Bizi takip edin

KÖŞE YAZARLARI

Ukrayna Krizi’nin “gıda güvenliğine” etkisi

Enerji, Su ve Tahıl stratejik kaynaklar olarak tanımlanmaktadır. Ülkeler arasında eşit miktarda dağılmadıkları için bu kaynaklar üzerinde egemenlik mücadelesi devam etmektedir. Yakın dönemde yaşadığımız pandemi sürecinin etkisi ile özellikle gıda konusu milli güvenlik sorunu haline gelmiştir. İnsanlar için gıdanın iki temel bileşeni vardır. Bitkiler ve hayvanlar. Hayvanların yaşamları bitkilere bağlı olduğu için bitkiler insan beslenmesinin temelini oluşturur. Bitkiler de besin ve suya ihtiyaç duyar. Dünyada bitkisel üretimin en önemli kısmını ise hububatlar oluşturur. Hububat besin olarak üç temel elemente ihtiyaç duyar. Bunlar; azot, fosfor ve potasyumdur. Bitkisel üretimde gıda arzı güvenliğini sağlayabilmek için bitkisel üretimde verimi ve kaliteyi yakalamak gerekir. Verim ve kalitenin yolu ise bitkiler ihtiyaç duyduğu besinlerin dış müdahale ile bitkilere verilmesi ile olur. Diğer bir ifadeyle bitkisel üretimde verim için gübreye ihtiyaç duyulur. Fosfor, bitkilerin çimlenmesi ve üremesi için, azot bitkilerin gelişmesi ve büyümesi için, potasyum ise bitkilerin kalitesi için gereklidir. Gübre olmazsa ne olur? Diğer değişkenler sabitken Bitkisel üretimde verim en az yüzde 50/60 kadar düşebilir. Peki gübreler nelerden yapılır hammaddeleri nelerdir? Fosforlu gübreler fosfat kayacı hammaddesinden ve ağırlıklı hammadde de kuzey Afrika’dadır (özellikle Fas). Azotlu gübreler doğalgazdan ve ağırlıklı hammadde Rusya ile Kazakistan ve Özbekistan gibi Türk Cumhuriyetleri’nde. Potasyumlu gübreler ise potas tuzundan yapılır hammadde ise Avrupa’dadır. 

Bitki gelişiminin ve büyümesinin en önemli elementi azottur. Amonyak veya üre formundaki gübreler ile bitkinin azot ihtiyacı karşılanır. Temelde 3 çeşit azotlu gübre vardır. Üre, amonyum nitrat (AN) ve kalsiyum amonyum nitrat (CAN).Üre fiyatlarının dünyadaki hali ortadadır, son bir yılda dolar bazındayaklaşık3.5 kat artmıştır. Sebebi amonyak ve doğalgaz fiyat artışlarıdır. Üre yaklaşık yüzde 46 oranında azot barındırmaktadır. Nitrata dönüşmesi gerekir. Bu sürede göz önüne alındığında diğer azotlu gübrelere göre ÜRE uygulamasının daha önce yapılması gerekmektedir. ÜRE toprağa atıldığı zaman, toprakta bulunan üre bakterileri tarafından parçalanarak form değiştirir ve yarayışlı hale geçer. Bu dönüşüm sırasında, üst gübresi olarak kullanılan ÜRE’nin toprak yüzeyinde kalması halinde kısa sürede %30’a varan gaz halinde azot kayıpları yaşanabilmektedir. Özellikle bu durum kireçli ve kumlu toraklarda daha yüksek gözlenmektedir. Ayrıca hava sıcaklığının yüksek olması da azot kaybını arttırmaktadır. 

CAN gübresi bünyesinde %13 amonyum ve %13 nitrat azotu olmak üzere toplam %26 azot bulundurur. Nötr karakterli bir gübre olan CAN her türlü toprakta kullanılabilmekte olup, toprak pH’sini değiştirmez. Sarı veya gri renkte, pril veya granül yapıda olabilmektedir. CAN gübresi içerdiği nitrat azotu sayesinde bitkiye direkt etki ederken, amonyum azotu sayesinde de gelişim süresi boyunca ihtiyaç duyulan azot kontrollü bir şekilde temin edilmiş olunur. Fakat CAN kullanımında yağış miktarı yeterli olmalı veya sulama imkânı bulunmalıdır. Çünkü dolgu maddesi olarak kireç kullanılmakta olup, kireç suda yavaş ve uzun sürede çözünebilmektedir. Ayrıca zamanla toprağın da PH derecesini yükseltmektedir. Bu nedenle kurak bölgelerde Amonyum Nitrat kullanımı tercih edilmelidir.

Amonyum Nitrat gübresi bünyesinde %16,5 amonyum ve %16,5 nitrat azotu olmak üzere toplam %33 azot bulunduran bir gübre çeşididir. Bu özelliği ve toprakta hızlı çözünen bir gübre olması sebebiyle hem hızlı etki eder hem de etki süresi diğer azotlu gübrelere oranla daha uzun sürer.

AN uygulaması sonrasında toprakta herhangi bir pH değişimi gözlenmez. İçeriğindeki nitrat azotunun kolay yıkanması sebebiyle yağış miktarı yüksek olan bölgelerde kullanımı çok fazla tavsiye edilmez. AN gübresi kurak bölgeler içinde büyük önem arz etmektedir. Türkiye koşullarında özellikle İç Anadolu gibi yağış oranı az olan bölgelerde %26 CAN gübresi yerine kullanımı tercih edilmelidir, zira Amonyum Nitrat gübresi toprağın kendi nemi ile eriyebilmektedir. Türkiye’de hububat üretiminin önemli bir kısmının kurak bölgelerde yapıldığı dikkate alındığında AN gübresinin önemi daha da ortaya çıkmaktadır. Peki Türkiye’de bitkisel üretimde AN gübresi ne kadar kullanılmaktadır? Cevap : 0 kg. Yani Türkiye’de 2018 yılından beri AN kullanımı bitkisel üretimde yasaklanmıştır.  Yasaklamasının sebebi ise terör örgütlerinin eline geçmemesi ve neticede el yapımı bomba imalatında kullanılmasını önlemek içindir. Burada Türkiye güvenlik ve gıda arzındaki verim arasında secim yapmış ve haliyle güvenlik tercih edilerek AN’nın kullanımı tarımda yasaklanmıştır. Bunun neticesinde azotlu gübre olarak Türkiye’de Üre ve CAN kullanılmaktadır. Yukarıda Üre ve CAN gübresi kullanımının şartlarına ve sakıncalarına temel olarak değindik. Hububat üretimin önemli bir bölümünün kuru şartlarda yapıldığı dikkate alındığında AN gübresinin avantajları ortaya çıkmaktadır. Peki Üre gübresi ile AN arasında fiyat olarak nasıl bir ilişki vardır. AN gübresi üreye göre yaklaşık yüzde 60 daha ucuzdur. Üredeki yüzde 30 buharlaşma da dikkate alındığında bu yüzde 40’lara kadar düşmektedir. Gerek verim ve gerekse maliyet avantajı dikkate alındığında Türkiye şartlarında gıda arzı güvenliği için AN’ın önemi ortaya çıkmaktadır. Peki AN dünyada yasak mı? Cevabı hayır. Azotlu gübrenin ana hammaddesinin doğalgaz olduğu düşünüldüğünde karşımıza Rusya çıkmaktadır. Rusya dünya buğday ihracatının bir numaralı ülkesidir. Doğalgaz ihracatında da ilk sıralardadır. Gıda arzı güvenliği için gerekli olan girdilerden azotlu gübrenin hammaddesinin de ev sahibidir. 

Muhtemel bir Ukrayna krizinde dünya gübre ve hububat fiyatları ne olacaktır? Büyük ihtimal artacaktır. Bu fiyat artışlarından hem enerji hem üst gübresi ve hem de hububat olarak kim avantajlı çıkacaktır? Tabiiki Rusya. Rusya şu an neredeyse tek başına dünya arz güvenliğini ve gıda tedarikini bozabilecek potansiyele ve mekanizmalara sahiptir. Küresel ısınma ayrıca Rusya’ya yaradı denilebilir. Kuzey kesimlerindeki donmuş alanlar ve bitkisel üretime konu olmayan alanlar tarıma uygun hale gelmektedir. 

Peki Türkiye ne yapmalı? Tarımsal girdi fiyatları Türkiye’de zirve yapmış durumda. Kışlık hububat ekimleri gerçekleşti. Yüksek fiyatlardan dolayı taban gübresi ya az atıldı yada atılamadı. Bahar üst gübreleme gerekiyor. Yani azotlu gübrelere ihtiyaç var. Temel üst gübresi üre. Fakat üre fiyatları da ortada. Maliyet ve kurak koşullardaki avantajı nedeniyle AN kullanılmalı. Fakat güvenlik nedeniyle AN kullanımı da yasak. Dünya fiyatları, çevre ve nitrat kirliliği, gıda güvenliği, savaş, terör, iklim değişikliği, kuraklık açmazlarına rağmen amonyum nitrat ihtiyacı artıyor ve Türkiye’yi 2022’de zor günler bekliyor.

Yorum Bırak

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

KÖŞE YAZARLARI

Güle Güle Tacikistan 1

1991 yılında Sovyetler Birliğinin dağılması üzerine Türkistan coğrafyasında bağımsızlıklarını kazanan devletlerden biri de Tacikistan’dır. Yine malum olduğu üzere bölgede Sovyet sonrası boşalan alanları doldurma cihetine giden devletlerden en heveslisi de Çin Halk Cumhuriyeti’dir.

1996 yılında Şangay İşbirliği Örgütü üzerinden bölgeye giren Çin, geçen zaman zarfından hem bölgenin doğal kaynaklarına ulaşmak hem de üretiminin dünya pazarlarına daha erken ve daha ucuz bir şekilde ulaştırılması için hummalı bir çalışma içerisine girmiştir.

Bu bağlamda Çin’in bilhassa 2013 yılı itibariyle hızlandırdığı Kuşak-Yol Girişimi, bizim deyimimizle “Bir Kuşatma Bir Yolma Girişimi” gelinen noktada bilhassa bölge devletlerini bir nevi hareket edememe noktasına taşımıştır.

İşin özü, yeraltı ve yerüstü kaynaklarını ihraç ederek ekonomilerini çevirme derdine düşen bölge devletleri, Tacikistan örneğinde olduğu gibi, Çin’e bağımlı hale gelmişler, dahası Kuşak-Yol girişimi ile günün sonunda sadece Çin’in kazandığı bir sistemin aparatları haline dönüşmüşler, bununla da kalmayarak Çinli göçmenlerin bölge ülkelerinde birer güvenlik sorunu tehlikesiyle karşı karşıya kalmışlardır.

Zikredilen bu tehlikeleri, en yakından hisseden devletlerden biri de Tacikistan olmuştur. 

Şöyle ki;

1996’da başlayıp 2000 yılında yapılan anlaşmalarla Çin’le olan sınır problemlerini çözen Tacikistan, 2011 yılına gelindiğinde topraklarının % 1’ini Çin’e devretmek zorunda kalmıştır. Bu durum Tacik halkını bir nevi isyan noktasına taşımış, ülkede Çin algısı sinofobi’ye dönüşmeye başlamıştır. Buna rağmen gelişen Çin-Tacik ilişkileri çok değil 2015 yılında Çin’in ülkedeki ekonomik, sosyal ve askeri etkisini daha da arttırmıştır. 2015 verilerine göre Tacikistan’da yapılan yatırımların %58’i doğrudan Çin yatırımları olarak gerçekleşmiştir.

İşin bu noktaya gelmesinde Tacikistan’ın Kuşak-Yol Girişimi’ne dair işbirliği protokolünü imzalayan ilk ülke olmasının etkisi olduğu düşünülmektedir. Tacikistan’ın ekonomik anlamda kötü durumda olması ve Afganistan merkezli güvenlik tehditleri karşısında Çin’e yaklaşmış, birçok az gelişmiş ülkede olduğu gibi, ekonomisini düzeltebilmeyi ve güvenlik koridoru oluşturabilmeyi Çin’den gelecek yardımlarda görmüştür.

Eylül 2017’de Çin ile olan ilişkilerini “kapsamlı stratejik ortaklık” düzeyine yükselten Tacikistan bir nevi Çinli şirketlerin istilasına maruz kalmıştır. Mesela başkent Duşanbe’nin elektrik ihtiyacını karşılamak için ikisi Çinli şirketler tarafından inşa edilmesi planlanan dört termal elektrik santral inşası konusunda anlaşmıştır.

Santrallerin her birinin ortalama maliyeti 400 milyon dolar olarak hesaplanmıştır. Tacikistan, Duşanbe-2 santrali için Çin’den 331 milyon dolar kredi almış, bunun karşılığında da ülkenin kuzeyindeki iki altın madeninin işletme lisansını Xinjiang Tebian Electric Apparatus Stock Co. Ltd. şirketine vermiştir. Duşanbe-2 santrali için harcanan bu meblağ karşılanana kadar Çinli şirketler zikredilen altın madenlerini işletme hakkı kazanmıştır.

Zaten ekonomisi kötü durumdaki Tacikistan’a Çin, 2016 yılında metal işleme tesisi yapımı için 200 milyon dolar nakit kredi vermiştir. Bununla da yetinmeyen Çin akabinde Tacikistan’ın kuzeyinde yedi adet Tacik-Çin sanayi bölgesi kurulması için 500 milyon dolar daha borç vereceğini açıklamıştır.

2018 yılına geldiğimizde Çin, Tacikistan’ın en büyük yabancı yatırımcısı olmuştur. Zikredilen döneme kadar Tacikistan’da birçok karayolu da Çin tarafından verilen kredilerle ama Çinli şirketler tarafından ve yine her zamanki gibi Çinliler çalıştırılarak yapılmıştır.

Bütün bunlara Eylül 2014’te iki ülke arasında 470 milyon dolar tutarında ve üç yıl süreli bir swap anlaşmasını da ilave edelim.

Çin’in Tacikistan’daki en büyük yatırımı ise “Orta Asya-Çin Doğalgaz Boru Hattı D Akımı” projesidir. Çin, projenin Tacikistan’dan geçecek 410 km’lik kısmının inşası için de 3,7 milyar dolar yatırım yapacağını deklare etmiştir. Projenin Tacikistan kısmının inşasına 2014 yılında başlanmış lakin aksamalar üzerine, en son 2022’de bitirilmesinin planlandığı duyurulmuştur.

Şimdi birileri “ne olacak canım, bakın ne güzel Çin desteği ile Tacikistan gelişiyor” diyebilir.

Biz de az sabırlı olunsun, bir sonraki yazımız beklensin diyelim. Bakalım gerçekten Tacikistan bu Çin yatırımlarıyla gelişiyor mu yoksa her yatırım Tacikistan’ı biraz daha Çin’e bağımlı ve bir nevi Çin’in peyki haline mi getiriyor?

Okumaya Devam Et

KÖŞE YAZARLARI

Akıllı şehir yolculuğu 22

AIrCom Teknoloji

20 Yıllık kablosuz sektör deneyimine sahip AirCom Teknoloji’nin deneyimli Yönetim, Satış-Pazarlama, Proje ve Teknik ekibi, AirCom çatısı altında 4. başarılı yılını tamamlayan ve 4 yıllık süre içinde, müşteri bazında özelleştirilmiş, geri dönüşümü yüksek ve ölçülebilir kablosuz altyapı çözümlerini müşterilerine sunmuş ve karşılığında yüzlerce üst düzey referans ve memnun müşteri portföyü biriktirmeyi başarmıştır.

AirCom’da 20 yıllık Kablosuz Teknoloji Çözümleri tecrübeleri bütünleşerek sürekli, güvenilir ve çözüm odaklı bir bakış açısıyla %100 müşteri memnuniyeti hedeflenmiş; yüksek hizmet – mühendislik seviyesi ve butik çalışma anlayışıyla ile her bir müşteriye farklı bir deneyim yaşatılmaktadır.

AirCom Teknoloji, yenilikçi ve Kritik altyapılarda kullanılan kablosuz Network çözümlerinde şimdiye kadar gerçekleştirdiği projeler ve sistem entegrasyon hizmetleriyle çok önemli tecrübelere sahiptir, üreticiler tarafından sürekli eğitilmekte olup, deneyimli satış ve teknik kadrosu ve 20 yıllık kablosuz teknolojiler sektör tecrübesi ile müşterilerine A’dan Z’ye komple kablosuz çözümler sağlamakta,Teknik Site Survey (TSS), Rollout planlaması, Radyo Network Planlaması (RNP), Civil Work& Network Operasyonları, CSN Ekipman montajı, RAN, MW, CPE, ASN, CSN, AAA konfigürasyonları, Transmisyon, devreye alma ve optimizasyon hizmetlerini kendi bünyesindeki eğitimli ve deneyimli teknik kadrosu ile sunmaktadır.

Türkiye’nin hızla dijitalleşmesi, yerel yöneticileri, Akıllı Şehirler sistemi kapsamında, güvenlik, bütünleşik iletişim ve nesnelerin interneti, bireylerin Wi-Fi erişebilirliği ve şehirlerin sorunlarını daha hızlı çözerek yaşanabilir hale getirme ihtiyaçlarına yatırım yapmaya yönlendirmektedir.

AirCom Teknoloji, Akıllı Şehirler Vizyonu doğrultusunda; Çevre, Enerji, Su, Haberleşme, Sokakta Internet Erişimi, Ulaşım, Eğitim, Sağlık, Güvenlik (KGYS-TEDES), Sınır Güvenliği, Güvenli Parklar, Acil Durum Yönetimi, Toplumsal Entegrasyon ve Şehir Yönetimi gibi her alanda etkin bir şekilde uygulanabilen Kablosuz Altyapı teknolojileri, Ağ Yönetimi, Operasyon Merkezlerinin kurulup işletilmesi ve inovasyona dayalı mühendislik odaklı hızlı kazanım ve dönüşüm projeleri geliştirmektedir.

AirCom Teknoloji kablosuz çözümlerle Akıllı Şehir Uygulamalarına Katma Değer Katmakta ve Akıllı şehirlerin güçlü ağ sistemi ile donatılması ve ağ yönetiminin sürekliliğinin sağlanması konusunda yürüttüğü çalışmalarla, şehirleri geleceğe taşıyacak yenilikçi altyapı projelerini hayata geçirmektedir.

Akıllı Şehirler konsepti çerçevesinde, AirCom Teknoloji’nin sunduğu kablosuz geniş band erişim çözümleri, taşımacılık altyapısında katma değer sağlıyor. AirCom Teknoloji’nin 750Mbps’lik kapasite sunan Radwin Noktadan Noktaya ekipmanları ile; Akıllı Şehirler konseptinin en önemli halkası olan taşımacılık sektöründe güvenli erişim sağlanıyor.

Şehrin birçok noktasında bulunan binaların birbiri ile bağlantısı sayesinde, Internet ve Intranet’in tek noktadan kullanımı, yolcu bilgilerinin yer aldığı kritik serverlar arasında kesintisiz data aktarımı, güvenlik kamera ve IP santral altyapısının uç noktalara ulaştırılması ve yedekleme sağlanıyor.

Geleneksel saha kabinlerinin çok kısa sürede yerini alacak olan Smart-Node; basit kurulum, enerji ve iletişim konusunda birleşik yönetimi, entegre bir çözüm ile saha maliyetlerini düşürmesi, kuruluma hazır, çok yönlü enerji ve iletişim seçeneği ve küçük boyutlu IP-67 özelliklerine sahip.

Smart-Node dünyanın ilk all-in-one dış mekan yönetilebilir çoklu Enerji ve iletişim çözümüdür.

Radwin tarafından geliştirilen Smart-Node, Fixed ve PTZ kameralar, kablosuz Noktadan Noktaya ve Noktadan Çok Noktaya radyolar, IoT ağ geçitleri, sensörler, anons sistemleri, Wi-Fi erişim noktaları ve diğer cihazlar için enerji ve bağlantı sağlar.

Akıllı şehir altyapısına bu çözümleri sunan AirCom Teknoloji hangi altyapı ekipmanlarına sahip ve bu ekipmanları da kullanarak hangi sektörlere öncelikli çözümler geliştiriyor bir AirCom Teknoloji sunumundan yaptığımız özetle yazımıza devam edelim:

SONUÇ

AirCom Teknoloji 20 yıllık kablosuz sektör tecrübesiyle güvenilir ve çözüm odaklı yaklaşımla butik projeler üreterek yeni nesil erişimle Akıllı Şehirler için altyapı çözümleri geliştiren bir teknoloji firması ve hizmet verdiği lokasyonlarda, değer oluşturması ve farklı deneyimleri yaşatmasıyla akıllı şehirlerde mutlu şehir paydaşları’nın çoğalmasının/çoğalacak olmasının temellerini de atarak sürdürülebilirliğe de katkı koymakta. Bunun yanısıra başarmak için değerlerine sıkı sıkıya sahip çıkan, kurumsal kültürünün ana omurgasında; Liderlik (Leadership), Dürüstlük (Integrity), Esneklik (Flexibility) ve Verimlilik (Efficiency) olan bir firma AirCom Teknoloji.

Okumaya Devam Et

KÖŞE YAZARLARI

Toprak Ana

Ezelden beri, toprak insanlığı duyurandır. Göçebe de olsanız, yerleşik hayat da yaşasanız, bu kaide hiç değişmez. Toprak insanlığı doyurur.

Ülkemizde, toprağın çok daha değişik değeri vardır.

Toprak güçtür.

Toprak uğruna ne kavgalar edilmiş ne aileler paramparça olmuşlardır.

Bir avuç toprak için hiç çekinmeden hayatını veren şehidler ile dolu tarihimiz.

Toprak insanlığı doyurur ise elbette ki toprak değerlidir. Hemde çok değerlidir.

Peki gelelim, bugüne, günümüzün sorunlarına ve sorunların çözümüne.

Özellikle de gıda maddelerinin son aylardaki fahiş fiyat artışlarını, hükümetin hiçbir hamlesi, maalesef durduramadı.

Çünkü birileri, bu hamleleri, türlü oyunlar ile boşa çıkarttı ve zam üstüne zam yaparak, ülkeyi bezme noktasına getirdi.

İşte o birileri, bunları yaparken de kıs kıs gülerek, olup bitenleri seyrediyor, haksız kazanç üstüne, haksız kazanç sağlamaya devam ediyor.

Bu bağlamda, hal yasasının çıkması neden bu kadar uzadı, bilemiyorum.

Ancak hal yasası da emin olun o birileri tarafından, bir yolu bulunur, delinir.

Çünkü yasa delmekte, kural, kanun tanımamakta, maalesef üstümüze yok.

Bu da acı bir Türkiye gerçeği.

Peki ne olmalı ne yapılmalı?

Çok geniş bir toprak reformu yapılmalı ve endüstriyel ziraate geçilmeli, hem de mümkün olduğunca hızlı!

Ne toprak reformu diye soracak olursanız, izah etmeye gayret edeyim.

Son birkaç haftadır, ülkenin çeşitli yörelerindeki pek çok ziraatçiler ile görüştüm.

Ve aynı zamanda toprak sahibi olup, ekip biçmeyen/biçemeyen ile de.

En büyük sorun olarak ortaya çıkan ne enerji fiyatları ne yakıt fiyatları.

En büyük sorun, özellikle de kursak kesimde, köy/kasaba/nahiyeler içinde ve civarında olan arazilerin dağınıklığı, araziler üzerinde kısmen senelerdir, hatta on senelerdir süren hukuk davaları, toprak sahiplerinin ülke dışında olmaları, araziler üzerinde çok çeşitli sorunların olması olarak kendini kristalize etti maalesef.

Miras bırakan, eskiden bir bütün olarak duran arazileri bölüp paylaştırması.

Alakasız insanların gelip, yatırım amaçlı araziler alması, varislerin bir/birkaç dönüm üzerinde hak iddia etmesi ve bunların mahkemelere taşınması, burada da duruşmalara gelmeyen/gelemeyen kişilerden ötürü, ya da çok sivri avukatların daha da sivri hukuk oyunları yüzünden, prosedür yüzünden, hâkim değişimi ve çeşitli hukuk tahammülleri yüzünden, davaların uzadıkça uzaması yüzünden, milyonlarca dönüm zirai arazi ekilmiyor, işlenmiyor, âtıl vaziyette durup duruyor.

Bu milli bir servetin kullanılmaması demek.

Ekilmemiş her metrekare toprağın, milli ekonomiye verdiği zarar demek.

Evet, tabii son yirmi/otuz yıldır, ziraat yerine kentleşmeye, daha da kentleşmeye gidildiği de bir gerçektir.

Özellikle de turizm bölgelerinde, çeşitli ziraat faaliyetlerinde kullanılan toprakların, bugün otellere, tatil sitelerine dönüştüğü de bir gerçektir.

Ancak, büyük şehirlerin etrafında yaşanan kentleşmenin, o büyük şehirlere göç veren yörelerde de büyük boşluklara neden olduğu da bir gerçektir.

Yani farzı misal, Afyon’da toprağını ekip biçecek insanlar, topraklarını üç otuza satarak, İstanbul’da işçi olarak çalışmakta.

Hem ziraati hem de ziraatçiyi kaybetmişiz yıllardır.

Bugün ise toprak mahsülleri ile kendi kendimize yetmeyi başaramaz isek, acı gerçek şu ki, ithal edecek gıda maddelerini bulamayacağız.

Çünkü kimse satmayacak.

Buyurun Hindistan Ayçiçeği yağının ihracatını yasakladı bile.

Radikal bir karar mı?

Hiç değil.

Hindistan’ın nüfus sayısı ortada.

Ve evet, bu gibi uygulamaları bizim de yapmamız gerekiyor gibi gözüküyor.

Fakat devletin ilk önce bu ekilmeyen araziler hakkında köklü girişimler yapması şart.

İlk adım olarak da toprağını ekmeyen çiftçiye belli bir meblağ ödeyip, ekecek olanları o arazileri tesis etmesi ile başlanabilir.

Böylelikle, alan memnun/satan memnun durumu ortaya çıkar.

Sübvansiyon böyle yapılırsa, çözüm köklü olur.

İkinci ve çok önemli bir adım, birilerinin, şirketlerin, simsarların, komisyoncuların, bir yörenin tüm ektiklerini, daha ekinden üç/otuza kapatıp, sonra da piyasaya tekelden ve istediği fiyattan sürmesinin önüne geçmektir.

Şimdi bazıları diyecek ki, serbest piyasa, serbest ekonomi.

Ben de diyorum ki, bunlar “normal zaman ve şartlarda” geçerli.

Ancak içinde bulunduğumuz zaman dilimi olağanüstü bir durum, şartlar ise gün geçtikçe anormal haller alıyor.

En önemlisi ise bu durum/lar, önümüzdeki zaman zarfında, kısa/orta/uzun vadede daha da çetinleşecek, daha da anormal hallere girecek.

Bu tüm dünya için geçerli maalesef.

Bu olağanüstü durumlardan en az zarar ile, belki de kar ile çıkmak istiyor isek, çok daha akılcıl, çözüm odaklı, hızlı tedbirler almalıyız, siyasetler güdmeliyiz.

Dış siyasette, diplomatik arenalarda izlediğimiz başarılı siyasetin, iç siyasette, kamuoyu nezdinde pek bir değeri yok maalesef.

Bu da bir gerçek.

Ve çok yakın geçmiş bize, KDV’den feragat etmenin, denetimlerin de facto hiçbir işe yaramadığını gösterdi.

Sorunu kökünden çözmez isek, bataklığı kurutmaz isek, ilaçlama hiçbir işe yaramıyor.

Evet, turizm ülkemizin çok önemli bir gelir kaynağı.

Ancak zirai bakımdan, kendi iç piyasamıza %100 yetmez isek, sıkıntılar daha da büyüyecektir.

Hele de kendimize yetmeden, ihracat yapar isek, felaket bağıra bağıra gelecektir.

Şu an bağırıyor zaten.

Toprak sorunlarını, behemehal çözmeliyiz.

Endüstriyel tarıma derhal geçmeliyiz.

Bu bağlamda elbette, büyük ve küçükbaş hayvancılığı da olağanüstü sübvansiyonlar ile desteklemeliyiz.

Yüzde yedi KDV’den feragat etmekten ise o meblağları bu tür desteklere harcamak, zannımca, kısa/orta ve uzun vadede daha karlı olacaktır.

Kimse kendini kandırmasın.

Önümüzdeki en az beş sene çok çetin geçecek.

Bu da en iyimser tahmin.

Onun için, hep beraber toprak anayı, olduğu değere geri kavuşturalım.

Toprak insanlığı doyurur!

Okumaya Devam Et