Bizi takip edin

EKONOMİ

2023 hedefleri açısından enerji yatırımları önemlidir

Yayın Tarihi:

on

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Albayrak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım’ın katılımıyla Beştepe Kültür ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen Elektrik Santralleri Toplu Açılış Töreni’ne katıldı.

Türkiye’de bu yıl hizmete alınan elektrik üretim tesislerinin toplu açılışının, 2023 hedefleri açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Albayrak, “2017, 2023 ve 2053 hedeflerimize ulaşma noktasında her yıl Türkiye olarak kamu ve özel hep birlikte çok ciddi yatırım gerçekleştirmek durumundayız. Bugün küresel anlamda baktığımızda birçok krizin, problemin yaşandığı bu ortamda 158 tesisimizin, yaklaşık 5 milyar dolarlık 5 bin 620 megavatlık kurulu gücün açılışını yapıyoruz.” ifadelerini kullandı.

Albayrak, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı olarak Türkiye’nin gelecek hedeflerine ulaşması için ihtiyacı olan enerjinin sağlanmasında çalışmalara büyük özveriyle devam edildiğini dile getirerek, “Türkiye, enerjideki çalışmalarıyla bu alanda sessiz bir devrim gerçekleştirdi. 2002’de 31 bin megavat kurulu gücü olan Türkiye bunu 2,5 kat arttırdı. Bugün 79 bin megavat olan bu kapasite yıl sonunda 80 bin megavatı geçmiş olacak.” diye konuştu.

Türkiye’nin ekonomide 2009 hariç, 29 çeyrek boyunca büyümeye devam ettiğini belirten Albayrak, bu büyümenin aynı oranda enerji alanındaki yatırımlarla desteklendiğini ve bugünden sonra enerji alanında bir üst lige çıkmak için stratejiler hazırlandığını söyledi.

Enerji alanında durmadan yatırımların süreceğine dikkati çeken Albayrak, şunları kaydetti:

“(Durmak yok yola devam) şuuruyla hareket eden bir iktidar olarak bugün geldiğimiz noktayla kesinlikle yetinmiyoruz. Büyük bir özveri gösterdik. Enerji Bakanlığı olarak milletimizden aldığımız güçle politikalarımızda yeni bir sayfa açıyoruz. Ülkemizin büyüme ve kalkınmasının desteklenmesi için enerji alanında da büyümeyi yeni bir stratejiyle hedefliyoruz. Bu stratejiyi iki temel üzerine inşa ediyoruz: Arz güvenliği ve teknoloji transferi. Hem doğalgaz hem de elektrik alanında arz güvenliğini garanti altına almak için makro planlarımız tamam, projelerimizi hayata geçirmeye başladığımız bir dönemdeyiz. Bu kapsamda daha çok yerli ve yenilenebilir sloganıyla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Yerli kömürün ekonomiye kazandırılması için sahaları açık eksiltme yöntemiyle ihaleye çıkarıyoruz. Termik santral kurulum şartını uygulayacak firmalar arasında en ucuz elektriği bize garanti eden firmalara veriyoruz. İş sağlığı, güvenliği ve çevrenin korunması konusunda da dünyanın en ileri yöntem ve teknolojilerinin kullanması amaçlanıyor.”

“Yıl bitmeden FSRU projesi hayata geçecek”

Türkiye’nin doğalgazda kaynak ülkeyle beraber yöntemleri çeşitlendirmeyi hedeflediğine dikkati çeken Albayrak, doğalgaz depolama tesisleri, yüzer sıvılaştırılmış doğalgaz terminalleri (FSRU) gibi birçok projede de adımların atıldığını hatırlattı.

Albayrak, bu yıl bitmeden Ege Bölgesi’nde bir FSRU projesinin hayata geçeceğini vurgulayarak, “Özel sektörle birlikte hayata geçecek projeden sonra benzer ikinci proje BOTAŞ’la gelecek yıl hayata geçecek. Doğalgaz depolamada da çalışmalar hızlandı. Tuz Gölü’ndeki depolama tesisinde ocakta ilk kaverne gaz basarak projenin ilk kısmını hayata geçireceğiz. Yeni yılda depolama alanında depolama-tüketim oranını stratejik olarak amaçladığımız noktaya taşınması için daha büyük bir projenin startını açıklayacağız.” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’yi enerji üssü haline getirmek, enerji talep artışına cevap vermek ve vatandaşın aldığı hizmet kalitesini arttırmak için çalışmalara devam ettiklerini belirten Albayrak, “Batıda ne varsa doğuda da olması düsturuyla Türkiye’nin en ücra köşelerine doğalgaz ulaştırılması için var gücümüzle çalışıyoruz.” dedi.

IMF kapılarından bugüne

Bakan Albayrak, Türkiye’nin, Çin’den sonra enerji talep artışında dünyada ikinci sırada bulunduğunu belirterek, “Ülkemizin dışarıdan ithal teknolojiye bağımlı kalarak büyümesini ve gelişmesini beklemek ve yetinmek ülke ve millete büyük bir haksızlık. Bu kapsamda Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanı (YEKA) uygulamasıyla Türkiye’nin teknoloji alanında da dünyadaki gelişmelere ayak uydurmasını ve bu alanda bir üretim üssü olmasını amaçlıyoruz.” diye konuştu.

Albayrak, elektrik enerjisindeki üretim portföyünün dengelenmesi için güneş enerjisinden hidroelektriğe, rüzgardan jeotermale, biyokütleden termik santrale kadar toplam bu 5 milyar dolarlık yatırımla Türkiye’nin büyümesine güç kattıklarını anlattı.

Açılışın değişen ve büyüyen Türkiye’nin en önemli resimlerinden biri olduğunu vurgulayan Albayrak, bir zamanlar IMF kapılarında bugün yapılan yatırımın sadece yüzde 10’u kadarlık bir miktar için borç almaya çabalayan bir Türkiye’nin, bugün dev bütçeli projelerin finansmanını kendi kaynakları ve yabancı kaynaklarla gerçekleştiren bir ülkeye dönüştüğünü söyledi.

Dünyada büyüklük olarak örneği olmayan sahaları, elektrik iletim altyapısı açısından hazır hale getirdiklerini ifade eden Albayrak, şöyle devam etti:

“Yatırımcıya bu sahayı bedelsiz olarak vererek fabrika kurma ve 15 yıl süreyle Ar Ge yapma şartını kabul etmek hususuyla yine elektrik fiyatı üzerinden açık eksiltme yöntemiyle önemli bir yarışma modeliyle önemli bir adım atmaya başlıyoruz. Bu modelle 15 yıllık elektrik alım garantisi, Türkiye gibi büyük bir pazarda avantaj elde etme, bölgeye ve bölgedeki yatırım potansiyeline erişme kapasitesiyle yatırımcılar açısından önemli bir altyapı hazırlıyoruz. Ucuzlayacak elektrikle hem vatandaşımız kazanıyor hem de ARGE’yle ülkemiz kazanıyor. Dünyada fotovoltaik teknolojide tek parça olarak en büyük saha olacak bin megavatlık Karapınar Güneş Enerjisi Santrali (GES) bu yıl bitmeden hayata geçirmek için düğmeye basacağız. Bu alanda bir marka haline gelmeyi amaçlıyoruz. Rüzgar alanında da 2017’nin ilk çeyreğinde benzer bir ihale için adımımızı atacağız.”

Albayrak, elektrikte toplam 30 milyar lirayı aşan bir yatırımla elektrik iletim ve dağıtım altyapısını iyileştirmek için önemli adımlar atmaya devam ettiklerini sözlerine ekledi.

ENERJİ BAKANLIĞI / TÜRKİYE’DE ENERJİ

2 Comments

2 Comments

  1. melike toptaş

    2 Aralık 2016 at 11:33

    bu açılışlar daha da büyüyecek inanıyoruz!

  2. melike sur

    2 Aralık 2016 at 11:34

    bu açılışlar dahada büyüyecek!

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

EKONOMİ

Türkiye İhracat ve Turizmle Şaha Kalkacak

Yayın Tarihi:

on

Beşinci İstanbul Ekonomi Zirvesi “Yeşil Ekonomi” ana temasıyla Kalyon PV ana sponsorluğunda Çırağan Sarayı’nda gerçekleşti. Zirveye Devlet Eski Bakanı, İstanbul Ekonomi Zirvesi Yönetim Kurulu Başkanı Kürşad Tüzmen, İstanbul Ekonomi Zirvesi İcra Kurulu Başkanı Abdullah Değer ev sahipliği yaptı.

Devlet Eski Bakanı, İstanbul Ekonomi Zirvesi Yönetim Kurulu Başkanı Kürşad Tüzmen ve İstanbul Ekonomi Zirvesi İcra Kurulu Başkanı Abdullah Değer’in ev sahipliği yaptığı zirvenin açılışı Türkiye’nin ve dünyanın genel durumuna yönelik bir dakikalık tanıtım filmi ile başladı. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), Türkiye Turizm Geliştirme Ajansı (TGA), Türkish Cargo, Koluman Otomotiv Endüstri A.Ş., Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB), Borusan Otomotiv BMW, Mercedes Benz Türk, Mersin Tarsus Tarımsal Ürün İşleme İhtisas ve Organize Sanayi Bölgesi (TÜİOSB), Sanofi Sağlık Ürünleri, Zorlu Enerji, Pekhan İnşaat, Acarsan Holding ve AEB Hukuk’un destek ve sponsorluğunda gerçekleşen 5.İstanbul Ekonomi Zirvesi ile yeşil ekonomiye yön verildi. Açılış konuşmalarını ise İstanbul Ekonomi Zirvesi İcra Kurulu Başkanı Abdullah Değer, İstanbul Ekonomi Zirvesi Yönetim Kurulu Başkanı Devlet Eski Bakanı Kürşad Tüzmen, Romanya Enerji Bakanı Virgil Popescu, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı İsmail Gülle,  Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Başkanı FiruzBağlıkaya,  Özbekistan Cumhuriyeti Yenilikçi Kalkınma Bakanı Ibrokhım Abdurakhmonov, Karadağ Parlamento Başkanı Aleksa Becic, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) Risk ve Uyum Başkan Yardımcısı ve Riskten Sorumlu Başkan Annemarie Straathof yaptı.

Dünyayı kurtarma iddiası olanların buluşma noktası

Zirvenin açılışında konuşan İstanbul Ekonomi Zirvesi İcra Kurulu Başkanı Abdullah Değer “Bugün burada 5. Ekonomi Zirvesi’ni düzenlemekten gurur duyuyorum. Bizim misyonumuz dünyayı kurtarmak değil. Ancak dünya var olduğundan beri yaşanabilecek tüm sıkıntılarla karşılaştık. Son 100 yıldaki endüstriyel ve insanların dünyayı yanlış kullanmasından kaynaklı doğaya çok zarar verdik. Bundan sonraki yüzyılda gelecek nesillere çok daha iyi bir dünya bırakabiliriz. İstanbul Ekonomi Zirvesi’nin, dünyayı kurtarma gibi bir iddiası yok ama, dünyayı kurtarma iddiası olan insanları buluşturma iddiası var” dedi.

İstanbul Ekonomi Zirvesi Yönetim Kurulu Başkanı Devlet Eski Bakanı Kürşad Tüzmen gelişmekte olan ülkelerin kolay kolay Yeşil Ekonomi bilincine geçemediğini aktararak “Müsteşarlık dönemimde dolar bizim paramız ama sizin sorununuz denmişti. Bugün geldiğimiz noktada bunun gerçek olduğunu görüyoruz. Ama inanıyorum ki hükümetimiz elinden geleni yaparak, bu sorunları aşacak. 2015’te imza atılan Paris Anlaşması’nda, 1.5 derece emisyon sıcaklık artışı sınırlandırılması getirildi. Ancak Glasgow’da yapılan toplantıda bu hedefe ulaşmak için yüzde 80 uzakta olduğumuz fark edildi. Gelişmiş ülkeler de bu taahhütleri yerine getiremedi. Ülkeler özveri ile bu konuya ağırlık verirse bu konunun üstesinden gelebiliriz. Türkiye olarak iki şahlanan atımız var bunlar; ihracat ve turizm. Bizler ekonomide, ihracat ve turizm kaynaklarımızı kullanarak Yeşil Ekonomi’ye kaynak sağlayabiliriz” açıklamasında bulundu.

Halklarımızın geleceği için birlikte çalışmalıyız

Romanya Enerji Bakanı Virgil Popescu’da konuk olduğu günde önemli açıklamalarda bulundu. İstanbul Ekonomi Zirvesi’nde olmaktan dolayı duyduğu mutluluğu dile getiren Popescu “Bugün İstanbul Ekonomi Zirvesi’nin 5.sini birlikte yapıyoruz. Halklarımızı daha mutlu bir geleceğe taşımak ve enerji güvenliği için, global enerji sektöründe ilerlemek, daha gelişmiş teknolojiler kullanmak için beraber çalışmalıyız” dedi. Popescu, Türkiye ile olan iş birliği çalışmalarının oldukça önemli olduğunun altını çizerek “Romanya ve Türkiye enerji alanında birlikte çalışmaya ve stratejik ortak olmaya, halklarımızın geleceği için mecburdur” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin karbon emisyonu yüzde 1

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) İsmail Gülle İstanbul’un ürettiği katma değerle ekonomi ve ticaretin başkenti konumunda olduğunu söyledi. Yeşil Ekonomi’nin her geçen gün daha da önem kazandığının altını çizen Gülle “Bugünkü kaynaklarımızın gelecek nesillere kayıpsız bir şekilde aktarımını sağlamayacak yegâne unsur; Yeşil Ekonomi. Yeşil ekonomi ile mevcut kaynakların etkin kullanımının yanı sıra kullanım sonrası ortaya çıkan tüm atıkların da verimli kullanımı son derece önemli bir süreç” dedi. Gülle küresel karbon emisyonuna dair veriler de paylaşırken sözlerine şunları ekledi: “Küresel karbon emisyonu rakamlarını incelediğimizde, en çok emisyon üreten ilk 3 ülke olan; Çin, Amerika Birleşik Devletleri ve Hindistan’ın toplam emisyonun yarısından fazlasını tek başına gerçekleştirdiklerini görüyoruz. Küresel karbon emisyonunda Türkiye’nin payı ise sadece yüzde 1. Son raporlara göre, dünyanın en zengin ülkelerinin yaşam tarzları ve tüketim alışkanlıklarında köklü bir değişiklik olmazsa, mevcut hedeflere ulaşabilmemiz adına çok daha ağır önlemler alınması gerekecek. Dünyada kişi başına karbon salınımı 4,9 ton iken, Bazı gelişmiş ekonomiler, bu ortalamanın şu anda bile 2, hatta 3 katından fazla kişi başı karbon salınımı gerçekleştiriyorlar. Bugün geldiğimiz noktada, küresel ekonomi ve ticaretten istedikleri seviyede paya ulaşan ülkelerin, bir anda gelişmekte olan ülkelere sıfır karbona geçişi tavsiye etmeleri, zorlu bir süreci beraberinde getirmektedir.

Pandemi gelecek nesilleri etkileyecek

Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Başkanı FiruzBağlıkaya yaptığı konuşmada Covid -19 pandemisinin ekonomik süreçlere yansımalarını değerlendir. Bağlıkaya “Son iki yılda yaşadıklarımız bize, bildiklerimizi gözden geçirerek ve yanlışlarımızla yüzleşmemiz gerektiğini gösterdi. Bir araya gelerek ortak aklı oluşturmak, birlikte paylaşarak çoğaltmak, bu dönemin en önemli kazancı olacak. İki yıldan bu yana insan sağlığından sosyal yaşama, politikadan ekonomiye kadar, hayatımızın her alanını zorlayan bir süreçten geçiyoruz. Salgın tüm dünyayı hazırlıksız biçimde yakalarken bildiğiniz gibi birçok alanda da önemli değişimlere neden olduk. Sonuçları itibariyle adeta bir milat teşkil eden bu olağanüstü süreç ekonomideki geleneksel bakış açıları ile klasik teori ve uygulamaların sorgulanmasına da yol açtı. Bu süreç ayrıca yönetim ve tüketim alışkanlıklarında da büyük dönüşüm ve farklılaşmaları beraberinde getirdi. Pandemi aynı zamanda dünyamızı geleceğimizi, çocuklarımızın yarınlarını etkileyecek” dedi.

Karadağ Parlamento Başkanı AleksaBecic de yeşil ekonominin her fırsatta tartışılması gerektiğini söyledi. “Türkiye ve İstanbulla ilişkilerimiz çok yüksek seviyede ve bizim için tarihi bir önem taşıyor” diyen Becic “Ülkemizin Merkez Bankası Başkanının da burada bulunmasıyla bağlarımızın güçlenmesine katkıda bulunmasını sağlayacağımıza inanıyorum. Ekonomik ilişkileri ve yakınlaşma politikalarımızı daha da geliştireceğiz” dedi.

“Enerji verimliliğine dikkat çekmek istiyoruz”

Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) Risk ve Uyum Başkan Yardımcısı ve Riskten Sorumlu Başkan Annemarie Straathofda, sermaye zeminini son 5 senenin başarısından güç alıp yeşil finansı artırarak yüzde 40’a getirdiklerini ifade etti. Annemarie Straathof 2022 yılında tavsiye listelerini açıklayacaklarını söyleyerek; Türkiye’nin karbonsuzlaştırma konusunda önemli adımlar attığını belirtti. Straarthof, şunları söyledi: “Enerji verimliliği konusunda dikkat çekmek istiyoruz. Kümülatif sera gazının emisyonlarında azalma hedefliyoruz. Çalışmalarımız Paris Sözleşmesi ve iklim değişikliğiyle ilgili alanlara paralel gitmektedir. İklim krizi yüzyılımızın en büyük felaketi ve aciliyeti kesindir.

Okumaya Devam Et

EKONOMİ

Kararı siz verin

Yayın Tarihi:

on

Yazan:

Bilindiği üzere devletlerarası ilişkilerde temel prensip ‘karşılıklı mütekabiliyet’tir. Diğer bir ifade ile ne ile muhatap olursanız, aynısını veya benzerini yapma hakkınız vardır. Mesela bir ülke sizin ülkenizde vize muafiyeti verdiyse siz de o ülke halkına vize muafiyeti tanırsınız. Veya sizin ülkenizde konsolosluk açtı ise siz de o ülkede konsolosluk açabilmelisiniz. Listeyi tabi ki uzatmak mümkün lakin konuyu fazla dağıtmadan okuyucularımızın bir noktaya dikkat çekmek istiyorum.

Malum son dönemlerde ülkemizde Çin güzellemeleri yapanların sayısı hayli artmış gözüküyor. Bir ülke vatandaşı bir başka ülkenin güzellemesini yapıyorsa aklıma “acaba ne beklentisi veya ne kazancı var ki bunu yapıyor?” soruları gelmekte, sonuçta herkesin kendisine yakıştırdığını yaptığına kanaat getirerek çok da üzerinde durulmaması gerektiğine karar vermişimdir. Asl olanın bizler, kendimiz neler yapıyor veya neler yapmıyoruz sorusuna samimi cevaplar vermektir. Kötüyü alıp iyiyi kimse bize vermeyeceğine göre, iyiyi hatta daha da iyiyi yapmak bizlerin sorumluluğu olmalıdır. Çin güzellemesi yapanların tekerlemeleri “Çin ile olan ilişkilerimizi geliştirmeliyiz” cümlesidir. Ağzını açan bunu söylemesine söyler de birisi de çıkıp “neden” sorusunu, gerekçeleri ile beraber sormaz veya sorulmasına imkan verilmez.

Evet, ben de Türkiye’nin bütün dünya devletleriyle ilişkilerinin gelişmesini tabi ki isterim. Lakin bir şartla. O şartımız da bu ilişkinin “keser” gibi değil “hızar” gibi olması koşuluyla. Yani yazımızın başında ifade ettiğimiz şekliyle devletlerle olan ilişkilerimiz “karşılıklı mütekabiliyet” esasına dayanmalı. Hadi “hızar” gibi olması mümkün değil derseniz bari “mehter” gibi olmasını temenni edelim. Yani iki veriyorsak en azından bir almalıyız. Yok, dokuz verip bir alacaksak hatta onu da almak için binbir takla atacaksak o ilişkiyi geliştirmenin bize ne faydası var sorusunu başta devleti yönetenlerin, millet adına kendilerine sorması gerekir. Evet, ülkemizde Çin’le ilişkileri geliştirelim diyenler yanında, sayımız az olsa da, “bu ilişki sürdürülemez ve büyük riskler barındırmaktadır” diyen bir kitle de şükürler olsun ki hâlâ var.

Peki, neden sürdürülemez ve riskleri nelerdir? Şayet bu soruya makul ve mantıklı cevaplarımız yoksa “Çin’le ilişkilerimizi geliştirmeliyiz” diyenlerden özür de dilememiz gerekir. Bir kanaat oluşması adına özet olarak Çin-Türkiye ilişkilerine hep beraber göz atalım ve kararı siz değerli okuyucularımızın kanaatine bırakalım …

-Son 20 yıllık süreçte Türk-Çin ithalat-ihracat dengesi 1’e 10 Çin lehine. Yani Çin’e bir satmışız Çin’den 10 almışız.

-Kabul edelim ki üretim, lojistik, nakliye vb. alanlarda Çin ile rekabet edecek bir durumumuz yok. Yani bizim 10’a mal ettiğimizi Çin 5’e, bizim 5’e taşıdığımızı Çin 1’e taşıyacak bir pozisyonda.

-Türkiye’nin ihracatının yaklaşık %50’si AB ülkeleriyle ve biz Kuşak Yol Girişimini destekleyerek aslında en büyük pazarımıza en büyük rakibimizi, hem de kendi üzerimizden, buyur ediyoruz.

-Sadece AB’de değil Afrika’da, Orta Asya’da, Orta Doğu’da da pazarlarımıza göz diken ve ihracatçımızı ciddi manada zora sokan bir Çin ile karşı karşıyayız.

-Çin’in Türkiye’de 5 Konfüçyüs Enstitüsü bulunurken, muadili diyebileceğimiz Yunus Emre Enstitüsü Çin’de, uzun mücadeleler ve diretmelerden sonra sadece Pekin’de Mayıs 2020’de açılabildi.

-Türkiye’de Çin’in radyo, gazete ve internet siteleri her geçen gün artmakta ve bu alanlarda Çin, 5. Kol Faaliyetlerini hız kesmeden sürdürürken Türkiye’nin bu alanda Çin’de henüz bir girişimi bile yok.

-Çin, BM’nin 5 daimi ülkesinden biri olmasına rağmen Ermeni tehciri, Kıbrıs meselesi veya PKK terör örgütüyle ilgili Türkiye’nin lehine tek bir adım atmış değildir. Suriye’deki tutumunda İran, Rusya, AB veya ABD’den aşağı kalır yanı da olmamasına rağmen neden ilişkilerimizi geliştirmeliyiz sorusuna cevap aramak en doğal hakkımız olmalıdır.

-Çin, İstanbul’da başkonsolosluk açabilirken, 30 milyonu mütecaviz Müslüman-Türk’ün yaşadığı Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’de dahi konsolosluğu bırakın açmayı teklif bile edememiş durumdayız.

-Çin devletinin bizatihi yönlendirmesiyle ülkemizde Çin’e satılan fabrikaların sayısı her geçen gün artarken, dahası kendi insanımız çıkartıp yerine Çinliler doldurulurken Çin’de Türkiye’nin fabrika açması ne mümkün.

-Yine Çin devletinin teşvik ve yönlendirmesiyle ülkemizde dağ-taş demeden ne kadar maden ocağı varsa, bilhassa mermer ocakları ve bilumum değerli madenler, Çinliler tarafından işletilmekte veya kapatılmaktayken Türkiye’nin Çin’de bu yönde attığı tek bir faaliyeti dahi yoktur.

-Çinliler 1990’lardan itibaren Türkiye’ye gelip yerleşmeye ve vatandaş olmaya başlamışken ki bu ilk gelenler organize suç örgütü mensupları idiler, Türkiye’den Çin’e gidip vatandaş olabileni bendeniz henüz duymadım.

-Çinliler, Türkiye’de açtıkları lokantalarda insan kaçakçılığı başta olmak üzere ticari faaliyet adı altında yakın çevrelerini Türkiye’ye taşırken, Türkiye kaç insanını Çin’e gönderebildi veya bu tür faaliyetler içerisinde olabildi. Olmak isteseydi Çin buna müsaade eder miydi, tabi ki sormak gerekir.

Okumaya Devam Et

EKONOMİ

Küresel felaket ve çevre bilinci

Yayın Tarihi:

on

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de son zamanlarda yenilenebilir enerji konusunda ciddi çalışmalar yürütülmekte olup, devlet kurumlarının bu konuda desteklenmesi ve özel sektöre ise ciddi katkılarda bulunulması geleceğimiz adına önemli gelişmelerdendir.

Coğrafi konumumuz ve su zenginliğimiz sebebiyle yenilenebilir enerji potansiyeli bakımından birçok Avrupa ülkesi ve Ortadoğu ülkelerine kıyasla Türkiye çok avantajlı bir durumdadır.

Su kaynaklarımız ile hidroelektrik üretimi olarak dünyada potansiyeli yüksek olan Türkiye, bu avantajını da kullanmak üzere ciddi projeleri uygulamaya yıllar önce başlamıştır.

Güneş, rüzgar ve jeotermal enerji bakımından da yapılan çalışmalar ve teşvikler devam etmektedir.

Yeşil enerji potansiyelimizin farkında olarak özellikle yenilenebilir enerji kaynağı bulunan iller üzerinde enerjinin etkileri ve geleceğimizi nasıl şekillendirdiği ile alakalı farkındalıklar oluşturmak içinde enerji bakanlığı bir dizi projeleri son yıllarda hızlandırmış durumdadır.

Son yıllarda yaşanan sel ve orman yangınlarının ardından özellikle küresel ısınma sıkça gündeme gelen ve en çok konuşulan konular arasında yer almıştır.

Küresel felakete dönüşmeden yaşanan bu kaosu yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı ve enerji tasarrufu ile gidermek/önlem almak zorundayız.

Devletimiz enerji kaynaklarının kullanılması ve verimlik sağlanması için kamusal destekler vermektedir. İş dünyasının ve tüm vatandaşların enerjiyi tasarruflu kullanmayı milli bir görev olarak görmesiyle bu destekler başarıya ulaşacaktır ve dolayısıyla geleceğimizde küresel felaketten en az zararla kurtulabiliriz. Aksi halde çevre bilinci ile hareket edemez, geri dönüşüm konusunda oluşturulmaya çalışılan farkındalığı göremez isek küresel felaket geleceğimizi ipotek altına alacaktır.

Vatandaş olarak geri dönüşüm konusunda biraz özeleştiri yapmak zorundayız. “Sıfır Atık Projesi”nin ülkemize ve insanlığa ne kadar çok faydası olduğunun bilincinde hareket eden insanlarımızın sayısının, bu bilinçle hareket edenlerin sayısından az olması çok üzücü bir durumdur. Avrupa ülkelerinde enerji şirketlerinin çalışmalarını yakından takip ederim. Yapmış olduğum görüşmeler ve toplantılardan kalan zamanlarda da toplumun geri dönüşüm konusunda nasıl hareket ettiklerini hep imrenerek izlerim.

Sürdürülebilir bir yaşamın, toprağın, suyun, iklimin, ormanın ve biyolojik çeşitliliğin korunmasına bağlı olduğu hareketiyle sürecin doğru yönetilmesinin hayati önem taşıdığını hepimiz son yangın ve sel felaketlerini yaşayarak gördük.

Peki ders aldık mı?

Hayır…

Devam ediniz, içtiğiniz pet şişeleri yola atınız. Ormanlarda mangallar yakın ateşleri kontrolsüz geride bırakın. Kağıtları elinizde buruşturup, çöp kutusuna nişan alarak, ne denli iyi atıcı olduğunuzu ispatlamak ve alkış almak adına birbirinizle yarışınız.

Siz çirkin hareketlerle birbirinizle yarışınız, biz ise geleceğimiz adına geri dönüşüme saygılı bireyler olarak farkındalık oluşturmaya devam edelim.

Geri dönüşüm konusunda bir başarı yakalayacaksak, bunu ancak elele vererek bu seferberliğe katılırsak başarılı oluruz.

Kısaca ya var oluruz ya da yok…

Okumaya Devam Et