Bizi takip edin

KÖŞE YAZARLARI

Güle Güle Tacikistan 1

1991 yılında Sovyetler Birliğinin dağılması üzerine Türkistan coğrafyasında bağımsızlıklarını kazanan devletlerden biri de Tacikistan’dır. Yine malum olduğu üzere bölgede Sovyet sonrası boşalan alanları doldurma cihetine giden devletlerden en heveslisi de Çin Halk Cumhuriyeti’dir.

1996 yılında Şangay İşbirliği Örgütü üzerinden bölgeye giren Çin, geçen zaman zarfından hem bölgenin doğal kaynaklarına ulaşmak hem de üretiminin dünya pazarlarına daha erken ve daha ucuz bir şekilde ulaştırılması için hummalı bir çalışma içerisine girmiştir.

Bu bağlamda Çin’in bilhassa 2013 yılı itibariyle hızlandırdığı Kuşak-Yol Girişimi, bizim deyimimizle “Bir Kuşatma Bir Yolma Girişimi” gelinen noktada bilhassa bölge devletlerini bir nevi hareket edememe noktasına taşımıştır.

İşin özü, yeraltı ve yerüstü kaynaklarını ihraç ederek ekonomilerini çevirme derdine düşen bölge devletleri, Tacikistan örneğinde olduğu gibi, Çin’e bağımlı hale gelmişler, dahası Kuşak-Yol girişimi ile günün sonunda sadece Çin’in kazandığı bir sistemin aparatları haline dönüşmüşler, bununla da kalmayarak Çinli göçmenlerin bölge ülkelerinde birer güvenlik sorunu tehlikesiyle karşı karşıya kalmışlardır.

Zikredilen bu tehlikeleri, en yakından hisseden devletlerden biri de Tacikistan olmuştur. 

Şöyle ki;

1996’da başlayıp 2000 yılında yapılan anlaşmalarla Çin’le olan sınır problemlerini çözen Tacikistan, 2011 yılına gelindiğinde topraklarının % 1’ini Çin’e devretmek zorunda kalmıştır. Bu durum Tacik halkını bir nevi isyan noktasına taşımış, ülkede Çin algısı sinofobi’ye dönüşmeye başlamıştır. Buna rağmen gelişen Çin-Tacik ilişkileri çok değil 2015 yılında Çin’in ülkedeki ekonomik, sosyal ve askeri etkisini daha da arttırmıştır. 2015 verilerine göre Tacikistan’da yapılan yatırımların %58’i doğrudan Çin yatırımları olarak gerçekleşmiştir.

İşin bu noktaya gelmesinde Tacikistan’ın Kuşak-Yol Girişimi’ne dair işbirliği protokolünü imzalayan ilk ülke olmasının etkisi olduğu düşünülmektedir. Tacikistan’ın ekonomik anlamda kötü durumda olması ve Afganistan merkezli güvenlik tehditleri karşısında Çin’e yaklaşmış, birçok az gelişmiş ülkede olduğu gibi, ekonomisini düzeltebilmeyi ve güvenlik koridoru oluşturabilmeyi Çin’den gelecek yardımlarda görmüştür.

Eylül 2017’de Çin ile olan ilişkilerini “kapsamlı stratejik ortaklık” düzeyine yükselten Tacikistan bir nevi Çinli şirketlerin istilasına maruz kalmıştır. Mesela başkent Duşanbe’nin elektrik ihtiyacını karşılamak için ikisi Çinli şirketler tarafından inşa edilmesi planlanan dört termal elektrik santral inşası konusunda anlaşmıştır.

Santrallerin her birinin ortalama maliyeti 400 milyon dolar olarak hesaplanmıştır. Tacikistan, Duşanbe-2 santrali için Çin’den 331 milyon dolar kredi almış, bunun karşılığında da ülkenin kuzeyindeki iki altın madeninin işletme lisansını Xinjiang Tebian Electric Apparatus Stock Co. Ltd. şirketine vermiştir. Duşanbe-2 santrali için harcanan bu meblağ karşılanana kadar Çinli şirketler zikredilen altın madenlerini işletme hakkı kazanmıştır.

Zaten ekonomisi kötü durumdaki Tacikistan’a Çin, 2016 yılında metal işleme tesisi yapımı için 200 milyon dolar nakit kredi vermiştir. Bununla da yetinmeyen Çin akabinde Tacikistan’ın kuzeyinde yedi adet Tacik-Çin sanayi bölgesi kurulması için 500 milyon dolar daha borç vereceğini açıklamıştır.

2018 yılına geldiğimizde Çin, Tacikistan’ın en büyük yabancı yatırımcısı olmuştur. Zikredilen döneme kadar Tacikistan’da birçok karayolu da Çin tarafından verilen kredilerle ama Çinli şirketler tarafından ve yine her zamanki gibi Çinliler çalıştırılarak yapılmıştır.

Bütün bunlara Eylül 2014’te iki ülke arasında 470 milyon dolar tutarında ve üç yıl süreli bir swap anlaşmasını da ilave edelim.

Çin’in Tacikistan’daki en büyük yatırımı ise “Orta Asya-Çin Doğalgaz Boru Hattı D Akımı” projesidir. Çin, projenin Tacikistan’dan geçecek 410 km’lik kısmının inşası için de 3,7 milyar dolar yatırım yapacağını deklare etmiştir. Projenin Tacikistan kısmının inşasına 2014 yılında başlanmış lakin aksamalar üzerine, en son 2022’de bitirilmesinin planlandığı duyurulmuştur.

Şimdi birileri “ne olacak canım, bakın ne güzel Çin desteği ile Tacikistan gelişiyor” diyebilir.

Biz de az sabırlı olunsun, bir sonraki yazımız beklensin diyelim. Bakalım gerçekten Tacikistan bu Çin yatırımlarıyla gelişiyor mu yoksa her yatırım Tacikistan’ı biraz daha Çin’e bağımlı ve bir nevi Çin’in peyki haline mi getiriyor?

Yorum Bırak

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

GENEL

NATO Zirvesi’nde Türkiye baskın gelmiştir

Türkiye İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelik başvurusu ile ilgili nasıl bir tavır takınmıştı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuyla ilgili ortaya nasıl bir irade koymuştu?

Süreci az biraz takip edeler öyle tahmin ediyorum ki, gelinen noktanın ehemmiyetini kavrayacaktır.

NATO zirvesine katılan Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan NATO zirvesi için İspanya’ya hareketi öncesi havalimanında açıklama yapmış. ‘’İsveç ve Finlandiya, NATO’ya üye olacaklarsa, ittifakın 70 yıllık mensubu Türkiye’nin güvenlik endişelerini dikkate almak zorundadır’’ demişti.

Öncesinde de bu ülkelerin terör örgütlerine olan desteklerinden ötürü rahatsızlığını dile getiren Erdoğan, bu süreçte Türkiye’nin beklentilerini net bir şekilde ortaya koymuş ve istediğini almadan İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği müracaatına, veto hakkını kullanacaklarını ifade etmişti.

Peki ne oldu…

İspanya’nın başkenti Madrid’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö, İsveç Başbakanı Magdalena Andersson ve NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’le gerçekleştirilen dörtlü görüşmenin ardından memorandum imzalandı.

Üç ülkenin Dışişleri Bakanları’nın imza koyduğu memoranduma ilişkin açıklamada, “PKK ve uzantılarıyla mücadelede Türkiye’yle tam işbirliği, terörizmin tüm biçim ve tezahürleriyle mücadelede Türkiye’yle dayanışma sergilenmesi, PYD/YPG ve FETÖ’ye destek sağlamama taahhüdü, savunma sanayii alanında ambargo kısıtlamalara gidilmemesi, işbirliğinin artırılması, İsveç ve Finlandiya’nın terörizmle mücadele ve savunma sanayii konularındaki ulusal mevzuatlarını ve uygulamalarını tadil etme taahhüdü, terörizm ve örgütlü suçlarla mücadele alanında istihbarat paylaşımına ilişkin yapılandırılmış işbirliği mekanizması tesisi, terör suçlularının iadesi konusunda somut adımlar atılması ve ikili düzeyde ahdi düzenlemeler yapılması, PKK ve uzantılarının ve paravan örgütlerinin para toplama ve eleman devşirme faaliyetlerinin yasaklanması ve bunların soruşturulması, Türkiye’ye yönelik terör propagandasının engellenmesi, Finlandiya ve İsveç’in PESKO (AB Daimi Yapılandırılmış İşbirliği Süreci) dahil AB güvenlik mekanizmalarına en geniş şekilde katılımının desteklenmesi, bu adımların uygulanmasını denetlemek üzere Adalet, İstihbarat ve Güvenlik kurumlarının katılımıyla Daimi Ortak Mekanizma kurulması” konularında mutabakat sağlandı.

Aslında bu adım Türkiye adına olumlu sonuçlar doğuracak bir adım olduğu aleni ve açık ortadadır.

Türkiye’nin dik duruşu ve özellikle terörizme yönelik tavrı İsveç ve Finlandiya’ya diz çöktürmüştür.

Yapılan zirve Dünya gündeminin birinci sırasına otururken Türkiye’de muhalefet cephesindeki yansıması ise yine şaşırtmamış, muhalefet yine bildiği görme, duyma, hissetme taktiğini sergilemiştir.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener partisinin grup toplantısında, NATO-Türkiye-İsveç-Finlandiya arasında imzalanan mutabakatı eleştirerek, “İktidarın attığı bu imza ülkemizin çıkarlarıyla bağdaşmayan bir tavizdir. Üçlü mekanizma İsveç ve Finlandiya NATO üyesi olduktan sonra devreye girecek. Böyle durumlara Sayın Erdoğan ve arkadaşlarının imza attığı başka mutabakatlara da şahit olduk. Aldanmak ve aldatılmak sıradan alışkanlıkları olsa da bu Türk milleti için kabul edilebilir değildir” dedi.

Akşener bu mutabakatı neresinden okudu veya nasıl bu sonuca vardı onu bilemiyorum. Ama bildiğim bir şey var, oda bu sakat anlayış her geçen gün parametresini daha da genişletmekte ve muhaliflik algısını hasımlığa taşımaktadır.

Evet…

Hükümet elbet eleştirilsin, yanlışlar dillendirilsin. Ancak milli meseleler söz konusu oldu mu bir birliktelik fotoğrafı verilmesi de en doğru yol olacaktır.

Muhalefetin her şeye, her konuya, yanlış veya doğruya bakılmaksızın bir tutum sergilemesi doğru değildir.

İster kabul edilsin ister edilmesin Türkiye NATO zirvesinde baskın çıkmıştır.

Okumaya Devam Et

GENEL

Türk şirketleri mi yoksa devlet mi daha muteber?

La Casa De Papel,

İspanya yapımımı bir dizi,

İspanya Merkez Bankası’ndaki altınların çalınması anlatılır.

Son ve final bölümü Aralık-2021’de yayınlanmıştı.

Dizinin, final bölümündeki bahse konu ülke İspanya değil de sanki Türkiye…

Bakın, dizinin başrol oyuncusu-soyguncu Profesör nasıl bir ekonomi dersi veriyor.

Hatta Türkiye’deki ekonomi yöneticilerine, yalaka ve güzellemeci yorumculara ve iktidarın güzide ekonomistlerine ikazlar gönderiyor;

“Finansal piyasalar büyük bir kumarhane gibidir.

Her şey oynanabilir,

New York Borsasının yükselişine, buğdayın düşüşüne veya ülkenin çöküşüne; yasa dahilinde bahse girerek bir ton para kazanılabilir.”

Altınları çalarak, Merkez Bankası’nı tamtakır bırakan soygunun etkilerini söyledikten sonra, olacakları şöyle anlatıyor;

“Yatırımcılar paniğe kapılıp İspanyol borç ve hisse senetlerini satacak,

Ve bu da, borsaları çökertecek.

Ama daha önemlisi, ülkenin “risk pirimi (CDS) 800 puan”ın üstüne fırlayacak.”

Kendinden emin şekilde arkadaşlarının yüzüne bakan Profesör, “Bu ne demek?” diye sorunca;

Hikayenin nereye gittiğini fark eden ekipten birisi muzipçe gülümseyerek,

“İspanya, piyasalardan para bulamayacak,

Ödeme aczine düşüp iflas edecek” diyor.

“Aynen öyle” diyerek tasdikleyen Profesör, önünde dizili domino taşlarının ilkine dokunup, peş peşe yıkılışını gösterdikten sonra devam ediyor;

“Ve bu domino etkisi hükümetin üstüne inanılmaz bir baskı yükleyecek…”

Ama bir noktaya dikkat edin,

Adamın bu kadar faciaya sebep verecek dediği risk primi kaç?

800,

Türkiye’ninki kaç?

900 ve maalesef azim ve istikrarla ilerliyor!

1000’lere ulaşması ve hatta 1100’lere erişmesi ne demektir?

Basit, sade ve kahvehane diliyle,

Kişi veya bir Şirket üzerinden ve özelinden ifade edersek;

“Ya bu adam veya bu şirket bitik,

Batakta,

Bırak borç vermeyi; peşin paranla, mal bile alamazsın,

En iyisi mi, o kişi veya firmadan uzak dur” demektir!

Çıldırmamak elde değil,

Ülkemizdeki kimi şirketlerinin bile, kredibilitesi devletten yüksek.

BOTAŞ dış kredi alıyor,

Dış krediye ihtiyaç duyulması ve nedenleri, zaten apayrı bir fecaat de…

Neyse,

Kredi veren Alman Bankası Türk Hazinesi’nin garantör olmasını şart koşuyor.

Allah’ım, Ya Rabbim,

Gel de çıldırma, duy da inanma…

Sen, ne hallere düştün “Ey” Sevgili Türkiye!

Günün Sözü ve iktidarın 20 yılının Maliye Bakanı’nın dilinden özeti,

“2002 yılında sadece 1 milyon haneye sosyal yardım hizmeti verilirken 2021 yılında 4,3 milyon ailemize ulaşılmıştır.”

Sosyal yardım kime verilir?

Alım gücü olmayan veya zayıf olan, iktidarın tabiriyle “fakir-fukara, garip-gureba” olanlara yapılır.

20 yılda, 1 milyondan 4,3 milyona çıkmışsa;

Bunun anlamı nedir ve bu neyin ikrarıdır?..

“2002’de şahtık, 2022’de Şah/landık ve şahbaz olduk” demektir!

Okumaya Devam Et

GENEL

Akıllı şehir yolculuğu 24

Akıllı şehirlerde afet ve acil durum yönetimi

Alacağımız tedbirlerle doğa ve insan/teknolojik kaynaklı tüm afetlerden insanımızı ve şehirlerimizi koruyalım… Akıllı şehir yolculuğu’nun 24.yazısında Akıllı Şehir yapılanmalarında olması gereken önemli bir konuyu alacağımız tedbirlerle doğa ve insan kaynaklı tüm afetlerden insanımızı ve şehirlerimizi koruyabilmek için gerekli olan “Akıllı Şehirlerde Afet ve Acil Durum Yönetimi”ni yazdık:

Akıllı Şehir Nedir?

Şehirlerin küresel olarak birbirine bağlı bir ekonomide rekabet etme ve kent sakinlerinin refahını sürdürülebilir bir şekilde sağlayabilme ihtiyacı ülkeleri ve şehirleri yeni teknoloji ve yenilikçi yaklaşımları değerlendirmeye yönlendirmektedir. Bu motivasyon, söz konusu teknoloji ve yaklaşımların getirdiği karmaşıklık ve değişim hızı, geleneksel silo çözümleri geliştiren ekosistem paydaşlarını zorlamakta, şehir çözümlerinin bütüncül ve sistematik olarak ele alınması ihtiyacını ortaya çıkarmaktadır. Bu ihtiyacın karşılanmasında, paydaşlar arası iş birliği ile geliştirilen birlikte çalışabilir sistemlerin veri ve uzmanlığa dayalı olarak gelecek öngörüleriyle beklenti ve problemleri karşıladığını güvence altına alan Akıllı Şehir yaklaşımı çözüm olmaktadır.

Daha açık bir ifade ile Akıllı Şehir ile amaçlanan:

• Şehrin mevcut ve gelecek beklenti ve problemlerini şehrin tüm mekânlarında ve sistemlerinde tetikleyici güç hâline getirmek,

• Fiziksel, sosyal ve dijital planlamayı birlikte ele alabilmek,

• Ortaya çıkan zorlukları sistematik, çevik ve sürdürülebilir bir şekilde öngörmek, tanımlamak ve karşılamak,

• Şehir içindeki organizasyonel yapılar arası etkileşimi sağlayarak bütünleşik hizmet sunumu ve yenilik üretme potansiyelini ortaya çıkarmaktır.

Akıllı Şehir, şehirlerin geleceği için statik bir yaklaşım tarif etmemektedir. Daha ziyade, teknoloji ve verinin yenilikçi kullanımının, organizasyonel değişim ile birlikte ele alan, gelecekteki şehirler için daha etkin, etkili ve sürdürülebilir yollarla farklı dinamik şehir vizyonlarının sunulmasına yardımcı olabilecek yönlendirici hususları ele almaktadır.

Bir başka deyişle şehirlerin geleneksel olarak kullandıkları yönetişimi dönüştürmek hedeflenmektedir. Bir şehrin geleneksel yönetişim modeli, genellikle kullanıcı ihtiyaçları etrafında inşa edilmeyen, birlikte işlemeyen dikey silolar olarak çalışan işlevsel yönelimli hizmet sağlayıcılarına dayanmaktadır. Akıllı Şehirlerin, bu dikey silolar arasında yenilik ve işbirliğini teşvik eden yeni işletim modelleri geliştirmeleri ihtiyacı bulunmaktadır. Bu durumda kent sakini ve iş dünyasının, kendi ihtiyaçlarını karşılayan kesintisiz ve bağlantılı bir hizmet almak yerine her bir silo ile ayrı ayrı iletişime geçmek zorunluluğu bulunmaktadır. Bununla birlikte veri ve uzmanlık, bu silolar içinde kalmış olup bu durum şehir genelinde işbirliği ve yenilik potansiyelini ve veri ve uzmanlığın şehrin değişim hızını artırma potansiyelini kullanmasını sınırlamaktadır. Akıllı Şehir bu potansiyeli değerlendiren son zamanlarda ülkemizde ve dünyada önem kazanan bir yaklaşım olarak ön plana çıkmaktadır. Daha iyi yaşam alanları oluşturmak ve hayata değer katan şehirler inşa etmek amacıyla Akıllı Şehir alanındaki çalışmalar ivme kazanmıştır.

AFET YÖNETİMİ

Etkili bir planlama, geçmiş bilgilerin analizini, mevcut durum içinde karar vermeyi ve geleceğe dönük değerlendirmeyi içermelidir.

Yönetim kavramı genel olarak, “Belirli amaç veya amaçları gerçekleştirmek için işbirliği içinde yürütülen bir grup faaliyeti” şeklinde tanımlanmaktadır. Yönetim, amaçları etkili ve verimli bir biçimde gerçekleştirmek için planlama, örgütleme, yürütme, koordinasyon ve kontrol fonksiyonlarına ilişkin faaliyetler olarak değerlendirilebilir.

Olayı değil süreci ifade eden yönetimde, önceden tespit edilen amaçlara ulaşabilmek için, eldeki kaynaklar verimliliği sağlayacak şekilde organize edilirler.

Organizasyon kavramı ise, yönetenler ve yönetilenler arasında basamaksal ve resmi bir yapının kurulması, işlerin ve bunları yapacak kişilerin ve aralarındaki ilişkilerin açıkça belirlenmesini ifade etmektedir.

Organizasyon, yönetim tarafından belirlenen amaçlara en etkin ve verimli biçimde nasıl ulaşılacağını gösteren bir sistemdir.

Gerek yazımız içerisinde bahsettiğimiz gerekse desteklenme kararı olan çalışmalar göstermektedir ki,

Biz bu konularda oldukça iyiyiz. Yapılan/Yapılacaklar sadece Ülke bazında değil, Dünya için de yararlı olacaktır. Pazardan pay almaya artarak devam edecektir.

Hepimizin hem fikir olduğu konu, yüz yılda bir yaşanılan bu durumun benzerinin bir yüz yıl daha geçmeden yaşanabileceği gerçeğidir.

Okumaya Devam Et