8.7 C
İstanbul
Perşembe, Nisan 9, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 135

İran’da şiddet yerine Gene Sharp

Şiddet olaylarının arkasında olanlar, İran’da 2018 yılının ilk çeyreğinde şiddet yerine Gene Sharp’ın sessiz protesto yöntemleri ile hükümeti itibarsızlaştırmak için düğmeye basacaklar.

İran’da geçtiğimiz ay sonunda gerçekleşen kanlı olayların arkasında İsrail ve ABD’nin olduğunun her kesimce bilindiğini belirten İstihbarat Uzmanı K.S ile İran Uzmanı Çağatay Balcı Ogün’e açıklamalarda bulundu.
Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (KAFKASSAM) İran Uzmanı Çağatay Balcı, “Ruhani’nin prestiji, halk nezdindeki itibarı ve bürokrasideki etkinliği ciddi şekilde sınırlandırılacak. Rejim, bu süreçten biraz daha güç kazanmış olarak çıkacak” diyerek konuştu.

İran Uzmanı Balcı, “Meşhed, İran rejiminin veya İslam devrimi ideolojisinin sembolik şehirlerinden bir tanesi. Olayların burada başlaması çok dikkat çekicidir” dedi.

Sözde zamları protesto eden kalabalıklar bir anda “rejim değişmeli” sloganları atmalarının düşündürücü olduğunu söyleyen K.S., Tıpkı Gezi’de olduğu gibi daha olaylar başlamadan 6 ay önce ABD‘den “İran karışacak” şeklinde haberler geldiğinin altını çiziyor.

Hiçbir siyasi parti veya sivil toplum örgütü daveti olmamasına rağmen zamları protesto etmek için birden bire İran’da sokaklarda başlayan gösteriler dış güçlerin de müdahalesi ile ülke geneline yayılan kanlı bir eyleme dönüştü.

Yaşanan bu olaylar gezi provokasyonunda yaşananlar ile benzerlik taşırken, aklımıza Gene Sharp yöntemlerini getirdi.

İstanbul Taksim’de ağaçlar sökülmesin diye başlayan provokasyon, İran’ın Meşhed şehrinde zamları protesto etmek adına başladı ve kısa bir sürede kanlı olaylara dönüşmüştü.

Göstericilerin İran’ın Suriye, Irak, Lübnan ve Yemen’deki politikalarını protesto etmeleri de dikkatlerden kaçmadı.
Uzmanlara göre İran’da sıkıntılı günler yaşanıyordu ama hızla yayılan protestolarda bir anda rejim değişikliğinden bahsedilmeye başlanması ve olayların siyasi bir boyut kazanması kafaları karıştırdı.

Gösterilerin başlama ve gerçekleşme şekli ile yabancı ülkelerinin basınının destek haberleri değerlendirildiğinde akıllara ‘İran’da Gezi olaylarında kullanılan Gene Sharp Metodları’nın da kullanıldığını akla getirdi. Şimdi şiddet içermeyen eylemlerin devreye sokulacağı konuşuluyor.

ABD basının 6 ay önce İran’da yapılacak eylemin olacağını haber vermesi bu işin arkasında ABD’nin olduğunu açıkça gösteriyor.

Fransa Dışişleri Bakanlığı, protestolar yaşanırken, “Fransa, çok sayıda gözaltına alınan ve mağdur olanlara karşı endişe duyuyor.” açıklamasını yapması Arabistan, İsrail ve ABD’nin yanında yer aldığı şeklinde yorumlanıyor.
Ülkemizde yaşanan tencere ve tava eylemleri, Polise duran adam gibi eylemlerle karşı duruş, sosyal medya örgütlemeleri ve oturma eylemleri de lidersiz, örgütsüz isyanların fikir babası Gene Sharp’ın yöntemleridir.
İran’da kanlı olaylarda, Gezi’de yaşandığı gibi polisin göstericilere ateş açtığı yalanı kullanılmış, simge kadın gibi benzeri karelere yer verilmiş ve tüm organizasyon sosyal ağlar üzerinden özellikle de telegram üzerinden gerçekleştirilmiştir.

İran’da yapılan gösteriler sadece bu ülkede olduğu, başka bir ülkede böyle gösterilerin olmadığı yalan algısı oluşturulmaya çalışılmıştır.

2000 yılında Sırbistan’da, 2003’te Gürcistan’da, 2004’te Ukranya’da, 2005 yılında da Lübnan’da başarılı olan şiddet içermeyen eylemler, Belarus, Burma, İran, Batı Papua ve Zimbabwe’de hükümet üzerinde bir baskı oluşturmak için yıllardır devam etmektedir.

2017 sonunda İran’da şiddet olayları tercih edilmiş, başarılı olmayınca da yeniden şiddet içermeyen eylemler için düğmeye basılmıştır.

Peki ülkelerde iktidarları değiştiren bazen de yönetimi itibarsızlaştıran Gene Sharp’ın bu yöntemlerinin uygulandığı İran’da kanlı eylemlerin başladığı anda göstericilere Trump ve İsrail Başbakanı Netanyahu’dan destek mesajları ne anlama geliyor.

Şiddet olaylarının ardından 2018 yılının ilk çeyreğinde İran’da Gene Sharp yöntemleri yeniden devreye sokulacak.

İki farklı hastane ve iki farklı hizmet anlayışı

Sağlıkta yapılan reformlar hastanelerde kötü yönetimle baltalanırken, iyi yönetim ile de halka hakkettiği hizmeti veriyor.
Geçen sağlık raporu almak için adı gibi güzel bir hizmet alabileceğim düşüncesiyle Kanuni Sultan Süleyman Hastanesi’ne gittim.
Gitmez olaydım…
Süreci görmez olaydım…
Halkın yaşadığı çileye ortak olmasaydım… Önce alacağım rapor için 250 lira ücretimi yatırdım ve gitmem gereken doktorları dolaşmaya başladım.
Gideceğim doktorların bankosunda görevlilere soru soran vatandaşların azarlanması, personelin sağlığı bozuk insan edasıyla ağzında sakız çiğneyerek, vatandaşa bir hasta, bir müşteri olarak değil sanki bir ucube gibi davranmasına şahit oldum.
Doktorun odasına girmeyi başardığınızda hemen hemen hepsi hastaya sert bakışlarla neden geldin der gibi karşılamasını da gördüm.
Hatta rapor almam için gerekli olan doktorlardan birisi ise sebepsiz yere öğleden sonra hastane de tedavi ve raporlara bakmayacağını da öğrendim.
Azarlanan, sert bakışlar ile karşılanan, kucağında bacakları yaralı bebek taşıyan anne-babaya yardımcı olmak yerine ukala cevaplar veren personel karşısında darmadağın bir şekilde başhekimliğe gittim.
Ben kendisine hastane personelinin ağzında sakız ile hastalara sert davrandıklarını, bir doktorun keyfi olarak öğleden sonra görev yerini terk ettiğini ve doktorların mutsuz ve asabi olmalarının sebebini sordum.

<strong>BAŞHEKİM YARDIMCISI SORUN GÖRDÜKLERİMİ OLAĞAN DURUM OLARAK GÖRDÜ</strong>
İstanbul Sağlık Bilimleri Üniversitesi Kanuni Sultan Süleyman Hastanesinin Başhekim Yardımcısı olayı gayet normal karşılayarak, sorunun çözümü noktasında bir cevap vermedi. Sorulara cevap vermek ve sorunları çözmek adına sözler sarf etmek yerine benim raporumu Beylikdüzü’nde bulunan ek kampüslerinde hemen almam için oranın sorumlusu ile görüşerek, cep telefonunu da bana verdi.
Yıpranmış bedenim, bozulmuş ruhum ile burada rapor ile yapılacak tedaviyi ret ederek hastaneden ayrıldım.
Hastaneden ayrılmadan da sağlık bakanlığına hastaneden yaşanılan aksaklıklar ve sorunları ALO 184’i arayarak bildirdim.
Konuşmamın başında şahsımın rapor işleminin hızlandırılmaya çalışıldığını fakat benim arama amacım kesinlikle işimin kolaylaştırılması olmadığını esas niyetimin hastanede yaşananların bir daha yaşanmaması olduğunu söyleyerek detayları aktardım.
Benim bu konuşmamın ardından şikayet hattından 10 dakika sonra geri dönüş yapan kendisine bu hattın üst düzey sorumlusu olduğunu söyleyen kişi, ‘sizin işinizin öne alınması başka hastaların hakkını çalmak olur’ demesi ile başımdan kaynar sular dökülmüş gibi oldum.
Beni anlamayan sağlık bakanlığının üst düzey yetkilisi ile sağlıklı iletişim kuramayacağımı anlayarak görüşmeyi sonlandırdım.
Unutmadan başhekimlik katına şikâyet için çıktığımda gördüğüm tablo hastaların muayene edildiği poliklinik katındaki gibi mutsuz ve sinirli insanlardan oluşmuyordu.

<strong>BAŞHEKİMLİK KATI ZEVKİ SEFA ALANI VE SİGARA İÇENLERE YASAK YOK</strong>
Geniş ferah misafirlerin ağırlanacağı alanda bulunan lüks koltuklarda hastane personeli otururken ve estetik sehpalarda pastalar, börekler ile ziyafet edilmesine tanık oldum.
Başhekimlik katında bulunan yangın merdiven girişi ise sigara içme odasına çevrilmiş ve üst düzey yöneticiler burada insanların gözü önünde nikotin alarak, sohbetler ediyorlardı. Yazıklar olsun işini güzel yapmayana yazıklar olsun.
<strong>
OSMANİYE POLİKLİNİĞİNDE İSE GÜLERYÜZLÜ SAĞLIK HİZMETİ VERİLİYOR</strong>
Şimdi gelelim Kanuni Sultan Süleyman Hastanesinden alamadığım raporu almak için gittiğim Sağlık Bakanlığı İstanbul Eğitim ve Araştırma HastanesiOsmaniye Semt Polikliniğinde yaşadıklarıma… Hastaneye giriş yaparken, güvenlik görevlileri güler yüzle karşılıyor sizleri ve sorduğunuz soruya aynı şekilde güzel bir karşılık alıyorsunuz. Hastane kalabalık hatta diğer hastanedeki gibi bazı doktorların kapısında 15 kişi sırayla içeri giriyor fakat doktorun karşısına çıktığınızda size sert bakış atmıyor ve hatta güler yüzlü bir şekilde muayeneyi tamamlayınca, ‘ben raporu yazarım, siz diğer doktorlara geçin, böylelikle vakit kaybetmezsiniz’ diyerek hastalara muayeneye ek birde kılavuzluk yapıyor.
Koşuşturma sırasında bazen bir görevlinin yaşlı bir hastanın koluna girerek, gittiği doktora kadar ona eşlik ettiğini de görebiliyorsunuz. Hatta engelli ve ağır hastalara öncelikli muayene sırası ile VİP hizmet verilmesine de şahitlik ediyorsunuz.

<strong>KANUNİ HASTANESİNDE 5 GÜNDE ALINAN RAPOR, OSMANİYE POLİKLİNİĞİNDE 5 SAATTE VERİLİYOR</strong>
Kanuni Sultan Süleyman Hastanesinde 5 günde alamadığınız raporu 5 saatte veren hastane insana hem moral, hem sevinç, hem de büyük rahatlık sağladığı için başhekimin makamına giderek, olumlu düşüncelerimi iletmeye karar verdim. Osmaniye Polikliniği Başhekimi Dr. Alper Özel’in odası danışma odası kadar küçük ama kapısı sonuna kadar açık ve hiç kapatmıyor.

<strong>HASTALAR HASTANEDEN ALLAH RAZI OLSUN DİYEREK MUTLU AYRILIYOR</strong>
Kapıda 3 kişi var, yaşlı bir teyze randevu almadan gelmiş ve derdini anlatıyor.
Başka bir emekli öğretmen beyefendi oda derdini aktarıyor. Bir hanımefendi o da sıkıntısını evraklarla sunuyor. Hepsi de odadan Allah razı olsun evladım diyerek çıkıyor.
İçeri girdiğimde güzel düşüncelerimi ayrıntılarıyla anlatıyorum. Soyadı gibi özel olan doktor Alper bey olumsuz düşünceniz varmı? Var ise alayım çok memnun olurum dediğinde; maalesef olumsuz bir duruma şahit olmadım diyorum.

<strong>İKİ FARKLI HASTANE, İKİ FARKLI HİZMET</strong>
Şimdi Kanuni Sultan Süleyman Hastanesi nasıl yönetiliyor ve ne eksik yapılıyor da hastaneye girenler mutsuz ayrılıyor, hastanede çalışanlar hastalara kaba davranıyor?
Osmaniye Polinikliğinde nasıl bir yönetim anlayışı hakim olmuş ki! Hastalar buradan Allah razı olsun diyerek ayrılıyor ve doktorlar ile çalışanlar en üst kalitede hastalarına hizmet verebiliyor.
Sağlık bakanlığı yetkilileri bu iki hastanede görevlendirecekleri müfettişler ile bunun sebebini rahatça öğrenebilirler.
Öğrenemezlerse bende cevabı var, burada cevabı yazmamamın nedeni ağır bir cevap olacağıdır.

Çerkez Ethem hakkında yalan söyleyenler utansın!

Bu israfat ve ihtirasat ile dolu şerait tahtında milletin ve memleketin harbe tahammülü kalmamıştır. İstanbul’dan gelen ve tevkif edildikleri şayi olan sula tavassut hey’etinin muvafık ve müsait şerait tahtında geldikleri beynennas şayi olduğuna göre hey’etimüşarüileyhanın serbest bırakılarak müzakerat-ı sulhiyenin teşriini menafi-i memleket namına ihbarı – keyfiyet eylerim. Ankara’da içtima eden Meclisin ne şekilde içtima ettiğini tabiî hepimiz biliyoruz.

İlk icraatları da bu fakir milletin sırtından kendilerine senede üç bin küsur lira tahsisat yapmaları olmuştur ki senede içlerinde yüz lirayı bir arada gören pek azdır. Şimdi bol bol dalkavuklukla me’lufturlar.

Gelen hey’etiâliyenin hemen İstanbul’a iadesi ehemmiyetle maruzdur.

****

Bu sözler Kuvayi Seyyare ve Kütahya Havalisi Umum Kumandanı Çerkez Ethem’e ait sözlerdir.

Bu değerli sözleri Harp dairesi Başkanlığı Arşivinden ulaştığım bu resmi tutanak 29 Kânunuevvel 1336’da  Çerkez Ethem TBMM’ne göndermiş.

Köşe yazıma bu özel resmi belge ile başlamamın nedeni eski Türkçemizin gelişmesi değildir.

Çerkez Ethem’in “Vatanı için savaşan, canını feda etmekten bir an olsun çekinmeyen ve düşmanla cenk ederken defalarca yaralanan, yılmadan mücadele eden milli bir kahraman Çerkez Ethem’e hain diyen zındıklara cevap olsun” diye Milli Kahramanımızın sözleri ile başladım yazıma…

Yunan kuvvetleri ile birleşerek hareket eden bir vatan haini olduğunu ileri süren geri kafalılara meclis tutanakları ile de bir şamar gibi cevap vermek istedim.

İsmet Paşa ile bir çekişmesinin olduğu doğrudur. Lozan’da bize ihanet etti diyerek İsmet Paşa’yı eleştirenler ne kadar vatan haini ise Çerkez Ethem’de o kadar vatan hainidir. Eleştirmek veya bir konuda anlaşmazlık sonucu bir çekişme yaşanması hainlik ile eş anlamlı değerlendirilemez. Vatan hainliği ülkeyi düşmanla bir olup parçalama planlarının içerisinde olmaktır. Çerkez Ethem cesur ve inançlı birisidir. Kendisini vatanına adamıştır.

EVET HAİNDİR!!!!

Çerkez Ethem, Birinci Dünya Savaşı’nda önce Ruslara, daha sonra da İran’ın güneyindeki İngilizlere karşı savaştığı için haindir…

Afganistan sefer heyetinde askerleriyle beraber hilal için canlarını ortaya koydukları için haindirler…

Silah sıkıntısı olduğu zamanlarda silahlı düşmana karşı silahsız dövüşerek kahramanlık yaptıkları için haindir.

Ülkenin zor durumda olduğu halde rüşvet, gasp ve hırsızlık olayları tezgahlayanları idam ettiği için haindir…

Adapazarı tüccarlarından elli bin lira ve Karacabey eşrafından aldığı beş bin lira alarak itilaf devletlerinin işgali altındaki mühimmat depolarından bu paraları kullanarak gizlice cephane aldığı için haindir…

Evet haindir ama hain olan Çerkez Ethem değildir, hain olan kahramanımızı tarihte ihanetle anılması için çirkin planları devreye sokanlardır.

Atamızın kendi el yazısı ile bizlere birde vasiyeti var, bizlere vatan haini olmadığını ispatlamamızı söylemiş.

Gelin bu vasiyeti yerine getirelim.

 

MİLLİ MÜCADELEMİZE DARBE VURMAK İÇİN BAŞLATILAN 3 BÜYÜK İSYANI DURDURDU

  • Mustafa Kemal Paşa’nın ricası üzerine Kasım-Aralık 1919 tarihinde I. Aznavur ve Nisan 1920 tarihinde II. Anzavur ayaklanmalarını bastırır.
  • Mustafa Kemal Paşa’nın ricası üzerine 22-26 Mayıs 1920 tarihlerinde Düzce Ayaklanmasını bastırır.
  • Mustafa Kemal Paşa’nın ricası üzerine 20 Haziran 1920’de I. Zile-Yozgat İsyanını da bastırır.
  • Kahramanlıkları sonucu halk tarafından Ankara’da “Münci-i Millet” sloganları ile karşılanan Ethem Bey’e gösterilen sevgiden Ankara’da bir takım zevatlar korkmuştur.
  • Kahraman seslerini kesmek için oyunlarla Milli Mücahit Çerkez Ethem, “Hain Çerkez Ethem”e dönüştürülmek için düğmeye basılır.

 

Anzavur Ayaklanması Hakkında;

Bölgedeki olayların ortaya çıkardığı huzursuzluklardan ve İngilizler ile temasta bulunan bir takım menfaat düşkünü kimseler tarafından meydana getirilmiştir. Ahmet Anzavur da daha önce elde ettiği küçük muvaffakiyetlerine dayanarak, bir türlü dinmeyen kininin ve hırsının etkisiyle bu ayaklanmanın başına geçmiştir. Bunun üzerine bütün hazırlıklarını tamamlayan birlikler Çerkez Ethem komutasında olmak üzere 15 Nisan 1920’de Balıkesir’den hareket ederek Susurluk-Gönen istikametinde yürüyüşe geçmiş ve aynı gün ileri kuvvetler Susurluk ile Mustafakemalpaşa arasında Yahyaköy sırtlarında Anzavur kuvvetleri ile karşılaşmışlardır. 16 Nisan 1920 sabahından akşamına kadar devam eden şiddetli bir çarpışmadan sonra, Anzavur kuvvetleri darmadağınık bir halde kaçmışlardır. Anzavur, Bandırma’ya doğru kaçmaya başlamıştır. Sakarya Savaşı’ndan sonra da Ahmet Anzavur yakalanarak öldürülmüştür.

EPDK limitleri düşürdü, hane halkına iki faturaya yakın tasarruf geldi!

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tarafından alınan son karara göre 2018 yılında aylık ortalama 70 TL ve üstünde elektrik faturası ödeyen yaklaşık 14 milyon tüketici cep telefonu numarası taşır gibi elektrik tedarikçisini değiştirebilecek. Tedarikçi değişikliği yapan tüketiciler ise daha düşük fiyattan elektrik kullanabildiği gibi, daha önceki tedarikçilerine ödedikleri güvence bedelini geri alarak bir aylık fatura tutarından daha fazla tasarruf edebiliyor.

Tedarikçi değiştiren %5.03 daha az fatura ödedi

Türkiye’nin ilk elektrik tedarikçileri karşılaştırma sitesi EnCazip’te yapılan tedarikçi değişikliklerine göre geçtiğimiz ay tedarikçi değiştiren ev tüketicileri Ocak ayında ortalama %5 tasarruf ederken, en yüksek tasarruf oranı %5.03 oldu. Böylece 70TL aylık fatura ödeyen bir tüketici indirimli birim fiyatla 36TL’ye kadar tasarruf etmiş oldu. EnCazip verilerine göre piyasada öne çıkan elektrik fiyatları Ocak ayında ise aşağıdaki tablodaki gibi oluştu.

Tedarikçi Şirket Birim Fiyat Ulusal Tarifeden Alınan İndirim
EWE Enerji 0,219375 %5
Aksa Elektrik 0,221690 %4
Kolen Enerji 0,228618 %1
Elektra Enerji 0,228618 %1

Kaynak: EnCazip

Toplam tasarruf iki fatura tutarına yakın

Konu ile ilgili değerlendirme yapan EnCazip Yönetici Ortağı Çağada KIRIM, elektrik tedarik şirketi değiştirmenin yalnızca ucuz fiyattan elektrik kullanmak anlamına gelmediğini belirterek, “Tedarikçi değiştiren tüketici eski tedarikçisine verdiği güvence bedelini geçişin ardından geri alabilir. Çoğu zaman bu güvence bedeli bir aylık fatura tutarından daha yüksek olduğundan ve genellikle yeni tedarikçiye güvence bedeli ödenmediğinden toplam tasarrufu bu tutarla birlikte düşünüp, tüketicinin toplamda iki aylık fatura tutarına yakın bir tasarruf elde ettiğini söyleyebiliriz. Bunun yanında, oluşan rekabetin tüketicilere daha iyi hizmet olarak geri döndüğünü ifade etmemiz gerekir.” şeklinde konuştu.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Spot piyasada elektrik fiyatları %8,5 yükseldi

Enexion Haftalık Enerji Piyasa Raporu verilerine göre gerçekleşen spot piyasa fiyat ortalaması, %8,5 oranında bir yükseliş göstererek 184.4 TL/MWh olarak gerçekleşti.
Türkiye 15 Ocak 2018 tarihli gerçekleşmiş üretim verileri ve gerçekleşmiş piyasa fiyatlarına göre bir önceki hafta 169.9 TL/MWh olarak gerçekleşen spot piyasa fiyat ortalaması, %8,5 oranında bir yükseliş göstererek 184.4 TL/MWh olarak gerçekleşti.

Şubat ayı baz yükü 190 TL/MWh, Mart ayı baz yükü 178 TL/MWh, Nisan ayı baz yükü 183 TL/MWh seviyelerinden işlem görürken 2018 ikinci çeyrek ise 183 TL/MWh seviyelerinde gerçekleşti.

Geçtiğimiz hafta toplam üretim içinde yenilenebilir kaynakların payı %23,9, doğalgazın payı %38,4, kömürün payı ise %37,6 oranında yer tuttu.

Enexion Enerji Danışmanlık Türkiye Genel Müdürü ve Enerji Uzmanı Ceren Özdal, “EPDK, yüksek miktarda elektrik tüketen sanayicilerin tedarik şirketlerinden ikili anlaşma yoluyla elektrik almalarını teşvik edecek Son Kaynak Tedarik Tarifesi (SKTT) tebliğini kabul ettiği ve SKTT uygulamasının en geç 10 gün içerisinde Resmi Gazete’de yayınlanacağı söyleniyor” dedi. Ceren Özdal, “Özel sektöre farklı yöntemlerle yaptırılan toplam 7 bin 615 megavatlık elektrik üretim santralinden kamuyla ikili sözleşmesi 2018-2020 döneminde sona erecek yap-işlet modelindeki 5 bin 810 megavatlık kısmın lisanslandırılarak piyasaya elektrik satacak olması da elektrik piyasasının önemli gündemlerinden birisi. Söz konusu santrallerdeki gelişmelerin, piyasada daha rekabetçi bir ortam oluşturup fiyatları etkileyebileceğini düşünüyoruz. Özellikle yap-işlet modeli santrallerin nasıl, nereye ve hangi şartlarda enerji satacağı ve üretim dışı kalıp kalmayacağı yönündeki gelişmelerin elektrik fiyatlarında belirleyici rol oynayacağına” dikkat çekti.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Türkiye’de enerji verimliliğinin hızla yaygınlaşması için kamu, özel sektöre örnek olmalı

‘Enerji Verimliliği Haftası’ dolayısıyla açıklama yapan Türkiye İMSAD Yönetim Kurulu Başkanı Ferdi Erdoğan, “Enerji ihtiyacının yüzde 75’inin ithalat yoluyla karşılandığı ülkemizde, enerji tasarrufuyla cari açığın düşürülmesini sağlayabiliriz. Türkiye’de enerji verimliliğinin hızla yaygınlaşması için kamu, özel sektöre örnek olmalı. Yüksek gibi görünen yatırım maliyetini kısa sürede karşılayan enerji verimliliği uygulamalarıyla, mevcut binalarımızda uzun yıllar enerji tasarrufu elde etmemiz mümkün” dedi.

Türkiye İMSAD (Türkiye İnşaat Malzemesi Sanayicileri Derneği) Yönetim Kurulu Başkanı Ferdi Erdoğan, yeni ve mevcut binalarda enerji verimliliğini artırmak için ‘Enerji Performansı’ hesaplama yöntemlerinin geliştirilmesi gerektiğini belirterek, “Enerji Performans Sözleşmeleri; enerji verimliliği ya da yenilenebilir enerji projeleri sayesinde elde edilen maliyetteki azalmaları kullanarak, bu tür projeleri finanse edebilmek için sermaye oluşturmayı sağlayan bir finansman yöntemidir. Dünyadan örneklere bakacak olursak; Almanya’da enerji performans sözleşmelerinin %75’i, ABD’de ise %82’si kamu tarafından uygulanıyor” diye konuştu.

Enerji Bakanlığı tarafından Türkiye’de toplam 166 kamu binasında enerji verimliliği ile ilgili etüt çalışmaları yapıldığını ifade eden Ferdi Erdoğan, “Yapılarda aydınlatma, ısıtma, soğutma, yalıtım ve enerji üretimi gibi alanları kapsayan bu çalışmanın sonucuna göre; 26 hastane, 72 okul, 13 yurt, 8 üniversite, 36 idari bina, 8 havaalanı, 3 cezaevinin enerji verimli hale getirilmesi için toplam 180 milyon 493 bin TL’lik yatırım yapılması gerekiyor. Bu yatırımla elektrik ve ısı verimliliği ile yılda 54 milyon 425 bin TL’lik tasarruf elde ediliyor. Böylece yatırım maliyeti sadece 3.3 yılda karşılanabiliyor” dedi.

Kentsel dönüşüm büyük bir fırsat

Kentsel dönüşüm sürecinin konutlarda enerji tasarrufunun artırılması açısından büyük bir fırsat sunduğunu ifade eden Ferdi Erdoğan, şunları söyledi: “Özellikle enerji performansının Türkiye’de hızla benimsenerek yaygınlaşması için kamu, özel sektöre örnek olmalı. Ayrıca tüm stratejilerin ülke genelinde yaygınlaştırılması amacıyla özel sektörü de kapsayacak bir Enerji Verimliliği Ajansı’nın yapılandırılması, sistemin başarısı için ilk uygulamalar arasında görülmeli. Kentsel dönüşüm projelerini yapan ve anlatan, önemli projelerin sözcüleri ile konuştuğumuzda dahi, bunların büyük çoğunluğunun iklim değişikliği, enerji verimliliği ve sera gazı salımı konularını birer pazarlama aracı olarak kullandıklarını görüyoruz. ‘Peki, o halde nasıl yaptınız? Binalar dönüşmeden önce ne kadar enerji tüketip havaya ne kadar sera gazı salıyorlardı? Sizin projeniz sonrası durum nedir?’ sorularına tatmin edici bir yanıt alamıyoruz. Özellikle belediyelerin yaptığı dönüşümlerde, binaların, konutların Enerji Kimlik Belgesi konusunda karşılaştığımız tablo üzücü. Dolayısıyla ülkemizde hala bu konuda bilgi eksikliği var. Başta uygulamacılar olmak üzere mimarlar, mühendisler ve müteahhitlerin de içinde olduğu sektör temsilcilerine yönelik, enerji verimliliği konusunda güncel bilgi ve gelişmeleri aktarmaya ağırlık vermeliyiz” diye konuştu.

Son yayınlanan ‘Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı 2017-2023’ün, önemli bir mevzuat olduğunun altını çizen Ferdi Erdoğan, şöyle konuştu: “2018-2023 arasında uygulanacak 55 Eylem Planının 12’si, binaları kapsıyor. Söz konusu 12 eylem, yeni yapılacak ve mevcut binaların verim sınıflarının iyileştirilmesi, kamu sektöründeki tasarruf potansiyelinin hayata geçirilmesi, binalarda yerinde üretimin ve yenilenebilir enerji kullanımının yaygınlaştırılması, kapsamlı bir bina envanteri çalışmasının yapılması ve bütün kesimlere hitap eden farkındalık çalışmalarını kapsıyor. Türkiye’de birincil enerji tüketimi 2015 yılında 129,7 MTEP olarak gerçekleşerek, 2005’ten 2015’e kadar %46 oranında artış gösterdi. Son eylem planı ile Türkiye’nin birincil enerji tüketiminin %14 azaltılması hedefleniyor. Ayrıca 2023 yılına kadar %23,9 MTEP tasarruf sağlanması ve bu tasarruf için 10,9 milyar dolar yatırım yapılması öngörülüyor.”

Seramik, demir-çelik, çimento gibi yüksek enerji tüketimi olan sanayi sektörlerinin enerji verimliliği konusunda en yoğun çalışma yapan sektörler olduğunu belirten Türkiye İMSAD Yönetim Kurulu Başkanı Erdoğan, “Buna rağmen enerji arzında yaşanan sorunlar ve iklim değişikliği nedeniyle özellikle enerji tüketimi yüksek olan sektörler için enerji verimliliğine yönelik politikaların hayata geçirilmesi önem kazanmaktadır” dedi.

2014 – 2018 yıllarını kapsayan Onuncu Kalkınma Planı, “Enerji Verimliliğinin Geliştirilmesi Programı Eylem Planı” alt başlığında geçen aşağıdaki maddelerin Onbirinci Kalkınma Planı’nda da yer almasının elzem olduğuna vurgu yapan Ferdi Erdoğan bu konudaki başlıklarla ilgili çalışmaların artarak devam etmesi gerektiğinin altını çizdi:

– Enerji verimliliği çalışmalarının, idari ve mali açıdan güçlü, yatay sektörlerde çalışmalar yapabilecek şekilde yapılandırılmış tek bir çatı altında toplanması ve farklı sektörlere yönelik politika ve uygulamalar arasında entegrasyonun sağlanması.

– Uygulanmakta olan mali teşviklerin etkinleştirilmesi ve yaygınlaştırılması.

– Yatırım yapmayı özendirici ilave mali tedbirler alınması, bu alandaki finansman imkânlarının belirli bir disiplin içinde kullanımı için mekanizmalar geliştirilmesi.

– KOBİ’lerin enerji verimliliği konusundaki eğitim, etüt ve danışmanlık hizmetlerinin desteklenmesine yönelik mekanizmaların iyileştirilmesi.

– Proje sonrasında sağlanan tasarruflarla geri ödemeye imkân veren enerji performans sözleşmesi (EPS) borçlanma modeli dâhil olmak üzere, çeşitli finansman yöntemleriyle kamu binalarındaki enerji verimliliği yatırımlarının yaygınlaştırılması.

Üniversite-STK-Sanayi işbirliği etkin olarak kullanılmalı

Ferdi Erdoğan, binalarda enerji verimliliğinde terminoloji sorunu yaşandığına dikkat çekerek, önerilerini şöyle sıraladı: “Örneğin ‘yeşil bina’, ‘sıfır enerjili bina’ , ‘pasif ev’ ve diğer benzer tanımlar net değil. Birbirinin yerine kullanılıyor. Bu tanımlar netleşmeli herkes aynı dili kullanmalı. Eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları aralıksız sürmeli. İyi uygulama örneklerinin devamlılığı sağlanmalı ve eğitim çalışmaları pekiştirilmeli, enerji mühendisliği yaygınlaştırılmalı. Enerji verimliliği konusunda mesleki eğitimi (mimarlar, makine ve inşaat mühendisleri) ve genel eğitimi ayırmak lazım. Üniversitelerde enerji verimliliği ve yapı malzemeleri dersleri ile ilgili yapılan ve yapılacak çalışmaların önemi büyük. Bu amaçla ‘Üniversite-STK-Sanayi’ işbirliği etkin olarak kullanılabilir. Biz Türkiye İMSAD olarak bu konuda bir takım çalışmalar yapıyoruz. Sektörel ihtiyaçlardan türeyen 12 adet çalışma komitemiz, hem özel sektör hem üniversiteler hem de kamu ile işbirliği yapıyor. Örneğin, Türkiye Binalarda Enerji Verimliliği Komitesi, 2016 yılından beri bir yandan yurtiçindeki ve yurtdışındaki gelişmeleri takip ederken, diğer yandan yıllık iş planına göre eğitim konusuna ağırlık verdi. Özellikle özel üniversitelerin mimarlık, inşaat mühendisliği ve makine mühendisliği bölümlerinden mezun olan öğrencilerin inşaat malzemeleri konusundaki bilgilerini artırmak, sektördeki gelişmeler hakkında bilgi sahibi olmalarını sağlamak amacıyla Okan Üniversitesi ve Özyeğin Üniversitesi ile işbirliği yapıldı. Çevre Dostu Malzeme ve Sürdürülebilirlik Komitelerinin yürüttüğü çalışmalar kapsamında projelendirilen “Yapı Ürünlerinin Üretim-Kullanım Döngüsü Dersi” de Yıldız Teknik Üniversitesi’yle yapılan işbirliği çerçevesinde 2015–2016 sezonunda Mimarlık Fakültesi’nde başladı. Yaşar Üniversitesinde ise İnşaat Malzemeleri Dersi 2 dönemdir devam ediyor. Türkiye İMSAD olarak, sürdürülebilirlik kavramının daha iyi ve daha kalıcı olması adına üniversite ve sanayi işbirliğinin önemli bir iyi uygulama örneği olduğuna inanıyoruz. ”

Faselis/Türkiye’de Enerji

Çelik Dış Ticaret Derneği Üyeleri 2018 Yılı Hedeflerini Belirledi

Türkiye sanayisinin bel kemiğini oluşturan sektörlerinden biri olan çelik, stratejik konumunu güçlendirmek ve katma değerli ürünlerle ekonomiye yarattığı değeri üst seviyelere çıkarmak niyetinde. Üretimdeki gücünü uluslararası pazarlardaki payını artırarak pekiştirmek isteyen çelik sektöründe işbirliği yeni oluşumlarla artıyor. Çelik ürünleri ithal ve ihraç eden iş adamları güçlerini birleştirerek 2017 yılı ikinci yarısında Çelik Dış Ticaret Derneği çatısı altında bir araya geldiler. Sektörel güç birliğini artırmak hedefiyle yola çıkan Çelik Dış Ticaret Derneği üyeleri, 2018 yılı hedeflerini gözden geçirmek üzere düzenlenen yeni yıl yemeğinde buluştular.

Merkezi İstanbul olan Çelik Dış Ticaret Derneği (ÇDTD); demir ve çelik ürünlerinin iç ve dış ticaretinin geliştirilmesini sağlamak ve bu konuda çalışmalar yapan kişi ve kuruluşlara destek vermek amacı ile kuruldu. Dernek temel olarak çelik ürünleri ithal, ihraç eden firmalar ve iş adamlarından oluşan üyeleri arasında mesleki ve teknik işbirliğinin güçlendirilmesi, sektör firmalarına yönelik bilgilendirmeler yapılması, eğitim çalışmaları yürütülmesi, sektörde yaşanan sorunlara çözümler üretilmesi ve ilgili kurumlarla paylaşılması gibi konularda faaliyet gösterecek. Derneğin diğer amaçları arasında çelik ürünleri ithal ve ihraç eden kişiler ve kuruluş sahipleri veya yöneticilerinden oluşan üyeleri arasında mesleki, teknik ve kültürel dayanışma ile gelişmeyi sağlamak, politikalar geliştirmek, sorunları ve çözüm önerilerini kamuoyu ve ilgili kurum ve kuruluşlara duyurmak da yer alıyor. 2017 yılının ikinci yarısında kurulan derneğin şu an itibari ile 65 üyesi bulunurken, bu sayının 2018 yılında 100’ü geçmesi bekleniyor.

Çelik sektörünün farklı üretim kollarında faaliyet gösteren şirketlerden yöneticilerin üye olduğu Çelik Dış Ticaret Derneği’nin Başkanı Namık Ekinci, derneğin kuruluş amacı ve çalışmaları hakkında şunları söyledi: “Çelik Dış Ticaret Derneği’nin kuruluşu ile çelik sektörümüzün ihtiyaç duyduğu önemli bir oluşumu hayata geçirdik. Sektörel işbirliği ve dayanışmayı artırmak, çelik sektörümüz ve ülkemiz menfaatleri yönünde çalışmak ve fikir alışverişi yapmak üzere bir araya geldik. Çelik sektörünün yapısal sorunları yanında ihracatta karşı karşıya olduğumuz sorunların aşılmasında güç birliği yapmak giderek daha da önemli hale geliyor. Sorunların aşılması ve yeni fikirlerin üretilmesi anlamında Ortak Akıl ile hareket etmenin gerekliliğine inanıyoruz. Çelik Dış Ticaret Derneği olarak Ortak Aklın geliştirilmesi için üyelerimizle yakın işbirliğinde bulunmak hedefindeyiz. Çelik sektörü ve ihracatına katkı sağlayacak çalışmalar yürütmek üzere bir araya geldiğimiz Çelik Dış Ticaret Derneği, sektörümüzün gelecek yıllara çok daha güçlü şekilde kendini hazırlaması için çalışmalar yürütecek. Sektörü ve sorunlarını yakından bilen, çözüm önerileri getiren, vizyon sahibi ve dinamik bir yapıya sahibiz. 2018 yılında çalışmalarımıza hız vererek sektörümüze yaptığımız katkıyı artırmayı istiyoruz. Türk çelik sektörü dünyanın önemli çelik üreticileri arasında yer alıyor. Üretmenin tek başına yeterli olmadığı, ürettiğiniz ürünlerin ticaretini etkin şekilde yapmadığınız takdirde sürdürülebilir bir büyümenin sağlanamayacağına inanıyoruz. Yapısal sorunlarımıza çözüm bulma noktasında da Çelik Dış Ticaret Derneği olarak 2018 yılı ve sonrasında aktif bir çalışma içinde olacağız”.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Petkim, STAR Rafineri’ye ortak olacak

SOCAR Türkiye’nin iştiraki Petkim, 6.3 milyar dolarlık yatırım değeri olan STAR Rafineri’ye ortak oluyor. Rafineri Holding A.Ş.’nin yüzde 30 hissesini alan Petkim, bu yolla dolaylı olarak STAR Rafineri’nin %18’ine sahip olacak!

Türkiye’nin ilk ve tek entegre petrokimya tesisi olan Petkim, 9 Ocak 2018 tarihinde STAR Rafineri’nin sahibi olan Rafineri Holding A.Ş.’nin %30 hissesini 720 milyon dolar karşılığında almak üzere anlaşma imzaladı. Bu satın almayla Petkim, STAR Rafineri’nin dolaylı olarak %18 payına sahibi olacak. 240’ar milyon dolarlık üç taksitten oluşacak ödeme planına göre son taksit, STAR Rafineri tamamlandığında ödenecek.

2008 yılından beri SOCAR Türkiye’nin iştiraki olarak faaliyetlerini sürdüren Petkim, petrokimya piyasasında yaşanan olumlu konjonktürden en iyi şekilde yararlanarak, son dönemde rekor kârlılık seviyelerine ulaştı. Rafineri-petrokimya entegrasyonunu; yine Petkim Yarımadası’nda inşa edilen ve 6.3 milyar dolarlık yatırım değeriyle Türkiye’de özel sektörün tek noktaya yaptığı en büyük proje olan STAR Rafineri ile sağlama vizyonunda olan SOCAR, Petkim’in gerçekleştirdiği bu satın alma ile entegrasyonu, pay sahipliği boyutuna taşıdı. STAR Rafineri’nin faaliyete geçmesinin ardından hammaddesi olan naftanın tamamını, lojistik maliyetlerini minimuma indirerek STAR Rafineri’den avantajlı koşullarla sağlayacak olan Petkim, satın almayla rafinerinin aynı zamanda paydaşı da olacak.

STAR Rafineri’nin satın alma bedeli, alanında dünya çapında saygınlığı olan bir değerleme firması tarafından yapılan çalışma sonucunda oluşturuldu. Yapılan değerlemede, şirket değerinden %15’lik azınlık iskontosu yapılarak nihai değere ulaşılması da Petkim için avantaj sağladı.

Petkim, 55 milyon Euro’luk Petkim Rüzgar Enerjisi Santrali (RES) yatırımı, 400 milyon dolarlık Petlim Konteyner Terminali yatırımı ve şimdi de 720 milyon dolarlık STAR Rafineri ortaklığı ile petrokimya piyasası dışındaki alanlarda da gelir çeşitliliğini artırma stratejisini sürdürüyor. Yakaladığı kârlılık ve düşük borçluluk seviyesinin olumlu getirisi olarak yatırımlarını hızlandıran Petkim, bu çeşitlilik sayesinde önemli ve düzenli nakit akışını da sağlayabilecek. Art arda açıkladığı güçlü finansal sonuçları ile yatırımcıların güvenini pekiştiren Petkim bu satın almayı, yakın zamanda gerçekleştirilecek ve yüksek miktarda talep gelmesi beklenen Eurobond ihracı ve kendi kaynakları ile finanse edecek.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Enerji Verimliliği Haftası’nda Enexion’dan çözüm önerileri

Enexion Enerji Danışmanlık Türkiye Genel Müdürü ve Enerji Uzmanı Ceren Özdal, enerji verimliliği haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada, sanayi sektöründe enerji verimliğinin önemini vurguladı.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından 1981 yılından bu yana her yıl kutlanmakta olan Enerji Verimliliği Haftası’nın 36.sı bu yıl 9-15 Ocak tarihleri arasında kutlanıyor. Enexion, yayınlanan Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı’na göre Türkiye’nin 2000-2015 dönemine enerji verimliliği açısından bakıldığında, birincil enerji yoğunluğu indeksinde 2015’te 2000 yılına göre %23,1’lik azalma, yıllık bazda ortalama %1,65 oranında iyileşme, nihai enerji yoğunluğu indeksinde ise son on beş yılda %21,0 azalma sağlanarak yıllık bazda ortalama %1,5 oranında iyileşme olduğunu açıkladı.

Türkiye’de 2015 yılı nihai enerji tüketiminin %32,4’ü ve net elektrik tüketiminin ise %47,6’sının sanayi sektöründe gerçekleşmiştir. Nüfus artışı ile birlikte Türkiye’nin elektrik enerjisi talebi de gitgide artmakta, 2023 yılı için düşük talep senaryosuna göre 367,9 milyar kWh’e yüksek talep senaryosuna göre 407,9 milyar kWh’e ulaşması beklendiği açıklanmıştır.

Enerji verimliliği haftası dolayısıyla açıklamalar yapan Enexion Enerji Danışmanlık Türkiye Genel Müdürü ve Enerji Uzmanı Ceren Özdal, “Nüfus artışı, teknolojinin ilerlemesi ile beraber enerjiye olan talebin sürekli arttığı günümüzde enerjinin sürdürülebilirliği için sanayi sektöründe enerji verimliliği alanında yapılabilecek iyileştirmelere odaklanılması gerekiyor. Bu noktada enerji yoğunluğunun azaltılması, proses verimliliği, teknolojik gelişmişlik seviyesinin yükseltilmesi ve sera gazı salınımlarının azaltılması oldukça önemlidir” dedi. Ceren Özdal, hali hazırda enerji verimliliğine yönelik destekleme mekanizmaları arasında Verimlilik Arttırıcı Projeler (VAP) ve Gönüllü Anlaşmalar bulunduğunun da altını çizdi.

Özdal, “Sektör sürdürülebilirliğini artırmak ve enerjinin çok daha verimli kullanılabilmesi için Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı’nda çeşitli adımlar açıklandı. Biz de Enexion olarak kojenerasyon analiz ve yol haritasının hazırlanması noktasında destek sunuyor; Energy Cockpit yazılımımız ile enerji kullanımını izleyebiliyor ve ölçüm bilgisinin akıllı yönetimi için enerji veri platformunun oluşturulmasını sağlayabiliyoruz.” dedi.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Çelik ihracatı 2017 yılında değerde yüzde 26,4 arttı

İhracat pazarlarında yaşadığı sorunlara rağmen 2017 çelik sektörü açısından geçmiş yıllardaki kayıpların kısmen telafi edildiği bir yıl oldu. Çelik İhracatçıları Birliği verilerine göre ihracat 2017 yılında önceki yıla kıyasla miktar bazında yüzde 7,7 artışla 17,8 milyon ton, değer bazında yüzde 26,4 artışla 11,5 milyar dolara yükseldi. Önemli ihraç pazarlarımızda devam eden sorunlar, haksız yere yürütülen ticaret politikası soruşturmaları, ülkelerin yerli çelik sanayilerini kuruyor olmalarının yarattığı tehdit ve hammadde fiyatlarındaki yükselişin süreceği beklentisi 2017 yılında olduğu gibi 2018 yılında da çelik ihracatçılarını zorlamaya devam edecek.

Çelik İhracatçıları Birliği tarafından açıklanan 2017 yılı ihracat verilerine göre; Türkiye’nin miktar bazındaki çelik ihracatı önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 7,7 artışla 17,8 milyon tona ulaşırken, sektörün değer bazındaki ihracatı yüzde 26,4 artışla 11,5 milyar dolara yükseldi.

Çelik sektörünün direkt ihracatına, diğer birliklerin faaliyet alanına giren demir çelik ürünleri de eklendiğinde Türkiye’nin 2017 yılında toplam çelik ihracatı; miktar bazında 18,7 milyon ton, değer bazında ise 13,6 milyar dolar oldu. Bu rakamlara ihraç edilen beyaz eşya, makina imalat, otomotiv gibi ürünlerin bünyesinde bulunan çelik dâhil edilmemektedir.

2017 yılsonu verilerine göre; bölgeler bazında ihracatta yılı lider olarak tamamlayan Avrupa Birliği’ne ihracat yüzde 55 artış ile 5,6 milyon tona yükseldi. Avrupa Birliği’ni 4,1 milyon tonla Ortadoğu, 2,2 milyon tonla Kuzey Amerika ülkeleri ve 1,5 milyon tonla Kuzey Afrika ülkeleri izledi.

2017 yılında Singapur, Hong Kong ve Malezya gibi ülkelerin başı çektiği Uzak Doğu ülkelerine ihracat yüzde 507 artış göstererek 1,2 milyon tonu aştı. Geçen yıl Orta ve Güney Amerika bölgesine gerçekleştirilen ihracat ise önceki yıla kıyasla yüzde 35 artarak 1,2 milyon tona ulaştı.

Geride bıraktığımız yılda en fazla miktar artışı yaşanan ülkeler; Singapur, İtalya, İspanya, Hong Kong ve Kanada olurken, en fazla azalışın yaşandığı ülkeler Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, ABD, Irak ve Umman olarak sıralandı.

İhracat rakamlarındaki düşüşün sürmesine karşın 2017 yılında miktar bazında en fazla ihraç edilen çelik ürünleri sıralamasında inşaat çeliği 5,6 milyon tonla ilk sırada yer aldı. İnşaat çeliği ihracatını 2,5 milyon tonla yassı sıcak izlerken hemen ardından 1,9 milyon tonla dikişli boru, 1,5 milyon tonla profil ve 1,4 milyon tonla filmaşin geldi.

Çelik ihracatı 2017 son çeyrekte atağa geçti…

Çelik İhracatçıları Birliği verilerine göre; 2017 yılının son çeyreğinde gerçekleşen ihracat önceki yılın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında miktar bazında yüzde 10,2 artışla 4,7 milyon tona; değerde ise yüzde 35,3 artışla 3,3 milyar dolara yükseldi.

2017 yılı ihracat rakamlarını değerlendiren Çelik İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Namık Ekinci, “İhracatta süregelen kayıpları telafi etmeye başladığımız bir yılı geride bıraktık. Yaşadığımız tüm sorunlara rağmen firmalarımızın olağanüstü gayretleri ile ihracatımızı artırmaya gayret ettik. 2017 yılında geleneksel pazarlarımız olarak nitelendirdiğimiz Ortadoğu ülkelerine olan çelik ihracatımızda düşüş yaşandı. Bu durumun nedeni bazı ülkelerdeki siyasi istikrarsızlık ve bölgede genel olarak artan çelik üretimidir. Ayrıca başta ABD olmak üzere dünyada artan korumacılık eğilimi ve haksız yere uygulanan ticaret politikası önlemlerinden dolayı kayıplar yaşadık. Bütün bu olumsuzluklara karşın pazar esnekliğine sahip bir sektör olduğumuz için bu kayıpları yeni pazarlara açılarak telafi etmeyi başardık. Bunun en somut örneği Uzak Doğu ülkelerine gerçekleştirdiğimiz ihracatta 2017 yılında kazandığımız büyük ivmedir. Örneğin; 2016 yılında 12,4 bin ton ihracat gerçekleştirdiğimiz Singapur’a 2017’de 562 bin ton ihracat yaptık. Yine 2016 yılında Hong Kong’a 2,6 bin tonluk ihracat yapmışken, 2017 yılında bu rakamı 283 bin tona taşıdık. Ayrıca AB ülkelerinin Çin’den gelen yassı çelik ürünlerine koymuş olduğu anti-damping vergisi sayesinde yassı çelik ihracatçılarımız İspanya ve İtalya başta olmak üzere AB ülkelerine olan ihracatlarını da arttırmayı başardılar” dedi.

Namık Ekinci ayrıca 2016 yılında Hong Kong’a ve Kanada’ya inşaat çeliği ihracatı gerçekleştiremeyen sektörün 2017’de ise Hong Kong’a 280 bin ton, Kanada’ya 225 bin tonluk inşaat çeliği ihraç ettiğini belirtti.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Enerji tasarrufuna DYOTHERM ile destek

Kısıtlı kaynaklara sahip olan Türkiye’de enerji tasarrufunun önemi giderek artıyor. Boya sektörünün öncü şirketi DYO, yenilikçi ürünleriyle enerji tasarrufuna destek oluyor. Hibrid teknoloji ile üretilen çevre dostu ısı yalıtım ürünü DYOTHERM ISOLTECO 110, uygulandığı cephelere termal koruma sağlıyor.

Dünyada enerji kaynaklarının giderek azalması enerji verimliliği ve tasarrufuna yönelik adımları zorunlu kılarken Türkiye’de gerek kamu gerek özel sektör bu yöndeki çalışmalara ağırlık veriyor. Bu yıl 11-18 Ocak tarihleri arasında çeşitli etkinliklerle kutlanacak olan Enerji Tasarruf Haftası’nda amaç; enerjiyi doğru kullanmak adına bir farkındalık yaratmak.

Yaşar Holding, 2007 yılında dört ana başlığından biri ‘çevre’ olan BM Küresel İlkeler Sözleşmesi’ni imzaladı. Bu sürecin önemli bir parçası olan DYO da gelecek nesillere sorumluluğun bilinci ile Türkiye’nin enerjisine sahip çıkmayı ana hedeflerinden biri olarak belirledi.

HİBRİD TEKNOLOJİ İLE GELİŞTİLEN ÇEVRE DOSTU ISI YALITIM ÜRÜNÜ

Boya sektöründe birçok ilke imza atan DYO, çevre dostu ısı yalıtımı ürünleri ile dikkat çekiyor. Boyadaki uzmanlığını 2006 yılında ısı yalıtım sektörüne Klimatherm markası ile taşıyan DYO, Yalıtım 4.0 devrimini ise DYOTHERM markası ile başlattı. DYOTHERM markasının; A sınıfı yangın direncine sahip, yüksek termal koruma özelliği taşıyan ve ses yalıtımına da katkılı hibrid teknoloji ile üretilen yenilikçi ısı yalıtım ürünü DYOTHERM ISOLTECO 110’un lansmanı geçtiğimiz aylarda gerçekleştirildi.Ürün Low VOC A+ özelliği ile de çevre dostu olarak ön plana çıkıyor.

KIŞIN DOĞALGAZ, YAZIN ELEKTRİK FATURASINI DÜŞÜRÜYOR

Isı yalıtımını sağlarken binaya ekstra ağırlık vermeyen DYOTHERM ISOLTECO 110, binanın ömrünü de uzatıyor. İklim koşullarının içeriye nüfus etmesini en aza indiren DYOTHERM ISOLTECO 110, enerji tasarrufu sağlayan, çevreci bir ürün. Kışın binayı soğuktan koruyarak doğalgaz faturalarının artmasını engellerken, yazın dışarıdaki ısıdan koruyarak elektrik enerjisinden tasarruf yapılmasını sağlıyor.

Enerji tasarrufuna destek olan DYOTHERM ISOLTECO 110, her türlü yüzeye pratik bir şekilde uygulanıyor. Dış cephelerde uygulandığı alanlarda, oluşabilecek ısı köprülerini engelleyerek ısı izolasyon katmanı oluşturuyor. A sınıfı yangın direncine sahip, olası bir yangına karşı engelleyici rol oynayan DYOTHERM ISOLTECO 110, termal köprüleri yok etme ve yüksek su buharı geçirgenliğinin yanında ayrıca ses yalıtımına da katkı sağlıyor.

Faselis/Türkiye’de Enerji

“Stand-by’da kalma, hem sen hem Türkiye kazansın”

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD), 11-18 Ocak tarihleri arasında düzenlenecek Enerji Tasarrufu Haftası çerçevesinde önemli bir kampanyaya imza atıyor. Enerji tasarrufuna dikkat çekmeyi amaçlayan MÜSİAD üyeleri, stand-by konumundaki tüm elektronik ürünlerin fişlerini çekecek.

Evlerimizde fişe takılı ve kapalı bekleyen elektronik ürünlerin hem aylık hem de yıllık bazda hatırı sayılır miktarda elektrik tükettiğine dikkat çeken MÜSİAD Başkanı Abdurrahman Kaan, anlık ihmallerin büyük bir israfa yol açtığını belirtti. Kaan, “ TV, uydu kutusu ve fişe takılı kullanmadığımız çamaşır makinesi gibi cihazlar, cebimizden yılda yüzlerce liranın çıkmasına sebep oluyor. Lawrence Berkeley Ulusal Laboratuvarı’nın 2016 yılı rakamlarına göre bu tür stand-by durumundaki aletler nedeniyle ayda 11.1 TL yılda ise 134 TL cebimizden boşa gidiyor. Ortalama 100 TL’den 21 milyon hane sayımızla hesap ettiğimizde ise ülke olarak milli servetimiz olan 2.1 milyar TL kaybolup gidiyor” şeklinde konuştu.

FİŞİ ÇEK YILDA 134 TL CEBİNDE KALSIN

Herkesi bu kampanyaya katılmaya çağıran MUSİAD Başkanı Kaan, “Başta ev hanımlarımız olmak üzere, işçi, işveren ve memurlarımızla birlikte bu konuda önemli bir kamuoyu oluşturacağımıza inanıyorum. Fişi çekerken harcayacağımız ya da üşendiğimiz en fazla 3 saniye için, hem kendimizin hem de ülkemizin cebinden çıkacak paranın değerini bilelim” değerlendirmesinde bulundu.

MÜSİAD’TAN BEKLEME YAPMA (STAND-BY) KAMPANYASI

FİŞİ ÇEK TÜRKİYE YILDA 2.1 MİLYAR TL KAZANSIN

BEKLEME YAPMA YILDA 134 TL KAZAN

BEKLEME YAPMA YILDA 134 TL CEBİNDE KALSIN

FİŞİ PRİZDEN ÇEK, HEM SEN HEM ÜLKEN KAZANSIN

FİŞİ ÇEK YILDA 134 TL CEBİNDE KALSIN

 

Faselis/Türkiye’de Enerji

İhracat şampiyonları ödüllerini Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’den aldı

Ege İhracatçı Birlikleri, Türkiye İhracatına 2017 yılında 5.5 milyar dolarlık katkı sağlayan 56 üyesini ödüllendirdi. “İhracatın Yıldızları Ödül Töreni” İzmir Swissotel’de gerçekleştirildi. Ödül töreninde ihracatçılara ödüllerini Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mehmet Büyükekşi ve Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Sabri Ünlütürk verdi.

İhracatçılar Evliya Çelebi gibi dünyayı gezdi

Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Sabri Ünlütürk, 2017 yılında 12 milyar dolara yakın ihracat gerçekleştirmeyi başardıklarını, bu başarıyı sağlamak için 2017 yılında çok yoğun bir tempoda çalıştıklarını kaydetti. Ünlütürk, “”Bu yıl ihracatçılarımız bu başarıyı sağlamak için geçen yıllara göre çok daha fazla çalıştı, çok daha fazla seyahat etti. Her birine İhracatın Evliya Çelebisi diyebiliriz. Bu başarıyı sağlayan tüm üyelerimize ihracatın yıldızları yerine, ihracatın kahramanları diye seslenmek istiyorum” diye konuştu.

Ege Bölgesi’nden 2017 yılında Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre 18 milyar 177 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirildiği bilgisini paylaşan Ünlütürk, 2016 yılında 16 milyar 603 milyon dolar olan ihracatlarını yüzde 9.4 arttırmayı başardıklarını dile getirdi.

Türkiye İhracatçılar Meclisimiz tarafından açıklanan ilk bin ihracatçı listesinde Ege Bölgemizden 158 firmamız yer aldığını anlatan Ünlütürk, “İzmir, 83 firma ile İstanbul’un ardından ikinci il oldu. 2018 yılı ihracat hedefimiz ise 13 milyar dolar” diyerek sözlerini noktaladı.

2018 yılı ihracatta rekorlar yılı olacak

Ekonomi Bakanı Zeybekci, “EİB İhracatın Yıldızları” töreninde yaptığı konuşmada, “Bu sene Ege Bölgesi, Türkiye ortalamasının üretimde yatırım teşvik belgesi aldı. Bugüne kadar Egeliler hep hayıflanırdık teşviklerden yeterinde yararlanamıyoruz diye. 2017 yılında bu değişti. Ege’de bir canlanma var, Ege’nin zeybeği şöyle bir yerinden doğruldu. Efe de ayağa kalkıyor. Bunun yansımalarını hep beraber göreceğiz. Birlikte beraberlikte huzur, bereket, enerji vardır” dedi. Zeybekci şöyle devam etti: “2018 yılı 2017 yılından çok daha iyi geçmesini bekliyoruz. 2018 yılının ilk haftasında yıllık 158 milyar dolar ihracat rakamını geçerek tarihi rekor kırdık. 2018 yılında her ay yeni bir ihracat rekoru kıracağız.”

Dünyanın en güçlü ekonomilerinden Çin’in ihracatını yüzde 7.5 arttırdığını belirten Bakan Zeybekci, “Biz onun üzerine çıktık, yüzde10.2’lik artışa getirdik. Dünya değişiyor. Sanayide, teknolojide, bilgide markada, tarımda her alanda yeniden yapılanmanın olduğu coğrafyada bildiğimiz şeyler değişecek. Bunların olduğu ortamda dünyanın en büyük tehlikesi artan maliyetler. Artan iş gücü maliyetlerinin olduğu yerde Türkiye olarak 15 yılda hangi noktaya geldik biliyor musunuz? Bu çok değil ama dünyada milli gelire oranla en yüksek asgari ücretin olduğu ikinci ülkeyiz, Yeni Zelanda’dan sonra geliyoruz. Nominal değer olarak da Avrupa’daki birçok ülkeden çok daha yüksekteyiz. Artış olarak da üç katına yakın artmış. Evet maliyetler yükseliyor. Maliyetlerin yükseldiği ortamda iş gücünün çok olduğu yerler avantajlı olacak! Hayır öyle olmayacak. Yüksek teknolojiye sahip olan ülkeler yeniden merkez haline gelecek. Üretim teknolojileri, bildiğimiz üreten teknikler değişiyor. Türkiye olarak bunu yapmamız lazım, bildiğimiz doğrular değişiyor” diye konuştu.

Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mehmet Büyükşekşi ise; “Ege Bölgemiz toplam ihracatımızın yüzde 8’inden fazlasını gerçekleştiriyor. Tarım ve madencilik ürünlerinin yanında özellikle sanayi ürünlerinde, son derece başarılı bir ihracat yapısına sahip. En çok ihracat yapan ilk 10 ilimizin 3’ü bölgemizden. Bölgemiz ülkemizin gelişmesine ekonomimizin canlanmasına her daim büyük katkılar sağlıyor” diye konuştu.

Türk Eximbank Genel Müdürü Adnan Yıldırım’a “Yılın Bürokratı Ödülü” verildi.

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci ve Türk Eximbank Genel Müdürü Adnan Yıldırım, “EİB İhracatın Yıldızları Ödül Töreni”nde, Türk Eximbank’ın yeni web sitesini ve Türk Eximbank İhracat Destek Hizmetleri Merkezi’ni hizmete soktu. Ege İhracatçı Birlikleri, Türk Eximbank Genel Müdürü Adnan Yıldırım’a “Yılın Bürokratı Ödülü” verdi.

EGE İHRACATÇI BİRLİKLERİ’NDEN EN FAZLA İHRACAT GERÇEKLEŞTİREN FİRMA

PETKİM PETROKİMYA HOLDİNG A.Ş.

EGE İHRACATÇI BİRLİKLERİ’NDEN EN FAZLA İHRACAT GERÇEKLEŞTİREN DIŞ TİC. SERMAYE ŞİRKETİ

PERGAMON STATUS DIŞ TİC.A.Ş.

SEKTÖRLERİNDE İHRACAT ŞAMPİYONU FİRMALAR

GRANİSER İÇ VE DIŞ TİCARET A.Ş
İZMİR DEMİR ÇELİK SANAYİ A.Ş.
SEPİCİLER ÇAYBAŞI DERİ SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
INDESIT COMPANY BEYAZ ESYA PAZ A.S.
ÜNİTEKS TEKSTİL GIDA MOTORLU ARAÇLAR SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
YONCA GIDA SAN.İŞL.İÇ VE DIŞ TİC.A.Ş.
UĞUR SOĞUTMA MAKİNALARI SANAYİ VE TİC.A.Ş.
PETKİM PETROKİMYA HOLDİNG A.Ş.
ÖZGÜR TARIM ÜRÜNLERİ İNŞAAT SAN. VE TİC. A. Ş.
ÖZDOĞU İNŞAAT VE TİC.LTD.ŞTİ.
TPI-KOMPOZİT KANAT SAN. VE TİC. A.Ş.
TETRA PAK PAKETLEME SANAYI VE TICARET LTD.STI.
CMS JANT VE MAKİNA SANAYİ A.Ş.
KLC GIDA ÜRÜNLERİ İTH.İHR.VE TİC.A.Ş.
BALTA FLOORCOVERING YER DÖŞM. SAN.VE DIŞ TİC.A.Ş.
PHILSA PHILIP MORRİS SABANCI SİGARA VE TÜTÜNCÜLÜK SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ
EURO İHRACAT SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ
MARBIL YAG SAN.VE TIC. A.S.

SEKTÖRLERİNDE İHRACAT İKİNCİSİ FİRMALAR

BELENCO DIŞ TİCARET A.Ş.
KOCAER HADDECİLİK SAN.VE TİC. A.Ş.
AGAMER DERİ KONFEKSİYON SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ
SCHNEIDER ELEKTRIK SAN.VE TIC. A.Ş.
SUN TEKSTİL SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
KUCUKBAY YAG VE DETERJAN SANAYI A.S.
KLİMASAN KLİMA SAN. VE TİC. A.Ş.
AKDENIZ KIMYASAL ÜRÜNLER PAZARLAMA İÇ VE DIŞ TİCARET A.Ş.
IŞIK TARIM ÜRN.SAN.VE TİC.A.Ş.
KALTUN MADENCİLİK SANAYİ NAKLİYE VE AKARYAKIT TİCARET ANONİM ŞİRKETİ
KUTLUSAN İÇ VE DIŞ TİCARET ANONİM ŞİRKETİ
MAYR-MELNHOF GRAPHIA IZMIR KARTON SAN.VE TIC.A.S.
NEMAK İZMİR DÖKÜM SANAYİ ANONİM ŞİRKETİ
GÜMÜŞDOĞA SU ÜRÜN.ÜRETİM İHR VE İTH.AŞ
MENDERES TEKS.SAN.VE TİC.A.Ş.
BRITISH AMERICAN TOBACCO TÜTÜN MAMÜLLERİ SAN.VE TİC.A.Ş.
TREKO TARIM GIDA IÇ VE DIŞ TIC.LTD.ŞTI.
SURTAŞ İŞLETMECİLİK İNŞAAT SAN.VE NAKLİYAT LTD. ŞTİ.

SEKTÖRLERİNDE İHRACAT ÜÇÜNCÜSÜ FİRMALAR

RPT YAPI ÜRÜNLERİ SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ
BAŞAK METAL TİC.VE SAN.A.Ş.
LIDER DERI URUNLERI SAN.VE TIC A.S.
ELSAN ELEKTRIK GERECLERI SAN. VE TIC. A.S.
ROTEKS TEKSTİL İHR.SAN.TİC.A.Ş.
FERRERO TÜRKİYE ÇİKOLATA VE TARIM ÜRÜNLERİ SAN. VE DIŞ TİC. A.Ş.
GROUPE ATLANTIC LARTH ISITMA VE SIHHİ TESİSAT MLZ TİC AŞ
POLİBAK PLASTİK FİLM SAN. VE TİC. A.Ş.
ORKA TARIM ÜRÜNLERİ SANAYİ VE TİC.LTD.ŞTİ.
İNTER ABRASİV SAN.VE TİC.A.Ş.
GİMAS GİRGİN DIŞ TİC.LTD.ŞTİ.
KUTAS TARIM URUNLERI DIS TIC. VE SAN.A.S.
JANTSA JANT SANAYI VE TIC.A.Ş.
YAŞAR DIŞ TİC.A.Ş
İŞBİR SENTETİK DOKUMA SAN.A.Ş
JTI TÜTÜN ÜRÜNLERİ SANAYİ A.Ş.
YONCA GIDA SAN.İŞL.İÇ VE DIŞ TİC.A.Ş.
NEJAT ATALAN DIŞ TİCARET A.Ş.

Faselis/Türkiye’de Enerji

Avrasya, sürdürülebilir çevre için İstanbul’da buluşuyor

Tarsus Group bünyesindeki İFO Fuarcılık tarafından “Katı Atık, Atık Su, Atık Gaz ve Yeşil Enerji” başlıkları altında bu yıl 14.’sü düzenlenen Avrasya’nın lider çevre teknolojileri buluşması Uluslararası REW İstanbul, 15 Şubat’ta kapılarını açıyor. T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın desteğiyle gerçekleştirilen fuara ziyaretçiler bu yıl, bilet yerine yanlarında getirecekleri metal, cam, plastik veya karton ambalaj atıklarıyla girecek. Geri dönüşüm makinelerinden atık bertaraf teknolojilerine, çöp ayrıştırma sistemlerinden yeni nesil çevre temizlik araçlarına, su ve atık su arıtmadan biyoenerjiye kadar tüm sektörel yeniliklerin bir arada sergileneceği REW İstanbul 2018, yurt içi ve yurt dışından çok sayıda katılımcı firma ile profesyonel ziyaretçiye ev sahipliği yapacak.

T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın desteği yanında, dünya genelinde 15 farklı ülkede 130’un üzerinde fuar ve konferans etkinliği gerçekleştiren Tarsus Group’un küresel gücünü de arkasına alan 14. ULUSLARARASI GERİ DÖNÜŞÜM ÇEVRE TEKNOLOJİLERİ VE ATIK YÖNETİMİ FUARI REW İSTANBUL 2018, sektöre ait ürün ve hizmetleri çatısı altında sunacak. Fuarda; Katı Atık, Su ve Atık Su, Arıtma Çamurları, Atık Gaz, Yeşil Enerji, Genel Ekipmanlar, Kentsel Çevre Temizlik Araç ve Gereçleri, Ölçme ve Ayar Teknolojileri, Gürültü ve Toprak Kirliliği, Hizmet ve Servis ile Kaza Önleme, İş Güvenliği ve Risk Yönetimi ile Bilim Araştırma ve Geliştirme ana kategorilerinde yüzlerce yenilik bir arada sergilenecek.

REW İSTANBUL’da, özellikle sanayicileri, KOBİ’leri, yerel yönetimleri ve OSB’leri pek çok yenilik bekliyor!

Atıklarını enerjiye ve yeniden hammaddeye dönüştürmek isteyen sanayiciler ve KOBİ’ler ile bunları çatısı altında bulunduran Organize Sanayi Bölgeleri, çevre sorumluluğu bulunan belediyeler, atıktan mamul ve yarı mamul üreten sektör temsilcileri, çevre teknolojilerinde kullanılan makine, malzeme ve ekipman üreticileri, iş sağlığı ve güvenliği profesyonelleri ile yeni pazarlara açılmayı hedefleyen yatırımcılar, beklediklerinden çok daha fazlasını REW İstanbul 2018’de bulabilecek.

Sektör gündemleri, REW İSTANBUL konferanslarına taşınacak!

Sergilenen teknolojilerin yanı sıra REW İSTANBUL’un geleneksel konferans programı sektörün nabzını tutmaya devam edecek. T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile İş Güvenliği Uzmanları Derneği İSGDER tarafından düzenlenecek panel ve oturumlarda, uzman konuşmacılar, sektörün gündemlerine dair sunumlarını fuar ziyaretçileri ile paylaşacak.

15-17 Şubat 2018 tarihlerinde T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın destekleriyle 14. kez kapılarını açacak olan Uluslararası REW İstanbul hakkında detaylı bilgi için www.rewistanbul.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

Türkiye’de Enerji

Şişecam’dan yeni yılda yeni yatırım kararı

Şişecam Topluluğu, Ankara-Polatlı Düzcam Fabrikası’nda yapacağı yeni fırın yatırımıyla Türkiye’deki yatırımlarına bir yenisini daha ekliyor. Topluluk bünyesinde faaliyet gösteren Şişecam Düzcam’ın yaklaşık 480 milyon TL’lik yatırımla hayata geçireceği yeni fırın yıllık 220 bin ton üretim kapasitesine sahip olacak.

Şişecam Topluluğu Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Genel Müdürü Prof. Dr. Ahmet Kırman, söz konusu yatırıma ilişkin olarak yaptığı açıklamada, Türkiye için değer yaratmayı sürdürdüklerinin altını çizerek, “Topluluk olarak sürdürülebilir büyüme hedefiyle çalışmalarımızı yürütüyoruz. Geçen yıl açıkladığımız Mersin ve Eskişehir’deki cam ambalaj ve Balıkesir’deki cam elyaf yatırımlarının ardından yeni yılda da Ankara Polatlı’daki düzcam yatırım kararını açıklamanın memnuniyetini yaşıyoruz. Türkiye pazarındaki potansiyel talep doğrultusunda geçekleştirilecek yatırımla Polatlı Düzcam Fabrikası’nda ikinci fırını devreye alacağız. Böylece Türkiye’deki düzcam üretim kapasitemiz 1,9 milyon tona ulaşacak” dedi.

10.01.2018 – Düzcam, cam ev eşyası, cam ambalaj ve cam elyafı gibi camın tüm temel alanları ile soda ve krom bileşiklerini kapsayan iş kollarında küresel bir oyuncu olan Şişecam Topluluğu, yeni yılda da yatırımlarına hızla devam ediyor. Şişecam Topluluğu yaklaşık 480 milyon TL’lik bir yatırım ile Ankara Polatlı Düzcam Fabrikası’nda 220 bin ton/yıl kapasiteli yeni bir fırın yatırımını hayata geçirecek. Yeni yatırım Şişecam Topluluğu bünyesindeki Trakya Cam Sanayii A.Ş. tarafından gerçekleştirilecek.

Şişecam Topluluğu Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Genel Müdürü Prof. Dr. Ahmet Kırman, konuya ilişkin olarak yaptığı açıklamada, bugün 22 bine yakın çalışanı, 13 ülkeye yayılan üretim faaliyetleri ve 150 ülkeye ulaşan satışlarıyla uluslararası ölçekte bir Topluluk olduklarına dikkat çekerek, “Bugün dünyanın cam ev eşyasında üçüncü, cam ambalaj ve düzcamda beşinci büyük üreticisiyiz. Ayrıca düzcamda Avrupa’nın bir numarasıyız. Krom kimyasallarında dünya lideri olmamızın yanı sıra dünyadaki en büyük 10 soda üreticisi arasında yer alıyoruz” dedi.

“Türkiye için değer yaratmayı sürdürüyoruz”

Türkiye için değer yaratmayı sürdürdüklerinin altını çizen Prof. Dr. Ahmet Kırman, şöyle konuştu: “Topluluğumuz, kuruluşundan bu yana geçen 82 yılı aşkın sürede kazanımlarını yine ülkemize yatırmış ve dünyada kendi alanında söz sahibi konuma gelmiştir. Şişecam Topluluğu olarak sürdürülebilir büyüme hedefiyle çalışmalarımızı yürütüyoruz. Geçen yıl açıkladığımız Mersin ve Eskişehir’deki cam ambalaj ve Balıkesir’deki cam elyaf yatırımlarının ardından yeni yılda da Ankara Polatlı’daki düzcam yatırım kararını açıklamanın memnuniyetini yaşıyoruz. Türkiye pazarındaki potansiyel talep doğrultusunda geçekleştirilecek yatırımla Polatlı Düzcam Fabrikası’nda ikinci fırını devreye alacağız. Böylece Türkiye’deki düzcam üretim kapasitemiz yıllık 1,9 milyon tona ulaşacak.”

“Türkiye yüksek katma değerli cam üretim merkezimiz olacak”

Yeni fırın yatırımıyla Ankara Polatlı Düzcam Fabrikası’nın yıllık üretim kapasitesinin 520 bin tona çıkacağını belirten Ahmet Kırman, şunları söyledi: “Ankara Polatlı’daki yeni fırın yatırımı düzcamda üretim çeşitliliğimizi artıracak. Ayrıca yeni bir kaplamalı cam yatırımımız da Bursa Yenişehir Düzcam Fabrikası’nda bu yıl devreye girecek. Mevcut kaplamalı cam kapasitemize ek olacak bu yatırım sayesinde Türkiye yüksek katma değerli cam üretim merkezimiz olacak. Bugün pazara sunduğumuz kaplamalı cam ürünlerimiz yazın güneş ısısı girişini kontrol ederek, kışın ise ısıyı içeride tutarak, binalarda önemli oranlarda enerji tasarruf sağlamaktadır. Yatırımlarımız tamamlandığında pazara daha geniş bir yelpazede, yazın güneş ısısı girişini kontrol eden, kışın ise ısıyı içeride tutan ‘akıllı’ cam ürünleri sunuyor olacağız.”

Şişecam Topluluğu Hakkında

Türkiye’nin en köklü kuruluşları arasında yer alan Şişecam Topluluğu düzcam, cam ev eşyası, cam ambalaj ve cam elyafı gibi camın tüm temel alanları ile soda ve krom bileşiklerini kapsayan iş kollarında küresel bir oyuncudur. “Düzcam”, “Cam Ev Eşyası”, “Cam Ambalaj” ve “Kimyasallar” olmak üzere dört ana iş grubunda faaliyet gösteren Topluluk, Türkiye’nin yanı sıra Almanya, İtalya, Bulgaristan, Romanya, Slovakya, Macaristan, Bosna Hersek, Rusya Federasyonu, Gürcistan, Ukrayna, Mısır ve Hindistan’da üretim yapmaktadır.

Bugün dünyanın cam ev eşyasında üçüncü, cam ambalaj ve düzcamda beşinci büyük üreticisi konumundaki Şişecam Topluluğu, dünyanın en büyük 10 soda üreticisinden biri olmasının yanı sıra krom kimyasallarında dünya lideridir. Şişecam, 82 yılı aşkın deneyimi, 22 bine yakın çalışanı, 13 ülkeye yayılan üretim faaliyetleri ve 150 ülkeyi aşan satışlarıyla uluslararası ölçekte bir Topluluk olarak ana faaliyet alanlarında dünyanın en büyük üç üreticisinden biri olma hedefiyle yoluna devam etmektedir.

Faselis/Gazete Fısıltı

Devlet-Vatan-Millet-Bekâ ve Devlet Bahçeli..

Millet ve devlet hayatında kritik anlar vardır.
Bu anlar adeta, olmak-olmamak zamanlarıdır.

Kişisel istek ve istikbal kaygısından vazgeçilen “seferberlik” anlarıdır.

Sen-ben didişmesinden uzak, milli istiklal ve istikbal için birlik ve beraberlik anlarıdır.

Siyasi ihtiras ve hırstan arınma ve koltuk, makam, mevki isteklerini bir kenara atma anıdır.

Dahili ihtilafları unutarak, harice karşı tek yürek, tek yumruk ve yekvücut olma anlarıdır.

İşte bu an; milletin, milliyetin, vatanın, devletin “BEKA” sorunuyla karşı karşıya olduğu andır.

Birkaç yıldır öyle bir süreçten geçiyoruz ki; ikinci bir “Milli Mücadele” süreci ve “Kuvvayi Milliye” ruhu gerektiren safhadayız.

Yaşanan zamanın yaşayan bireyleri olduğumuz için, yaşadığımız sürecin ne kadar büyük bir “varlık-yokluk” özelliği taşıdığını çoğu kez idrak edemiyoruz.

Hayatın olağan akışı içinde, devletimize, bağımsızlığımıza, vatanımıza yönelen, görünen-görünmeyen tehlike ve saldırıları pas geçebiliyoruz.

İşte bu süreçte asıl görev, kamuoyu nezdinde bilinirlik arzeden, kitlelere öncülük yapan ve liderlik evsafı ön planda olan kişi ve gruplara düşmektedir.

Herkes büyük sorumluluk noktasındadır.

Özellikle siyasi parti liderleri, kanaat önderleri, aydınlar bu konuda büyük mesuliyet altındadır.

Kişisel iktidar kavgalarını bir kenara koyarak, en büyük muhalifle bile “vatan-millet-devlet” müştereğinde ittifak ve elbirliği zamanıdır.

Özellikle 7 Haziran 2015 seçimleriyle başlayan süreçte sinyalleri ortaya çıkan “beka”sorununu sezerek ve görerek siyasi istikbalini bir kenara koyup,  Ulu Önder Atatürk’ün “mevzubahis vatan ise, gerisi teferruattır”sözü mucibince hareket eden lider Devlet Bahçeli’dir.

Çok eleştirildi ve hala eleştiriliyor.
Kendi tabanından da, diğer muhalif partilerden de eleştiri alıyor.
Tartışılıyor söylemleri, eylemleri, siyasi yürüyüş ve duruşu.

Ama O; siyasi kültürü, ülkücülüğünün gereği ve herşeyin önünde tuttuğu devlet-vatan algısıyla iktidarı, dahili ve harici alçaklara, hainlere ve düşmanlara karşı yalnız bırakmıyor.

O tabanındaki “müzmin muhaliflere” ve hatta “Yeni Parti”ye giderek, “kaçak siyasi istikbal” arayanların kendine yönelik şiddetli ve bazen de orantısız eleştirilerine rağmen, bildiği ve inandığı yolda yürümeye devam ediyor.

O, Erdoğan’a verdiği desteği siyasi lafazanlıkla kişiselleştirmeye çalışanlara aldırış etmiyor.

Erdoğan için değil, “devlet-millet-vatan” için diyerek, düşman ve münafıklara karşı dik duruşunu dimdik sürdürüyor.

Erdoğan’la pazarlık mı ediyor yoksa diyenlere; “ülkemiz ateş çemberindeyken, beka sorunu yaşarken, içerde FETÖ-PKK gibi örgütlerin terör saldırısı varken, hükümete girmek, üçbeş bakanlık istemek vb. gibi siyasi rüşvet konuşması yapmak alçaklıktır” diyerek, net tavrını daima dillendirerek, “neyin, ne için olduğunu” daha da netleştiriyor.

Adeta diğer muhalefetin gözüne sokuyor;
Milli istiklal ve istikbalin pazarlığı olmaz” diye.

Duruşunuz, tavrınız, söylem ve eylemleriniz yanlıştır, doğru yapmıyorsunuz diye.

Bu siyasi konumlanmanız ve manipülatif söylemleriniz “İktidarı devirmek uğruna, devleti düşürmek”le eşdeğerdir diye.

Erdoğan husumeti sizin gözlerinizi kör etmiş, yürüdüğünüz yol yol değil, sözleriniz söz değil diye.

Erdoğan’la geçmişte benim de ciddi ve ağır muhalefet günlerim oldu,

Siyasi kulvarda söylenebilecek belki de en ağır sözleri söyledik.

Ama şimdi durum bambaşka, dönem bambaşka, devletin sorunları bambaşka…

Evet… Unuturum ben geçmişin husumetini, siyaset muhalefetini; çünkü hepimizin varlık nedeni, devlet-vatan-millet tehlikeyle karşı karşıya.

Bu yüzden de;

Devlet Bahçeli, önce devlet, önce vatan, önce millet diyebiliyor ve demeye devam ediyor.

Siyaseten muhalifi ve rakibi olan Erdoğan’la bir ve beraber olarak, içerde ve dışarda verilen “Beka Mücadelesine” koşulsuz destek veriyor.

CHP gibi, sırf muhalefet uğruna; “bugün ak dediğine, yarın kara” demiyor.

Darbeye darbe diyor,
Haine hain diyor,
Düşmana düşman diyor,
Teröre terör, teröriste terörist diyor.
Konu vatan olunca; destekse tam destek diyor.

Siyaseten her şeyini kaybetme pahasına, olmazsa olmazım; “Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası ve payidar olmasıdır” diyor.

Özellikle kendi tabanından gelen eleştirileri de, çok adil ve objektif bulmuyorum.

Bugün milli ve yerli duruş bağlamında Erdoğan’a verdiği desteği eleştirenlerin eleştirisini,  son on yıldır başlayan iç muhalefet odaklı, “karşıyım karşı” şekilli bir duruş olarak düşünüyorum.

Milli ve milliyet konularında sessiz kalmış olsa ve Erdoğan’a destek vermese; eleştirenler bu defa da, “neden böylesi milli bir konuda susuyor, Erdoğan’a destek vermiyor” diye eleştireceklerdir.

Ama tarih yazacaktır, Devlet Bahçeli’nin, “altın vuruş” mesabesindeki bu desteğini.

Yarınlarda okuyacağız; bugünlerde Devlet Bahçeli’nin devletin-vatanın bekasına ilişkin verdiği desteğin ve gösterdiği duruşun anlam ve önemini.

Utanacaklar, bugün Erdoğan husumetiyle Bahçeli’yi verdiği destekten ve gösterdiği duruştan dolayı kınayan ve eleştirenler.

Bir zamanlar; “Edirne’ye Enver gireceğine Bulgar girsin” diyen Hürriyet ve İtilaf Partisi vardı.

Bugün hayretle, şaşkınlıkla ve içimiz acıyarak okuyoruz; vatanı gözardı eden muhalefet hırsının insanları ne hallere düşürdüğünü.

Emin olun ki; bugünün CHP’si başta olmak üzere, Erdoğan kin ve gareziyle hareket eden diğer parti ve grupların bugünkü tavrını, gelecek yıllarda hayretle ve utanarak okuyacağız.

Türk Devletini, vatanımızı ve yaşadığımız beka sorununu görmezden gelerek herşeyi Erdoğan düşmanlığıyla özdeştirerek vatanperverlik ittifakına omuz vermeyenleri, birliğe el koymayanları ve topyekün savunma hattına dahil olmayanları içimiz acıyarak okuyacağız.

Bahçeli…
İyi ki varsın.
İt ürür kervan yürür.Bugün yaptığın büyük işlerin ve üstlendiğin tarihi misyonun anlamı kısır beyinlerce, akılsız akıllarca idrak edilmese de, emin olasın ki; Tarih seni altın harflerle yazacaktır.

Edirne’ye Bulgar girsin Enver’in yerine” diyen bugünün Hürriyet ve İtilaf Partileri ve yetkilileri utansın ve utanacaklardır.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah’a emanet olun sevgili okurlarım…

Trump’ın yeni ABD Güvenlik Belgesi ve Ortadoğu üzerine düşündükleri

Trump yönetimi, geçtiğimiz hafta kendi başkanlık döneminin Beyaz Saray’da değil de Ronald Reagan binasında Ulusal Güvenlik Stratejisini yayınladı. 

Toplantının yapıldığı yer olarak Beyaz Saray yerine Reagan binasını tercih edilmesi bile başlı başına Trump’ın aslında bir mesaj idi. Çünkü Reagen dönemi Ulusal Güvenlik Stratejisi Sovyetler Birliği’nin küresel ölçekte nüfuzunu kırmak, nihayetinde de Sovyetlerin yıkılışını sağlamak üzerine kurulu idi.

Bu anlamda Reagen dönemi Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin karşı taraf (düşman olarak) muhatabı somut bir güç ve devlet olan SSCB idi. Oysa ki, Trump ise Küresel hegemonyanın tek kutuplu gücü olduğunu iddia ettiği ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisini sözde ve somut bir devlet gücü olmayan terörist örgütleri kastettiği ‘radikal İslam‘ ile İran arasında sıkışan son derece indirgemeci bir karşı taraf-düşman konsepti üzerine kurgulamış görünmektedir.

Bu durum ise, ABD’nin kendini lanse etmeye çalıştığı Küresel Tek Güç iddiası ile açıkça çelişki arz etmektedir.

Bu belgede Ortadoğu’ya yönelik ABD politikası, Dünya ve özellikle Müslüman kamuoyu tarafından kurucusu ve destekçisinin bizzat ABD olduğu yolunda neredeyse fikir birliği olan  terörizm ve “Cihatçı ideolojiyle yüzleşmek, bu ideolojiyi gözden düşürmek ve en nihayetinde yenilgiye uğratmak ve ABD’ye yayılmasını önlemek” olarak açıklandı. Dünya ve özellikle Müslüman Kamuoyu tarafından Başta Daeş olmak üzere terörist örgütlerin kurucusu,hamisi olarak görülen ABD’nin Güvenlik Belgesinde yer verdiği bu hususlar hiç te inandırıcı görünmedi.

ABD’nib Trump Dönemi Ulusal Güvenlik Belgesi’nde, Ortadoğu için İran’ı özel bir endişe kaynağı olarak gördüğünü dile getirildi. Belgede İran bölgesel istikrarsızlığın temel suçlusu ilan edilerek, Tahran yönetimi terörizme destek veren “haydut” devlet olarak ilan edildi.

Bu noktada bahsi geçen Trump’ın yeni ABD Ulusal Güvenlik Belgesi’ni açıklamasından birkaç gün sonra İran’da hayat pahalılığı ve işsizliği protesto kitlesel gösterilerin başlaması ve bu gösterilerin rejim aleyhtarı bir hüviyete büründürülmeye çalışılması dikkat çekicidir.

Trump, Twitter hesabından paylaştığı mesajda şu ifadeleri kullandı: “Rejimin yolsuzluklarından ve ülkenin varlığını yurt dışında terörizme harcamasından bıkmış olan İran vatandaşlarının barışçıl protestolarıyla ilgili bilgiler geliyor. İran yönetimi, kendini ifade hakkı da dahil kendi halkının haklarına saygı göstermelidir. Dünya bu süreci izliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Heather Nauert ise, Twitter’da şu mesajı paylaştı:
İran’ın liderleri, zengin tarihi, kültürü olan varlıklı bir ülkeyi, şiddet, kan ve kaos ihraç eden ekonomisi bitmiş dolandırıcı bir ülkeye çevirdi. Başkan Trump’ın da söylediği gibi İran liderlerinden en çok zarar görenler İran halkıdır. ABD barışçıl göstericilerin tutuklanmasını sert bir şekilde kınıyor. Bütün ülkelere İran halkını ve onların temel haklarına sahip çıkma ve yolsuzluğa son verme çabalarını açıkça desteklemeleri çağrısında bulunuyoruz.

Trump yönetiminin hazırladığı Ulusal Güvenlik Belgesi’nin açıklanmasından kısa bir müddet sonra önce, hayat pahalılığı ve işsizliği protesto gibi masum ve demokratik meşruiyet sınırları içinde başlayan gösterilerin rejim aleytharı gösterilere evrilmeye başlaması ve akabinde gelen Trump’ın yukarıdaki tweeti, Türkiye’de çoğu kişinin kafasında, masum nedenlerle başlayan ve daha sonra anarşik protestolara evrilen  Gezi eylemleri sonrası başlayan süreci akıllara getirdi.

Yukarıda bahsedilen gelişmelerin birbirinden bağımsız ve zamansal yakınlıklarının tesadüf olduğunu düşünmemekle birlikte, herhangi bir ülkedeki herhangi nedenle ortaya çıkan kitlesel ve toplumsal tepki ve gösterilerin tek nedeninin de sadece ‘dış güçler’ olduğunu da düşünmemekteyim.

Bu konuya ilişkin İran özelinde  İranlı âlim Hüseyin Ali Muntazeri’nin 2007’de bir Japon gazetesine (Mainchi) verdiği beyanata bakalım: “Ayetullah Humeyni şiarları yükseltti, bizler de onunla beraberdik. Bu şiarlar vasıtasıyla insanlar meydana çıktı ve devrim kazandı. Şiarlarımız, ‘Bağımsızlık, Özgürlük ve İslam Cumhuriyeti’ idi. Bağımsızlık bir aşamaya kadar gerçekleşti. Ancak özgürlük ve İslam Cumhuriyeti’ne gelince hâlâ önümüzde uzun bir yol var..  Anayasadaki meşru ve açık özgürlükler kolayca ezilmektedir.’’

Yine Muntazeri’den; 11 Şubat 1989’da, devrimin 10’uncu yıldönümü münasebetiyle yaptığı konuşmada: “Ne yazık ki iş yapmak ve devrim değerlerini korumak yerine slogan attık. Halka değer vermek ve onu söz sahibi yapmak yerine halkın zeki ve aktif güçlerini hayal kırıklığına uğrattık, mücerretleştirdik. Bu yüzden şimdi öyle bir noktaya geldik ki, yönetimde kalabilmek için ilk sloganlarımızın ve değerlerimizin karşısında durmak zorunda kalıyoruz. İran hükümetinin ayakta kalması gerekçesiyle ahlaki ve İslami değerler ihlal edilemez. Söz konusu değerler, uğruna devrim yaptığımız ve halka sloganlarımızla vaat ettiğimi değerlerdir. Devlet bir vasıtadır, gaye değil. Değerler gayedir.

Velhasıl… diyeceğimiz o dur ki, “sen kendi evinin içini, ahalini mutlu ve memnun edemez, tarlanı ekip biçip üreterek müreffeh hale getirmez isen; birilerinin evinin içine girip ev ahalini kafalamasına ve senin yerine tarlanı sürmesine mani olamazsın.’’

Enerji tasarrufu için pasif evleri yaygınlaştırmalıyız

Artan enerji ihtiyacı ve enerji kaynaklarının bilinçsiz kullanımı, dünyamız ve geleceğimiz için ciddi bir tehlike oluşturuyor. Bu duruma dikkat çekmek için de ülkemizde her yıl Ocak ayının ikinci haftası ‘Enerji Tasarrufu Haftası’ olarak kutlanıyor.

Ürettiği ürünlerle tüm dünyada ısı yalıtımı alanında enerji tasarrufu sağlayan Austrotherm’in Türkiye Pazarlama ve İş Geliştirme Müdürü Tolga Celayer konuyla ilgili şu açıklamalarda bulundu. Türkiye gibi enerji ihtiyacının %75’ini ithal eden bir ülke için enerji tasarrufu çok önemli bir konu. 2016’da enerji ithalatı için 27 milyar dolar harcadık ve ithal ettiğimiz enerjinin %35’ini yani 9.5 milyar dolarını binalarda kullandık. Bu çok ciddi bir oran.

Türkiye’de yaklaşık 20 milyon bina olmasına rağmen, bunun 16 milyona yakınında ısı yalıtımı olmadığına dikkat çeken Celayer, “Verilere göre, yalıtımsız binalarda metrekare başına yıllık ısınma harcaması, Almanya’ya oranla Türkiye’de üç kat daha fazla. Yeni kanunlar ve konut sakinlerinin bu konuda bilinçlenmesi ile bu oranı azaltmamız gerekiyor. Isı yalıtımı ile binalardaki enerji kaybının %40-50’sini engelleyebilir, yıllık ısınma giderlerimizde ciddi miktarda tasarruf edebiliriz. Ayrıca, enerji tasarruflu binalardan başka, enerji verimli ısıtma ve soğutma yapmak da çok önemli” dedi.

‘Faturaları yüzde 40 düşürmenin yolu: Isı yalıtım’

Isı yalıtımı konusunda sadece kentsel dönüşüm sürecinde olan kişilerin değil, hali hazırda ısı yalıtımsız evlerde yaşayan konut sakinlerinin de bu konuya öncelik vermesi gerektiğine değinen Pazarlama ve İş Geliştirme Müdürü Tolga Celayer, yalıtımın düzgün ve kaliteli bir şekilde yapılmış olmasından emin olunması durumunda, bunun yansımasını faturalarda ciddi şekilde görebileceğini ve yılda %40 oranında az fatura ödenebileceğini belirtti.

‘Pasif evlere odaklanmalıyız’

‘Artık pasif evlere odaklanmalı, örneklerini hızla çoğaltmalıyız’ diyen Celayer, “Sıfır Enerji ve Pasif Ev Derneği (SEPEV) tarafından Ankara Etimesgut’ta hayata geçirilen, Astrotherm’in ana ısı yalıtım ürünleriyle ana sponsoru olduğu Türkiye’nin ilk Pasif Evi, kullandığı enerji miktarıyla günümüz konutlarına oranla ısıtma ve soğutmada yüzde 90’a yakın enerji verimli olarak tasarlandı. Tüm ısı yalıtımını üstlendiğimiz Pasif Ev’in uygulamasında kullanılan Austrotherm EPS Plus, içerdiği grafit katkı sayesinde güneş ışınlarını hem emerek hem de yansıtarak ısı yalıtımı sağladı. Ülkemizde pasif ev maalesef uzak bir kavram gibi algılanıyor olsa da, gecikmeden örneklerini çoğaltmalı, sektör olarak pasif evleri yaygınlaştırmalıyız’ dedi.

Austrotherm Bilinçlendirme Projesi: Sektörde bir ilk olan AustroTALK

Son tüketicinin enerji tasarrufu konusunda sürekli bilgilendirilmesinin önemine dikkat çeken Austrotherm Pazarlama ve İş Geliştirme Müdürü Tolga Celayer “Bu yaklaşımla, yalıtım sektöründe bir ilk olarak, AustroTALK başlığı altında ayda iki kez canlı webinar’lar gerçekleştiriyoruz. Katılımcıların bilgisayar ekranı başından veya telefon ya da tabletlerinden kolayca katılabileceği ve sorularını da online ortamda sorabildiği AustroTALK’larda, konusunda uzman konuklarımız ısı yalıtımı, mantolama, enerji kimlik belgesi gibi önemli konularda bilgi paylaşımında bulunuyorlar. Sektörde benzeri olmayan bu uygulama için web sitemiz üzerinden herkes katılımcı olarak başvurabilir, telefon ve tabletlerinizden katılmak için ise IOS ve Android tabanlı telefonlarınıza Adobe Connect uygulamasını indirerek her yerden AustroTALK’lara bağlanabilir, takip edebilirler” dedi.

‘Mantolamada 3 yeni ısı yalıtım levhası seçeneği’

Austrotherm, 2017 yılında sektöre, ısı kayıplarını ve yüksek yakıt giderlerini minimuma indiren yeni ürünler sundu. Pazarın talep ve beklentilerine göre geliştirilen Austrotherm EPS PREMIUM, Austrotherm EPS PLUS ve Austrotherm EPS FASSADE ürünlerinden oluşan yeni serisi ile marka, mantolamada istenen özelliklere göre ürün seçme imkanını mümkün kıldı.

Faselis/Türkiye’de Enerji