Bizi takip edin

KÖŞE YAZARLARI

Sudan’da Yaşananlar ve Enerjipolitik Düşündürdükleri

Giriş

Kızıldeniz’e kıyısı olan bir Sahel ülkesi Sudan’da önce Eylül 2021’de darbe girişimi olmuş ve 25 Kasım 2021’de de askeri müdahale yaşanmıştır. Gerçekte, Sudan’da bu ilk darbe de değildir. Bu açıdan enerji-politik olarak önemi olan Sudan’ı incelemek yerinde olacaktır. 

Sudan Afrika’nın doğusunda önemli bir ülke olup, “Siyahlar Ülkesi” anlamına gelen “Biladu’s-Sudan” ifadesi, bugün Sudan olarak bilinen ülkeden çok daha büyük bir bölgeyi betimlemektedir. Bir başka deyişle “Biladu’s-Sudan” Kızıldeniz kıyılarından başlayarak Batı Afrika’ya kadar uzanan geniş bir alanı (Sahel bölgesini)nitelemektedir. Günümüzde, Sudan olarak vasıflandırılan ülke ise; Biladu’s-Sudan’ın doğu bölgesini tanımlamaktadır. Bununla beraber Sudan, Afrika’nın en büyük ülkelerinden biridir.

Sudan, yer altı zenginlikleri, su kaynakları ve doğal yapısıyla her dönemde dikkatleri üzerine toplamış bir bölge olmuştur. Burada şunu da belirtmek gerekir ki; Nil Vadisi dışında önemli bir kısmı çöllerle kaplıdır. Dolayısıyla nüfusu, sahip olduğu topraklara göre düşüktür denebilir.

Dünyanın en uzun nehri olan Nil’in iki önemli kolu,ülke başkenti olan Hartum’da birleşmektedir. Nil’in iki kolu da önemli olup bunlardan biri Victoria gölünden doğan Beyaz Nil, diğeri ise Tana gölünden doğan Mavi Nil’dir (Şekil 1). Nil’in söz konusu iki kolu arasında geniş bir ova yer almakta ve Cezire olarak nitelenmektedir. Bu ova; pamuk, yerfıstığı ve tarım ürünlerinin yetiştirildiği önemli bir alandır.

Bölgenin tarihi geçmişi kadim Mısır medeniyetinin zengin Yukarı Mısır bölgesi olan ve her zaman ayrı önemi olmuş olan Nubye ile ilişkilendirilmektedir. M.S. 7. Yüzyılda Sudan’a, gelen araplarla birlikte ticaret canlanmış ve İslamiyet de yayılmıştır. Mısır’ın 1517’de Osmalılar tarafından fethedilmesi ile de Sudan bölgesinde Osmanlıların etkinliği söz konusu olmuştur. Bu bağlamda, Kızıldeniz kıyısında stratejik bir ada olan Sevakin (veya Suakin) Adası da bu dönemden itibaren Osmanlıların önem verdiği ve bu bölgede görevlendirilen paşaların ikamet ettiği özel bir mahal olmuştur.

Daha sonraları, kabile yaşamının etkin olduğu Sudan bölgesinde devlet yapılanması da görülmüştür. Osmanlı’nın Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa 1821’de Nil havzasını (Eski Mısır’daki gibi) tek bayrak altına almıştır. Takibenİngiliz etkinliği söz konusu olunca, karşı bir hareket olarak “Ensar hareketi” 1881’de görülmüş, ancak 1899’da İngilizlerin Sudan’a girmesinden sonra bu hareket dağıtılmıştır. Lozan antlaşmasıyla da 1923’te Sudan’ın resmen Osmanlı ve Türklerle ilişkisi kesilmiştir. 

Bununla beraber, bölgede1920’li yıllardan itibaren çok sayıda isyanlar görülmüş 1956’da ise ülke bağımsızlığını kazanmıştır. Ancak, bu tarihten sonra da ülkede darbeler yaşanmış ve Sudan’ın güney bölgesinde karşı hareketler de hep görülmüştür.

2003 yılında olaylar tırmanış göstermiş 2007’de kanlı çatışmalar yaşanmıştır.  Yapılan referandumla Ocak 2011’de Hıristiyan-Animist grupların etkin olduğu Güney Sudan, ekseriyeti Müslüman-Arap olan Kuzey Sudan’dan ayrılma kararı alınmış ve Temmuz 2011 tarihi itibariyle bölünme gerçekleşmiştir. Böylelikle, Sudan Müslümanların çoğunlukta olduğu “Sudan” ve Hristiyanların çoğunlukta olduğu “Güney Sudan” olmak üzere ikiye bölünmüş bulunmaktadır (Şekil 1).

Bu karar Mısır tarafından kabul görmemiş,ancak Mart 2011’de Mısır’da yönetim değişmesi olunca Mısır konuya müdahil olamamıştır. Bu tarihten sonra da (Kuzey) Sudan’da arka arkaya darbeler yaşanmıştır. Son olarak da Eylül 2021’de yeni bir darbe daha yaşanmış, ancak ülkede protesto hareketleri süre gitmektedir.

Ekonomik ve Enerji Politik Değerlendirme

Sudan’da ekonomi tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Bununla beraber yer altı zenginlikleri önemlidir, ancak değerlendirme sorunu yaşanmaktadır denebilir. Söz konusu yeraltı zenginlikleri arasında; Kromit, mermer,manganez, alçı taşı, tuz ve mika ile beraber zengin olarak nitelenebilecek petrol, bakır, çinko, altın, gümüş, demir, tungsten ve uranyum madenleri bulunmaktadır. Petrol halen en stratejik yeraltı kaynağı durumundadır.

Öte yandan ülkede kişi başı Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH), 2000 USD mertebesindedir ve dolayısı ile yoksul ülkeler arasında yer almaktadır. Bu bağlamda, birçok gereksinimini ithal etmektedir. Buna karşın altın, petrol, canlı hayvan, et, deri, şeker, pamuk, susam ve yer fıstığı ihraç etmektedir.

İhracatı, ithalatının üçte biri kadardır. Çin, ülkedeki en önde gelen yatırımcı durumundadır. 1997’den itibaren de ABD, ülkeye ekonomik ve ticari yaptırımlar yapmış olmakla beraber Ekim 2017’de bu uygulamaların kaldırılması kararı alınmıştır. 

Petrol,21. Yüzyılda ülke ekonomisinde öne çıkmış bulunmaktadır. Bölünmeden sonra petrolün yaklaşık 3/4’ü Güney Sudan’da kalmış olmakla beraber rafineriler Sudan’da bulunmaktadır. Ayrıca, Güney Sudan’ın denize kıyısı olmadığından petrolün limana ulaştırılması Sudan’daki Port Sudan limanı üzerinden olmaktadır. Dolayısı ile boru hatlarının önemli bölümü Sudan’da bulunmaktadır (Şekil 2). Bununla beraber, Güney Sudan petrolünü denize taşınmasına ilişkin olarak Kenya üzerinden bir boru hattının döşenmesi konusunda bir projeyi de geliştirmiş bulunmaktadır

Sudan’da petrol çıkarımında,Çin, Malezya ve Hindistan gibi ülkeler yer almaktadır. Port Sudan limanına ulaşan petrol boru hattı da yine bu ülkelerin şirketleri tarafından inşa edilmiştir. Çinli şirketlerin petrol araştırmalarında etkin olduğu da görülmektedir. Burada şunu da ifade etmek gerekir ki; Sudan 1990’lı yılların başlarında petrol ithal eden bir ülke durumundayken 21. Yüzyılda petrol ihraç eden ülke haline gelmiş bulunmaktadır. Söz konusu petrol ihracatının da yıldan yıla arta gittiği gözlenmektedir. Sudan’ın en çok petrol ihracatı yaptığı bir ülkeler(yatırımlarda önemli paya sahip olan)ülkeler olmaktadır.

Sudan’ın yenilenebilir enerji konusunda da önemli sayılabilecek hamleleri bulunmaktadır. Bunlardan önemlisi hidrolik santrallardır. Nil ve kolları üzerinde çok sayıda baraj ve hidrolik santral kurulması planlanmaktadır. Mısır bu projelere, kendisinin Nil’i kullanımını olumsuz etkileyebileceğini gerekçe göstererek karşı çıkmakta olsa da söz konusu baraj projeleri hayata geçme yolundadır. Öte yandan baraj inşaatlarında binlerle ifade edilen Çinlinin çalıştığı da belirtilmektedir. Çinli firmalar, çalışanlarının ihtiyaçlarını da yine Çin’den karşılamayı tercih etmektedirler. Hidrolik santral çalışmalarından ayrı olarak özellikle Kuzey Sudan’ın rüzgâr ve güneş santralı projelerini de hayata geçirmek istediği gözlenmektedir.

Öte yandan, Sudan önemli bir su yolu olan Kızıldeniz’in orta bölgesinde yer almakta olup, enerji yollarını kontrol edebilme yetisine sahip bir konumda bulunmaktadır. Geçmişte ticareti kontrol etmesi bağlamında önem taşırken, günümüzde ekonominin yanında enerji politik bağlamda da stratejik bir ehemmiyete sahiptir. Zira, Kızıldeniz’in Güneyinde yer alan Bab-ülMendep Boğazı’ndan ve Kuzeyinde yer alan Süveyş Kanalı üzerinden hiç te küçümsenmeyecek miktarlarda petrol taşınmaktadır (Şekil 3).

19. Yüzyılda Süveyş kanalının açılması Kızıldeniz’i ve dolayısıyla Sudan’ı, dünya su yolları içinde önemini katmerli kılmış ve bu vasfı 20. Yüzyılda enerji yollarının giderek öne çıkması ve yadsınamaz miktarda petrol ticaretinin güzergahı olması nedeniyle dikkatleri daha çok üzerine çeken konuma sahip olmuştur. Bu arada hızla artan ticaret hacmi Süveyş kanalını özellikle 21. Yüzyılda riskli dar su geçiş yolu haline getirmiştir. Nitekim Mart 2021’de Süveyş kanalında karaya oturarak kanalı iki hafta kadar tıkayan konteyner gemisi ile somut olarak kendini göstermiştir denebilir. 

Bu durum Kızıldeniz su yolu için de risk oluşturur hale getirmiş olmakla beraber Süveyş kanalı katastrofik tankerlerin geçmesine daha uygun olması için bu tip tankerlerin geçebileceği 2. Süveyş Kanalı’nın açılmasının yerinde bir hamle olduğu betimlemiştir.

Bütün bunlara ilave olarak, İsrail’in Kızıldeniz’in kuzeyinde yer alan Akabe Körfezi’ndeki Elat’a enerji boru hatlarıyla Orta Doğu petrollerini taşımayı planlaması bölgeyle birlikte Sudan’ın konumunu daha da öne çıkarmaktadır. Bu bağlamda önümüzdeki yıllarda Kızıldeniz’in ticari ve enerji-politik açıdan kontrolü açısından Sudan’ın öneminin her zamankinden daha çok öne çıkacağı söylenebilir. 

Türkiye de bölgeye ilgi göstermekte olup Sudan’ın (o dönemdeki yönetimi ile) Port Sudan limanına yakın ve korunaklı bir konumuna sahip olan Sevakin adası (Şekil 1) için 2019 yılında, 99 yıllığına anlaşma imzalamıştır. Söz konusu ada, Kızıldeniz üzerinde son derece stratejik konuma sahip olmanın yanı sıra İslami Kutsal topraklar olan Mekke ile Suudi Arabistan’ın liman ve ticaret kenti Cidde’nin de hemen karşısında yer almaktadır. 

Sudan aynı zamanda, Kızıldeniz’deki ticari hareketleri Afrika içlerine taşıyabilecek pozisyona da sahiptir. Nitekim geçmişte Sudan ve Sevakin bölgesi için Afrika’nın giriş kapısı nitelemesi de kullanılmaktadır. 

Hal böyle olunca, Sudan ‘da arka arkaya siyasi çalkantılar ve darbeler yaşanmış ve yaşanmaktadır. Son olarak Kasım 2021’de Birleşmiş Milletler de konuya ilişkin insan hakları bağlamında karar almış bulunmaktadır.

Sonuç

Uzak Doğu’dan ve Körfez Bölgesinden Avrupa’ya ve tersine olarak da Avrupa ve hatta Amerika’dan Afrika’nın doğusuna ve de Asya’ya gerçekleşen ekonomik ve enerji politik ticaretin vazgeçilemez değerde olması Kızıldeniz’e yadsınamaz önem kazandırmaktadır. Fazla olarak“Bir Kuşak Bir Yol” (One Belt One Road) projesi olarak lanse edilen Modern İpek Yolu Projesinin deniz yolu alternatifinin Kızıldeniz’den geçiyor olması Kızıldeniz’in ve dolayısı ile Sudan’ın ehemmiyetini arttırmaktadır. Bu bağlamda dikkatler bölge üzerine çekilmiş durumdadır. Nitekim Kızıldeniz çevresindeki birçok ülkede, farklı ülkeler üsler elde etmiş veya etme çabasındadır. Ayrıca, enerji politik gelişmelerin de göz ardı edilemez boyutta olduğu söylenebilir. Bu bakımdan Sudan ayrı bir öneme sahip bulunmaktadır.

Öz olarak belirtilmek istenirse, Sudan’da yaşanan tüm siyasi çalkantılar, Kızıldeniz gibi ekonomik ve enerji-politik anlamda stratejik bir bölgede yer alan bu ülkenin durumu yeni dengeleri gündeme getirebilecek niteliktedir denebilir.

Yorum Bırak

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

GENEL

NATO Zirvesi’nde Türkiye baskın gelmiştir

Türkiye İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelik başvurusu ile ilgili nasıl bir tavır takınmıştı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuyla ilgili ortaya nasıl bir irade koymuştu?

Süreci az biraz takip edeler öyle tahmin ediyorum ki, gelinen noktanın ehemmiyetini kavrayacaktır.

NATO zirvesine katılan Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan NATO zirvesi için İspanya’ya hareketi öncesi havalimanında açıklama yapmış. ‘’İsveç ve Finlandiya, NATO’ya üye olacaklarsa, ittifakın 70 yıllık mensubu Türkiye’nin güvenlik endişelerini dikkate almak zorundadır’’ demişti.

Öncesinde de bu ülkelerin terör örgütlerine olan desteklerinden ötürü rahatsızlığını dile getiren Erdoğan, bu süreçte Türkiye’nin beklentilerini net bir şekilde ortaya koymuş ve istediğini almadan İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği müracaatına, veto hakkını kullanacaklarını ifade etmişti.

Peki ne oldu…

İspanya’nın başkenti Madrid’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö, İsveç Başbakanı Magdalena Andersson ve NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’le gerçekleştirilen dörtlü görüşmenin ardından memorandum imzalandı.

Üç ülkenin Dışişleri Bakanları’nın imza koyduğu memoranduma ilişkin açıklamada, “PKK ve uzantılarıyla mücadelede Türkiye’yle tam işbirliği, terörizmin tüm biçim ve tezahürleriyle mücadelede Türkiye’yle dayanışma sergilenmesi, PYD/YPG ve FETÖ’ye destek sağlamama taahhüdü, savunma sanayii alanında ambargo kısıtlamalara gidilmemesi, işbirliğinin artırılması, İsveç ve Finlandiya’nın terörizmle mücadele ve savunma sanayii konularındaki ulusal mevzuatlarını ve uygulamalarını tadil etme taahhüdü, terörizm ve örgütlü suçlarla mücadele alanında istihbarat paylaşımına ilişkin yapılandırılmış işbirliği mekanizması tesisi, terör suçlularının iadesi konusunda somut adımlar atılması ve ikili düzeyde ahdi düzenlemeler yapılması, PKK ve uzantılarının ve paravan örgütlerinin para toplama ve eleman devşirme faaliyetlerinin yasaklanması ve bunların soruşturulması, Türkiye’ye yönelik terör propagandasının engellenmesi, Finlandiya ve İsveç’in PESKO (AB Daimi Yapılandırılmış İşbirliği Süreci) dahil AB güvenlik mekanizmalarına en geniş şekilde katılımının desteklenmesi, bu adımların uygulanmasını denetlemek üzere Adalet, İstihbarat ve Güvenlik kurumlarının katılımıyla Daimi Ortak Mekanizma kurulması” konularında mutabakat sağlandı.

Aslında bu adım Türkiye adına olumlu sonuçlar doğuracak bir adım olduğu aleni ve açık ortadadır.

Türkiye’nin dik duruşu ve özellikle terörizme yönelik tavrı İsveç ve Finlandiya’ya diz çöktürmüştür.

Yapılan zirve Dünya gündeminin birinci sırasına otururken Türkiye’de muhalefet cephesindeki yansıması ise yine şaşırtmamış, muhalefet yine bildiği görme, duyma, hissetme taktiğini sergilemiştir.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener partisinin grup toplantısında, NATO-Türkiye-İsveç-Finlandiya arasında imzalanan mutabakatı eleştirerek, “İktidarın attığı bu imza ülkemizin çıkarlarıyla bağdaşmayan bir tavizdir. Üçlü mekanizma İsveç ve Finlandiya NATO üyesi olduktan sonra devreye girecek. Böyle durumlara Sayın Erdoğan ve arkadaşlarının imza attığı başka mutabakatlara da şahit olduk. Aldanmak ve aldatılmak sıradan alışkanlıkları olsa da bu Türk milleti için kabul edilebilir değildir” dedi.

Akşener bu mutabakatı neresinden okudu veya nasıl bu sonuca vardı onu bilemiyorum. Ama bildiğim bir şey var, oda bu sakat anlayış her geçen gün parametresini daha da genişletmekte ve muhaliflik algısını hasımlığa taşımaktadır.

Evet…

Hükümet elbet eleştirilsin, yanlışlar dillendirilsin. Ancak milli meseleler söz konusu oldu mu bir birliktelik fotoğrafı verilmesi de en doğru yol olacaktır.

Muhalefetin her şeye, her konuya, yanlış veya doğruya bakılmaksızın bir tutum sergilemesi doğru değildir.

İster kabul edilsin ister edilmesin Türkiye NATO zirvesinde baskın çıkmıştır.

Okumaya Devam Et

GENEL

Türk şirketleri mi yoksa devlet mi daha muteber?

La Casa De Papel,

İspanya yapımımı bir dizi,

İspanya Merkez Bankası’ndaki altınların çalınması anlatılır.

Son ve final bölümü Aralık-2021’de yayınlanmıştı.

Dizinin, final bölümündeki bahse konu ülke İspanya değil de sanki Türkiye…

Bakın, dizinin başrol oyuncusu-soyguncu Profesör nasıl bir ekonomi dersi veriyor.

Hatta Türkiye’deki ekonomi yöneticilerine, yalaka ve güzellemeci yorumculara ve iktidarın güzide ekonomistlerine ikazlar gönderiyor;

“Finansal piyasalar büyük bir kumarhane gibidir.

Her şey oynanabilir,

New York Borsasının yükselişine, buğdayın düşüşüne veya ülkenin çöküşüne; yasa dahilinde bahse girerek bir ton para kazanılabilir.”

Altınları çalarak, Merkez Bankası’nı tamtakır bırakan soygunun etkilerini söyledikten sonra, olacakları şöyle anlatıyor;

“Yatırımcılar paniğe kapılıp İspanyol borç ve hisse senetlerini satacak,

Ve bu da, borsaları çökertecek.

Ama daha önemlisi, ülkenin “risk pirimi (CDS) 800 puan”ın üstüne fırlayacak.”

Kendinden emin şekilde arkadaşlarının yüzüne bakan Profesör, “Bu ne demek?” diye sorunca;

Hikayenin nereye gittiğini fark eden ekipten birisi muzipçe gülümseyerek,

“İspanya, piyasalardan para bulamayacak,

Ödeme aczine düşüp iflas edecek” diyor.

“Aynen öyle” diyerek tasdikleyen Profesör, önünde dizili domino taşlarının ilkine dokunup, peş peşe yıkılışını gösterdikten sonra devam ediyor;

“Ve bu domino etkisi hükümetin üstüne inanılmaz bir baskı yükleyecek…”

Ama bir noktaya dikkat edin,

Adamın bu kadar faciaya sebep verecek dediği risk primi kaç?

800,

Türkiye’ninki kaç?

900 ve maalesef azim ve istikrarla ilerliyor!

1000’lere ulaşması ve hatta 1100’lere erişmesi ne demektir?

Basit, sade ve kahvehane diliyle,

Kişi veya bir Şirket üzerinden ve özelinden ifade edersek;

“Ya bu adam veya bu şirket bitik,

Batakta,

Bırak borç vermeyi; peşin paranla, mal bile alamazsın,

En iyisi mi, o kişi veya firmadan uzak dur” demektir!

Çıldırmamak elde değil,

Ülkemizdeki kimi şirketlerinin bile, kredibilitesi devletten yüksek.

BOTAŞ dış kredi alıyor,

Dış krediye ihtiyaç duyulması ve nedenleri, zaten apayrı bir fecaat de…

Neyse,

Kredi veren Alman Bankası Türk Hazinesi’nin garantör olmasını şart koşuyor.

Allah’ım, Ya Rabbim,

Gel de çıldırma, duy da inanma…

Sen, ne hallere düştün “Ey” Sevgili Türkiye!

Günün Sözü ve iktidarın 20 yılının Maliye Bakanı’nın dilinden özeti,

“2002 yılında sadece 1 milyon haneye sosyal yardım hizmeti verilirken 2021 yılında 4,3 milyon ailemize ulaşılmıştır.”

Sosyal yardım kime verilir?

Alım gücü olmayan veya zayıf olan, iktidarın tabiriyle “fakir-fukara, garip-gureba” olanlara yapılır.

20 yılda, 1 milyondan 4,3 milyona çıkmışsa;

Bunun anlamı nedir ve bu neyin ikrarıdır?..

“2002’de şahtık, 2022’de Şah/landık ve şahbaz olduk” demektir!

Okumaya Devam Et

GENEL

Akıllı şehir yolculuğu 24

Akıllı şehirlerde afet ve acil durum yönetimi

Alacağımız tedbirlerle doğa ve insan/teknolojik kaynaklı tüm afetlerden insanımızı ve şehirlerimizi koruyalım… Akıllı şehir yolculuğu’nun 24.yazısında Akıllı Şehir yapılanmalarında olması gereken önemli bir konuyu alacağımız tedbirlerle doğa ve insan kaynaklı tüm afetlerden insanımızı ve şehirlerimizi koruyabilmek için gerekli olan “Akıllı Şehirlerde Afet ve Acil Durum Yönetimi”ni yazdık:

Akıllı Şehir Nedir?

Şehirlerin küresel olarak birbirine bağlı bir ekonomide rekabet etme ve kent sakinlerinin refahını sürdürülebilir bir şekilde sağlayabilme ihtiyacı ülkeleri ve şehirleri yeni teknoloji ve yenilikçi yaklaşımları değerlendirmeye yönlendirmektedir. Bu motivasyon, söz konusu teknoloji ve yaklaşımların getirdiği karmaşıklık ve değişim hızı, geleneksel silo çözümleri geliştiren ekosistem paydaşlarını zorlamakta, şehir çözümlerinin bütüncül ve sistematik olarak ele alınması ihtiyacını ortaya çıkarmaktadır. Bu ihtiyacın karşılanmasında, paydaşlar arası iş birliği ile geliştirilen birlikte çalışabilir sistemlerin veri ve uzmanlığa dayalı olarak gelecek öngörüleriyle beklenti ve problemleri karşıladığını güvence altına alan Akıllı Şehir yaklaşımı çözüm olmaktadır.

Daha açık bir ifade ile Akıllı Şehir ile amaçlanan:

• Şehrin mevcut ve gelecek beklenti ve problemlerini şehrin tüm mekânlarında ve sistemlerinde tetikleyici güç hâline getirmek,

• Fiziksel, sosyal ve dijital planlamayı birlikte ele alabilmek,

• Ortaya çıkan zorlukları sistematik, çevik ve sürdürülebilir bir şekilde öngörmek, tanımlamak ve karşılamak,

• Şehir içindeki organizasyonel yapılar arası etkileşimi sağlayarak bütünleşik hizmet sunumu ve yenilik üretme potansiyelini ortaya çıkarmaktır.

Akıllı Şehir, şehirlerin geleceği için statik bir yaklaşım tarif etmemektedir. Daha ziyade, teknoloji ve verinin yenilikçi kullanımının, organizasyonel değişim ile birlikte ele alan, gelecekteki şehirler için daha etkin, etkili ve sürdürülebilir yollarla farklı dinamik şehir vizyonlarının sunulmasına yardımcı olabilecek yönlendirici hususları ele almaktadır.

Bir başka deyişle şehirlerin geleneksel olarak kullandıkları yönetişimi dönüştürmek hedeflenmektedir. Bir şehrin geleneksel yönetişim modeli, genellikle kullanıcı ihtiyaçları etrafında inşa edilmeyen, birlikte işlemeyen dikey silolar olarak çalışan işlevsel yönelimli hizmet sağlayıcılarına dayanmaktadır. Akıllı Şehirlerin, bu dikey silolar arasında yenilik ve işbirliğini teşvik eden yeni işletim modelleri geliştirmeleri ihtiyacı bulunmaktadır. Bu durumda kent sakini ve iş dünyasının, kendi ihtiyaçlarını karşılayan kesintisiz ve bağlantılı bir hizmet almak yerine her bir silo ile ayrı ayrı iletişime geçmek zorunluluğu bulunmaktadır. Bununla birlikte veri ve uzmanlık, bu silolar içinde kalmış olup bu durum şehir genelinde işbirliği ve yenilik potansiyelini ve veri ve uzmanlığın şehrin değişim hızını artırma potansiyelini kullanmasını sınırlamaktadır. Akıllı Şehir bu potansiyeli değerlendiren son zamanlarda ülkemizde ve dünyada önem kazanan bir yaklaşım olarak ön plana çıkmaktadır. Daha iyi yaşam alanları oluşturmak ve hayata değer katan şehirler inşa etmek amacıyla Akıllı Şehir alanındaki çalışmalar ivme kazanmıştır.

AFET YÖNETİMİ

Etkili bir planlama, geçmiş bilgilerin analizini, mevcut durum içinde karar vermeyi ve geleceğe dönük değerlendirmeyi içermelidir.

Yönetim kavramı genel olarak, “Belirli amaç veya amaçları gerçekleştirmek için işbirliği içinde yürütülen bir grup faaliyeti” şeklinde tanımlanmaktadır. Yönetim, amaçları etkili ve verimli bir biçimde gerçekleştirmek için planlama, örgütleme, yürütme, koordinasyon ve kontrol fonksiyonlarına ilişkin faaliyetler olarak değerlendirilebilir.

Olayı değil süreci ifade eden yönetimde, önceden tespit edilen amaçlara ulaşabilmek için, eldeki kaynaklar verimliliği sağlayacak şekilde organize edilirler.

Organizasyon kavramı ise, yönetenler ve yönetilenler arasında basamaksal ve resmi bir yapının kurulması, işlerin ve bunları yapacak kişilerin ve aralarındaki ilişkilerin açıkça belirlenmesini ifade etmektedir.

Organizasyon, yönetim tarafından belirlenen amaçlara en etkin ve verimli biçimde nasıl ulaşılacağını gösteren bir sistemdir.

Gerek yazımız içerisinde bahsettiğimiz gerekse desteklenme kararı olan çalışmalar göstermektedir ki,

Biz bu konularda oldukça iyiyiz. Yapılan/Yapılacaklar sadece Ülke bazında değil, Dünya için de yararlı olacaktır. Pazardan pay almaya artarak devam edecektir.

Hepimizin hem fikir olduğu konu, yüz yılda bir yaşanılan bu durumun benzerinin bir yüz yıl daha geçmeden yaşanabileceği gerçeğidir.

Okumaya Devam Et