Bizi takip edin

EKONOMİ

Fergana Vadisi

Yayın Tarihi:

on

Giriş

“Fergana Vadisi”; çevresi dağlarla çevrili ve bölgenin önemli bir nehri olan Seyhun (Sir-i Derya)  nehrinin aktığıdenizden 900 m yükseklikte bir vadi bölgesidir (Şekil 1). Yaklaşık 300-350 km uzunluğunda ve ortalama 70 km genişliğinde (ancak en geniş yeri 170 km olan ve bu bağlamda 23.000 km2 kadar yüzölçüme sahip bir vadiyi betimlemektedir. Kuzeyde Tanrı dağlarının Çotkal silsilesi, kuzeydoğusunda Fergana dağları, güneyde Alay ve Türkistan sıradağları ile çevrilmiştir. Büyük bir çöküntü alanı, vadiyi oluşturmakta ve 7 km. genişliğinde bir geçit alanı ile batı bölgelerine bağlantısı bulunmaktadır. Khujend (Hucend) beleni de stratejik bir geçit durumundadır. Bu özellikleri ile Fergana Vadisi, tüm dikkatleri üzerinde toplayan bir geçiş vadisi durumundadır.

Bölgenin tarihi, kalkolitik çağa (taş devrine) kadar götürülebilmektedir. Bronz çağda (tunç devrinde) tarım ve hayvancılık yapıldığına ilişkin izler olmakla beraber ilk yazılı buluntular M.Ö. 5. yy.’a da yandırılmaktadır.  Fergana göçebe kültürü, farklı bir Saka kültürü olarak ifade edilmektedir. Büyük İskender bölgeye gelmiş ve MÖ 329’da Fergana Vadisi’nin güneyinde İskenderiye Eskhate adıyla (günümüzde Tacikistan’da Hucend adıyla) anılan stratejik konuma sahip bir şehri kurmuştur. M.S. 6-7 yüzyıllarda Türk Kağanlıklarının bölgeye hâkim olduğu görülmektedir. Zaman zaman yerel hükümranlıklar da görülmüştür. Bölge, 8. yüzyılın başlarında arap akınlarıyla başlayan etkileşmelerden sonra 9. yy.da kesin olarak Müslümanlığı kabul etmiştir. Aynı dönemde bir Çin istilası da söz konusu olmuştur. Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun da hâkim olduğu bu vadiye, 13. yy.da Moğollar, daha sonra da Timur İmparatorluğu’nun etkin olduğu görülmektedir. 20. Yüzyılda SSCB içinde yer almış bir sahadır.

Fergana Vadisi, Orta Asya’nın coğrafi olarak % 5 kadarını temsil ederken tüm bölgenin toplam nüfusunun dörtte birini içinde barındırmaktadır. Dolayısıyla Orta Asya’nın nüfusu en yoğun bölgesini oluşturmaktadır. Bu bağlamda “Orta Asya’nın Kalbi” olarak da betimlenmektedir.

Fergana Vadisi halen; Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan arasında yer almakta olup bu üç ülkenin topraklarının birbirine adeta sarılmış gibi bölümlemeli bir bölge niteliği taşımaktadır (Şekil 2).

Bu bölge, Orta Asya’nın vadi karakteri taşıyan özel bir coğrafyasını oluşturmakta olup bir o kadar da kritik bölgelerinden biri durumundadır. Demografik olarak bakıldığında; esas itibariyle bölgede hepsi de Müslüman olan Özbekler, Kırgızlar ve Taciklerin yaşadığı görülmektedir. Ancak bu grupların dağılımı çok net olmayıp, Eksklavik durumlar gözlenmektedir. Bir başka deyişle bölgede öbeklenme şeklinde bulunan etnisite oluşturan coğrafi yapılar bulunmaktadır. Eksklav tabiri ile bir devletin topraklarının bir kısmının, bir başka devletin toprakları nedeniyle ayrılmış olması durumunu betimlemektedir.

Halen Fergana Vadisi’nde 9 Eksklasav bölge yer almaktadır. Özbekistan’ın Kırgızistan’da 5 eksklavı, Kırgızistan’ın Özbekistan’da 1 eksklavı, Tacikistan’ın Özbekistan’da 1 ve Kırgızistan’da ise 2 eksklavı bulunmaktadır. Tacikistan’ın Kırgızistan’da bulunan 30 bin nüfuslu Voruheksklavı ve Özbekistan’ın yine Kırgızistan sınırları içinde bulunan 50 bin nüfuslu Sohekslavı nüfuslarıyla öne çıkmaktadırlar. Diğerleri daha küçük ve az nüfuslu eksklavlar olmaktadır. Bu durum, bölge istikrarını tehdit eden unsuru oluşturmaktadır. Nitekim bölge ülkelerinin anlaşamamaları bağlamında birçok kez sınır değişiklikleri yaşanmıştır. Ancak tümüyle mutabakat sağlandığı söylenemez.

Nitekim Mart 2019’da Voruheksklav bölgesinde Tacik ve Kırgız vatandaşları arasında gerginlik yaşanmış ve hayat kaybı da olmuştur. Genellikle yol geçirme ve suyolları üzerinden sorunlar olmaktadır. Son olarak Nisan2021’in son günlerinde Tacikistan-Kırgızistan sınırında silahlı çatışma yaşanmış çok sayıda ölüm olduğu da bildirilmiştir.  Böylelikle de 30 yılı aşkın süredir çözülemeyen sorunlar, günümüz konjüktürü çerçevesinde yeniden gündeme gelmiş bulunmaktadır.

Fergana Vadisi İçin Değerlendirme

Fergana Vadisi zengin yer altı ve yerüstü kaynaklarına sahip bulunmaktadır. Yeraltı kaynakları olarak; petrol, kömür, doğal gaz, demir, bakır, cıva, gümüş, tuz, bizmut, boksit, antimon yatakları dikkat çekmektedir. Tarım ürünü olarak ise,başat ürün pamuk olup ipekçilik, çiçekçilik ve sebzecilik de yapılmaktadır. Söz konusu bu zenginlikler bölge devletleri arasında paylaşılmış durumdadır.

Görüldüğü üzere özellikle yer altı zenginlikleri ekonomik açıdan önemli olduğu kadar enerji-politik açıdan da son derece önemlidir. Zira Fergana Vadisinin yer altı kaynakları arasında önemli enerji kaynakları yer almaktadır. Ancak bu kaynaklar, siyasi bağlamda bölge ülkelerinin envanteri olarak ifade edilmektedirler.

Öte yandan bölge, coğrafi özellikleri bağlamında önemli bir geçiş bölgesidir. Bu durum ticaret açısından öne çıkan husus olmaktadır. Nitekim Fergana Vadisi, Tarihi İpek Yolu’nun geçiş güzergâhı üzerinde bulunmaktadır. Bir başka deyişle vadi, tarihsel olarak kervanlar için tercih edilen konaklama bölgeleri arasında yer almaktadır.

Günümüzde de “Tarihi İpek Yolu”nu canlandırma projesi olan “Modern İpek Yolu” (Kuşak Yol) Projesi içinde, yine geçiş bölgesi olarak Fergana Vadisi’nin yerini alacağı anlaşılmaktadır (Şekil 3). Şekil 3’den de hemen fark edildiği üzere Fergana Vadisi Modern İpek Yolu’nun ana arteri üzerinde bulunmaktadır. Bu hattın zaman içinde enerji kaynağı transportu için kullanım potansiyeli de bulunmaktadır.

Fergana Vadisi’nde bölgesel önemli bir sorun da “Sınır Aşan Sular” meselesidir Zira Orta Asya’nın en önemli nehirlerinden biri olan Seyhun (Sir-i Derya) nehrinin vadisi durumundadır. Suların adil paylaşımı ve sınırlar üzerinden açmaza düşmeden çözümlenmesi pek de kolay görülmemektedir.

Son olarak Nisan 2021 sonunda, su kaynaklarının kullanımı ve dağıtımı ile hidrolik güç kullanımı bağlamında çatışma çıkmıştır. Önce sınır polisleri üzerinden yaşanan çatışmalara silahlı kuvvetlerin de müdahil olmasıyla olaylar daha da büyüyerek her iki taraftan toplam 50’ye yakın kişi ölmüş, çok sayıda yaralanma yaşanmış ve binlerce kişinin bölgeden tahliye edilmesi söz konusu olmuştur. 29 Nisan 2021 tarihi itibariyle ise, şimdilik sükûnet sağlanmış görünmektedir. Burada tüm bu yaşanan olayların arkasında esas itibariyle enerji politik ve ekonomik çıkarların yer aldığı anlaşılmaktadır.

Sonuç

Fergana Vadisi, sahip olduğu stratejik konum nedeni ile tarih boyunca çoğu kez çatışmalara tanıklık etmiş ve çok defa sınır değişimleri arasında kalmış kritik bir bölge durumundadır. Günümüzde bu vadi, Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan arasında paylaşılamayan bir karakter göstermektedir. Ancak burada şunu da belirtmek gerekir ki; bölge dışı aktörler de sorunlara müdahil olmaktadırlar. Burada özellikle Rusya, Çin ve ABD’den bahsedilebilir.

Rusya; Sovyetler Birliği döneminde üç bölge ülkesinin sınırlarının çizilmesinde yer almış ülke olarak, yaşanan sorunların alt yapısına olanak verecek biçimde bölgenin şekillenmesinde önemli rol oynamıştır ve halen de etkinliğini devam ettirmek istemektedir. Çin, Kuşak-Yol projesi bağlamında bölgeyle yakından ilgilenmektedir. ABD ise, Orta Asya enerji kaynaklarını, Afganistan’ı işgal ettiği halde güvenli geçiş arterini oluşturmakta yeterli olamamıştır. Son olarak, Afganistan’dan çekilme söylemleri ifade edilirken Taciklerle anlaşması gündeme gelmiştir. Dolayısıyla enerji-politik manada farklı bir güzergâh arayışında olduğu söylenebilir. Yaşananlar, Orta Asya rezervlerinin Hint Okyanusu’na çıkışı için Fergana Vadisi ve/veya Keşmir bağlamında yeni bir güzergâh düşüncesinin gündeme taşınabileceğini düşündürmektedir.

Öte yandan Türkiye için de, bölge önem arz etmektedir. Fergana Vadisi “Kuşak-Yol” Projesinin (Türkiye’ye uzanan) Orta Koridoru üzerindeki önemli bir geçiş bölgesi olabilecek niteliğe sahiptir. Karabağ sorununun çözüme ulaşıyor olmasından sonra bu bölge Orta Koridor açısından çok daha öne çıkabilecektir.

Ayrıca, 2021 yılında Türk Konseyi (Türk Keneşi)’nin oluşması yönünde önemli gelişmeler yaşanmış ve yine yakın gelecekte daha da önemli gelişmeler yaşanabilmesinin söz konusu olabileceğinden bahsedilmektedir. Fergana bölgesinde yer alan üç Türk Devletinin arasında yaşananlar ise çekince oluşturmaktadır. Burada Türkiye, bölge sorunlarının çözülmesi ve/veya uzlaşımı için rol oynayabilecek bir ülke olabilir.

Bütün bu değerlendirmeler bağlamında, Fergana Vadisi’nde 30 yılı aşkın bir süredir devam edegelen bölgesel sorunların ekonomik ve enerji-politik olarak dahada  fazla önem kazanabileceği öngörülebilir. Böylece, Fergana Vadisi’nin  meselelerinin bölgesellikten öte, bölge dışı aktörlerin müdahil olmasıyla uluslararası karmaşık bir veçhe kazanması  çok mümkündür denebilir.

Öz olarak belirtmek gerekirse; Fergana Vadisi, sahip olduğu özel konjüktürel pozisyon ve stratejik nitelikler nedeniyle günümüzde potansiyel risk bölgesi olma karakterine sahip bulunmakta olup, yakın gelecekte gündemde daha çok yer alacakmış gibi görünmektedir.

Yorum Bırak

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

EKONOMİ

Türkiye İhracat ve Turizmle Şaha Kalkacak

Yayın Tarihi:

on

Beşinci İstanbul Ekonomi Zirvesi “Yeşil Ekonomi” ana temasıyla Kalyon PV ana sponsorluğunda Çırağan Sarayı’nda gerçekleşti. Zirveye Devlet Eski Bakanı, İstanbul Ekonomi Zirvesi Yönetim Kurulu Başkanı Kürşad Tüzmen, İstanbul Ekonomi Zirvesi İcra Kurulu Başkanı Abdullah Değer ev sahipliği yaptı.

Devlet Eski Bakanı, İstanbul Ekonomi Zirvesi Yönetim Kurulu Başkanı Kürşad Tüzmen ve İstanbul Ekonomi Zirvesi İcra Kurulu Başkanı Abdullah Değer’in ev sahipliği yaptığı zirvenin açılışı Türkiye’nin ve dünyanın genel durumuna yönelik bir dakikalık tanıtım filmi ile başladı. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), Türkiye Turizm Geliştirme Ajansı (TGA), Türkish Cargo, Koluman Otomotiv Endüstri A.Ş., Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB), Borusan Otomotiv BMW, Mercedes Benz Türk, Mersin Tarsus Tarımsal Ürün İşleme İhtisas ve Organize Sanayi Bölgesi (TÜİOSB), Sanofi Sağlık Ürünleri, Zorlu Enerji, Pekhan İnşaat, Acarsan Holding ve AEB Hukuk’un destek ve sponsorluğunda gerçekleşen 5.İstanbul Ekonomi Zirvesi ile yeşil ekonomiye yön verildi. Açılış konuşmalarını ise İstanbul Ekonomi Zirvesi İcra Kurulu Başkanı Abdullah Değer, İstanbul Ekonomi Zirvesi Yönetim Kurulu Başkanı Devlet Eski Bakanı Kürşad Tüzmen, Romanya Enerji Bakanı Virgil Popescu, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı İsmail Gülle,  Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Başkanı FiruzBağlıkaya,  Özbekistan Cumhuriyeti Yenilikçi Kalkınma Bakanı Ibrokhım Abdurakhmonov, Karadağ Parlamento Başkanı Aleksa Becic, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) Risk ve Uyum Başkan Yardımcısı ve Riskten Sorumlu Başkan Annemarie Straathof yaptı.

Dünyayı kurtarma iddiası olanların buluşma noktası

Zirvenin açılışında konuşan İstanbul Ekonomi Zirvesi İcra Kurulu Başkanı Abdullah Değer “Bugün burada 5. Ekonomi Zirvesi’ni düzenlemekten gurur duyuyorum. Bizim misyonumuz dünyayı kurtarmak değil. Ancak dünya var olduğundan beri yaşanabilecek tüm sıkıntılarla karşılaştık. Son 100 yıldaki endüstriyel ve insanların dünyayı yanlış kullanmasından kaynaklı doğaya çok zarar verdik. Bundan sonraki yüzyılda gelecek nesillere çok daha iyi bir dünya bırakabiliriz. İstanbul Ekonomi Zirvesi’nin, dünyayı kurtarma gibi bir iddiası yok ama, dünyayı kurtarma iddiası olan insanları buluşturma iddiası var” dedi.

İstanbul Ekonomi Zirvesi Yönetim Kurulu Başkanı Devlet Eski Bakanı Kürşad Tüzmen gelişmekte olan ülkelerin kolay kolay Yeşil Ekonomi bilincine geçemediğini aktararak “Müsteşarlık dönemimde dolar bizim paramız ama sizin sorununuz denmişti. Bugün geldiğimiz noktada bunun gerçek olduğunu görüyoruz. Ama inanıyorum ki hükümetimiz elinden geleni yaparak, bu sorunları aşacak. 2015’te imza atılan Paris Anlaşması’nda, 1.5 derece emisyon sıcaklık artışı sınırlandırılması getirildi. Ancak Glasgow’da yapılan toplantıda bu hedefe ulaşmak için yüzde 80 uzakta olduğumuz fark edildi. Gelişmiş ülkeler de bu taahhütleri yerine getiremedi. Ülkeler özveri ile bu konuya ağırlık verirse bu konunun üstesinden gelebiliriz. Türkiye olarak iki şahlanan atımız var bunlar; ihracat ve turizm. Bizler ekonomide, ihracat ve turizm kaynaklarımızı kullanarak Yeşil Ekonomi’ye kaynak sağlayabiliriz” açıklamasında bulundu.

Halklarımızın geleceği için birlikte çalışmalıyız

Romanya Enerji Bakanı Virgil Popescu’da konuk olduğu günde önemli açıklamalarda bulundu. İstanbul Ekonomi Zirvesi’nde olmaktan dolayı duyduğu mutluluğu dile getiren Popescu “Bugün İstanbul Ekonomi Zirvesi’nin 5.sini birlikte yapıyoruz. Halklarımızı daha mutlu bir geleceğe taşımak ve enerji güvenliği için, global enerji sektöründe ilerlemek, daha gelişmiş teknolojiler kullanmak için beraber çalışmalıyız” dedi. Popescu, Türkiye ile olan iş birliği çalışmalarının oldukça önemli olduğunun altını çizerek “Romanya ve Türkiye enerji alanında birlikte çalışmaya ve stratejik ortak olmaya, halklarımızın geleceği için mecburdur” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin karbon emisyonu yüzde 1

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) İsmail Gülle İstanbul’un ürettiği katma değerle ekonomi ve ticaretin başkenti konumunda olduğunu söyledi. Yeşil Ekonomi’nin her geçen gün daha da önem kazandığının altını çizen Gülle “Bugünkü kaynaklarımızın gelecek nesillere kayıpsız bir şekilde aktarımını sağlamayacak yegâne unsur; Yeşil Ekonomi. Yeşil ekonomi ile mevcut kaynakların etkin kullanımının yanı sıra kullanım sonrası ortaya çıkan tüm atıkların da verimli kullanımı son derece önemli bir süreç” dedi. Gülle küresel karbon emisyonuna dair veriler de paylaşırken sözlerine şunları ekledi: “Küresel karbon emisyonu rakamlarını incelediğimizde, en çok emisyon üreten ilk 3 ülke olan; Çin, Amerika Birleşik Devletleri ve Hindistan’ın toplam emisyonun yarısından fazlasını tek başına gerçekleştirdiklerini görüyoruz. Küresel karbon emisyonunda Türkiye’nin payı ise sadece yüzde 1. Son raporlara göre, dünyanın en zengin ülkelerinin yaşam tarzları ve tüketim alışkanlıklarında köklü bir değişiklik olmazsa, mevcut hedeflere ulaşabilmemiz adına çok daha ağır önlemler alınması gerekecek. Dünyada kişi başına karbon salınımı 4,9 ton iken, Bazı gelişmiş ekonomiler, bu ortalamanın şu anda bile 2, hatta 3 katından fazla kişi başı karbon salınımı gerçekleştiriyorlar. Bugün geldiğimiz noktada, küresel ekonomi ve ticaretten istedikleri seviyede paya ulaşan ülkelerin, bir anda gelişmekte olan ülkelere sıfır karbona geçişi tavsiye etmeleri, zorlu bir süreci beraberinde getirmektedir.

Pandemi gelecek nesilleri etkileyecek

Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Başkanı FiruzBağlıkaya yaptığı konuşmada Covid -19 pandemisinin ekonomik süreçlere yansımalarını değerlendir. Bağlıkaya “Son iki yılda yaşadıklarımız bize, bildiklerimizi gözden geçirerek ve yanlışlarımızla yüzleşmemiz gerektiğini gösterdi. Bir araya gelerek ortak aklı oluşturmak, birlikte paylaşarak çoğaltmak, bu dönemin en önemli kazancı olacak. İki yıldan bu yana insan sağlığından sosyal yaşama, politikadan ekonomiye kadar, hayatımızın her alanını zorlayan bir süreçten geçiyoruz. Salgın tüm dünyayı hazırlıksız biçimde yakalarken bildiğiniz gibi birçok alanda da önemli değişimlere neden olduk. Sonuçları itibariyle adeta bir milat teşkil eden bu olağanüstü süreç ekonomideki geleneksel bakış açıları ile klasik teori ve uygulamaların sorgulanmasına da yol açtı. Bu süreç ayrıca yönetim ve tüketim alışkanlıklarında da büyük dönüşüm ve farklılaşmaları beraberinde getirdi. Pandemi aynı zamanda dünyamızı geleceğimizi, çocuklarımızın yarınlarını etkileyecek” dedi.

Karadağ Parlamento Başkanı AleksaBecic de yeşil ekonominin her fırsatta tartışılması gerektiğini söyledi. “Türkiye ve İstanbulla ilişkilerimiz çok yüksek seviyede ve bizim için tarihi bir önem taşıyor” diyen Becic “Ülkemizin Merkez Bankası Başkanının da burada bulunmasıyla bağlarımızın güçlenmesine katkıda bulunmasını sağlayacağımıza inanıyorum. Ekonomik ilişkileri ve yakınlaşma politikalarımızı daha da geliştireceğiz” dedi.

“Enerji verimliliğine dikkat çekmek istiyoruz”

Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) Risk ve Uyum Başkan Yardımcısı ve Riskten Sorumlu Başkan Annemarie Straathofda, sermaye zeminini son 5 senenin başarısından güç alıp yeşil finansı artırarak yüzde 40’a getirdiklerini ifade etti. Annemarie Straathof 2022 yılında tavsiye listelerini açıklayacaklarını söyleyerek; Türkiye’nin karbonsuzlaştırma konusunda önemli adımlar attığını belirtti. Straarthof, şunları söyledi: “Enerji verimliliği konusunda dikkat çekmek istiyoruz. Kümülatif sera gazının emisyonlarında azalma hedefliyoruz. Çalışmalarımız Paris Sözleşmesi ve iklim değişikliğiyle ilgili alanlara paralel gitmektedir. İklim krizi yüzyılımızın en büyük felaketi ve aciliyeti kesindir.

Okumaya Devam Et

EKONOMİ

Kararı siz verin

Yayın Tarihi:

on

Yazan:

Bilindiği üzere devletlerarası ilişkilerde temel prensip ‘karşılıklı mütekabiliyet’tir. Diğer bir ifade ile ne ile muhatap olursanız, aynısını veya benzerini yapma hakkınız vardır. Mesela bir ülke sizin ülkenizde vize muafiyeti verdiyse siz de o ülke halkına vize muafiyeti tanırsınız. Veya sizin ülkenizde konsolosluk açtı ise siz de o ülkede konsolosluk açabilmelisiniz. Listeyi tabi ki uzatmak mümkün lakin konuyu fazla dağıtmadan okuyucularımızın bir noktaya dikkat çekmek istiyorum.

Malum son dönemlerde ülkemizde Çin güzellemeleri yapanların sayısı hayli artmış gözüküyor. Bir ülke vatandaşı bir başka ülkenin güzellemesini yapıyorsa aklıma “acaba ne beklentisi veya ne kazancı var ki bunu yapıyor?” soruları gelmekte, sonuçta herkesin kendisine yakıştırdığını yaptığına kanaat getirerek çok da üzerinde durulmaması gerektiğine karar vermişimdir. Asl olanın bizler, kendimiz neler yapıyor veya neler yapmıyoruz sorusuna samimi cevaplar vermektir. Kötüyü alıp iyiyi kimse bize vermeyeceğine göre, iyiyi hatta daha da iyiyi yapmak bizlerin sorumluluğu olmalıdır. Çin güzellemesi yapanların tekerlemeleri “Çin ile olan ilişkilerimizi geliştirmeliyiz” cümlesidir. Ağzını açan bunu söylemesine söyler de birisi de çıkıp “neden” sorusunu, gerekçeleri ile beraber sormaz veya sorulmasına imkan verilmez.

Evet, ben de Türkiye’nin bütün dünya devletleriyle ilişkilerinin gelişmesini tabi ki isterim. Lakin bir şartla. O şartımız da bu ilişkinin “keser” gibi değil “hızar” gibi olması koşuluyla. Yani yazımızın başında ifade ettiğimiz şekliyle devletlerle olan ilişkilerimiz “karşılıklı mütekabiliyet” esasına dayanmalı. Hadi “hızar” gibi olması mümkün değil derseniz bari “mehter” gibi olmasını temenni edelim. Yani iki veriyorsak en azından bir almalıyız. Yok, dokuz verip bir alacaksak hatta onu da almak için binbir takla atacaksak o ilişkiyi geliştirmenin bize ne faydası var sorusunu başta devleti yönetenlerin, millet adına kendilerine sorması gerekir. Evet, ülkemizde Çin’le ilişkileri geliştirelim diyenler yanında, sayımız az olsa da, “bu ilişki sürdürülemez ve büyük riskler barındırmaktadır” diyen bir kitle de şükürler olsun ki hâlâ var.

Peki, neden sürdürülemez ve riskleri nelerdir? Şayet bu soruya makul ve mantıklı cevaplarımız yoksa “Çin’le ilişkilerimizi geliştirmeliyiz” diyenlerden özür de dilememiz gerekir. Bir kanaat oluşması adına özet olarak Çin-Türkiye ilişkilerine hep beraber göz atalım ve kararı siz değerli okuyucularımızın kanaatine bırakalım …

-Son 20 yıllık süreçte Türk-Çin ithalat-ihracat dengesi 1’e 10 Çin lehine. Yani Çin’e bir satmışız Çin’den 10 almışız.

-Kabul edelim ki üretim, lojistik, nakliye vb. alanlarda Çin ile rekabet edecek bir durumumuz yok. Yani bizim 10’a mal ettiğimizi Çin 5’e, bizim 5’e taşıdığımızı Çin 1’e taşıyacak bir pozisyonda.

-Türkiye’nin ihracatının yaklaşık %50’si AB ülkeleriyle ve biz Kuşak Yol Girişimini destekleyerek aslında en büyük pazarımıza en büyük rakibimizi, hem de kendi üzerimizden, buyur ediyoruz.

-Sadece AB’de değil Afrika’da, Orta Asya’da, Orta Doğu’da da pazarlarımıza göz diken ve ihracatçımızı ciddi manada zora sokan bir Çin ile karşı karşıyayız.

-Çin’in Türkiye’de 5 Konfüçyüs Enstitüsü bulunurken, muadili diyebileceğimiz Yunus Emre Enstitüsü Çin’de, uzun mücadeleler ve diretmelerden sonra sadece Pekin’de Mayıs 2020’de açılabildi.

-Türkiye’de Çin’in radyo, gazete ve internet siteleri her geçen gün artmakta ve bu alanlarda Çin, 5. Kol Faaliyetlerini hız kesmeden sürdürürken Türkiye’nin bu alanda Çin’de henüz bir girişimi bile yok.

-Çin, BM’nin 5 daimi ülkesinden biri olmasına rağmen Ermeni tehciri, Kıbrıs meselesi veya PKK terör örgütüyle ilgili Türkiye’nin lehine tek bir adım atmış değildir. Suriye’deki tutumunda İran, Rusya, AB veya ABD’den aşağı kalır yanı da olmamasına rağmen neden ilişkilerimizi geliştirmeliyiz sorusuna cevap aramak en doğal hakkımız olmalıdır.

-Çin, İstanbul’da başkonsolosluk açabilirken, 30 milyonu mütecaviz Müslüman-Türk’ün yaşadığı Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’de dahi konsolosluğu bırakın açmayı teklif bile edememiş durumdayız.

-Çin devletinin bizatihi yönlendirmesiyle ülkemizde Çin’e satılan fabrikaların sayısı her geçen gün artarken, dahası kendi insanımız çıkartıp yerine Çinliler doldurulurken Çin’de Türkiye’nin fabrika açması ne mümkün.

-Yine Çin devletinin teşvik ve yönlendirmesiyle ülkemizde dağ-taş demeden ne kadar maden ocağı varsa, bilhassa mermer ocakları ve bilumum değerli madenler, Çinliler tarafından işletilmekte veya kapatılmaktayken Türkiye’nin Çin’de bu yönde attığı tek bir faaliyeti dahi yoktur.

-Çinliler 1990’lardan itibaren Türkiye’ye gelip yerleşmeye ve vatandaş olmaya başlamışken ki bu ilk gelenler organize suç örgütü mensupları idiler, Türkiye’den Çin’e gidip vatandaş olabileni bendeniz henüz duymadım.

-Çinliler, Türkiye’de açtıkları lokantalarda insan kaçakçılığı başta olmak üzere ticari faaliyet adı altında yakın çevrelerini Türkiye’ye taşırken, Türkiye kaç insanını Çin’e gönderebildi veya bu tür faaliyetler içerisinde olabildi. Olmak isteseydi Çin buna müsaade eder miydi, tabi ki sormak gerekir.

Okumaya Devam Et

EKONOMİ

Küresel felaket ve çevre bilinci

Yayın Tarihi:

on

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de son zamanlarda yenilenebilir enerji konusunda ciddi çalışmalar yürütülmekte olup, devlet kurumlarının bu konuda desteklenmesi ve özel sektöre ise ciddi katkılarda bulunulması geleceğimiz adına önemli gelişmelerdendir.

Coğrafi konumumuz ve su zenginliğimiz sebebiyle yenilenebilir enerji potansiyeli bakımından birçok Avrupa ülkesi ve Ortadoğu ülkelerine kıyasla Türkiye çok avantajlı bir durumdadır.

Su kaynaklarımız ile hidroelektrik üretimi olarak dünyada potansiyeli yüksek olan Türkiye, bu avantajını da kullanmak üzere ciddi projeleri uygulamaya yıllar önce başlamıştır.

Güneş, rüzgar ve jeotermal enerji bakımından da yapılan çalışmalar ve teşvikler devam etmektedir.

Yeşil enerji potansiyelimizin farkında olarak özellikle yenilenebilir enerji kaynağı bulunan iller üzerinde enerjinin etkileri ve geleceğimizi nasıl şekillendirdiği ile alakalı farkındalıklar oluşturmak içinde enerji bakanlığı bir dizi projeleri son yıllarda hızlandırmış durumdadır.

Son yıllarda yaşanan sel ve orman yangınlarının ardından özellikle küresel ısınma sıkça gündeme gelen ve en çok konuşulan konular arasında yer almıştır.

Küresel felakete dönüşmeden yaşanan bu kaosu yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı ve enerji tasarrufu ile gidermek/önlem almak zorundayız.

Devletimiz enerji kaynaklarının kullanılması ve verimlik sağlanması için kamusal destekler vermektedir. İş dünyasının ve tüm vatandaşların enerjiyi tasarruflu kullanmayı milli bir görev olarak görmesiyle bu destekler başarıya ulaşacaktır ve dolayısıyla geleceğimizde küresel felaketten en az zararla kurtulabiliriz. Aksi halde çevre bilinci ile hareket edemez, geri dönüşüm konusunda oluşturulmaya çalışılan farkındalığı göremez isek küresel felaket geleceğimizi ipotek altına alacaktır.

Vatandaş olarak geri dönüşüm konusunda biraz özeleştiri yapmak zorundayız. “Sıfır Atık Projesi”nin ülkemize ve insanlığa ne kadar çok faydası olduğunun bilincinde hareket eden insanlarımızın sayısının, bu bilinçle hareket edenlerin sayısından az olması çok üzücü bir durumdur. Avrupa ülkelerinde enerji şirketlerinin çalışmalarını yakından takip ederim. Yapmış olduğum görüşmeler ve toplantılardan kalan zamanlarda da toplumun geri dönüşüm konusunda nasıl hareket ettiklerini hep imrenerek izlerim.

Sürdürülebilir bir yaşamın, toprağın, suyun, iklimin, ormanın ve biyolojik çeşitliliğin korunmasına bağlı olduğu hareketiyle sürecin doğru yönetilmesinin hayati önem taşıdığını hepimiz son yangın ve sel felaketlerini yaşayarak gördük.

Peki ders aldık mı?

Hayır…

Devam ediniz, içtiğiniz pet şişeleri yola atınız. Ormanlarda mangallar yakın ateşleri kontrolsüz geride bırakın. Kağıtları elinizde buruşturup, çöp kutusuna nişan alarak, ne denli iyi atıcı olduğunuzu ispatlamak ve alkış almak adına birbirinizle yarışınız.

Siz çirkin hareketlerle birbirinizle yarışınız, biz ise geleceğimiz adına geri dönüşüme saygılı bireyler olarak farkındalık oluşturmaya devam edelim.

Geri dönüşüm konusunda bir başarı yakalayacaksak, bunu ancak elele vererek bu seferberliğe katılırsak başarılı oluruz.

Kısaca ya var oluruz ya da yok…

Okumaya Devam Et