Bizi takip edin

KÖŞE YAZARLARI

Bir ninni: Futbolla iyi uykular

Bu makale ile üstüme yine yıldırımları çekeceğimi gayet biliyorum! Ama benim gibi düşünüp de “söylemeye cesaret” edemeyen bir “sessiz grubun da” olduğuna aynı şekilde eminim! Birileri konuşmalı, birileri duymalı, bazıları da bu haksızlık adına derin derin düşünmeli!

General Franco, ortalama kırk yıl İspanya’yı tek başına yönettikten sonra iyice yaşlanınca görevden alındı. Basın ünlü generale bu koca Avrupa ülkesini bu kadar uzun bir süre kendi iradesi ile nasıl yönettiğini sorunca General Franko’nun yanıtı gayet basitti. “Üç adet 50 bin kişilik beşik yaptırdım.” (A. Madrid, Real Madrid ve Barselona Statları) 

Arjantin diktatörü Videla, 1978 dünya kupası yarı finali öncesi Peru lideri Bermudez ile gizli görüşme gerçekleştiriyor. Perulu futbolculara sahada amaçsızca dolaşmaları emrediliyor, sonuçta Arjantin maçı 6-0 kazanıyor. Peru takımının kaptanı Chumpitaz “Bu benim hayatımın en acı en kötü günüdür, utanıyorum ama daha da fazla konuşamam” diyor.  Portekiz lideri, Salazar ise Portekiz halkını “sorunsuz yönetmek” adına uyguladığı benzer politikayı ünlü (3F) formülü ile açıklamıştı. Salazar, tüm desteğini esirgemediği Benfica’nın arkasına sığınıp dünyanın en uzun süre hükmeden acımasız diktatörü olarak Guinness Dünya Rekorunu kırmıştır.

Dönemin en yoksul ülkelerinden biri olan Finlandiya’yı bataklıktan kurtarmak amacı ile 1904 yılında, Prof. Snelman’ın önerisi ve ardından da meclis kararı ile bu ülkede profesyonel futbol resmen yasaklamıştır. Grigory Petrov Atamızın Türkçe’ye çevirttiği “Beyaz Zambaklar Ülkesinde, “Bir Milletin Uyanışı” adlı kitabında Prof. Snelman, futbolun toplumları nasıl oyaladığı ve zehirlediğini uzun uzun anlatmaktadır. Daha sonra bildiğiniz gibi Finlandiya dünyanın en refah ülkeleri arasında yer almayı başarmıştır.

Hürriyet Gazetesi’nde 12 Ekim 2003 Pazar günü yayınlanan bir söyleşide bir taraftar “futbol tutkusunu anlamakta güçlük çekeceksiniz. Ben 11 yaşımdan beri stat önünde sabahlarım. Evet, kar, yağmur, hortum dinlemeden, takımımı desteklemek için zor şartlarda statları gezerim” diyor. Sahiden bu şahsen aptalca tutkuyu ben hiç anlayamıyorum.

“Futbol” denen bağımlılığın bazı gerçekleri ile yüz yüze gelmeye hazır mısınız?

• Finans dünyasından sonra ülkemizde en çok paranın döndüğü bir sektörde profesyonel “futbol” dur. Yabancı futbolcular için ülkemiz bulunmaz bir cennettir. İlk üç ay vergiden muaf daha sonra da inanın çok az vergi veriyorlar.  Futbolcular bazen ek gelir olarak reklamlarda oynayarak ayda 300 bin Avro gibi inanılmaz paraları ceplerine rahatça indiriyorlar.

• Bir profesyonel futbolcu zaman zaman bir profesörün veya bir valinin yüz yıllık maaşını bir imza ile almaktadır.

• Çağdaş bir katı atık sahası, bir su arıtma tesisi, bir hastane, bir eğitim kurumu, bir yurt, yeni  bir orman, bir hayvan bakım merkezi, bir aşevi açacak kaynak bulmakta zorlanan çok sayıda belediye, profesyonel futbol kulüplerine her yıl daha “popüler” olmak adına inanılmaz boyutlarda kaynak akıtmakta, ve kendilerine sorulduğunda  ne yapalım “halk böyle istiyor.” şeklinde bence çok saçma bir açıklama yapıyorlar !

Lütfen beni yanlış anlamayın, katiyen “spora” karşı değilim. Ayrıca “tek spor” dalı da şüphesiz “futbol” değildir. Belki de aralarında en “ilkelidir”, futbol ayrıca unutmayın ki ayrıca bir “linç kültürüdür.”

Elbette gençler spor yapsın, futbol da oynasın! Spor yapan sağlıklı olur, sigara içme ve bağımlılık oranı da düşer. Ben profesyonel futbola harcanan para, ilgi ve zamana acıyorum.

Ben “İddia” diye anılan kumara,

Ben, Fotomaç, Fanatik gibi okurlarına hiçbir değer kazandırmayan bir yandan ağaçlarımızı tüketen gazetelere,

Ben, televizyonlarda tamamen “boş ve saçma” saatlerce süren beş dakika sonra hiçbir anlam ifade etmeyen futbol dedikodu ve yorum programlarına karşıyım.

Örneğin Pendik’te yaşayan bir lise öğrencisinin bir pazar günü Galatasaray Arena Stadyumunda (Arena: İnsanların birbirini öldürdüğü yer anlamına da gelir.)  maça gitme hikayesinin bir analizini yapalım !

• En az gidiş dönüş dört saat (Metroya rağmen) ulaşım araçlarında vakit kaybedecektir.

• Harçlığının önemli bir bölümünü bir kitap alacağına veya kendisinin veya ailesinin şahsi bir ihtiyacını gidereceğine bir maç uğruna harcamış olacaktır. 

• Stadyumda egzoz gazları, tütün, nefes, bengal ateşleri, havai fişekler, yakılan çöplerle zehirlenecektir. Ve stadyumda durduğu yerde zıplamaya başlayacak, belki de ana, avrat sövecek, “ne var ne yok” diye soracak olursanız yanıtı sadece bir kelime ile özetleyecek “geçirdik.”

• Maç bitiminde yaşanan kargaşa ve trafik sıkışıklığında yuttuğu zehirli gazları da göz önüne alınırsa eve vardığında tüm günü kelimenin tam anlamı ile “boşa” gitmiştir.

Yorum Bırak

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

KÖŞE YAZARLARI

Güle Güle Tacikistan 1

1991 yılında Sovyetler Birliğinin dağılması üzerine Türkistan coğrafyasında bağımsızlıklarını kazanan devletlerden biri de Tacikistan’dır. Yine malum olduğu üzere bölgede Sovyet sonrası boşalan alanları doldurma cihetine giden devletlerden en heveslisi de Çin Halk Cumhuriyeti’dir.

1996 yılında Şangay İşbirliği Örgütü üzerinden bölgeye giren Çin, geçen zaman zarfından hem bölgenin doğal kaynaklarına ulaşmak hem de üretiminin dünya pazarlarına daha erken ve daha ucuz bir şekilde ulaştırılması için hummalı bir çalışma içerisine girmiştir.

Bu bağlamda Çin’in bilhassa 2013 yılı itibariyle hızlandırdığı Kuşak-Yol Girişimi, bizim deyimimizle “Bir Kuşatma Bir Yolma Girişimi” gelinen noktada bilhassa bölge devletlerini bir nevi hareket edememe noktasına taşımıştır.

İşin özü, yeraltı ve yerüstü kaynaklarını ihraç ederek ekonomilerini çevirme derdine düşen bölge devletleri, Tacikistan örneğinde olduğu gibi, Çin’e bağımlı hale gelmişler, dahası Kuşak-Yol girişimi ile günün sonunda sadece Çin’in kazandığı bir sistemin aparatları haline dönüşmüşler, bununla da kalmayarak Çinli göçmenlerin bölge ülkelerinde birer güvenlik sorunu tehlikesiyle karşı karşıya kalmışlardır.

Zikredilen bu tehlikeleri, en yakından hisseden devletlerden biri de Tacikistan olmuştur. 

Şöyle ki;

1996’da başlayıp 2000 yılında yapılan anlaşmalarla Çin’le olan sınır problemlerini çözen Tacikistan, 2011 yılına gelindiğinde topraklarının % 1’ini Çin’e devretmek zorunda kalmıştır. Bu durum Tacik halkını bir nevi isyan noktasına taşımış, ülkede Çin algısı sinofobi’ye dönüşmeye başlamıştır. Buna rağmen gelişen Çin-Tacik ilişkileri çok değil 2015 yılında Çin’in ülkedeki ekonomik, sosyal ve askeri etkisini daha da arttırmıştır. 2015 verilerine göre Tacikistan’da yapılan yatırımların %58’i doğrudan Çin yatırımları olarak gerçekleşmiştir.

İşin bu noktaya gelmesinde Tacikistan’ın Kuşak-Yol Girişimi’ne dair işbirliği protokolünü imzalayan ilk ülke olmasının etkisi olduğu düşünülmektedir. Tacikistan’ın ekonomik anlamda kötü durumda olması ve Afganistan merkezli güvenlik tehditleri karşısında Çin’e yaklaşmış, birçok az gelişmiş ülkede olduğu gibi, ekonomisini düzeltebilmeyi ve güvenlik koridoru oluşturabilmeyi Çin’den gelecek yardımlarda görmüştür.

Eylül 2017’de Çin ile olan ilişkilerini “kapsamlı stratejik ortaklık” düzeyine yükselten Tacikistan bir nevi Çinli şirketlerin istilasına maruz kalmıştır. Mesela başkent Duşanbe’nin elektrik ihtiyacını karşılamak için ikisi Çinli şirketler tarafından inşa edilmesi planlanan dört termal elektrik santral inşası konusunda anlaşmıştır.

Santrallerin her birinin ortalama maliyeti 400 milyon dolar olarak hesaplanmıştır. Tacikistan, Duşanbe-2 santrali için Çin’den 331 milyon dolar kredi almış, bunun karşılığında da ülkenin kuzeyindeki iki altın madeninin işletme lisansını Xinjiang Tebian Electric Apparatus Stock Co. Ltd. şirketine vermiştir. Duşanbe-2 santrali için harcanan bu meblağ karşılanana kadar Çinli şirketler zikredilen altın madenlerini işletme hakkı kazanmıştır.

Zaten ekonomisi kötü durumdaki Tacikistan’a Çin, 2016 yılında metal işleme tesisi yapımı için 200 milyon dolar nakit kredi vermiştir. Bununla da yetinmeyen Çin akabinde Tacikistan’ın kuzeyinde yedi adet Tacik-Çin sanayi bölgesi kurulması için 500 milyon dolar daha borç vereceğini açıklamıştır.

2018 yılına geldiğimizde Çin, Tacikistan’ın en büyük yabancı yatırımcısı olmuştur. Zikredilen döneme kadar Tacikistan’da birçok karayolu da Çin tarafından verilen kredilerle ama Çinli şirketler tarafından ve yine her zamanki gibi Çinliler çalıştırılarak yapılmıştır.

Bütün bunlara Eylül 2014’te iki ülke arasında 470 milyon dolar tutarında ve üç yıl süreli bir swap anlaşmasını da ilave edelim.

Çin’in Tacikistan’daki en büyük yatırımı ise “Orta Asya-Çin Doğalgaz Boru Hattı D Akımı” projesidir. Çin, projenin Tacikistan’dan geçecek 410 km’lik kısmının inşası için de 3,7 milyar dolar yatırım yapacağını deklare etmiştir. Projenin Tacikistan kısmının inşasına 2014 yılında başlanmış lakin aksamalar üzerine, en son 2022’de bitirilmesinin planlandığı duyurulmuştur.

Şimdi birileri “ne olacak canım, bakın ne güzel Çin desteği ile Tacikistan gelişiyor” diyebilir.

Biz de az sabırlı olunsun, bir sonraki yazımız beklensin diyelim. Bakalım gerçekten Tacikistan bu Çin yatırımlarıyla gelişiyor mu yoksa her yatırım Tacikistan’ı biraz daha Çin’e bağımlı ve bir nevi Çin’in peyki haline mi getiriyor?

Okumaya Devam Et

KÖŞE YAZARLARI

Akıllı şehir yolculuğu 22

AIrCom Teknoloji

20 Yıllık kablosuz sektör deneyimine sahip AirCom Teknoloji’nin deneyimli Yönetim, Satış-Pazarlama, Proje ve Teknik ekibi, AirCom çatısı altında 4. başarılı yılını tamamlayan ve 4 yıllık süre içinde, müşteri bazında özelleştirilmiş, geri dönüşümü yüksek ve ölçülebilir kablosuz altyapı çözümlerini müşterilerine sunmuş ve karşılığında yüzlerce üst düzey referans ve memnun müşteri portföyü biriktirmeyi başarmıştır.

AirCom’da 20 yıllık Kablosuz Teknoloji Çözümleri tecrübeleri bütünleşerek sürekli, güvenilir ve çözüm odaklı bir bakış açısıyla %100 müşteri memnuniyeti hedeflenmiş; yüksek hizmet – mühendislik seviyesi ve butik çalışma anlayışıyla ile her bir müşteriye farklı bir deneyim yaşatılmaktadır.

AirCom Teknoloji, yenilikçi ve Kritik altyapılarda kullanılan kablosuz Network çözümlerinde şimdiye kadar gerçekleştirdiği projeler ve sistem entegrasyon hizmetleriyle çok önemli tecrübelere sahiptir, üreticiler tarafından sürekli eğitilmekte olup, deneyimli satış ve teknik kadrosu ve 20 yıllık kablosuz teknolojiler sektör tecrübesi ile müşterilerine A’dan Z’ye komple kablosuz çözümler sağlamakta,Teknik Site Survey (TSS), Rollout planlaması, Radyo Network Planlaması (RNP), Civil Work& Network Operasyonları, CSN Ekipman montajı, RAN, MW, CPE, ASN, CSN, AAA konfigürasyonları, Transmisyon, devreye alma ve optimizasyon hizmetlerini kendi bünyesindeki eğitimli ve deneyimli teknik kadrosu ile sunmaktadır.

Türkiye’nin hızla dijitalleşmesi, yerel yöneticileri, Akıllı Şehirler sistemi kapsamında, güvenlik, bütünleşik iletişim ve nesnelerin interneti, bireylerin Wi-Fi erişebilirliği ve şehirlerin sorunlarını daha hızlı çözerek yaşanabilir hale getirme ihtiyaçlarına yatırım yapmaya yönlendirmektedir.

AirCom Teknoloji, Akıllı Şehirler Vizyonu doğrultusunda; Çevre, Enerji, Su, Haberleşme, Sokakta Internet Erişimi, Ulaşım, Eğitim, Sağlık, Güvenlik (KGYS-TEDES), Sınır Güvenliği, Güvenli Parklar, Acil Durum Yönetimi, Toplumsal Entegrasyon ve Şehir Yönetimi gibi her alanda etkin bir şekilde uygulanabilen Kablosuz Altyapı teknolojileri, Ağ Yönetimi, Operasyon Merkezlerinin kurulup işletilmesi ve inovasyona dayalı mühendislik odaklı hızlı kazanım ve dönüşüm projeleri geliştirmektedir.

AirCom Teknoloji kablosuz çözümlerle Akıllı Şehir Uygulamalarına Katma Değer Katmakta ve Akıllı şehirlerin güçlü ağ sistemi ile donatılması ve ağ yönetiminin sürekliliğinin sağlanması konusunda yürüttüğü çalışmalarla, şehirleri geleceğe taşıyacak yenilikçi altyapı projelerini hayata geçirmektedir.

Akıllı Şehirler konsepti çerçevesinde, AirCom Teknoloji’nin sunduğu kablosuz geniş band erişim çözümleri, taşımacılık altyapısında katma değer sağlıyor. AirCom Teknoloji’nin 750Mbps’lik kapasite sunan Radwin Noktadan Noktaya ekipmanları ile; Akıllı Şehirler konseptinin en önemli halkası olan taşımacılık sektöründe güvenli erişim sağlanıyor.

Şehrin birçok noktasında bulunan binaların birbiri ile bağlantısı sayesinde, Internet ve Intranet’in tek noktadan kullanımı, yolcu bilgilerinin yer aldığı kritik serverlar arasında kesintisiz data aktarımı, güvenlik kamera ve IP santral altyapısının uç noktalara ulaştırılması ve yedekleme sağlanıyor.

Geleneksel saha kabinlerinin çok kısa sürede yerini alacak olan Smart-Node; basit kurulum, enerji ve iletişim konusunda birleşik yönetimi, entegre bir çözüm ile saha maliyetlerini düşürmesi, kuruluma hazır, çok yönlü enerji ve iletişim seçeneği ve küçük boyutlu IP-67 özelliklerine sahip.

Smart-Node dünyanın ilk all-in-one dış mekan yönetilebilir çoklu Enerji ve iletişim çözümüdür.

Radwin tarafından geliştirilen Smart-Node, Fixed ve PTZ kameralar, kablosuz Noktadan Noktaya ve Noktadan Çok Noktaya radyolar, IoT ağ geçitleri, sensörler, anons sistemleri, Wi-Fi erişim noktaları ve diğer cihazlar için enerji ve bağlantı sağlar.

Akıllı şehir altyapısına bu çözümleri sunan AirCom Teknoloji hangi altyapı ekipmanlarına sahip ve bu ekipmanları da kullanarak hangi sektörlere öncelikli çözümler geliştiriyor bir AirCom Teknoloji sunumundan yaptığımız özetle yazımıza devam edelim:

SONUÇ

AirCom Teknoloji 20 yıllık kablosuz sektör tecrübesiyle güvenilir ve çözüm odaklı yaklaşımla butik projeler üreterek yeni nesil erişimle Akıllı Şehirler için altyapı çözümleri geliştiren bir teknoloji firması ve hizmet verdiği lokasyonlarda, değer oluşturması ve farklı deneyimleri yaşatmasıyla akıllı şehirlerde mutlu şehir paydaşları’nın çoğalmasının/çoğalacak olmasının temellerini de atarak sürdürülebilirliğe de katkı koymakta. Bunun yanısıra başarmak için değerlerine sıkı sıkıya sahip çıkan, kurumsal kültürünün ana omurgasında; Liderlik (Leadership), Dürüstlük (Integrity), Esneklik (Flexibility) ve Verimlilik (Efficiency) olan bir firma AirCom Teknoloji.

Okumaya Devam Et

KÖŞE YAZARLARI

Toprak Ana

Ezelden beri, toprak insanlığı duyurandır. Göçebe de olsanız, yerleşik hayat da yaşasanız, bu kaide hiç değişmez. Toprak insanlığı doyurur.

Ülkemizde, toprağın çok daha değişik değeri vardır.

Toprak güçtür.

Toprak uğruna ne kavgalar edilmiş ne aileler paramparça olmuşlardır.

Bir avuç toprak için hiç çekinmeden hayatını veren şehidler ile dolu tarihimiz.

Toprak insanlığı doyurur ise elbette ki toprak değerlidir. Hemde çok değerlidir.

Peki gelelim, bugüne, günümüzün sorunlarına ve sorunların çözümüne.

Özellikle de gıda maddelerinin son aylardaki fahiş fiyat artışlarını, hükümetin hiçbir hamlesi, maalesef durduramadı.

Çünkü birileri, bu hamleleri, türlü oyunlar ile boşa çıkarttı ve zam üstüne zam yaparak, ülkeyi bezme noktasına getirdi.

İşte o birileri, bunları yaparken de kıs kıs gülerek, olup bitenleri seyrediyor, haksız kazanç üstüne, haksız kazanç sağlamaya devam ediyor.

Bu bağlamda, hal yasasının çıkması neden bu kadar uzadı, bilemiyorum.

Ancak hal yasası da emin olun o birileri tarafından, bir yolu bulunur, delinir.

Çünkü yasa delmekte, kural, kanun tanımamakta, maalesef üstümüze yok.

Bu da acı bir Türkiye gerçeği.

Peki ne olmalı ne yapılmalı?

Çok geniş bir toprak reformu yapılmalı ve endüstriyel ziraate geçilmeli, hem de mümkün olduğunca hızlı!

Ne toprak reformu diye soracak olursanız, izah etmeye gayret edeyim.

Son birkaç haftadır, ülkenin çeşitli yörelerindeki pek çok ziraatçiler ile görüştüm.

Ve aynı zamanda toprak sahibi olup, ekip biçmeyen/biçemeyen ile de.

En büyük sorun olarak ortaya çıkan ne enerji fiyatları ne yakıt fiyatları.

En büyük sorun, özellikle de kursak kesimde, köy/kasaba/nahiyeler içinde ve civarında olan arazilerin dağınıklığı, araziler üzerinde kısmen senelerdir, hatta on senelerdir süren hukuk davaları, toprak sahiplerinin ülke dışında olmaları, araziler üzerinde çok çeşitli sorunların olması olarak kendini kristalize etti maalesef.

Miras bırakan, eskiden bir bütün olarak duran arazileri bölüp paylaştırması.

Alakasız insanların gelip, yatırım amaçlı araziler alması, varislerin bir/birkaç dönüm üzerinde hak iddia etmesi ve bunların mahkemelere taşınması, burada da duruşmalara gelmeyen/gelemeyen kişilerden ötürü, ya da çok sivri avukatların daha da sivri hukuk oyunları yüzünden, prosedür yüzünden, hâkim değişimi ve çeşitli hukuk tahammülleri yüzünden, davaların uzadıkça uzaması yüzünden, milyonlarca dönüm zirai arazi ekilmiyor, işlenmiyor, âtıl vaziyette durup duruyor.

Bu milli bir servetin kullanılmaması demek.

Ekilmemiş her metrekare toprağın, milli ekonomiye verdiği zarar demek.

Evet, tabii son yirmi/otuz yıldır, ziraat yerine kentleşmeye, daha da kentleşmeye gidildiği de bir gerçektir.

Özellikle de turizm bölgelerinde, çeşitli ziraat faaliyetlerinde kullanılan toprakların, bugün otellere, tatil sitelerine dönüştüğü de bir gerçektir.

Ancak, büyük şehirlerin etrafında yaşanan kentleşmenin, o büyük şehirlere göç veren yörelerde de büyük boşluklara neden olduğu da bir gerçektir.

Yani farzı misal, Afyon’da toprağını ekip biçecek insanlar, topraklarını üç otuza satarak, İstanbul’da işçi olarak çalışmakta.

Hem ziraati hem de ziraatçiyi kaybetmişiz yıllardır.

Bugün ise toprak mahsülleri ile kendi kendimize yetmeyi başaramaz isek, acı gerçek şu ki, ithal edecek gıda maddelerini bulamayacağız.

Çünkü kimse satmayacak.

Buyurun Hindistan Ayçiçeği yağının ihracatını yasakladı bile.

Radikal bir karar mı?

Hiç değil.

Hindistan’ın nüfus sayısı ortada.

Ve evet, bu gibi uygulamaları bizim de yapmamız gerekiyor gibi gözüküyor.

Fakat devletin ilk önce bu ekilmeyen araziler hakkında köklü girişimler yapması şart.

İlk adım olarak da toprağını ekmeyen çiftçiye belli bir meblağ ödeyip, ekecek olanları o arazileri tesis etmesi ile başlanabilir.

Böylelikle, alan memnun/satan memnun durumu ortaya çıkar.

Sübvansiyon böyle yapılırsa, çözüm köklü olur.

İkinci ve çok önemli bir adım, birilerinin, şirketlerin, simsarların, komisyoncuların, bir yörenin tüm ektiklerini, daha ekinden üç/otuza kapatıp, sonra da piyasaya tekelden ve istediği fiyattan sürmesinin önüne geçmektir.

Şimdi bazıları diyecek ki, serbest piyasa, serbest ekonomi.

Ben de diyorum ki, bunlar “normal zaman ve şartlarda” geçerli.

Ancak içinde bulunduğumuz zaman dilimi olağanüstü bir durum, şartlar ise gün geçtikçe anormal haller alıyor.

En önemlisi ise bu durum/lar, önümüzdeki zaman zarfında, kısa/orta/uzun vadede daha da çetinleşecek, daha da anormal hallere girecek.

Bu tüm dünya için geçerli maalesef.

Bu olağanüstü durumlardan en az zarar ile, belki de kar ile çıkmak istiyor isek, çok daha akılcıl, çözüm odaklı, hızlı tedbirler almalıyız, siyasetler güdmeliyiz.

Dış siyasette, diplomatik arenalarda izlediğimiz başarılı siyasetin, iç siyasette, kamuoyu nezdinde pek bir değeri yok maalesef.

Bu da bir gerçek.

Ve çok yakın geçmiş bize, KDV’den feragat etmenin, denetimlerin de facto hiçbir işe yaramadığını gösterdi.

Sorunu kökünden çözmez isek, bataklığı kurutmaz isek, ilaçlama hiçbir işe yaramıyor.

Evet, turizm ülkemizin çok önemli bir gelir kaynağı.

Ancak zirai bakımdan, kendi iç piyasamıza %100 yetmez isek, sıkıntılar daha da büyüyecektir.

Hele de kendimize yetmeden, ihracat yapar isek, felaket bağıra bağıra gelecektir.

Şu an bağırıyor zaten.

Toprak sorunlarını, behemehal çözmeliyiz.

Endüstriyel tarıma derhal geçmeliyiz.

Bu bağlamda elbette, büyük ve küçükbaş hayvancılığı da olağanüstü sübvansiyonlar ile desteklemeliyiz.

Yüzde yedi KDV’den feragat etmekten ise o meblağları bu tür desteklere harcamak, zannımca, kısa/orta ve uzun vadede daha karlı olacaktır.

Kimse kendini kandırmasın.

Önümüzdeki en az beş sene çok çetin geçecek.

Bu da en iyimser tahmin.

Onun için, hep beraber toprak anayı, olduğu değere geri kavuşturalım.

Toprak insanlığı doyurur!

Okumaya Devam Et