Bizi takip edin

EKONOMİ

“Kuşak ve Yol Projesi” karşısında “Yeşil Kuşak ve Yol” Projesi

Geçtiğimiz günlerde yapılan G7 Zirvesi ve ardından gerçekleşen NATO zirvelerinde temel mesajlar yolsuzlukla mücadele, kara para trafiğinin önlenmesi, finansal şeffaflık, temiz toplum gibi konularda oldu. Her iki zirvenin sonuç bildirgelerinde bu hususlar detaylarıyla yer aldı. Özellikle G7 Zirvesinde vurgulanan “Yeşil Kuşak ve Yol Girişimi Projesi” üzerinde dikkatle durulması gereken bir konudur.

Bu proje, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi olarak adlandırdığı, Doğu Asya’dan Avrupa’ya uzanan demiryolları, boru hatları, sınır geçişleri, deniz taşımacılığı güzergahları ve özel ekonomik bölgeler ağı oluşturmayı amaçlayan devasa bir altyapı projesine alternatif olarak sunuldu. Bugün altmıştan fazla ülke Kuşak ve Yol projelerine imzalamış ve yüzden fazla ülke de ilgi göstermektedir. Buna rağmen Kuşak ve Yol’un birçok ülkenin geri ödemekte zorlandığı düşük faizli kredileri kullanan “borç tuzağı diplomasisi” olduğunu iddia edilmektedir.  Ayrıca Kuşak ve Yol’un yolsuzluk kültürünü beslediği iddia edilmektedir. Şeffaf olmayan ihale süreçleri, Kuşak ve Yol Girişimi’ne katılan ülkelerin yalnızca Çinli firmaları işe alma zorunluluğunun olması gibi konular tartışılmaya devam etmektedir.

Gelişmekte olan ülkelerdeki Çin’in geleneksel ortakları, altyapı projeleri için gelen milyarlarca dolarlık fon akışının ardından giderek Pekin’e yönelmişlerdir. Pekin, Kuşak ve Yol’un 2013’teki başlangıcından bu yana 770 milyar dolardan fazla yatırım yapmıştır.

Proje sayesinde Çin devletine ait şirketler yapmış oldukları yatırımlar ve verdikleri krediler ile Doğu Afrika, Güney Asya, Orta Asya gibi coğrafyalara geniş çaplı ekonomik büyüme sözü vermişlerdir. Proje kapsamında Çin bankaları ve şirketleri, dünya çapında yollar, enerji santralleri, limanlar, demiryolları, 5G ağları ve fiber optik kabloları finanse etmeye ve inşa etmeye çalışmaktadırlar. Projenin bir parçası olarak Çin, Sri Lanka’da Hambantota, Bangladeş’te Payra ve Pakistan’da Gwadar’ın derin limanlarının geliştirilmesine kaynak aktarmıştır.

Yeşil Kuşak ve Yol Projesi ise daha çok düşük ve orta gelirli ülkelerde iklim değişikliğinin etkilerini yavaşlatmak ve bunlara uyum sağlamak için küresel bir altyapı projesi olarak tanımlanmaktadır.

G7’nin ve NATO’nun Yeşil Kuşak ve Yol Girişimi, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ne rakip olmayı ve Pekin’in büyüyen ekonomik ve siyasi nüfuzunu engellemeyi amaçlamaktadır.

Bu proje ile gelişmekte olan ülkelerde yapılacak her projenin ekonomik etkisinin yanı sıra finansal şeffaflığı ve çevresel sürdürülebilirliğine öncelik verilmesi amaçlanmaktadır.

Çin, dünya çapında uzun vadeli iklim ve kalkınma hedefleriyle uyumlu olmayan ulusal hükümetlerin isteklerini karşılamakta, onların iç işlerine karışmamaktadır.

Kuşak ve Yol Projesi’ne yönelik eleştiriler dikkate alındığında, “Yeşil Kuşak ve Yol” kesinlikle şeffaflık ve yolsuzlukla mücadeleye güçlü bir bağlılık içerecektir.

G7 zirvesinden sonra yayınlanan nihai tebliğin bir parçası olarak açıklandığı üzere, Çin’in Afrika ve Güney Asya üzerindeki etkisini ortadan kaldırmayı ve gelişmekte olan ve yoksul ülkelere acilen en az 100 milyar dolarlık yatırım yapılması amaçlanmaktadır.

Yeşil Kuşak ve Yol Girişimi batıdan doğuya güç kaymasının olduğu bir dönemde, düşmekte olan batının yükselişte olan Doğu karşısındaki Çin’in Kuşak ve Yol Girişimine tepkisel bir proje olarak karşımıza çıkmaktadır.  ABD bu proje ile hala güçlü olduğunu ve kendisini yeniden güçlendirme kapasitesine sahip olduğunu ortaya koymaktadır.

Her iki projeye Türkiye açısından bakıldığında, Türkiye’nin bölgesinde otonom davranışlarının kabul göreceği ve kendi çıkarlarını özgürce savunabileceği bir tarafta yer alması kuşkusuzdur fakat bu ortamda Türkiye’nin oyun kurma şansının henüz olmadığı söylenebilir. Türkiye’nin otonomisini sağlamanın en etkili yolunun hala güç dengelerinde kapasitesi yüksek kampta yer almak ya da yakın olmak şeklinde söylenebilir.

Türkiye’nin güncel pozisyonuna aşı metaforu üzerinden bakacak olursak, ülke ilk olarak Çin tarafından üretilen Sinovac aşısı ile aşılama faaliyetine başlamışken bugün Batı tarafından üretilen Biontech aşısı ile devam etmektedir. Bu dahi uluslararası sistem içindeki pozisyonunuzu etkilemektedir. (Aşı kartı, seyahat kısıtlamaları vs.) Bu konuda bir örnek vermek gerekirse; İkinci Dünya savaşında atom bombasını elde etmek için yarışan ülkeler, bugün de en etkili aşıyı bulmak için yarışmaktadırlar. Güçlü aşısı olan savaşı kazanacaktır.  İkinci dünya savaşı sırasında atom bombası uluslararası sistem üzerinde nasıl bir etki doğurduysa bugün de aşı aynı etkiyi doğuracaktır. Sonuç olarak Türk aşısı kullanılmaya başlandığı gün Türkiye’nin görece olarak bu projeler karşısında daha bağımsız davranması mümkün olacaktır.

Yorum Bırak

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

EKONOMİ

Viyana Ekonomik Forumu’nda İş Birliği ve Yatırım Fırsatları Konuşuldu

Ekonomik işbirliği ve yatırım fırsatlarının bürokrasi ve iş dünyasının üst düzey temsilcileri ile birlikte değerlendirildiği Viyana Ekonomik Forumu’nun İstanbul ayağı gerçekleştirildi.

Adriyatik Denizi’nden Karadeniz’e kadar olan bölgede bulunan ülkelerin dahil olduğu Viyana Ekonomik Forumu’nun toplantısı “Vienna Economic Talks – Istanbul Meeting 2022” başlığı altında İstanbul’da gerçekleştirildi. Organizasyonda üye ülkeler arasındaki ekonomik işbirlikleri değerlendirilirken, karşılıklı yatırım fırsatları ele alındı.

T.C. Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi’nin ev sahipliğinde, T.C. Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı A. Burak Dağlıoğlu, Dışişleri Bakan Yardımcısı ve AB Başkanı Büyükelçi Faruk Kaymakcı ve T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı  Mehmet Fatih Kacır, Kosova Maliye, Çalışma ve Transfer Bakanı Hekuran Murati, ve Arnavutluk Maliye ve Ekonomi Bakanı Delina Ibrahimaj’ın katıldığı organizasyon, Türkiye Varlık Fonu Genel Müdürü Arda Ermut, Viyana Ekonomik Forumu Başkanı Peter Umundum ve Viyana Ekonomik Forumu Genel Sekreteri Elena Kirtcheva’nın yanı sıra uluslararası üst düzey iş insanlarının katılımları ve konuşmalarıyla gerçekleştirildi.

T.C. Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı A. Burak Dağlıoğlu, gerçekleşen organizasyon ile ilgili şunları söyledi: “Sayın Cumhurbaşkanımızın ‘‘Dünya 5’ten büyüktür!’’ sloganıyla sıklıkla vurguladığı gibi Türkiye, son 19 yılda uyguladığı güçlü dış politikanın inşasında uluslararası ve bölgesel işbirliklerine önem vermektedir. Biz de Ofisimizin kuruluşundan bu yana uluslararası doğrudan yatırım politikaları başta olmak üzere görev alanlarımız kapsamında uluslararası işbirlikleri geliştirmeye özen gösteriyoruz. Bugüne dek VEF delegasyonu ve üye ülkeler ile birçok alanda işbirliği ve tecrübe paylaşımı imkânımız oldu. Türkiye, VEF üyesi ülkelerin şirketlerinin yurtdışına açılma süreçlerinde ilk yatırım yaptığı ülkelerden biri olmaktadır. Benzer şekilde özel sektörümüzün de sanayi, hizmetler, telekomünikasyon, lojistik ve altyapı gibi çeşitli sektörlerde VEF üyesi ülkelerde önemli yatırımları olduğunu görüyoruz. Bu toplantılar vesilesi ile bölge çapında karşılıklı yatırımların artacağına ve işbirliğimizin daha da güçleneceğine inanıyoruz. Uzun süredir üyesi bulunduğumuz Viyana Ekonomik Forumu’nun bu toplantısını İstanbul’da gerçekleştirmekten ve paydaşlarımızı İstanbul’da ağırlamaktan çok memnunuz. Tüm misafirlerimize katılımları için teşekkür ederiz.

Viyana Ekonomik Forumu Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Sekreteri Büyükelçi Dr. Elena Kirtcheva ise “Türk ortaklarımıza, uzun yıllar boyunca sağlanan olağanüstü iş birliği ve destekleri için en derin şükranlarımı sunuyorum. Farklı biçimlerde daha uzun yıllar boyunca sürecek uluslararası iş birliğini dört gözle bekliyorum. Bugün bir arada olduğumuz Türkiye’deki ortaklarımızla, fikirlerin hayata geçtiği ve ortak çözümler aradığımız gibi, bundan sonra da bu vizyoner bakış açısıyla bir arada olmaya devam etmeyi temenni ediyorum” dedi.

Üye ülkelerde düzenlenen ara toplantıların yanı sıra bu yıl 18’incisi düzenlenecek olan Viyana Ekonomik Forumu’nun ana oturumu ise Kasım ayında Viyana’da gerçekleştirilecek. Üye ülkeler arasında Türkiye’nin yanı sıra Arnavutluk, Avusturya, Bosna Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Karadağ, Kosova, Kuzey Makedonya, Moldova, Romanya, Slovenya ve Ukrayna yer alırken; T.C. Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi, 2015 yılından bu yana Viyana Ekonomik Forumu’nda Yönetim Kurulu Üyesi olarak faaliyet gösteriyor.

Okumaya Devam Et

EKONOMİ

Rusya Ukrayna Krizi, Yatırımları Türkiye’ye Yönlendirecek

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrası birçok ülke Rusya’ya yönelik ekonomik yaptırım başlattı. Rusya’da üretimini durduran ya da ara veren şirketlerin hem Avrupa hem de Asya piyasalarına yakınlığı sebebi ile yatırımlarını Türkiye’ye yönlendireceğini söyleyen Makro Ekonomi Uzmanı Prof. Dr. Volkan Öngel, “Petrol fiyatlarında meydana gelen artış ile birlikte Körfez Ülkeleri başta olmak üzere ihracat gelirleri artan ülkelerin Türkiye’de yapmış oldukları portföy yatırımları ve sabit sermaye yatırımları artacaktır” diye konuştu.

“Tarihi zirve çok yakın”

2014 yılında Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesiyle başlayan Rusya – Ukrayna krizi, Rusya’nın işgali ile savaşa dönüştü. Savaşla birlikte enerji ve gıda fiyatlarında tarihi zirvelerin yaşandığını belirten Beykent Üniversitesi Öğr. Üyesi Makro Ekonomi Uzmanı Prof. Dr. Volkan Öngel, “Söz konusu süreç kaçınılmaz olarak dünyanın buğday, mısır üretimi içerisinde büyük pay alan Rusya ve Ukrayna ile sınırlı kalmadı. Mart ayının ilk pazartesi dünya buğday fiyatları yüzde 7, mısır ve soya yüzde 3 fiyat artışlarını gördü ki buğday fiyatları için artık ‘tarihi zirve’ çok yakın. Maalesef ekonomi tarafında zorlu günler bizleri bekliyor” şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Öngel, “Rusya’nın büyük üreticisi olduğu nikel yaklaşık yüzde 45, Paladyum yüzde 10, alüminyum ise yüzde 3 seviyelerinde artışları test ederken altın 2 bin dolar seviyelerinin üzerini gördü. Petrol 130 dolar seviyelerini test ederken, döviz kurlarındaki artış ile birlikte iç piyasada Türk Lirası bazında artışlar katlanarak hissediliyor” dedi.

“Krizi fırsata çevirme şansımız olabilir”

Krizin Türkiye için avantaja dönüşebileceğine vurgu yapan Prof. Dr. Öngel, “Bu nokta da iki husus ön plana çıkıyor. Birincisi Rusya’da üretimini durduran ya da ara veren şirketlerin hem Avrupa hem de Asya piyasalarına yakınlığı sebebi ile yatırımlarını Türkiye’ye yönlendirmesi. İkincisi ise özellikle petrol fiyatlarında meydana gelen artış ile birlikte Körfez Ülkeleri başta olmak üzere ihracat gelirleri artan ülkelerin Türkiye’de yapmış oldukları portföy yatırımları ve sabit sermaye yatırımlarını arttırmaları. Kısa vadede savaşın olumsuz etkileri kaçınılmaz olsa da, orta vade de atılacak doğru adımlarla ekonomik krizi fırsata çevirme şansımız olabilir gibi gözüküyor” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et

EKONOMİ

Türkiye, ABD’li Firmalar Tarafından Rusya’ya Alternatif Olarak Görülüyor

ABD Ticaret Odası Kıdemli Başkan Yardımcısı Myron Brilliant, “Türkiye’nin doğru ekonomi politikaları oluşturması, halinde ABD’li şirketlerin buradaki mevcudiyetini genişletme ve yatırımlarını derinleştirme olanağı var” dedi.

ABD Ticaret Odası Kıdemli Başkan Yardımcısı Myron Brilliant, Rusya’nın, Ukrayna’yı işgalinin ortaya çıkardığı zorlukların yanında Türkiye açısından stratejik fırsatlar da doğurduğunu belirterek, “Türkiye’nin doğru ekonomi politikaları oluşturması, dijital ve fiziksel altyapısını iyileştirmeye devam etmesi halinde ABD’li şirketlerin buradaki mevcudiyetini genişletme ve yatırımlarını derinleştirme olanağı var” dedi.

Ukrayna’da meydana gelen trajedinin insani ve ekonomik sonuçları olduğuna işaret eden Brilliant, “Bütün bunlara rağmen biz ticaret ilişkilerimizi, mevcut ortaklıkları daha da geliştirmek için fırsat olduğunu düşünüyoruz. Bu fırsatları beraber değerlendirebiliriz. Özellikle dijital sağlık, enerji dönüşümü, tedarik zinciri, dayanıklılık, tarım ve emtia alanlarında yeni ticaret modelleri olabilir” diye konuştu.

İki ülke ilişkilerinde öne çıkan alanlara da işaret eden Brilliant, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bunlardan birisi, Batı’nın Rusya’ya uyguladığı yaptırımların Türk ekonomisi üzerindeki etkisi. Bunlar gaz ve tarım gibi alanlarda. Hem Türkiye hem ABD iş dünyası, hükümetleriyle birlikte çalışarak şimdiye kadar uygulanan ekonomik yaptırımlar ve bundan sonra da olabilecek yaptırımların sonucu olarak karşımıza çıkacak sorunlarla baş etmenin yollarını arayacak. İkincisi de ABD ve Türkiye’nin yönetim bazında üst düzey stratejik diyalog yürütmesi. Biz her iki hükümeti de ticaretin önündeki engellerin kaldırılması yönünde teşvik ediyoruz. Bu, Section 232 de olabilir, çelik üzerine uygulananlar veya Türkiye’deki sağlık alanındaki düzenlemelerden kaynaklanan zorluklar olabilir. Biz ABD Ticaret Odası olarak da ticaretin önündeki engellerin kaldırılmasından yanayız. Her iki ülkenin daha kurumsal ticaret çerçevesi üzerinde çalışmasını ve iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilere verdikleri önemi vurgulamalarını istiyoruz.

Bu süreçte yenilenebilir enerji, gaz, tedarik zinciri, dayanıklılık konularında stratejik fırsatlar bulunduğunu aktaran Brilliant, “Rusya’nın Ukrayna işgalinin Türkiye üzerindeki etkisini düşünelim. Türkiye’nin, Rusya’ya gaz ve buğdayda ne kadar bağlı olduğunu düşünürsek belki de şimdi artık özel sektör çeşitlendirme ihtiyacını düşünmeye başladı” ifadesini kullandı.

“ABD’li şirketlerin yatırımlarını derinleştirme olanağı var”

Brilliant, Rusya’dan ayrılan ABD şirketlerinin durumunu da değerlendirirken, bu şirketlerinden bazılarının Rusya’dan ayrıldığını, bazılarının sadece operasyonlarını askıya aldığını söyledi. Bu şirketlerin kararlarını kendilerinin aldığına işaret eden Brilliant, “Biz Oda olarak onlara ne yapmaları gerektiğini söylemiyoruz. Elbette Sayın Putin de bu pazardan ayrılan firmaları tehdit edince, bu da bu duruma yardımcı olmuyor. Burada alınan kararlar Putin’e karşıdır, Rus halkına karşı alınmış kararlar değil” dedi.

Bu durumun Türkiye için fırsat olup olmadığı sorusuna da yanıt veren Brilliant, “Türkiye bu konuda kendisi ne yapmak istiyor, elbette bunu göz önüne almamız lazım. Biz her zaman Türkiye’nin gerçekten çok stratejik bir yerde bulunduğunu düşündüğümüzü söyledik. Gerçekten önemli bir merkez. Avrupa’ya, Orta Doğu’ya, Orta Asya’ya bağlanıyor. Türkiye’nin elbette dijital çerçevesini, altyapısını iyileştirmesi gerekiyor, buraya yatırımı çekecek, cezbedecek şekilde düzenleme ortamını ve yatırım yapma ortamını sağlaması gerekiyor. Ama Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonunda ortaya çıkan zorlukla beraber Türkiye’nin burada yararlanabileceği çeşitli fırsatların da bulunduğunu düşünüyoruz” diye konuştu.

Brilliant, Türkiye’nin doğru ekonomi politikaları oluşturması, dijital ve fiziksel altyapısını iyileştirmeye devam etmesi halinde ABD’li şirketlerin buradaki mevcudiyetini genişletme ve yatırımlarını derinleştirme olanağı olduğunu belirterek, “Aynı zamanda bunun hangi sektörlerde yapılabileceğini de görmeye çalışıyoruz. Pek çok sektör sayabilirim. Sağlık, enerji, dijital sağlık, bilişim ve iletişim teknolojileri önemli alan olabilir. Bu pazarda aktif ABD’li şirketler var. Google, Apple bunlardan bazıları. Bunlardan daha fazlasını bilişim ve teknolojileri sektörlerinde çekebiliriz. Aynı zamanda tarım ve gıda sektörü de Türkiye’nin Rusya ile tarım alanındaki bağlarını düşününce bakılabilecek alanlar olabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Türk inşaat sektörüne davet

Brilliant, Türk şirketlerinin de ABD’ye daha fazla gelmesini istediklerini belirtirken, “Müteahhitlik ve inşaat, onların gelebileceği alanlardan birisi olabilir. Türk firmaları, müteahhitleri bu pazara yönelebilir. ABD Kongresinden altyapıyla ilgili önemli yasa tasarısı geçti. Hem federal hem eyalet seviyesinde Türk firmaları burada daha çok yer alabilir” diye konuştu.

Okumaya Devam Et