Bizi takip edin

EKONOMİ

Aşının petrol talebine etkisi zaman alacak

Enerji Piyasaları Uzmanı Tolga Uysal, BAE ve Rusya gibi ülkelerle Suudi Arabistan arasındaki fikir ayrılığının gelecek aylarda petrol fiyatlarını baskılayabileceğini belirtti.

Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) ve OPEC dışı bazı petrol üreticisi ülkelerden oluşan OPEC+ grubunun ocak ayı için toplam petrol üretim miktarını günlük 500 bin varil artırma kararı piyasa beklentisini karşılamasa da uzmanlar, karar sonrasında petrol fiyatlarının 2021’in ilk çeyreğinde 40-50 dolarda sabitleneceğini öngörüyor.

OPEC+ üyesi 23 ülkenin enerji ve petrol bakanlarının bir araya geldiği toplantı da, grubun, ocak ayı için toplam petrol üretim miktarını günlük 500 bin varil artırarak günlük 7,7 milyon varillik mevcut üretim kesintisini 7,2 milyon varil olarak sürdürmesi yönünde karar çıkmıştı.

Piyasa beklentisi mevcut kesintilerin 3 ay daha devam etmesi yönündeyken, grup gelecek yılın ilk çeyreğinde her ay yapılacak toplantıyla bir sonraki ay için üretimini günlük 500 bin varili geçmeyecek şekilde artırma kararı almıştı.

Deriva Danışmanlık Kurucu Ortağı ve Enerji Piyasaları Uzmanı Tolga Uysal, gazetemize yaptığı açıklamada, OPEC+ grubu toplantısında bir anlaşmaya varılsa da toplantının üye ülkeler arasındaki fikir ayrılıklarını gün yüzüne çıkardığına dikkati çekti.

Uysal, “Üretim kesintilerinin azaltılması veya sonlandırılması gerektiğini savunan Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Rusya gibi ülkeler ile Suudi Arabistan arasındaki fikir ayrılığı gelecek aylarda petrol fiyatlarını baskılayabilir. Toplantılarda BAE’nin OPEC içinde liderliğe soyunma hevesi yaptığı hamlelerle hissedilirken, Suudi Arabistan’ın OPEC eş başkanlığından ayrılmak istediği haberleri bunu doğrular nitelikteydi. Petrol üreticisi birçok ülkenin ileriye dönük petrol yatırım planlarında düşüş görülürken, BAE’nin gelecek 5 yılda bu yatırımlarını artırmak için onay alması da ayrı bir gösterge olarak karşımıza çıkıyor.” dedi.

OPEC+ ülkeleri arasında üretim kesintisine ilişkin uzlaşı sağlanmasına rağmen anlaşmaya uyum noktasında bazı soru işaretlerinin devam ettiğini belirten Uysal, “Genel anlamda daha önce planlanan üretim kesintisine yakın bir kesinti sağlansa da Rusya, BAE ve Irak gibi kotalarını aşarak fazla üretim yapan ülkelerin bunu nasıl telafi edecekleri ayrı bir tartışma konusu.” diye konuştu.

Uysal, OPEC+ grubu cephesinde yaşanan tüm bu gelişmelerin yanı sıra Libya’da hızla artan petrol üretimi, yeni dönem ABD-İran ilişkileri, yenilenebilir enerji yatırımlarına yöneliş ve ABD’deki aktif kuyu sayılarındaki artışın petrol fiyatlarını aşağı yönlü baskılayabileceğini vurgulayarak şunları söyledi:

“Kovid-19 salgınında artan vaka sayıları, salgınla mücadele kapsamında ABD’de yeni kısıtlamaların gelme ihtimali petrol talebini negatif etkileyecektir. ABD’deki artan petrol stoklarını bunun bir göstergesi olarak kabul edebiliriz. Ülkenin en önemli depolama merkezlerinden Cushing’de kapasitenin yüzde 82’lere ulaşması ve mart ayında yaşanan kriz seviyelerine yaklaşması fiyatların yukarı yönlü hareketlenmesini kısıtlayabilir.”

Yakın zamanda aşıya erişim sağlansa da bunun petrol talebine etkisinin biraz zaman alacağını ifade eden Uysal, “Petrol talebinin, dünya ekonomilerinin bir toparlanma içine gireceği beklentisiyle 2021’in ancak ilk çeyreğinden sonra, hatta ilk yarısından sonra artması bekleniyor. Bu durum Brent petrolün varil fiyatının bir süre daha 40-50 dolar bandında seyretmesine yol açabilir ancak ilk çeyrekten sonra 50-60 dolar bandı gündeme gelebilir. Petrolde geçen yıl başında gördüğümüz 65 dolar seviyesine ise 2021 ve hatta daha sonraki yıl ulaşılması güç.” dedi.

Ekstra variller küresel arzdaki azalmanın yanında küçük bir miktar

Rapidan Energy Group Başkanı Robert Mc Nally de OPEC+ grubunun kararının ham petrol fiyatlarını 40-50 dolar aralığında sabitleyeceğini belirterek, “OPEC+ grubu gelecek yılın ilk çeyreğinde yaşanabilecek stok artışına karşı hamle yaptı.” ifadesini kullandı.

Price Futures Group Kıdemli Piyasa Analisti Phil Flynn de şirketlerin sermaye harcamalarında ciddi kesintilere gitmesiyle birlikte petrol piyasasının yeni bir döneme girdiğine işaret ederek, “OPEC+ grubunun petrol üretimini kademeli olarak artırma kararı petrolde taban fiyatların sağlamlaştırılmasına yardımcı olacaktır. Grubun toplam kesinti miktarıyla karşılaştırıldığında gelecek yıl eklenecek ekstra variller, küresel arzdaki azalmanın yanında küçük bir miktar.” değerlendirmesinde bulundu.

Yorum Bırak

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

EKONOMİ

Rusya Ukrayna Krizi, Yatırımları Türkiye’ye Yönlendirecek

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrası birçok ülke Rusya’ya yönelik ekonomik yaptırım başlattı. Rusya’da üretimini durduran ya da ara veren şirketlerin hem Avrupa hem de Asya piyasalarına yakınlığı sebebi ile yatırımlarını Türkiye’ye yönlendireceğini söyleyen Makro Ekonomi Uzmanı Prof. Dr. Volkan Öngel, “Petrol fiyatlarında meydana gelen artış ile birlikte Körfez Ülkeleri başta olmak üzere ihracat gelirleri artan ülkelerin Türkiye’de yapmış oldukları portföy yatırımları ve sabit sermaye yatırımları artacaktır” diye konuştu.

“Tarihi zirve çok yakın”

2014 yılında Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesiyle başlayan Rusya – Ukrayna krizi, Rusya’nın işgali ile savaşa dönüştü. Savaşla birlikte enerji ve gıda fiyatlarında tarihi zirvelerin yaşandığını belirten Beykent Üniversitesi Öğr. Üyesi Makro Ekonomi Uzmanı Prof. Dr. Volkan Öngel, “Söz konusu süreç kaçınılmaz olarak dünyanın buğday, mısır üretimi içerisinde büyük pay alan Rusya ve Ukrayna ile sınırlı kalmadı. Mart ayının ilk pazartesi dünya buğday fiyatları yüzde 7, mısır ve soya yüzde 3 fiyat artışlarını gördü ki buğday fiyatları için artık ‘tarihi zirve’ çok yakın. Maalesef ekonomi tarafında zorlu günler bizleri bekliyor” şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Öngel, “Rusya’nın büyük üreticisi olduğu nikel yaklaşık yüzde 45, Paladyum yüzde 10, alüminyum ise yüzde 3 seviyelerinde artışları test ederken altın 2 bin dolar seviyelerinin üzerini gördü. Petrol 130 dolar seviyelerini test ederken, döviz kurlarındaki artış ile birlikte iç piyasada Türk Lirası bazında artışlar katlanarak hissediliyor” dedi.

“Krizi fırsata çevirme şansımız olabilir”

Krizin Türkiye için avantaja dönüşebileceğine vurgu yapan Prof. Dr. Öngel, “Bu nokta da iki husus ön plana çıkıyor. Birincisi Rusya’da üretimini durduran ya da ara veren şirketlerin hem Avrupa hem de Asya piyasalarına yakınlığı sebebi ile yatırımlarını Türkiye’ye yönlendirmesi. İkincisi ise özellikle petrol fiyatlarında meydana gelen artış ile birlikte Körfez Ülkeleri başta olmak üzere ihracat gelirleri artan ülkelerin Türkiye’de yapmış oldukları portföy yatırımları ve sabit sermaye yatırımlarını arttırmaları. Kısa vadede savaşın olumsuz etkileri kaçınılmaz olsa da, orta vade de atılacak doğru adımlarla ekonomik krizi fırsata çevirme şansımız olabilir gibi gözüküyor” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et

EKONOMİ

Türkiye, ABD’li Firmalar Tarafından Rusya’ya Alternatif Olarak Görülüyor

ABD Ticaret Odası Kıdemli Başkan Yardımcısı Myron Brilliant, “Türkiye’nin doğru ekonomi politikaları oluşturması, halinde ABD’li şirketlerin buradaki mevcudiyetini genişletme ve yatırımlarını derinleştirme olanağı var” dedi.

ABD Ticaret Odası Kıdemli Başkan Yardımcısı Myron Brilliant, Rusya’nın, Ukrayna’yı işgalinin ortaya çıkardığı zorlukların yanında Türkiye açısından stratejik fırsatlar da doğurduğunu belirterek, “Türkiye’nin doğru ekonomi politikaları oluşturması, dijital ve fiziksel altyapısını iyileştirmeye devam etmesi halinde ABD’li şirketlerin buradaki mevcudiyetini genişletme ve yatırımlarını derinleştirme olanağı var” dedi.

Ukrayna’da meydana gelen trajedinin insani ve ekonomik sonuçları olduğuna işaret eden Brilliant, “Bütün bunlara rağmen biz ticaret ilişkilerimizi, mevcut ortaklıkları daha da geliştirmek için fırsat olduğunu düşünüyoruz. Bu fırsatları beraber değerlendirebiliriz. Özellikle dijital sağlık, enerji dönüşümü, tedarik zinciri, dayanıklılık, tarım ve emtia alanlarında yeni ticaret modelleri olabilir” diye konuştu.

İki ülke ilişkilerinde öne çıkan alanlara da işaret eden Brilliant, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bunlardan birisi, Batı’nın Rusya’ya uyguladığı yaptırımların Türk ekonomisi üzerindeki etkisi. Bunlar gaz ve tarım gibi alanlarda. Hem Türkiye hem ABD iş dünyası, hükümetleriyle birlikte çalışarak şimdiye kadar uygulanan ekonomik yaptırımlar ve bundan sonra da olabilecek yaptırımların sonucu olarak karşımıza çıkacak sorunlarla baş etmenin yollarını arayacak. İkincisi de ABD ve Türkiye’nin yönetim bazında üst düzey stratejik diyalog yürütmesi. Biz her iki hükümeti de ticaretin önündeki engellerin kaldırılması yönünde teşvik ediyoruz. Bu, Section 232 de olabilir, çelik üzerine uygulananlar veya Türkiye’deki sağlık alanındaki düzenlemelerden kaynaklanan zorluklar olabilir. Biz ABD Ticaret Odası olarak da ticaretin önündeki engellerin kaldırılmasından yanayız. Her iki ülkenin daha kurumsal ticaret çerçevesi üzerinde çalışmasını ve iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilere verdikleri önemi vurgulamalarını istiyoruz.

Bu süreçte yenilenebilir enerji, gaz, tedarik zinciri, dayanıklılık konularında stratejik fırsatlar bulunduğunu aktaran Brilliant, “Rusya’nın Ukrayna işgalinin Türkiye üzerindeki etkisini düşünelim. Türkiye’nin, Rusya’ya gaz ve buğdayda ne kadar bağlı olduğunu düşünürsek belki de şimdi artık özel sektör çeşitlendirme ihtiyacını düşünmeye başladı” ifadesini kullandı.

“ABD’li şirketlerin yatırımlarını derinleştirme olanağı var”

Brilliant, Rusya’dan ayrılan ABD şirketlerinin durumunu da değerlendirirken, bu şirketlerinden bazılarının Rusya’dan ayrıldığını, bazılarının sadece operasyonlarını askıya aldığını söyledi. Bu şirketlerin kararlarını kendilerinin aldığına işaret eden Brilliant, “Biz Oda olarak onlara ne yapmaları gerektiğini söylemiyoruz. Elbette Sayın Putin de bu pazardan ayrılan firmaları tehdit edince, bu da bu duruma yardımcı olmuyor. Burada alınan kararlar Putin’e karşıdır, Rus halkına karşı alınmış kararlar değil” dedi.

Bu durumun Türkiye için fırsat olup olmadığı sorusuna da yanıt veren Brilliant, “Türkiye bu konuda kendisi ne yapmak istiyor, elbette bunu göz önüne almamız lazım. Biz her zaman Türkiye’nin gerçekten çok stratejik bir yerde bulunduğunu düşündüğümüzü söyledik. Gerçekten önemli bir merkez. Avrupa’ya, Orta Doğu’ya, Orta Asya’ya bağlanıyor. Türkiye’nin elbette dijital çerçevesini, altyapısını iyileştirmesi gerekiyor, buraya yatırımı çekecek, cezbedecek şekilde düzenleme ortamını ve yatırım yapma ortamını sağlaması gerekiyor. Ama Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonunda ortaya çıkan zorlukla beraber Türkiye’nin burada yararlanabileceği çeşitli fırsatların da bulunduğunu düşünüyoruz” diye konuştu.

Brilliant, Türkiye’nin doğru ekonomi politikaları oluşturması, dijital ve fiziksel altyapısını iyileştirmeye devam etmesi halinde ABD’li şirketlerin buradaki mevcudiyetini genişletme ve yatırımlarını derinleştirme olanağı olduğunu belirterek, “Aynı zamanda bunun hangi sektörlerde yapılabileceğini de görmeye çalışıyoruz. Pek çok sektör sayabilirim. Sağlık, enerji, dijital sağlık, bilişim ve iletişim teknolojileri önemli alan olabilir. Bu pazarda aktif ABD’li şirketler var. Google, Apple bunlardan bazıları. Bunlardan daha fazlasını bilişim ve teknolojileri sektörlerinde çekebiliriz. Aynı zamanda tarım ve gıda sektörü de Türkiye’nin Rusya ile tarım alanındaki bağlarını düşününce bakılabilecek alanlar olabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Türk inşaat sektörüne davet

Brilliant, Türk şirketlerinin de ABD’ye daha fazla gelmesini istediklerini belirtirken, “Müteahhitlik ve inşaat, onların gelebileceği alanlardan birisi olabilir. Türk firmaları, müteahhitleri bu pazara yönelebilir. ABD Kongresinden altyapıyla ilgili önemli yasa tasarısı geçti. Hem federal hem eyalet seviyesinde Türk firmaları burada daha çok yer alabilir” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

EKONOMİ

Türkiye İhracat ve Turizmle Şaha Kalkacak

Beşinci İstanbul Ekonomi Zirvesi “Yeşil Ekonomi” ana temasıyla Kalyon PV ana sponsorluğunda Çırağan Sarayı’nda gerçekleşti. Zirveye Devlet Eski Bakanı, İstanbul Ekonomi Zirvesi Yönetim Kurulu Başkanı Kürşad Tüzmen, İstanbul Ekonomi Zirvesi İcra Kurulu Başkanı Abdullah Değer ev sahipliği yaptı.

Devlet Eski Bakanı, İstanbul Ekonomi Zirvesi Yönetim Kurulu Başkanı Kürşad Tüzmen ve İstanbul Ekonomi Zirvesi İcra Kurulu Başkanı Abdullah Değer’in ev sahipliği yaptığı zirvenin açılışı Türkiye’nin ve dünyanın genel durumuna yönelik bir dakikalık tanıtım filmi ile başladı. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), Türkiye Turizm Geliştirme Ajansı (TGA), Türkish Cargo, Koluman Otomotiv Endüstri A.Ş., Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB), Borusan Otomotiv BMW, Mercedes Benz Türk, Mersin Tarsus Tarımsal Ürün İşleme İhtisas ve Organize Sanayi Bölgesi (TÜİOSB), Sanofi Sağlık Ürünleri, Zorlu Enerji, Pekhan İnşaat, Acarsan Holding ve AEB Hukuk’un destek ve sponsorluğunda gerçekleşen 5.İstanbul Ekonomi Zirvesi ile yeşil ekonomiye yön verildi. Açılış konuşmalarını ise İstanbul Ekonomi Zirvesi İcra Kurulu Başkanı Abdullah Değer, İstanbul Ekonomi Zirvesi Yönetim Kurulu Başkanı Devlet Eski Bakanı Kürşad Tüzmen, Romanya Enerji Bakanı Virgil Popescu, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı İsmail Gülle,  Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Başkanı FiruzBağlıkaya,  Özbekistan Cumhuriyeti Yenilikçi Kalkınma Bakanı Ibrokhım Abdurakhmonov, Karadağ Parlamento Başkanı Aleksa Becic, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) Risk ve Uyum Başkan Yardımcısı ve Riskten Sorumlu Başkan Annemarie Straathof yaptı.

Dünyayı kurtarma iddiası olanların buluşma noktası

Zirvenin açılışında konuşan İstanbul Ekonomi Zirvesi İcra Kurulu Başkanı Abdullah Değer “Bugün burada 5. Ekonomi Zirvesi’ni düzenlemekten gurur duyuyorum. Bizim misyonumuz dünyayı kurtarmak değil. Ancak dünya var olduğundan beri yaşanabilecek tüm sıkıntılarla karşılaştık. Son 100 yıldaki endüstriyel ve insanların dünyayı yanlış kullanmasından kaynaklı doğaya çok zarar verdik. Bundan sonraki yüzyılda gelecek nesillere çok daha iyi bir dünya bırakabiliriz. İstanbul Ekonomi Zirvesi’nin, dünyayı kurtarma gibi bir iddiası yok ama, dünyayı kurtarma iddiası olan insanları buluşturma iddiası var” dedi.

İstanbul Ekonomi Zirvesi Yönetim Kurulu Başkanı Devlet Eski Bakanı Kürşad Tüzmen gelişmekte olan ülkelerin kolay kolay Yeşil Ekonomi bilincine geçemediğini aktararak “Müsteşarlık dönemimde dolar bizim paramız ama sizin sorununuz denmişti. Bugün geldiğimiz noktada bunun gerçek olduğunu görüyoruz. Ama inanıyorum ki hükümetimiz elinden geleni yaparak, bu sorunları aşacak. 2015’te imza atılan Paris Anlaşması’nda, 1.5 derece emisyon sıcaklık artışı sınırlandırılması getirildi. Ancak Glasgow’da yapılan toplantıda bu hedefe ulaşmak için yüzde 80 uzakta olduğumuz fark edildi. Gelişmiş ülkeler de bu taahhütleri yerine getiremedi. Ülkeler özveri ile bu konuya ağırlık verirse bu konunun üstesinden gelebiliriz. Türkiye olarak iki şahlanan atımız var bunlar; ihracat ve turizm. Bizler ekonomide, ihracat ve turizm kaynaklarımızı kullanarak Yeşil Ekonomi’ye kaynak sağlayabiliriz” açıklamasında bulundu.

Halklarımızın geleceği için birlikte çalışmalıyız

Romanya Enerji Bakanı Virgil Popescu’da konuk olduğu günde önemli açıklamalarda bulundu. İstanbul Ekonomi Zirvesi’nde olmaktan dolayı duyduğu mutluluğu dile getiren Popescu “Bugün İstanbul Ekonomi Zirvesi’nin 5.sini birlikte yapıyoruz. Halklarımızı daha mutlu bir geleceğe taşımak ve enerji güvenliği için, global enerji sektöründe ilerlemek, daha gelişmiş teknolojiler kullanmak için beraber çalışmalıyız” dedi. Popescu, Türkiye ile olan iş birliği çalışmalarının oldukça önemli olduğunun altını çizerek “Romanya ve Türkiye enerji alanında birlikte çalışmaya ve stratejik ortak olmaya, halklarımızın geleceği için mecburdur” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin karbon emisyonu yüzde 1

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) İsmail Gülle İstanbul’un ürettiği katma değerle ekonomi ve ticaretin başkenti konumunda olduğunu söyledi. Yeşil Ekonomi’nin her geçen gün daha da önem kazandığının altını çizen Gülle “Bugünkü kaynaklarımızın gelecek nesillere kayıpsız bir şekilde aktarımını sağlamayacak yegâne unsur; Yeşil Ekonomi. Yeşil ekonomi ile mevcut kaynakların etkin kullanımının yanı sıra kullanım sonrası ortaya çıkan tüm atıkların da verimli kullanımı son derece önemli bir süreç” dedi. Gülle küresel karbon emisyonuna dair veriler de paylaşırken sözlerine şunları ekledi: “Küresel karbon emisyonu rakamlarını incelediğimizde, en çok emisyon üreten ilk 3 ülke olan; Çin, Amerika Birleşik Devletleri ve Hindistan’ın toplam emisyonun yarısından fazlasını tek başına gerçekleştirdiklerini görüyoruz. Küresel karbon emisyonunda Türkiye’nin payı ise sadece yüzde 1. Son raporlara göre, dünyanın en zengin ülkelerinin yaşam tarzları ve tüketim alışkanlıklarında köklü bir değişiklik olmazsa, mevcut hedeflere ulaşabilmemiz adına çok daha ağır önlemler alınması gerekecek. Dünyada kişi başına karbon salınımı 4,9 ton iken, Bazı gelişmiş ekonomiler, bu ortalamanın şu anda bile 2, hatta 3 katından fazla kişi başı karbon salınımı gerçekleştiriyorlar. Bugün geldiğimiz noktada, küresel ekonomi ve ticaretten istedikleri seviyede paya ulaşan ülkelerin, bir anda gelişmekte olan ülkelere sıfır karbona geçişi tavsiye etmeleri, zorlu bir süreci beraberinde getirmektedir.

Pandemi gelecek nesilleri etkileyecek

Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Başkanı FiruzBağlıkaya yaptığı konuşmada Covid -19 pandemisinin ekonomik süreçlere yansımalarını değerlendir. Bağlıkaya “Son iki yılda yaşadıklarımız bize, bildiklerimizi gözden geçirerek ve yanlışlarımızla yüzleşmemiz gerektiğini gösterdi. Bir araya gelerek ortak aklı oluşturmak, birlikte paylaşarak çoğaltmak, bu dönemin en önemli kazancı olacak. İki yıldan bu yana insan sağlığından sosyal yaşama, politikadan ekonomiye kadar, hayatımızın her alanını zorlayan bir süreçten geçiyoruz. Salgın tüm dünyayı hazırlıksız biçimde yakalarken bildiğiniz gibi birçok alanda da önemli değişimlere neden olduk. Sonuçları itibariyle adeta bir milat teşkil eden bu olağanüstü süreç ekonomideki geleneksel bakış açıları ile klasik teori ve uygulamaların sorgulanmasına da yol açtı. Bu süreç ayrıca yönetim ve tüketim alışkanlıklarında da büyük dönüşüm ve farklılaşmaları beraberinde getirdi. Pandemi aynı zamanda dünyamızı geleceğimizi, çocuklarımızın yarınlarını etkileyecek” dedi.

Karadağ Parlamento Başkanı AleksaBecic de yeşil ekonominin her fırsatta tartışılması gerektiğini söyledi. “Türkiye ve İstanbulla ilişkilerimiz çok yüksek seviyede ve bizim için tarihi bir önem taşıyor” diyen Becic “Ülkemizin Merkez Bankası Başkanının da burada bulunmasıyla bağlarımızın güçlenmesine katkıda bulunmasını sağlayacağımıza inanıyorum. Ekonomik ilişkileri ve yakınlaşma politikalarımızı daha da geliştireceğiz” dedi.

“Enerji verimliliğine dikkat çekmek istiyoruz”

Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) Risk ve Uyum Başkan Yardımcısı ve Riskten Sorumlu Başkan Annemarie Straathofda, sermaye zeminini son 5 senenin başarısından güç alıp yeşil finansı artırarak yüzde 40’a getirdiklerini ifade etti. Annemarie Straathof 2022 yılında tavsiye listelerini açıklayacaklarını söyleyerek; Türkiye’nin karbonsuzlaştırma konusunda önemli adımlar attığını belirtti. Straarthof, şunları söyledi: “Enerji verimliliği konusunda dikkat çekmek istiyoruz. Kümülatif sera gazının emisyonlarında azalma hedefliyoruz. Çalışmalarımız Paris Sözleşmesi ve iklim değişikliğiyle ilgili alanlara paralel gitmektedir. İklim krizi yüzyılımızın en büyük felaketi ve aciliyeti kesindir.

Okumaya Devam Et