Bizi takip edin

KÖŞE YAZARLARI

Avrupa Birliği için Ukrayna Olaylarının Olası Enerji Politik Etkileri

Giriş

Bilindiği üzere, Ukrayna’da 2021 sonlarında tırmanan gerilim, Şubat 2022 sonu itibariyle sıcak çatışmaya evrilmiş ve Rus birlikleri Ukrayna topraklarına girmişti. Ortaya çıkan kayıplar ve tahribat öylesine büyük olmuştur ki; artık yaşananlar “Savaş” olarak nitelenebilmektedir. Böylelikle, uzun bir süredir barışı yaşayan Avrupa, çatışmalı ciddi bir krizle karşı karşıya kalmış bulunmaktadır. Gerçekte Ukrayna olayları, sadece Avrupa’yı ve dolayısıyla Avrupa Birliği (AB) devletlerini değil, küresel kapsamda etkili olaylar silsilesiyle tüm dünyayı etkiler duruma gelmiştir denebilir. Bununla beraber, Avro bölgesi yine de Ukrayna olaylarından diğer dünya bölgelerine göre daha çok etkilenen yöre olarak öne çıkmaktadır nitelenebilir.

AB İçin Enerji Politiğin Önemi

Doğu Avrupa’nın önemli bir ülkesi olan Ukrayna, farklı yönlerden AB için stratejik anlam taşımaktadır. Özellikle, enerji hatları geçiş bölgesi ve (Uzak Doğu – Avrupa güzergahında) yol bağlantı yöresi olması ve de gıda, maden temininde ehemmiyeti nedeniyle yadsınamaz konuma sahip bulunmaktadır. Bunların hepsinin ayrı önemi olmakla beraber, Ukrayna’nın enerji geçiş bölgesi olma niteliği, Avrupa ve AB ülkeleri için hepsinin önünde yer almaktadır denebilir. 

AB ülkeleri için enerji arz güvenliği açısından, enerji hatları geçiş ülkesi olarak Ukrayna önemli olmakla birlikte, enerji kaynak bölgesi olarak Rusya da en az Ukrayna kadar önem arz etmektedir. Nitekim AB ülkelerinin petrol ve özellikle doğal gaz temininde Rusya’nın yadsınamaz bir yeri bulunmaktadır. Her ne kadar enerji hatlarının başat arterleri Ukrayna üzerinden geçiyor olsa da sonuçta kaynak ülke Rusya olmaktadır. Şekil 1’de görülen AB’nin Rusya’dan doğal gaz temin hatları ve temin miktarları bu durumu teyit etmektedir.     

Doğal gazdan ayrı olarak AB ülkelerinin petrol ithalatında da Rusya’nın yeri hayli önem arz etmektedir. Şekil 2 incelendiğinde, (Ukrayna krizinden önce) her bir AB ülkesinin hem doğal gaz ve hem de petrol temininde, Rusya’nın yerinin hiç de küçümsenecek boyutlarda olmadığı hemen anlaşılmaktadır. 

Öte yandan, AB, siyasi olarak Ukrayna’nın yanında yer almış ve ekonomik yatırım uygulama kararı almış bulunmaktadır. Bununla beraber, Ukrayna’nın çağrılarına rağmen fiili destek vermemiştir. AB tarafından Rusya’ya ekonomik yaptırım uygulanmasıyla, Birlik ülkeleri   Ukrayna’ya daha çok dolaylı destek vermek şeklinde pozisyon almış bulunmaktadırlar. 

Burada şunu da belirtmek yerinde olur ki; Rusya’ya batı dünyası olarak uygulanmaya başlanan ekonomik yaptırımlar hayli kapsamlı görünmektedir. Bunlar arasında; önemli sayıda Rus bankasının SWIFT uluslararası ödeme sisteminden çıkarılması, Rus iş ve devlet adamlarının varlıklarının dondurulması ve/veya el konulması, AB ve ABD hava sahalarının Rus uçaklarına kapatılması, AB merkezli şirketlerin yanı sıra ilaç şirketleri, askerî iletişim birimleri ve tersanelerin Rusya’ya teknoloji ihraç etmelerinin yasaklanması, Visa ve Mastercard kullanımının Rusya için durdurulması vb. gibi uygulamalar sayılabilir.

Bu uygulamaları, ekonomik bağlamda hayli etkin ekonomik yaptırımlar olarak nitelemek mümkündür. Nitekim, söz konusu yaptırımların açıklanmasından sonra Rusya para birimi olan Ruble önemli ölçüde değer kaybetmiştir. Ancak, beklenti doğrultusunda Rusya’da hızlı bir çöküş de henüz gerçekleşmemiştir. Hatta harekatın başlamasından bir ay mertebesinde bir süre geçtikten sonra Ruble’nin tekrar eski değerine döndüğü de gözlenmiştir.

Batı dünyasının ve bu kapsamda AB’nin ilan ettiği yaptırımlara bakıldığında önemli bir yaptırım olarak görünen Rus bankalarının SWIFT uluslararası ödeme sisteminden çıkarılması konusunun tüm Rus bankalarına uygulanmadığı da gözlenmektedir. Özellikle enerji alımı ödemelerinin yapıldığı bankaların yaptırım dışı bırakıldığı anlaşılmaktadır. Nitekim Ukrayna’da çatışmalar sürerken AB ülkeleri Rusya’dan doğal gaz alımını (bir miktar düşürmekle beraber) devam ettirmiş bulunmaktadırlar. Aldıkları doğal gazın ödemesini de yine bu süreçte yapmaya devam ettikleri görülmektedir. Bu durum, enerji politiğin önemini ve AB için hali hazırda Rusya’nın vazgeçilememezlik ifade ettiğini göstermektedir.

AB, Ukrayna kriziyle birlikte beklendiği üzere Rusya’ya olan enerji bağımlılığını azaltma yoluna gitmek istemektedir. Bu bağlamda Avrupa Birliği’nce (AB Komisyonu Başkanı Ursula Von Der Leyen tarafından açıklandığı üzere) bazı kararlar da alınmış bulunmaktadır. Bunlar arasında, enerji-politik kapsamda AB’nin LNG alımını arttıracağı, Rusya’dan kömür alımına (4 Milyar Avro mertebesinde bir) yasak getirileceği duyurulmuştur.  

AB tarafından Rusya’ya uygulanacak yaptırım kararlarının açıklanmasından sonra, Avrupa Birliği’nin ABD ile (LNG alımı ve LNG terminal yapımlarını da içeren) kapsamlı bir anlaşma imzalama yoluna gittiği de gözlenmiştir. Bu durum, AB için zaman içinde farklı sonuçlar doğurabilecektir. Şöyle ki; LNG olarak doğal gaz alımı, boru hatlarıyla doğal gaz alımından hayli pahalı olmaktadır. Kaldı ki; ABD doğal gazı, önemli ölçüde kaya gazından üretilmekte ve LNG haline getirilerek okyanus aşırı ihraç edilmektedir. Kaya gazından üretimi de pahalı teknoloji gerektirdiğinden AB tarafından ABD’den ithal edilecek LNG daima (barış şartlarında boru hatlarıyla iletilen) Rus doğal gazına göre pahalı olacaktır. Bu durum, AB ülkeleri bütçelerinde enerji temin kaleminin daha da yükseleceği anlamına gelmektedir. Yeni LNG terminali yapılması da ilave yatırıma gereksinim anlamına gelmektedir. 

Hali hazırda Rusya doğal gazının kısılmaya çalışılması ve LNG alımının arttırılması Avrupa ülkelerinde doğal gaz fiyatlarını yükseltmiştir. Yükselme oranları ise misliyle veya birkaç misliyle şeklinde ifade edilmektedir (Şekil 3). Nitekim bu durum, Ukrayna’da yaşananlarla birlikte 2022 itibariyle Avrupa ülkelerindeki ortalama doğal gaz fiyatlarındaki artış oranlarından net olarak anlaşılmaktadır.

AB’nin Rusya’ya yaptırım uygulamasıyla birlikte AB ülkeleri halen dünyada en pahalı doğal gazı kullanan ülkeler haline gelmiş bulunmaktadırlar. Bu durum Şekil 4’te (28 Mart 2022 tarihi itibariyle düzenlenen haritada) açık olarak görülmektedir.

Öte yandan AB için yeni alternatif enerji temin hatları da gündeme gelmektedir. Bunlardan biri; [Güney Kafkasya (SCP) + TANAP (TransAnatolian Pipeline) + TAP (Trans Adriatic Pipeline)’dan oluşan] “Güney Gaz Koridoru” ve bu hattın ulaşım menzilinin Avrupa’nın farklı ülkelerine dallandırılabilmesidir. İlaveten bu hattın başlangıcına Trans Hazar bağlantısı ile Orta Asya ülkelerinden kaynak girdisi olabilmesidir (Şekil 5). 

Başka olabilecek bir çözüm; İsrail-Türkiye enerji hattının çekilmesi, Tamar ve Levithan bölgeleri doğal gazlarının bu hat üzerinden Avrupa’ya ulaştırılmasıdır. Bu enerji hattına Kıbrıs Münhasır Ekonomik Bölgesi (MEB)’inden ve Mısır MEB’inden bilinen (ve bulunabilecek) doğal gaz rezervlerinin de eklenerek Avrupa arz güvenliğine ulaştırılması da ileri bir alternatif olabilecektir (Şekil 5).

Bir ileri olasılık da kısa vadede Irak, İran bağlantılı doğal gazın AB’ye ulaştırılması olabilecektir. Takiben de uzun vadede Suudi Arabistan ile Katar bağlantılı enerji hatlarının çekilmesi ve Avrupa’ya (yine Türkiye üzerinden) ulaştırılabilmesi de olasıdır (Şekil 5). Ancak bunun için başta Irak ve Suriye olmak üzere Orta Doğu’da istikrarın sağlanması gerekli olacaktır. 

Ayrıca, Avrupa Birliği’nin, Rusya’dan doğrudan olmasa da Türkiye üzerinden doğal gaz alımı söz konusu olabilir. Bunun için Türk Akım ve (Rusya ile Türkiye arasında anlaşma yenilenmesiyle) Mavi Akım ile Türkiye’ye ulaşan hatların TANAP ile ilişkilendirilmesiyle de mümkün olabilir. Bu bağlamda, Mavi Akım’a paralel bir hat da çekilebilir ve (1. Hat Türkiye ihtiyacını karşılarken) bu yeni hat Türkiye üzerinde Avrupa’ya yönlenebilir. 

Bunlara ilaveten, Türkiye’nin kendi sınırları içinde ve kendi denizlerindeki (Münhasır Ekonomik bölgelerindeki) doğal gaz aramalarının arttırılmasıyla ve yeni rezervlerin bulunması söz konusu olabilir. Bulunacak rezervlerin yeteri derecede büyük olması halinde, ihraç edilmesi ve Avrupa arz güvenliğine destek olması da uzun vadedeki bir olasılık olarak görülebilir.

Sonuç

Yukarıda yapılan açıklamalar kapsamında, AB ülkelerinin Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan etkilenmesinin zaman içinde düşünülenin üzerinde olacağı söylenebilir. Yaşanacak enerji politik, konjüktürel durumlar ve enerji arz güvenliğine getireceği risk faktörü son derece önemli olabilecektir. 

Bu arada şu da belirtilmelidir ki: Ukrayna’da yaşanan savaşın uzaması halinde sadece enerji politik değil, AB’de yaşanacak tedarik zinciri kırılmaları ve alınan büyük göçlerle devasa olarak nitelenebilen sorunlara dönüşebilir. Dolayısıyla, bu sorunların da geri beslemesiyle AB enerji gereksinimi arta gidecek gibi görünmektedir.  

Kısa vadede enerji teminine ilişkin olarak (barış şartlarında Rusya’dan petrol ve doğal gaz alımına göre) daha pahalı seçeneklerle petrol ve doğal gaz temini enerji fiyatlarını yükseltecektir. Savaş şartları nedeniyle artan petrol ve doğal gaz fiyatlarıyla halen enerji maliyetleri AB için zaten hayli yükselmiştir. 

Orta ve uzun vadede ise enerji teminine getirilebilecek alternatifler olarak yeni enerji hatlarının çekilmesi ve nükleer enerji santralları ve/veya hidrojen kullanımına geçilmesi, yine giderek yükselen maliyetleri gündeme getirecektir. Avrupa Yeşil Mutabakatı çerçevesinde yenilenebilir enerji ve ilgili konularda da yapılması gerekenler ise, savaş şartları yokken bile yüksek maliyetler ifade etmekteydi. Yenilenebilir enerji santrallarının, baz santral olmaması da göz önüne alındığında, şimdi bu konuya ilişkin bütçe de artacaktır belki de ilgili eylem planları ertelenebilecektir.

Tüm bu hususlardan anlaşıldığı üzere, AB için, enerji arz güvenliğinin süreklilikle sağlanmasının maliyeti, düşünülenlerin üzerinde olacak gibi görünmektedir. Bir başka deyişle AB içinde genel olarak ekonomik sorunlara neden olabileceği gibi, Birliği oluşturan 27 ülke içinde paylaşım bağlamında ilave ekonomik ve sosyo-politik sorunlara da neden olabilecektir.

Oysa,  COVID-19 şartlarından yeni çıkmakta olan Avro bölgesi, pandemi döneminde yaşanan ekonomik dar boğazları bile henüz aşamamışken, yaşanabilecek yeni ekonomik dar boğazlar AB için farklı yönlerden risk oluşturabilecektir. Enerji arz güvenliği gibi vazgeçilemeyecek bir konu, AB için sadece enerji politik değil, ileri ekonomik, siyasi ve sosyo-politik sorunları gündeme getirebilecektir

Öte yandan, AB’nin enerji arz güvenliğini süreklilikle sağlama bağlamında alternatif çözümlere yönelmesi, söz konusu alternatif hatların geçiş güzergahında olması nedeniyle Türkiye’yi önemli ölçüde öne çıkaracaktır denebilir. Bu durum, Türkiye için bir fırsat gibi görünmektedir. Ancak, farklı pragmatik durumlar oluşabilir ve enerji politik olduğu kadar siyasi, ekonomik ve konjüktürel dengelerin sağlanmasını gerektirebilecektir. Bu bağlamda oluşabilecek riskli şartlara karşı hazırlıklı olunması da gerekmektedir.

Öz olarak belirtmek istenirse; Rusya-Ukrayna Savaşı, AB için yadsınamaz sorunlu bir konjüktürü oluşturmuştur ve bu durumun kısa, orta ve uzun vadeli enerji politik etkileri olacaktır. Fazla olarak bu etkilerin, başta ekonomi ve enerji politik olmak üzere siyasi ve sosyolojik yansımaları yaşanabilecektir. Bu durum sadece AB’yi değil, AB ile yakın ilişkileri olan (Türkiye gibi) ülkeleri de ileri derecede ilgilendirecektir.

Yorum Bırak

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

KÖŞE YAZARLARI

Güle Güle Tacikistan 1

1991 yılında Sovyetler Birliğinin dağılması üzerine Türkistan coğrafyasında bağımsızlıklarını kazanan devletlerden biri de Tacikistan’dır. Yine malum olduğu üzere bölgede Sovyet sonrası boşalan alanları doldurma cihetine giden devletlerden en heveslisi de Çin Halk Cumhuriyeti’dir.

1996 yılında Şangay İşbirliği Örgütü üzerinden bölgeye giren Çin, geçen zaman zarfından hem bölgenin doğal kaynaklarına ulaşmak hem de üretiminin dünya pazarlarına daha erken ve daha ucuz bir şekilde ulaştırılması için hummalı bir çalışma içerisine girmiştir.

Bu bağlamda Çin’in bilhassa 2013 yılı itibariyle hızlandırdığı Kuşak-Yol Girişimi, bizim deyimimizle “Bir Kuşatma Bir Yolma Girişimi” gelinen noktada bilhassa bölge devletlerini bir nevi hareket edememe noktasına taşımıştır.

İşin özü, yeraltı ve yerüstü kaynaklarını ihraç ederek ekonomilerini çevirme derdine düşen bölge devletleri, Tacikistan örneğinde olduğu gibi, Çin’e bağımlı hale gelmişler, dahası Kuşak-Yol girişimi ile günün sonunda sadece Çin’in kazandığı bir sistemin aparatları haline dönüşmüşler, bununla da kalmayarak Çinli göçmenlerin bölge ülkelerinde birer güvenlik sorunu tehlikesiyle karşı karşıya kalmışlardır.

Zikredilen bu tehlikeleri, en yakından hisseden devletlerden biri de Tacikistan olmuştur. 

Şöyle ki;

1996’da başlayıp 2000 yılında yapılan anlaşmalarla Çin’le olan sınır problemlerini çözen Tacikistan, 2011 yılına gelindiğinde topraklarının % 1’ini Çin’e devretmek zorunda kalmıştır. Bu durum Tacik halkını bir nevi isyan noktasına taşımış, ülkede Çin algısı sinofobi’ye dönüşmeye başlamıştır. Buna rağmen gelişen Çin-Tacik ilişkileri çok değil 2015 yılında Çin’in ülkedeki ekonomik, sosyal ve askeri etkisini daha da arttırmıştır. 2015 verilerine göre Tacikistan’da yapılan yatırımların %58’i doğrudan Çin yatırımları olarak gerçekleşmiştir.

İşin bu noktaya gelmesinde Tacikistan’ın Kuşak-Yol Girişimi’ne dair işbirliği protokolünü imzalayan ilk ülke olmasının etkisi olduğu düşünülmektedir. Tacikistan’ın ekonomik anlamda kötü durumda olması ve Afganistan merkezli güvenlik tehditleri karşısında Çin’e yaklaşmış, birçok az gelişmiş ülkede olduğu gibi, ekonomisini düzeltebilmeyi ve güvenlik koridoru oluşturabilmeyi Çin’den gelecek yardımlarda görmüştür.

Eylül 2017’de Çin ile olan ilişkilerini “kapsamlı stratejik ortaklık” düzeyine yükselten Tacikistan bir nevi Çinli şirketlerin istilasına maruz kalmıştır. Mesela başkent Duşanbe’nin elektrik ihtiyacını karşılamak için ikisi Çinli şirketler tarafından inşa edilmesi planlanan dört termal elektrik santral inşası konusunda anlaşmıştır.

Santrallerin her birinin ortalama maliyeti 400 milyon dolar olarak hesaplanmıştır. Tacikistan, Duşanbe-2 santrali için Çin’den 331 milyon dolar kredi almış, bunun karşılığında da ülkenin kuzeyindeki iki altın madeninin işletme lisansını Xinjiang Tebian Electric Apparatus Stock Co. Ltd. şirketine vermiştir. Duşanbe-2 santrali için harcanan bu meblağ karşılanana kadar Çinli şirketler zikredilen altın madenlerini işletme hakkı kazanmıştır.

Zaten ekonomisi kötü durumdaki Tacikistan’a Çin, 2016 yılında metal işleme tesisi yapımı için 200 milyon dolar nakit kredi vermiştir. Bununla da yetinmeyen Çin akabinde Tacikistan’ın kuzeyinde yedi adet Tacik-Çin sanayi bölgesi kurulması için 500 milyon dolar daha borç vereceğini açıklamıştır.

2018 yılına geldiğimizde Çin, Tacikistan’ın en büyük yabancı yatırımcısı olmuştur. Zikredilen döneme kadar Tacikistan’da birçok karayolu da Çin tarafından verilen kredilerle ama Çinli şirketler tarafından ve yine her zamanki gibi Çinliler çalıştırılarak yapılmıştır.

Bütün bunlara Eylül 2014’te iki ülke arasında 470 milyon dolar tutarında ve üç yıl süreli bir swap anlaşmasını da ilave edelim.

Çin’in Tacikistan’daki en büyük yatırımı ise “Orta Asya-Çin Doğalgaz Boru Hattı D Akımı” projesidir. Çin, projenin Tacikistan’dan geçecek 410 km’lik kısmının inşası için de 3,7 milyar dolar yatırım yapacağını deklare etmiştir. Projenin Tacikistan kısmının inşasına 2014 yılında başlanmış lakin aksamalar üzerine, en son 2022’de bitirilmesinin planlandığı duyurulmuştur.

Şimdi birileri “ne olacak canım, bakın ne güzel Çin desteği ile Tacikistan gelişiyor” diyebilir.

Biz de az sabırlı olunsun, bir sonraki yazımız beklensin diyelim. Bakalım gerçekten Tacikistan bu Çin yatırımlarıyla gelişiyor mu yoksa her yatırım Tacikistan’ı biraz daha Çin’e bağımlı ve bir nevi Çin’in peyki haline mi getiriyor?

Okumaya Devam Et

KÖŞE YAZARLARI

Akıllı şehir yolculuğu 22

AIrCom Teknoloji

20 Yıllık kablosuz sektör deneyimine sahip AirCom Teknoloji’nin deneyimli Yönetim, Satış-Pazarlama, Proje ve Teknik ekibi, AirCom çatısı altında 4. başarılı yılını tamamlayan ve 4 yıllık süre içinde, müşteri bazında özelleştirilmiş, geri dönüşümü yüksek ve ölçülebilir kablosuz altyapı çözümlerini müşterilerine sunmuş ve karşılığında yüzlerce üst düzey referans ve memnun müşteri portföyü biriktirmeyi başarmıştır.

AirCom’da 20 yıllık Kablosuz Teknoloji Çözümleri tecrübeleri bütünleşerek sürekli, güvenilir ve çözüm odaklı bir bakış açısıyla %100 müşteri memnuniyeti hedeflenmiş; yüksek hizmet – mühendislik seviyesi ve butik çalışma anlayışıyla ile her bir müşteriye farklı bir deneyim yaşatılmaktadır.

AirCom Teknoloji, yenilikçi ve Kritik altyapılarda kullanılan kablosuz Network çözümlerinde şimdiye kadar gerçekleştirdiği projeler ve sistem entegrasyon hizmetleriyle çok önemli tecrübelere sahiptir, üreticiler tarafından sürekli eğitilmekte olup, deneyimli satış ve teknik kadrosu ve 20 yıllık kablosuz teknolojiler sektör tecrübesi ile müşterilerine A’dan Z’ye komple kablosuz çözümler sağlamakta,Teknik Site Survey (TSS), Rollout planlaması, Radyo Network Planlaması (RNP), Civil Work& Network Operasyonları, CSN Ekipman montajı, RAN, MW, CPE, ASN, CSN, AAA konfigürasyonları, Transmisyon, devreye alma ve optimizasyon hizmetlerini kendi bünyesindeki eğitimli ve deneyimli teknik kadrosu ile sunmaktadır.

Türkiye’nin hızla dijitalleşmesi, yerel yöneticileri, Akıllı Şehirler sistemi kapsamında, güvenlik, bütünleşik iletişim ve nesnelerin interneti, bireylerin Wi-Fi erişebilirliği ve şehirlerin sorunlarını daha hızlı çözerek yaşanabilir hale getirme ihtiyaçlarına yatırım yapmaya yönlendirmektedir.

AirCom Teknoloji, Akıllı Şehirler Vizyonu doğrultusunda; Çevre, Enerji, Su, Haberleşme, Sokakta Internet Erişimi, Ulaşım, Eğitim, Sağlık, Güvenlik (KGYS-TEDES), Sınır Güvenliği, Güvenli Parklar, Acil Durum Yönetimi, Toplumsal Entegrasyon ve Şehir Yönetimi gibi her alanda etkin bir şekilde uygulanabilen Kablosuz Altyapı teknolojileri, Ağ Yönetimi, Operasyon Merkezlerinin kurulup işletilmesi ve inovasyona dayalı mühendislik odaklı hızlı kazanım ve dönüşüm projeleri geliştirmektedir.

AirCom Teknoloji kablosuz çözümlerle Akıllı Şehir Uygulamalarına Katma Değer Katmakta ve Akıllı şehirlerin güçlü ağ sistemi ile donatılması ve ağ yönetiminin sürekliliğinin sağlanması konusunda yürüttüğü çalışmalarla, şehirleri geleceğe taşıyacak yenilikçi altyapı projelerini hayata geçirmektedir.

Akıllı Şehirler konsepti çerçevesinde, AirCom Teknoloji’nin sunduğu kablosuz geniş band erişim çözümleri, taşımacılık altyapısında katma değer sağlıyor. AirCom Teknoloji’nin 750Mbps’lik kapasite sunan Radwin Noktadan Noktaya ekipmanları ile; Akıllı Şehirler konseptinin en önemli halkası olan taşımacılık sektöründe güvenli erişim sağlanıyor.

Şehrin birçok noktasında bulunan binaların birbiri ile bağlantısı sayesinde, Internet ve Intranet’in tek noktadan kullanımı, yolcu bilgilerinin yer aldığı kritik serverlar arasında kesintisiz data aktarımı, güvenlik kamera ve IP santral altyapısının uç noktalara ulaştırılması ve yedekleme sağlanıyor.

Geleneksel saha kabinlerinin çok kısa sürede yerini alacak olan Smart-Node; basit kurulum, enerji ve iletişim konusunda birleşik yönetimi, entegre bir çözüm ile saha maliyetlerini düşürmesi, kuruluma hazır, çok yönlü enerji ve iletişim seçeneği ve küçük boyutlu IP-67 özelliklerine sahip.

Smart-Node dünyanın ilk all-in-one dış mekan yönetilebilir çoklu Enerji ve iletişim çözümüdür.

Radwin tarafından geliştirilen Smart-Node, Fixed ve PTZ kameralar, kablosuz Noktadan Noktaya ve Noktadan Çok Noktaya radyolar, IoT ağ geçitleri, sensörler, anons sistemleri, Wi-Fi erişim noktaları ve diğer cihazlar için enerji ve bağlantı sağlar.

Akıllı şehir altyapısına bu çözümleri sunan AirCom Teknoloji hangi altyapı ekipmanlarına sahip ve bu ekipmanları da kullanarak hangi sektörlere öncelikli çözümler geliştiriyor bir AirCom Teknoloji sunumundan yaptığımız özetle yazımıza devam edelim:

SONUÇ

AirCom Teknoloji 20 yıllık kablosuz sektör tecrübesiyle güvenilir ve çözüm odaklı yaklaşımla butik projeler üreterek yeni nesil erişimle Akıllı Şehirler için altyapı çözümleri geliştiren bir teknoloji firması ve hizmet verdiği lokasyonlarda, değer oluşturması ve farklı deneyimleri yaşatmasıyla akıllı şehirlerde mutlu şehir paydaşları’nın çoğalmasının/çoğalacak olmasının temellerini de atarak sürdürülebilirliğe de katkı koymakta. Bunun yanısıra başarmak için değerlerine sıkı sıkıya sahip çıkan, kurumsal kültürünün ana omurgasında; Liderlik (Leadership), Dürüstlük (Integrity), Esneklik (Flexibility) ve Verimlilik (Efficiency) olan bir firma AirCom Teknoloji.

Okumaya Devam Et

KÖŞE YAZARLARI

Toprak Ana

Ezelden beri, toprak insanlığı duyurandır. Göçebe de olsanız, yerleşik hayat da yaşasanız, bu kaide hiç değişmez. Toprak insanlığı doyurur.

Ülkemizde, toprağın çok daha değişik değeri vardır.

Toprak güçtür.

Toprak uğruna ne kavgalar edilmiş ne aileler paramparça olmuşlardır.

Bir avuç toprak için hiç çekinmeden hayatını veren şehidler ile dolu tarihimiz.

Toprak insanlığı doyurur ise elbette ki toprak değerlidir. Hemde çok değerlidir.

Peki gelelim, bugüne, günümüzün sorunlarına ve sorunların çözümüne.

Özellikle de gıda maddelerinin son aylardaki fahiş fiyat artışlarını, hükümetin hiçbir hamlesi, maalesef durduramadı.

Çünkü birileri, bu hamleleri, türlü oyunlar ile boşa çıkarttı ve zam üstüne zam yaparak, ülkeyi bezme noktasına getirdi.

İşte o birileri, bunları yaparken de kıs kıs gülerek, olup bitenleri seyrediyor, haksız kazanç üstüne, haksız kazanç sağlamaya devam ediyor.

Bu bağlamda, hal yasasının çıkması neden bu kadar uzadı, bilemiyorum.

Ancak hal yasası da emin olun o birileri tarafından, bir yolu bulunur, delinir.

Çünkü yasa delmekte, kural, kanun tanımamakta, maalesef üstümüze yok.

Bu da acı bir Türkiye gerçeği.

Peki ne olmalı ne yapılmalı?

Çok geniş bir toprak reformu yapılmalı ve endüstriyel ziraate geçilmeli, hem de mümkün olduğunca hızlı!

Ne toprak reformu diye soracak olursanız, izah etmeye gayret edeyim.

Son birkaç haftadır, ülkenin çeşitli yörelerindeki pek çok ziraatçiler ile görüştüm.

Ve aynı zamanda toprak sahibi olup, ekip biçmeyen/biçemeyen ile de.

En büyük sorun olarak ortaya çıkan ne enerji fiyatları ne yakıt fiyatları.

En büyük sorun, özellikle de kursak kesimde, köy/kasaba/nahiyeler içinde ve civarında olan arazilerin dağınıklığı, araziler üzerinde kısmen senelerdir, hatta on senelerdir süren hukuk davaları, toprak sahiplerinin ülke dışında olmaları, araziler üzerinde çok çeşitli sorunların olması olarak kendini kristalize etti maalesef.

Miras bırakan, eskiden bir bütün olarak duran arazileri bölüp paylaştırması.

Alakasız insanların gelip, yatırım amaçlı araziler alması, varislerin bir/birkaç dönüm üzerinde hak iddia etmesi ve bunların mahkemelere taşınması, burada da duruşmalara gelmeyen/gelemeyen kişilerden ötürü, ya da çok sivri avukatların daha da sivri hukuk oyunları yüzünden, prosedür yüzünden, hâkim değişimi ve çeşitli hukuk tahammülleri yüzünden, davaların uzadıkça uzaması yüzünden, milyonlarca dönüm zirai arazi ekilmiyor, işlenmiyor, âtıl vaziyette durup duruyor.

Bu milli bir servetin kullanılmaması demek.

Ekilmemiş her metrekare toprağın, milli ekonomiye verdiği zarar demek.

Evet, tabii son yirmi/otuz yıldır, ziraat yerine kentleşmeye, daha da kentleşmeye gidildiği de bir gerçektir.

Özellikle de turizm bölgelerinde, çeşitli ziraat faaliyetlerinde kullanılan toprakların, bugün otellere, tatil sitelerine dönüştüğü de bir gerçektir.

Ancak, büyük şehirlerin etrafında yaşanan kentleşmenin, o büyük şehirlere göç veren yörelerde de büyük boşluklara neden olduğu da bir gerçektir.

Yani farzı misal, Afyon’da toprağını ekip biçecek insanlar, topraklarını üç otuza satarak, İstanbul’da işçi olarak çalışmakta.

Hem ziraati hem de ziraatçiyi kaybetmişiz yıllardır.

Bugün ise toprak mahsülleri ile kendi kendimize yetmeyi başaramaz isek, acı gerçek şu ki, ithal edecek gıda maddelerini bulamayacağız.

Çünkü kimse satmayacak.

Buyurun Hindistan Ayçiçeği yağının ihracatını yasakladı bile.

Radikal bir karar mı?

Hiç değil.

Hindistan’ın nüfus sayısı ortada.

Ve evet, bu gibi uygulamaları bizim de yapmamız gerekiyor gibi gözüküyor.

Fakat devletin ilk önce bu ekilmeyen araziler hakkında köklü girişimler yapması şart.

İlk adım olarak da toprağını ekmeyen çiftçiye belli bir meblağ ödeyip, ekecek olanları o arazileri tesis etmesi ile başlanabilir.

Böylelikle, alan memnun/satan memnun durumu ortaya çıkar.

Sübvansiyon böyle yapılırsa, çözüm köklü olur.

İkinci ve çok önemli bir adım, birilerinin, şirketlerin, simsarların, komisyoncuların, bir yörenin tüm ektiklerini, daha ekinden üç/otuza kapatıp, sonra da piyasaya tekelden ve istediği fiyattan sürmesinin önüne geçmektir.

Şimdi bazıları diyecek ki, serbest piyasa, serbest ekonomi.

Ben de diyorum ki, bunlar “normal zaman ve şartlarda” geçerli.

Ancak içinde bulunduğumuz zaman dilimi olağanüstü bir durum, şartlar ise gün geçtikçe anormal haller alıyor.

En önemlisi ise bu durum/lar, önümüzdeki zaman zarfında, kısa/orta/uzun vadede daha da çetinleşecek, daha da anormal hallere girecek.

Bu tüm dünya için geçerli maalesef.

Bu olağanüstü durumlardan en az zarar ile, belki de kar ile çıkmak istiyor isek, çok daha akılcıl, çözüm odaklı, hızlı tedbirler almalıyız, siyasetler güdmeliyiz.

Dış siyasette, diplomatik arenalarda izlediğimiz başarılı siyasetin, iç siyasette, kamuoyu nezdinde pek bir değeri yok maalesef.

Bu da bir gerçek.

Ve çok yakın geçmiş bize, KDV’den feragat etmenin, denetimlerin de facto hiçbir işe yaramadığını gösterdi.

Sorunu kökünden çözmez isek, bataklığı kurutmaz isek, ilaçlama hiçbir işe yaramıyor.

Evet, turizm ülkemizin çok önemli bir gelir kaynağı.

Ancak zirai bakımdan, kendi iç piyasamıza %100 yetmez isek, sıkıntılar daha da büyüyecektir.

Hele de kendimize yetmeden, ihracat yapar isek, felaket bağıra bağıra gelecektir.

Şu an bağırıyor zaten.

Toprak sorunlarını, behemehal çözmeliyiz.

Endüstriyel tarıma derhal geçmeliyiz.

Bu bağlamda elbette, büyük ve küçükbaş hayvancılığı da olağanüstü sübvansiyonlar ile desteklemeliyiz.

Yüzde yedi KDV’den feragat etmekten ise o meblağları bu tür desteklere harcamak, zannımca, kısa/orta ve uzun vadede daha karlı olacaktır.

Kimse kendini kandırmasın.

Önümüzdeki en az beş sene çok çetin geçecek.

Bu da en iyimser tahmin.

Onun için, hep beraber toprak anayı, olduğu değere geri kavuşturalım.

Toprak insanlığı doyurur!

Okumaya Devam Et