Bizi takip edin

KÖŞE YAZARLARI

Sudan’da Yaşananlar ve Enerjipolitik Düşündürdükleri

Yayın Tarihi:

on

Giriş

Kızıldeniz’e kıyısı olan bir Sahel ülkesi Sudan’da önce Eylül 2021’de darbe girişimi olmuş ve 25 Kasım 2021’de de askeri müdahale yaşanmıştır. Gerçekte, Sudan’da bu ilk darbe de değildir. Bu açıdan enerji-politik olarak önemi olan Sudan’ı incelemek yerinde olacaktır. 

Sudan Afrika’nın doğusunda önemli bir ülke olup, “Siyahlar Ülkesi” anlamına gelen “Biladu’s-Sudan” ifadesi, bugün Sudan olarak bilinen ülkeden çok daha büyük bir bölgeyi betimlemektedir. Bir başka deyişle “Biladu’s-Sudan” Kızıldeniz kıyılarından başlayarak Batı Afrika’ya kadar uzanan geniş bir alanı (Sahel bölgesini)nitelemektedir. Günümüzde, Sudan olarak vasıflandırılan ülke ise; Biladu’s-Sudan’ın doğu bölgesini tanımlamaktadır. Bununla beraber Sudan, Afrika’nın en büyük ülkelerinden biridir.

Sudan, yer altı zenginlikleri, su kaynakları ve doğal yapısıyla her dönemde dikkatleri üzerine toplamış bir bölge olmuştur. Burada şunu da belirtmek gerekir ki; Nil Vadisi dışında önemli bir kısmı çöllerle kaplıdır. Dolayısıyla nüfusu, sahip olduğu topraklara göre düşüktür denebilir.

Dünyanın en uzun nehri olan Nil’in iki önemli kolu,ülke başkenti olan Hartum’da birleşmektedir. Nil’in iki kolu da önemli olup bunlardan biri Victoria gölünden doğan Beyaz Nil, diğeri ise Tana gölünden doğan Mavi Nil’dir (Şekil 1). Nil’in söz konusu iki kolu arasında geniş bir ova yer almakta ve Cezire olarak nitelenmektedir. Bu ova; pamuk, yerfıstığı ve tarım ürünlerinin yetiştirildiği önemli bir alandır.

Bölgenin tarihi geçmişi kadim Mısır medeniyetinin zengin Yukarı Mısır bölgesi olan ve her zaman ayrı önemi olmuş olan Nubye ile ilişkilendirilmektedir. M.S. 7. Yüzyılda Sudan’a, gelen araplarla birlikte ticaret canlanmış ve İslamiyet de yayılmıştır. Mısır’ın 1517’de Osmalılar tarafından fethedilmesi ile de Sudan bölgesinde Osmanlıların etkinliği söz konusu olmuştur. Bu bağlamda, Kızıldeniz kıyısında stratejik bir ada olan Sevakin (veya Suakin) Adası da bu dönemden itibaren Osmanlıların önem verdiği ve bu bölgede görevlendirilen paşaların ikamet ettiği özel bir mahal olmuştur.

Daha sonraları, kabile yaşamının etkin olduğu Sudan bölgesinde devlet yapılanması da görülmüştür. Osmanlı’nın Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa 1821’de Nil havzasını (Eski Mısır’daki gibi) tek bayrak altına almıştır. Takibenİngiliz etkinliği söz konusu olunca, karşı bir hareket olarak “Ensar hareketi” 1881’de görülmüş, ancak 1899’da İngilizlerin Sudan’a girmesinden sonra bu hareket dağıtılmıştır. Lozan antlaşmasıyla da 1923’te Sudan’ın resmen Osmanlı ve Türklerle ilişkisi kesilmiştir. 

Bununla beraber, bölgede1920’li yıllardan itibaren çok sayıda isyanlar görülmüş 1956’da ise ülke bağımsızlığını kazanmıştır. Ancak, bu tarihten sonra da ülkede darbeler yaşanmış ve Sudan’ın güney bölgesinde karşı hareketler de hep görülmüştür.

2003 yılında olaylar tırmanış göstermiş 2007’de kanlı çatışmalar yaşanmıştır.  Yapılan referandumla Ocak 2011’de Hıristiyan-Animist grupların etkin olduğu Güney Sudan, ekseriyeti Müslüman-Arap olan Kuzey Sudan’dan ayrılma kararı alınmış ve Temmuz 2011 tarihi itibariyle bölünme gerçekleşmiştir. Böylelikle, Sudan Müslümanların çoğunlukta olduğu “Sudan” ve Hristiyanların çoğunlukta olduğu “Güney Sudan” olmak üzere ikiye bölünmüş bulunmaktadır (Şekil 1).

Bu karar Mısır tarafından kabul görmemiş,ancak Mart 2011’de Mısır’da yönetim değişmesi olunca Mısır konuya müdahil olamamıştır. Bu tarihten sonra da (Kuzey) Sudan’da arka arkaya darbeler yaşanmıştır. Son olarak da Eylül 2021’de yeni bir darbe daha yaşanmış, ancak ülkede protesto hareketleri süre gitmektedir.

Ekonomik ve Enerji Politik Değerlendirme

Sudan’da ekonomi tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Bununla beraber yer altı zenginlikleri önemlidir, ancak değerlendirme sorunu yaşanmaktadır denebilir. Söz konusu yeraltı zenginlikleri arasında; Kromit, mermer,manganez, alçı taşı, tuz ve mika ile beraber zengin olarak nitelenebilecek petrol, bakır, çinko, altın, gümüş, demir, tungsten ve uranyum madenleri bulunmaktadır. Petrol halen en stratejik yeraltı kaynağı durumundadır.

Öte yandan ülkede kişi başı Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH), 2000 USD mertebesindedir ve dolayısı ile yoksul ülkeler arasında yer almaktadır. Bu bağlamda, birçok gereksinimini ithal etmektedir. Buna karşın altın, petrol, canlı hayvan, et, deri, şeker, pamuk, susam ve yer fıstığı ihraç etmektedir.

İhracatı, ithalatının üçte biri kadardır. Çin, ülkedeki en önde gelen yatırımcı durumundadır. 1997’den itibaren de ABD, ülkeye ekonomik ve ticari yaptırımlar yapmış olmakla beraber Ekim 2017’de bu uygulamaların kaldırılması kararı alınmıştır. 

Petrol,21. Yüzyılda ülke ekonomisinde öne çıkmış bulunmaktadır. Bölünmeden sonra petrolün yaklaşık 3/4’ü Güney Sudan’da kalmış olmakla beraber rafineriler Sudan’da bulunmaktadır. Ayrıca, Güney Sudan’ın denize kıyısı olmadığından petrolün limana ulaştırılması Sudan’daki Port Sudan limanı üzerinden olmaktadır. Dolayısı ile boru hatlarının önemli bölümü Sudan’da bulunmaktadır (Şekil 2). Bununla beraber, Güney Sudan petrolünü denize taşınmasına ilişkin olarak Kenya üzerinden bir boru hattının döşenmesi konusunda bir projeyi de geliştirmiş bulunmaktadır

Sudan’da petrol çıkarımında,Çin, Malezya ve Hindistan gibi ülkeler yer almaktadır. Port Sudan limanına ulaşan petrol boru hattı da yine bu ülkelerin şirketleri tarafından inşa edilmiştir. Çinli şirketlerin petrol araştırmalarında etkin olduğu da görülmektedir. Burada şunu da ifade etmek gerekir ki; Sudan 1990’lı yılların başlarında petrol ithal eden bir ülke durumundayken 21. Yüzyılda petrol ihraç eden ülke haline gelmiş bulunmaktadır. Söz konusu petrol ihracatının da yıldan yıla arta gittiği gözlenmektedir. Sudan’ın en çok petrol ihracatı yaptığı bir ülkeler(yatırımlarda önemli paya sahip olan)ülkeler olmaktadır.

Sudan’ın yenilenebilir enerji konusunda da önemli sayılabilecek hamleleri bulunmaktadır. Bunlardan önemlisi hidrolik santrallardır. Nil ve kolları üzerinde çok sayıda baraj ve hidrolik santral kurulması planlanmaktadır. Mısır bu projelere, kendisinin Nil’i kullanımını olumsuz etkileyebileceğini gerekçe göstererek karşı çıkmakta olsa da söz konusu baraj projeleri hayata geçme yolundadır. Öte yandan baraj inşaatlarında binlerle ifade edilen Çinlinin çalıştığı da belirtilmektedir. Çinli firmalar, çalışanlarının ihtiyaçlarını da yine Çin’den karşılamayı tercih etmektedirler. Hidrolik santral çalışmalarından ayrı olarak özellikle Kuzey Sudan’ın rüzgâr ve güneş santralı projelerini de hayata geçirmek istediği gözlenmektedir.

Öte yandan, Sudan önemli bir su yolu olan Kızıldeniz’in orta bölgesinde yer almakta olup, enerji yollarını kontrol edebilme yetisine sahip bir konumda bulunmaktadır. Geçmişte ticareti kontrol etmesi bağlamında önem taşırken, günümüzde ekonominin yanında enerji politik bağlamda da stratejik bir ehemmiyete sahiptir. Zira, Kızıldeniz’in Güneyinde yer alan Bab-ülMendep Boğazı’ndan ve Kuzeyinde yer alan Süveyş Kanalı üzerinden hiç te küçümsenmeyecek miktarlarda petrol taşınmaktadır (Şekil 3).

19. Yüzyılda Süveyş kanalının açılması Kızıldeniz’i ve dolayısıyla Sudan’ı, dünya su yolları içinde önemini katmerli kılmış ve bu vasfı 20. Yüzyılda enerji yollarının giderek öne çıkması ve yadsınamaz miktarda petrol ticaretinin güzergahı olması nedeniyle dikkatleri daha çok üzerine çeken konuma sahip olmuştur. Bu arada hızla artan ticaret hacmi Süveyş kanalını özellikle 21. Yüzyılda riskli dar su geçiş yolu haline getirmiştir. Nitekim Mart 2021’de Süveyş kanalında karaya oturarak kanalı iki hafta kadar tıkayan konteyner gemisi ile somut olarak kendini göstermiştir denebilir. 

Bu durum Kızıldeniz su yolu için de risk oluşturur hale getirmiş olmakla beraber Süveyş kanalı katastrofik tankerlerin geçmesine daha uygun olması için bu tip tankerlerin geçebileceği 2. Süveyş Kanalı’nın açılmasının yerinde bir hamle olduğu betimlemiştir.

Bütün bunlara ilave olarak, İsrail’in Kızıldeniz’in kuzeyinde yer alan Akabe Körfezi’ndeki Elat’a enerji boru hatlarıyla Orta Doğu petrollerini taşımayı planlaması bölgeyle birlikte Sudan’ın konumunu daha da öne çıkarmaktadır. Bu bağlamda önümüzdeki yıllarda Kızıldeniz’in ticari ve enerji-politik açıdan kontrolü açısından Sudan’ın öneminin her zamankinden daha çok öne çıkacağı söylenebilir. 

Türkiye de bölgeye ilgi göstermekte olup Sudan’ın (o dönemdeki yönetimi ile) Port Sudan limanına yakın ve korunaklı bir konumuna sahip olan Sevakin adası (Şekil 1) için 2019 yılında, 99 yıllığına anlaşma imzalamıştır. Söz konusu ada, Kızıldeniz üzerinde son derece stratejik konuma sahip olmanın yanı sıra İslami Kutsal topraklar olan Mekke ile Suudi Arabistan’ın liman ve ticaret kenti Cidde’nin de hemen karşısında yer almaktadır. 

Sudan aynı zamanda, Kızıldeniz’deki ticari hareketleri Afrika içlerine taşıyabilecek pozisyona da sahiptir. Nitekim geçmişte Sudan ve Sevakin bölgesi için Afrika’nın giriş kapısı nitelemesi de kullanılmaktadır. 

Hal böyle olunca, Sudan ‘da arka arkaya siyasi çalkantılar ve darbeler yaşanmış ve yaşanmaktadır. Son olarak Kasım 2021’de Birleşmiş Milletler de konuya ilişkin insan hakları bağlamında karar almış bulunmaktadır.

Sonuç

Uzak Doğu’dan ve Körfez Bölgesinden Avrupa’ya ve tersine olarak da Avrupa ve hatta Amerika’dan Afrika’nın doğusuna ve de Asya’ya gerçekleşen ekonomik ve enerji politik ticaretin vazgeçilemez değerde olması Kızıldeniz’e yadsınamaz önem kazandırmaktadır. Fazla olarak“Bir Kuşak Bir Yol” (One Belt One Road) projesi olarak lanse edilen Modern İpek Yolu Projesinin deniz yolu alternatifinin Kızıldeniz’den geçiyor olması Kızıldeniz’in ve dolayısı ile Sudan’ın ehemmiyetini arttırmaktadır. Bu bağlamda dikkatler bölge üzerine çekilmiş durumdadır. Nitekim Kızıldeniz çevresindeki birçok ülkede, farklı ülkeler üsler elde etmiş veya etme çabasındadır. Ayrıca, enerji politik gelişmelerin de göz ardı edilemez boyutta olduğu söylenebilir. Bu bakımdan Sudan ayrı bir öneme sahip bulunmaktadır.

Öz olarak belirtilmek istenirse, Sudan’da yaşanan tüm siyasi çalkantılar, Kızıldeniz gibi ekonomik ve enerji-politik anlamda stratejik bir bölgede yer alan bu ülkenin durumu yeni dengeleri gündeme getirebilecek niteliktedir denebilir.

Yorum Bırak

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

KÖŞE YAZARLARI

Ukrayna Krizi’nin “Gıda Güvenliğine” Etkisi

Yayın Tarihi:

on

Enerji, Su ve Tahıl stratejik kaynaklar olarak tanımlanmaktadır. Ülkeler arasında eşit miktarda dağılmadıkları için bu kaynaklar üzerinde egemenlik mücadelesi devam etmektedir. Yakın dönemde yaşadığımız pandemi sürecinin etkisi ile özellikle gıda konusu milli güvenlik sorunu haline gelmiştir. İnsanlar için gıdanın iki temel bileşeni vardır. Bitkiler ve hayvanlar. Hayvanların yaşamları bitkilere bağlı olduğu için bitkiler insan beslenmesinin temelini oluşturur. Bitkiler de besin ve suya ihtiyaç duyar. Dünyada bitkisel üretimin en önemli kısmını ise hububatlar oluşturur. Hububat besin olarak üç temel elemente ihtiyaç duyar. Bunlar; azot, fosfor ve potasyumdur. Bitkisel üretimde gıda arzı güvenliğini sağlayabilmek için bitkisel üretimde verimi ve kaliteyi yakalamak gerekir. Verim ve kalitenin yolu ise bitkiler ihtiyaç duyduğu besinlerin dış müdahale ile bitkilere verilmesi ile olur. Diğer bir ifadeyle bitkisel üretimde verim için gübreye ihtiyaç duyulur. Fosfor, bitkilerin çimlenmesi ve üremesi için, azot bitkilerin gelişmesi ve büyümesi için, potasyum ise bitkilerin kalitesi için gereklidir. Gübre olmazsa ne olur? Diğer değişkenler sabitken Bitkisel üretimde verim en az yüzde 50/60 kadar düşebilir. Peki gübreler nelerden yapılır hammaddeleri nelerdir? Fosforlu gübreler fosfat kayacı hammaddesinden ve ağırlıklı hammadde de kuzey Afrika’dadır (özellikle Fas). Azotlu gübreler doğalgazdan ve ağırlıklı hammadde Rusya ile Kazakistan ve Özbekistan gibi Türk Cumhuriyetleri’nde. Potasyumlu gübreler ise potas tuzundan yapılır hammadde ise Avrupa’dadır. 

Bitki gelişiminin ve büyümesinin en önemli elementi azottur. Amonyak veya üre formundaki gübreler ile bitkinin azot ihtiyacı karşılanır. Temelde 3 çeşit azotlu gübre vardır. Üre, amonyum nitrat (AN) ve kalsiyum amonyum nitrat (CAN). Üre fiyatlarının dünyadaki hali ortadadır, son bir yılda dolar bazında yaklaşık 3.5 kat artmıştır. Sebebi amonyak ve doğalgaz fiyat artışlarıdır. Üre yaklaşık yüzde 46 oranında azot barındırmaktadır. Nitrata dönüşmesi gerekir. Bu sürede göz önüne alındığında diğer azotlu gübrelere göre ÜRE uygulamasının daha önce yapılması gerekmektedir. ÜRE toprağa atıldığı zaman, toprakta bulunan üre bakterileri tarafından parçalanarak form değiştirir ve yarayışlı hale geçer. Bu dönüşüm sırasında, üst gübresi olarak kullanılan ÜRE’nin toprak yüzeyinde kalması halinde kısa sürede %30’a varan gaz halinde azot kayıpları yaşanabilmektedir. Özellikle bu durum kireçli ve kumlu toraklarda daha yüksek gözlenmektedir. Ayrıca hava sıcaklığının yüksek olması da azot kaybını arttırmaktadır.

CAN gübresi bünyesinde %13 amonyum ve %13 nitrat azotu olmak üzere toplam %26 azot bulundurur. Nötr karakterli bir gübre olan CAN her türlü toprakta kullanılabilmekte olup, toprak pH’sini değiştirmez. Sarı veya gri renkte, pril veya granül yapıda olabilmektedir. CAN gübresi içerdiği nitrat azotu sayesinde bitkiye direkt etki ederken, amonyum azotu sayesinde de gelişim süresi boyunca ihtiyaç duyulan azot kontrollü bir şekilde temin edilmiş olunur. Fakat CAN kullanımında yağış miktarı yeterli olmalı veya sulama imkânı bulunmalıdır. Çünkü dolgu maddesi olarak kireç kullanılmakta olup, kireç suda yavaş ve uzun sürede çözünebilmektedir. Ayrıca zamanla toprağın da PH derecesini yükseltmektedir. Bu nedenle kurak bölgelerde Amonyum Nitrat kullanımı tercih edilmelidir.
Amonyum Nitrat gübresi bünyesinde %16,5 amonyum ve %16,5 nitrat azotu olmak üzere toplam %33 azot bulunduran bir gübre çeşididir. Bu özelliği ve toprakta hızlı çözünen bir gübre olması sebebiyle hem hızlı etki eder hem de etki süresi diğer azotlu gübrelere oranla daha uzun sürer.
AN uygulaması sonrasında toprakta herhangi bir pH değişimi gözlenmez. İçeriğindeki nitrat azotunun kolay yıkanması sebebiyle yağış miktarı yüksek olan bölgelerde kullanımı çok fazla tavsiye edilmez. AN gübresi kurak bölgeler içinde büyük önem arz etmektedir. Türkiye koşullarında özellikle İç Anadolu gibi yağış oranı az olan bölgelerde %26 CAN gübresi yerine kullanımı tercih edilmelidir, zira Amonyum Nitrat gübresi toprağın kendi nemi ile eriyebilmektedir. Türkiye’de hububat üretiminin önemli bir kısmının kurak bölgelerde yapıldığı dikkate alındığında AN gübresinin önemi daha da ortaya çıkmaktadır. Peki Türkiye’de bitkisel üretimde AN gübresi ne kadar kullanılmaktadır? Cevap : 0 kg. Yani Türkiye’de 2018 yılından beri AN kullanımı bitkisel üretimde yasaklanmıştır.  Yasaklamasının sebebi ise terör örgütlerinin eline geçmemesi ve neticede el yapımı bomba imalatında kullanılmasını önlemek içindir. Burada Türkiye güvenlik ve gıda arzındaki verim arasında secim yapmış ve haliyle güvenlik tercih edilerek AN’nın kullanımı tarımda yasaklanmıştır. Bunun neticesinde azotlu gübre olarak Türkiye’de Üre ve CAN kullanılmaktadır. Yukarıda Üre ve CAN gübresi kullanımının şartlarına ve sakıncalarına temel olarak değindik. Hububat üretimin önemli bir bölümünün kuru şartlarda yapıldığı dikkate alındığında AN gübresinin avantajları ortaya çıkmaktadır. Peki Üre gübresi ile AN arasında fiyat olarak nasıl bir ilişki vardır. AN gübresi üreye göre yaklaşık yüzde 60 daha ucuzdur. Üredeki yüzde 30 buharlaşma da dikkate alındığında bu yüzde 40’lara kadar düşmektedir. Gerek verim ve gerekse maliyet avantajı dikkate alındığında Türkiye şartlarında gıda arzı güvenliği için AN’ın önemi ortaya çıkmaktadır. Peki AN dünyada yasak mı? Cevabı hayır. 

Azotlu gübrenin ana hammaddesinin doğalgaz olduğu düşünüldüğünde karşımıza Rusya çıkmaktadır. Rusya dünya buğday ihracatının bir numaralı ülkesidir. Doğalgaz ihracatında da ilk sıralardadır. Gıda arzı güvenliği için gerekli olan girdilerden azotlu gübrenin hammaddesinin de ev sahibidir. 

Muhtemel bir Ukrayna krizinde dünya gübre ve hububat fiyatları ne olacaktır? Büyük ihtimal artacaktır. Bu fiyat artışlarından hem enerji hem üst gübresi ve hem de hububat olarak kim avantajlı çıkacaktır? Tabii ki Rusya. Rusya şu an neredeyse tek başına dünya arz güvenliğini ve gıda tedarikini bozabilecek potansiyele ve mekanizmalara sahiptir. Küresel ısınma ayrıca Rusya’ya yaradı denilebilir. Kuzey kesimlerindeki donmuş alanlar ve bitkisel üretime konu olmayan alanlar tarıma uygun hale gelmektedir.

Peki Türkiye ne yapmalı? Tarımsal girdi fiyatları Türkiye’de zirve yapmış durumda. Kışlık hububat ekimleri gerçekleşti. Yüksek fiyatlardan dolayı taban gübresi ya az atıldı ya da atılamadı. Bahar üst gübreleme gerekiyor. Yani azotlu gübrelere ihtiyaç var. Temel üst gübresi üre. Fakat üre fiyatları da ortada. Maliyet ve kurak koşullardaki avantajı nedeniyle AN kullanılmalı. Fakat güvenlik nedeniyle AN kullanımı da yasak. Dünya fiyatları, çevre ve nitrat kirliliği, gıda güvenliği, savaş, terör, iklim değişikliği, kuraklık açmazlarına rağmen amonyum nitrat ihtiyacı artıyor ve Türkiye’yi 2022’de zor günler bekliyor. 

Hakan ARIDEMİR 

Okumaya Devam Et

KÖŞE YAZARLARI

Biz Çin’in cemaziyelevvelini de biliriz

Yayın Tarihi:

on

Yazan:

Tarihin en eski ve en uzun komşuluk ilişkisi olan iki milleti Türkler ve Çinlilerdir. Bu durum Türkleri, dünya üzerinde Çinlileri en iyi tanıyan millet haline getirmiştir.

Bu tanıma o denli kıymet-i harbiyeye sahip olmuştur ki ecdad, unutulmasın diye taşa kazımış ve “Çin’in tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına aldanıp çok çok, Türk milleti öldün, Türk milleti öleceksin” diyerek asırlar geçse de unutulmaması gereken bir nasihat bırakmıştır.

Çin’in şeciye ve karakteri asırlar geçmesine rağmen hiçbir değişiklik göstermemesine karşılık anlaşılan, tarihten ibret alanlar kadar almayanlar günümüzde de bulunmakta. Geçmişle günümüzü mukayese edebilmek adına bugünkü yazımıza Çinlilerin tarihi geçmişini değerlendirmeyi konu aldık.

Milattan önce başlamak üzere Çin’e komşu bölgelerde kurulan Türk devletleri ile Çin yönetimlerinin ilişkileri genel hatlarıyla şu şekilde süregelmiştir; Türklerin güçlü siyasi idareler kurdukları dönemlerde Çinlilerin tavırları ile zayıfladıkları ya da Çinlilerin kuvvetli oldukları dönemlerdeki tavırları birbirine tamamen zıt bir görüntü ortaya koymuştur. Çinliler kendilerini güçlü hissettiklerinde hiç zaman kaybetmeden zayıf anlarında yapmış oldukları anlaşmaları bozar, bırakın Türkleri, kendi halkının asayiş ve rahatını dahi hiçe sayarak Türk yurtlarına saldırırlardı.

Çinliler, istisnasız, güçlü olduklarına inandıkları dönemlerde Türk yurtlarına saldırılar düzenlemek, katliamlar yapmak veya şehirleri talan etmek bir yana mağlup ve günahsız halkı öldürmekten de bir nevi zevk alırlardı. Çinliler galip geldiği savaşlarlardan sonra ise ölümden kurtulabilen Türkleri yaşadıkları topraklarından kopartıp Çin’in en ucra yerlerine veya çöllere sürer, bunu da bir maharet gibi görür, biçare halkın açıktan yok olması veya Çinlileştirilmesi için sistemli politikalar güderlerdi.

Belki de dünya üzerinde eşi benzeri olmayan bu türden vahşilik ve zalimlikler Qing hanedanlığının şövenist, muatassıp ve intikamcı tarihçileri tarafından kaleme alınan eserlerinde övünülerek anlatılıp, mutlu olurlardı.

Bu cümlelerden Çinlilerin katliam ve ülkeleri tahribatına sadece Türklerin muhatap olduğunu da düşünmemelisiniz çünkü Çinliler kendileri dışında her millete (Moğollar, Tibetliler … gibi) bu türden gayr-i insani muamelelerde bulunmayı onlara yapılmış birer iyilik olarak tasavvur ederdi. Aslında günümüzde Doğu Türkistan halkına Çin Komünist Partisi eliyle yaşatılanları da bu gözle değerlendirmek yerinde olacaktır.

Geçmişte Doğu Türkistan’ın Kumul, Barköl, Kocu ve Lolan bölgelerinde Çin askerlerinin birçok defa katliam ve tahribat yaptıkları tarih kitaplarında yazmaktadır. Zikredilen bölgelerden Lolan’da bulunan 20 kadar şehir, Çin katliam ve tahribatı neticesinde tamamen veya kısmen çöl haline gelmiştir. Mesela 1757 yılında Çinliler bütün Beşbalık ve İli bölgesi ahalisini katledip, kalanları Çin’e sürgün etmiştir. Bu talan ve katliam neticesinde zikredilen bölgeler bir kaç yıl insansız halde kalmış, akabinde bu bölgelere Altışehir ve Turfan’dan Tarançı denilen çiftçi muhacirler yerleştirilmiştir. Çinli tarihçiler ise bu faciayı gururla eserlerine konu etmiştir. Bu konularda teferruatlı bilgi için Mehmet Emin Buğra Beyin 1940 yılında Kabil’de hazırladığı “Şarki Türkistan Tarihi” adlı eserine bakılabilir. 

Çinliler kuvvetsiz veya Türkler kuvvetli olduğu dönemlerde ise Çin imparatorları Türklere tevazu göstermede sınır tanımaz, Türk hakanları hatta küçük hanlarına bile ile kızları yanında ipekli kumaşlar başta olmak üzere hediyeler gönderip, binbir türlü alavere-dalavere ile Türk idarecilerini kendilerine dost yapıp, Çin’e sefere çıkmalarını önlerler, dahası hasımlarına karşı Türklerin civanmertliklerinden faydalanmayı ihmal etmezlerdi.

Lakin Çinlilerin bu türden ikiyüzlü siyasetlerinden maksatları barış ve asayişi korumak değil muhtemelen kendilerinden çok daha güçlü olan Türklerin arasına nifak tohumları ekmek ve Türk ülkelerinden istihabaret bilgileri toplamak öncelikli ve hiç vazgeçmedikleri birer seciye ve karakterleri haline dönüşmüştür. İlginç olan Çinlilerin bu hasletlerinin asırlar geçmesine rağmen değişmemiş olmasıdır.

Ogün için prenses ve ipek hediye gönderen Çinliler, bugün de benzer taktikleri uygulamaktadır. Ogün için Türklerin kuvvetini zayıflatmak ve devletlerini yıkıp yurtlarını istila etmek nasıl Çinlilerin emelleri idiyse bugün de borç diplamasisi, ekonomik ilişkiler, kültürel faaliyetler veya Konfiçyüs enstitüleri gibi kurumları üzerinden benzer taktikleri uygulamakta ve Türk yurtlarını birer birer kendisine bağlama azmini devam ettirmektedir.

Bu konular Kültigin abidesinde en sarih şekilde dile getirilmesine rağmen tarih Çinlilerin bu sinsi tuzaklarına çok defa düşüşdüğü vakalarla doludur. Çin, kuvvetli ya da zayıf anlarında, Türk kavimlerine daima can düşmanı nazarıyla bakmış, gerek harp gerekse sulh zamanlarında hiç bir insani mülahazada bulunmamıştır. Bu türden tarihi vakaları Çinli tarihçilerin eserlerinde de bulmak mümkündür.

Akif’in Safahat’ta dediği gibi; “Geçmişten adam hisse kaparmış… Ne masal şey! Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi? “Tarih”i “tekerrür” diye tarif ediyorlar; Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?”

Ümidimiz tarih tekerrür etmemesidir.

Okumaya Devam Et

KÖŞE YAZARLARI

Akıllı şehir yolculuğu 17

Yayın Tarihi:

on

Kayseri

‘Kayseri Akıllı Şehircilik Çalıştayı’nı kamu yönetimi, akademisyenler, özel sektör ve şehir paydaşlarının katkı ve katılımlarıyla düzenleyen Kayseri Büyükşehir Belediyesi;

Belediyenin akıllı şehircilikle alakalı projelerinin yer aldığı web sitesi smartcitykayseri ile bu şehre gönül vermiş, yenilikçi, üretken ve hizmet odaklı bütün şehir paydaşlarının fikirlerini özgürce sunmasına ve de bu fikir veya projelerini hem Kayseri Büyükşehir Belediyesi ile hem de diğer şehir paydaşlarıyla paylaşmasına imkân sağlayarak Akıllı Şehir yapılanmasında çalışmalar yapanlara/yapmak isteyenlere öncü ve akılcı çözümlerle dijital yol haritalarını nasıl çizeceklerini göstermektedir.

“Dijital Belediyecilik ve Akıllı Şehircilik Kapsamında Yapılan Çalışmalar”ına bir göz atarak yolculuğumuza devam edelim:

Kayseri Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisindeki 13 ilçe belediyesi ve Erciyes Turizm Merkezi’ne 1 adet olmak üzere 14 adet izleme merkezi yapılacaktır. Kayseri Büyükşehir Belediyesi bilgi merkezine anlık olarak aktarılarak hava kalite analizi için gereken bütün değerler elde edilecektir. Hava kalitesi seviyesini 7 gün 24 saat esasına dayalı olarak ölçmek ve bu ölçümleri web sayfasından canlı olarak yayınlanacaktır. Bu istasyonlar sayesinde yapılacak olan gerçek verilere dayalı analizler Kayserinin kentsel dönüşüm gibi şehir ve sanayi planlamasına katkıda bulunacaktır.

Kayseri Büyükşehir Belediyesi günümüz teknolojisini verimli şekilde kullanarak Kayseri halkına en iyi hizmeti sunmayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda her geçen gün yeni projelere imza atan Kayseri Büyükşehir Belediyesi “Akıllı Otopark” projesi pilot çalışmalarına başlamıştır.

Akıllı Otopark uygulaması kapsamında vatandaşlar bulundukları noktaya en yakın otoparkları tespit ederek, navigasyon uygulamasıyla otoparka rahatça ulaşabilecek.

Ayrıca otoparkların kapasite ve doluluk oranları da uygulama sayesinde rahatça öğrenilecektir. Otoparkların tamamında merkeze bağlanarak güvenli ve kesintisiz iletişim sağlanacak. Bu sayede kent merkezinde hizmet veren otoparklar daha kullanışlı hale gelecektir.

Otoparkların kaliteli, verimli çevreci, pratik bir şekilde kullanımı için akıllı sistemler ile zamandan, yakıttan kazanç sağlayarak karbon salınımını düşürmeyi hedefleyerek ülke ekonomisine katkı sağlayan akıllı park yönetim sistemi uygulaması için kurulan pilot otopark alanında testleri yapılmıştır. Pilot otopark alanında yapılan testlerde sensörlerin sorunsuz çalıştığı, olumsuz hava şartlarından etkilenmediği ve otoparkın doluluk boşluk bilgisini doğru şekilde gönderdiği tespit edilmiştir.

Kayserinin aydınlatmasında enerji etkinliğini, sürdürülebilirliği ve işlem maliyetini düşürmek öncelik olarak belirlenmiş, şehrin canlılığını ve verimliliğini geliştirmeye odaklanılarak bu doğrultuda aydınlatma planı geliştirilmiş. Şehrin birçok yerinde akıllı aydınlatma pilot uygulamaları başlamış, armatürlerin tamamı led ampul yapılır ve tam akıllı aydınlatma sistemine geçilirse yaklaşık

% 50’lere yakın bir tasarruf sağlanmış olacaktır… Sadece enerji sarfiyatındaki tasarrufla kalınmayacak, karbondioksit salınımı da azaltılmış olacaktır.

Şehrin farklı noktalarında hareket eden yolcu otobüslerinin üzerine yerleştirilen hava kalitesi sensörleri sayesinde şehrin hava kalite haritası çıkarılacak. Bu sayede kısa sürede şehrin farklı noktalarının farklı zamanlarda hava kalitesinin ölçümü sağlanacak. Bu proje ile hem ekonomik hem zaman hem de sağlık açısından büyük kazanımlar elde edilecektir. Altyapı çalışmasına başlanan QR Ödeme Sistemi, ödemelerin dijitalleştiği günümüzde kolay, hızlı, pratik ve temassız ödeme sağlamak amacı ile yapılacaktır. Bu proje ile şehir paydaşları, kart taşımadan cep telefonu ile her yerde karekodu okutarak kolayca temassız ödeme yapabilecekler. Böylelikle Belediye ve İştirakleri, masrafsız, taşınabilir, her noktada çalışabilir bütünleşik bir ödeme altyapısı sahibi olacaktır. Örneğin müşteriler Belediye iştiraki restoranlarda hem sabit baskı karekodu hem de kasada adisyon üzerine basılmış karekodları cep telefonları ile okutarak ödemelerini yapabilecekler.

Belediyenin daha efektif yönetilebilmesi için yeni nesil teknolojiler kullanılarak kullanıcı dostu ara yüze sahip Yönetim Bilgi Sistemi kurum içerisinde kullanılmaya başlamıştır.

Yönetim Bilgi Sistemi ile kurum içerisinde e-imza kullanılmaya başlanarak, elektronik imza ile herhangi bir şekilde insanların bilgisayar üzerinde yaptığı işlemlerde evrakın çıktısının alınması ve üzerine ıslak imza atılarak daha sonra da ilgili birime götürülmesi gibi zaman kaybı ortadan kaldırılmıştır. Kağıt kullanımı azaltıldığı için çevreye katkı ve e-imza ile kurum içerinde hız, zaman ve güvenli bir ortam ve bu kapsamda Yönetim Bilgi Sistemi ile geriye yönelik evraklara çok kolay bir şekilde ulaşılması ve diğer kurumlar ile entegre çalışarak işlerin daha doğru, kolay ve hızlı ilerlemesi sağlamıştır

Okumaya Devam Et