Bizi takip edin

EKONOMİ

Önce petrol, sonra gıda, şimdi ise gençler

Henry Kissinger…

1923’de Almanya’nın Bavyera eyaletinde doğdu.

Ailesiyle birlikte Nazi Almanya’sından Amerika’ya kaçtı.

ABD vatandaşlığına kabul edildi.

Uluslararası İlişkiler bölümünde öğrenim gördü ve Siyaset Bilimi alanında doktora yaptı.

Harvard Üniversitesinde öğretim üyesi oldu.

ABD başkanları Kennedy ve Johnson’a özel danışman oldu.

Onlardan sonra gelen Nixon Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak atadı.

Henry Ford zamanında 56. Dışişleri Bakanı oldu.

Başkan Reagan’la Orta Amerika konusunda çalıştı.

Oğul Bush tarafından 11 Eylül saldırılarının araştırması için görevlendirildi.

Nobel Barış ödülü sahibi.

Çin, Yeni Dünya Düzeni, Uluslararası Krizler ve Diplomasi üzerine eserler yazdı.

Şimdi 97 yaşında.

Yarım yüzyılı aşkın ABD ve dolayısıyla da dünya politikasında var olan birisi.

Var olmanın da ötesinde, belirleyiciliği olan bir kurt…

Yıl 1974,

Dışişleri Bakanı olarak Başkan Ford’a “Dünya nüfus artışının ABD’nin güvenliği ve denizaşırı çıkarlarına etkisi” konulu bir rapor sunuyor.

Raporda öyle bir noktaya parmak basıyor ki; bugüne kadar süregelen büyük ve derin etkilerini hepimiz görüyoruz.

“Petrolü kontrol edersen ulusları, yiyeceği kontrol edersen insanları kontrol edersin”

Petrolün kontrolü çok eskiden başlamıştı.

Lakin o yıllarda önem arzeden ana konu küresel gıda kontrolü idi.

Kurduğu cümleyle de zaten; “petrolü denetim altına alarak, ulusları nasıl kontrolümüze aldıysak şimdi sıra gıdada…” diyordu.

Ki bu sayede ulusları aşan bir kontrolü elde ederek, devlet-ülke-ulus paradigmasından bağımsız insanları kontrol edebilelim/etmeliyiz teklifi sunuyordu.

Ettiler mi peki…

Kendimizden pay biçersek;

Gıda ve Tarımda dünyanın kendi kendine yetebilen 7 ülkesinden birisiyken bugün geldiğimiz ahvale bakarsak Kissinger Gıda Doktrin’inin başarılı olduğunu görürüz.

Aynı Kissinger 2013 yılında bir mülakatında diyor ki; “Savaş davullarını duyamıyorsanız, sağır olmalısınız.”

Ve devam ediyor;

“Birleşik Devletler Çin ve Rusya’yı yemlemektedir.

Biz Çin askeri gücünü artırmasına ve Rusya’nın Sovyetler dönemindeki konumuna dönmesine fırsat veriyoruz.

Böylece onlara yersiz bir meydan okuma hissi veriyoruz. Bu şekilde hepsinin de hesabını topluca görme imkanı bulacağız.

Biz elleri tetikte bekleyen bir keskin nişancı gibiyiz. Onlar harekete geçtiğinde, biz de onları indireceğiz.

Önümüzdeki savaş o kadar kesin sonuçlu olacak ki, yalnızca bir tek süper güç ayakta kalacak, işte bütün hikaye budur. Bu durumdan Avrupa Topluluğu da hariç değildir.

Eğer herhangi biriyseniz, bir dağbaşına giderek, kendinize bir çiftlik yapar ve savaşa böyle hazırlanabilirsiniz.

Fakat mutlaka silahlanmalısınız, çünkü aç kalabalıklar etrafta geziyor olacaklar.

Ayrıca, seçkin insanlar (elitler) kendi güvenli bölgelerinde, özel sığınaklarında olacaklar, ancak tıpkı diğer normal insanlar gibi dikkatli olmalılar, çünkü onların da sığınakları ayak altında olacak.

Gençlerimiz son on yılda hem savaş alanlarında hem de konsol oyunlarında çok iyi eğitim gördüler. Yakın geleceği öngörerek ürettiğimiz, yeni Call of Duty Moden Warfare 3 oyununun, gerçeği tam olarak yansıtıp yansıtmadığını görmek çok ilginç olacak.

Sonunda savaşın küllerinden yeni bir dünya doğacak, yalnızca tek bir süper güç kalacak ve o bütün dünyayı yöneten tek hükumet olacaktır.

Şunu asla unutmayın; Birleşik Devletler en iyi silahlara, başka hiçbir milletin sahip olmadığı başka şeylere sahiptir, ve zamanı geldiğinde bütün dünya bu silahlarla tanışacak.”

Yaşanan vekalet savaşlarını,

Hakimiyet enstrümanı olarak kullanılan sosyal medya ve bilişim silahlarını,

Ortadoğu başta olmak üzere Avrupa ve Asya-Pasifik bölgesinde yaşanan gelişmeleri,

Son tahlilde bir anda ortaya çıkan “Koronavirüs” ve Çinin düştüğü durumu görünce ihtiyar-kurt’un sözlerini anlamak çok zor olmasa gerek.

Ki, Yahudi kökenli diplomatik şeytanın geçmişte söylediği “Hiçbir şey, güçten daha afrodizyak değildir. Yasadışı olanı hemen yapabiliriz. Anayasaya aykırı olanı yapmak ise biraz daha vakit alır.” gibi sözleri temsil ettiği küresel zihniyetin sınırsız hadsizliğini tam ve net olarak yansıtıyor kanaatindeyim.

Asıl gelmek istediğim nokta, bu küresel kontrol manyağı ihtiyarın geçtiğimiz günlerde kontrol etmeye/edebilmeye dair söylediği söz.

“Gençleri kontrol eden dünyayı kontrol eder”

Bu sözü yukarıda mülakatından aktardığım gençlerle ilgili cümleleriyle birleştirince, dünyayı küresel bir strateji oyun sahasına çevirdiklerini görmemek safdillik olur.

Petrolle kontrol oldu mu.? Oldu…

Gıda ile oldu mu.? Oldu..

Gençlerle olur mu.? Maalesef olacak gibi…

Öyle görünüyor ki küresel bazda ve büyük güçlerin stratejik bölgelerinde yer alan coğrafyalar ve yöneticileri büyük risk altında.

Özellikle de genç nüfusa sahip “az gelişmiş veya gelişmekte olan” diye kategorize edilen ülkeler.

Haaaa… Gelişmiş diye nitelenen ülkeler de bu kavgadan payına düşen dalgalanmayı yaşayacak.

Lakin hem yoğun genç nüfusa sahip ve hem de kuşaklararası kopma ve kopuş yaşayan, aynı dili konuşmaktan uzaklaşan; hazları, tatları, amaçları, değerleri, iddia ve idealleri farklılaşan ülkeler en fazla risk altında olacak.

Kissinger’in “başka hiçbir milletin sahip olmadığı şeyler”le kastettiği şeylerden bir kısmının, hatta en önemlilerinin ceplerde taşınan “Twitter-Facebook-İnstegram-Youtube ve hatta Google” gibi enstrümanlar olduğu yadsınmaz bir gerçek.

Darbesel-darbe karşıtı örgütlenme ve iletişimin bu platformlar üzerinden olduğunu yaşanmış gerçeklerden yola çıkarak düşünürsek,

Yeni kuşağın, TV ve Gazete gibi medya mamullerine ilgisinin sıfıra yaklaştığını gözönüne getirirsek,

35 yaş altı neslin otorite tanımazlık, haz ve istencin yüceltilmesi algısını dikkate alırsak,

Devlete olgusunu tanımazlık, küresel komünikasyon ve manipülasyon yaklaşımını öngörürsek,

Ve dahi ebeveynlerin değerleriyle çocuklarının değer yargıları arasındaki korkunç uçurum ve kopuş gerçeğine bakarsak; bir ayağı mezarda olan bu ihtiyar şeytanın son sözüyle işaret ettiği tehlikenin sınırlarını farkeder ve görebiliriz.

Tehlikenin sadece siyasal sistemler, yönetimler ve kamu otoritesini değil; sosyolojiler, toplumlar ve değer yargılarını da kapsadığını anlarız.

Yorum Bırak

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

EKONOMİ

Rusya Ukrayna Krizi, Yatırımları Türkiye’ye Yönlendirecek

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrası birçok ülke Rusya’ya yönelik ekonomik yaptırım başlattı. Rusya’da üretimini durduran ya da ara veren şirketlerin hem Avrupa hem de Asya piyasalarına yakınlığı sebebi ile yatırımlarını Türkiye’ye yönlendireceğini söyleyen Makro Ekonomi Uzmanı Prof. Dr. Volkan Öngel, “Petrol fiyatlarında meydana gelen artış ile birlikte Körfez Ülkeleri başta olmak üzere ihracat gelirleri artan ülkelerin Türkiye’de yapmış oldukları portföy yatırımları ve sabit sermaye yatırımları artacaktır” diye konuştu.

“Tarihi zirve çok yakın”

2014 yılında Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesiyle başlayan Rusya – Ukrayna krizi, Rusya’nın işgali ile savaşa dönüştü. Savaşla birlikte enerji ve gıda fiyatlarında tarihi zirvelerin yaşandığını belirten Beykent Üniversitesi Öğr. Üyesi Makro Ekonomi Uzmanı Prof. Dr. Volkan Öngel, “Söz konusu süreç kaçınılmaz olarak dünyanın buğday, mısır üretimi içerisinde büyük pay alan Rusya ve Ukrayna ile sınırlı kalmadı. Mart ayının ilk pazartesi dünya buğday fiyatları yüzde 7, mısır ve soya yüzde 3 fiyat artışlarını gördü ki buğday fiyatları için artık ‘tarihi zirve’ çok yakın. Maalesef ekonomi tarafında zorlu günler bizleri bekliyor” şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Öngel, “Rusya’nın büyük üreticisi olduğu nikel yaklaşık yüzde 45, Paladyum yüzde 10, alüminyum ise yüzde 3 seviyelerinde artışları test ederken altın 2 bin dolar seviyelerinin üzerini gördü. Petrol 130 dolar seviyelerini test ederken, döviz kurlarındaki artış ile birlikte iç piyasada Türk Lirası bazında artışlar katlanarak hissediliyor” dedi.

“Krizi fırsata çevirme şansımız olabilir”

Krizin Türkiye için avantaja dönüşebileceğine vurgu yapan Prof. Dr. Öngel, “Bu nokta da iki husus ön plana çıkıyor. Birincisi Rusya’da üretimini durduran ya da ara veren şirketlerin hem Avrupa hem de Asya piyasalarına yakınlığı sebebi ile yatırımlarını Türkiye’ye yönlendirmesi. İkincisi ise özellikle petrol fiyatlarında meydana gelen artış ile birlikte Körfez Ülkeleri başta olmak üzere ihracat gelirleri artan ülkelerin Türkiye’de yapmış oldukları portföy yatırımları ve sabit sermaye yatırımlarını arttırmaları. Kısa vadede savaşın olumsuz etkileri kaçınılmaz olsa da, orta vade de atılacak doğru adımlarla ekonomik krizi fırsata çevirme şansımız olabilir gibi gözüküyor” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et

EKONOMİ

Türkiye, ABD’li Firmalar Tarafından Rusya’ya Alternatif Olarak Görülüyor

ABD Ticaret Odası Kıdemli Başkan Yardımcısı Myron Brilliant, “Türkiye’nin doğru ekonomi politikaları oluşturması, halinde ABD’li şirketlerin buradaki mevcudiyetini genişletme ve yatırımlarını derinleştirme olanağı var” dedi.

ABD Ticaret Odası Kıdemli Başkan Yardımcısı Myron Brilliant, Rusya’nın, Ukrayna’yı işgalinin ortaya çıkardığı zorlukların yanında Türkiye açısından stratejik fırsatlar da doğurduğunu belirterek, “Türkiye’nin doğru ekonomi politikaları oluşturması, dijital ve fiziksel altyapısını iyileştirmeye devam etmesi halinde ABD’li şirketlerin buradaki mevcudiyetini genişletme ve yatırımlarını derinleştirme olanağı var” dedi.

Ukrayna’da meydana gelen trajedinin insani ve ekonomik sonuçları olduğuna işaret eden Brilliant, “Bütün bunlara rağmen biz ticaret ilişkilerimizi, mevcut ortaklıkları daha da geliştirmek için fırsat olduğunu düşünüyoruz. Bu fırsatları beraber değerlendirebiliriz. Özellikle dijital sağlık, enerji dönüşümü, tedarik zinciri, dayanıklılık, tarım ve emtia alanlarında yeni ticaret modelleri olabilir” diye konuştu.

İki ülke ilişkilerinde öne çıkan alanlara da işaret eden Brilliant, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bunlardan birisi, Batı’nın Rusya’ya uyguladığı yaptırımların Türk ekonomisi üzerindeki etkisi. Bunlar gaz ve tarım gibi alanlarda. Hem Türkiye hem ABD iş dünyası, hükümetleriyle birlikte çalışarak şimdiye kadar uygulanan ekonomik yaptırımlar ve bundan sonra da olabilecek yaptırımların sonucu olarak karşımıza çıkacak sorunlarla baş etmenin yollarını arayacak. İkincisi de ABD ve Türkiye’nin yönetim bazında üst düzey stratejik diyalog yürütmesi. Biz her iki hükümeti de ticaretin önündeki engellerin kaldırılması yönünde teşvik ediyoruz. Bu, Section 232 de olabilir, çelik üzerine uygulananlar veya Türkiye’deki sağlık alanındaki düzenlemelerden kaynaklanan zorluklar olabilir. Biz ABD Ticaret Odası olarak da ticaretin önündeki engellerin kaldırılmasından yanayız. Her iki ülkenin daha kurumsal ticaret çerçevesi üzerinde çalışmasını ve iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilere verdikleri önemi vurgulamalarını istiyoruz.

Bu süreçte yenilenebilir enerji, gaz, tedarik zinciri, dayanıklılık konularında stratejik fırsatlar bulunduğunu aktaran Brilliant, “Rusya’nın Ukrayna işgalinin Türkiye üzerindeki etkisini düşünelim. Türkiye’nin, Rusya’ya gaz ve buğdayda ne kadar bağlı olduğunu düşünürsek belki de şimdi artık özel sektör çeşitlendirme ihtiyacını düşünmeye başladı” ifadesini kullandı.

“ABD’li şirketlerin yatırımlarını derinleştirme olanağı var”

Brilliant, Rusya’dan ayrılan ABD şirketlerinin durumunu da değerlendirirken, bu şirketlerinden bazılarının Rusya’dan ayrıldığını, bazılarının sadece operasyonlarını askıya aldığını söyledi. Bu şirketlerin kararlarını kendilerinin aldığına işaret eden Brilliant, “Biz Oda olarak onlara ne yapmaları gerektiğini söylemiyoruz. Elbette Sayın Putin de bu pazardan ayrılan firmaları tehdit edince, bu da bu duruma yardımcı olmuyor. Burada alınan kararlar Putin’e karşıdır, Rus halkına karşı alınmış kararlar değil” dedi.

Bu durumun Türkiye için fırsat olup olmadığı sorusuna da yanıt veren Brilliant, “Türkiye bu konuda kendisi ne yapmak istiyor, elbette bunu göz önüne almamız lazım. Biz her zaman Türkiye’nin gerçekten çok stratejik bir yerde bulunduğunu düşündüğümüzü söyledik. Gerçekten önemli bir merkez. Avrupa’ya, Orta Doğu’ya, Orta Asya’ya bağlanıyor. Türkiye’nin elbette dijital çerçevesini, altyapısını iyileştirmesi gerekiyor, buraya yatırımı çekecek, cezbedecek şekilde düzenleme ortamını ve yatırım yapma ortamını sağlaması gerekiyor. Ama Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonunda ortaya çıkan zorlukla beraber Türkiye’nin burada yararlanabileceği çeşitli fırsatların da bulunduğunu düşünüyoruz” diye konuştu.

Brilliant, Türkiye’nin doğru ekonomi politikaları oluşturması, dijital ve fiziksel altyapısını iyileştirmeye devam etmesi halinde ABD’li şirketlerin buradaki mevcudiyetini genişletme ve yatırımlarını derinleştirme olanağı olduğunu belirterek, “Aynı zamanda bunun hangi sektörlerde yapılabileceğini de görmeye çalışıyoruz. Pek çok sektör sayabilirim. Sağlık, enerji, dijital sağlık, bilişim ve iletişim teknolojileri önemli alan olabilir. Bu pazarda aktif ABD’li şirketler var. Google, Apple bunlardan bazıları. Bunlardan daha fazlasını bilişim ve teknolojileri sektörlerinde çekebiliriz. Aynı zamanda tarım ve gıda sektörü de Türkiye’nin Rusya ile tarım alanındaki bağlarını düşününce bakılabilecek alanlar olabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Türk inşaat sektörüne davet

Brilliant, Türk şirketlerinin de ABD’ye daha fazla gelmesini istediklerini belirtirken, “Müteahhitlik ve inşaat, onların gelebileceği alanlardan birisi olabilir. Türk firmaları, müteahhitleri bu pazara yönelebilir. ABD Kongresinden altyapıyla ilgili önemli yasa tasarısı geçti. Hem federal hem eyalet seviyesinde Türk firmaları burada daha çok yer alabilir” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

EKONOMİ

Türkiye İhracat ve Turizmle Şaha Kalkacak

Beşinci İstanbul Ekonomi Zirvesi “Yeşil Ekonomi” ana temasıyla Kalyon PV ana sponsorluğunda Çırağan Sarayı’nda gerçekleşti. Zirveye Devlet Eski Bakanı, İstanbul Ekonomi Zirvesi Yönetim Kurulu Başkanı Kürşad Tüzmen, İstanbul Ekonomi Zirvesi İcra Kurulu Başkanı Abdullah Değer ev sahipliği yaptı.

Devlet Eski Bakanı, İstanbul Ekonomi Zirvesi Yönetim Kurulu Başkanı Kürşad Tüzmen ve İstanbul Ekonomi Zirvesi İcra Kurulu Başkanı Abdullah Değer’in ev sahipliği yaptığı zirvenin açılışı Türkiye’nin ve dünyanın genel durumuna yönelik bir dakikalık tanıtım filmi ile başladı. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), Türkiye Turizm Geliştirme Ajansı (TGA), Türkish Cargo, Koluman Otomotiv Endüstri A.Ş., Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB), Borusan Otomotiv BMW, Mercedes Benz Türk, Mersin Tarsus Tarımsal Ürün İşleme İhtisas ve Organize Sanayi Bölgesi (TÜİOSB), Sanofi Sağlık Ürünleri, Zorlu Enerji, Pekhan İnşaat, Acarsan Holding ve AEB Hukuk’un destek ve sponsorluğunda gerçekleşen 5.İstanbul Ekonomi Zirvesi ile yeşil ekonomiye yön verildi. Açılış konuşmalarını ise İstanbul Ekonomi Zirvesi İcra Kurulu Başkanı Abdullah Değer, İstanbul Ekonomi Zirvesi Yönetim Kurulu Başkanı Devlet Eski Bakanı Kürşad Tüzmen, Romanya Enerji Bakanı Virgil Popescu, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı İsmail Gülle,  Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Başkanı FiruzBağlıkaya,  Özbekistan Cumhuriyeti Yenilikçi Kalkınma Bakanı Ibrokhım Abdurakhmonov, Karadağ Parlamento Başkanı Aleksa Becic, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) Risk ve Uyum Başkan Yardımcısı ve Riskten Sorumlu Başkan Annemarie Straathof yaptı.

Dünyayı kurtarma iddiası olanların buluşma noktası

Zirvenin açılışında konuşan İstanbul Ekonomi Zirvesi İcra Kurulu Başkanı Abdullah Değer “Bugün burada 5. Ekonomi Zirvesi’ni düzenlemekten gurur duyuyorum. Bizim misyonumuz dünyayı kurtarmak değil. Ancak dünya var olduğundan beri yaşanabilecek tüm sıkıntılarla karşılaştık. Son 100 yıldaki endüstriyel ve insanların dünyayı yanlış kullanmasından kaynaklı doğaya çok zarar verdik. Bundan sonraki yüzyılda gelecek nesillere çok daha iyi bir dünya bırakabiliriz. İstanbul Ekonomi Zirvesi’nin, dünyayı kurtarma gibi bir iddiası yok ama, dünyayı kurtarma iddiası olan insanları buluşturma iddiası var” dedi.

İstanbul Ekonomi Zirvesi Yönetim Kurulu Başkanı Devlet Eski Bakanı Kürşad Tüzmen gelişmekte olan ülkelerin kolay kolay Yeşil Ekonomi bilincine geçemediğini aktararak “Müsteşarlık dönemimde dolar bizim paramız ama sizin sorununuz denmişti. Bugün geldiğimiz noktada bunun gerçek olduğunu görüyoruz. Ama inanıyorum ki hükümetimiz elinden geleni yaparak, bu sorunları aşacak. 2015’te imza atılan Paris Anlaşması’nda, 1.5 derece emisyon sıcaklık artışı sınırlandırılması getirildi. Ancak Glasgow’da yapılan toplantıda bu hedefe ulaşmak için yüzde 80 uzakta olduğumuz fark edildi. Gelişmiş ülkeler de bu taahhütleri yerine getiremedi. Ülkeler özveri ile bu konuya ağırlık verirse bu konunun üstesinden gelebiliriz. Türkiye olarak iki şahlanan atımız var bunlar; ihracat ve turizm. Bizler ekonomide, ihracat ve turizm kaynaklarımızı kullanarak Yeşil Ekonomi’ye kaynak sağlayabiliriz” açıklamasında bulundu.

Halklarımızın geleceği için birlikte çalışmalıyız

Romanya Enerji Bakanı Virgil Popescu’da konuk olduğu günde önemli açıklamalarda bulundu. İstanbul Ekonomi Zirvesi’nde olmaktan dolayı duyduğu mutluluğu dile getiren Popescu “Bugün İstanbul Ekonomi Zirvesi’nin 5.sini birlikte yapıyoruz. Halklarımızı daha mutlu bir geleceğe taşımak ve enerji güvenliği için, global enerji sektöründe ilerlemek, daha gelişmiş teknolojiler kullanmak için beraber çalışmalıyız” dedi. Popescu, Türkiye ile olan iş birliği çalışmalarının oldukça önemli olduğunun altını çizerek “Romanya ve Türkiye enerji alanında birlikte çalışmaya ve stratejik ortak olmaya, halklarımızın geleceği için mecburdur” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin karbon emisyonu yüzde 1

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) İsmail Gülle İstanbul’un ürettiği katma değerle ekonomi ve ticaretin başkenti konumunda olduğunu söyledi. Yeşil Ekonomi’nin her geçen gün daha da önem kazandığının altını çizen Gülle “Bugünkü kaynaklarımızın gelecek nesillere kayıpsız bir şekilde aktarımını sağlamayacak yegâne unsur; Yeşil Ekonomi. Yeşil ekonomi ile mevcut kaynakların etkin kullanımının yanı sıra kullanım sonrası ortaya çıkan tüm atıkların da verimli kullanımı son derece önemli bir süreç” dedi. Gülle küresel karbon emisyonuna dair veriler de paylaşırken sözlerine şunları ekledi: “Küresel karbon emisyonu rakamlarını incelediğimizde, en çok emisyon üreten ilk 3 ülke olan; Çin, Amerika Birleşik Devletleri ve Hindistan’ın toplam emisyonun yarısından fazlasını tek başına gerçekleştirdiklerini görüyoruz. Küresel karbon emisyonunda Türkiye’nin payı ise sadece yüzde 1. Son raporlara göre, dünyanın en zengin ülkelerinin yaşam tarzları ve tüketim alışkanlıklarında köklü bir değişiklik olmazsa, mevcut hedeflere ulaşabilmemiz adına çok daha ağır önlemler alınması gerekecek. Dünyada kişi başına karbon salınımı 4,9 ton iken, Bazı gelişmiş ekonomiler, bu ortalamanın şu anda bile 2, hatta 3 katından fazla kişi başı karbon salınımı gerçekleştiriyorlar. Bugün geldiğimiz noktada, küresel ekonomi ve ticaretten istedikleri seviyede paya ulaşan ülkelerin, bir anda gelişmekte olan ülkelere sıfır karbona geçişi tavsiye etmeleri, zorlu bir süreci beraberinde getirmektedir.

Pandemi gelecek nesilleri etkileyecek

Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Başkanı FiruzBağlıkaya yaptığı konuşmada Covid -19 pandemisinin ekonomik süreçlere yansımalarını değerlendir. Bağlıkaya “Son iki yılda yaşadıklarımız bize, bildiklerimizi gözden geçirerek ve yanlışlarımızla yüzleşmemiz gerektiğini gösterdi. Bir araya gelerek ortak aklı oluşturmak, birlikte paylaşarak çoğaltmak, bu dönemin en önemli kazancı olacak. İki yıldan bu yana insan sağlığından sosyal yaşama, politikadan ekonomiye kadar, hayatımızın her alanını zorlayan bir süreçten geçiyoruz. Salgın tüm dünyayı hazırlıksız biçimde yakalarken bildiğiniz gibi birçok alanda da önemli değişimlere neden olduk. Sonuçları itibariyle adeta bir milat teşkil eden bu olağanüstü süreç ekonomideki geleneksel bakış açıları ile klasik teori ve uygulamaların sorgulanmasına da yol açtı. Bu süreç ayrıca yönetim ve tüketim alışkanlıklarında da büyük dönüşüm ve farklılaşmaları beraberinde getirdi. Pandemi aynı zamanda dünyamızı geleceğimizi, çocuklarımızın yarınlarını etkileyecek” dedi.

Karadağ Parlamento Başkanı AleksaBecic de yeşil ekonominin her fırsatta tartışılması gerektiğini söyledi. “Türkiye ve İstanbulla ilişkilerimiz çok yüksek seviyede ve bizim için tarihi bir önem taşıyor” diyen Becic “Ülkemizin Merkez Bankası Başkanının da burada bulunmasıyla bağlarımızın güçlenmesine katkıda bulunmasını sağlayacağımıza inanıyorum. Ekonomik ilişkileri ve yakınlaşma politikalarımızı daha da geliştireceğiz” dedi.

“Enerji verimliliğine dikkat çekmek istiyoruz”

Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) Risk ve Uyum Başkan Yardımcısı ve Riskten Sorumlu Başkan Annemarie Straathofda, sermaye zeminini son 5 senenin başarısından güç alıp yeşil finansı artırarak yüzde 40’a getirdiklerini ifade etti. Annemarie Straathof 2022 yılında tavsiye listelerini açıklayacaklarını söyleyerek; Türkiye’nin karbonsuzlaştırma konusunda önemli adımlar attığını belirtti. Straarthof, şunları söyledi: “Enerji verimliliği konusunda dikkat çekmek istiyoruz. Kümülatif sera gazının emisyonlarında azalma hedefliyoruz. Çalışmalarımız Paris Sözleşmesi ve iklim değişikliğiyle ilgili alanlara paralel gitmektedir. İklim krizi yüzyılımızın en büyük felaketi ve aciliyeti kesindir.

Okumaya Devam Et