bulunabilecek kaynaklar da beklenti içinde görünmektedir. Bu durum, Türkiye’ye enerji kaynaklarına ilişkin konjüktürel inisiyatif kullanmada etkinlik kazandırabilecektir. Dolayısıyla Türkiye’nin jeopolitik etkinliğini enerji-politik manada daha da öne çıkartacaktır. Böylelikle, Türkiye’nin bölgedeki, hatta dünyadaki önemi giderek artacaktır. Bununla beraber, söz konusu bu durumun getireceği enerji-politik rekabet ve oluşturabileceği risklere karşı da hazırlıklı olunması gerekebilecektir.

Okumaya Devam Et

DOĞALGAZ

Aksa Doğalgaz’ın Desteğiyle Engelsiz Sporcular Uluslararası Arenada Yeni Başarılar Kazandı

Yayın Tarihi:

on

Aksa Doğalgaz, 2018 yılından bu yana engelsiz yaşam ve sporda fırsat eşitliği sunma amacıyla Tekerlekli Sandalye Türk Tenis Milli Takımı sporcularını desteklemeye devam ediyor.

Aksa Doğalgaz’ın desteklediği sporculardan Uğur Altınel ve Emirhan Toper, Antalya’da gerçekleşen Kemal Şahin Open ve Şahin Kırbıyık Open turnuvalarında üç gümüş madalyanın sahibi oldu. Sporculardan Uğur Altınel elde ettiği başarılarla paralimpik oyunlarına katılmak için büyük yol kat ederken, Emirhan Toper ise gençler kategorisinde dünyanın en iyi beş oyuncusu arasına girmeyi başardı. 

Uluslararası alanda tenisin en üst düzey yönetim organı olarak kabul edilen Uluslararası Tenis Federasyonu (ITF), gerçekleştirmeyi planladığı ancak Covid-19 nedeniyle dünya genelinde iptal ettiği Tekerlekli Sandalye Tenis’te dünyanın en yüksek ödüllü turnuvalarını, alınan tedbirleri güvenli bularak Antalya’da gerçekleştirmeyi tercih etti. Dünyaca ünlü bu turnuvalarda, 30 farklı ülkeden gelen tenisçilerin yanı sıra, milli takım sporcularımız da sıkı bir mücadele verdi. Aksa Doğalgaz’ın 2018 yılından itibaren, engelsiz yaşam ve sporda fırsat eşitliği oluşturmak amacıyla desteklediği Tekerlekli Sandalye Türk Tenis Milli Takımı sporcularından Uğur Altınel ve Emirhan Toper, katıldıkları iki uluslararası turnuvada üç gümüş madalya kazanarak ülkemize büyük sevinç yaşattı. Uğur Altınel ve Emirhan Toper, nisan ayında yine Antalya’da gerçekleşen uluslararası üç turnuvada ise iki altın, üç gümüş ve bir bronz madalyayı ülkemize kazandırma başarısı göstermişti. 

Sporcuların turnuvalardan topladıkları puanların önemli olduğunu belirten Aksa Doğalgaz Yönetim Kurulu Başkanı Yaşar Arslan “Engelsiz yaşam ve sporda fırsat eşitliği sağlamak amacıyla sporcularımızın yanındayız. Desteklediğimiz sporcularımızdan Uğur Altınel, uluslararası turnuvalarda gösterdiği üstün başarıyla dünyada 21’inci sıraya yükseldi ve paralimpik oyunlarına katılmak için önemli bir yol kat etti. Emirhan Toper ise aldığı sonuçlarla gençler kategorisinde dünyanın en iyi beş sporcusu arasına adını yazdırdı. Bu hem biz hem de ülkemiz için gurur verici bir gelişme. Bugün bir kez daha gördük ki aslında engel diye bir şey yok. Sporcularımızın uluslararası arenada mücadele etmesini yürekten temenni ediyoruz. Spora ve sporcuya gereken önemi vermeye, fırsatları eşitlemeye ve sporcularımızı hem ülke çapında hem de dünya çapında desteklemeye, onlara can yoldaşı olmaya devam edeceğiz” dedi.

Aksa Doğalgaz, engelsiz sporculara verdiği desteğin yanı sıra 2015 yılında hayata geçirdiği “Can Yoldaşı” projesiyle de engelli abonelerinin hayatını kolaylaştırıyor. Şirket, engelli aboneler 187 Doğal Gaz Acil Hattı’nı veya 444 4 187 No’lu Çözüm Merkezi’ni aradığında, sistem tanıma özelliğiyle kendilerine öncelik tanıyarak doğal gaz acil ekiplerini abonenin talebini anlatmasını beklemeden olay yerine yönlendiriyor. Tehlike anında yalnız olan engelli abonelerine acil hizmet sunan Aksa Doğalgaz, yapmak istedikleri işlemler için müşteri temsilcisine bağlanan abonelere de öncelik sağlıyor ve taleplerini en kısa sürede karşılıyor.

Engelli vatandaşlar, Aksa Doğalgaz şubelerinden ve aksadogalgaz.com.tr, Online İşlemler kanalından abone kayıtlarını gerçekleştirerek “Can Yoldaşı” projesine dâhil olabiliyor.

Okumaya Devam Et