13 C
İstanbul
Salı, Mart 17, 2026

Bir Çınarın Gölgesinde İlim ve Veda

Must read

Türkiye sadece bir tarihçisini değil, bir devrin yaşayan hafızasını ve sarsılmaz bir entelektüel kalesini ebediyete uğurladı. İlber Ortaylı hocamızın vefatı kalbimde hem derin bir hüzün hem de onunla paylaşılan akademik mesainin getirdiği mağrur bir onur bıraktı. Onu son yolculuğuna uğurlarken zihnimde yıllar öncesinin Galatasaray Üniversitesi koridorları ve o bitmek bilmeyen ilim sohbetleri yankılandı. Hocamızın gidişiyle sanki kütüphanelerimizden en kıymetli yazma eser çekilip alınmış gibi bir boşluk oluştu.

Akademik yolculuğumun en meşakkatli dönemlerinden birinde, Türklerde Cihan Hakimiyeti ve Osmanlıda Kardeş Katli Meselesi üzerine yoğunlaştığımda kendisinden destek istemiştim. Henüz 396 sayfalık o devasa tez dosyasını tamamlamadan önce kapısını çaldığımda beni her zamanki o babacan ama disiplinli tavrıyla karşılamıştı. Kendi hocası büyük Halil İnalcık’tan devraldığı mirası bir meşale gibi önüme tutarak bana bazı özel kaynakları ve alıntıları adres göstermişti. O gün verdiği o kıymetli referanslar sadece tezi değil, benim tarih vizyonumu da şekillendirdi. Hem öğrencilik yıllarımda aldığım derslerde hem de bugün bir akademisyen olarak kürsüde verdiğim derslerde hocamızın üzerimdeki emeği her satırda ve her cümlede kendini hissettirir.

Bir gün Galatasaray Üniversitesinde baş başa verdiğimiz bir sohbette kendisine bu ülkedeki o bitmek bilmeyen kutuplaşmadan ve sığ tartışmalardan dert yanmıştım. Sayın hocam milli bir günümüzde milli bir kelam etsek veya paylaşım yapsak dini bilmeyenler tarafından linç girişimine uğruyoruz demiştim. Öte yandan dini bir bayramımızda veya kutsalımızla ilgili bir paylaşımda bulunsak bu kez milliyetçiliği putperestlik olarak gören dar bir zihniyet tarafından yine hedef alınıyoruz diye eklemiştim. Neden bu güzel ülkemizde bu tür çirkinliklere maruz kalıyoruz diye sorduğumda bana o kendine has üslubuyla tek bir cümlelik sarsıcı bir cevap vermişti.

“Hepsi CAHİL”

Bu iki kelime aslında bu coğrafyanın en büyük hastalığının en net teşhisidir. Bilginin yerine sloganların, hakikatin yerine nefretin konulduğu bir iklimde İlber Hocamız her zaman aklın ve belgenin sesi oldu. Bizler bu zor coğrafyada kendini yetiştirememiş ve nezaketten nasibini almamış kitlelere rağmen hocamızın bize öğrettiği o dik duruşla yaşamaya devam edeceğiz. Onun mirasını gelecek nesillere layıkıyla aktarmak ve o cehalet duvarlarını ilimle yıkmak artık bizlerin boynumuzun borcudur.

Cenaze töreninde KADKON Başkanı Betül Gülbahar hanımefendi ile birlikte hocamızın o özel tablosunu sevenlerine sunmak benim için hüzünlü bir teselli oldu. Bu eşsiz eserin mimarı olan Azerbaycanlı sanatçı Coşqun Hümbətov (Coshqun Art) hocamızın o karakteristik bakışlarını ve entelektüel derinliğini fırçasıyla tuvale muazzam bir şekilde yansıtmış. Azerbaycanlı bir sanatçının Türk dünyasının bu büyük değerini resmetmesi aslında tezimde de işlediğim o cihan hakimiyeti ve ortak milli değerler vurgusuyla tam bir uyum sergiliyor. Hocamız sanatçının bu ustalığını ve tablonun henüz çerçevelenmemiş halini görüp çok beğenmişti ancak o görkemli çerçeveli halini görmek maalesef dünya gözüyle ona kısmet olmadı. Sevenlerine o tabloyu ilk kez gösterme ve bu manevi yükü taşıma görevinde emeğimin bulunması bu vedayı benim için çok daha anlamlı kıldı.

Güle güle Sayın Hocam. Açtığınız yolda, gösterdiğiniz kaynaklarda ve bizlere bıraktığınız o eşsiz entelektüel mirasta ilmin ışığını yakmaya devam edeceğiz. Sizin deyiminizle o cahil kalabalıkların gürültüsüne inat, hakikatin ve tarihin sesini her zaman daha gür çıkaracağız. Mekanı cennet olsun.

- Advertisement -spot_img

More articles

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Advertisement -spot_img

Latest article