Bizi takip edin

KÖŞE YAZARLARI

Akıllı şehir yolculuğu 21: Tepebaşı

Tepebaşı Belediyesi 2001 yılında Dünya Sağlık Örgütüne üye oluyor. Bu özellik onu Ülkemizde bu konudaki öncü belediyelerden biri haline getiriyor. 2005 yılına gelindiğinde ise Türkiye Sağlıklı Kentler Birliğinin Kurucu Üyeleri arasında yer alıyor. 2011 yılında Belediye hizmet binasının enerji tasarrufu için bir çalışma başlatılıyor ve Bursa-Eskişehir-Bilecik Kalkınma Ajansından (BEBKA) alınan hibe ile Düşük Karbon Ayak İzi Projesi kapsamında Belediye Hizmet Binasının çatısına Güneş Panelleri yerleştiriliyor. 500 bin TL’ye yakın destek alan proje ile Tepebaşı Belediyesi Hizmet Binası, enerjisinin % 20’lik bölümünü güneş enerjisinden sağlayarak Eskişehir’in ilk enerji etkin kamu binası özelliğini taşıyor.

Bu çalışma belediyeyi bambaşka bir yolculuğa doğru ilerletiyor. Karbon salınımı ve Enerji konuları dünya örnekleri incelendiğinde Sürdürülebilir Enerji Eylem Planı kavramıyla tanıştırıyor.

2012 yılında bu yöndeki çalışmalarına başlayan belediye Başkanlar Sözleşmesi (Covenant of Mayors) adıyla bilinen Enerji Eylem Planını imzalıyor ve bu lig’teki yerini alıyor.

“Başkanlar Sözleşmesi, yerel ve bölgesel yönetimlerin, gönüllü olarak yenilenebilir enerji kullanımı ve etkin enerji tüketiminin artırılmasını desteklemeleri amacıyla, 2008 yılından bu yana, Avrupada yürütülen önemli bir eylem. Bununla söz konusu yönetimlerin taahhütleriyle, Avrupa Birliği’nde 2020 yılına kadar Co2 emisyonunun yüzde 20 azaltılması hedefleniyor.”

Her sözleşme, antlaşma başka bir kapıyı aralıyor. 2012 yılında ise LivingLabs adıyla bilinen Avrupa Yaşayan Laboratuvarları Ağı’nın ilk Türk üyesi olan Belediye olarak yerini alıyor.

“Tepebaşı “Future Living” Lab’ın (TFLL) amacı düşük gelirli topluluklarda ve zihinsel ve fiziksel hastalıklarla yaşayan özürlü gruplarda sosyo-ekonomik kalkınmada BİT’i teşvik eden veya etkinleştiren yenilikçi teknolojileri analiz etmek ve doğrulamaktır.”

Bu yıllarda şehir içinde yapmış olduğu Enerji Verimliliği ile ilgili Türkiye’de ilk ve örnek olan çalışmalarıyla da ses getiren belediye 2014 yılında Kalkınma Ajansından kazandığı hibe ile; Tarımda Güneş Enerjili Sulama (TARGES) Projesini hayata geçiriyor.

Enerji de yapılan bu çalışmalar belediye ekiplerini sürekli dünyadaki gelişmeleri yakından incelemeye teşvik etmiş ve sürekli yeni kavramlar hayatlara girmiştir.

Belediye Hizmet binasının dönüşümünde kendini geliştiren ekipler bu kez daha proje aşamasındayken tamamen akıllı bir bina için çalışmalara başlıyorlar. Çevre dostu ve enerji etkinliği alanında öncü bir bina Su Sporları Merkezi inşaa ediliyor.

Tepebaşı Belediyesi Mustafa Kemal Atatürk Spor Kompleksi’nde yer alan Su Sporları Merkezi yeşil bina özelliğine sahip bir tesis ve çevre dostu ve enerji tasarrufu alanında yeşil bina uygulamalarına uluslararası alanda verilen LEED sertifikasını Türkiye’de Altın Puan değerlendirmesi ile alan İLK KAMU BİNASI olma özelliği taşımakta.

Enerji ayağında asıl hedef mevcut binaların ekolojik duyarlılıkla iyileştirilmesiyle, sürdürülebilir çevre anlayışı için enerji verimli hale getirilmesidir. Alt kırılımlar ise bina kabuklarının değiştirilmesi, pencere ve doğrama sistemlerinin yenilenmesi, çevreci iklimlendirme sistemlerinin projelendirilmesi, güneş panellerinin kurulması, bina ve çevre aydınlatmalarının akıllı hale getirilmesidir.

Bina kabuğunda ve doğrama sistemlerinde yapılan yenilemelerle ısıtma faturasının %70 azalması öngörülmektedir. Proje uygulama alanı olan Aşağı Söğütönü’nde kurulacak 150 kW’lık güneş panelleriyle Yaşam Köyünün %70’lik elektrik ihtiyacının karşılanması hedeflenmektedir.

Aynı zamanda doğalgaz yenilenebilir enerji kaynağı olmadığı için kullanılması planlanan alternatif ısı kaynaklarıyla karbon emisyon salınımında da %63’lük iyileştirme sağlanacaktır. Bahsedilen tüm iyileştirmeler başarıyla uygulandığında ise %53’lük enerji tasarrufuna gidilmesi planlanmaktadır

SONUÇ

Yüzünü güneşe dönen projelerle “insan”lara dokunan şehir Tepebaşı Belediyesi bireye saygılı, yaşam kalitesi yüksek, yerel, ulusal ve uluslararası düzeyde sürdürülebilir örnek ve önder bir yerleşim olma vizyonu ve hizmet üreten ve alanların ihtiyaçlarını ayrım gözetmeksizin karşılayarak, sosyal ve kültürel belediyecilik anlayışıyla, kalite ve çevreye duyarlı, çağdaş, şeffaf, sağlıklı ve sürdürülebilir bir kentsel yaşam olanağı sunmak misyonu ile yola çıktığı Akıllı Şehir yolculuğunda çağdaş, sağlıklı, estetik kentsel alanlar oluşturarak, sosyal ve kültürel belediyecilik adına sürdürülebilir projeler üreterek, kent ile kırsal arasında bir denge kurarak, doğayı korurken ekonomik ve sosyal alanlarda karşılıklı bağları güçlendiren, çevreye duyarlı stratejik amaçlar geliştiren vatandaş ve kalite odaklı çalışmalarıyla, kaynaklarını etkin kullanarak ve yeni kaynaklar yaratarak Enerji, Ulaşım, Bilgi ve İletişim Teknolojileri alanlarında yaptığı proje çalışmaları ve bu projelerle birlikte geliştirdiği “insan” odaklı akıllı şehir yapılanması ile gelecek nesillere örnek bir belediye.

Yorum Bırak

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

KÖŞE YAZARLARI

Güle Güle Tacikistan 1

1991 yılında Sovyetler Birliğinin dağılması üzerine Türkistan coğrafyasında bağımsızlıklarını kazanan devletlerden biri de Tacikistan’dır. Yine malum olduğu üzere bölgede Sovyet sonrası boşalan alanları doldurma cihetine giden devletlerden en heveslisi de Çin Halk Cumhuriyeti’dir.

1996 yılında Şangay İşbirliği Örgütü üzerinden bölgeye giren Çin, geçen zaman zarfından hem bölgenin doğal kaynaklarına ulaşmak hem de üretiminin dünya pazarlarına daha erken ve daha ucuz bir şekilde ulaştırılması için hummalı bir çalışma içerisine girmiştir.

Bu bağlamda Çin’in bilhassa 2013 yılı itibariyle hızlandırdığı Kuşak-Yol Girişimi, bizim deyimimizle “Bir Kuşatma Bir Yolma Girişimi” gelinen noktada bilhassa bölge devletlerini bir nevi hareket edememe noktasına taşımıştır.

İşin özü, yeraltı ve yerüstü kaynaklarını ihraç ederek ekonomilerini çevirme derdine düşen bölge devletleri, Tacikistan örneğinde olduğu gibi, Çin’e bağımlı hale gelmişler, dahası Kuşak-Yol girişimi ile günün sonunda sadece Çin’in kazandığı bir sistemin aparatları haline dönüşmüşler, bununla da kalmayarak Çinli göçmenlerin bölge ülkelerinde birer güvenlik sorunu tehlikesiyle karşı karşıya kalmışlardır.

Zikredilen bu tehlikeleri, en yakından hisseden devletlerden biri de Tacikistan olmuştur. 

Şöyle ki;

1996’da başlayıp 2000 yılında yapılan anlaşmalarla Çin’le olan sınır problemlerini çözen Tacikistan, 2011 yılına gelindiğinde topraklarının % 1’ini Çin’e devretmek zorunda kalmıştır. Bu durum Tacik halkını bir nevi isyan noktasına taşımış, ülkede Çin algısı sinofobi’ye dönüşmeye başlamıştır. Buna rağmen gelişen Çin-Tacik ilişkileri çok değil 2015 yılında Çin’in ülkedeki ekonomik, sosyal ve askeri etkisini daha da arttırmıştır. 2015 verilerine göre Tacikistan’da yapılan yatırımların %58’i doğrudan Çin yatırımları olarak gerçekleşmiştir.

İşin bu noktaya gelmesinde Tacikistan’ın Kuşak-Yol Girişimi’ne dair işbirliği protokolünü imzalayan ilk ülke olmasının etkisi olduğu düşünülmektedir. Tacikistan’ın ekonomik anlamda kötü durumda olması ve Afganistan merkezli güvenlik tehditleri karşısında Çin’e yaklaşmış, birçok az gelişmiş ülkede olduğu gibi, ekonomisini düzeltebilmeyi ve güvenlik koridoru oluşturabilmeyi Çin’den gelecek yardımlarda görmüştür.

Eylül 2017’de Çin ile olan ilişkilerini “kapsamlı stratejik ortaklık” düzeyine yükselten Tacikistan bir nevi Çinli şirketlerin istilasına maruz kalmıştır. Mesela başkent Duşanbe’nin elektrik ihtiyacını karşılamak için ikisi Çinli şirketler tarafından inşa edilmesi planlanan dört termal elektrik santral inşası konusunda anlaşmıştır.

Santrallerin her birinin ortalama maliyeti 400 milyon dolar olarak hesaplanmıştır. Tacikistan, Duşanbe-2 santrali için Çin’den 331 milyon dolar kredi almış, bunun karşılığında da ülkenin kuzeyindeki iki altın madeninin işletme lisansını Xinjiang Tebian Electric Apparatus Stock Co. Ltd. şirketine vermiştir. Duşanbe-2 santrali için harcanan bu meblağ karşılanana kadar Çinli şirketler zikredilen altın madenlerini işletme hakkı kazanmıştır.

Zaten ekonomisi kötü durumdaki Tacikistan’a Çin, 2016 yılında metal işleme tesisi yapımı için 200 milyon dolar nakit kredi vermiştir. Bununla da yetinmeyen Çin akabinde Tacikistan’ın kuzeyinde yedi adet Tacik-Çin sanayi bölgesi kurulması için 500 milyon dolar daha borç vereceğini açıklamıştır.

2018 yılına geldiğimizde Çin, Tacikistan’ın en büyük yabancı yatırımcısı olmuştur. Zikredilen döneme kadar Tacikistan’da birçok karayolu da Çin tarafından verilen kredilerle ama Çinli şirketler tarafından ve yine her zamanki gibi Çinliler çalıştırılarak yapılmıştır.

Bütün bunlara Eylül 2014’te iki ülke arasında 470 milyon dolar tutarında ve üç yıl süreli bir swap anlaşmasını da ilave edelim.

Çin’in Tacikistan’daki en büyük yatırımı ise “Orta Asya-Çin Doğalgaz Boru Hattı D Akımı” projesidir. Çin, projenin Tacikistan’dan geçecek 410 km’lik kısmının inşası için de 3,7 milyar dolar yatırım yapacağını deklare etmiştir. Projenin Tacikistan kısmının inşasına 2014 yılında başlanmış lakin aksamalar üzerine, en son 2022’de bitirilmesinin planlandığı duyurulmuştur.

Şimdi birileri “ne olacak canım, bakın ne güzel Çin desteği ile Tacikistan gelişiyor” diyebilir.

Biz de az sabırlı olunsun, bir sonraki yazımız beklensin diyelim. Bakalım gerçekten Tacikistan bu Çin yatırımlarıyla gelişiyor mu yoksa her yatırım Tacikistan’ı biraz daha Çin’e bağımlı ve bir nevi Çin’in peyki haline mi getiriyor?

Okumaya Devam Et

KÖŞE YAZARLARI

Akıllı şehir yolculuğu 22

AIrCom Teknoloji

20 Yıllık kablosuz sektör deneyimine sahip AirCom Teknoloji’nin deneyimli Yönetim, Satış-Pazarlama, Proje ve Teknik ekibi, AirCom çatısı altında 4. başarılı yılını tamamlayan ve 4 yıllık süre içinde, müşteri bazında özelleştirilmiş, geri dönüşümü yüksek ve ölçülebilir kablosuz altyapı çözümlerini müşterilerine sunmuş ve karşılığında yüzlerce üst düzey referans ve memnun müşteri portföyü biriktirmeyi başarmıştır.

AirCom’da 20 yıllık Kablosuz Teknoloji Çözümleri tecrübeleri bütünleşerek sürekli, güvenilir ve çözüm odaklı bir bakış açısıyla %100 müşteri memnuniyeti hedeflenmiş; yüksek hizmet – mühendislik seviyesi ve butik çalışma anlayışıyla ile her bir müşteriye farklı bir deneyim yaşatılmaktadır.

AirCom Teknoloji, yenilikçi ve Kritik altyapılarda kullanılan kablosuz Network çözümlerinde şimdiye kadar gerçekleştirdiği projeler ve sistem entegrasyon hizmetleriyle çok önemli tecrübelere sahiptir, üreticiler tarafından sürekli eğitilmekte olup, deneyimli satış ve teknik kadrosu ve 20 yıllık kablosuz teknolojiler sektör tecrübesi ile müşterilerine A’dan Z’ye komple kablosuz çözümler sağlamakta,Teknik Site Survey (TSS), Rollout planlaması, Radyo Network Planlaması (RNP), Civil Work& Network Operasyonları, CSN Ekipman montajı, RAN, MW, CPE, ASN, CSN, AAA konfigürasyonları, Transmisyon, devreye alma ve optimizasyon hizmetlerini kendi bünyesindeki eğitimli ve deneyimli teknik kadrosu ile sunmaktadır.

Türkiye’nin hızla dijitalleşmesi, yerel yöneticileri, Akıllı Şehirler sistemi kapsamında, güvenlik, bütünleşik iletişim ve nesnelerin interneti, bireylerin Wi-Fi erişebilirliği ve şehirlerin sorunlarını daha hızlı çözerek yaşanabilir hale getirme ihtiyaçlarına yatırım yapmaya yönlendirmektedir.

AirCom Teknoloji, Akıllı Şehirler Vizyonu doğrultusunda; Çevre, Enerji, Su, Haberleşme, Sokakta Internet Erişimi, Ulaşım, Eğitim, Sağlık, Güvenlik (KGYS-TEDES), Sınır Güvenliği, Güvenli Parklar, Acil Durum Yönetimi, Toplumsal Entegrasyon ve Şehir Yönetimi gibi her alanda etkin bir şekilde uygulanabilen Kablosuz Altyapı teknolojileri, Ağ Yönetimi, Operasyon Merkezlerinin kurulup işletilmesi ve inovasyona dayalı mühendislik odaklı hızlı kazanım ve dönüşüm projeleri geliştirmektedir.

AirCom Teknoloji kablosuz çözümlerle Akıllı Şehir Uygulamalarına Katma Değer Katmakta ve Akıllı şehirlerin güçlü ağ sistemi ile donatılması ve ağ yönetiminin sürekliliğinin sağlanması konusunda yürüttüğü çalışmalarla, şehirleri geleceğe taşıyacak yenilikçi altyapı projelerini hayata geçirmektedir.

Akıllı Şehirler konsepti çerçevesinde, AirCom Teknoloji’nin sunduğu kablosuz geniş band erişim çözümleri, taşımacılık altyapısında katma değer sağlıyor. AirCom Teknoloji’nin 750Mbps’lik kapasite sunan Radwin Noktadan Noktaya ekipmanları ile; Akıllı Şehirler konseptinin en önemli halkası olan taşımacılık sektöründe güvenli erişim sağlanıyor.

Şehrin birçok noktasında bulunan binaların birbiri ile bağlantısı sayesinde, Internet ve Intranet’in tek noktadan kullanımı, yolcu bilgilerinin yer aldığı kritik serverlar arasında kesintisiz data aktarımı, güvenlik kamera ve IP santral altyapısının uç noktalara ulaştırılması ve yedekleme sağlanıyor.

Geleneksel saha kabinlerinin çok kısa sürede yerini alacak olan Smart-Node; basit kurulum, enerji ve iletişim konusunda birleşik yönetimi, entegre bir çözüm ile saha maliyetlerini düşürmesi, kuruluma hazır, çok yönlü enerji ve iletişim seçeneği ve küçük boyutlu IP-67 özelliklerine sahip.

Smart-Node dünyanın ilk all-in-one dış mekan yönetilebilir çoklu Enerji ve iletişim çözümüdür.

Radwin tarafından geliştirilen Smart-Node, Fixed ve PTZ kameralar, kablosuz Noktadan Noktaya ve Noktadan Çok Noktaya radyolar, IoT ağ geçitleri, sensörler, anons sistemleri, Wi-Fi erişim noktaları ve diğer cihazlar için enerji ve bağlantı sağlar.

Akıllı şehir altyapısına bu çözümleri sunan AirCom Teknoloji hangi altyapı ekipmanlarına sahip ve bu ekipmanları da kullanarak hangi sektörlere öncelikli çözümler geliştiriyor bir AirCom Teknoloji sunumundan yaptığımız özetle yazımıza devam edelim:

SONUÇ

AirCom Teknoloji 20 yıllık kablosuz sektör tecrübesiyle güvenilir ve çözüm odaklı yaklaşımla butik projeler üreterek yeni nesil erişimle Akıllı Şehirler için altyapı çözümleri geliştiren bir teknoloji firması ve hizmet verdiği lokasyonlarda, değer oluşturması ve farklı deneyimleri yaşatmasıyla akıllı şehirlerde mutlu şehir paydaşları’nın çoğalmasının/çoğalacak olmasının temellerini de atarak sürdürülebilirliğe de katkı koymakta. Bunun yanısıra başarmak için değerlerine sıkı sıkıya sahip çıkan, kurumsal kültürünün ana omurgasında; Liderlik (Leadership), Dürüstlük (Integrity), Esneklik (Flexibility) ve Verimlilik (Efficiency) olan bir firma AirCom Teknoloji.

Okumaya Devam Et

KÖŞE YAZARLARI

Toprak Ana

Ezelden beri, toprak insanlığı duyurandır. Göçebe de olsanız, yerleşik hayat da yaşasanız, bu kaide hiç değişmez. Toprak insanlığı doyurur.

Ülkemizde, toprağın çok daha değişik değeri vardır.

Toprak güçtür.

Toprak uğruna ne kavgalar edilmiş ne aileler paramparça olmuşlardır.

Bir avuç toprak için hiç çekinmeden hayatını veren şehidler ile dolu tarihimiz.

Toprak insanlığı doyurur ise elbette ki toprak değerlidir. Hemde çok değerlidir.

Peki gelelim, bugüne, günümüzün sorunlarına ve sorunların çözümüne.

Özellikle de gıda maddelerinin son aylardaki fahiş fiyat artışlarını, hükümetin hiçbir hamlesi, maalesef durduramadı.

Çünkü birileri, bu hamleleri, türlü oyunlar ile boşa çıkarttı ve zam üstüne zam yaparak, ülkeyi bezme noktasına getirdi.

İşte o birileri, bunları yaparken de kıs kıs gülerek, olup bitenleri seyrediyor, haksız kazanç üstüne, haksız kazanç sağlamaya devam ediyor.

Bu bağlamda, hal yasasının çıkması neden bu kadar uzadı, bilemiyorum.

Ancak hal yasası da emin olun o birileri tarafından, bir yolu bulunur, delinir.

Çünkü yasa delmekte, kural, kanun tanımamakta, maalesef üstümüze yok.

Bu da acı bir Türkiye gerçeği.

Peki ne olmalı ne yapılmalı?

Çok geniş bir toprak reformu yapılmalı ve endüstriyel ziraate geçilmeli, hem de mümkün olduğunca hızlı!

Ne toprak reformu diye soracak olursanız, izah etmeye gayret edeyim.

Son birkaç haftadır, ülkenin çeşitli yörelerindeki pek çok ziraatçiler ile görüştüm.

Ve aynı zamanda toprak sahibi olup, ekip biçmeyen/biçemeyen ile de.

En büyük sorun olarak ortaya çıkan ne enerji fiyatları ne yakıt fiyatları.

En büyük sorun, özellikle de kursak kesimde, köy/kasaba/nahiyeler içinde ve civarında olan arazilerin dağınıklığı, araziler üzerinde kısmen senelerdir, hatta on senelerdir süren hukuk davaları, toprak sahiplerinin ülke dışında olmaları, araziler üzerinde çok çeşitli sorunların olması olarak kendini kristalize etti maalesef.

Miras bırakan, eskiden bir bütün olarak duran arazileri bölüp paylaştırması.

Alakasız insanların gelip, yatırım amaçlı araziler alması, varislerin bir/birkaç dönüm üzerinde hak iddia etmesi ve bunların mahkemelere taşınması, burada da duruşmalara gelmeyen/gelemeyen kişilerden ötürü, ya da çok sivri avukatların daha da sivri hukuk oyunları yüzünden, prosedür yüzünden, hâkim değişimi ve çeşitli hukuk tahammülleri yüzünden, davaların uzadıkça uzaması yüzünden, milyonlarca dönüm zirai arazi ekilmiyor, işlenmiyor, âtıl vaziyette durup duruyor.

Bu milli bir servetin kullanılmaması demek.

Ekilmemiş her metrekare toprağın, milli ekonomiye verdiği zarar demek.

Evet, tabii son yirmi/otuz yıldır, ziraat yerine kentleşmeye, daha da kentleşmeye gidildiği de bir gerçektir.

Özellikle de turizm bölgelerinde, çeşitli ziraat faaliyetlerinde kullanılan toprakların, bugün otellere, tatil sitelerine dönüştüğü de bir gerçektir.

Ancak, büyük şehirlerin etrafında yaşanan kentleşmenin, o büyük şehirlere göç veren yörelerde de büyük boşluklara neden olduğu da bir gerçektir.

Yani farzı misal, Afyon’da toprağını ekip biçecek insanlar, topraklarını üç otuza satarak, İstanbul’da işçi olarak çalışmakta.

Hem ziraati hem de ziraatçiyi kaybetmişiz yıllardır.

Bugün ise toprak mahsülleri ile kendi kendimize yetmeyi başaramaz isek, acı gerçek şu ki, ithal edecek gıda maddelerini bulamayacağız.

Çünkü kimse satmayacak.

Buyurun Hindistan Ayçiçeği yağının ihracatını yasakladı bile.

Radikal bir karar mı?

Hiç değil.

Hindistan’ın nüfus sayısı ortada.

Ve evet, bu gibi uygulamaları bizim de yapmamız gerekiyor gibi gözüküyor.

Fakat devletin ilk önce bu ekilmeyen araziler hakkında köklü girişimler yapması şart.

İlk adım olarak da toprağını ekmeyen çiftçiye belli bir meblağ ödeyip, ekecek olanları o arazileri tesis etmesi ile başlanabilir.

Böylelikle, alan memnun/satan memnun durumu ortaya çıkar.

Sübvansiyon böyle yapılırsa, çözüm köklü olur.

İkinci ve çok önemli bir adım, birilerinin, şirketlerin, simsarların, komisyoncuların, bir yörenin tüm ektiklerini, daha ekinden üç/otuza kapatıp, sonra da piyasaya tekelden ve istediği fiyattan sürmesinin önüne geçmektir.

Şimdi bazıları diyecek ki, serbest piyasa, serbest ekonomi.

Ben de diyorum ki, bunlar “normal zaman ve şartlarda” geçerli.

Ancak içinde bulunduğumuz zaman dilimi olağanüstü bir durum, şartlar ise gün geçtikçe anormal haller alıyor.

En önemlisi ise bu durum/lar, önümüzdeki zaman zarfında, kısa/orta/uzun vadede daha da çetinleşecek, daha da anormal hallere girecek.

Bu tüm dünya için geçerli maalesef.

Bu olağanüstü durumlardan en az zarar ile, belki de kar ile çıkmak istiyor isek, çok daha akılcıl, çözüm odaklı, hızlı tedbirler almalıyız, siyasetler güdmeliyiz.

Dış siyasette, diplomatik arenalarda izlediğimiz başarılı siyasetin, iç siyasette, kamuoyu nezdinde pek bir değeri yok maalesef.

Bu da bir gerçek.

Ve çok yakın geçmiş bize, KDV’den feragat etmenin, denetimlerin de facto hiçbir işe yaramadığını gösterdi.

Sorunu kökünden çözmez isek, bataklığı kurutmaz isek, ilaçlama hiçbir işe yaramıyor.

Evet, turizm ülkemizin çok önemli bir gelir kaynağı.

Ancak zirai bakımdan, kendi iç piyasamıza %100 yetmez isek, sıkıntılar daha da büyüyecektir.

Hele de kendimize yetmeden, ihracat yapar isek, felaket bağıra bağıra gelecektir.

Şu an bağırıyor zaten.

Toprak sorunlarını, behemehal çözmeliyiz.

Endüstriyel tarıma derhal geçmeliyiz.

Bu bağlamda elbette, büyük ve küçükbaş hayvancılığı da olağanüstü sübvansiyonlar ile desteklemeliyiz.

Yüzde yedi KDV’den feragat etmekten ise o meblağları bu tür desteklere harcamak, zannımca, kısa/orta ve uzun vadede daha karlı olacaktır.

Kimse kendini kandırmasın.

Önümüzdeki en az beş sene çok çetin geçecek.

Bu da en iyimser tahmin.

Onun için, hep beraber toprak anayı, olduğu değere geri kavuşturalım.

Toprak insanlığı doyurur!

Okumaya Devam Et